Mükemmel Alışveriş | Pazar - 1. SEZON | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
176 kelime 166 kel/dk

Video özeti: Bluey bir pazarda şeker kaplı elmaya beş dolar harcadığı için pişman olur ve harcanmış paranın öylece geri alınamayacağını öğrenir. Bir atasözü, bu seçimi şarkı, yiyecek, meyve suyu ve havuç alınmasını içeren bir alışveriş zincirine bağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. I've got one toffee apple left. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: have got + miktar + left yapısının ne kadar kaldığını belirttiğini ve left sözcüğünün burada yön değil “kalan” anlamına geldiğini anlayın. Bu kalıbı günlük durumlarda stoktan, hâlâ mevcut seçeneklerden veya son bir fırsattan söz etmek için kullanabilirsiniz. 2. "What goes around, comes around." — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: İnsanların eylemlerinin ya da bunların sonuçlarının sonunda eylemi başlatan kişiye döneceğini anlatan yaygın bir atasözünü tanıyın. Böylece yanıltıcı bir kelimesi kelimesine yorumdan kaçınabilir; konuşmalarda ve medyada karşılıklılık, neden-sonuç veya ilahi adalet göndermelerini takip edebilirsiniz. 3. we're out of carrots — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: be out of something ifadesinin bir şeyin tüketildiğini, satıldığını veya o anda bulunmadığını anlattığını öğrenin. Evde, mağazada ya da restoranda bir malzemenin, ürünün veya stoğun kalmadığını doğal biçimde belirtmek için bu öbeği kullanabilirsiniz.

Bu derste

I've got one toffee apple left. Notlar

0:00

Sadece bir tane elma şekerim kaldı.

Dilbilgisi

I've got ... left: ne kadar kaldığını söylemek

I've got + miktar/nesne + left yapısı, o miktarın hâlâ mevcut olduğunu belirtir. Bu cümlede konuşanın yalnızca bir tane şeker kaplı elması kalmıştır. Left burada geriye kalanı anlatır, bir yönü belirtmez. Bu yapı kalan nesneler, zaman, para veya fırsatlar için kullanılabilir. Have got konuşanın şu anda neye sahip olduğunu, left ise geriye kalan miktarı gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle konuşanın yalnızca bir bileti kaldığını doğal biçimde anlatır?

  1. I've got one ticket left.
  2. I've got one ticket on the left.
  3. I've left one ticket at home.
Cevabı göster

I've got one ticket left.

Kültür

toffee apple: panayırda satılan şeker kaplı elma

Toffee apple, çubuğa geçirilmiş bütün bir elmanın sert ve tatlı bir şeker tabakasıyla veya tofi benzeri bir kaplamayla kaplanmış hâlidir. Bir tatlıdır; sade bir elma ya da içinde tofi aroması olan bir elma değildir. Bu ad özellikle Britanya’da yaygındır ve panayırlar, lunaparklar ve benzer kutlamalarla ilişkilendirilir. Şekerli bir kaplaması olduğunu bilmek, neden tatlı yiyecek olarak görüldüğünü açıklar.

Alıştırma

Bir Britanya panayırında toffee apple nedir?

  1. Çubuğa geçirilmiş ve sert şekerle kaplanmış bütün bir elma
  2. Tofi aromalı bir elma içeceği
  3. Üzerinde kaplama olmayan sade ve taze bir elma
Cevabı göster

Çubuğa geçirilmiş ve sert şekerle kaplanmış bütün bir elma

I will.

0:06

Ben alacağım.

Lovely jubbly. Deyimler

0:07

Harika.

Deyimler

Lovely jubbly: şakacı bir Britanya İngilizcesi ünlemi

Lovely jubbly, “Harika!” veya “Mükemmel!” anlamına gelen şakacı ve samimi bir Britanya İngilizcesi ünlemidir. Bu cümlede konuşanın olanlardan memnun olduğunu gösterir. İfadenin tamamını tek bir neşeli tepki olarak düşünün. Burada jubbly ayrı bir gerçek anlam katmaz; akılda kalıcı ve uyaklı bir ses oluşturmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bir arkadaşınız piknik planınızın kesinleştiğini söylüyor. “Harika!” anlamına gelen şakacı ve samimi Britanya İngilizcesi tepkisi hangisidir?

