Gerçek Aşk Aslında Nedir: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Açıklama: Sevgi, romantik coşkunun ötesinde öğrenilebilir bir etik olarak yeniden tanımlanır; hayırseverlik, hayal gücü, nezaket, bağışlama, sadakat, cömertlik ve sabırdan oluşur. Başlıca İngilizce Noktaları: 1. "given how easy it is for rational types to confuse" - Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: bilinen eğilimi neden arka planı yapmak için given how easy it is for someone to do yapısını kullanın. 2. "cut each other some slack." - Deyimler ve Mecazi İfadeler: gerçek kesme değil, karşılıklı hoşgörü isteyen samimi ifadeyi anlayın. 3. "giving people the time to mature and develop," - Kalıplaşmış İfadeler ve Eşdizimler: birine olgunlaşıp gelişmesi için zaman tanıyan sabırlı desteği anlatın.
Bu derste
The world is sick for a surprisingly modest-sounding reason. Anlatım akışı
0:01Dünya şaşırtıcı derecede mütevazı duyulan bir nedenden dolayı hasta.
The world is sick ... for a surprisingly modest-sounding reason ifadesindeki merak uyandıran giriş
The world is sick ifadesi dünyayı bir hasta gibi kişileştirir. Buradaki sick mecazidir: Dünyanın fiziksel olarak hastalandığını değil, toplumun ciddi biçimde sağlıksız ya da işlevsiz olduğunu belirtir. Cümle güçlü bir teşhis koyar ancak nedeni for a surprisingly modest-sounding reason ifadesiyle sonraya bırakır. Devasa bir sorun ile görünüşte küçük bir açıklama arasındaki fark, dinleyiciyi nedeni öğrenmek için dinlemeye devam etmeye yönelten bir merak unsuru oluşturur. Modest-sounding, nedenin gerçekte ne kadar önemli olduğunu değil, ilk başta kulağa nasıl geldiğini anlatır.
Alıştırma
Bu cümlenin bir açılış olarak nasıl işlediğini en iyi hangi açıklama anlatır?
- Tam nedeni hemen verir ve ardından iddiayı yumuşatır.
- Toplumu sağlıksız olarak betimler ve merak yaratmak için açıklamayı sonraya bırakır.
- Herkesin hafif bir rahatsızlığın yol açtığı fiziksel bir hastalığı olduğunu bildirir.
Cevabı göster
Toplumu sağlıksız olarak betimler ve merak yaratmak için açıklamayı sonraya bırakır.
we're rather convinced that we do ifadesinde yardımcı fiille yerine koyma
that we do ifadesindeki do, daha önce sözü edilen understand love fiil öbeğinin yerini tutar. İngilizcede tüm yüklemi tekrar etmemek için yardımcı fiil bu şekilde kullanılabilir: we're convinced that we understand love, we're convinced that we do biçimine dönüşür. Burada rather, oldukça anlamına gelir ve convinced sözcüğünü ölçülü bir şekilde güçlendirir. Önceki iddia sevgiyi anlamadığımızı söylediği için, anladığımıza inandığımızı söylemek ironi yaratır: Kendimize güvenimiz, gerçek anlayışımızdan daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi understand the instructions ifadesinin yerini tutan yardımcı fiille tamamlayın: They may not understand the instructions, but they're convinced that they ____.
Cevabı göster
do
focused on someone's beauty, intelligence, and strength.
0:17birinin güzelliğine, zekasına ve gücüne odaklanan.
a dizzying rapture: baş döndürücü romantik coşku
a dizzying rapture ifadesinde rapture, insanın neredeyse kendini unutmasına yol açan yoğun bir sevinç veya vecdi anlatır. Dizzying bu duyguyu, fiziksel baş dönmesine benzeyecek kadar güçlü ve yön şaşırtıcı gösterir; ancak gerçek bir baş dönmesi kastedilmez. Burada ifade, hayranlık duyulan özelliklere odaklanan ani bir romantik tutkuyu anlatır. Bu tutku yalnızca birkaç ay sürdüğü için kullanılan sözler onu ezici bir güçte gösterir, fakat mutlaka istikrarlı veya kalıcı bir sevgi olarak sunmaz.
Alıştırma
Örnekteki "a dizzying rapture" ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Ezici ve neredeyse vecd düzeyinde romantik bir heyecan
- Birine bakmaktan kaynaklanan fiziksel baş dönmesi
- Yıllardır süren sakin bir bağlılık
Cevabı göster
Ezici ve neredeyse vecd düzeyinde romantik bir heyecan
We have high ideals and refer with confidence
0:20Yüksek ideallerimiz var ve güvenle atıfta bulunuyoruz
that would give true life to any of these. Deyimler
0:31bunların herhangi birine gerçek hayat verebilecek olan.
in the mix: etkileşen fikir veya etkenlerin arasında
In the mix, mevcut olan ve durumu etkileyen bir grup düşünce, etken, kişi veya etkinliğin içinde bulunmak anlamına gelen mecazi bir ifadedir. Bir araya karıştırılmış malzemeler imgesini kullanır, ancak fiziksel bir karıştırma söz konusu değildir. Somehow in the mix ifadesi burada düşünce akışını düzenler: adalet, eşitlik ve haklar tartışılırken sevgi de birbiriyle bağlantılı bu daha geniş konular bütününün parçasıdır, fakat insanların konuşmaktan kaçındığı konu yine sevgidir. Çevredeki unsurlar etkileşime girdiğinden, yalnızca bir listede bulunmaktan daha fazlasını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “değerlendirilen etkenler arasında” anlamına gelen üç kelimelik deyimle tamamlayın: We have discussed speed and price, but safety is still ____.
Cevabı göster
in the mix
give true life to: soyut ilkeleri gerçekte işler hâle getirmek
Bu cümlede give true life to mecazidir. Özne bir sevgi türüdür; these ise adalet, eşitlik ve haklara gönderme yapar. İfade, sevginin bu ilkeleri sözcük anlamıyla canlı yaratması değil, gerçek hayatta etkin, anlamlı ve işler hâle getirmesi demektir. Aktarılabilir kalıp give life to + isim şeklindedir. Bir düşünceyi, planı, hikâyeyi veya ilkeyi enerji kazanabilen ya da gerçeğe dönüşebilen bir şey gibi sunar. true vurgu ekler: ilkeler yalnızca sözde kalmaz, insanların yaşam biçimini gerçekten etkiler.
Alıştırma
Bu cümlede give true life to ne anlama geliyor?
- Adalet, eşitlik ve haklar için biyolojik hayat yaratmak
- Adaletin, eşitliğin ve hakların gerçek hayatta canlı ilkeler olarak işlemesini sağlamak
- Adaletin, eşitliğin ve hakların yerine sevgiyi koymak
Cevabı göster
Adaletin, eşitliğin ve hakların gerçek hayatta canlı ilkeler olarak işlemesini sağlamak
given how easy it is for rational types Dilbilgisi
0:50rasyonel tipler için ne kadar kolay olduğu düşünüldüğünde
to confuse an overcoming of supernatural faith Kalıp ifadeler
0:52doğaüstü inancın üstesinden gelmeyi,
Nasıralı İsa: savın arkasındaki gönderme
Nasıralı İsa, Hristiyanlığın merkezindeki tarihsel kişidir. Hristiyan öğretisinde sevgi, şefkat, bağışlama ve başkalarını önemsemeyle güçlü biçimde ilişkilendirilir. Batı'daki önemli bir sevgi tartışmasının ondan geldiği iddiasını anlamak için gereken asgari arka plan budur. Yazar, okurların doğaüstü inancı kabul etmesi gerektiğini söylemiyor. Vurgulanan nokta, bazı akılcı veya seküler düşünürlerin dinî inancı reddederken, dinî bir ortamda sıkça öğretilmiş olan etik sevgi konusunu da çağrışım yoluyla ihmal edebilmesidir.
