Video Nedir??: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
1.045 kelime 197 kel/dk

Video tanıtımı: Michael, record ve video sözcüklerinin kökenini beta hareketi, kare hızları ve insan görüşüyle ilişkilendiriyor; ardından YouTube verileriyle videonun ölçeğini gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. known as — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bir terimin kabul görmüş adını veren edilgen yapıyı öğrenin ve ünlü olma nedenini belirten known for ile ayırın. 2. wind up with — Deyimsel fiiller: çoğu kez beklenmeyen son sonucu fark edin; burada aşırı kare hızlarının yol açtığı baş ağrısıdır. 3. if you were to take — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: bir dakikada yüklenen tüm videoları düşünmeye çağıran varsayımsal koşulu kullanın ve sonucu would ile belirtin.

Bu derste

Hey, Vsauce.

0:00

Selam, Vsauce.

Michael here and I just got back from VidCon. Öbek fiiller

0:01

Michael burada, VidCon'dan daha yeni döndüm.

Öbek fiiller

got back: bir yerden veya etkinlikten dönmek

Buradaki got back, get back ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve geri döndü anlamına gelir. Konuşmacı VidCon’a katıldıktan sonra geri gelmiştir; bu cümlede got, elde etti anlamına gelmez. Get back, geri dönmek anlamındayken doğrudan nesne olmadan kullanılabilir. Ayrılınan yer veya etkinlik from’dan sonra gelebilir: get back from a trip, an event, or a place.

Alıştırma

Cümleyi hedef geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: I just ____ from summer camp.

Cevabı göster

got back

The entire convention was incredible,

0:03

Etkinliğin tamamı inanılmazdı,

but the whole time I was there, Kalıp ifadeler

0:05

ama orada olduğum süre boyunca

I thought a lot about video.

0:07

video üzerine çok düşündüm.

Kalıp ifadeler

the whole time: belirli bir sürenin tamamı boyunca

The whole time, konuşulan dönemin tamamı boyunca anlamına gelir. Bu cümlede I was there zaman sınırlarını belirler ve konuşmacı düşünmenin orada kaldığı sürenin tamamında devam ettiğini söyler. Bu ifade genellikle sınırları belli, belirli bir zaman dilimini gösterir. the whole time I was there örneğindeki gibi dönemi tanımlayan bir yan cümlenin önüne gelebilir veya dönem zaten belliyse daha sonra kullanılabilir.

Alıştırma

Bir çocuk belirli bir okul oyununun başından sonuna kadar gergindi. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar: I was nervous ___ during the school play.

  1. all the time
  2. the whole time
  3. for a while
Cevabı göster

the whole time

We all watch video and many of us work with video,

0:10

Hepimiz video izliyoruz ve çoğumuz videoyla çalışıyoruz,

but what is it?

0:13

ama video nedir?

I mean, what really is video?

0:14

Yani, video gerçekte nedir?

Well,

0:16

Peki,

guess what?

0:16

bilin bakalım ne oldu?

Today, we're going to take a look. Kalıp ifadeler

0:17

Bugün buna bir göz atacağız.

Kalıp ifadeler

take a look (“bir göz atmak”)

Take a look, genellikle kısa bir süreliğine “bir şeye bakmak veya onu incelemek” ya da dikkati bir sonraki noktaya yöneltmek anlamına gelen yaygın bir ifadedir. Buradaki take, “alıp götürmek” anlamına gelmez; sözcükler birlikte tek bir ifade olarak çalışır. Bakılan şey bağlamdan zaten belliyse nesne söylenmeyebilir. Nesne açıkça belirtildiğinde take a look at + isim yapısı kullanılır; örneğin take a look at the picture.

Alıştırma

Cümleyi “kısaca incelemek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Before we choose a route, let's ____ at the map.

Cevabı göster

take a look

To begin, Anlatım akışı

0:19

Başlangıç olarak,

I think we should start all the way down at the bottom with language.

0:20

bence en temelden, dilden başlamalıyız.

Anlatım akışı

Açılış geçiş ifadesi olarak To begin

To begin, cümlenin başında kullanılan ve ilk noktayı ya da adımı bildiren bir geçiş ifadesidir. Ardından gelen bilgileri düzenler ve dinleyiciyi açıklamanın başlangıç noktasına yönlendirir. Burada birine başlamasını söylemek yerine cümlenin tamamı hakkında işlev görür. Geçiş ifadesi genellikle ana cümleden virgülle ayrılır.

Alıştırma

Bir sunuma başlıyor ve ilk noktanızı belirtmek istiyorsunuz. Hangi giriş en uygundur?

  1. Begin the presentation now.
  2. To begin, let's define the main problem.
  3. At first, the problem seemed minor.
Cevabı göster

To begin, let's define the main problem.

What does the word record mean?

0:24

“Record” sözcüğü ne anlama gelir?

The story behind the word record is actually quite cool and makes me a little sentimental. Kalıp ifadeler

0:26

“Record” sözcüğünün ardındaki hikâye aslında oldukça hoş ve beni biraz duygulandırıyor.

Kalıp ifadeler

The story behind + bir isim öbeği

“The story behind the word record” ifadesinde story, kelimeyle bağlantılı gerçek arka planı, kökeni veya açıklamayı belirtir; kurgusal bir hikâye anlamına gelmez. Behind mecaz anlamda kullanılır: görünen konu “the word record” iken ifade, onu açıklayan ve ilk bakışta belli olmayan tarihe veya nedene dikkat çeker. “The story behind + isim öbeği” kalıbı, dinleyicinin birazdan öğreneceği arka planı tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi “bir şeyi açıklayan arka plan veya köken” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The museum guide told us ____ the ancient map.

Cevabı göster

the story behind

The word record comes from the Latin,

0:30

“Record” sözcüğü Latinceden gelir;

where re means again

0:33

burada re, “yeniden”

and cor means the heart or the soul.

0:35

cor ise “kalp” ya da “ruh” anlamına gelir.

So,

0:38

Yani,

when you record something,

0:38

bir şeyi kaydettiğinizde,

you are literally bringing it back into your heart, Deyimler

0:40

onu kelimenin tam anlamıyla yeniden kalbinize getirir,

bringing it back into your soul,

0:43

yeniden ruhunuza taşır,

remembering it.

0:45

onu hatırlarsınız.

Deyimler

Bir mecaz olarak bringing it back into your heart

Burada bringing it back into your heart, bir şeyi derinden hatırlamanın ve onu iç dünyada yeniden var etmenin mecazıdır. Herhangi bir nesne fiziksel olarak taşınmaz. Konuşmacı az önce cor sözcüğünü heart veya soul ile ilişkilendirmiştir; bu yüzden bu imgeyi kaydetmek ile hatırlamak arasındaki etimolojik bağı açıklamak için kullanır. Konuşmacı literally dese de bu vurgu sözcüğün kökenine ilişkin açıklamaya aittir; record sözcüğünün günümüzdeki gerçek anlamlı tanımı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede bringing it back into your heart ne anlatıyor?

  1. Bir nesneyi fiziksel olarak bedenin içine yerleştirmek anlamına gelir.
  2. Bir şeyi hatırlamak ve onu duygusal olarak yeniden canlı kılmak anlamına gelir.
  3. Bir ses kaydının sesini yükseltmek anlamına gelir.
Cevabı göster

Bir şeyi hatırlamak ve onu duygusal olarak yeniden canlı kılmak anlamına gelir.

Now,

0:46

Şimdi,

that sounds really nice and pretty,

0:46

kulağa gerçekten hoş ve güzel geliyor,

but it actually had more to do with the fact that ancient people thought that the heart was where we stored memories, Kalıp ifadeler

0:48

ama aslında bu daha çok, eski insanların anıları depoladığımız yerin kalp olduğunu düşünmeleriyle ilgiliydi,

not the brain.