  1. I am not certain.
  2. Lovely jubbly!
  3. That is disappointing.
Cevabı göster

Lovely jubbly!

Thank you.

0:10

Teşekkür ederim.

I'm pretty sure that has sugar in it. Notlar

0:14

Bunda şeker olduğundan oldukça eminim.

Ton ve niyet

I'm pretty sure: emin ama tamamen kesin değil

I'm pretty sure ifadesinde pretty, “oldukça” veya “epeyce” anlamına gelen bir zarftır; “güzel” anlamına gelmez. Bu ifade, konuşanın bir şeye inanmak için iyi nedenleri olduğunu, ancak küçük de olsa yanılma ihtimalini kabul ettiğini gösterir. I'm pretty sure iddiayı yumuşattığı için bir uyarının, düzeltmenin veya önerinin daha az sert duyulmasını sağlayabilir. Yargıyı tamamen kesin değil, güvenli bir tahmin olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle güçlü bir güven gösterirken küçük bir yanılma ihtimalini de açık bırakır?

  1. I know for a fact that the train leaves at nine.
  2. I'm pretty sure the train leaves at nine.
  3. I have no idea when the train leaves.
Cevabı göster

I'm pretty sure the train leaves at nine.

Dilbilgisi

has ... in it: bir şeyin ne içerdiğini söylemek

has sugar in it ifadesinde has, sahip olma ya da içerme anlamı verir; in it ise söz konusu maddenin o şeyin içinde olduğunu açıkça belirtir. Burada that ve it aynı şeyi gösterir: o şey şeker içerir. Bir şeyin içinde ne olduğunu söylemek için something has + malzeme veya nesne + in it kalıbını kullanabilirsin. Bu kalıp özellikle konuşma dilinde, içerik ve malzemelerden bahsederken yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi has ... in it kalıbıyla tamamla: This drink ____ caffeine ____.

Cevabı göster

has · in it

Ah, toffee apple, old school. Kelime

0:25

Ah, elma şekeri, nostaljik.

Kelime

old school: geleneksel veya nostaljik

old school, tarz olarak geleneksel ya da işleri yapmanın eski bir yoluyla bağlantılı anlamına gelen gündelik bir sıfattır. Burada şeker kaplı elma, geçmişten tanıdık bir yiyecek gibi hissettirir; ifade eski bir eğitim kurumu anlamına gelmez. Konuşanın tavrı sıcak ve nostaljik, tarafsız ya da hafif eleştirel olabilir. Eski tarzın beğenildiğini mi yoksa modası geçmiş görüldüğünü mü bağlam ve ses tonu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle old school ifadesini olumlu ve nostaljik bir betimleme için doğal biçimde kullanır?

  1. The café's school is old.
  2. The café has an old-school jukebox and handwritten menus.
  3. The café has an old school where children studied.
Cevabı göster

The café has an old-school jukebox and handwritten menus.

I'm not sure I like this toffee apple. Ton ve niyet

0:28

Bu elma şekerini sevdiğimden pek emin değilim.

Ton ve niyet

I'm not sure I like ... ile hoşlanmamayı yumuşatmak

Bu cümlede I'm not sure I like ... yalnızca belirsizlik bildirmez. Konuşanın karamelli elmayı muhtemelen sevmediğini düşündürür; ancak bu olumsuz tepkiyi doğrudan I don't like it demek yerine kesinleşmemiş bir görüş gibi sunar. Henüz bir fikir oluşturuyorsanız veya eleştiriyi yumuşatmak istiyorsanız bu kalıbı kullanabilirsiniz. Dinleyen kişi çoğu zaman tamamen tarafsız bir kararsızlık değil, olumsuz tarafa eğilen bir tutum algılar.