Alıştırma
Nasıralı İsa'ya yapılan gönderme yazarın savı için neden önemlidir?
- Öğretileri sevgiyi önemli bir etik konu hâline getirdiği için doğaüstü inancı reddetmek bazı kişilerin bu konuyu da gözden kaçırmasına yol açabilir.
- Cümle, akılcı düşüncenin bırakılıp dinî inancın benimsenmesi gerektiğini söylüyor.
- Onun adı Batı akılcılığının başka bir adı olarak kullanılıyor.
Cevabı göster
Öğretileri sevgiyi önemli bir etik konu hâline getirdiği için doğaüstü inancı reddetmek bazı kişilerin bu konuyu da gözden kaçırmasına yol açabilir.
given how easy it is for ... ile gerekçe sunma
Burada given, “göz önüne alındığında” veya “düşünüldüğünde” anlamına gelir. given how easy it is for rational types to confuse ... ifadesinin tamamı, önceki durumun neden talihsiz olduğunu açıklamaya yardımcı olan bir arka plan gerekçesi sunar. İç yapı olan how easy it is for someone to do something, bir şeyi yapmanın ne kadar kolay olduğunu belirtir; rational types bu karışıklığı yapabilecek kişilerdir. Bu, given sonrasında kullanılan bir yan cümle olduğu için soru dizilişi how easy is it değil, bildirme dizilişi how easy it is kullanılır.
Alıştırma
given ile başlayan hedef yapıyı tamamlayın: ____ for new users to miss this setting, the guide repeats the instruction.
Cevabı göster
Given how easy it is
confuse A with B yapısı
Confuse A with B, A ile B’yi birbirinden ayıramamak ve yanlışlıkla A’yı B olarak ya da B’ye eşdeğer görmek anlamına gelir. Bu cümlede A doğaüstü inancı aşmak, B ise sevgi konusunu ihmal etmektir; yazar, akılcı düşünen kişilerin ilkini yanlışlıkla ikincisi olarak görebileceğini söylüyor. Yapı confuse + birinci unsur + with + ikinci unsur şeklindedir. İnsanların veya nesnelerin kimliğini karıştırmanın yanı sıra fikirler arasındaki yanlış eşdeğerlikleri düzeltmek için de kullanışlıdır.
Alıştırma
Standart confuse A with B yapısını tamamlayın: Many readers confuse a character's opinion ____ the author's own view.
Cevabı göster
with
“To move forward,” ile analizden eyleme geçiş
Burada “To move forward” fiziksel olarak yer değiştirmek anlamına gelmez. Konuşulan konuda ilerleme sağlamak anlamına gelir. Cümlenin başındaki bu mastar öbeği, devamındaki ifadenin amacını belirler ve bir sorunu analiz etmekten sonraki adımı önermeye geçildiğini gösterir.
Alıştırma
Bir sorunu tartışmaktan sonraki adımı önermeye geçildiğini en iyi hangi başlangıç gösterir?
- For example, we need to choose a plan.
- To move forward, we need to choose a plan.
- At the same time, we need to choose a plan.
Cevabı göster
To move forward, we need to choose a plan.
and its tenets taught to CEOs and supply chain managers.
1:10ve ilkeleri CEO'lara ve tedarik zinciri yöneticilerine öğretilmelidir.
as to announce a desire to become fit or famous.
1:21tıpkı formda olma veya ünlü olma arzusunu duyurmak gibi.
as common ... as ile more useful yapılarının birlikte kullanımı
Cümle, iki kamusal açıklamayı paralel mastar öbekleriyle karşılaştırır: to say “I’m trying to learn to love” ve to announce a desire to become fit or famous. İkinci as, karşılaştırmanın diğer tarafındaki eylemi getirir; “çünkü” veya “-iken” anlamına gelmez. İfade iki yargıyı sıkıştırarak birleştirir. as common ... as, ilk açıklamanın aynı ölçüde normal veya yaygın olduğunu belirtirken more useful onun daha değerli olduğunu söyler. Daha açık yazmak için bu kalıplar genellikle ayrılır: as common as ... ve more useful than ....
Alıştırma
Hangi cümle yaygınlıktaki eşitliği ve yararlılıktaki üstünlüğü açıkça birleştirir?
- It is as common to ask a question as to answer one, and more useful to ask than to stay confused.
- It is more common to ask a question as to answer one, and as useful than staying confused.
- It is as common to ask a question because answering one, and more useful while staying confused.
Cevabı göster
It is as common to ask a question as to answer one, and more useful to ask than to stay confused.
It's no insult to have to acknowledge Ton ve niyet
1:25Şunu kabul etmek zorunda kalmak bir hakaret değildir:
Saygınlığı koruyan 'It's no insult to have to acknowledge' kalıbı
It’s no insult to... sözü, ardından belirtilen eylemi yapmanın aşağılayıcı veya kişinin onurunu zedeleyen bir şey sayılmaması gerektiğini anlatır. Burada dinleyicilere bir eksikliği kabul etmenin utanç verici olmadığı konusunda güvence verir. Bu ifade zor bir itiraftan önce kullanıldığında savunmacı tepkiyi önceden yumuşatır ve kişinin saygınlığına yönelik tehdidi azaltır. It’s no insult to + fiil kalıbı açık sözlü bir iddiayı kabul etmeyi kolaylaştırabilir; ardından gelen noktanın önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Zor bir itiraftan önce It's no insult to have to acknowledge nasıl bir işlev görür?
- Dinleyicilere bu eksikliği kabul etmenin utanç verici olmadığı konusunda güvence verir.
- Bu eksikliğin tartışılamayacak kadar önemsiz olduğunu ileri sürer.
- Dinleyicileri konuşmacıya hakaret etmekle suçlar.
Cevabı göster
Dinleyicilere bu eksikliği kabul etmenin utanç verici olmadığı konusunda güvence verir.
a culture soaked in romanticism: romantizmle yoğrulmuş bir kültür
Burada soaked in, “derinden ve bütünüyle etkilenmiş” anlamına gelen bir benzetmedir. Romantizmi gerçek bir sıvı olarak değil, kültürün tamamına yayılmış bir şey olarak tasvir eder. Bu ifade bir karşıtlık kurar: Romantik düşünceler bir kültürün her yanında bulunabilir, ancak insanlar yine de sevgiyi anlamakta zorlanabilir. Daha genel olarak be soaked in, bir ortamın, eserin veya geleneğin bir düşünce, duygu ya da etkiyle derinden kaplanmış olmasını anlatabilir.
Alıştırma
Cümlede a culture soaked in romanticism ne anlama geliyor?
- Kültür romantizmle yalnızca hafif bir temas kurmuştur.
- Romantizm kültürün tamamını derinden etkiler.
- Bu kültürdeki insanlar gerçek anlamda sıvıyla kaplıdır.
