Gerçek Aşk Aslında Nedir: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
889 kelime 156 kel/dk

Açıklama: Sevgi, romantik coşkunun ötesinde öğrenilebilir bir etik olarak yeniden tanımlanır; hayırseverlik, hayal gücü, nezaket, bağışlama, sadakat, cömertlik ve sabırdan oluşur. Başlıca İngilizce Noktaları: 1. "given how easy it is for rational types to confuse" - Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: bilinen eğilimi neden arka planı yapmak için given how easy it is for someone to do yapısını kullanın. 2. "cut each other some slack." - Deyimler ve Mecazi İfadeler: gerçek kesme değil, karşılıklı hoşgörü isteyen samimi ifadeyi anlayın. 3. "giving people the time to mature and develop," - Kalıplaşmış İfadeler ve Eşdizimler: birine olgunlaşıp gelişmesi için zaman tanıyan sabırlı desteği anlatın.

Bu derste

The world is sick for a surprisingly modest-sounding reason. Anlatım akışı

0:01

Dünya şaşırtıcı derecede mütevazı duyulan bir nedenden dolayı hasta.

Anlatım akışı

The world is sick ... for a surprisingly modest-sounding reason ifadesindeki merak uyandıran giriş

The world is sick ifadesi dünyayı bir hasta gibi kişileştirir. Buradaki sick mecazidir: Dünyanın fiziksel olarak hastalandığını değil, toplumun ciddi biçimde sağlıksız ya da işlevsiz olduğunu belirtir. Cümle güçlü bir teşhis koyar ancak nedeni for a surprisingly modest-sounding reason ifadesiyle sonraya bırakır. Devasa bir sorun ile görünüşte küçük bir açıklama arasındaki fark, dinleyiciyi nedeni öğrenmek için dinlemeye devam etmeye yönelten bir merak unsuru oluşturur. Modest-sounding, nedenin gerçekte ne kadar önemli olduğunu değil, ilk başta kulağa nasıl geldiğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlenin bir açılış olarak nasıl işlediğini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Tam nedeni hemen verir ve ardından iddiayı yumuşatır.
  2. Toplumu sağlıksız olarak betimler ve merak yaratmak için açıklamayı sonraya bırakır.
  3. Herkesin hafif bir rahatsızlığın yol açtığı fiziksel bir hastalığı olduğunu bildirir.
Cevabı göster

Toplumu sağlıksız olarak betimler ve merak yaratmak için açıklamayı sonraya bırakır.

We don't understand love.

0:05

Aşkı anlamıyoruz.

And yet, we're rather convinced that we do. Dilbilgisi

0:08

Ve yine de anladığımıza oldukça eminiz.

Dilbilgisi

we're rather convinced that we do ifadesinde yardımcı fiille yerine koyma

that we do ifadesindeki do, daha önce sözü edilen understand love fiil öbeğinin yerini tutar. İngilizcede tüm yüklemi tekrar etmemek için yardımcı fiil bu şekilde kullanılabilir: we're convinced that we understand love, we're convinced that we do biçimine dönüşür. Burada rather, oldukça anlamına gelir ve convinced sözcüğünü ölçülü bir şekilde güçlendirir. Önceki iddia sevgiyi anlamadığımızı söylediği için, anladığımıza inandığımızı söylemek ironi yaratır: Kendimize güvenimiz, gerçek anlayışımızdan daha güçlüdür.

Alıştırma

Cümleyi understand the instructions ifadesinin yerini tutan yardımcı fiille tamamlayın: They may not understand the instructions, but they're convinced that they ____.

Cevabı göster

do

We talk a lot of love, of course,

0:11

Tabii ki aşktan çok bahsediyoruz,

but generally in terms of a dizzying rapture Deyimler

0:13

ama genellikle baş döndürücü bir kendinden geçme bağlamında,

lasting a few months

0:15

birkaç ay süren,

focused on someone's beauty, intelligence, and strength.

0:17

birinin güzelliğine, zekasına ve gücüne odaklanan.

Deyimler

a dizzying rapture: baş döndürücü romantik coşku

a dizzying rapture ifadesinde rapture, insanın neredeyse kendini unutmasına yol açan yoğun bir sevinç veya vecdi anlatır. Dizzying bu duyguyu, fiziksel baş dönmesine benzeyecek kadar güçlü ve yön şaşırtıcı gösterir; ancak gerçek bir baş dönmesi kastedilmez. Burada ifade, hayranlık duyulan özelliklere odaklanan ani bir romantik tutkuyu anlatır. Bu tutku yalnızca birkaç ay sürdüğü için kullanılan sözler onu ezici bir güçte gösterir, fakat mutlaka istikrarlı veya kalıcı bir sevgi olarak sunmaz.

Alıştırma

Örnekteki "a dizzying rapture" ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Ezici ve neredeyse vecd düzeyinde romantik bir heyecan
  2. Birine bakmaktan kaynaklanan fiziksel baş dönmesi
  3. Yıllardır süren sakin bir bağlılık
Cevabı göster

Ezici ve neredeyse vecd düzeyinde romantik bir heyecan

We have high ideals and refer with confidence

0:20

Yüksek ideallerimiz var ve güvenle atıfta bulunuyoruz

to concepts like justice, equality, and rights.

0:24

adalet, eşitlik ve haklar gibi kavramlara.

And yet, somehow in the mix, Deyimler

0:27

Ve yine de, her nasılsa bu karışımın içinde,

we avoid talking of the sort of love

0:29

o tür bir aşktan bahsetmekten kaçınıyoruz,

that would give true life to any of these. Deyimler

0:31

bunların herhangi birine gerçek hayat verebilecek olan.

Deyimler

in the mix: etkileşen fikir veya etkenlerin arasında

In the mix, mevcut olan ve durumu etkileyen bir grup düşünce, etken, kişi veya etkinliğin içinde bulunmak anlamına gelen mecazi bir ifadedir. Bir araya karıştırılmış malzemeler imgesini kullanır, ancak fiziksel bir karıştırma söz konusu değildir. Somehow in the mix ifadesi burada düşünce akışını düzenler: adalet, eşitlik ve haklar tartışılırken sevgi de birbiriyle bağlantılı bu daha geniş konular bütününün parçasıdır, fakat insanların konuşmaktan kaçındığı konu yine sevgidir. Çevredeki unsurlar etkileşime girdiğinden, yalnızca bir listede bulunmaktan daha fazlasını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “değerlendirilen etkenler arasında” anlamına gelen üç kelimelik deyimle tamamlayın: We have discussed speed and price, but safety is still ____.

Cevabı göster

in the mix

Deyimler

give true life to: soyut ilkeleri gerçekte işler hâle getirmek

Bu cümlede give true life to mecazidir. Özne bir sevgi türüdür; these ise adalet, eşitlik ve haklara gönderme yapar. İfade, sevginin bu ilkeleri sözcük anlamıyla canlı yaratması değil, gerçek hayatta etkin, anlamlı ve işler hâle getirmesi demektir. Aktarılabilir kalıp give life to + isim şeklindedir. Bir düşünceyi, planı, hikâyeyi veya ilkeyi enerji kazanabilen ya da gerçeğe dönüşebilen bir şey gibi sunar. true vurgu ekler: ilkeler yalnızca sözde kalmaz, insanların yaşam biçimini gerçekten etkiler.

Alıştırma

Bu cümlede give true life to ne anlama geliyor?

  1. Adalet, eşitlik ve haklar için biyolojik hayat yaratmak
  2. Adaletin, eşitliğin ve hakların gerçek hayatta canlı ilkeler olarak işlemesini sağlamak
  3. Adaletin, eşitliğin ve hakların yerine sevgiyi koymak
Cevabı göster

Adaletin, eşitliğin ve hakların gerçek hayatta canlı ilkeler olarak işlemesini sağlamak

We are law-abiding and righteous,

0:34

Yasalara saygılı ve dürüstüz,

but we are, in the grandest sense,

0:37

ama en görkemli anlamda,

in the public square without love.

0:39

kamusal alanda aşktan yoksunuz.

The most convincing discussion of love in the West

0:42

Batı'da aşkla ilgili en ikna edici tartışma

came from Jesus of Nazareth, Kültür

0:45

Nasıralı İsa'dan geldi,

which has been unfortunate

0:48

ki bu talihsiz bir durum olmuştur,

given how easy it is for rational types Dilbilgisi

0:50

rasyonel tipler için ne kadar kolay olduğu düşünüldüğünde

to confuse an overcoming of supernatural faith Kalıp ifadeler

0:52

doğaüstü inancın üstesinden gelmeyi,

with a neglect of the subject of love.

