McDonald's vs Burger King - Fark Ne? Fast Food Restoran Karşılaştırması: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video tanıtımı: McDonald's ile Burger King'in büyümesini şube sayısı, satışlar, öne çıkan ürünler, lezzet, beslenme, çevre ve istihdam açısından karşılaştırır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. It wasn't until ... that: dil bilgisi ve cümle kalıpları. Büyümeyi sonunda başlatan tarih veya koşulu vurgulayın ve ana olayın daha önce gerçekleşmediğini anlatın. 2. put this down to: öbek fiiller. Ölçülen bir farkı gelir, pazarlama, hizmet hızı ve menü çeşitliliği gibi birden çok nedene bağlayın. 3. It's horses for courses,: deyimler ve mecazlı ifadeler. Doğru seçimin kişiye veya amaca bağlı olduğunu anlayın ve horses ile hamburgerleri birleştiren şakayı fark edin.
Bu derste
a day on which...: resmî ilgi cümleciği kalıbı
a day on which... yapısında which, a day ifadesini niteleyen bir ilgi cümleciğini başlatır. on edatı zaman ilişkisini kurar: on that day. on ögesini which'ten önce getirmek bu bağlantıyı açıkça gösterir. Bu kalıp temel olarak a day when... ile aynı şeyi anlatır, ancak bilgiyi daha resmî biçimde düzenler. Buradaki which bir ilgi zamiridir; soru sözcüğü değildir.
Alıştırma
Resmî ilgi cümleciği kalıbını on + bir ilgi zamiriyle tamamlayın: Tuesday is the day ____ the science club meets.
Cevabı göster
on which
A lesser-known celebration comes on May 28th,
0:08Daha az bilinen bir kutlama 28 Mayıs'ta gerçekleşiyor,
that Americans would dedicate a day to a sandwich,
0:15Amerikalıların bir sandviçe bir gün adaması,
slightly over the top: aşırılığa yönelik hafif eleştiri
Over the top, makul görünenden daha aşırı, gösterişli veya ölçüsüz olan bir şeyi anlatan bir deyimdir. Bu cümlede fiziksel bir konumu anlatmaz. Slightly değerlendirmeyi yumuşatır. Konuşan kişi fikrin tamamen saçma olduğunu söylemez; bazı insanlara biraz fazla gelebileceğini belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede slightly over the top, bir şeyin aşırı göründüğünü hafifçe eleştirmek için kullanılmıştır?
- The drone flew slightly over the top of the hill.
- The budget was slightly below the limit.
- The gold decorations on every desk were slightly over the top.
Cevabı göster
The gold decorations on every desk were slightly over the top.
shouldn't be underestimated: temkinli vurgu
Bu cümlede shouldn't be underestimated, Amerikalıların hamburger sevgisinin bazı okurların verdiğinden daha fazla ilgiyi hak ettiği anlamına gelir. Bir şeyi underestimate etmek, onu gerçekte olduğundan daha küçük, daha zayıf veya daha önemsiz değerlendirmektir. Yapı, özne + shouldn't be + geçmiş zaman ortacı biçimindedir ve should not ile edilgen çatıyı birleştirir. Özneyi gereğinden düşük değerlendirme hatasına düşülmemesi gerektiğini belirten temkinli bir öneri ya da yargı bildirir. Burada shouldn't gelecekte ne olacağını tahmin etmez.
Alıştırma
Bir etkeni gerçekte olduğundan daha önemsiz değerlendirmemek gerektiğini belirten en uygun temkinli uyarı hangisidir?
- The cost of long-term maintenance shouldn't estimate.
- The cost of long-term maintenance shouldn't be underestimated.
- The cost of long-term maintenance won't be estimated.
Cevabı göster
The cost of long-term maintenance shouldn't be underestimated.
are the domains of the country's biggest burger devourers,
0:30ülkenin en büyük burger yiyicilerinin alanlarıdır,
accounting for 40% of all sandwiches sold. Öbek fiiller
0:35satılan tüm sandviçlerin %40'ını oluşturuyor.
accounting for: bir oran belirtmek
Burada accounting for 40%, satılan tüm sandviçlerin %40'ını oluşturmak anlamına gelir. Payı ölçülen kategori accounting for ifadesinden önce, bütün içindeki yüzdesi ise sonra gelir. İfade, destekleyici istatistik bilgisi ekleyen with + isim öbeği + -ing yapısındaki bir yan cümlede kullanılmıştır. Bu bağlamda account for bir oran bildirir; bir nedeni açıklamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Raporu account for ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: Website traffic rose, with mobile visits ____ 70% of the total.
Cevabı göster
accounting for
Hangi fast food restoranının kazandığına gelince: karşılaştırma sorusunu tanıtmak
As for, konuşanın şimdi odaklanacağı konuyu tanıtır. Burada odak, hangi restoranın öne çıkacağı sorusuna kaydırılıyor. As for ifadesinden sonra bir isim öbeği veya isim gibi işlev gören bir wh cümleciği gelebilir. Burada which fast food restaurant wins the battle of the burger tartışılan soruyu adlandırır. Bu ifade bilgiyi düzenler; bir neden bildirmez.
Alıştırma
Konuyu final design üzerine taşımak için As for ifadesini doğru kullanan seçenek hangisidir?
- As for the rain made us late, we took a taxi.
- As for we were tired, we went home.
- As for the final design, we will discuss it after lunch.
Cevabı göster
As for the final design, we will discuss it after lunch.
wins the battle of the burger: savaş metaforuyla karşılaştırmada öne çıkmak
wins the battle of the burger, karşılaştırmayı bir savaşa benzeten canlı bir metafordur. Buradaki wins, bir seçeneğin öne çıkması veya daha iyi değerlendirilmesi anlamına gelir; battle gerçek anlamda kullanılmaz. Bu ifade restoranları rakipler gibi gösterir ve karşılaştırmaya medya başlığına benzer canlı bir çerçeve verir. Kazanan, bölümde kullanılan karşılaştırma ölçütlerine bağlıdır; gerçek bir kavgadan söz edilmez.
Alıştırma
The lemon pie wins the battle of the desserts cümlesinde bu ifade ne anlama gelir?
- In 'The lemon pie wins the battle of the desserts,' the pie is fighting a real battle.
- In 'The lemon pie wins the battle of the desserts,' the pie is judged the best among the desserts.
- In 'The lemon pie wins the battle of the desserts,' the pie is sold at the lowest price.
Cevabı göster
In 'The lemon pie wins the battle of the desserts,' the pie is judged the best among the desserts.
Don't forget to subscribe and click the bell button
0:45Abone olmayı ve zil düğmesine tıklamayı unutmayın
so that you can be part of our notification squad.