Cevabı göster
Romantizm kültürün tamamını derinden etkiler.
Tekrarlanan 'even though' ödünlemeleri
İki even though yan cümlesi de ödünleme bildirir: Normalde “sevgiyi anlıyoruz” beklentisini destekleyebilecek gerçekleri kabul ederler. Her birinin ardından bu beklentiyi tersine çeviren bir ana cümle gelir: Sevgiyi anlamakta zorlanıyoruz ve henüz yalnızca ilk adımlarımızı atıyoruz. Ödünleme kalıbının tekrarı, romantik bir kültürde yaşamak, birilerine tutulmak ve aşk şarkıları dinlemek gibi görünüşte güçlü kanıtları biriktirir; ardından bunların hiçbirinin yeterli olmadığını gösterir. Böylece bölüm, sevgiyle karşılaşmak ile onu gerçekten anlamak arasındaki fark etrafında düzenlenir.
Alıştırma
Bu bölümde tekrarlanan even though yapısı ne işe yarar?
- Deneyimlerin gerçek olduğunu kabul eder, ancak bunların yine de sevgiyi anlamak anlamına gelmediğini gösterir.
- Ana iddiayla bağlantı kurmadan birbiriyle ilgisiz iki olguyu sıralar.
- Deneyimleri, sevgiyi eksiksiz anlamanın doğrudan nedeni olarak sunar.
Cevabı göster
Deneyimlerin gerçek olduğunu kabul eder, ancak bunların yine de sevgiyi anlamak anlamına gelmediğini gösterir.
we're still taking our first steps towards grasping: anlamaya doğru hâlâ ilk adımlarımızı atıyoruz
Taking our first steps, bir öğrenme sürecinin başında olmayı anlatan bir benzetmedir. Burada konuşanlar sevgiyle ilgili pek çok deneyim yaşamış olsalar da sevginin gerçekte ne olduğunu daha yeni anlamaya başladıklarını söylüyorlar. Still, geçmişteki bütün bu deneyimlerle sınırlı ilerleme arasındaki şaşırtıcı farkı vurgular. Kalıp take one's first steps towards + noun veya -ing form şeklindedir; bu nedenle towards grasping, anlama hedefine doğru ilerlemek demektir.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: After years of research, ____ how sleep affects memory.
Cevabı göster
we're still taking our first steps towards grasping
Here, then, are seven key constituent ingredients of love.
1:46İşte o halde, aşkın temelini oluşturan yedi ana bileşen.
Love means, above anything else, benevolence and gentleness
1:53Aşk her şeyden önce iyilikseverlik ve nezaket demektir,
towards what is failed, disgraced, broken, unappealing, Dilbilgisi
1:57diğer insanlarda ve kendimizde başarısız olmuş, gözden düşmüş, kırılmış, çekici olmayan,
what is failed, disgraced, broken, unappealing: öncülünü içeren ilgi yan cümlesi
Buradaki what bir soru sözcüğü değildir. Öncülünü kendi içinde barındıran bir ilgi yan cümlesi başlatır: what is failed, disgraced, broken, unappealing, “başarısız olmuş, gözden düşmüş, kırılmış ya da çekici olmayan parçalar veya yönler” anlamına gelir. Yan cümlenin tamamı towards'tan sonra bir ad öbeği gibi işlev görür. What zaten “……olan şey ya da şeyler” anlamını içerdiği için önünde bir isim öncülüne ihtiyaç duymaz. Bu yapı, birkaç soyut niteliği tek bir ilgi nesnesinde toplamayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede what, önünde bir isim öncülü olmadan “……olan parça” anlamında doğru biçimde kullanılmıştır?
- We should repair what is broken in the process.
- We should repair which is broken in the process.
- We should repair the part what is broken in the process.
Cevabı göster
We should repair what is broken in the process.
Love isn't about an admiration for strength. Anlatım akışı
2:06Aşk, güce duyulan hayranlıkla ilgili değildir.
It's about directing sympathy in a most unexpected direction
2:10Sempatiyi en beklenmedik yöne yönlendirmekle ilgilidir,
and at what we might hate, resent, and be frightened of.
2:17ve nefret edebileceğimiz, kızabileceğimiz ve korkabileceğimiz şeylere.
Love isn't about ... It's about ...: merkezî düşünceyi değiştirmek
Bu iki cümle önce bir düşünceyi, yani güce hayranlığı merkezden çıkarır; ardından başka bir düşünceyi, yani sempatiyi beklenmedik hedeflere yöneltmeyi merkeze yerleştirir. About sözcüğünün tekrarı net bir düzeltme oluşturur: ana tanım bu değil, şudur. Bu kalıp, yaygın bir çerçeveyi konuşanın tercih ettiği çerçeveyle değiştirerek bilgiyi düzenler. Hayranlığın her zaman yanlış ya da tamamen yok olduğunu söylemek zorunda değildir; burada savunulan temel anlamın hayranlık olmadığını söyler.
Alıştırma
Bir koç şöyle diyor: “Leadership isn't about giving orders. It's about helping the team succeed.” Konuşan kişi bu yapıyla ne yapıyor?
- Emir vermenin hiçbir zaman liderliğin parçası olamayacağını iddia etmek
- Bir tanımı reddedip yerine ana odağı koymak
- İlk düşünceyi aynı ölçüde merkezde tutarak ikinci bir düşünce eklemek
Cevabı göster
Bir tanımı reddedip yerine ana odağı koymak
messed up: içsel bozulmayı anlatan gündelik bir ifade
Burada messed up, bir kişiyi veya kişinin içindeki bir yönü duygusal açıdan sıkıntılı, zarar görmüş ya da içten içe düzensiz olarak tanımlar. Yalnızca dağınık anlamına gelmez ve kişinin ahlaken kötü olduğunu da kendiliğinden göstermez. Bağ fiili is sonrasında messed up, ortaya çıkmış bir durumu adlandıran sıfat gibi görev yapar. Daha genel olarak be messed up veya feel messed up, derinden etkilenmiş ve kendini bütün hissedemeyen ya da sağlıklı biçimde işlev gösteremeyen birini anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede messed up duygusal açıdan sıkıntılı bir durumu anlatır?
- After years of fear, he felt deeply messed up.
- The kitchen was messy after dinner.
- She messed up the seating plan.
Cevabı göster
After years of fear, he felt deeply messed up.
in pieces: duygusal olarak parçalanmış bir durum
Sözcük anlamıyla in pieces, bir şeyin artık bütün olmadığı anlamına gelir. Burada ise bir mecazdır: in pieces olan şey duygusal veya içsel olarak parçalanmış, savunmasız ve bir bütün olarak ayakta kalamaz durumdadır. is sonrasında in pieces edat öbeği bir hareketi değil, bir durumu adlandırır. Bu imge, içsel acıyı kırılmış bir nesnenin görüntüsüne dönüştürür.
Alıştırma
Duygusal olarak parçalanmış bir durumu anlatmak için cümleyi hangi seçenek doğru tamamlar? After hearing the news, Lena was ...
- in pieces
- into pieces
- on pieces
Cevabı göster
in pieces
Anyone can express an interest in perfection. Anlatım akışı
2:20Herkes mükemmelliğe ilgi duyduğunu ifade edebilir.