0:52

beyin değil.

Kalıp ifadeler

had more to do with the fact that: daha doğru nedeni belirtmek

Had more to do with the fact that, konuşmacının daha doğru veya daha önemli gördüğü açıklamayı sunar. Bu cümlede kulağa hoş gelen bir izlenim bırakılıp ardından gelen tarihsel inanca geçilir. Bu kalıpta have to do with, 'ile ilgili olmak' veya 'ile açıklanmak' anlamına gelir. More, bu nedeni başka bir olası açıklamayla karşılaştırır; the fact that ise tam bir yan cümle getirir. 'Bir şey yapmak zorunda olmak' anlamına gelmez.

Alıştırma

İlk izlenimi düzelten ve gerçeğe dayalı açıklamayı sunan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: It looked like a software problem, but it ____ the battery was dead.

Cevabı göster

had more to do with the fact that

The reason a sequence of still images can appear to be moving is an effect known as beta movement. Notlar

0:54

Bir dizi hareketsiz görüntünün hareket ediyormuş gibi görünmesinin nedeni, beta hareketi denen bir etkidir.

Kalıp ifadeler

known as: kabul edilmiş bir adı belirtmek

Known as, bir kişinin, şeyin, olgunun veya kavramın kabul edilmiş adını ya da etiketini belirtir. Burada görsel etkiye beta movement adı verilir. Edilgen kalıp be + known as + ad veya etiket şeklindedir. As, bir şeyin ne olarak adlandırıldığını gösterir; neden ünlü olduğunu açıklamaz.

Alıştırma

Kabul edilmiş bir adı tanıtan iki kelimelik hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: This optical illusion is ____ the Müller-Lyer illusion.

Cevabı göster

known as

Kültür

beta movement: hareketsiz görüntülerden algılanan hareket

Beta movement, bir görsel algı etkisinin adıdır: hareketsiz görüntüler uygun konumlarda ve zamanlarda art arda gösterildiğinde, her görüntü sabit olsa da izleyici hareket algılar. Burada bu terim, bir kare dizisinin neden hareket ediyormuş gibi görünebildiğini açıklar. Görüntüdeki nesnenin yaptığı özel bir fiziksel hareketi değil, beynin algıladığı olguyu anlatır.

Alıştırma

Beta movement terimini en iyi açıklayan seçenek hangisidir?

  1. Bir dizi hareketsiz görüntünün hareket olarak algılandığı görsel bir etki.
  2. Beta adlı bir nesnenin yaptığı hareket türü.
  3. Tek bir resmin ekranda fiziksel olarak hareket etmesi.
Cevabı göster

Bir dizi hareketsiz görüntünün hareket olarak algılandığı görsel bir etki.

If images move fast enough, Dilbilgisi

0:59

Görüntüler yeterince hızlı hareket ederse,

our brain can't comprehend them as separate images

1:01

beynimiz onları ayrı görüntüler olarak algılayamaz

and the illusion of motion is created.

1:04

ve hareket yanılsaması oluşur.

Dilbilgisi

fast enough: zarf + enough

Fast enough ifadesinde enough, fast zarfından sonra gelir. Yapı zarf + enough şeklindedir ve hızın bir sonuç için gereken düzeye ulaştığını belirtir. Bu cümledeki sonuç, beynin resimleri artık ayrı görüntüler olarak işlememesidir. Aynı yapı slowly enough ve clearly enough gibi ifadelerde de görülür.

Alıştırma

Fast ve enough sözcüklerini doğal sıralarıyla kullanarak cümleyi tamamlayın: The frames must move ____ for the viewer to perceive smooth motion.

Cevabı göster

fast enough

Now,

1:06

Şimdi,

for a very long time,

1:07

çok uzun bir süre boyunca,

we recorded moving images on photographic film.

1:08

hareketli görüntüleri fotoğraf filmine kaydettik.

But later on,

1:12

Ama daha sonra

a new way of capturing moving images came about Öbek fiiller

1:12

hareketli görüntüleri yakalamanın yeni bir yolu ortaya çıktı

and it was called video.

1:15

ve buna video adı verildi.

Öbek fiiller

came about: ortaya çıkmak veya var olmaya başlamak

Bu cümlede came about, “ortaya çıktı” veya “var olmaya başladı” anlamına gelir. Hareketli görüntüleri yakalamaya yönelik yeni bir yöntemin tarihsel süreçte doğuşunu anlatır; fiziksel bir hareketi belirtmez. Come about geçişsiz bir deyimsel fiildir. A new method came about örneğinde olduğu gibi, ortaya çıkan veya gerçekleşen şey özne olur.

Alıştırma

Cümleyi come about ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: No one planned the change; it ____ gradually as customers' needs evolved.

Cevabı göster

came about

Video comes from the Latin for I see,

1:17

Video sözcüğü, Latincede “görüyorum” anlamına gelen kelimeden gelir,

and rather than preserving a moving image chemically on celluloid photographic film stock, Dilbilgisi

1:20

ve hareketli bir görüntüyü selüloit fotoğraf filmi üzerinde kimyasal olarak saklamak yerine,

video is an electronic representation of the moving image.

1:26

video, hareketli görüntünün elektronik bir temsilidir.

Dilbilgisi

rather than preserving: bir yöntemi eleyip diğerini seçmek

Rather than preserving, elenen yöntemi tanıtır: hareketli görüntüleri fotoğraf filmi üzerinde kimyasal olarak saklamak. Ana cümle daha sonra videoyu elektronik bir temsil olarak sunar ve böylece ifade “A değil, B” karşıtlığı kurar. Burada rather than ifadesinden sonra preserving biçimi gelir, çünkü bir etkinliği veya yöntemi adlandırır. Yeni cümlelerde seçenekleri dil bilgisi açısından açık ve mümkün olduğunca paralel tutun: by storing data electronically rather than printing it.

Alıştırma

Cümleyi rather than ve ardından rebuild fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The team improved the current app ____ it from scratch.

Cevabı göster

rather than rebuilding

Now,

1:31

Şimdi,

in the real world,

1:31

gerçek dünyada

stuff just happens.

1:32

olaylar öylece gerçekleşir.

Things just continuously happen.

1:34

Her şey kesintisiz biçimde olup durur.

But in the world of a camera,

1:36

Ama kamera dünyasında,

whether it's film or video camera, Dilbilgisi

1:37

ister film kamerası ister video kamera olsun,

it's almost always in the form of frame rates, Kelime

1:39

neredeyse her zaman kare hızı söz konusudur;

Dilbilgisi

whether it's film or video camera: iki seçenek için aynı sonuç

Whether A or B iki olasılığı yan yana sunar ve ardından gelen ifadenin her ikisi için de geçerli olduğunu gösterir. Burada whether it's film or video camera, kare hızlarıyla yapılan açıklamanın iki kamera türünü de kapsadığını anlatır. Buradaki whether, yanıt bekleyen bir soru oluşturmaz. Bilgiyi düzenler: konuşmacı film kameraları ve video kameralar için aynı açıklamayı ayrı ayrı tekrarlamak yerine seçenekleri bir kez belirtir, ardından ortak özelliklerini söyler.

Alıştırma

Hangi cümle, aynı sonucun iki durumda da geçerli olduğunu göstermek için whether A or B yapısını kullanır?