0:56

aşk konusunu ihmal etmekle karıştırmak.

Kültür

Nasıralı İsa: savın arkasındaki gönderme

Nasıralı İsa, Hristiyanlığın merkezindeki tarihsel kişidir. Hristiyan öğretisinde sevgi, şefkat, bağışlama ve başkalarını önemsemeyle güçlü biçimde ilişkilendirilir. Batı'daki önemli bir sevgi tartışmasının ondan geldiği iddiasını anlamak için gereken asgari arka plan budur. Yazar, okurların doğaüstü inancı kabul etmesi gerektiğini söylemiyor. Vurgulanan nokta, bazı akılcı veya seküler düşünürlerin dinî inancı reddederken, dinî bir ortamda sıkça öğretilmiş olan etik sevgi konusunu da çağrışım yoluyla ihmal edebilmesidir.

Alıştırma

Nasıralı İsa'ya yapılan gönderme yazarın savı için neden önemlidir?

  1. Öğretileri sevgiyi önemli bir etik konu hâline getirdiği için doğaüstü inancı reddetmek bazı kişilerin bu konuyu da gözden kaçırmasına yol açabilir.
  2. Cümle, akılcı düşüncenin bırakılıp dinî inancın benimsenmesi gerektiğini söylüyor.
  3. Onun adı Batı akılcılığının başka bir adı olarak kullanılıyor.
Cevabı göster

Öğretileri sevgiyi önemli bir etik konu hâline getirdiği için doğaüstü inancı reddetmek bazı kişilerin bu konuyu da gözden kaçırmasına yol açabilir.

Dilbilgisi

given how easy it is for ... ile gerekçe sunma

Burada given, “göz önüne alındığında” veya “düşünüldüğünde” anlamına gelir. given how easy it is for rational types to confuse ... ifadesinin tamamı, önceki durumun neden talihsiz olduğunu açıklamaya yardımcı olan bir arka plan gerekçesi sunar. İç yapı olan how easy it is for someone to do something, bir şeyi yapmanın ne kadar kolay olduğunu belirtir; rational types bu karışıklığı yapabilecek kişilerdir. Bu, given sonrasında kullanılan bir yan cümle olduğu için soru dizilişi how easy is it değil, bildirme dizilişi how easy it is kullanılır.

Alıştırma

given ile başlayan hedef yapıyı tamamlayın: ____ for new users to miss this setting, the guide repeats the instruction.

Cevabı göster

Given how easy it is

Kalıp ifadeler

confuse A with B yapısı

Confuse A with B, A ile B’yi birbirinden ayıramamak ve yanlışlıkla A’yı B olarak ya da B’ye eşdeğer görmek anlamına gelir. Bu cümlede A doğaüstü inancı aşmak, B ise sevgi konusunu ihmal etmektir; yazar, akılcı düşünen kişilerin ilkini yanlışlıkla ikincisi olarak görebileceğini söylüyor. Yapı confuse + birinci unsur + with + ikinci unsur şeklindedir. İnsanların veya nesnelerin kimliğini karıştırmanın yanı sıra fikirler arasındaki yanlış eşdeğerlikleri düzeltmek için de kullanışlıdır.

Alıştırma

Standart confuse A with B yapısını tamamlayın: Many readers confuse a character's opinion ____ the author's own view.

Cevabı göster

with

To move forward, Anlatım akışı

0:59

İlerlemek için,

we might require a new philosophy of love.

1:00

yeni bir aşk felsefesine ihtiyacımız olabilir.

Anlatım akışı

“To move forward,” ile analizden eyleme geçiş

Burada “To move forward” fiziksel olarak yer değiştirmek anlamına gelmez. Konuşulan konuda ilerleme sağlamak anlamına gelir. Cümlenin başındaki bu mastar öbeği, devamındaki ifadenin amacını belirler ve bir sorunu analiz etmekten sonraki adımı önermeye geçildiğini gösterir.

Alıştırma

Bir sorunu tartışmaktan sonraki adımı önermeye geçildiğini en iyi hangi başlangıç gösterir?

  1. For example, we need to choose a plan.
  2. To move forward, we need to choose a plan.
  3. At the same time, we need to choose a plan.
Cevabı göster

To move forward, we need to choose a plan.

In effect, a powerful secular religion of love.

1:03

Aslında, güçlü, seküler bir aşk dinine.

This should be read out after the news

1:08

Bu, haberlerden sonra okunmalı

and its tenets taught to CEOs and supply chain managers.

1:10

ve ilkeleri CEO'lara ve tedarik zinciri yöneticilerine öğretilmelidir.

We should put it on T-shirts

1:14

Bunu tişörtlere bastırmalıyız

and it should be as common Dilbilgisi

1:16

ve en az şu kadar yaygın

and more useful to say,

1:17

ve söylemesi daha faydalı olmalı,

"I'm trying to learn to love,"

1:19

"Sevmeyi öğrenmeye çalışıyorum,"

as to announce a desire to become fit or famous.

1:21

tıpkı formda olma veya ünlü olma arzusunu duyurmak gibi.

Dilbilgisi

as common ... as ile more useful yapılarının birlikte kullanımı

Cümle, iki kamusal açıklamayı paralel mastar öbekleriyle karşılaştırır: to say “I’m trying to learn to love” ve to announce a desire to become fit or famous. İkinci as, karşılaştırmanın diğer tarafındaki eylemi getirir; “çünkü” veya “-iken” anlamına gelmez. İfade iki yargıyı sıkıştırarak birleştirir. as common ... as, ilk açıklamanın aynı ölçüde normal veya yaygın olduğunu belirtirken more useful onun daha değerli olduğunu söyler. Daha açık yazmak için bu kalıplar genellikle ayrılır: as common as ... ve more useful than ....

Alıştırma

Hangi cümle yaygınlıktaki eşitliği ve yararlılıktaki üstünlüğü açıkça birleştirir?

  1. It is as common to ask a question as to answer one, and more useful to ask than to stay confused.
  2. It is more common to ask a question as to answer one, and as useful than staying confused.
  3. It is as common to ask a question because answering one, and more useful while staying confused.
Cevabı göster

It is as common to ask a question as to answer one, and more useful to ask than to stay confused.

It's no insult to have to acknowledge Ton ve niyet

1:25

Şunu kabul etmek zorunda kalmak bir hakaret değildir:

that even though we inhabit a culture soaked in romanticism, Notlar

1:28

romantizme doymuş bir kültürde yaşamamıza rağmen,

we have problems understanding love.

1:31

aşkı anlamakta sorunlar yaşıyoruz.

Ton ve niyet

Saygınlığı koruyan 'It's no insult to have to acknowledge' kalıbı

It’s no insult to... sözü, ardından belirtilen eylemi yapmanın aşağılayıcı veya kişinin onurunu zedeleyen bir şey sayılmaması gerektiğini anlatır. Burada dinleyicilere bir eksikliği kabul etmenin utanç verici olmadığı konusunda güvence verir. Bu ifade zor bir itiraftan önce kullanıldığında savunmacı tepkiyi önceden yumuşatır ve kişinin saygınlığına yönelik tehdidi azaltır. It’s no insult to + fiil kalıbı açık sözlü bir iddiayı kabul etmeyi kolaylaştırabilir; ardından gelen noktanın önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Zor bir itiraftan önce It's no insult to have to acknowledge nasıl bir işlev görür?

  1. Dinleyicilere bu eksikliği kabul etmenin utanç verici olmadığı konusunda güvence verir.
  2. Bu eksikliğin tartışılamayacak kadar önemsiz olduğunu ileri sürer.
  3. Dinleyicileri konuşmacıya hakaret etmekle suçlar.
Cevabı göster

Dinleyicilere bu eksikliği kabul etmenin utanç verici olmadığı konusunda güvence verir.

Deyimler

a culture soaked in romanticism: romantizmle yoğrulmuş bir kültür

Burada soaked in, “derinden ve bütünüyle etkilenmiş” anlamına gelen bir benzetmedir. Romantizmi gerçek bir sıvı olarak değil, kültürün tamamına yayılmış bir şey olarak tasvir eder. Bu ifade bir karşıtlık kurar: Romantik düşünceler bir kültürün her yanında bulunabilir, ancak insanlar yine de sevgiyi anlamakta zorlanabilir. Daha genel olarak be soaked in, bir ortamın, eserin veya geleneğin bir düşünce, duygu ya da etkiyle derinden kaplanmış olmasını anlatabilir.