0:46böylece bildirim ekibimizin bir parçası olabilirsiniz.
most controversial success stories, McDonald's.
0:50en tartışmalı başarı hikayelerinden biri olan McDonald's'a bakarak başlayalım.
start by looking at: ilk adımı belirtmek
Start by + -ing, bir dizi içindeki ilk eylemi belirtir. Dinleyiciye sonraki adımlara geçmeden önce ne yapacağını veya neyi ele alacağını söyler. Bu cümlede looking at, bir konuyu incelemek veya değerlendirmek anlamındadır. Konuşmacı McDonald's'ı ilk analiz örneği olarak sunuyor; insanlardan yalnızca gözlerini ona çevirmelerini istemiyor.
Alıştırma
Bütçeyi incelemeyi ilk adım yapan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We will ____ the budget before choosing a plan.
Cevabı göster
start by looking at
there was a niche in the restaurant business Kalıp ifadeler
1:00restoran işletmesinde bir açık olduğunu
a niche in ... for ...: karşılanmamış bir ihtiyacı belirlemek
A niche in [alan] for [şey], daha geniş bir alan içinde henüz tam karşılanmayan belirli bir ihtiyaç veya fırsat anlamına gelir. Belirli bir gruba ya da talebe işaret ettiği için genel bir fırsattan daha kesindir. Burada in the restaurant business daha geniş alanı, for quickly served meals ise karşılanabilecek talebi belirtir. Niche burada ticari anlamdadır; duvardaki girinti anlamına gelen gerçek anlamında kullanılmamıştır.
Alıştırma
Cümleyi a niche in [alan] for [ihtiyaç] yapısıyla tamamlayın: The company found ____ home fitness ____ short workouts for busy parents.
Cevabı göster
a niche in · for
with Kroc eventually buying the brothers out. Öbek fiiller
1:15ve Kroc sonunda kardeşlerin hisselerini satın aldı.
It wasn't until ... that ...: “ancak ... olunca” vurgusu
It wasn't until X that Y kalıbı, dönüm noktası X'i güçlü biçimde vurgular. Asıl sonuç that'ten sonraki Y'dir; bu cümlede sonuç McDonald's'ın ülke çapında büyümesi, dönüm noktası ise Ray Kroc'un 1955'te işe katılmasıdır. Kalıp ayrıca Y'nin X'ten önce gerçekleşmediğini anlatır. Bir olayın, farkına varmanın veya değişimin belirli bir zamana ya da koşula kadar gerçekleşmediğini vurgulamak için kullanılır.
Alıştırma
Gecikmiş sonucu vurgulayan kalıbı tamamlayın: ____ the teacher drew a diagram ____ Leo understood the problem.
Cevabı göster
It wasn't until · that
got in on the act: fırsattan yararlanmak için sonradan katılmak
Got in on the act, get in on the act ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Başkalarının zaten başlattığı bir etkinliğe katılmak; çoğu zaman başarı, ilgi veya kazanç fırsatı gördükten sonra dahil olmak demektir. Burada Kroc sonradan katılan kişidir; bir sahne gösterisine çıkmıyordur. Bu deyim, yeni gelen kişinin pay almak istediğini de sık sık ima eder. Bağlama göre şakacı, onaylayıcı ya da hafif eleştirel duyulabilir.
Alıştırma
“Başlamış bir etkinliğe katılıp başarısından pay almak” anlamındaki deyimi kullanın: When the school podcast became popular, other clubs wanted to ____.
Cevabı göster
get in on the act
buying the brothers out: kardeşlerin hisselerini satın almak
Bu cümlede buying the brothers out, kardeşlerin işletmeden ayrılması için onların hisselerini veya mülkiyet haklarını satın almak anlamına gelir. İfadenin anlattığı şey kontrolün el değiştirmesidir; kardeşlerin kendilerini satın almak veya onları kurtarmak için para ödemek değildir. Buy out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir kişiyse doğal sıra buy + kişi + out şeklindedir: Kroc bought the brothers out. Zamir mutlaka ortaya gelir: buy them out denir, buy out them denmez.
Alıştırma
buy someone out ifadesinin geçmiş zamanını kullanın: To gain full control of the company, Lena ____ the other investors ____.
Cevabı göster
bought · out
Kroc helped expand the McDonald's empire
1:23Kroc McDonald's imparatorluğunu genişletmeye yardımcı oldu
wasn't far behind: kısa süre sonra takip etmek
Burada wasn't far behind, Burger King'in McDonald's'ı kısa bir zaman aralığından sonra takip ettiği anlamına gelir. Behind mecazidir: şirketlerin fiziksel konumlarını değil, zaman çizelgesindeki yerlerini karşılaştırır. not far behind yapısı ilerleme veya performansı karşılaştırmak için de kullanılabilir. İkinci kişi ya da şeyin liderden veya daha önceki örnekten çok uzak olmadığını gösterir.
Alıştırma
Fikri tamamlamak için wasn't far behind kullanın: One company launched the service in May, and its rival launched in June. The rival ____.
Cevabı göster
wasn't far behind
got the idea to create an Insta broiler. Kalıp ifadeler
1:35bir Insta broiler (Izgara) yaratma fikrini buldular.
got the idea to create: bir şey yaratma planının akla gelmesi
Bu cümlede got the idea to create, “ilk kez yaratmayı düşünmek” veya “yaratma planını bulmak” anlamına gelir. Kalıp get the idea to + fiilin yalın hâlidir; geçmiş zamandaki got ise planın ne zaman ortaya çıktığını gösterir. Burada get the idea, “anlamı kavramak” demek değildir. Bir fikrin veya icadın kökeninden söz edilen bağlamda, bir fikrin kişinin aklına geldiğini ve eyleme dönüşebileceğini anlatır.
Alıştırma
“Lena got the idea to create a simple tool” cümlesinin doğru yorumu hangisidir?
- “Lena got the idea to create a simple tool”, eski bir plandan vazgeçtiğini anlatır.
- “Lena got the idea to create a simple tool”, başka birinin açıklamasını anladığını anlatır.
- “Lena got the idea to create a simple tool”, aklına yeni bir plan geldiğini anlatır.
Cevabı göster
“Lena got the idea to create a simple tool”, aklına yeni bir plan geldiğini anlatır.
McDonald's outguns Burger King in every way. Deyimler
1:55McDonald's Burger King'i her yönden geride bırakıyor.
Head to head: doğrudan bire bir karşılaştırma
Head to head, iki rakibi doğrudan birbirleriyle karşılaştıran bir çerçeve kuran zarf öbeğidir. Bu cümlenin başında yer alarak sonraki iddianın McDonald's ile Burger King arasında bire bir karşılaştırma olduğunu belirtir. Gerçek bir maç veya kavga olması gerekmez. İki seçeneğin aynı ölçütlerle değerlendirildiği inceleme ve iş analizlerinde de kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi doğrudan bire bir karşılaştırmayı belirten sabit ifadeyle tamamlayın: The two cameras were tested ____ under the same lighting.