  1. You can pay either online or at the desk.
  2. Whether you pay online or at the desk, the price is the same.
  3. Tell me which payment method you prefer.
Cevabı göster

Whether you pay online or at the desk, the price is the same.

pictures of the world taken at a certain speed that are then quickly gone through,

1:41

dünyanın görüntüleri belli bir hızda çekilir, sonra da hızla art arda gösterilir

Kelime

frame rates: saniyedeki kare sayısı

Kare hızı, birim zamanda kaydedilen, oynatılan veya gösterilen tek tek görüntü karelerinin sayısıdır ve genellikle saniyedeki kare sayısı (fps) olarak belirtilir. Bu cümlede frame rates, art arda gelen görüntülerin video oluşturmak için geçirildiği belirli hızı anlatır. Burada rate, görüntü kalitesine verilen puan değil, sıklık veya hız anlamındadır. Kare hızı, her karenin içerdiği ayrıntı miktarından da farklıdır.

Alıştırma

Hangi seçenek bir kare hızını açıklar?

  1. Saniyede 24 kare
  2. Beş yıldızlı görüntü puanı
  3. 1920'ye 1080 piksel
Cevabı göster

Saniyede 24 kare

producing through beta movement the illusion of movement.

1:46

ve beta hareketi sayesinde hareket yanılsaması yaratılır.

When a camera records at a lower frame rate,

1:49

Bir kamera daha düşük kare hızında kayıt yaptığında,

playback often looks jittery and skips like this.

1:52

oynatılan görüntü çoğu zaman böyle titrek ve atlamalı görünür.

More frames per second means that more information is taken every second,

1:56

Saniye başına daha fazla kare, her saniye daha fazla bilginin yakalanması demektir

leading to more fluidity. Dilbilgisi

2:00

ve bu da daha akıcı bir görüntü sağlar.

Dilbilgisi

leading to: sonuç eklemek

Burada leading to, önceki ifadenin tamamının sonucunu ekler: her saniye daha fazla bilgi almak, hareketin daha akıcı olmasını sağlar. Leading bir şimdiki zaman ortacıdır; ancak buradaki leading to cümlenin ana fiili değildir ve sürmekte olan bir eylemi göstermez. Kullanışlı kalıp şudur: tam ifade, leading to + sonuç. Bu kalıp, bir açıklamada neden ile sonucu kısa ve sıkı bir biçimde bağlar.

Alıştırma

Tam yan cümleden sonra sonucu doğru biçimde ekleyen seçeneği belirleyin: The road was covered in ice, ___ several delays.

  1. is leading to
  2. leading to
  3. leads to
Cevabı göster

leading to

But that leads to a whole can of worms, Deyimler

2:01

Ama bu, beraberinde bir sürü karmaşık meseleyi getiriyor;

Deyimler

a whole can of worms: bağlantılı birçok sorun

Bu cümlede a whole can of worms, birbiriyle bağlantılı çok sayıda zor sorunun bulunduğu bir durumu anlatan deyimdir. Whole sözcüğü vurguyu artırır: ortaya çıkan şey küçük bir sorun değil, karmaşık sorunlardan oluşan koca bir bütündür. Bu ifade ayrıca basit görünen bir konunun çok daha karmaşık hâle gelmek üzere olduğunu bildirir. Gerçek bir kutudan veya gerçek solucanlardan söz etmez.

Alıştırma

Burada a whole can of worms ne anlama geliyor? Fixing one small bug revealed a whole can of worms.

  1. Balık tutarken kullanılan gerçek bir kap
  2. Kolay yanıtı olan tek ve basit bir sorun
  3. Birbiriyle bağlantılı karmaşık sorunlar bütünü
Cevabı göster

Birbiriyle bağlantılı karmaşık sorunlar bütünü

which is a great transition to a conversation I had with Dylan from HouseholdHacker at VidCon. Anlatım akışı

2:03

bu da VidCon'da HouseholdHacker'dan Dylan'la yaptığım sohbete geçmek için harika bir fırsat.

Anlatım akışı

a great transition to: bir konuyu sonrakine bağlamak

Bu cümlede a great transition to, düzgün bir mantıksal bağlantıyı gösterir: az önce sözü edilen konu, birazdan gelecek sohbeti doğal biçimde tanıtır. Buradaki transition, fiziksel hareketi değil, konuşmacının içeriği nasıl düzenlediğini anlatır. a transition to + isim öbeği kalıbı sonraki konuya, bölüme veya klibe işaret eder. Great, konuşmacının bu bağlantının özellikle iyi işlediği yönündeki olumlu değerlendirmesini ekler.

Alıştırma

Cümleyi “sonraki konuya düzgün bir bağlantı” anlamındaki tam İngilizce ifadeyle tamamlayın: That question is ____ our next topic.

Cevabı göster

a great transition to

Roll the tape. Kültür

2:08

Görüntüleri oynatın.

Kültür

Roll the tape: bir klibi oynatma komutu

Roll the tape, “önceden kaydedilmiş ses veya videoyu şimdi oynatın” anlamına gelen geleneksel bir medya komutudur. Bu cümlede konuşmacı, araya eklenecek klibin başlaması için işaret verir. Bu ifade, fiziksel bandı makaralar üzerinde hareket ettiren eski kayıt cihazlarından gelir. Günümüzde ortada hiç bant olmasa bile içerik üreticileri bu ifadeyi kullanır; bu yüzden anlamı gerçek değil, kalıplaşmıştır.

Alıştırma

Bir sunucu “Roll the tape.” diyor. Ardından ne olmalıdır?

  1. Önceden kaydedilmiş bir klip oynatılmalıdır.
  2. Birisi bir parça yapışkan bandı rulo yapmalıdır.
  3. Mevcut kayıt silinmelidir.
Cevabı göster

Önceden kaydedilmiş bir klip oynatılmalıdır.

Hey, Vsauce.

2:11

Selam, Vsauce.

Michael here and I am in the bathroom at VidCon

2:11

Michael burada, şu anda VidCon'daki tuvaletteyim

and I've got a special guest right outside.

2:14

ve hemen dışarıda özel bir konuğum var.

It's Dylan from HouseholdHacker.

2:17

HouseholdHacker'dan Dylan.

Hey,

2:19

Selam,

what's going on, Ton ve niyet

2:19

ne haber,

everyone?

2:19

millet?

Ton ve niyet

Gündelik bir selamlaşma olarak What's going on?

Burada What's going on? bir gruba yöneltilen rahat bir selamlaşma ifadesidir. Konuşan kişi sohbeti başlatır ve genel olarak herkesin nasıl olduğunu sorar. Aynı sözler gerçek bir durum hakkında soru sormak için de kullanılabilir; ancak buradaki samimi başlangıç ve everyone sözü, ayrıntılı bir açıklama beklenmediğini gösterir.

Alıştırma

Gündelik bir videonun başında biri “What's going on, everyone?” diyor. Büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. İzleyicileri rahatça selamlayıp nasıl olduklarını sormak
  2. Acil bir durum için açıklama talep etmek
  3. Herkesten şu anki etkinliğini anlatmasını istemek
Cevabı göster

İzleyicileri rahatça selamlayıp nasıl olduklarını sormak

You know,

2:20

Biliyor musun,

I got a good question for you based on frame rates and whatnot. Kelime

2:20

kare hızları ve benzeri şeylerle ilgili sana güzel bir sorum var.

Kelime

And whatnot ile gündelik ve ucu açık bir listeyi bitirmek

and whatnot ifadesindeki whatnot belirli bir şeyin adı değildir. İfadenin tamamı gündelik bir listeyi kapatır ve “adını tek tek söylemediğim benzer başka şeyler de” anlamına gelir. Ek maddelerin tam olarak ne olduğu önemli olmadığında konuşanın listeyi ucu açık bırakmasını sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede and whatnot gündelik ve ucu açık bir listeyi kapatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. We need the exact total: forty-two dollars and whatnot.
  2. We packed snacks, cards, and whatnot for the trip.
  3. We packed and whatnot snacks for the trip.
Cevabı göster

We packed snacks, cards, and whatnot for the trip.