Anyone can ... To love is to ...: daha zorlayıcı bir tanım kurmak
İlk cümle, kolay ve herkesin benimseyebileceği bir tutum ortaya koyar: herkes kusursuzluğu önemsediğini söyleyebilir. İkinci cümle ise daha zor bir ölçüte geçer ve To love is to ... yapısını bir tanım olarak kullanır. Buradaki active charity, hatalara ve sapmalara bilerek merhametle yaklaşmak demektir; para bağışlamak ya da hataları onaylamak değildir. Kolay iddiayı zorlu tanımdan önce getirerek gerçek sevginin yalnızca bir tercih değil, bir uygulama olduğunu gösterir.
Alıştırma
Anyone can ... ifadesinden To love is to ... ifadesine geçiş ne sağlar?
- Kusursuzluğa hayran olmanın kolaylığıyla sevginin daha zor tanımını karşılaştırır: kusurlara etkin bir merhametle yaklaşmak.
- Birini sevmenin her hatasını onaylamak ve bütün ölçütlerden vazgeçmek olduğunu söyler.
- Yardım kuruluşlarına bağış yapmanın birbiriyle ilgisiz iki örneğini verir.
Cevabı göster
Kusursuzluğa hayran olmanın kolaylığıyla sevginin daha zor tanımını karşılaştırır: kusurlara etkin bir merhametle yaklaşmak.
One day, we will all require the charity of others.
2:29Bir gün hepimiz başkalarının hayırseverliğine ihtiyaç duyacağız.
and we will need people to look past our evident failings Öbek fiiller
2:36ve insanların belirgin kusurlarımızı görmezden gelmelerine ihtiyaç duyacağız
in a tender search for our deeply hidden merits. Deyimler
2:40derinlerde gizli erdemlerimizi şefkatle aramak için.
on our knees: çaresiz ve merhamete muhtaç olmak
Bu parçada on our knees mecaz anlamda kullanılır. Gelecekte yenilmiş, güçsüz ya da başkalarının merhametine bağımlı olacak kadar çaresiz kalabileceğimiz bir anı anlatır. Gerçekten diz çökmek gerekmez. Diz çökme görüntüsü duygusal gücü artırır; çok kötü bir duruma düşmeyi veya yardım için yalvarmayı çağrıştırabilir. Otomatik olarak dua etmek anlamına gelmez. İfadenin gerçek, dinî ya da deyimsel anlamda olup olmadığını bağlam belirler.
Alıştırma
“Son derece güçsüz ya da çaresiz bir durumda” anlamına gelen, dersteki üç sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: After months without work, we were ____ and had to ask our relatives for help.
Cevabı göster
on our knees
look past someone's evident failings: belirgin kusurların hükmü belirlemesine izin vermemek
Bu cümlede look past our evident failings, kusurların var olduğunu kabul etmek fakat onların bir kişi hakkındaki son hüküm olmasına izin vermemek anlamına gelir. Ardından gelen hidden merits arayışı, konuşanın başkalarından görünür olanın altındaki değeri aramaya devam etmelerini istediğini gösterir. look past + sorun, kusur, hata veya ilk izlenim yapısı başka bağlamlara aktarılabilir. Olumsuz gerçeğin varlığını inkâr etmeyi değil, daha kapsamlı bir değerlendirme yapmayı ister.
Alıştırma
Antrenörün hatayı fark ettiğini ancak kararını kontrol etmesine izin vermediğini anlatan ifadeyi seçin: The mistake was real, but the coach decided to ___ it and judge Leo by his whole season.
- look over
- look past
- look for
Cevabı göster
look past
a tender search for our deeply hidden merits: derinlerde saklı erdemleri şefkatle aramak
Cümle, bir kişiyi şefkatle anlamayı mecazi bir arayışa dönüştürür. Tender bu arayışı nazik ve özenli kılar; deeply hidden ise kişinin merits özelliklerini, daha görünür başarısızlıkların altında gömülü iyi nitelikler olarak sunar. İfade bir bütün olarak, hemen görünmeyen değeri bulmak için sabırlı bir çaba göstermeyi ister. evident failings ile deeply hidden merits arasındaki karşıtlık, mesajı yüzey ve derinlik karşıtlığı üzerinden düzenler: kusurlar kolayca görülürken iyi nitelikleri bulmak nezaket ve dikkat gerektirebilir. Bu, gerçek anlamda bir soruşturma veya başarısızlıkların gerçek olmadığı iddiası değildir.
Alıştırma
Bu cümlede a tender search for deeply hidden merits neyi anlatır?
- Kolayca görülmeyen iyi nitelikleri nazikçe bulmaya çalışmak
- Başarısızlıklarının hiç yaşanmadığını kanıtlamak için birini soruşturmak
- Yalnızca fark edilmesi en kolay kusurlara bakmak
Cevabı göster
Kolayca görülmeyen iyi nitelikleri nazikçe bulmaya çalışmak
where there may be rage, cynicism, brittleness, or transgression,
2:50öfke, sinizm, kırılganlık veya kural ihlalinin olabileceği yerlere,
look beneath the surface: görünür davranışın ardındaki gizli nedenler
Burada look beneath the surface mecazidir. Yüzey, görülebilen öfke, sinizm, duygusal kırılganlık veya zarar verici davranıştır; bunun altında ıstırap ve acı deneyimleri bulunabilir. Bu ifade, görünen davranışı yargılamakla yetinmeyip gizli nedenleri düşünmenizi ister. Daha derin bir anlayışı teşvik eder; ancak zarar verici davranışın kabul edilebilir veya sonuçsuz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi yalnızca görünür davranışı değil, gizli nedenleri de düşünmek anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Before judging her anger, try to ____.
Cevabı göster
look beneath the surface
got a person to this place: mevcut bir duruma gelmek
Burada got a person to this place, bir şeyin kişiyi bu duruma ulaşmaya yöneltmesi veya getirmesi anlamındadır. This place fiziksel bir yer değil, kişinin mevcut duygusal ve davranışsal durumudur. Bu anlatım geçmiş deneyimleri bir yolculuk boyunca kişiyi iten güçler gibi gösterir. Dikkati kişinin şimdi nasıl olduğundan, bu sonucu doğurmuş olabilecek olaylara çevirir.
Alıştırma
“Years of rejection got him to this place, angry and distrustful,” cümlesinde got him to this place ne anlama gelir?
- Ona yerin nerede olduğunu gösterdi
- Onu bir yeri ziyaret etmeye ikna etti
- Duygularını anlatmasını sağladı
- Onun bu duygusal duruma gelmesine neden oldu
Cevabı göster
Onun bu duygusal duruma gelmesine neden oldu
To love with imagination is to fill in the better reasons Öbek fiiller
3:00Hayal gücüyle sevmek, daha iyi nedenleri bulup doldurmaktır,
fill in the better reasons: daha iyi niyetli bir açıklamayla tamamlamak
Burada fill in, eksik olan bilgiyi zihinde tamamlamak anlamına gelir. Eksik bilgi, başka insanların neden öyle davrandığına ilişkin bir açıklamadır. better ise daha kullanışlı veya kesinlikle doğru değil, daha şefkatli ve bağlamı dikkate alan demektir. Bu ifade, anlamayı eksik bir resmi tamamlama olarak sunar: yalnızca görünen davranışı yargılamak yerine acı veya baskı gibi görünmeyen nedenleri hayal edin.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “eksik bilgiyi tamamlamak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Before judging the short reply, Priya tried to ____ the missing context.