Cevabı göster
head to head
in terms of quantity: iddiayı tek bir ölçütle sınırlamak
In terms of quantity, karşılaştırmada kullanılan ölçütü, yani miktarı veya kaç tane bulunduğunu belirtir. McDonald's hakkındaki iddianın sayısal ölçek için geçerli olduğunu, kaliteyi kendiliğinden kapsamadığını gösterir. in terms of + isim veya isim öbeği yapısı, karşılaştırmayı tek bir boyut çevresinde düzenler. Böylece sınırlı bir sonuç genel bir yargı gibi sunulmaz.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki üç kelimelik karşılaştırma yapısıyla tamamlayın: The two phones cost the same, but ____ battery life, this one lasts longer.
Cevabı göster
in terms of
outguns: bir rakibi açık ara geride bırakmak
Outguns burada mecaz anlamlı bir fiildir. McDonald's'ın az önce belirtilen miktar ölçütlerinde Burger King'den çok daha güçlü bir rekabet konumunda olduğunu anlatır; gerçek silahlardan söz edilmez. Bu imge, bir tarafın diğerinden daha güçlü silahlara sahip olmasından gelir. Bu nedenle outgun, yalnızca exceed veya be larger than demekten daha güçlü ve canlıdır. Karşılaştırmalarda A outguns B in something, A'nın o alanda B'yi açıkça geride bıraktığı anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede outguns ne anlama geliyor: The small studio outguns its larger rivals in visual effects?
- Görsel efektlerde kendisinden büyük rakiplerini açıkça geride bırakır.
- Görsel efektler üzerinde kendisinden büyük rakipleriyle birlikte çalışır.
- Kendisinden büyük rakiplerinden daha fazla gerçek silaha sahiptir.
Cevabı göster
Görsel efektlerde kendisinden büyük rakiplerini açıkça geride bırakır.
ahead of restaurant chain giants Starbucks and Subway.
2:19restoran zinciri devleri Starbucks ve Subway'in önünde.
By the way, ile ikincil bir bilgi eklemek
By the way, ana konuyla bağlantılı bir ara bilgiyi gösteren söylem işaretidir. Burada Subway ile ilgili bir gerçeği kısaca eklerken bu bilginin karşılaştırmanın ana çizgisi olmadığını belirtir. Cümlenin başına gelip virgülle ayrıldığında, devamındaki kısmın neden, sonuç veya yöntem değil, yararlı bir yan bilgi olduğunu dinleyiciye bildirir.
Alıştırma
İkinci cümleyi bağlantılı bir yan bilgi olarak sunan ifadeyle cümleyi tamamlayın: “We can meet at the library. ____, it stays open until eight tonight.”
Cevabı göster
By the way
Burger King has around 15,000 locations worldwide,
2:40Burger King'in dünya çapında yaklaşık 15.000 konumu var,
By comparison, ile tarafsız veri karşılaştırması
By comparison, dinleyiciye sonraki Burger King rakamlarını daha önce verilen rakamlarla birlikte değerlendirmesini söyler. İki veri grubu arasındaki ilişkiyi açık hâle getirir. Bu ifade bilgiyi düzenler; ikinci rakamın zıt veya şaşırtıcı olduğunu kendi başına söylemez. Farkın küçük mü büyük mü olduğunu gerçek rakamlar gösterir.
Alıştırma
Bir rapor A Planı'nın günde 200 kişiye hizmet verdiğini az önce belirtti. Hangi cümle karşıtlığı vurgulamadan B Planı'nın rakamını yalnızca bunun yanına koyup karşılaştırır?
- By comparison, Plan B serves 180 people a day.
- By the way, Plan B serves 180 people a day.
- By contrast, Plan B serves 180 people a day.
Cevabı göster
By comparison, Plan B serves 180 people a day.
It serves 11 million people per day globally
2:45Küresel olarak günde 11 milyon kişiye hizmet veriyor
Burger King's revenue for 2016 was just over 4 billion dollars.
2:49Burger King'in 2016 geliri 4 milyar doların biraz üzerindeydi.
McDonald's is the busier of the two restaurants. Dilbilgisi
2:54McDonald's iki restoran arasında daha yoğun olanıdır.
İki öğeyi karşılaştırmak için 'the busier of the two'
the + karşılaştırma sıfatı + of the two yapısı, tam olarak iki kişi ya da nesneden hangisinin bir özelliğe daha yüksek derecede sahip olduğunu belirtir. Burada the busier, McDonald's'ı diğer restorana göre daha yoğun ve daha fazla çıktı üreten restoran olarak seçer. Yalnızca iki restoran karşılaştırıldığı için üstünlük biçimi busiest değil, karşılaştırma biçimi busier kullanılır. The, iki öğelik gruptan seçilen üyeyi gösterir.
Alıştırma
İki rota var ve otoyol daha kısa sürüyor. Cümleyi fast ve iki öğeyi karşılaştırma yapısıyla tamamlayın: The highway is ____ routes.
Cevabı göster
the faster of the two
with Americans consuming over a billion pounds of beef
2:59Amerikalılar bir milyar libreden fazla sığır eti tüketirken
This is equal to about 5 and 1/2 million heads of cattle.
3:03Bu, yaklaşık 5 buçuk milyon baş sığıra eşittir.
While McDonald's doesn't release its sales figures for each product,
3:06McDonald's her ürün için satış rakamlarını açıklamasa da,
most pundits believe its Big Mac to be its most popular burger.
3:09çoğu uzman Big Mac'in en popüler burgeri olduğuna inanıyor.
with an estimated 9 million pounds of McDonald's fries
3:18günde tahmini 9 milyon libre McDonald's patates kızartması
'on demand' ile 'in demand' arasındaki fark
In demand, bir şeyi çok sayıda kişinin istediği ya da o şeye büyük miktarda ihtiyaç duyulduğu anlamına gelir. Bu cümledeki satış miktarı bu anlamı destekler; bu nedenle standart İngilizcede Fries are also in demand denir. On demand, bir şeyin istendiği zaman sağlanması, gösterilmesi ya da yapılması anlamına gelir. Bu gerçek ve doğru bir ifadedir; ancak burada patates kızartmasının ne kadar popüler olduğunu değil, nasıl sağlandığını anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle ürünü çok sayıda kişinin istediği anlamına gelir?
- This product is in demand.
- This product is available on demand.
Cevabı göster
This product is in demand.