What would you say the human eye sees as a frame rate? Ton ve niyet

2:23

Sence insan gözünün gördüğü kare hızı nedir?

Ton ve niyet

What would you say ...? ile tahmin istemek

Cümlenin başındaki What would you say, karşıdaki kişiyi en iyi değerlendirmesini veya tahminini söylemeye davet eder. Konuşan kişi kesin ve tek bir doğru cevap istemez. Buradaki would, soruyu daha ihtiyatlı ve açık uçlu yapar. Geçmişteki bir noktadan bakılan geleceği anlatmaz. Yeniden kullanılabilecek kalıp What would you say + yan cümle? şeklindedir; yan cümlenin içinde düz cümle söz dizimi kullanılır.

Alıştırma

Bir tartışmada konuşan kişi, "What would you say this old clock is worth?" diye soruyor. Baştaki ifade temel olarak ne yapıyor?

  1. Dinleyicinin kesin fiyatı zaten bildiğini belirtir.
  2. Dinleyicinin daha önce hangi sözleri söylediğini sorar.
  3. Dinleyiciyi bir tahmin veya değerlendirme yapmaya davet eder.
Cevabı göster

Dinleyiciyi bir tahmin veya değerlendirme yapmaya davet eder.

Very good question.

2:27

Çok iyi soru.

What frame rate do we see the world in with our eyeballs?

2:28

Gözlerimizle dünyayı hangi kare hızında görüyoruz?

I mean,

2:31

Yani,

how fast does information travel from our eye to our brain?

2:32

bilgi gözümüzden beynimize ne kadar hızlı gider?

It obviously can't be too low because

2:35

Belli ki bu hız çok düşük olamaz, çünkü

fast objects don't look like they're skipping,

2:38

hızlı nesneler atlayarak ilerliyormuş gibi görünmüyor,

they look pretty fluid.

2:40

oldukça akıcı görünüyor.

Right.

2:41

Doğru.

Well,

2:42

Şey,

it's a little bit of a trick question because our eyes are not cameras. Kelime

2:42

bu biraz hileli bir soru, çünkü gözlerimiz kamera değildir.

Kelime

trick question: gizli tuzağı olan bir soru

Bir trick question, ifade biçimi veya içindeki gizli varsayım nedeniyle kişiyi bariz görünen ama yanlış ya da aşırı basit bir cevaba yönelten sorudur. Cevap vermeden önce çoğu zaman sorunun kendisini sorgulamak gerekir. Bu yalnızca zor bir soru demek değildir. Buradaki gizli varsayım, gözlerin kameralar gibi çalıştığı ve bu nedenle tek bir sabit kare hızına sahip olduğu düşüncesidir. Buna trick question denmesi, konuşanın basit bir sayı vermek yerine sorunun çerçevesini düzelteceğini gösterir.

Alıştırma

Birisi, "Which month has 28 days?" diye soruyor. Bu neden bir trick question?

  1. month sözcüğünün telaffuzu zor olduğu için.
  2. Bir ayın kaç gün olduğunu kimse bilmediği için.
  3. Her ayda en az 28 gün olduğu için sorunun ifade biçimi sizi eksik bir cevaba yöneltebilir.
Cevabı göster

Her ayda en az 28 gün olduğu için sorunun ifade biçimi sizi eksik bir cevaba yöneltebilir.

Instead,

2:46

Onun yerine,

they track onto objects

2:47

nesneleri takip ederler

and receive a continuous flow of photons onto the retina,

2:48

ve retinaya sürekli akan fotonları alıp

sending information via a chemical reaction to the brain.

2:52

kimyasal bir tepkime yoluyla beyne bilgi gönderirler.

Now,

2:56

Şimdi,

here's what we do know. Anlatım akışı

2:56

bildiğimiz şey şu.

Anlatım akışı

here's what we do know ile güvenilir bilgiye geçmek

Here's what we do know, tartışmayı belirsiz veya yanlış olan şeylerden konuşmacının güvenilir kabul ettiği bilgilere yönlendirir. Here's ardından gelecek bilgiyi sunarken what we do know “kesinleşmiş gerçekler” anlamına gelir. Yardımcı fiil do, know fiiline olumlu vurgu katar: bilinmeyen çok şey olsa bile bu kısım bilinmektedir. Burada bir eylemi “yapmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Kanıta geçişi burada öğretilen tam ifadeyle tamamlayın: “We still do not know what caused the outage. Now, ____. The backup remained online.”

Cevabı göster

here's what we do know

The visual cortex in our brain

2:57

Beynimizdeki görsel korteks,

usually holds that information from our retina for about a 15th of a second. Kelime

2:59

retinamızdan gelen bu bilgiyi genellikle saniyenin yaklaşık on beşte biri kadar tutar.

Kelime

kesir olarak a 15th of a second

a 15th of a second ifadesinde a bir sayısını, 15th ise paydayı gösterir: bir saniye on beş eşit parçaya bölünür ve süre bu parçalardan biridir. Dolayısıyla ifade, bir sıralamadaki on beşinci saniyeyi değil, saniyenin on beşte birini anlatır. 15th sayısı fifteenth diye okunur. İngilizcede kesirlerin paydalarında sıra sayı biçimleri kullanılır; pay bir olduğunda fifteenth tekil kalır.

Alıştırma

Cümleyi, bir saniyenin on beş eşit parçaya bölünmesinden elde edilen bir parçayı anlatan standart kesir ifadesiyle tamamlayın: “The indicator stays lit for ____.”

Cevabı göster

a fifteenth of a second

So,

3:03

Dolayısıyla,

if an animation moves at 15 frames a second or faster, Dilbilgisi

3:03

bir animasyon saniyede 15 kare veya daha hızlı ilerlerse,

it's going to look nice and fluid.

3:07

güzel ve akıcı görünür.

Dilbilgisi

frames a second: “her” anlamındaki a

“15 frames a second” ifadesinde a, “her biri için” ya da per anlamına gelir; dolayısıyla ifade bir oran belirtir: her saniyede 15 kare. Buradaki a second bir zaman birimidir, “ikinci bir şey” anlamında değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp sayı + çoğul sayılabilen isim + a/an + tekil birim şeklindedir: 60 miles an hour, three times a week. 60 miles an hour örneğindeki gibi ünlü sesle başlayan sözcüklerden önce an kullanılır.

Alıştırma

“Her” anlamını veren sözcükle oran ifadesini tamamlayın: The camera records 30 frames ____ second.

Cevabı göster

a

But,

3:09

Ama

if it's lower than 15 frames a second,

3:09

saniyede 15 karenin altındaysa,

our brain's not fooled by the beta movement and it'll look like it's skipping.

3:11

beynimiz beta hareketine kanmaz ve görüntü atlıyormuş gibi görünür.

So,

3:16

Yani,

basically,

3:16

temelde,

the faster the frame rate, Dilbilgisi

3:17

kare hızı ne kadar yüksek olursa,

the better everything's going to look in the end.

3:19

sonuçta her şey o kadar iyi görünecek.

Dilbilgisi

the faster ..., the better ...: iki değişimi bağlama

the + karşılaştırma ..., the + karşılaştırma ... kalıbı, değişen iki miktarı birbirine bağlar. Burada kare hızı arttıkça genel görsel sonucun iyileştiği anlamına gelir. İlk yan cümle değişen koşulu, ikinci yan cümle ise buna karşılık gelen sonucu sunar. Bu kalıptaki iki the, ilişkiyi işaretler; belirli isimleri gösteren sıradan tanımlıklar değildir.

Alıştırma

Bağlantılı karşılaştırma kalıbını her boşluğa gerekli işaretleyiciyi getirerek tamamlayın: ____ more carefully you plan, ____ fewer mistakes you make.