Alıştırma

Eleştirinin temkinli ve daha yumuşak duyulması için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: ____ this design.

Cevabı göster

I'm not sure I like

Plus, Indy can't have any. Notlar

0:31

Üstelik Indy hiç yiyemez.

Anlatım akışı

Cümle başındaki Plus ile bir neden daha eklemek

Cümle başındaki Plus, 'ayrıca' veya 'üstelik' anlamına gelir. Aynı düşünceyi destekleyen bir neden daha ekler; burada matematikteki artı işareti değildir. Bir söylem belirleyicisi olarak yeni cümlenin önceki içerikle nasıl bağlantılı olduğunu gösterir: önceki açıklama, onu destekleyen bir ayrıntıyla devam eder.

Alıştırma

Yeni dizüstü bilgisayarın daha hafif olduğunu zaten söylediniz. Hangi cümle onu satın almak için doğal biçimde başka bir neden ekler?

  1. Plus, its battery lasts longer.
  2. For example, its battery lasts longer.
  3. However, its battery lasts longer.
Cevabı göster

Plus, its battery lasts longer.

Dilbilgisi

can't have any: hiçbir miktarı yiyememek veya yemesine izin verilmemek

Yiyecek bağlamında can't have any, Indy'nin daha önce sözü edilen yiyecekten en küçük bir miktarı bile yiyemediğini anlatır. Burada have yalnızca “sahip olmak” değil, “yemek” veya “tüketmek” anlamındadır; any ise daha önce anılan yiyeceğin yerini tutar. subject + can't have any + noun kalıbı ya da isim bağlamdan belliyse subject + can't have any yapısı, sağlık, alerji, kural veya izin kaynaklı bir kısıtlamayı sıkça ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın alerjisi nedeniyle hiç kuruyemiş yiyemediğini söyler?

  1. Maya doesn't have any nuts with her.
  2. Maya can have some nuts after lunch.
  3. Maya can't have any nuts because she is allergic to them.
Cevabı göster

Maya can't have any nuts because she is allergic to them.

Ah, that's no good. Ton ve niyet

0:33

Ah, bu hiç iyi değil.

Ton ve niyet

That's no good: bir soruna veya işe yaramayacak bir plana tepki vermek

That's no good, kötü bir habere, bir soruna veya işe yaramayacak bir plana verilen gündelik bir sözlü tepkidir. Burada that, az önce sözü edilen durumun tamamına gönderme yapar; no good ise “uygun değil, etkisiz veya kabul edilemez” anlamına gelir. Bu ifade endişeyi hızlıca gösterebilir veya bir seçeneği reddedebilir. Bir kişinin ahlaken iyi ya da kötü oluşunu değil, durumu veya planı değerlendirir.

Alıştırma

Diyaloğu okuyun. Burada That's no good ne anlama geliyor? A: The library closes before we arrive. B: That's no good. Let's choose another place.

  1. Konuşan kişi bilgiyi duymadı.
  2. Kütüphane ahlaken kötüdür.
  3. Plan işe yaramayacak.
Cevabı göster

Plan işe yaramayacak.

Thank you.

0:34

Teşekkür ederim.

Thanks, buddy.

0:38

Sağ ol, dostum.

That deserves a song. Kalıp ifadeler

0:41

Bu bir şarkıyı hak ediyor.

Kalıp ifadeler

That deserves a song: uygun bir karşılık için deserve + isim

That deserves a song cümlesinde deserve, 'layık olmak' ya da 'hak etmek' anlamındadır. Konuşan kişi, az önce olanların uygun karşılığının bir şarkı olduğuna dair bir değerlendirme yapar; bu, yalnızca bir şarkıya ihtiyaç olduğu anlamına gelmez. Özne + deserve(s) + isim kalıbı, uygun görülen muameleyi, ödülü veya karşılığı belirtir. Örneğin: She deserves a rest ve The issue deserves attention.

Alıştırma

Hangi cümle, Lina'nın çok çalıştıktan sonra dinlenmeyi hak ettiğini söylüyor?