Cevabı göster
fill in
Imaginative love knows that we are all somewhere desperate.
3:05Hayal gücü kuvvetli aşk, hepimizin bir yerlerde çaresiz olduğunu bilir.
seek out: bulmak için bilinçli olarak aramak
Seek out, özellikle hedef açıkça ortada olmadığında veya kolay fark edilmediğinde, birini ya da bir şeyi bulmaya etkin ve bilinçli biçimde çalışmak demektir. Bu cümlede sevgi, çaresizliği yalnızca tesadüfen fark etmez; davranışın altına bakarak gizli sıkıntıyı arar. Out, seek out öbek fiilinin bir parçasıdır. Nesneyi bulmak için bilinçli çaba gösterme fikrini güçlendirir; çaresizliği dışarı çıkarmak anlamına gelmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “bulmak için bilinçli çaba göstermek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The archive was difficult to use, so the journalist decided to ____ a retired librarian who knew the collection.
Cevabı göster
seek out
so many people determined to make a better world.
3:19daha iyi bir dünya kurmaya kararlı o kadar çok insan var ki.
They denounce their enemies and feel certain of their cause, Anlatım akışı
3:21Düşmanlarını kınarlar ve davalarından emindirler,
they have a fateful habit of forgetting to be kind.
3:26kibar olmayı unutmak gibi ölümcül bir alışkanlıkları vardır.
They ... but ...: davranışı eleştirmeden önce inancı kabul etmek
Cümle önce bu kişilerin ahlaki bağlılığının gücünü ortaya koyar: düşman olarak gördükleri insanları kınarlar ve davalarının haklı olduğundan emindirler. Bu başlangıç, inançlarını hemen reddetmek yerine onu kabul eder. Ardından but, asıl eleştiriyi getirir. Along the way, o davayı sürdürürken anlamına gelir; a fateful habit ise ciddi sonuçları olan tekrarlanan bir davranıştır. Buradaki düşünce, haklı bir davaya inanmanın davranışları kendiliğinden nazik hâle getirmediğidir. Önce kabul edip sonra eleştiren bu yapı, hedefin kendisinin yanlış olduğunu söylemeden hedefe ulaşma biçimini sorgulamayı sağlar.
Alıştırma
Cümlenin nasıl düzenlendiğini en iyi hangi yorum açıklar?
- Onların kesin inancını, davalarının aslında yanlış olduğu iddiasıyla karşılaştırır.
- İki eşit öneme sahip gerçeği, hiçbirine daha fazla ağırlık vermeden sıralar.
- Önce inançlarını kabul eder, sonra davalarının peşinden giderken nasıl davrandıklarını eleştirir.
Cevabı göster
Önce inançlarını kabul eder, sonra davalarının peşinden giderken nasıl davrandıklarını eleştirir.
there is precious little mercy, humility, tenderness, or grace. Dilbilgisi
3:33içinde çok az merhamet, alçakgönüllülük, şefkat veya zarafet vardır.
Precious little: neredeyse hiç yok demenin vurgulu yolu
Precious little, çok az veya neredeyse hiç yok demektir. Cümlede, bu kınamalarda merhamet, tevazu, şefkat ya da zarafetin neredeyse hiç bulunmadığını söyler ve güçlü bir eleştiri ile hayal kırıklığı tonu ekler. Burada precious, değerli anlamına gelmez. Precious little + sayılamayan isim kalıbında azlık düşüncesini güçlendirir. Örneğin precious little time veya precious little evidence denebilir.
Alıştırma
Cümleyi neredeyse hiç anlamındaki iki kelimelik vurgulu ifadeyle tamamlayın: The report gives ____ guidance on how to fix the problem.
Cevabı göster
precious little
“It's not enough to be ...”: tek bir nitelik yeterli değildir
“It's not enough to be + nitelik veya rol” kalıbı, o niteliğe ya da role sahip olmanın tek başına bütün ölçütü karşılamadığını anlatır. Bu nitelik yine de iyi veya gerekli olabilir; konuşmacı başka bir şeyin de gerektiğini söyler. Burada haklı veya adil olmanın değeri reddedilmez. Cümle, kişinin başkalarına nasıl davrandığı gibi ek bir koşulun geleceğine işaret eder.
Alıştırma
Yalnızca dürüst olmanın yeterli olmadığını göstermek için cümleyi öğrendiğiniz kalıpla tamamlayın: ____ honest; you also need to be tactful.
Cevabı göster
It's not enough to be
that we have any right to cease showing them the greatest kindness.
3:52onlara en büyük nezaketi göstermeyi bırakma hakkımız yoktur.
“It's never simply because ... that ...”: bir nedeni yeterli gerekçe olarak reddetmek
Bu bir it-cleft vurgu yapısıdır: “It is veya was + vurgulanan bölüm + that + cümlenin geri kalanı”. Yapı, “because someone is wrong” nedenine özel vurgu yapar. “Never simply”, bu nedeni yeterli bir gerekçe olarak reddeder. Kişinin haksız olmadığını söylemez; haksız olmasının tek başına ona en büyük nezaketi göstermeyi bırakma hakkı vermediğini söyler.
Alıştırma
“the rule is old” nedenini vurgulayan ancak yeterli bir gerekçe olarak reddeden cümleyi tamamlayın: It's not simply ____ the rule is old ____ we should ignore it.
Cevabı göster
because · that
as guilty as the next person: ortak insani kusuru kabul etme
Bu cümlede as guilty as the next person, “sıradan herhangi bir insan kadar yanlış yapmaya yatkın” anlamına gelir. Burada the next person genel anlamdadır; sırada gerçekten bir sonraki kişiyi anlatmaz. Bu karşılaştırma, insanların ortak kusurluluğunu alçakgönüllü biçimde kabul eder. Herkesin aynı eylemi yaptığını veya suç payının tamamen eşit olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- Diğer herkesten daha az sorumluyuz.
- Yanımızda duran kişiyle tamamen aynı suçu işledik.
- Biz de diğer insanlar kadar kusurluyuz ve yanlış yapabiliriz.
Cevabı göster
Biz de diğer insanlar kadar kusurluyuz ve yanlış yapabiliriz.
we have no option but to cut each other some slack. Notlar
4:05birbirimize biraz müsamaha göstermekten başka seçeneğimiz yoktur.
Given what we all are: bir sonuca temel oluşturma
Burada Given, “göz önünde bulundurulduğunda” veya “dikkate alındığında” anlamına gelir. what we all are isim cümleciğinin tamamı onun tümlecidir ve hepimizin paylaştığı kusurlu insan doğasına gönderme yapar. Cümlenin başındaki Given what we all are, bu ortak gerçeği ardından gelen sonucun temeli olarak sunar. Bir şey verme eylemini anlatmaz.
Alıştırma
Cümlenin başındaki Given what we all are ifadesi hangi işlevi görüyor?
- Ortak bir gerçeği veya koşulu sonucun temeli olarak sunar.
- Bir şeyin fiziksel olarak herkese verildiğini anlatır.
- Herkesin kimliği hakkında bir soru sorar.
Cevabı göster
Ortak bir gerçeği veya koşulu sonucun temeli olarak sunar.
have no option but to + fiilin yalın hâli
Bu cümlede “have no option but to”, daha anlayışlı davranmanın gerçekçi tek hareket yolu olduğunu anlatır. Buradaki “but”, “… dışında” anlamındadır. Yapı özne + have no option but to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Fiilden önce “to” kalmalıdır: “have no option but to wait” denir, “have no option but waiting” denmez.