Cevabı göster

The · the

Here's the thing. Anlatım akışı

3:21

Ama şöyle bir durum var.

If frame rates get higher and higher,

3:22

Kare hızları giderek yükselirse,

you wind up with an image that can actually cause headaches when people watch it on a screen. Öbek fiiller

3:24

insanların ekranda izlediğinde gerçekten başını ağrıtabilecek bir görüntü elde edersiniz.

Anlatım akışı

Here's the thing: temel bir güçlüğü belirtme

“Here's the thing” bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye sıradaki düşüncenin önemli nokta, sorun veya sınırlama olduğunu bildirir. Bu cümlede dinleyiciyi bir güçlüğe hazırlar: kare hızını sürekli artırmak zararlı bir sonuç doğurabilir. Buradaki thing fiziksel bir nesne anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede “Here's the thing” temel güçlüğü belirtmek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Here's the thing I bought at the market.
  2. Here's the thing: our train leaves in ten minutes, so we must go now.
  3. Here is my ticket for the train.
Cevabı göster

Here's the thing: our train leaves in ten minutes, so we must go now.

Öbek fiiller

wind up with: nihai bir sonuca ulaşmak

Wind up with + isim öbeği, bir sürecin sonunda söz konusu sonuca sahip olmak veya o sonucu elde etmek anlamına gelir. Sonuç çoğu zaman plansız ya da istenmeyen bir şeydir, ancak her zaman olumsuz olması gerekmez. Burada kare hızlarını sürekli artırmak, baş ağrısına yol açabilecek bir görüntüyle sonuçlanır. İfade sonuca odaklanır; wind burada hareket eden hava veya bir şeyi sarma anlamında değildir.

Alıştırma

“En sonunda istenmeyen bir sonuca sahip olmak” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: If you ignore the warning signs, you may ____ a much bigger problem.

Cevabı göster

wind up with

Um,

3:28

Ee,

uh, here,

3:29

şey, bakın,

I'll explain why.

3:30

nedenini açıklayayım.

Uh,

3:30

Ee,

hold this camera for a second.

3:30

şu kamerayı bir saniye tut.

Oh, yeah.

3:32

Ha, tabii.

No problem.

3:32

Sorun değil.

So,

3:34

Şimdi,

back to the point about our eyes tracking onto objects. Anlatım akışı

3:34

gözlerimizin nesneleri takip etmesi konusuna dönelim.

Anlatım akışı

back to the point about: önceki bir konuya dönmek

Bu cümlede back to the point about, dinleyicinin dikkatini daha önce sözü edilen bir düşünceye, yani gözlerin nesneleri nasıl takip ettiğine geri çeker. Back, fiziksel olarak geriye hareket etmeyi değil, konuşmada önceki konuya dönmeyi anlatır. Bir duraklama, araya girme veya kısa bir konu değişikliğinden sonra önceki açıklamaya devam etmek için back to the point about + isim öbeği kullanılabilir. Bu ifade, sıradaki bilginin daha önce söylenenlerle bağlantısını gösterir.

Alıştırma

Back to the point about burada neyi gösteriyor?

  1. Birinden geriye doğru hareket etmesinin istenmesi.
  2. Tamamen yeni bir konunun tanıtılması.
  3. Önceki bir konuya dönüş.
Cevabı göster

Önceki bir konuya dönüş.

If I do this,

3:38

Şunu yaparsam,

move my hand in front of my face and track it with my eyes,

3:39

elimi yüzümün önünde hareket ettirip gözlerimle takip edersem,

I can see my hand.

3:43

elimi görebilirim.

It makes sense.

3:44

Bu mantıklı.

But at a certain point,

3:45

Ama belli bir noktadan sonra

my hand will move so fast that it's just a blur. Dilbilgisi

3:45

elim o kadar hızlı hareket eder ki bulanık bir görüntüye dönüşür.

Dilbilgisi

so fast that: derece ve sonuç

Bu cümlede so fast that, çok yüksek bir hızı onun sonucuna bağlar: hareket eden el bulanık görünür. So, fast sözcüğünün derecesini belirtir; that ise sonucu anlatan yan cümleyi başlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp so + sıfat/zarf + that + sonuç cümlesidir. Burada so tek başına bu yüzden anlamına gelmez; so...that, derece ve sonucu birlikte göstermek için bir bütün olarak çalışır.

Alıştırma

Derece-sonuç kalıbını tamamlayın: The puppy ate ____ fast ____ nobody else got a bite.

Cevabı göster

so · that

And the reason it's a blur is because my eye can only track so fast. Dilbilgisi

3:48

Bulanık olmasının nedeni, gözümün yalnızca belli bir hıza kadar takip edebilmesidir.

Dilbilgisi

the reason ... is because ... açıklama kalıbı

the reason X is because Y kalıbı, X bölümünde açıklanması gereken durumu belirtir, Y bölümünde ise bunun nedenini verir. Bu cümlede X görüntünün bulanık olması, Y ise gözün takip hızının sınırlı olmasıdır. Bu, konuşma dilinde açıklamayı düzenlemenin yaygın bir yoludur: önce neyin açıklanacağı belirtilir, ardından because ile neden sunulur.

Alıştırma

Cümleyi konuşma dilindeki the reason ... is because ... kalıbıyla tamamlayın: The ____ the road is wet ____ it rained overnight.

Cevabı göster

reason · is because

And when objects move faster than our eyeballs can track, Dilbilgisi

3:53

Nesneler gözlerimizin takip edebileceğinden daha hızlı hareket ettiğinde de

your brain adds in motion blur. Öbek fiiller

3:56

beyniniz hareket bulanıklığı ekler.

Dilbilgisi

Faster than our eyeballs can track ile kapasite sınırını karşılaştırma

faster than our eyeballs can track ifadesinde faster than, nesnelerin gerçek hızını gözlerin onları takip edebileceği en yüksek hızla karşılaştırır. our eyeballs can track sözcükleri than sonrasında bir yan cümle oluşturur; yalnızca bir isim öbeği değildir. track fiilinin nesnesi, daha önce geçen objects sözcüğünden anlaşılır: gözler o nesneleri bu hızda takip edemez. Karşılaştırma noktası bir yan cümle olduğu için bu kalıp, gerçek bir hız veya miktarı bir kişinin ya da cihazın işleyebileceği sınırla karşılaştırabilir.

Alıştırma

“The drone flew faster than the camera could track” cümlesindeki karşılaştırma ne anlama gelir?

  1. Kamera dronun hızlanmasına neden oldu.
  2. Dronun hızı kameranın takip kapasitesini aştı.
  3. Kamera dronu her gözden kaybettiğinde dron durdu.
Cevabı göster

Dronun hızı kameranın takip kapasitesini aştı.

Öbek fiiller

adds in motion blur: fazladan bir öğe eklemek

Adds in, “fazladan bir şeyi dâhil eder” anlamına gelir. Kalıp add in + şey biçimindedir ve bu cümlede fazladan eklenen şey motion blur ifadesidir. Beyin, gördüğünüz şeye bulanıklık ekliyormuş gibi anlatılır. Bu, algının nasıl çalıştığını açıklayan basit bir benzetmedir; beynin gerçekten video düzenlediği anlamına gelmez.

Alıştırma

“Fazladan bir parça olarak dâhil etmek” anlamındaki iki sözcüklü fiille cümleyi tamamlayın: After you mix the yogurt, ____ the strawberries.