Feeding millions of people daily means maintaining huge stocks
3:22Her gün milyonlarca insanı doyurmak devasa stoklar bulundurmak demektir
McDonald's is currently the biggest buyer of beef,
3:27McDonald's şu anda dünyadaki en büyük sığır eti,
pork, potatoes, lettuce, and tomatoes in the world
3:29domuz eti, patates, marul ve domates alıcısıdır
and the second biggest purchaser of chicken after KFC.
3:32ve KFC'den sonra en büyük ikinci tavuk alıcısıdır.
It also sells over 1 billion cups of coffee each year
3:35Ayrıca her yıl 1 milyardan fazla fincan kahve satıyor
with half that amount being sold in the US alone. Dilbilgisi
3:38bunun yarısı yalnızca ABD'de satılıyor.
“with half that amount being sold” kullanımı
Bu cümlede with half that amount being sold, toplam miktarın nasıl dağıldığına dair ek bir bilgi verir. half that amount, önceki bir milyardan fazla fincan miktarına gönderme yapar; being sold edilgen yapıdadır: fincanlar ABD'de satılır, half satış eylemini gerçekleştirmez. with + isim öbeği + being + geçmiş ortaç yapısı, bilgiyi kendi öznesi olan yeni bir yan cümle başlatmadan ana cümleye ekler. Bir toplamla ilgili dağılımı kısa biçimde bildirmek için kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan yapıyı en iyi açıklayan ifade hangisidir? "The factory makes 10,000 toys a month, with half that number being shipped overseas."
- Toplamın yarısının gönderme eylemini etkin olarak yaptığını söyler.
- Toplamın nasıl dağıldığıyla ilgili ek bir edilgen bilgiyi kısa biçimde verir.
- İlgisiz başka bir olay hakkında bağımsız bir cümle başlatır.
Cevabı göster
Toplamın nasıl dağıldığıyla ilgili ek bir edilgen bilgiyi kısa biçimde verir.
there are no numbers released by the restaurant,
3:40restoran tarafından açıklanan hiçbir sayı yok,
over the years has been its iconic Whopper.
3:44yıllar boyunca ikonik Whopper'ı olduğu düşünülüyor.
This could be changing with reports surfacing in 2016
3:46Bu, 2016'da ortaya çıkan raporlarla değişiyor olabilir
that the BK hot dog has become its best-selling item
3:49BK sosislisinin en çok satan ürünü haline geldiğini gösteren
Burger King has introduced a slew of new items over the years, Kalıp ifadeler
3:55Burger King yıllar boyunca bir dizi yeni ürün tanıttı,
catch up to kullanımı
catch up to, önde olan birinin seviyesine veya konumuna ulaşana kadar aradaki farkı kapatmak anlamına gelir. Bu cümlede Burger King rekabetçi pazarda McDonald's'ın gerisindedir ve bu farkı azaltmaya çalışmaktadır; bu ifade Burger King'in McDonald's'ı zaten geçtiği anlamına gelmez. to'dan sonra gelen isim, yetişilmeye çalışılan kişi, takım veya kuruluştur. Bu ifade liderin konumuna doğru ilerlemeyi vurgular; bu yüzden büyüklük, satış, performans veya rekabetin ölçülebilen diğer alanlarıyla doğal biçimde kullanılır.
Alıştırma
Bir rekabet durumunda catch up to ifadesine en uygun açıklama hangisidir? Bir seçenek seçin.
- Bir süre ayrı kaldığın biriyle buluşup konuşmak.
- Geriden ilerleyip hedefle aynı seviyeye ulaşmak.
- Hedefi geçip yeni lider olmak.
Cevabı göster
Geriden ilerleyip hedefle aynı seviyeye ulaşmak.
a slew of: gayriresmî biçimde çok sayıda
a slew of new items ifadesinde a slew of, “çok sayıda” anlamına gelir. Slew ismi, a slew of + çoğul sayılabilir isim biçimindeki sabit miktar yapısında yer alır. Many sözcüğünden daha gayriresmî ve vurguludur; bu yüzden miktarın özellikle büyük olduğu hissini verir. Çevresindeki a ve of, slew sözcüğünün burada isim olduğunu, slay fiilinin geçmiş zaman biçimi olmadığını gösterir.
Alıştırma
“The website launched a slew of new tools.” cümlesinde a slew of ne anlama gelir?
- tek bir yeni araç
- kaldırılmış yeni araçlar
- çok sayıda yeni araç
Cevabı göster
çok sayıda yeni araç
although not all items have gone down too well with customers. Öbek fiiller
3:58her ne kadar tüm ürünler müşteriler tarafından çok iyi karşılanmasa da.
go down well with: olumlu karşılanmak
Go down well with someone, “o kişi veya grup tarafından olumlu karşılanmak ya da kabul görmek” demektir. gone down too well with customers bölümünde gone, have'den sonra kullanılan geçmiş zaman ortacıdır; with customers ise tepkisi önemli olan kişileri belirtir. Cümlenin daha geniş bölümü not all items have gone down too well dediği için bazı ürünler pek olumlu karşılanmamıştır. Bu, olumsuz bir tepkiyi hafif ve konuşma diline yakın biçimde aktarmanın bir yoludur; ifade fiziksel olarak aşağı inmeyi veya yutmayı anlatmaz.
Alıştırma
“The new schedule didn’t go down too well with the staff,” cümlesi ne anlama gelir?
- Çalışanlar yeni programı henüz duymamıştı.
- Çalışanlar yeni programdan memnun değildi veya program konusunda isteksizdi.
- Çalışanlar toplantılarını daha alt bir kata taşıdı.
Cevabı göster
Çalışanlar yeni programdan memnun değildi veya program konusunda isteksizdi.
One of the latest moves to sway customers
4:01Müşterileri etkilemek için atılan en son adımlardan biri
when one franchise applied for a liquor license.
4:04bir franchise alkol ruhsatı için başvurduğunda.
Burger King is reportedly looking to expand the booze
4:06Burger King'in içkiyi genişletmeyi hedeflediği bildiriliyor
Burger King's individual restaurants are said to earn only half Dilbilgisi
4:11Burger King'in bireysel restoranlarının sadece yarısı kadar kazandığı söyleniyor
Miktarları karşılaştırmak için only half as much as
only half as much as ifadesi 1'e 2 oranında bir karşılaştırma yapar. Burada bir Burger King restoranının, bir McDonald's şubesinin kazandığı miktarın %50'sini kazandığı söyleniyor; karşılaştırılan şey şirketlerin toplam geliri değil, tek tek şubelerdir. as much as yapısı miktarları karşılaştırır ve referans alınan unsur ikinci as'ten sonra gelir. Only, ilk miktarın sınırlı veya beklenenden düşük olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi “miktarın yalnızca %50'si” anlamına gelen tam karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: The small tank can store ____ the large tank can.
