Doomscrolling'den Bıktınız mı?: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.498 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Eşi görülmemiş sağlık, bilgi ve güç; acı ve kabileci dürtülerle birlikte var oluyor. Uzun tarih çizgisinde insanlık daha umutlu bir geleceği hâlâ seçebilir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Never have so many of us lived so well, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: baştaki olumsuz zarfın devrik yapı oluşturup tarihsel iddiayı nasıl güçlendirdiğini anlayın. 2. hold power over. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: insanlar veya hayvanlar üzerindeki denetim ve otoriteyi fiziksel güçten ayırarak ifade edin. 3. clean up our act, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: gerçek temizlikten değil, zararlı veya sorumsuz davranışları düzeltme çağrısından söz edildiğini kavrayın.

Bu derste

Being a human in the 21st century often feels frustrating.

0:00

21. yüzyılda bir insan olmak genellikle sinir bozucu hissettirir.

We're clearly at the high point of our species.

0:04

Açıkça türümüzün en yüksek noktasındayız.

Never have so many of us lived so well, Dilbilgisi

0:06

Hiç bu kadar çoğumuz bu kadar iyi,

been so healthy and well off. Kelime

0:08

bu kadar sağlıklı ve refah içinde yaşamamıştı.

Dilbilgisi

Never have so many ...: cümle başındaki never ile devrik yapı

Never, ifadeyi vurgulamak için cümlenin başına getirilir: daha önce hiçbir dönemde bu kadar çok insan bu kadar iyi yaşamamıştır. Böylece mevcut durum tarihte eşi görülmemiş olarak sunulur. Olumsuzluk bildiren never cümlenin başına geldiğinde yardımcı fiil have, so many of us öznesinden önce gelmelidir: Never have so many of us lived.... Sonraki been, lived ile aynı have yardımcı fiilini paylaşır; dolayısıyla tam ilişki have lived ... and [have] been.... biçimindedir.

Alıştırma

Gerekli devrik yapıyı oluşturan yardımcı fiili yazın: In all of history, never ____ so many children had access to online lessons.

Cevabı göster

have

Kelime

well off: maddi açıdan rahat

Bu cümlede well off, maddi açıdan rahat olmak ya da yeterli paraya ve iyi maddi yaşam koşullarına sahip olmak anlamına gelen bir sıfat öbeğidir. Been sözcüğünden sonra gelir ve healthy ile paraleldir. Bu ifade, off sözcüğünün yaygın olan hareket veya ayrılma anlamından kurulmaz. Bir kişinin, ailenin veya grubun maddi durumunu anlatırken well off ifadesini tek bir bütün olarak öğrenin.

Alıştırma

Hangi cümle Park ailesinin önceki bir durumla karşılaştırma yapmadan maddi açıdan rahat olduğunu söylüyor?

  1. The Park family is better off than last year.
  2. The Park family is well off.
  3. The Park family is off for the weekend.
Cevabı göster

The Park family is well off.

At the same time, Anlatım akışı

0:10

Aynı zamanda,

Anlatım akışı

At the same time: birlikte var olan gerçekler arasındaki karşıtlık

At the same time, ilk gerçekle birlikte doğru olan ikinci bir gerçeği sunar. Burada yalnızca zamansal eş zamanlılık belirtmez; önceki olumlu gerçeğin yanına bir güçlüğü yerleştirir. Bu yapı bir gerilim düzenler: Bir şey doğrudur; aynı zamanda onunla karşıtlık oluşturan başka bir gerçek de doğrudur. İkinci gerçek birincisini geçersiz kılmaz.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: The plan is inexpensive. At the same time, it may be risky. At the same time burada ne yapıyor?

  1. Karşıtlık oluşturan ancak aynı zamanda doğru olan bir gerçek ekler.
  2. İlk gerçeğin yanlış olduğunu söyler.
  3. Yalnızca iki eylemin tam olarak aynı saniyede gerçekleştiğini söyler.
Cevabı göster

Karşıtlık oluşturan ancak aynı zamanda doğru olan bir gerçek ekler.

life is incredibly hard.

0:11

hayat inanılmaz derecede zor.

More than 15,000 children died yesterday.

0:13

Dün 15.000'den fazla çocuk öldü.

700 million people live in extreme poverty.

0:16

700 milyon insan aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.

Even within rich societies,

0:18

Zengin toplumlarda bile,

there's loads of unfairness and daily struggle. Kelime

0:20

bir sürü adaletsizlik ve günlük mücadele var.

Kelime

loads of: büyük miktarı anlatan samimi ifade

Loads of, çok büyük bir miktar veya sayı anlamına gelir. Bu cümlede sayılamayan unfairness adını niteler; bu nedenle there's loads of unfairness, adaletsizliğin çok fazla ya da çok yaygın olduğunu anlatır. loads of + ad yapısı, loads of problems örneğindeki gibi çoğul sayılabilen adlarla ve loads of time örneğindeki gibi sayılamayan adlarla kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan doğal ve samimi ifadeyi seçin: We still have (blank) time before the train leaves.