Cevabı göster

add in

That way, Anlatım akışı

3:58

Böylece,

we get a sense of movement happening, Kalıp ifadeler

3:59

hareketin gerçekleştiğini hissederiz,

Kalıp ifadeler

Get a sense of: genel bir izlenim edinmek

Bu cümlede get a sense of, “genel bir izlenim edinmek veya bir şeyin farkına varmak” anlamına gelir. İzleyici, her aşamayı net biçimde görmeden de hareketin gerçekleştiğini algılayabilir. get a sense of + isim ya da -ing biçimi, anlayış kesin olmaktan çok genel veya gelişmekte olduğunda kullanılır. Buradaki sense, belirli bir duyuya ya da organa değil, genel algıya işaret eder.

Alıştırma

Örnekte get a sense of movement ne anlama geliyor?

  1. Belirli bir duyu organını tespit etmek
  2. Hareketin gerçekleştiğine dair genel bir izlenim edinmek
  3. Hareketin her aşamasını kesin olarak ölçmek
Cevabı göster

Hareketin gerçekleştiğine dair genel bir izlenim edinmek

but we don't see something like a hand randomly appearing all over the place. Deyimler

4:01

ama bir elin rastgele her yerde belirdiği gibi bir görüntü görmeyiz.

Anlatım akışı

That way, ...: bir yöntemi sonucuna bağlamak

That way, az önce sözü edilen yöntem veya eyleme gönderme yapar. “Bunu yaparak” ya da “bu yöntemi kullanarak” anlamına gelir; buradaki way, “yol” demek değildir. Cümlenin başında virgülle kullanıldığında, yöntemi tekrarlamadan yöntemden sonuca geçmeyi sağlar. Bu cümlede daha önce anlatılan beyin süreci yöntemdir; akıcı hareketi hissetmek ise sonuçtur.

Alıştırma

Önceki eyleme gönderme yapıp sonucunu açıklayan bağlayıcıyı seçin: Keep the key in the same drawer. ____, you can always find it.

  1. By the way
  2. Either way
  3. That way
Cevabı göster

That way

Deyimler

All over the place: birçok dağınık konumda

Burada all over the place, “birçok farklı ve dağınık konumda” anlamına gelir. Elin düzgün biçimde hareket etmesi yerine, öngörülemez şekilde bir konumdan sonra başka bir konumda belirdiği görüntüsünü oluşturur. Bu yaygın ifade, etrafa dağılmış fiziksel nesneleri; başka bağlamlarda ise düzensiz düşünce veya davranışları anlatabilir. Bu cümlede anlam mekânsaldır; tek bir yerin bütün yüzeyini kaplamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte all over the place, elin nerede belirdiği hakkında ne anlatıyor?

  1. Dikkatle seçilmiş tek bir konumda
  2. Tek bir yüzeyin her bölümünde
  3. Birçok dağınık konumda
Cevabı göster

Birçok dağınık konumda

But this becomes a problem with new high definition programs on big televisions

4:06

Fakat bu, büyük televizyonlardaki yeni yüksek çözünürlüklü programlarda sorun hâline geliyor

because some of those programs are brought to your TV at frame rates as high as a thousand frames a second. Dilbilgisi

4:10

çünkü bu programların bazıları televizyonunuza saniyede bin kareye varan kare hızlarında ulaştırılıyor.

Dilbilgisi

as high as + sayı: yüksek bir değeri vurgulamak

Bir sayıdan önce kullanılan as high as, bir değerin dikkat çekici derecede yüksek bir seviyeye ulaşabildiğini belirtir. Burada saniyede bin kareyi aşırı yüksek bir kare hızı olarak öne çıkarır; yalnızca iki şeyin aynı yükseklikte olduğunu söylemez. Bu kalıp fiyat, sıcaklık, hız, oran ve toplam gibi düşükten yükseğe doğru değişen ölçülerle kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede as high as bir sayıdan önce kullanılarak değerin dikkat çekici derecede yüksek olduğu vurgulanmıştır?

  1. The balloon rose as high as the clouds.
  2. The fee could be as high as $2,000.
  3. The shelf is as high as my shoulder.
Cevabı göster

The fee could be as high as $2,000.

And objects like a tennis ball that normally travel so fast our eyes can't track them and they look blurry,

4:17

Normalde gözlerimizin takip edemeyeceği kadar hızlı gittiği için bulanık görünen tenis topu gibi nesnelerse,

don't look blurry because the camera is able to see them clearly.

4:23

kamera onları net biçimde görebildiği için bulanık görünmüyor.

And when you watch that program on TV,

4:27

Bu programı televizyonda izlediğinizde de

you can actually get a headache or get dizzy.

4:29

gerçekten başınız ağrıyabilir ya da başınız dönebilir.

So,

4:31

Bu yüzden,

they're having to find ways to add blur back into HD pictures. Öbek fiiller

4:31

HD görüntülere bulanıklığı yeniden eklemenin yollarını bulmaları gerekiyor.

Öbek fiiller

add blur back into: kaldırılan bir ögeyi geri eklemek

add blur back into HD pictures ifadesinde add eylemi, blur geri getirilen ögeyi, into HD pictures ise bu ögenin eklendiği şeyi belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp add + öge + back into + şey biçimindedir. Back burada geriye doğru değil, yeniden veya eksik olanı geri getirmek anlamına gelir. Bulanıklığın daha önce görüntünün bir parçası olduğunu ve şimdi yeniden eklendiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi add ... back into kalıbıyla tamamlayın: The sound engineer had removed all the echo, but the voices sounded unnatural, so she had to ____ some echo ____ the recording.

Cevabı göster

add · back into

Pretty neat, Ton ve niyet

4:35

Oldukça ilginç,

right?

4:36

değil mi?

Ton ve niyet

Pretty neat, right?: değerlendirme yapıp onay istemek

Bu cümlede pretty, günlük konuşmada kullanılan bir derece zarfıdır ve oldukça ya da epey anlamına gelir. Bu nedenle pretty neat, fikri oldukça akıllıca veya etkileyici diye değerlendirir; pretty burada güzel anlamında değildir. Sondaki kısa right? değerlendirmeyi karşı tarafı onaylamaya davet eden bir ifadeye dönüştürür. Konuşmacı yalnızca fikrini söylemez; ortak bir tepki olup olmadığını kontrol ederek etkileşimi sürdürür.

Alıştırma

Bu bağlamda 'Pretty neat, right?' ne yapıyor?

  1. Bir yanıt beklemeden yalnızca nesnenin güzel olduğunu söyler.
  2. Nesnenin temizlenip düzenlenmediğini sorar.
  3. Bir şeyi oldukça etkileyici olarak değerlendirir ve dinleyiciyi onaylamaya davet eder.
Cevabı göster

Bir şeyi oldukça etkileyici olarak değerlendirir ve dinleyiciyi onaylamaya davet eder.

That's great information.

4:37

Bu harika bir bilgi.

How did you even learn this? Ton ve niyet

4:38

Bütün bunları nasıl öğrendin?

Ton ve niyet

How did you even learn this? cümlesindeki even

Even, how ile kurulan sorunun tamamının etkisini değiştirir. Konuşmacı yalnızca öğrenme yöntemini veya kaynağını sormaz; even, diğer kişinin bu bilgiyi bilmesinin beklenmedik olduğunu gösterir. Even olmadan How did you learn this? tarafsız bir bilgi talebi olabilir. even eklendiğinde şaşkınlık veya inanamama içeren bir takip sorusuna dönüşür; hayranlık, merak ya da kuşku olarak duyulmasını ses tonu belirler.

Alıştırma

'How did you even learn this?' cümlesindeki even sözcüğünün rolünü en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Öğrenmenin eşit veya dengeli bir hızda gerçekleştiği anlamına gelir.
  2. Öğrenilen şeyler listesine yalnızca bir unsur daha ekler.
  3. Dinleyicinin bu bilgiyi öğrenmiş veya biliyor olmasına duyulan şaşkınlığı ekler.
Cevabı göster

Dinleyicinin bu bilgiyi öğrenmiş veya biliyor olmasına duyulan şaşkınlığı ekler.