Cevabı göster
only half as much as
The average McDonald's restaurant in the US in 2014
4:152014 yılında ABD'deki ortalama McDonald's restoranı
Pundits put this down to more marketing dollars Öbek fiiller
4:24Uzmanlar bunu daha fazla pazarlama bütçesine
as well as McDonald's having more choice
4:28ayrıca McDonald's'ın daha fazla seçeneğe sahip olmasına
Bir sonucu nedene bağlamak için put this down to
put X down to Y yapısı, “Y'yi X'in nedeni veya açıklaması olarak görmek” anlamına gelir. Altyazıda this, McDonald's şubesi başına gelirin daha yüksek olması sonucuna gönderme yapar; to'dan sonraki unsurlar ise yorumcuların açıklamalarıdır. Bu yapı, daha önce belirtilen sonucu X olarak özetler ve ardından bir veya daha fazla olası nedeni Y olarak sunar. Bir neden atfetme yargısını aktarır; bu nedenle Y'nin X'e kesinlikle yol açtığını söylemekten daha az kesin duyulabilir.
Alıştırma
Cümleyi “bir nedene bağladı” anlamındaki hedef ifadenin iki parçasıyla tamamlayın: The coach ____ the team's improvement ____ regular practice.
Cevabı göster
put · down to
Opinions differ regarding who has the best burger.
4:34En iyi burgerin kimde olduğu konusunda görüşler farklıdır.
Business Insider pitted McDonald's, Burger King, and Wendy's Öbek fiiller
4:37Business Insider, McDonald's, Burger King ve Wendy's'in
with the result favoring the Big Mac over the Whopper Kalıp ifadeler
4:42sonuç Big Mac'in Whopper'a
pit ... up against each other: birbirleriyle yarıştırmak
To pit A against B, A ile B'yi bilinçli olarak doğrudan rekabete veya başa baş bir karşılaştırmaya sokmak demektir. Burada Business Insider, üç şirketin öne çıkan burgerlerini doğrudan karşılaştırdı. Nesne uzun olduğu için cümlede pitted burger listesinden önce, up against each other ise listeden sonra gelir. Bu parçalar yine tek bir kalıp oluşturur: pit A, B, and C up against each other. Pitted, pit fiilinin geçmiş zaman biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi pitted ... up against each other kullanarak tamamlayın: The review ____ the two headphones ____.
Cevabı göster
pitted · up against each other
favor A over B: B yerine A'yı desteklemek
Favor A over B, B yerine A'yı tercih etmek, desteklemek veya A'yı daha iyi seçenek olarak değerlendirmek demektir. Burada sonuç, Big Mac'i Whopper'dan daha yüksek değerlendirmiştir; over daha az tercih edilen seçeneği gösterir, fiziksel bir konumu değil. Favoring, with sözcüğünden sonra result ögesini açıklayan bir -ing yan cümlesidir: Big Mac'i destekleyen şey sonuçtur.
Alıştırma
Cümleyi favor A over B kullanarak tamamlayın: The final report ended up ____ the safer plan ____ the cheaper one.
Cevabı göster
favoring · over
a BuzzFeed article stated that Burger King had much tastier burgers,
4:47bir BuzzFeed makalesi Burger King'in çok daha lezzetli burgerleri olduğunu belirtti,
although we probably shouldn't speak about horses when talking about burgers.
4:55gerçi burgerlerden bahsederken atlardan konuşmamalıyız belki de.
horses for courses: farklı insanlara veya amaçlara farklı seçimler uyar
Bu cümlede horses for courses, farklı insanların, ihtiyaçların veya amaçların farklı seçimlere uygun olduğu anlamına gelen bir deyimdir. Herkes için en iyi olan tek bir seçeneğin bulunmadığını anlatır; bu da en iyi hamburger konusunda birbirinden farklı görüşlere sahip olma durumuna uyar. Bu ifade, belirli bir yarış pistine uygun bir at seçme fikrinden doğmuştur. Daha sonra horses kelimesine yeniden yer verilmesi, bilerek hayvanın gerçek anlamına dönerek bir kelime oyunu yapılmasını sağlar; burada deyimin anlamı değişmez.
Alıştırma
Burada horses for courses ne anlama geliyor? “The quiet cafe is best for studying, while the busy cafe is better for meeting friends—horses for courses.”
- Satış rakamları hangi seçimin en iyi olduğuna karar verir
- Bir at her yarış pistinde eğitilmelidir
- Bir seçim her zaman herkes için en iyidir
- Farklı seçimler farklı insanlara veya amaçlara uyar
Cevabı göster
Farklı seçimler farklı insanlara veya amaçlara uyar
Americans prefer burgers from other chains
4:59Amerikalılar diğer zincirlerin burgerlerini tercih ediyor
in spite of what sales figures show us. Dilbilgisi
5:01satış rakamlarının bize gösterdiğine rağmen.
in spite of what sales figures show us: satış rakamlarının gösterdiğinin aksine
Burada in spite of what bir taviz veya karşıtlık ilişkisi kurar: konuşmacı satış rakamlarının gösterdiği bilgiyi kabul eder, ancak bunun genel tercihin farklı olmasını engellemediğini söyler. Anlamı despite the fact that ifadesine yakındır. Yapı in spite of + what cümleciğidir. What sales figures show us, “satış rakamlarının bize gösterdiği bilgi” anlamına gelir; burada what soru sözcüğü değil, sonraki içeriği isim gibi bir bütün hâline getiren bağlayıcıdır. In spite ifadesinden sonra of mutlaka kalmalıdır; in spite what standart İngilizce değildir.
Alıştırma
Karşıtlık göstererek cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: “_____ the forecast predicted, the match went ahead.”
- According to what
- In spite of what
- Because of what
- In spite what
Cevabı göster
In spite of what
A 2017 Harris poll put Virginia-based burger company Five Guys Burgers and Fries
5:022017 Harris anketi Virginia merkezli burger şirketi Five Guys Burgers and Fries'ı
in the top spot for America's best burger,
5:07Amerika'nın en iyi burgeri listesinin zirvesine yerleştirdi,
came in seventh place: bir derece bildirmek
Bu cümlede came in seventh place, bir sıralamada “yedinci oldu” anlamına gelir. Come in ifadesinden sonra first, second veya seventh gibi bir sıra sayısı ve ardından place gelir. Bu kalıp bir yarışmanın, anketin, oylamanın veya listenin sonucunu bildirir. McDonald's'ın fiziksel olarak bir yere girdiği anlamına gelmez. Yalnızca bir derece bildirirken genellikle the kullanılmaz: came in seventh place.
Alıştırma
Takımın ikinci olduğunu göstermek için cümleyi come in + sıra sayısı + place kalıbıyla tamamlayın: In the final robotics contest, our team ____.