Alıştırma
“Gerçekçi başka bir seçenek yok” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The mountain road is closed, so we ____ turn back.
Cevabı göster
have no option but to
cut each other some slack: birbirine biraz anlayış göstermek
“Cut each other some slack”, birbirini daha az eleştirmek ve hata ya da sınırlamalara pay bırakmak anlamına gelen gündelik bir deyimdir. “Each other”, bu anlayışın karşılıklı olduğunu gösterir. Bu ifade fiziksel olarak bir şeyi kesmekten söz etmez ve sorumluluğun ortadan kalktığı anlamına gelmez. İçinde bulunulan durumda makul ölçüde hoşgörü ister.
Alıştırma
Konuşmacı “Let's cut our new teammate some slack” diyerek gruptan ne yapmasını istiyor?
- Daha az eleştirmek ve takım arkadaşına öğrenmesi için alan tanımak.
- Takım arkadaşının bütün sorumluluklarını kaldırmak.
- Takım arkadaşının bundan sonra yapacağı her hatayı görmezden gelmek.
Cevabı göster
Daha az eleştirmek ve takım arkadaşına öğrenmesi için alan tanımak.
Of course, we've failed and been hasty and less than admirable, Dilbilgisi
4:08Elbette başarısız olduk, aceleci davrandık ve pek de takdire şayan olmadık,
but that's no reason forever to withhold love. Dilbilgisi
4:12ama bu, sevgiyi sonsuza dek esirgemek için bir neden değildir.
less than admirable: yumuşatılmış eleştiri
less than admirable ifadesinde less than + olumlu bir sıfat, yumuşatılmış olumsuz bir değerlendirme oluşturur. Davranışı yalnızca “takdire şayan” seviyesinin biraz altına yerleştirmez; burada davranışın gerçekten övgüye layık olmadığını kabul eder. Bu daha yumuşak ifade, kişiye ağır bir etiket yapıştırmadan davranışı eleştirmeyi sağlar. Farklı durumlarda da kullanılabilen less than + olumlu sıfat kalıbı çoğu zaman “beklendiği kadar iyi olmaktan çok uzak” anlamına gelir; kesin olumsuzluk derecesini bağlam belirler.
Alıştırma
Bu cümlede less than admirable, davranış hakkında ne ima ediyor?
- Davranış gerçekten övgüye layık değildi, ancak bu yumuşatılmış bir dille ifade ediliyor.
- Davranışı değerlendirmek mümkün değildi.
- Davranış genel olarak takdire şayandı ve yalnızca çok küçük bir kusuru vardı.
Cevabı göster
Davranış gerçekten övgüye layık değildi, ancak bu yumuşatılmış bir dille ifade ediliyor.
that's no reason ... to withhold love: bir gerekçeyi reddetmek
That, az önce kabul edilen başarısızlıklara, aceleciliğe ve kötü davranışlara gönderme yapar. Konuşan kişi bu davranışların hiçbir nedeni olmadığını söylemez; bunların sevgiyi esirgemeyi haklı çıkarmadığını söyler. Farklı durumlarda da kullanılabilen that's no reason to + fiil kalıbı bir olguyu kabul eder ve önerilen tepkiyi aşırı ya da yeterli dayanağı olmayan bir sonuç olarak reddeder. Forever, reddedilen sonucu kalıcı hâle getirir: sevgi sonsuza dek esirgenmemelidir.
Alıştırma
Cümleyi that's no reason to kalıbıyla tamamlayın: The bus was late once, but ____ stop using public transportation.
Cevabı göster
that's no reason to
We learn to forgive when we are no longer self-righteous,
4:15Artık kendimizi haklı görmediğimizde bağışlamayı öğreniriz,
when we're brave enough to fathom the darker sections of our own hearts. Notlar
4:19kendi kalbimizin daha karanlık kısımlarını kavrayacak kadar cesur olduğumuzda.
brave enough to fathom: adjective + enough + to yapısı
brave enough to fathom ifadesinde brave niteliği belirtir, enough bu niteliğin gereken düzeye ulaştığını gösterir ve to fathom mümkün hâle gelen zor eylemi adlandırır. Yapı adjective + enough + to + fiilin yalın hâli şeklindedir; enough sıfattan önce değil, sonra gelir. Burada fathom “derinlemesine anlamak” demektir. Dolayısıyla ifade, kişinin kendisiyle ilgili yüzleşmesi zor bir şeyi inceleyecek kadar cesur olduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi brave + enough + to kullanarak tamamlayın: She was ____ admit that she had made a mistake.
Cevabı göster
brave enough to
the darker sections of our own hearts: gizli kusurları anlatan bir metafor
Bu ifade, kişinin içsel ahlak dünyasını daha karanlık alanları olan bir mekân gibi gösterir. the darker sections, insanların başkalarından saklayabileceği veya kendilerine itiraf etmekten kaçınabileceği bencil dürtüleri, kusurları ya da yanlış davranışları anlatır. Heart fiziksel organı değil, duygusal ve ahlaki iç benliği ifade eder. Our own odağı kişinin kendini incelemesine yöneltir: kendi kusurlarımızı görmek, başkalarını kendini beğenmiş biçimde yargılama eğilimimizi azaltabilir.
Alıştırma
Bu cümlede the darker sections of our own hearts ne anlama gelir?
- Fiziksel kalbin daha az ışık alan bölümleri
- Bir insanın affetmesini engelleyen tıbbi bir durum
- Kabul etmek istemeyebileceğimiz bencil dürtüler, kusurlar veya yanlış davranışlar
Cevabı göster
Kabul etmek istemeyebileceğimiz bencil dürtüler, kusurlar veya yanlış davranışlar
This could be ourselves, even though the crowd no longer agrees. Dilbilgisi
4:29Kalabalık artık aynı fikirde olmasa bile bu kendimiz de olabiliriz.
with steadfastness and an unbudgeable resilient faith.
4:38sarsılmaz ve yerinden oynatılamaz, dayanıklı bir inançla.
even though the crowd no longer agrees: ödünleme ilişkisi
Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: kalabalığın karşı çıkmasını gerçek bir engel olarak kabul ederken ana fikir geçerliliğini korur. Burada kişi, toplumun onayını kaybetmesine rağmen kendine sadık kalabilir. No longer bir değişimi gösterir: kalabalık daha önce aynı fikirdeydi, fakat artık değildir. Bu yan cümle sadakatin nedenini vermez; sadakatin rağmen sürdüğü karşı çıkışı belirtir.
Alıştırma
Örnekte even though neyi gösteriyor?
- Kalabalığın karşı çıkması sadakatin nedenidir.
- Kalabalık karşı çıkar çıkmaz sadakat sona erer.
- Kalabalığın karşı çıkması gerçektir, ancak sadakat sürebilir.
Cevabı göster
Kalabalığın karşı çıkması gerçektir, ancak sadakat sürebilir.
Outside ... but we continue on the same side: dış baskı ve sadakat
Outside, düşmanca kalabalığı dışarıdaki bir çerçeveye yerleştirir; but ise dikkati sadık grubun tepkisine çevirir. Bu sıralama önce baskıyı, ardından değişmeyen bağlılığı gösterir. Mob olumsuz değerlendirilen bir kalabalığı anlatır; jeering ise biriyle herkesin önünde yüksek sesle alay etmek demektir. On the same side mecazidir: aynı fiziksel yerde durmak değil, aynı kişiyi veya görüşü desteklemeye devam etmek anlamına gelir.