You know?

4:39

Anlarsın ya?

That's what I'm here for, Ton ve niyet

4:39

Ben bunun için buradayım,

man.

4:39

dostum.

Ton ve niyet

That's what I'm here for: yardım etmenin görevin olduğunu söylemek

Bu cümlede That, az önce sözü edilen yardım ya da bilgiyi gösterir. That's what I'm here for, bunları sağlamanın konuşanın görevinin veya amacının bir parçası olduğunu anlatır. Genellikle teşekküre ya da şaşkınlığa rahat ve kendinden emin bir karşılık olarak kullanılır. Here mutlaka fiziksel bir yeri anlatmaz; ifade “bu benim işim” veya “ben yardım etmek için buradayım” anlamına gelebilir.

Alıştırma

Yardım etmenin konuşanın görevinin bir parçası olduğunu belirten ifadeyle görevlinin yanıtını tamamlayın: “Thanks for showing me how to use the printer.” “No problem. ____.”

Cevabı göster

That's what I'm here for

All right.

4:40

Pekâlâ.

Thank you.

4:40

Teşekkürler.

Yeah,

4:41

Evet,

hey.

4:41

hey.

See you around. Ton ve niyet

4:41

Görüşürüz.

Ton ve niyet

See you around: zamanı belli olmayan samimi bir veda

See you around, samimi ve resmî olmayan bir vedalaşmadır. Konuşan kişilerin ikisinin de bulunduğu bir yerde ya da sosyal çevrede yeniden karşılaşabileceklerini anlatır. Around, bir sonraki karşılaşmayı açık bırakır: saat belirtmez, randevu oluşturmaz ve belirli bir plan sözü vermez.

Alıştırma

Aynı toplum merkezinde biriyle yeniden karşılaşabilirsiniz, ancak hiçbir plan yapmadınız. Hangi veda en uygundur?

  1. See you tomorrow.
  2. See you at six.
  3. See you around.
Cevabı göster

See you around.

See you.

4:42

Görüşürüz.

See you.

4:42

Görüşürüz.

Oh,

4:43

Ah,

hey.

4:43

hey.

Uh,

4:43

Ee,

just real quick, Ton ve niyet

4:44

hemen bir şey soracağım,

real quick.

4:45

çok kısa.

Ton ve niyet

Kısa bir araya girişi yumuşatan just real quick

Just real quick, konuşanın yalnızca çok kısa bir zamana ihtiyacı olduğunu karşı tarafa bildirir. Burada just, araya girmenin etkisini azaltır; real ise really ya da very anlamında kullanılan günlük bir zarftır. Gerçek veya sahte olmayan anlamına gelmez. Bu ifadeyi kısa bir soru ya da ricadan önce, özellikle gitmek üzere olan birini durdururken kullanabilirsiniz. Real quick ifadesini tekrarlamak aciliyet katar ve konuşanın karşısındaki kişinin dikkatini hemen istediğini gösterir.

Alıştırma

Uzaklaşmakta olan bir arkadaşınızı durdurup kısa bir soru sormak istiyorsunuz. Hangi başlangıç kısa konuşacağınızı en iyi biçimde belirtir?

  1. We need to have a long conversation right now.
  2. Just real quick, can I ask you one thing?
  3. I know you are leaving, so I will explain everything.
Cevabı göster

Just real quick, can I ask you one thing?

You know,

4:45

Şey,

the bathroom,

4:46

tuvalet var ya,

you know,

4:46

hani,

I heard you coming out. Dilbilgisi

4:47

çıktığını duydum.

Dilbilgisi

Heard you coming out: hear + kişi + -ing

heard you coming out ifadesinde you, işitilen kişidir; coming ise sürmekte olan eylemi adlandıran -ing biçimidir. Konuşan kişi, eylem gerçekleşirken o kişiyle bağlantılı sesleri doğrudan duymuştur. hear + kişi + -ing yapısı, sürmekte olan bir eyleme veya eylemin bir bölümüne odaklanır. Burada coming out yalnızca bir yerden çıkmak anlamındadır; bu cümlede başka bir deyimsel anlam taşımaz.

Alıştırma

Bir eylem gerçekleşirken onun bir bölümünü doğrudan duyuyorsunuz. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. I heard Leo practice the piano from beginning to end.
  2. I heard Leo practicing the piano next door.
  3. I heard that Leo practiced the piano yesterday.
Cevabı göster

I heard Leo practicing the piano next door.

Did you wash your hands?

4:47

Ellerini yıkadın mı?

Um,

4:52

Ee,

yeah.

4:52

evet.

So,

4:55

İşte,

there you go. Ton ve niyet

4:55

böyle.

Ton ve niyet

There you go ile onaylayıp konuşmayı hafifçe bitirmek

Bu konuşmada there you go, az önce verilen cevabın konuşanın sorusunu çözdüğünü kabul eder. “Bu, durumu doğruluyor” veya “soru cevaplandı” anlamına yakındır ve konuşanın sorgulamayı hafif bir tonla bitirmesini sağlar. İfadenin anlamı bağlama bağlıdır. Burada there bir yeri göstermez ve konuşan bir şey uzatmıyordur; ifadenin tamamı bir sonuca veya neticeye verilen konuşma içi tepki işlevi görür.

Alıştırma

Bu konuşmada Dylan ellerini yıkadığını doğruluyor. there you go burada ne işlev görüyor?

  1. Dylan’a bir nesne verildiğini bildirir.
  2. Dylan’a nereye gitmesi gerektiğini söyler.
  3. Cevabı kabul eder ve sorgulamayı hafifçe bitirir.
Cevabı göster

Cevabı kabul eder ve sorgulamayı hafifçe bitirir.

Some cool facts about video that I learned while I was flying to and from VidCon from New York to LA. Kalıp ifadeler

4:55

New York ile LA arasında VidCon'a gidip gelirken uçakta video hakkında öğrendiğim bazı ilginç bilgiler bunlardı.

Kalıp ifadeler

to and from ile iki yönde yolculuk anlatmak

To and from iki zıt yönü birleştirir: bir yere gitmek ve oradan geri dönmek. Bu cümlede gidiş ve dönüş uçuşlarını tek bir kalıp ifade içinde toplar. Sonraki from New York to LA bölümü güzergâhı veya iki uç noktayı belirtir. Bu bölüm, to and from ifadesini tek yönlü hâle getirmez; iki parça farklı bilgiler verir.

Alıştırma

Hem gidiş hem dönüş yolculuğunu içeren kalıp ifadeyi tamamlayın: The shuttle carries students ____ campus every day.

Cevabı göster

to and from

It was a long flight,

5:01

Uzun bir uçuştu,

but I learned a lot

5:02

ama çok şey öğrendim

and I want to end with some numbers about YouTube specifically.

5:03

ve özellikle YouTube'la ilgili birkaç sayıyla bitirmek istiyorum.

YouTube hosts videos from all over the world,

5:07

YouTube, dünyanın dört bir yanından videolara ev sahipliği yapıyor;

massive massive amounts.

5:10

hem de devasa miktarlarda.

In fact, Anlatım akışı

5:12

Hatta,

every minute of the day,

5:13

günün her dakikasında

people are uploading video to YouTube.

5:14

insanlar YouTube'a video yüklüyor.