Alıştırma

Cümlede a culture soaked in romanticism ne anlama geliyor?

  1. Kültür romantizmle yalnızca hafif bir temas kurmuştur.
  2. Romantizm kültürün tamamını derinden etkiler.
  3. Bu kültürdeki insanlar gerçek anlamda sıvıyla kaplıdır.
Cevabı göster

Romantizm kültürün tamamını derinden etkiler.

And even though we've had plenty of crushes

1:34

Ve pek çok kez vurulmuş olsak da,

and heard plenty of songs about love,

1:37

ve aşk hakkında pek çok şarkı dinlemiş olsak da,

we're still taking our first steps Deyimler

1:39

hala ilk adımlarımızı atıyoruz

towards grasping what love might actually be.

1:42

aşkın aslında ne olabileceğini kavramaya doğru.

Anlatım akışı

Tekrarlanan 'even though' ödünlemeleri

İki even though yan cümlesi de ödünleme bildirir: Normalde “sevgiyi anlıyoruz” beklentisini destekleyebilecek gerçekleri kabul ederler. Her birinin ardından bu beklentiyi tersine çeviren bir ana cümle gelir: Sevgiyi anlamakta zorlanıyoruz ve henüz yalnızca ilk adımlarımızı atıyoruz. Ödünleme kalıbının tekrarı, romantik bir kültürde yaşamak, birilerine tutulmak ve aşk şarkıları dinlemek gibi görünüşte güçlü kanıtları biriktirir; ardından bunların hiçbirinin yeterli olmadığını gösterir. Böylece bölüm, sevgiyle karşılaşmak ile onu gerçekten anlamak arasındaki fark etrafında düzenlenir.

Alıştırma

Bu bölümde tekrarlanan even though yapısı ne işe yarar?

  1. Deneyimlerin gerçek olduğunu kabul eder, ancak bunların yine de sevgiyi anlamak anlamına gelmediğini gösterir.
  2. Ana iddiayla bağlantı kurmadan birbiriyle ilgisiz iki olguyu sıralar.
  3. Deneyimleri, sevgiyi eksiksiz anlamanın doğrudan nedeni olarak sunar.
Cevabı göster

Deneyimlerin gerçek olduğunu kabul eder, ancak bunların yine de sevgiyi anlamak anlamına gelmediğini gösterir.

Deyimler

we're still taking our first steps towards grasping: anlamaya doğru hâlâ ilk adımlarımızı atıyoruz

Taking our first steps, bir öğrenme sürecinin başında olmayı anlatan bir benzetmedir. Burada konuşanlar sevgiyle ilgili pek çok deneyim yaşamış olsalar da sevginin gerçekte ne olduğunu daha yeni anlamaya başladıklarını söylüyorlar. Still, geçmişteki bütün bu deneyimlerle sınırlı ilerleme arasındaki şaşırtıcı farkı vurgular. Kalıp take one's first steps towards + noun veya -ing form şeklindedir; bu nedenle towards grasping, anlama hedefine doğru ilerlemek demektir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: After years of research, ____ how sleep affects memory.

Cevabı göster

we're still taking our first steps towards grasping

Here, then, are seven key constituent ingredients of love.

1:46

İşte o halde, aşkın temelini oluşturan yedi ana bileşen.

Charity.

1:51

Hayırseverlik.

Love means, above anything else, benevolence and gentleness

1:53

Aşk her şeyden önce iyilikseverlik ve nezaket demektir,

towards what is failed, disgraced, broken, unappealing, Dilbilgisi

1:57

diğer insanlarda ve kendimizde başarısız olmuş, gözden düşmüş, kırılmış, çekici olmayan,

angry, and foul in other people and in ourselves.

2:01

öfkeli ve iğrenç olan şeylere karşı.

Dilbilgisi

what is failed, disgraced, broken, unappealing: öncülünü içeren ilgi yan cümlesi

Buradaki what bir soru sözcüğü değildir. Öncülünü kendi içinde barındıran bir ilgi yan cümlesi başlatır: what is failed, disgraced, broken, unappealing, “başarısız olmuş, gözden düşmüş, kırılmış ya da çekici olmayan parçalar veya yönler” anlamına gelir. Yan cümlenin tamamı towards'tan sonra bir ad öbeği gibi işlev görür. What zaten “……olan şey ya da şeyler” anlamını içerdiği için önünde bir isim öncülüne ihtiyaç duymaz. Bu yapı, birkaç soyut niteliği tek bir ilgi nesnesinde toplamayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede what, önünde bir isim öncülü olmadan “……olan parça” anlamında doğru biçimde kullanılmıştır?

  1. We should repair what is broken in the process.
  2. We should repair which is broken in the process.
  3. We should repair the part what is broken in the process.
Cevabı göster

We should repair what is broken in the process.

Love isn't about an admiration for strength. Anlatım akışı

2:06

Aşk, güce duyulan hayranlıkla ilgili değildir.

It's about directing sympathy in a most unexpected direction

2:10

Sempatiyi en beklenmedik yöne yönlendirmekle ilgilidir,

at what is messed up, lost, and in pieces, Notlar

2:14

berbat olmuş, kaybolmuş ve parçalara ayrılmış şeylere,

and at what we might hate, resent, and be frightened of.

2:17

ve nefret edebileceğimiz, kızabileceğimiz ve korkabileceğimiz şeylere.

Anlatım akışı

Love isn't about ... It's about ...: merkezî düşünceyi değiştirmek

Bu iki cümle önce bir düşünceyi, yani güce hayranlığı merkezden çıkarır; ardından başka bir düşünceyi, yani sempatiyi beklenmedik hedeflere yöneltmeyi merkeze yerleştirir. About sözcüğünün tekrarı net bir düzeltme oluşturur: ana tanım bu değil, şudur. Bu kalıp, yaygın bir çerçeveyi konuşanın tercih ettiği çerçeveyle değiştirerek bilgiyi düzenler. Hayranlığın her zaman yanlış ya da tamamen yok olduğunu söylemek zorunda değildir; burada savunulan temel anlamın hayranlık olmadığını söyler.

Alıştırma

Bir koç şöyle diyor: “Leadership isn't about giving orders. It's about helping the team succeed.” Konuşan kişi bu yapıyla ne yapıyor?

  1. Emir vermenin hiçbir zaman liderliğin parçası olamayacağını iddia etmek
  2. Bir tanımı reddedip yerine ana odağı koymak
  3. İlk düşünceyi aynı ölçüde merkezde tutarak ikinci bir düşünce eklemek
Cevabı göster

Bir tanımı reddedip yerine ana odağı koymak

Öbek fiiller

messed up: içsel bozulmayı anlatan gündelik bir ifade

Burada messed up, bir kişiyi veya kişinin içindeki bir yönü duygusal açıdan sıkıntılı, zarar görmüş ya da içten içe düzensiz olarak tanımlar. Yalnızca dağınık anlamına gelmez ve kişinin ahlaken kötü olduğunu da kendiliğinden göstermez. Bağ fiili is sonrasında messed up, ortaya çıkmış bir durumu adlandıran sıfat gibi görev yapar. Daha genel olarak be messed up veya feel messed up, derinden etkilenmiş ve kendini bütün hissedemeyen ya da sağlıklı biçimde işlev gösteremeyen birini anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede messed up duygusal açıdan sıkıntılı bir durumu anlatır?

  1. After years of fear, he felt deeply messed up.
  2. The kitchen was messy after dinner.
  3. She messed up the seating plan.
Cevabı göster

After years of fear, he felt deeply messed up.

Deyimler

in pieces: duygusal olarak parçalanmış bir durum

Sözcük anlamıyla in pieces, bir şeyin artık bütün olmadığı anlamına gelir. Burada ise bir mecazdır: in pieces olan şey duygusal veya içsel olarak parçalanmış, savunmasız ve bir bütün olarak ayakta kalamaz durumdadır. is sonrasında in pieces edat öbeği bir hareketi değil, bir durumu adlandırır. Bu imge, içsel acıyı kırılmış bir nesnenin görüntüsüne dönüştürür.