  1. After working all day, Lina needs a break.
  2. After working all day, Lina takes a break.
  3. After working all day, Lina deserves a break.
Cevabı göster

After working all day, Lina deserves a break.

Dad, I'm not sure I made the right choice. Kalıp ifadeler

0:44

Baba, doğru seçimi yaptığımdan emin değilim.

Kalıp ifadeler

made the right choice: make + choice eşdizimi

Made the right choice, make the right choice ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. En iyi veya en uygun seçeneği seçmek anlamına gelir. I'm not sure I made... içinde konuşan kişi daha önce verdiği kararı sorgular. Yeniden kullanılabilen eşdizim make + choice biçimindedir: make a choice, make a difficult choice, make the wrong choice. Right, choice sözcüğünü niteler; make ise choice ismiyle doğal biçimde kullanılan fiildir.

Alıştırma

Cümleyi hedef eşdizimin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After comparing both routes, I think I ____.

Cevabı göster

made the right choice

I think I want to put my $5 in that case and get a song. Notlar

0:47

Sanırım 5 dolarımı o kutuya atıp bir şarkı dinlemek istiyorum.

Kültür

put my $5 in that case: sokak sanatçısına bahşiş vermek için kutuya para koymak

Bu sokak performansı bağlamında case, sanatçının para toplamak için açık bıraktığı enstrüman kutusunu veya başka bir kutuyu ifade eder. Put my $5 in that case, beş doları ödeme ya da bahşiş olarak fiziksel biçimde o kutunun içine koymak demektir. Bu hareket aynı zamanda izleyicilerin bir sokak sanatçısını desteklemesinin veya ona ödeme yapmasının yaygın ve resmî olmayan bir yoludur. Burada case bir kaptır; durum veya hukuk davası anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlede put my $5 in that case ne anlama geliyor?

  1. Parayı ödeme ya da bahşiş olarak sokak sanatçısının açık kutusuna koymak.
  2. Beş doları bir hukuk davasına harcamak.
  3. Beş dolarla ilgili bir durumu anlatmak.
Cevabı göster

Parayı ödeme ya da bahşiş olarak sokak sanatçısının açık kutusuna koymak.

Kelime

get a song: canlı bir şarkı performansı almak

Burada get a song, para karşılığında bir şarkı performansı almak; yani sanatçının bir şarkı söylemesini veya çalmasını dinlemek demektir. Get, şarkıyı fiziksel bir nesne gibi eline almak anlamına gelmez. Get, get a haircut veya get a guided tour örneklerinde olduğu gibi, bir hizmet ya da deneyim almak veya ayarlamak anlamında da sıkça kullanılır. Neyin sağlandığını ardından gelen isim ve bağlam belirler.

Alıştırma

Hangi cümlede get, bir hizmet veya deneyim almak anlamında kullanılmıştır?

  1. We got tired during the guided tour.
  2. We paid at the desk and got a guided tour.
  3. We got the brochure from the front desk.
Cevabı göster

We paid at the desk and got a guided tour.

Oh, right.

0:51

Oh, anlıyorum.

Can I get my $5 back? Ton ve niyet

0:53

5 dolarımı geri alabilir miyim?

Ton ve niyet

Can I get ... back?: bir şeyi geri istemek

Can I get my $5 back? konuşanın o beş doları yeniden alıp alamayacağını sorar. Para zaten ödenmiş veya harcanmışsa, paranın geri verilmesi ya da iade edilmesi talebidir; get back burada bir yere geri dönmek anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen kalıp Can I get + nesne veya miktar + back? şeklindedir. Daha önce verdiğiniz, ödünç bıraktığınız veya ödediğiniz şeyi geri istemek için get ile back arasına yerleştirin.

Alıştırma

İsteği tamamlamak için get, my charger ve back ifadelerini doğal sıraya koyun: I need to leave soon. Can I ____?

Cevabı göster

get my charger back

That's not really how it works, kiddo. Notlar

0:55

İşler tam olarak öyle yürümüyor, ufaklık.