Cevabı göster
came in second place
Given all the negative press surrounding the fast food industry Dilbilgisi
5:17Fast food endüstrisini çevreleyen tüm olumsuz basın
and its impact on health and the environment,
5:19ve sağlık ile çevre üzerindeki etkisi göz önüne alındığında,
would surely be to turn into a more reputable kind of restaurant.
5:22kesinlikle daha saygın bir tür restorana dönüşmek olacaktır.
Given + isim öbeği: bilinen bir durumu çerçevelemek
Cümlenin başındaki Given all the negative press ... ifadesi, “tüm olumsuz haberler göz önüne alındığında...” anlamına gelir. Ardından gelen değerlendirmeye dayanak oluşturan bilinen bir durumu tanıtır. Burada Given bir edattır ve ardından all the negative press isim öbeği gelir. surrounding the fast food industry sıfat-fiil öbeği press sözcüğünü niteler. Given burada “verildi” anlamına gelmez ve because gerektirmez.
Alıştırma
Bir önerinin nedenini sunmak için Given ifadesini bir isim öbeğinden önce doğru kullanan cümle hangisidir?
- Given the short deadline, we should focus on the main task.
- Given that the short deadline, we should focus on the main task.
- Given because of the short deadline, we should focus on the main task.
Cevabı göster
Given the short deadline, we should focus on the main task.
get ahead of your competitor: rakibinin önüne geçmek
Burada get ahead of your competitor, rekabette daha iyi bir konuma geçmek ve rakipten daha başarılı olmak anlamına gelir. Bu cümlede ahead fiziksel bir konumu anlatmaz. Kalıp get ahead of + kişi, takım veya kuruluş şeklindedir. Genellikle bir strateji ya da gelişme sayesinde eşit veya geride olunan bir konumdan lider konuma ilerlemeyi anlatır.
Alıştırma
Yeni bir kafe şu anda pazar liderinin gerisindedir. Hangi cümle kafenin lider konuma geçebileceğini söyler?
- The café could get along with its competitor by offering faster service.
- The café could get ahead of its competitor by offering faster service.
- The café could stay ahead of its competitor by offering faster service.
Cevabı göster
The café could get ahead of its competitor by offering faster service.
the latter could be said to be the less healthy choice. Notlar
5:27ikincisinin daha az sağlıklı seçim olduğu söylenebilir.
the latter: iki şeyden ikincisi
The latter, az önce sözü edilen iki kişi veya şeyden ikincisini belirtir. Bu cümlede önce Big Mac, sonra Whopper söylendiği için the latter, Whopper anlamına gelir. The latter kullanmak, iki öğelik bu listeye geri gönderme yapar ve ikinci adı tekrarlamayı önler. Okuyucunun iki öğeyi ve sıralarını açıkça belirleyebilmesi gerekir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. latter veya later sözcüğündeki ünlüye odaklanın.
- We discussed the latter proposal.
- We discussed the later proposal.
Cevabı göster
We discussed the latter proposal.
could be said to be: temkinli bir değerlendirme yapmak
Burada could be said to be, “the less healthy choice” değerlendirmesini temkinli hâle getirir. Yazar, karşılaştırmanın bu sonucu desteklediğini düşünür; ancak bunu tartışmasız bir gerçek olarak değil, kanıtı yorumlamanın makul bir yolu olarak sunar. Edilgen görünümlü bu kalıp, mutlaka başka birinin sözlerini aktarmak anlamına gelmez. Analitik yazıda could + be said to be, kanıt sınırlı olduğunda veya ölçüt tartışmaya açık olduğunda yazarın kesinlik derecesini düşürmesini sağlar.
Alıştırma
Dersin beş sözcüklük ifadesiyle temkinli analiz cümlesini tamamlayın: Based only on these two measures, the larger meal ____ less healthy.
Cevabı göster
could be said to be
One academic actually wrote a paper on the health differences of the two restaurants,
5:36Bir akademisyen, iki restoranın sağlık farklılıkları üzerine bir makale yazdı,
taking into account all similar sandwich items. Kalıp ifadeler
5:39benzer tüm sandviç öğelerini dikkate alarak.
taking into account: bir etkeni değerlendirmeye katmak
Taking into account, bir yargıya, sonuca veya karara varmadan önce bir şeyi ilgili bir etken olarak değerlendirmek anlamına gelir. Burada benzer sandviç ürünlerinin tümü sağlık karşılaştırmasına dâhil edilmiştir; dolayısıyla makale yalnızca tek bir ürüne dayanmaz. Temel kalıp take + etken + into account şeklindedir: take all costs into account. Uzun bir etken, taking into account all similar sandwich items örneğinde olduğu gibi kalıbın tamamından sonra da gelebilir. Bu cümlede -ing biçimi, araştırmanın nasıl yürütüldüğünü açıklar.
Alıştırma
Cümleyi, “karşılaştırmada etken olarak dâhil etmek” anlamına gelen, dersteki üç sözcüklük -ing ifadesiyle tamamlayın: The report compares total cost, ____ taxes and delivery fees.
Cevabı göster
taking into account
His conclusion was that there was no significant difference
5:41Vardığı sonuç, önemli bir fark olmadığıydı
and so consumers shouldn't bother to stress over
5:47ve bu yüzden tüketiciler stres yapma zahmetine girmemeliler
don't give a damn: güçlü kayıtsızlık
Don't give a damn, “hiç umursamamak” anlamına gelir. Buradaki just bu tutumu güçlendirir: Konuşmacı, bu tür bir kişiyi kalorileri veya sağlıkla ilgili sonuçları hiç önemsemeyen biri olarak sunar. Damn burada gerçek anlamda dinsel bir laneti ifade etmez. İfadenin tamamı, güçlü ve açık bir kayıtsızlığı anlatan kalıplaşmış bir sözdür.
Alıştırma
Değerlendirme: Bir müşteriye gönderilen resmî e-postada şu cümle uygun mudur? “We don't give a damn about the delay.”
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
büyük bir sayıdan önce staggering
Burada staggering bir sayıdan önce gelir ve “şaşırtıcı derecede büyük” anlamını taşır. Fiziksel bir sendeleme hareketini anlatmaz. Konuşmacı yalnızca 1.020 kaloriyi bildirmiyor; bu sıfatla miktarı olağanüstü yüksek görmemizi sağlıyor. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp a staggering + sayı veya miktar biçimindedir; örneğin a staggering 60 percent. Bu sözcük değerlendirme katar. Staggering çıkarılırsa ifade daha tarafsız olur.
Alıştırma
Hangi sözcük cümleyi doğal biçimde tamamlar ve miktarı şaşırtıcı derecede yüksek gösterir? The repairs cost a ___ $2 million.