Alıştırma

Duygusal olarak parçalanmış bir durumu anlatmak için cümleyi hangi seçenek doğru tamamlar? After hearing the news, Lena was ...

  1. in pieces
  2. into pieces
  3. on pieces
Cevabı göster

in pieces

Anyone can express an interest in perfection. Anlatım akışı

2:20

Herkes mükemmelliğe ilgi duyduğunu ifade edebilir.

To love is to devote an active charity

2:23

Sevmek, aktif bir hayırseverlik adamaktır

towards the mistakes and aberrations.

2:26

hatalara ve sapmalara karşı.

Anlatım akışı

Anyone can ... To love is to ...: daha zorlayıcı bir tanım kurmak

İlk cümle, kolay ve herkesin benimseyebileceği bir tutum ortaya koyar: herkes kusursuzluğu önemsediğini söyleyebilir. İkinci cümle ise daha zor bir ölçüte geçer ve To love is to ... yapısını bir tanım olarak kullanır. Buradaki active charity, hatalara ve sapmalara bilerek merhametle yaklaşmak demektir; para bağışlamak ya da hataları onaylamak değildir. Kolay iddiayı zorlu tanımdan önce getirerek gerçek sevginin yalnızca bir tercih değil, bir uygulama olduğunu gösterir.

Alıştırma

Anyone can ... ifadesinden To love is to ... ifadesine geçiş ne sağlar?

  1. Kusursuzluğa hayran olmanın kolaylığıyla sevginin daha zor tanımını karşılaştırır: kusurlara etkin bir merhametle yaklaşmak.
  2. Birini sevmenin her hatasını onaylamak ve bütün ölçütlerden vazgeçmek olduğunu söyler.
  3. Yardım kuruluşlarına bağış yapmanın birbiriyle ilgisiz iki örneğini verir.
Cevabı göster

Kusursuzluğa hayran olmanın kolaylığıyla sevginin daha zor tanımını karşılaştırır: kusurlara etkin bir merhametle yaklaşmak.

One day, we will all require the charity of others.

2:29

Bir gün hepimiz başkalarının hayırseverliğine ihtiyaç duyacağız.

In one way or another, we'll be on our knees Deyimler

2:33

Öyle ya da böyle, dizlerimizin üzerine çökeceğiz

and we will need people to look past our evident failings Öbek fiiller

2:36

ve insanların belirgin kusurlarımızı görmezden gelmelerine ihtiyaç duyacağız

in a tender search for our deeply hidden merits. Deyimler

2:40

derinlerde gizli erdemlerimizi şefkatle aramak için.

Deyimler

on our knees: çaresiz ve merhamete muhtaç olmak

Bu parçada on our knees mecaz anlamda kullanılır. Gelecekte yenilmiş, güçsüz ya da başkalarının merhametine bağımlı olacak kadar çaresiz kalabileceğimiz bir anı anlatır. Gerçekten diz çökmek gerekmez. Diz çökme görüntüsü duygusal gücü artırır; çok kötü bir duruma düşmeyi veya yardım için yalvarmayı çağrıştırabilir. Otomatik olarak dua etmek anlamına gelmez. İfadenin gerçek, dinî ya da deyimsel anlamda olup olmadığını bağlam belirler.

Alıştırma

“Son derece güçsüz ya da çaresiz bir durumda” anlamına gelen, dersteki üç sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: After months without work, we were ____ and had to ask our relatives for help.

Cevabı göster

on our knees

Öbek fiiller

look past someone's evident failings: belirgin kusurların hükmü belirlemesine izin vermemek

Bu cümlede look past our evident failings, kusurların var olduğunu kabul etmek fakat onların bir kişi hakkındaki son hüküm olmasına izin vermemek anlamına gelir. Ardından gelen hidden merits arayışı, konuşanın başkalarından görünür olanın altındaki değeri aramaya devam etmelerini istediğini gösterir. look past + sorun, kusur, hata veya ilk izlenim yapısı başka bağlamlara aktarılabilir. Olumsuz gerçeğin varlığını inkâr etmeyi değil, daha kapsamlı bir değerlendirme yapmayı ister.

Alıştırma

Antrenörün hatayı fark ettiğini ancak kararını kontrol etmesine izin vermediğini anlatan ifadeyi seçin: The mistake was real, but the coach decided to ___ it and judge Leo by his whole season.

  1. look over
  2. look past
  3. look for
Cevabı göster

look past

Deyimler

a tender search for our deeply hidden merits: derinlerde saklı erdemleri şefkatle aramak

Cümle, bir kişiyi şefkatle anlamayı mecazi bir arayışa dönüştürür. Tender bu arayışı nazik ve özenli kılar; deeply hidden ise kişinin merits özelliklerini, daha görünür başarısızlıkların altında gömülü iyi nitelikler olarak sunar. İfade bir bütün olarak, hemen görünmeyen değeri bulmak için sabırlı bir çaba göstermeyi ister. evident failings ile deeply hidden merits arasındaki karşıtlık, mesajı yüzey ve derinlik karşıtlığı üzerinden düzenler: kusurlar kolayca görülürken iyi nitelikleri bulmak nezaket ve dikkat gerektirebilir. Bu, gerçek anlamda bir soruşturma veya başarısızlıkların gerçek olmadığı iddiası değildir.

Alıştırma

Bu cümlede a tender search for deeply hidden merits neyi anlatır?

  1. Kolayca görülmeyen iyi nitelikleri nazikçe bulmaya çalışmak
  2. Başarısızlıklarının hiç yaşanmadığını kanıtlamak için birini soruşturmak
  3. Yalnızca fark edilmesi en kolay kusurlara bakmak
Cevabı göster

Kolayca görülmeyen iyi nitelikleri nazikçe bulmaya çalışmak

Imagination.

2:45

Hayal gücü.

To love with imagination is to look beneath the surface Deyimler

2:46

Hayal gücüyle sevmek yüzeyin altına bakmaktır,

where there may be rage, cynicism, brittleness, or transgression,

2:50

öfke, sinizm, kırılganlık veya kural ihlalinin olabileceği yerlere,

and to picture the suffering and pain

2:55

ve acıyı ve ıstırabı hayal etmektir

that got a person to this place. Deyimler

2:57

bir kişiyi o noktaya getiren.

Deyimler

look beneath the surface: görünür davranışın ardındaki gizli nedenler

Burada look beneath the surface mecazidir. Yüzey, görülebilen öfke, sinizm, duygusal kırılganlık veya zarar verici davranıştır; bunun altında ıstırap ve acı deneyimleri bulunabilir. Bu ifade, görünen davranışı yargılamakla yetinmeyip gizli nedenleri düşünmenizi ister. Daha derin bir anlayışı teşvik eder; ancak zarar verici davranışın kabul edilebilir veya sonuçsuz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi yalnızca görünür davranışı değil, gizli nedenleri de düşünmek anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Before judging her anger, try to ____.

Cevabı göster

look beneath the surface

Deyimler

got a person to this place: mevcut bir duruma gelmek

Burada got a person to this place, bir şeyin kişiyi bu duruma ulaşmaya yöneltmesi veya getirmesi anlamındadır. This place fiziksel bir yer değil, kişinin mevcut duygusal ve davranışsal durumudur. Bu anlatım geçmiş deneyimleri bir yolculuk boyunca kişiyi iten güçler gibi gösterir. Dikkati kişinin şimdi nasıl olduğundan, bu sonucu doğurmuş olabilecek olaylara çevirir.

Alıştırma

“Years of rejection got him to this place, angry and distrustful,” cümlesinde got him to this place ne anlama gelir?

  1. Ona yerin nerede olduğunu gösterdi
  2. Onu bir yeri ziyaret etmeye ikna etti
  3. Duygularını anlatmasını sağladı
  4. Onun bu duygusal duruma gelmesine neden oldu
Cevabı göster

Onun bu duygusal duruma gelmesine neden oldu

To love with imagination is to fill in the better reasons Öbek fiiller

3:00

Hayal gücüyle sevmek, daha iyi nedenleri bulup doldurmaktır,

why others are behaving as they do.

3:03

diğerlerinin neden öyle davrandıklarına dair.