Ton ve niyet

not really: bir düzeltmeyi yumuşatmak

That's not really how it works cümlesinde not really düzeltmeyi yumuşatır. Konuşan kişi hâlâ işlerin böyle yürümediğini anlatır, ancak not sözcüğünün really sözcüğünden önce gelmesi yanıtın daha az sert ve çatışmacı duyulmasını sağlar. Yine de bu olumsuz bir yanıttır; kısmi onay bildirmez ve bir şeyin gerçek dışı olduğunu söylemez. Bu yapıyı bir fikri nazikçe reddetmek, yanlış anlamayı düzeltmek veya bir açıklamanın doğru olmadığını belirtmek için kullanın.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: That's not really how it works. not really ne işe yarıyor?

  1. Düzeltmeyi yumuşatır, ancak konuşan kişi yine de aynı fikirde değildir.
  2. Durumun gerçek değil, hayal ürünü olduğunu söyler.
  3. Konuşan kişinin büyük ölçüde aynı fikirde olduğunu gösterir.
Cevabı göster

Düzeltmeyi yumuşatır, ancak konuşan kişi yine de aynı fikirde değildir.

Kalıp ifadeler

how it works: bir şeyin işleyiş biçimi

how it works ifadesindeki works, “bir işi var” değil, “işler” ya da “çalışır” anlamındadır. İfade, bir şeyin arkasındaki kuralları, mekanizmayı veya uygulamadaki süreci anlatır. Bu cümlede how it works, “bu durumun gerçekte işleyiş biçimi” demektir. Aynı yapı bir cihazı, sistemi, süreci veya toplumsal kuralı açıklamak için kullanılabilir: how + özne + work(s).

Alıştırma

Hangi cümlede how it works, “bir sistemin işleyiş biçimi” anlamında kullanılmıştır?

  1. The guide explains who designed it.
  2. The guide explains how it works.
  3. The guide explains when it opens.
Cevabı göster

The guide explains how it works.

Once you've spent money, it's, well, gone. Notlar

0:57

Parayı bir kez harcadın mı, şey, gider.

Dilbilgisi

Once you've spent money: tamamlanmış bir adım ve sonucu

Burada once, “bir kez” değil, “olur olmaz” ya da “-dıktan sonra” anlamındadır. Once you've spent money, ana cümledeki sonuçtan önce tamamlanan adımı tanıtır. once + present perfect, sonuç geçerli olmadan önce ilk eylemin tamamlandığını vurgular. Bu yapı kesin veya geri çevrilmesi zor sonuçlara yol açan tamamlanmış adımlar için kullanışlıdır.

Alıştırma

Kuralı, you öznesini ve kısaltılmış once + present perfect başlangıcını kullanarak tamamlayın: ____ submitted the form, you can't change it.

Cevabı göster

Once you've

Ton ve niyet

it's, well, gone: konuşmayı yumuşatan well

Bu cümlede well, doğrudan sonuç olan gone sözcüğünden önce eklenen bir söylem belirtecidir. Konuşana hoş olmayan gerçeği nasıl ifade edeceğini düşünmesi için kısa bir süre verir ve anlatımı daha az sert yapar; burada “iyi bir şekilde” anlamına gelmez. Buradaki gone, paranın harcandığını ve artık kullanılamayacağını belirtir; bir kişinin ayrıldığı anlamına gelmez. well çıkarıldığında temel gerçek değişmez, ancak ifade daha doğrudan duyulur.

Alıştırma

Hangi cümlede well, hoş olmayan bir gerçekten önce konuşmayı yumuşatan bir ara ifade olarak kullanılmıştır?

  1. I don't feel well today.
  2. She explained the rule well.
  3. The tickets are, well, gone.
Cevabı göster

The tickets are, well, gone.

Oh, okay.

1:01

Oh, tamam.

Don't worry, Bluey.

1:03

Endişelenme, Bluey.

My mum always says to me,

1:05

Annem bana hep şöyle der:

"What goes around, comes around." Deyimler

1:07

"Giden her şey bir gün geri döner."