Anlatım akışı

In fact, ile genel bir iddiadan daha güçlü kanıta geçmek

Buradaki In fact, konuşmacının YouTube'da çok büyük miktarda video bulunduğuna dair genel iddiadan, bu iddiayı güçlendiren somut bir gerçeğe geçtiğini gösterir. Dinleyiciye, ardından gelen bilgiyi bağlantısız yeni bir konu olarak değil, olgusal bir destek olarak değerlendirmesini söyler. Daha genel olarak cümle başındaki In fact, daha kesin veya daha şaşırtıcı bilgiler sunarak önceki bir ifadeyi güçlendirebilir, açıklığa kavuşturabilir ya da düzeltebilir. Önceki fikirle ilişkisi zorunludur; yalnızca bir dolgu sözü değildir.

Alıştırma

İkinci cümlenin ilk cümleye daha güçlü bir olgusal destek sunduğunu en iyi hangi geçiş ifadesi gösterir? The library is used constantly. ___, more than ten thousand books are borrowed each week.

  1. For example
  2. Meanwhile
  3. In fact
Cevabı göster

In fact

And if you were to take all the video uploaded to YouTube at any given minute, Notlar

5:16

Herhangi bir dakikada YouTube'a yüklenen tüm videoları alıp

all together, Kelime

5:20

bir araya getirseniz,

it would equal 48 hours.

5:21

toplam 48 saat eder.

Dilbilgisi

if you were to take: varsayımsal bir işlem kurmak

if you were to take yapısında were to + yalın fiil take, eylemi geçmişte gerçekleşmiş bir olay olarak değil, hayal edilen bir işlem olarak sunar. Tam yapı if + özne + were to + yalın fiil biçimindedir ve burada ardından would içeren bir sonuç gelir: if you were to take ..., it would equal .... Bu biçim, dinleyiciyi varsayımsal bir hesaplama veya düşünce deneyi boyunca yönlendirir. Genellikle if you take gibi basit bir if cümlesinden daha bilinçli biçimde kurulmuş, biraz daha resmî veya gerçeklikten uzak duyulur.

Alıştırma

Varsayımı tamamlamak için were to ile combine fiilini kullanın: If you ____ all the monthly reports into one file, it would be too large to email.

Cevabı göster

were to combine

Kalıp ifadeler

at any given minute: seçilen herhangi bir dakika

At any given minute, “değerlendirilmek üzere hangi tek dakika seçilirse seçilsin, o dakika içinde” anlamına gelir. Burada given, “seçilmiş veya belirlenmiş” anlamında bir sıfattır; verme eylemini anlatmaz. Bu ifade, istatistiği belirli bir zaman damgasına bağlı değil, genel olarak geçerli biçimde sunar: bir dakikalık bir aralık seçilir ve ele alınan aralık olarak kabul edilir. Yeniden kullanılabilen kalıp at any given + tekil bir zaman birimi veya durum adıdır.

Alıştırma

Cümleyi “seçilen herhangi bir tek dakika içinde” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The support desk may receive dozens of messages ____.

Cevabı göster

at any given minute

Kelime

all together: bütün kümeyi birleştirmek

All together burada iki sözcüklü bir ifadedir. All, yüklenen videoların tamamını ifade eder; together ise süreleri ölçülmeden önce bu bütünün birleştirilmesini anlatır. Bu nedenle ifade hesaplamayı düzenler: ayrı ayrı yüklenmiş çok sayıda video, daha sonra 48 saatle karşılaştırılabilecek tek bir birleşik miktar olarak ele alınır. Yeniden kullanılabilen fikir, ayrı şeyleri put, add veya count all together yapmaktır.

Alıştırma

Hangi cümle, ayrı öğeleri gruplamayı vurgulamak için all together ifadesini kullanıyor?

  1. Altogether, the repairs cost two thousand dollars.
  2. The plan was altogether too expensive.
  3. Put the receipts all together before adding their values.
Cevabı göster

Put the receipts all together before adding their values.

That's right.

5:24

Aynen öyle.

Two full days of video are uploaded to YouTube every single minute. Kelime

5:25

Her bir dakikada YouTube'a tam iki günlük video yükleniyor.

Kelime

every single minute ifadesindeki vurgu

every single minute ifadesinde every, “her dakika” şeklindeki tekrar anlamını verirken single bu anlamı güçlendirir: hiçbir dakika bunun dışında kalmaz. Eklenen sözcük, istatistiğin ölçeğini daha çarpıcı gösterir ancak zaman birimini değiştirmez. Burada single, “bekâr” anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen every single + tekil sayılabilen isim yapısı, bir kümedeki her öğeyi tek tek vurgular; every single day ve every single page buna örnektir.

Alıştırma

Olayın istisnasız biçimde her dakika gerçekleştiğini en güçlü şekilde hangi ifade vurgular?

  1. a single minute
  2. every minute
  3. every single minute
Cevabı göster

every single minute

You guys are part of something gigantic.

5:29

Sizler devasa bir şeyin parçasısınız.

All right.

5:32

Pekâlâ.

Now,

5:33

Şimdi,

later this week,

5:33

bu haftanın ilerleyen günlerinde

I'll have a new episode of IMG and soon enough we'll have episodes of DONG, Kalıp ifadeler

5:33

yeni bir IMG bölümü yayınlayacağım, çok geçmeden DONG bölümleri de gelecek,

Loot.

5:37

Loot.

Kalıp ifadeler

“Çok geçmeden” anlamındaki soon enough

Bu cümlede soon enough, “çok geçmeden” veya “zamanı gelince” anlamındadır: konuşan kişi, bir süre sonra diğer bölümlerin de çıkmasını beklemektedir. Enough burada bölümlerin yeterince hızlı gelip gelmeyeceğini gerçek anlamda değerlendirmez. Bu kullanım, gelecekteki bir sonucu bekledikten sonra doğal veya öngörülebilir biçimde gerçekleşecek bir şey olarak sunar. Kesin bir son tarih değil, genel bir beklenti ifade eder.

Alıştırma

Bir arkadaşınız genç bir ağacın henüz pek büyümemiş olmasından endişe ediyor. Hangi yanıt, sonucun zamanı gelince ortaya çıkacağını en iyi ifade eder?

  1. It has already grown.
  2. It will grow soon enough.
  3. It will grow quickly enough.
Cevabı göster

It will grow soon enough.

It's going to be super cool.

5:37

Süper olacak.

So,

5:38

O yüzden,

be sure you're subscribed so you don't miss anything.

5:38

hiçbir şeyi kaçırmamak için abone olduğunuzdan emin olun.

And as always,

5:40

Ve her zamanki gibi,

thanks for watching.

5:41

izlediğiniz için teşekkürler.

Thank you.

5:49

Teşekkür ederim.

They're not the same person.

5:49

Onlar aynı kişi değil.

It's supposed to be the Tribune. Dilbilgisi

5:52

Tribune olması gerekiyordu.

Dilbilgisi

It's supposed to be: beklenen veya doğru kimlik

Bu cümlede “It's supposed to be the Tribune”, Tribune'ün beklenen, amaçlanan veya doğru cevap olduğu anlamına gelir. Konuşmacı, söylenen ya da gösterilen şeyin bu beklentiyle uyuşmadığını belirtiyor. Burada be supposed to be + isim, bir şeyin beklentiye veya asıl amaca göre ne olması gerektiğini anlatır. Birine yapması gereken bir görev bildirmez.

Alıştırma

Menüde günün çorbasının domates çorbası olduğu yazıyor, ancak masaya tavuk çorbası geliyor. Bu uyumsuzluğu doğal biçimde belirten cümle hangisidir?

  1. It might be tomato soup.
  2. It used to be tomato soup.
  3. It's supposed to be tomato soup.
Cevabı göster

It's supposed to be tomato soup.

I lived in Chicago for 4 years.

5:54

Chicago'da dört yıl yaşadım.

Oh, yeah?

5:56

Öyle mi?

Who's the best one on the right?

5:59

Sağdaki en iyi kişi kim?