Öbek fiiller

fill in the better reasons: daha iyi niyetli bir açıklamayla tamamlamak

Burada fill in, eksik olan bilgiyi zihinde tamamlamak anlamına gelir. Eksik bilgi, başka insanların neden öyle davrandığına ilişkin bir açıklamadır. better ise daha kullanışlı veya kesinlikle doğru değil, daha şefkatli ve bağlamı dikkate alan demektir. Bu ifade, anlamayı eksik bir resmi tamamlama olarak sunar: yalnızca görünen davranışı yargılamak yerine acı veya baskı gibi görünmeyen nedenleri hayal edin.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “eksik bilgiyi tamamlamak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Before judging the short reply, Priya tried to ____ the missing context.

Cevabı göster

fill in

Imaginative love knows that we are all somewhere desperate.

3:05

Hayal gücü kuvvetli aşk, hepimizin bir yerlerde çaresiz olduğunu bilir.

It seeks out that desperation Öbek fiiller

3:09

O çaresizliği arar bulur

and treats it with sorrowful gentleness.

3:11

ve ona hüzünlü bir nezaketle yaklaşır.

Öbek fiiller

seek out: bulmak için bilinçli olarak aramak

Seek out, özellikle hedef açıkça ortada olmadığında veya kolay fark edilmediğinde, birini ya da bir şeyi bulmaya etkin ve bilinçli biçimde çalışmak demektir. Bu cümlede sevgi, çaresizliği yalnızca tesadüfen fark etmez; davranışın altına bakarak gizli sıkıntıyı arar. Out, seek out öbek fiilinin bir parçasıdır. Nesneyi bulmak için bilinçli çaba gösterme fikrini güçlendirir; çaresizliği dışarı çıkarmak anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “bulmak için bilinçli çaba göstermek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The archive was difficult to use, so the journalist decided to ____ a retired librarian who knew the collection.

Cevabı göster

seek out

Kindness.

3:15

İyilik.

There are so many fighters for social justice,

3:16

Sosyal adalet için savaşan o kadar çok savaşçı,

so many people determined to make a better world.

3:19

daha iyi bir dünya kurmaya kararlı o kadar çok insan var ki.

They denounce their enemies and feel certain of their cause, Anlatım akışı

3:21

Düşmanlarını kınarlar ve davalarından emindirler,

but along the way,

3:25

ama yol boyunca,

they have a fateful habit of forgetting to be kind.

3:26

kibar olmayı unutmak gibi ölümcül bir alışkanlıkları vardır.

Anlatım akışı

They ... but ...: davranışı eleştirmeden önce inancı kabul etmek

Cümle önce bu kişilerin ahlaki bağlılığının gücünü ortaya koyar: düşman olarak gördükleri insanları kınarlar ve davalarının haklı olduğundan emindirler. Bu başlangıç, inançlarını hemen reddetmek yerine onu kabul eder. Ardından but, asıl eleştiriyi getirir. Along the way, o davayı sürdürürken anlamına gelir; a fateful habit ise ciddi sonuçları olan tekrarlanan bir davranıştır. Buradaki düşünce, haklı bir davaya inanmanın davranışları kendiliğinden nazik hâle getirmediğidir. Önce kabul edip sonra eleştiren bu yapı, hedefin kendisinin yanlış olduğunu söylemeden hedefe ulaşma biçimini sorgulamayı sağlar.

Alıştırma

Cümlenin nasıl düzenlendiğini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Onların kesin inancını, davalarının aslında yanlış olduğu iddiasıyla karşılaştırır.
  2. İki eşit öneme sahip gerçeği, hiçbirine daha fazla ağırlık vermeden sıralar.
  3. Önce inançlarını kabul eder, sonra davalarının peşinden giderken nasıl davrandıklarını eleştirir.
Cevabı göster

Önce inançlarını kabul eder, sonra davalarının peşinden giderken nasıl davrandıklarını eleştirir.

In their denunciations of the evils of others,

3:31

Başkalarının kötülüklerini kınarken,

there is precious little mercy, humility, tenderness, or grace. Dilbilgisi

3:33

içinde çok az merhamet, alçakgönüllülük, şefkat veya zarafet vardır.

Dilbilgisi

Precious little: neredeyse hiç yok demenin vurgulu yolu

Precious little, çok az veya neredeyse hiç yok demektir. Cümlede, bu kınamalarda merhamet, tevazu, şefkat ya da zarafetin neredeyse hiç bulunmadığını söyler ve güçlü bir eleştiri ile hayal kırıklığı tonu ekler. Burada precious, değerli anlamına gelmez. Precious little + sayılamayan isim kalıbında azlık düşüncesini güçlendirir. Örneğin precious little time veya precious little evidence denebilir.

Alıştırma

Cümleyi neredeyse hiç anlamındaki iki kelimelik vurgulu ifadeyle tamamlayın: The report gives ____ guidance on how to fix the problem.

Cevabı göster

precious little

It's not enough to be right or just. Dilbilgisi

3:38

Sadece haklı veya adil olmak yeterli değildir.

Dilbilgisi

“It's not enough to be ...”: tek bir nitelik yeterli değildir

“It's not enough to be + nitelik veya rol” kalıbı, o niteliğe ya da role sahip olmanın tek başına bütün ölçütü karşılamadığını anlatır. Bu nitelik yine de iyi veya gerekli olabilir; konuşmacı başka bir şeyin de gerektiğini söyler. Burada haklı veya adil olmanın değeri reddedilmez. Cümle, kişinin başkalarına nasıl davrandığı gibi ek bir koşulun geleceğine işaret eder.

Alıştırma

Yalnızca dürüst olmanın yeterli olmadığını göstermek için cümleyi öğrendiğiniz kalıpla tamamlayın: ____ honest; you also need to be tactful.

Cevabı göster

It's not enough to be

To be kind is to know that everyone,

3:41

Kibar olmak, herkesin,

even sinners,

3:43

günahkarların bile,

and in a way, especially sinners,

3:44

ve bir bakıma, özellikle de günahkarların,

deserve ongoing sympathy and mercy.

3:46

sürekli sempatiyi ve merhameti hak ettiğini bilmektir.

It's never simply because someone is wrong Dilbilgisi

3:50

Asla sadece birisi haksız olduğu için

that we have any right to cease showing them the greatest kindness.

3:52

onlara en büyük nezaketi göstermeyi bırakma hakkımız yoktur.

Dilbilgisi

“It's never simply because ... that ...”: bir nedeni yeterli gerekçe olarak reddetmek

Bu bir it-cleft vurgu yapısıdır: “It is veya was + vurgulanan bölüm + that + cümlenin geri kalanı”. Yapı, “because someone is wrong” nedenine özel vurgu yapar. “Never simply”, bu nedeni yeterli bir gerekçe olarak reddeder. Kişinin haksız olmadığını söylemez; haksız olmasının tek başına ona en büyük nezaketi göstermeyi bırakma hakkı vermediğini söyler.

Alıştırma

“the rule is old” nedenini vurgulayan ancak yeterli bir gerekçe olarak reddeden cümleyi tamamlayın: It's not simply ____ the rule is old ____ we should ignore it.

Cevabı göster

because · that

Forgiveness.

3:57

Bağışlama.

To forgive

3:58

Bağışlamak,

is to know that we are, in our own way,

3:59

kendi yolumuzda,

as guilty as the next person. Deyimler

4:01

yanımızdaki kişi kadar suçlu olduğumuzu bilmektir.

Deyimler

as guilty as the next person: ortak insani kusuru kabul etme

Bu cümlede as guilty as the next person, “sıradan herhangi bir insan kadar yanlış yapmaya yatkın” anlamına gelir. Burada the next person genel anlamdadır; sırada gerçekten bir sonraki kişiyi anlatmaz. Bu karşılaştırma, insanların ortak kusurluluğunu alçakgönüllü biçimde kabul eder. Herkesin aynı eylemi yaptığını veya suç payının tamamen eşit olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Diğer herkesten daha az sorumluyuz.
  2. Yanımızda duran kişiyle tamamen aynı suçu işledik.
  3. Biz de diğer insanlar kadar kusurluyuz ve yanlış yapabiliriz.
Cevabı göster

Biz de diğer insanlar kadar kusurluyuz ve yanlış yapabiliriz.

Given what we all are, Dilbilgisi

4:04

Hepimizin ne olduğu göz önüne alındığında,

we have no option but to cut each other some slack. Notlar

4:05

birbirimize biraz müsamaha göstermekten başka seçeneğimiz yoktur.