Deyimler

What goes around, comes around: davranışlarınız size geri döner

What goes around, comes around, yaptığınız davranışların etkilerinin çoğu zaman dönüp sizi etkilediğini anlatan bir atasözüdür. İyi davranışlar güzel sonuçlar getirirken zarar verici davranışlar da sonuçlara yol açabilir. Cümlenin tamamını kalıplaşmış ve mecazi bir söz olarak anlayın. Gerçek anlamda daire çizerek hareket etmekten değil, ahlaki veya toplumsal neden-sonuç ilişkisinden söz eder.

Alıştırma

Kalıplaşmış atasözünü tamamlayın: What goes around, ____.

Cevabı göster

comes around

What does that mean?

1:09

Bu ne anlama geliyor?

I don't know.

1:11

Bilmiyorum.

Sweetheart, can you go get your dad a German sausage, please? Notlar

1:13

Tatlım, gidip babana bir Alman sosisi alabilir misin lütfen?

Kelime

Sevecen bir hitap sözü olarak Sweetheart

Sweetheart, cümlenin başında karşıdaki kişiye doğrudan seslenmek için kullanılan bir hitap sözüdür. Burada sevgi gösterir ve isteğin sıcak duyulmasını sağlar; sweetheart adlı bir nesneyi ifade etmez. Virgül, Sweetheart hitabını isteğin geri kalanından ayırır. Aynı kalıpta bir ad veya başka bir hitap sözü de kullanılabilir: Maya, can you help?

Alıştırma

Sweetheart sözcüğünün kullanıldığı en doğal durum hangisidir?

  1. Bir yolcu pasaport görevlisine şöyle der: “Sweetheart, may I enter?”
  2. Bir ebeveyn küçük çocuğuna şöyle der: “Sweetheart, please put your coat on.”
  3. Bir çalışan yeni yöneticisine şöyle der: “Sweetheart, I finished the report.”
Cevabı göster

Bir ebeveyn küçük çocuğuna şöyle der: “Sweetheart, please put your coat on.”

Kalıp ifadeler

go get someone something: biri için bir şey getirmek veya satın almak

Günlük konuşmada go get iki eylemi birleştirir: bir yere gitmek ve ardından bir şeyi almak ya da getirmek. can you ifadesinden sonra go ve get yalın fiil biçiminde kalır. get your dad a German sausage ifadesindeki sıra get + kişi + şey biçimindedir. your dad nesneyi alan veya ondan yararlanan kişidir; a German sausage ise nesnedir. get a German sausage for your dad da denebilir. Duruma göre get gidip getirmek, edinmek veya satın almak anlamına gelebilir.

Alıştırma

İsteği go get + kişi + şey kalıbıyla tamamlayın. Kişi olarak Leo, şey olarak his keys kullanın: Could you ____, please?

Cevabı göster

go get Leo his keys

Okay, Dad.

1:16

Tamam, baba.

Here we go. Anlatım akışı

1:20

İşte başlıyoruz.

Anlatım akışı

Here we go: sıradaki eylemi başlatmak

Here we go, bir eylemin başladığını veya insanların bir sonraki adıma geçtiğini gösteren sözlü bir işarettir. Bu cümlede etkileşimi ileri taşır: konuşmacı sırada gelen şeye başlamaya hazırdır. Here sözcüğünün bir yeri belirtmesi gerekmez. İfadenin tamamını, bir sonraki eyleme dikkat etme sinyali olarak öğrenin.

Alıştırma

Hangi cümlede Here we go bir etkinliğin başladığını belirtmek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. We finished the race yesterday. Here we go!
  2. Everyone is ready. Here we go!
  3. Your sandwich is ready. Here you go!
Cevabı göster

Everyone is ready. Here we go!

Now, that's a tune. Ton ve niyet

1:23

Vay canına, ne güzel melodi.