- staggered
- stagger
- staggering
Cevabı göster
staggering
Both these burgers can't compare with Hardee's 2/3 pound
6:00Her iki burger de Hardee's'in 2/3 librelik
or about half the calories a man needs
6:07veya bir erkeğin her gün ihtiyacı olan kalorinin yaklaşık yarısını
Add to that a 750 plus calorie large shake Anlatım akışı
6:10Buna 750'den fazla kalorilik büyük bir milkshake
and it's easy to see why the burger-loving Americans Dilbilgisi
6:15burger seven Amerikalıların neden
Etkenleri biriktiren Add to that
Add to that, dinleyiciye daha önce belirtilen bir gerçeği göz önünde bulundurup ona bir etken daha eklemesini söyler. Bu cümlede that, hamburgerin zaten yüksek olan kalori miktarına gönderme yaparken milkshake ve patates kızartması genel tabloya eklenir. Bu, gerçek anlamda hesap yapma talimatı değil, söylemi düzenleyen bir ifadedir. Add to that + isim öbeği yapısı, sonuca geçmeden önce kanıtları biriktirmeye yardımcı olur.
Alıştırma
Daha önce belirtilen bir soruna bir etken daha ekleyen üç sözcüklü düzenleyiciyi yazarak cümleyi tamamlayın: The rent is already high. ____ the cost of utilities, and the apartment is beyond our budget.
Cevabı göster
Add to that
it's easy to see why + yan cümle
It's easy to see why + yan cümle, konuşanın daha önce verilen kanıtlara dayanarak anlaşılır bulduğu bir sonucu veya tepkiyi sunar. Bu cümlede kalori değerleri, obezite sorununu anlaşılabilir bir sonuç gibi gösterir. Bu ifade, çıkarımın belirgin göründüğünü bildirir; neden-sonuç ilişkisinin bilimsel olarak kanıtlandığını iddia etmez. Gerekçelerden veya kanıtlardan açıklayıcı bir sonuca geçmek için kullanılır.
Alıştırma
Müşterilerin yaşadığı hayal kırıklığının nedenlerinin anlaşılabilir olduğunu doğal biçimde söyleyen İngilizce cümle hangisidir?
- It's easy to see that customers are frustrated after so many delays.
- It's easy to see why customers are frustrated after so many delays.
- It's easy to see the customers after so many delays.
Cevabı göster
It's easy to see why customers are frustrated after so many delays.
where should you eat if you are looking for a more ethical burger?
6:21daha etik bir burger arıyorsanız nerede yersiniz?
The United Nations Environmental Program has called beef a climate-harmful meat,
6:23Birleşmiş Milletler Çevre Programı sığır etini iklime zararlı bir et olarak adlandırdı,
a product which basically is the foundation of these two restaurants.
6:27temelde bu iki restoranın temelini oluşturan bir üründür.
a 2016 report from the Harvard Business School said
6:32Harvard Business School'dan 2016 tarihli bir rapor, dedi ki
a more sustainable enterprise,
6:36daha sürdürülebilir bir işletme haline getirmede büyük adımlar attı,
made great strides in making: in + -ing ile büyük ilerleme
Made great strides, “büyük ve gözle görülür ilerleme kaydetti” demektir. Burada rapor, şirketin daha sürdürülebilir olma yolunda önemli ölçüde ilerlediğini söylüyor; strides mecazidir ve gerçek adımları anlatmaz. Kalıp make great strides in + isim veya -ing biçimidir. made great strides in making itself... ifadesinde made geçmiş zamanı gösterir; in bir edat olduğu için ardından making gelir.
Alıştırma
“Kullanımı kolaylaştırma yolunda büyük ilerleme kaydetti” anlamını veren ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The library ____ its website easier to use.
Cevabı göster
made great strides in making
had failed egregiously to do just that. Anlatım akışı
6:39tam da bunu yapmakta vahim bir şekilde başarısız olduğunu belirtti.
do just that: önceki bir eyleme gönderme yapmak
Do just that, hemen önce belirtilen bir eyleme veya hedefe gönderme yapar. Do eylemin yerini alır, that önceki düşünceyi gösterir ve just “tam olarak” anlamını katar. Burada şirketi daha sürdürülebilir hâle getirmeye gönderme yapar. Bu gönderme, uzun bir fiil grubunu tekrar etmeyerek bilgiyi düzenler. Yapı, özneye ve zamana göre does just that veya did just that biçimine dönüşebilir; ancak önceki eylem açık olmalıdır.
Alıştırma
“Lena promised to email the schedule, and she did just that,” cümlesinde did just that bize ne anlatır?
- Programla ilgisi olmayan bilgileri e-postayla gönderdi.
- Programı tam söz verdiği gibi e-postayla gönderdi.
- Yeniden söz verdi ama hiçbir şey göndermedi.
Cevabı göster
Programı tam söz verdiği gibi e-postayla gönderdi.
McDonald's has also made more headway than Burger King Kalıp ifadeler
6:41McDonald's ayrıca Burger King'den daha fazla ilerleme kaydetti
in lessening antibiotics use for its meat products,
6:44et ürünleri için antibiyotik kullanımını azaltmada,
made more headway: bir hedefe doğru daha fazla ilerlemek
Bu cümlede made headway, “bir hedefe doğru ilerleme kaydetmek” anlamına gelir. More ilerleme miktarını karşılaştırır: McDonald's, antibiyotik kullanımını azaltma konusunda Burger King'den daha fazla ilerlemiştir. Headway yalnızca ilk sırada olmayı değil, bir sonuca doğru ilerlemeyi vurgular. Yaygın kalıp make headway on/with/in something şeklindedir ve genellikle hâlâ devam eden işler için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrenilen ve “daha fazla ilerleme kaydetti” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The new team has ____ than the old team in reducing delays.
Cevabı göster
made more headway
McDonald's pays a fraction more to its employees Dilbilgisi
6:51McDonald's çalışanlarına bir miktar daha fazla ödüyor
a fraction more: yalnızca çok küçük bir miktar daha fazla
Burada a fraction more, “yalnızca çok küçük bir miktar daha fazla” anlamına gelir. More sözcüğünü yumuşatarak ücret farkını önemli değil, çok küçük gösterir. Bu ifadede fraction tam bir matematiksel kesir değildir. Küçük bir parça veya miktarı belirten yaklaşık bir nicelik ifadesidir; bu da farkın ihmal edilebilir olduğu yönündeki sonraki yorumla uyumludur.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrenilen ve yalnızca çok küçük bir miktar daha fazla anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: This backpack costs ____ than the blue one.