Dilbilgisi

Given what we all are: bir sonuca temel oluşturma

Burada Given, “göz önünde bulundurulduğunda” veya “dikkate alındığında” anlamına gelir. what we all are isim cümleciğinin tamamı onun tümlecidir ve hepimizin paylaştığı kusurlu insan doğasına gönderme yapar. Cümlenin başındaki Given what we all are, bu ortak gerçeği ardından gelen sonucun temeli olarak sunar. Bir şey verme eylemini anlatmaz.

Alıştırma

Cümlenin başındaki Given what we all are ifadesi hangi işlevi görüyor?

  1. Ortak bir gerçeği veya koşulu sonucun temeli olarak sunar.
  2. Bir şeyin fiziksel olarak herkese verildiğini anlatır.
  3. Herkesin kimliği hakkında bir soru sorar.
Cevabı göster

Ortak bir gerçeği veya koşulu sonucun temeli olarak sunar.

Dilbilgisi

have no option but to + fiilin yalın hâli

Bu cümlede “have no option but to”, daha anlayışlı davranmanın gerçekçi tek hareket yolu olduğunu anlatır. Buradaki “but”, “… dışında” anlamındadır. Yapı özne + have no option but to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Fiilden önce “to” kalmalıdır: “have no option but to wait” denir, “have no option but waiting” denmez.

Alıştırma

“Gerçekçi başka bir seçenek yok” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The mountain road is closed, so we ____ turn back.

Cevabı göster

have no option but to

Deyimler

cut each other some slack: birbirine biraz anlayış göstermek

“Cut each other some slack”, birbirini daha az eleştirmek ve hata ya da sınırlamalara pay bırakmak anlamına gelen gündelik bir deyimdir. “Each other”, bu anlayışın karşılıklı olduğunu gösterir. Bu ifade fiziksel olarak bir şeyi kesmekten söz etmez ve sorumluluğun ortadan kalktığı anlamına gelmez. İçinde bulunulan durumda makul ölçüde hoşgörü ister.

Alıştırma

Konuşmacı “Let's cut our new teammate some slack” diyerek gruptan ne yapmasını istiyor?

  1. Daha az eleştirmek ve takım arkadaşına öğrenmesi için alan tanımak.
  2. Takım arkadaşının bütün sorumluluklarını kaldırmak.
  3. Takım arkadaşının bundan sonra yapacağı her hatayı görmezden gelmek.
Cevabı göster

Daha az eleştirmek ve takım arkadaşına öğrenmesi için alan tanımak.

Of course, we've failed and been hasty and less than admirable, Dilbilgisi

4:08

Elbette başarısız olduk, aceleci davrandık ve pek de takdire şayan olmadık,

but that's no reason forever to withhold love. Dilbilgisi

4:12

ama bu, sevgiyi sonsuza dek esirgemek için bir neden değildir.

Dilbilgisi

less than admirable: yumuşatılmış eleştiri

less than admirable ifadesinde less than + olumlu bir sıfat, yumuşatılmış olumsuz bir değerlendirme oluşturur. Davranışı yalnızca “takdire şayan” seviyesinin biraz altına yerleştirmez; burada davranışın gerçekten övgüye layık olmadığını kabul eder. Bu daha yumuşak ifade, kişiye ağır bir etiket yapıştırmadan davranışı eleştirmeyi sağlar. Farklı durumlarda da kullanılabilen less than + olumlu sıfat kalıbı çoğu zaman “beklendiği kadar iyi olmaktan çok uzak” anlamına gelir; kesin olumsuzluk derecesini bağlam belirler.

Alıştırma

Bu cümlede less than admirable, davranış hakkında ne ima ediyor?

  1. Davranış gerçekten övgüye layık değildi, ancak bu yumuşatılmış bir dille ifade ediliyor.
  2. Davranışı değerlendirmek mümkün değildi.
  3. Davranış genel olarak takdire şayandı ve yalnızca çok küçük bir kusuru vardı.
Cevabı göster

Davranış gerçekten övgüye layık değildi, ancak bu yumuşatılmış bir dille ifade ediliyor.

Dilbilgisi

that's no reason ... to withhold love: bir gerekçeyi reddetmek

That, az önce kabul edilen başarısızlıklara, aceleciliğe ve kötü davranışlara gönderme yapar. Konuşan kişi bu davranışların hiçbir nedeni olmadığını söylemez; bunların sevgiyi esirgemeyi haklı çıkarmadığını söyler. Farklı durumlarda da kullanılabilen that's no reason to + fiil kalıbı bir olguyu kabul eder ve önerilen tepkiyi aşırı ya da yeterli dayanağı olmayan bir sonuç olarak reddeder. Forever, reddedilen sonucu kalıcı hâle getirir: sevgi sonsuza dek esirgenmemelidir.

Alıştırma

Cümleyi that's no reason to kalıbıyla tamamlayın: The bus was late once, but ____ stop using public transportation.

Cevabı göster

that's no reason to

We learn to forgive when we are no longer self-righteous,

4:15

Artık kendimizi haklı görmediğimizde bağışlamayı öğreniriz,

that is,

4:19

yani,

when we're brave enough to fathom the darker sections of our own hearts. Notlar

4:19

kendi kalbimizin daha karanlık kısımlarını kavrayacak kadar cesur olduğumuzda.

Dilbilgisi

brave enough to fathom: adjective + enough + to yapısı

brave enough to fathom ifadesinde brave niteliği belirtir, enough bu niteliğin gereken düzeye ulaştığını gösterir ve to fathom mümkün hâle gelen zor eylemi adlandırır. Yapı adjective + enough + to + fiilin yalın hâli şeklindedir; enough sıfattan önce değil, sonra gelir. Burada fathom “derinlemesine anlamak” demektir. Dolayısıyla ifade, kişinin kendisiyle ilgili yüzleşmesi zor bir şeyi inceleyecek kadar cesur olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi brave + enough + to kullanarak tamamlayın: She was ____ admit that she had made a mistake.

Cevabı göster

brave enough to

Deyimler

the darker sections of our own hearts: gizli kusurları anlatan bir metafor

Bu ifade, kişinin içsel ahlak dünyasını daha karanlık alanları olan bir mekân gibi gösterir. the darker sections, insanların başkalarından saklayabileceği veya kendilerine itiraf etmekten kaçınabileceği bencil dürtüleri, kusurları ya da yanlış davranışları anlatır. Heart fiziksel organı değil, duygusal ve ahlaki iç benliği ifade eder. Our own odağı kişinin kendini incelemesine yöneltir: kendi kusurlarımızı görmek, başkalarını kendini beğenmiş biçimde yargılama eğilimimizi azaltabilir.

Alıştırma

Bu cümlede the darker sections of our own hearts ne anlama gelir?

  1. Fiziksel kalbin daha az ışık alan bölümleri
  2. Bir insanın affetmesini engelleyen tıbbi bir durum
  3. Kabul etmek istemeyebileceğimiz bencil dürtüler, kusurlar veya yanlış davranışlar
Cevabı göster

Kabul etmek istemeyebileceğimiz bencil dürtüler, kusurlar veya yanlış davranışlar

Loyalty.

4:25

Sadakat.

To love means being loyal to people.

4:26

Sevmek insanlara sadık olmak demektir.

This could be ourselves, even though the crowd no longer agrees. Dilbilgisi

4:29

Kalabalık artık aynı fikirde olmasa bile bu kendimiz de olabiliriz.

Outside, the mob may be jeering, Anlatım akışı

4:33

Dışarıda kalabalık alay ediyor olabilir,

but we continue on the same side

4:36

ama biz aynı tarafta kalmaya devam ederiz

with steadfastness and an unbudgeable resilient faith.

4:38

sarsılmaz ve yerinden oynatılamaz, dayanıklı bir inançla.

Dilbilgisi

even though the crowd no longer agrees: ödünleme ilişkisi

Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: kalabalığın karşı çıkmasını gerçek bir engel olarak kabul ederken ana fikir geçerliliğini korur. Burada kişi, toplumun onayını kaybetmesine rağmen kendine sadık kalabilir. No longer bir değişimi gösterir: kalabalık daha önce aynı fikirdeydi, fakat artık değildir. Bu yan cümle sadakatin nedenini vermez; sadakatin rağmen sürdüğü karşı çıkışı belirtir.

Alıştırma

Örnekte even though neyi gösteriyor?

  1. Kalabalığın karşı çıkması sadakatin nedenidir.
  2. Kalabalık karşı çıkar çıkmaz sadakat sona erer.
  3. Kalabalığın karşı çıkması gerçektir, ancak sadakat sürebilir.
Cevabı göster

Kalabalığın karşı çıkması gerçektir, ancak sadakat sürebilir.