Alıştırma
Outside ve but cümledeki bilgiyi nasıl düzenliyor?
- Herkesin önünde yapılan alayı devam eden sadakatle karşılaştırırlar.
- Dışarıdan içeriye doğru bir hareketi anlatırlar.
- Kalabalığın alayının taraf değiştirmeye neden olduğunu gösterirler.
Cevabı göster
Herkesin önünde yapılan alayı devam eden sadakatle karşılaştırırlar.
Love overflows: sevginin dışarıya yayılmasını anlatan bir mecaz
“Overflows”, sevgiyi bir kabı doldurup kenarından taşan bir şey gibi gösterir. Bu cümlede bu imge, sevginin bol olduğunu ve tek bir kişinin ötesine ulaştığını anlatır. Cümle mecazidir: ortada gerçek bir sıvı yoktur ve birinin duygusal kontrolünü kaybettiğini de anlatmaz. Sevginin yabancılara, doğaya ve diğer canlılara uzanabileceğini anlamak için bir çerçeve kurar.
Alıştırma
Bu bağlamda “Love overflows” ne anlama gelir?
- Sevgi boldur ve tek bir kişinin ötesine uzanır.
- Sevgi, bir kaptan fiziksel olarak dökülen bir sıvıdır.
- Sevgi kontrol edilemeyen bir duygu patlamasına dönüşür.
Cevabı göster
Sevgi boldur ve tek bir kişinin ötesine uzanır.
It isn't about loving just one person. Anlatım akışı
4:46Sadece tek bir kişiyi sevmekten ibaret değildir.
It encompasses the love of someone you've just met, Anlatım akışı
4:48Yeni tanıştığınız birinin sevgisini kapsar,
It isn't about ... It encompasses ...: bir tanımın kapsamını genişletmek
İlk cümle dar bir yorumu reddeder: söz konusu sevgi türü tek bir kişiyle sınırlı değildir. “Just”, reddedilen bu sınırı belirtir; bir kişiyi sevmenin değerini inkâr etmez. Sonraki cümle tanımı genişletir. “Encompasses”, “daha geniş bir bütünün parçası olarak içerir” demektir ve yeni tanışılan birini daha geniş kapsamın ilk örneği olarak sunar. Bu iki adımlı kalıp — sınırlı bir görüşü reddetmek, ardından fikrin neleri içerdiğini belirtmek — bir kavramı açıkça yeniden tanımlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Yeni örneği yukarıdaki örnekte geçen iki ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: Community ____ helping just your closest friends. It ____ caring for new neighbors too.
Cevabı göster
isn't about · encompasses
and a moth by the window who might be dead by nightfall.
4:56ve pencerenin kenarında akşama kadar ölebilecek olan bir güvenin.
Listenin yeni tanıştığınız birinden pencere kenarındaki bir güveye doğru genişlemesi
Cümle, kapsamı giderek genişleyen bir listeyle bilgiyi düzenler. Yeni tanışılan tek bir kişiyle başlar, uzaktaki tanımadığımız insanlara geçer ve ardından yeryüzüne, bitkilere ve küçük insan dışı canlılara kadar genişler. Her grubun önünde of sözcüğünün tekrarlanması, her yeni bölümü dışarıya doğru atılan bir adım gibi hissettirir. Sonda yer alan pencere kenarındaki belirli güve beklenmedik ve akılda kalıcıdır; anlatılan sevginin kırılgan ve kolayca gözden kaçan bir canlıya bile ulaştığını gösterir.
Alıştırma
Cümledeki listenin fikirleri nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama anlatır?
- Yakındaki tek bir kişiden daha geniş ve daha az tanıdık yaşam biçimlerine geçer, sonra canlı biçimde anlatılan ve kolayca gözden kaçan bir canlıyla biter.
- Fikrin kapsamını değiştirmeden birbiriyle ilgisiz örnekleri tekrarlar.
- Hayvanları bilimsel türlerine ve yaşam alanlarına göre sınıflandırır.
Cevabı göster
Yakındaki tek bir kişiden daha geniş ve daha az tanıdık yaşam biçimlerine geçer, sonra canlı biçimde anlatılan ve kolayca gözden kaçan bir canlıyla biter.
We want others to meet our hopes right now, Kalıp ifadeler
5:01Başkalarının umutlarımızı hemen şimdi karşılamasını isteriz,
but true love means giving people the time to mature and develop, Kalıp ifadeler
5:04ama gerçek aşk, insanlara olgunlaşmaları ve gelişmeleri için zaman vermek demektir,
meet our hopes right now: umutlarımızı hemen şimdi karşılamak
Burada meet, our hopes şeklinde soyut bir nesne alır. Anlamı “bizimle karşılaşmak” değil, “umduğumuz şeye uymak veya onu karşılamak”tır. Konuşan kişi, başkalarının umduğu kişi hâline gelmesini ister. Right now, baskı ve sabırsızlık anlamı ekler: arzu edilen değişimin hemen gerçekleşmesi beklenir. Ardından insanlara zaman vermekten söz edilmesi, bu acil talebin neden sorun olarak sunulduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi meet içeren ders ifadesiyle tamamlayın: We want the new service to ____, but it needs time to improve.
Cevabı göster
meet our hopes right now
at their own pace towards their better selves. Kalıp ifadeler
5:14kendi hızlarında daha iyi benliklerine doğru.
İnsanlara olgunlaşıp gelişmeleri için zaman tanımak
give someone the time to do something kalıbı, bir kişiye acele ettirmeden bir süreci tamamlaması için yeterli zaman ve alan tanımak demektir. Burada giving people the time to mature and develop, insanların gelişimi yavaş yavaş gerçekleşirken sabırlı olmayı anlatır. the time belirli bir saat ya da randevu değildir. to’dan sonraki eylem için gereken süreyi ve özgürlüğü ifade eder; aynı sürecin başka bölümlerini belirtmek için başka mastarlar da paralel biçimde eklenebilir.
Alıştırma
Cümleyi give + her + the time + to kalıbıyla tamamlayın: Maya is new to the team. We should ____ learn the system.
Cevabı göster
give her the time to
Hata yapmak... onlara bağırmak değil, her fırsatı vermek
to go wrong ve to wander in another direction mastarları, to mature and develop ile paraleldir: hepsi giving people the time ifadesini tamamlar ve sabırlı bir gelişimin içerebileceği deneyimleri sıralar. Bu yapı, birbiriyle ilişkili düşünceleri aynı dil bilgisel düzeyde tutar. Hata yapmaya alan tanımak, hataların olabileceğini kabul etmektir; hataları onaylamak değildir. Sondaki not to shout at them, but to give them every chance bölümü, bir tepkiyi reddedip yerine başka bir tepki koymak için not A but B yapısını kullanır. Listenin böyle bitirilmesi, sabırla ilgili genel düşünceyi baskı ile destek arasındaki açık bir karşıtlığa dönüştürür.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: A good mentor gives you room to try, to fail, and not to hide mistakes but to learn from them. Bu yapı ne yapıyor?
- Hataları saklamayı ve onlardan öğrenmeyi eşit ölçüde önerilen eylemler olarak ekler.