Ton ve niyet

Now, that's a tune: güçlü bir beğeni ifadesi

Now, that's a tune cümlesinde konuşmacı yalnızca bunun müzik olduğunu belirtmez. Cümle güçlü ve memnun bir beğeni ifade eder: müzik gerçekten iyi bir melodi gibi gelmektedir. Now burada zamanı belirtmek yerine tepkiyi başlatır ve güçlendirir. Tekrar kullanılabilen Now, that's a/an + noun kalıbı, bir şeyi o ismin açık veya çarpıcı bir örneği olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede Now, that's... coşkulu bir beğeni ifade etmek için kullanılmıştır?

  1. That solution was discussed yesterday.
  2. Now, the solution is on the table.
  3. Now, that's a clever solution!
Cevabı göster

Now, that's a clever solution!

One sausage, please. Kalıp ifadeler

1:25

Bir sosis, lütfen.

Kalıp ifadeler

One sausage, please: miktar + ürün istek kalıbı

Miktar + ürün + please kalıbı, hizmet ortamında kullanılan kısa ve eksiksiz bir istektir. Burada One sausage, please. konuşanın bir sosis satın almak istediği anlamına gelir. Durumdan sipariş verildiği anlaşıldığı için I want eklemek gerekmez. one sözcüğünden sonra sayılabilen ismin tekil biçimi, birden büyük sayılardan sonra ise çoğul biçimi kullanılır: one sausage, two sausages. Please bu kısa isteği kibar hâle getirir.

Alıştırma

Üç elma istemek için miktar + ürün kalıbını kullanın: ____, please.

Cevabı göster

Three apples

Thanks.

1:27

Teşekkürler.

There you go. Ton ve niyet

1:27

Buyurun.

Ton ve niyet

There you go: bir şeyi teslim etmek veya hizmeti tamamlamak

Bu sahnede müşteriye bir şey uzatılırken There you go. denir. Bu ifade, müşterinin istediği şeyin kendisine verildiğini ve teslimin ya da hizmetin tamamlandığını gösterir. Bu, kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir ve normalde bir yere gitme talimatı değildir. Başka bağlamlarda bir işin tamamlandığını veya bir kişinin bir şeyi başarıyla yaptığını da gösterebilir.

Alıştırma

Bir kütüphane görevlisi okuyucuya yeni kütüphane kartını uzatıyor. Söylenecek en doğal ifade hangisidir?

  1. There it goes.
  2. There you go.
  3. Here we go.
Cevabı göster

There you go.

Thanks.

1:29

Teşekkürler.

Gruber, go get me a carrot juice.

1:31

Gruber, git bana bir havuç suyu al.

Sure thing, Dad. Ton ve niyet

1:32

Tabii ki, baba.

Ton ve niyet

Sure thing: rahat ve istekli bir şekilde kabul etme

Sure thing, bir isteği kabul ederken kullanılan samimi ve gündelik bir sözlü yanıttır; Elbette veya Sorun değil anlamına gelir. Konuşanın isteği yerine getirmeye gönüllü olduğunu gösterir. Burada thing bir nesneyi adlandırmaz. Sure thing kalıplaşmış bir yanıttır; bu nedenle sözcükleri tek tek çevirmek yerine bütün olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız kapıyı tutmanızı istiyor ve siz de memnuniyetle kabul ediyorsunuz. En doğal yanıt hangisidir?

  1. What thing?
  2. I'm not sure.
  3. Sure thing.
Cevabı göster

Sure thing.

Carrot juice, please.

1:34

Havuç suyu, lütfen.

Oh, we're out of carrots Kalıp ifadeler

1:37

Ah, havucumuz kalmamış.

Kalıp ifadeler

we're out of carrots: be out of + şey kalıbı

we're out of carrots cümlesinde be out of + şey, o şeyden şu anda hiç kalmadığı veya mevcut olmadığı anlamına gelir. Havuçlar kullanılmış ya da stokta kalmamıştır. Bu kalıp mevcut bir durumu anlatır. Özne, We're out of milk. örneğindeki gibi bir kişi veya grup ya da The café is out of soup. örneğindeki gibi bir yer veya işletme olabilir. Buradaki out of, bir şeyin içinden dışarı doğru hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Kafede yulaf sütü kalmadığını belirtmek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The café is ____ oat milk.