Anlatım akışı

Outside ... but we continue on the same side: dış baskı ve sadakat

Outside, düşmanca kalabalığı dışarıdaki bir çerçeveye yerleştirir; but ise dikkati sadık grubun tepkisine çevirir. Bu sıralama önce baskıyı, ardından değişmeyen bağlılığı gösterir. Mob olumsuz değerlendirilen bir kalabalığı anlatır; jeering ise biriyle herkesin önünde yüksek sesle alay etmek demektir. On the same side mecazidir: aynı fiziksel yerde durmak değil, aynı kişiyi veya görüşü desteklemeye devam etmek anlamına gelir.

Alıştırma

Outside ve but cümledeki bilgiyi nasıl düzenliyor?

  1. Herkesin önünde yapılan alayı devam eden sadakatle karşılaştırırlar.
  2. Dışarıdan içeriye doğru bir hareketi anlatırlar.
  3. Kalabalığın alayının taraf değiştirmeye neden olduğunu gösterirler.
Cevabı göster

Herkesin önünde yapılan alayı devam eden sadakatle karşılaştırırlar.

Generosity.

4:43

Cömertlik.

Love overflows. Deyimler

4:44

Aşk taşar.

Deyimler

Love overflows: sevginin dışarıya yayılmasını anlatan bir mecaz

“Overflows”, sevgiyi bir kabı doldurup kenarından taşan bir şey gibi gösterir. Bu cümlede bu imge, sevginin bol olduğunu ve tek bir kişinin ötesine ulaştığını anlatır. Cümle mecazidir: ortada gerçek bir sıvı yoktur ve birinin duygusal kontrolünü kaybettiğini de anlatmaz. Sevginin yabancılara, doğaya ve diğer canlılara uzanabileceğini anlamak için bir çerçeve kurar.

Alıştırma

Bu bağlamda “Love overflows” ne anlama gelir?

  1. Sevgi boldur ve tek bir kişinin ötesine uzanır.
  2. Sevgi, bir kaptan fiziksel olarak dökülen bir sıvıdır.
  3. Sevgi kontrol edilemeyen bir duygu patlamasına dönüşür.
Cevabı göster

Sevgi boldur ve tek bir kişinin ötesine uzanır.

It isn't about loving just one person. Anlatım akışı

4:46

Sadece tek bir kişiyi sevmekten ibaret değildir.

It encompasses the love of someone you've just met, Anlatım akışı

4:48

Yeni tanıştığınız birinin sevgisini kapsar,

Anlatım akışı

It isn't about ... It encompasses ...: bir tanımın kapsamını genişletmek

İlk cümle dar bir yorumu reddeder: söz konusu sevgi türü tek bir kişiyle sınırlı değildir. “Just”, reddedilen bu sınırı belirtir; bir kişiyi sevmenin değerini inkâr etmez. Sonraki cümle tanımı genişletir. “Encompasses”, “daha geniş bir bütünün parçası olarak içerir” demektir ve yeni tanışılan birini daha geniş kapsamın ilk örneği olarak sunar. Bu iki adımlı kalıp — sınırlı bir görüşü reddetmek, ardından fikrin neleri içerdiğini belirtmek — bir kavramı açıkça yeniden tanımlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Yeni örneği yukarıdaki örnekte geçen iki ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: Community ____ helping just your closest friends. It ____ caring for new neighbors too.

Cevabı göster

isn't about · encompasses

of strangers in another land,

4:51

başka bir diyardaki yabancıların,

of the earth,

4:53

dünyanın,

of plants, weevils, house bats,

4:54

bitkilerin, buğday bitlerinin, ev yarasalarının,

and a moth by the window who might be dead by nightfall.

4:56

ve pencerenin kenarında akşama kadar ölebilecek olan bir güvenin.

Anlatım akışı

Listenin yeni tanıştığınız birinden pencere kenarındaki bir güveye doğru genişlemesi

Cümle, kapsamı giderek genişleyen bir listeyle bilgiyi düzenler. Yeni tanışılan tek bir kişiyle başlar, uzaktaki tanımadığımız insanlara geçer ve ardından yeryüzüne, bitkilere ve küçük insan dışı canlılara kadar genişler. Her grubun önünde of sözcüğünün tekrarlanması, her yeni bölümü dışarıya doğru atılan bir adım gibi hissettirir. Sonda yer alan pencere kenarındaki belirli güve beklenmedik ve akılda kalıcıdır; anlatılan sevginin kırılgan ve kolayca gözden kaçan bir canlıya bile ulaştığını gösterir.

Alıştırma

Cümledeki listenin fikirleri nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Yakındaki tek bir kişiden daha geniş ve daha az tanıdık yaşam biçimlerine geçer, sonra canlı biçimde anlatılan ve kolayca gözden kaçan bir canlıyla biter.
  2. Fikrin kapsamını değiştirmeden birbiriyle ilgisiz örnekleri tekrarlar.
  3. Hayvanları bilimsel türlerine ve yaşam alanlarına göre sınıflandırır.
Cevabı göster

Yakındaki tek bir kişiden daha geniş ve daha az tanıdık yaşam biçimlerine geçer, sonra canlı biçimde anlatılan ve kolayca gözden kaçan bir canlıyla biter.

Patience.

5:00

Sabır.

We want others to meet our hopes right now, Kalıp ifadeler

5:01

Başkalarının umutlarımızı hemen şimdi karşılamasını isteriz,

but true love means giving people the time to mature and develop, Kalıp ifadeler

5:04

ama gerçek aşk, insanlara olgunlaşmaları ve gelişmeleri için zaman vermek demektir,

Kalıp ifadeler

meet our hopes right now: umutlarımızı hemen şimdi karşılamak

Burada meet, our hopes şeklinde soyut bir nesne alır. Anlamı “bizimle karşılaşmak” değil, “umduğumuz şeye uymak veya onu karşılamak”tır. Konuşan kişi, başkalarının umduğu kişi hâline gelmesini ister. Right now, baskı ve sabırsızlık anlamı ekler: arzu edilen değişimin hemen gerçekleşmesi beklenir. Ardından insanlara zaman vermekten söz edilmesi, bu acil talebin neden sorun olarak sunulduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi meet içeren ders ifadesiyle tamamlayın: We want the new service to ____, but it needs time to improve.

Cevabı göster

meet our hopes right now

to go wrong, Anlatım akışı

5:08

hata yapmaları için,

to wander in another direction,

5:09

başka bir yöne sapmaları için,

and not to shout at them,

5:11

ve onlara bağırmamak,

but to give them every chance to grow

5:12

bunun yerine büyümeleri için her şansı vermektir,

at their own pace towards their better selves. Kalıp ifadeler

5:14

kendi hızlarında daha iyi benliklerine doğru.

Kalıp ifadeler

İnsanlara olgunlaşıp gelişmeleri için zaman tanımak

give someone the time to do something kalıbı, bir kişiye acele ettirmeden bir süreci tamamlaması için yeterli zaman ve alan tanımak demektir. Burada giving people the time to mature and develop, insanların gelişimi yavaş yavaş gerçekleşirken sabırlı olmayı anlatır. the time belirli bir saat ya da randevu değildir. to’dan sonraki eylem için gereken süreyi ve özgürlüğü ifade eder; aynı sürecin başka bölümlerini belirtmek için başka mastarlar da paralel biçimde eklenebilir.

Alıştırma

Cümleyi give + her + the time + to kalıbıyla tamamlayın: Maya is new to the team. We should ____ learn the system.

Cevabı göster

give her the time to

Anlatım akışı

Hata yapmak... onlara bağırmak değil, her fırsatı vermek

to go wrong ve to wander in another direction mastarları, to mature and develop ile paraleldir: hepsi giving people the time ifadesini tamamlar ve sabırlı bir gelişimin içerebileceği deneyimleri sıralar. Bu yapı, birbiriyle ilişkili düşünceleri aynı dil bilgisel düzeyde tutar. Hata yapmaya alan tanımak, hataların olabileceğini kabul etmektir; hataları onaylamak değildir. Sondaki not to shout at them, but to give them every chance bölümü, bir tepkiyi reddedip yerine başka bir tepki koymak için not A but B yapısını kullanır. Listenin böyle bitirilmesi, sabırla ilgili genel düşünceyi baskı ile destek arasındaki açık bir karşıtlığa dönüştürür.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: A good mentor gives you room to try, to fail, and not to hide mistakes but to learn from them. Bu yapı ne yapıyor?