- Paralel eylemleri sıralar ve sonra hataları saklamanın yerine onlardan öğrenmeyi koyar.
- Denemek ile başarısız olmanın farklı zamanlarda gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster
Paralel eylemleri sıralar ve sonra hataları saklamanın yerine onlardan öğrenmeyi koyar.
at their own pace: kişiye uygun bir hızda
At their own pace, her kişinin kendisine uygun bir hızda ilerlemesi demektir. Buradaki their, gelişme fırsatı verilen kişileri belirtir; pace ise yürüme hızını değil, gelişim hızını anlatır. Bu ifade, insanlar bir hedefe doğru ilerlemeyi sürdürürken farklı hızlarda yol alabileceklerini gösterir. Hiçbir beklenti, sınır veya yön olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “sana uygun bir hızda” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: You can review each lesson ____.
Cevabı göster
at your own pace
If we can believe wholeheartedly in some of the above, Kalıp ifadeler
5:18Yukarıdakilerin bazılarına tüm kalbimizle inanabilirsek,
it won't matter who we vote for or what our cause is. Dilbilgisi
5:21kime oy verdiğimiz veya davamızın ne olduğu önemli olmayacaktır.
believe wholeheartedly in: tam ve içten destek
To believe wholeheartedly in something, bir şeyin değerini tam bir içtenlikle kabul etmek ve ona güçlü biçimde bağlanmak demektir. Burada yalnızca bir gerçeğin doğru olduğunu düşünmek değil, daha önce sözü edilen ilkeleri derinden desteklemek anlatılır. Yapı believe + wholeheartedly + in + isim veya isim öbeği şeklindedir. Wholeheartedly bağlılığın gücünü artırır; in ise desteklenen kişiyi, ilkeyi, davayı veya yöntemi tanıtır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir ifadenin doğru olduğuna inanmak yerine bir yaklaşımı tamamen desteklemeyi anlatır?
- I believe wholeheartedly in this approach.
- I believe this approach exists.
- I wholeheartedly believe that this approach will succeed.
Cevabı göster
I believe wholeheartedly in this approach.
it won't matter who ... or what ...: kimin…… veya neyin…… olduğu önemli olmayacak
Buradaki it, it matters/it doesn't matter kalıbında kullanılan biçimsel bir öznedir. Asıl içerik daha sonra gelen, birbiriyle bağlı iki dolaylı soru yan cümlesindedir: who we vote for ve what our cause is. Bu iki yan cümle, temel değerlendirmeyi etkilemeyecek seçimleri veya bağlılıkları belirtir. Bunlar dolaylı soru olduğu için doğrudan soru dizilişini değil, düz cümle dizilişini kullanır: who we vote for ve what our cause is denir; who do we vote for ya da what is our cause? denmez. Bu kalıp, belirli ayrıntıların sonucu değiştirmediğini söylemeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle iki dolaylı soruda da düz cümle dizilişini doğru kullanıyor?
- It doesn't matter do we join which team or our role is what.
- It doesn't matter which team do we join or what is our role.
- It doesn't matter which team we join or what our role is.
Cevabı göster
It doesn't matter which team we join or what our role is.
We should be almost done with romantic love by now. Öbek fiiller
5:28Artık romantik aşkla işimiz neredeyse bitmiş olmalı.
be done with romantic love: romantik aşkı geride bırakmak
be done with + isim veya -ing biçimi yapısında done with, bir şeyin bitmiş olduğunu ya da artık ona zaman, ilgi veya emek vermek istemediğinizi ifade eder. İfadenin tam gücü tonlama ve bağlamdan anlaşılır. Buradaki almost done with romantic love, insanların romantik aşkı temel odak noktası olarak görme aşamasını neredeyse geride bırakmaları gerektiğini öne süren geniş ve retorik bir ifadedir. Tüm yakın ilişkilerin gerçekten sona ermesi gerektiğini söylemez.
Alıştırma
Maya artık tartışmaya zaman ayırmak istemiyor. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “Maya is ___ the argument and wants to move on.”
- done to
- done by
- done at
- done with
Cevabı göster
done with
We should be setting our sights on the challenge of this sort of love. Deyimler
5:31Gözlerimizi bu tür bir aşkın zorluğuna dikmeliyiz.
Setting Our Sights On: ciddi bir hedef belirlemek
Set our sights on, bir şeyi ciddi bir hedef olarak seçmek ve çabayı ona yöneltmek demektir. İfade, bir nişangâhla hedefe doğrulma görüntüsünden gelir; ancak burada mecazidir ve hedefe saldırmak anlamına gelmez. Bu cümlede gruba, bu zor sevgi biçimini peşinden gitmeye değer bir amaç olarak görmesi öneriliyor. Yapı set + iyelik sözcüğü + sights on + isim veya -ing biçimidir; set your sights on a promotion ve set their sights on winning örneklerinde olduğu gibi.
Alıştırma
Cümleyi set one's sights on deyiminin doğru biçimiyle tamamlayın: Once the team reached the regional final, it ____ winning the national title.
Cevabı göster
set its sights on
Yet, it's not surprising if we're still only at the beginning.
5:35Yine de, henüz sadece başlangıçtaysak şaşırtıcı değil.
We're just starting on the path to being human. Deyimler
5:39İnsan olma yolunda daha yeni başlıyoruz.
Gerçek anlamda insan olma yoluna başlamak
Starting on the path to being human, etik gelişimi bir yolculuk olarak sunar. Burada being human; şefkat, bağışlayıcılık, sadakat, cömertlik ve sabır gibi niteliklerle yaşamayı öğrenmek demektir, biyolojik olarak insan hâline gelmek değil. path to + isim veya -ing biçimi yapısında to bir edattır. Cümle, bu gelişimin daha yeni başladığını ve zaman alacağını söyler; hiç kimsenin insanlığını inkâr etmez.
Alıştırma
Aşamalı gelişimi anlatmak için path to yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Learning to listen is part of the path to become a better leader.
- Learning to listen is part of the path to becoming a better leader.
- Learning to listen is part of the path becoming to a better leader.
Cevabı göster
Learning to listen is part of the path to becoming a better leader.
Sevgi, öğrenebileceğimiz bir beceridir: kısa bir kapanış tezi
Burada “Love is a skill”, sevgiyi yeniden çerçeveler: sevgi yalnızca kendiliğinden ortaya çıkan bir duygu değil, bilinçli pratikle gelişen bir yetidir. Sevgiye “skill” demek onu mekanik hâle getirmez; sabır, nezaket ve bağışlama gibi niteliklerin geliştirilebileceğini vurgular. Bu cümle aynı zamanda kısa ve etkili bir kapanış tezi işlevi görür. “X is a skill that we can learn” kalıbı konuyu adlandırır, onun hakkında akılda kalıcı tek bir iddia ortaya koyar ve önceki destekleyici fikirleri uygulanabilir bir sonuca bağlar.
Alıştırma
İyi dinlemeyi pratikle geliştirilebilen bir yeti olarak sunmak için dersteki tez kalıbını kullanın: Good listening is a ____ that we can learn.
Cevabı göster
skill
with calm and charm through the key issues of relationships
5:50ilişkilerin temel sorunları boyunca sakinlik ve çekicilikle,
need not be a matter of good luck.
5:57şansa bağlı bir mesele olmak zorunda olmadığını garanti etmek için.