Cevabı göster

out of

Will you get me a bag of carrots, please, Juniper? Ton ve niyet

1:39

Bana bir poşet havuç alabilir misin, Juniper?

Ton ve niyet

Will you ... please?: doğrudan ve kibar bir rica

Bu cümlede Will you + fiilin yalın hâli...? dinleyiciden bir şey yapmasını ister; will geleceği tahmin etmez. Please kibarlık katar, ancak konuşan yine de eylemi doğrudan talep eder. Get me a bag of carrots, get + kişi + nesne yapısını kullanır ve duruma göre biri için bir şeyi temin etmek, getirmek veya satın almak anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp Will you + fiilin yalın hâli + diğer ayrıntılar + please? şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle birinden müziğin sesini kısmasını doğrudan ama kibar biçimde ister?

  1. Will the music be quieter tomorrow?
  2. You will turn down the music now.
  3. Will you turn down the music, please?
Cevabı göster

Will you turn down the music, please?

Yes, Mum.

1:41

Evet, anne.

I'd like these carrots, please. Ton ve niyet

1:43

Ben bu havuçları istiyorum, lütfen.

Ton ve niyet

I'd like ..., please: kibar alışveriş ve siparişler

Burada I'd like, I would like anlamına gelir ve konuşanın şu anda ne satın almak istediğini kibarca belirtir. Uzun süreli bir tercihi değil, mevcut bir seçimi veya isteği ifade eder. Yeniden kullanılabilen kalıp I'd like + ürün ya da hizmet + please şeklindedir. These, yakındaki veya işaret edilen birden fazla havucu anlatır. I want... ile karşılaştırıldığında would like isteği daha az sert hâle getirir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuzu seçin. like öncesindeki kısa /d/ sesine dikkat edin.

  1. I'd like the window seat.
  2. I like the window seat.
Cevabı göster

I'd like the window seat.

Just these, please. Ton ve niyet

1:49

Sadece bunları, lütfen.

Ton ve niyet

Just these, please: seçimi yalnızca bu ürünlerle sınırlamak

Bu cümlede just, “az önce” değil, “yalnızca” anlamındadır. Seçimi, görünen veya seçilmiş çoğul nesneler olan these ile sınırlar ve “başka bir şey değil” mesajını verir. Just these, please. hizmet ortamlarında kullanılan doğal ve kısaltılmış bir ifadedir. Tam düşünce I'd like just these, please cümlesine yakındır; ancak nesneler ve yapılacak işlem belli olduğunda kısa biçim yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Kasiyer başka bir şey isteyip istemediğinizi soruyor. Yalnızca tezgahta bulunan ve önceden seçtiğiniz birkaç ürünü almak istiyorsunuz. En doğal yanıt hangisidir?

  1. Just this, please.
  2. Just these, please.
  3. These arrived just now.
Cevabı göster

Just these, please.

I'll have that one, thank you. Ton ve niyet

1:54

Şunu alayım, teşekkürler.

Ton ve niyet

I'll have that one ile seçim belirtmek

Bir mağazada, restoranda veya benzer bir hizmet ortamında I'll have ... seçiminizi belirtmenin doğal bir yoludur. Burada have, “zaten sahip olmak” değil, “seçmek, sipariş etmek veya almak” anlamındadır. I'll, I will ifadesinin kısaltılmış biçimidir; ancak bu kalıp genellikle o anda verilen bir kararı bildirir. That one, tanınabilen tek bir seçeneğin adının yerine geçer; thank you ise seçimi nazikçe tamamlar.

Alıştırma

Birkaç pastaya baktıktan sonra görevlinin gösterdiği pastayı almaya karar veriyorsunuz. En doğal yanıt hangisidir?

  1. I'll hold that one for you.
  2. I'll have that one, thank you.
  3. I have that one at home.
Cevabı göster

I'll have that one, thank you.