  1. Hataları saklamayı ve onlardan öğrenmeyi eşit ölçüde önerilen eylemler olarak ekler.
  2. Paralel eylemleri sıralar ve sonra hataları saklamanın yerine onlardan öğrenmeyi koyar.
  3. Denemek ile başarısız olmanın farklı zamanlarda gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Paralel eylemleri sıralar ve sonra hataları saklamanın yerine onlardan öğrenmeyi koyar.

Kalıp ifadeler

at their own pace: kişiye uygun bir hızda

At their own pace, her kişinin kendisine uygun bir hızda ilerlemesi demektir. Buradaki their, gelişme fırsatı verilen kişileri belirtir; pace ise yürüme hızını değil, gelişim hızını anlatır. Bu ifade, insanlar bir hedefe doğru ilerlemeyi sürdürürken farklı hızlarda yol alabileceklerini gösterir. Hiçbir beklenti, sınır veya yön olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “sana uygun bir hızda” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: You can review each lesson ____.

Cevabı göster

at your own pace

If we can believe wholeheartedly in some of the above, Kalıp ifadeler

5:18

Yukarıdakilerin bazılarına tüm kalbimizle inanabilirsek,

it won't matter who we vote for or what our cause is. Dilbilgisi

5:21

kime oy verdiğimiz veya davamızın ne olduğu önemli olmayacaktır.

Kalıp ifadeler

believe wholeheartedly in: tam ve içten destek

To believe wholeheartedly in something, bir şeyin değerini tam bir içtenlikle kabul etmek ve ona güçlü biçimde bağlanmak demektir. Burada yalnızca bir gerçeğin doğru olduğunu düşünmek değil, daha önce sözü edilen ilkeleri derinden desteklemek anlatılır. Yapı believe + wholeheartedly + in + isim veya isim öbeği şeklindedir. Wholeheartedly bağlılığın gücünü artırır; in ise desteklenen kişiyi, ilkeyi, davayı veya yöntemi tanıtır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir ifadenin doğru olduğuna inanmak yerine bir yaklaşımı tamamen desteklemeyi anlatır?

  1. I believe wholeheartedly in this approach.
  2. I believe this approach exists.
  3. I wholeheartedly believe that this approach will succeed.
Cevabı göster

I believe wholeheartedly in this approach.

Dilbilgisi

it won't matter who ... or what ...: kimin…… veya neyin…… olduğu önemli olmayacak

Buradaki it, it matters/it doesn't matter kalıbında kullanılan biçimsel bir öznedir. Asıl içerik daha sonra gelen, birbiriyle bağlı iki dolaylı soru yan cümlesindedir: who we vote for ve what our cause is. Bu iki yan cümle, temel değerlendirmeyi etkilemeyecek seçimleri veya bağlılıkları belirtir. Bunlar dolaylı soru olduğu için doğrudan soru dizilişini değil, düz cümle dizilişini kullanır: who we vote for ve what our cause is denir; who do we vote for ya da what is our cause? denmez. Bu kalıp, belirli ayrıntıların sonucu değiştirmediğini söylemeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle iki dolaylı soruda da düz cümle dizilişini doğru kullanıyor?

  1. It doesn't matter do we join which team or our role is what.
  2. It doesn't matter which team do we join or what is our role.
  3. It doesn't matter which team we join or what our role is.
Cevabı göster

It doesn't matter which team we join or what our role is.

We can count as part of what is helping.

5:24

Yardımcı olan şeyin bir parçası olarak sayılabiliriz.

We should be almost done with romantic love by now. Öbek fiiller

5:28

Artık romantik aşkla işimiz neredeyse bitmiş olmalı.

Öbek fiiller

be done with romantic love: romantik aşkı geride bırakmak

be done with + isim veya -ing biçimi yapısında done with, bir şeyin bitmiş olduğunu ya da artık ona zaman, ilgi veya emek vermek istemediğinizi ifade eder. İfadenin tam gücü tonlama ve bağlamdan anlaşılır. Buradaki almost done with romantic love, insanların romantik aşkı temel odak noktası olarak görme aşamasını neredeyse geride bırakmaları gerektiğini öne süren geniş ve retorik bir ifadedir. Tüm yakın ilişkilerin gerçekten sona ermesi gerektiğini söylemez.

Alıştırma

Maya artık tartışmaya zaman ayırmak istemiyor. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “Maya is ___ the argument and wants to move on.”

  1. done to
  2. done by
  3. done at
  4. done with
Cevabı göster

done with

We should be setting our sights on the challenge of this sort of love. Deyimler

5:31

Gözlerimizi bu tür bir aşkın zorluğuna dikmeliyiz.

Deyimler

Setting Our Sights On: ciddi bir hedef belirlemek

Set our sights on, bir şeyi ciddi bir hedef olarak seçmek ve çabayı ona yöneltmek demektir. İfade, bir nişangâhla hedefe doğrulma görüntüsünden gelir; ancak burada mecazidir ve hedefe saldırmak anlamına gelmez. Bu cümlede gruba, bu zor sevgi biçimini peşinden gitmeye değer bir amaç olarak görmesi öneriliyor. Yapı set + iyelik sözcüğü + sights on + isim veya -ing biçimidir; set your sights on a promotion ve set their sights on winning örneklerinde olduğu gibi.

Alıştırma

Cümleyi set one's sights on deyiminin doğru biçimiyle tamamlayın: Once the team reached the regional final, it ____ winning the national title.

Cevabı göster

set its sights on

Yet, it's not surprising if we're still only at the beginning.

5:35

Yine de, henüz sadece başlangıçtaysak şaşırtıcı değil.

We're just starting on the path to being human. Deyimler

5:39

İnsan olma yolunda daha yeni başlıyoruz.

Deyimler

Gerçek anlamda insan olma yoluna başlamak

Starting on the path to being human, etik gelişimi bir yolculuk olarak sunar. Burada being human; şefkat, bağışlayıcılık, sadakat, cömertlik ve sabır gibi niteliklerle yaşamayı öğrenmek demektir, biyolojik olarak insan hâline gelmek değil. path to + isim veya -ing biçimi yapısında to bir edattır. Cümle, bu gelişimin daha yeni başladığını ve zaman alacağını söyler; hiç kimsenin insanlığını inkâr etmez.

Alıştırma

Aşamalı gelişimi anlatmak için path to yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Learning to listen is part of the path to become a better leader.
  2. Learning to listen is part of the path to becoming a better leader.
  3. Learning to listen is part of the path becoming to a better leader.
Cevabı göster

Learning to listen is part of the path to becoming a better leader.

Love is a skill that we can learn. Anlatım akışı

5:45

Aşk, öğrenebileceğimiz bir beceridir.

Anlatım akışı

Sevgi, öğrenebileceğimiz bir beceridir: kısa bir kapanış tezi

Burada “Love is a skill”, sevgiyi yeniden çerçeveler: sevgi yalnızca kendiliğinden ortaya çıkan bir duygu değil, bilinçli pratikle gelişen bir yetidir. Sevgiye “skill” demek onu mekanik hâle getirmez; sabır, nezaket ve bağışlama gibi niteliklerin geliştirilebileceğini vurgular. Bu cümle aynı zamanda kısa ve etkili bir kapanış tezi işlevi görür. “X is a skill that we can learn” kalıbı konuyu adlandırır, onun hakkında akılda kalıcı tek bir iddia ortaya koyar ve önceki destekleyici fikirleri uygulanabilir bir sonuca bağlar.

Alıştırma

İyi dinlemeyi pratikle geliştirilebilen bir yeti olarak sunmak için dersteki tez kalıbını kullanın: Good listening is a ____ that we can learn.

Cevabı göster

skill

Our relationships book calmly guides us

5:48

İlişkiler kitabımız bize sakince rehberlik ediyor,

with calm and charm through the key issues of relationships

5:50

ilişkilerin temel sorunları boyunca sakinlik ve çekicilikle,

to ensure that success in love

5:55

aşkta başarının

need not be a matter of good luck.

5:57

şansa bağlı bir mesele olmak zorunda olmadığını garanti etmek için.

For more, click the link now.

6:00

Daha fazlası için, şimdi bağlantıya tıklayın.