Cevabı göster
a fraction more
was less than sympathetic: pek anlayışlı değildi
Burada was less than sympathetic, çok az anlayış veya hiç anlayış göstermedi anlamına gelir. Less than + olumlu bir sıfat, kesin bir ölçümden çok, yumuşatılmış olumsuz bir değerlendirme olarak kullanılır. Bu haber tarzı cümlede ölçülü ifade, eleştirinin kontrollü ama keskin duyulmasını sağlar: eski CEO'nun önerdiği çözüm, işçilerin taleplerini önemsemediğini gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede was less than sympathetic neyi ima ediyor?
- Ne kadar anlayışlı hissettiğini dikkatle ölçtü.
- İşçilere karşı çok az anlayış gösterdi veya hiç göstermedi.
- Başka bir kişiden daha fazla anlayış gösterdi.
Cevabı göster
İşçilere karşı çok az anlayış gösterdi veya hiç göstermedi.
Burger King co-founder David Edgerton told Time Magazine
7:05Burger King kurucu ortağı David Edgerton Time Dergisine
or if it did: ya da gerçekten olursa
Konuşmacı önce bunun gerçekleşmeyeceğini söyler, ardından or if it did ile yedek bir olasılık açar. Burada did, happen yerine kullanılır; böylece fiili tekrarlamadan or if it happened anlamı verilir. Geçmiş biçimli did, would ile kurulan varsayımsal çerçeveye uyar ve olayı düşük olasılıklı gösterir. Yeni ve tamamlanmış bir geçmiş eylemi anlatmaz; happen tekrarını önler ve sonraki would yan cümlesindeki sonuca geçiş yapar.
Alıştırma
happen fiilini tekrarlamadan düşük olasılıklı alternatifi tanıtmak için or ve did kullanan kısa ifadeyle cümleyi tamamlayın: The coach said the power cut probably wouldn't happen, ____, the game would be postponed.
Cevabı göster
or if it did
one in every eight + çoğul isim
One in every eight workers, tüm nüfus içinde yaklaşık her sekiz çalışandan birinin belirtilen deneyime sahip olduğu anlamına gelir. İstatistiği gözde canlandırması kolay bir orana, yaklaşık %12,5'e, dönüştürür; gerçek hayattaki her sekiz kişilik grupta aynı sabit kişiyi göstermez. İfadenin dil bilgisel merkezi one sözcüğüdür. Bu nedenle cümlede tekil fiil biçimi has worked kullanılır. eight sözcüğünden sonra sayılan grubu adlandıran isim çoğuldur: workers.
Alıştırma
Öğrencilerin yaklaşık %12,5'inin okula bisikletle gittiğini hangi cümle doğru biçimde ifade eder?
- One in every eight students rides a bicycle to school.
- Eight in every ten students ride a bicycle to school.
- One in every five students rides a bicycle to school.
Cevabı göster
One in every eight students rides a bicycle to school.
Burger King once asked McDonald's to come together
7:21Burger King bir keresinde McDonald's'tan bir araya gelmelerini istemişti
for World Peace Day and create the McWhopper.
7:23Dünya Barış Günü için ve McWhopper'ı yaratmak için.
On a lighter note: daha az ciddi bir konuya geçiş
On a lighter note, dinleyicilere sıradaki konunun öncekine göre daha az ciddi, daha az gergin veya daha eğlenceli olacağını bildiren bir söylem işaretidir. Burada daha ağır bir içerikten sonra hafif bir marka hikâyesine geçileceğini haber verir. Lighter sözcüğü ağırlığı veya rengi değil, havayı ya da tonu anlatır. İfade, geçişin ani değil bilinçli görünmesini sağlar.
Alıştırma
Bir konuşmacı stresli bütçe kesintilerini anlatmayı bitirdi ve şimdi komik bir ofis hikâyesi paylaşmak istiyor. Ton değişikliğini en iyi hangi geçiş ifadesi gösterir?
- On a lighter note
- On another note
- On a more serious note
Cevabı göster
On a lighter note
but think our brands could do something bigger
7:30ama markalarımızın daha büyük bir şey yapabileceğini düşünüyoruz
anlamlı bir etki yaratmak
Make a difference, anlamlı bir etki yaratmak veya gerçek bir değişim meydana getirmek demektir. İki şey arasındaki farkı oluşturmak anlamına gelmez. Bu cümlede make a difference, markaların yalnızca tanıtım amaçlı bir ürün üretmek yerine gözle görülür ve olumlu bir etki yaratacak bir iş yapabileceğini anlatır.
Alıştırma
Bu bağlamda make a difference ne anlama geliyor?
- iki ürünü aynı görünür hâle getirmek
- anlamlı bir etki yaratmak
- küçük bir karşıtlığa işaret etmek
- birbirine benzeyen iki şeyi ayırmak
Cevabı göster
anlamlı bir etki yaratmak
Sonuç olarak,
In conclusion, konuşanın son özetini veya genel değerlendirmesini başlatan bir işaret ifadesidir. Önceki ana noktaları birbiriyle ilişkilendirmeniz ve konuşanın sonucunu dinlemeniz gerektiğini gösterir. Burada önceki karşılaştırmaları Burger King'in geride kalacağı yönündeki genel yargıda toplar. Yeni ve temel bir kanıt dizisinin başlayacağını göstermez.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: In conclusion bir sunumun ilk ana noktasını tanıtmak için doğal bir işaret ifadesidir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
playing catch-up: geriden gelip arayı kapatmaya çalışmak
Bu cümlede playing catch-up, daha güçlü bir rakibin gerisinde olmak ve onunla aynı düzeye gelmek için çabalamaya devam etmek anlamına gelir. remain playing catch-up, bu dezavantajlı konumun sürmesinin beklendiğini gösterir. Burada catch-up bir oyunun adı değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp play catch-up'tır; play catch-up with someone or something biçimi de yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi play catch-up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After a slow start, our team is still ____.
Cevabı göster
playing catch-up
given that: bir gerçeği gerekçe olarak sunmak
Given that, ana sonucun gerekçesi olarak kullanılan bir gerçeği içeren yan cümleyi başlatır. Burada Ronald McDonald'ın ABD'li çocuklar arasındaki yüksek tanınırlığı, Burger King'in geride kalmaya devam edeceği sonucuna kanıt oluşturur. Anlamı considering the fact that veya because ifadelerine yakındır. Geleceğe yönelik bir koşul kurmaz; okuyucudan sonraki bilgiyi sonucun dayanağı olarak kabul etmesini ister.
Alıştırma
Yolların kapalı olduğu resmen doğrulandı. Hangi cümle bu kesinleşmiş gerçeği kararın nedeni olarak sunuyor?
- Given that the roads are officially closed, we will meet online.
- Assuming that the roads are officially closed, we will meet online.
- If the roads are officially closed, we will meet online.
Cevabı göster
Given that the roads are officially closed, we will meet online.