  1. a loads of
  2. many
  3. loads of
Cevabı göster

loads of

We are divided,

0:23

Bölünmüş durumdayız,

unable to solve our problems while creating new ones,

0:24

sorunlarımızı çözemezken yenilerini yaratıyor,

destroying our world in the process.

0:27

bu süreçte dünyamızı yok ediyoruz.

In many ways,

0:30

Pek çok açıdan,

the vibe is that we live in dark times.

0:31

karanlık zamanlarda yaşadığımız hissiyatı var.

It's so easy to feel disconnected and powerless

0:33

Çözülemeyecek kadar büyük sorunlar karşısında

in the face of problems too big to solve. Kalıp ifadeler

0:36

kopuk ve güçsüz hissetmek çok kolay.

Kalıp ifadeler

in the face of ...: çözülmesi çok zor sorunlar karşısında

in the face of zor, tehdit edici veya bunaltıcı bir durumla karşı karşıya kalındığında anlamına gelir. Burada problems, insanların baş etmek zorunda olduğu dış baskıdır; ifade fiziksel olarak bir yüzün önündeki konumu anlatmaz. Bu ifade, bir tepkiye yol açan zorluğu tanıtır. Problem, tehdit, baskı veya başka ciddi bir güçlüğü belirten bir isim öbeğinin önünde kullanılabilir.

Alıştırma

Zorlukla yüzleşmek anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The community stayed calm ____ repeated threats.

Cevabı göster

in the face of

And so the state of the world fills many of us with doom, Kalıp ifadeler

0:39

Ve böylece dünyanın bu hali çoğumuzu felaket,

hopelessness, and sadness.

0:42

umutsuzluk ve üzüntüyle dolduruyor.

Kalıp ifadeler

fills many of us with doom: çoğumuzu yaklaşan felaket duygusuyla doldurur

fills many of us with doom, fill + kişi + with + duygu kalıbını kullanır. Dünyanın durumu nedendir, many of us etkilenen kişilerdir ve doom bir felaketin ya da korkunç bir geleceğin yaklaştığına dair ağır bir duygudur. Burada doom bu duygunun adını veren bir isimdir; kesinlikle başarısız olacak kişileri tanımlamaz. Duygunun insanları doldurduğunu söylemek, yalnızca make us sad demekten daha güçlü ve canlı bir etki yaratır.

Alıştırma

Hangi cümle fill + kişi veya grup + with + yaklaşan felaket duygusunu doğru kullanır?

  1. The warning made the town with a sense of doom.
  2. The warning filled the town of a sense of doom.
  3. The warning filled the town with a sense of doom.
Cevabı göster

The warning filled the town with a sense of doom.

We feel it too.

0:44

Biz de bunu hissediyoruz.

It's one of the most pervasive stories of our time, Dilbilgisi

0:46

Bu, zamanımızın en yaygın hikayelerinden biri

Dilbilgisi

one of the most ... + çoğul isim

one of the most + sıfat + çoğul sayılabilen isim yapısı, bir unsurun belirli bir özellik bakımından çok yüksek düzeydeki üyelerden oluşan bir gruba ait olduğunu anlatır. Burada bunun özellikle yaygın anlatılardan biri olduğu söylenir; tek ve en yaygın anlatı olduğu söylenmez. one of ifadesinden sonra sayılabilen isim çoğul olur: story değil, stories. Buradaki stories, mutlaka kurmaca eserleri değil, insanların dünyayı anlama biçimini etkileyen ve yaygın biçimde paylaşılan anlatıları ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi one of ve popular sözcüğünün en üstünlük biçimiyle tamamlayın: This is ____ museums in the city.

Cevabı göster

one of the most popular

and there's a lot of truth to it. Kalıp ifadeler

0:48

ve içinde pek çok gerçek var.

Kalıp ifadeler

there's a lot of truth to it: güçlü ama sınırlı onay

There's a lot of truth to it, az önce sözü edilen düşüncenin önemli ölçüde olgusal veya mantıklı bir dayanağı olduğunu anlatır. Konuşan kişi düşüncenin bütünüyle yanlış olmadığını kabul eder ancak her bölümünün doğru olduğunu söylemek zorunda değildir. There is truth to + bir iddia veya düşünce sabit bir yapıdır; in değil, to kullanılır. Buradaki it, daha önce söz edilen anlatıya gönderme yapar.

Alıştırma

Bir iddianın her ayrıntısını kabul etmiyorsunuz ancak büyük kısmının iyi desteklendiğini düşünüyorsunuz. Bu görüşü en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. There's a lot of truth to it.
  2. It's completely true.
  3. There's some truth to it.
Cevabı göster

There's a lot of truth to it.

But,

0:50

Ancak,

as Terry Pratchett said,

0:51

Terry Pratchett'in dediği gibi,

we are the storytelling ape.

0:52

bizler hikaye anlatan maymunlarız.

We think in narratives

0:54

Anlatılar aracılığıyla düşünüyor

and live in a network of stories that make up our world. Öbek fiiller

0:55

ve dünyamızı oluşturan hikayeler ağında yaşıyoruz.

Öbek fiiller

“oluşturmak” anlamındaki make up

“stories that make up our world” ifadesinde make up, “oluşturmak” veya “meydana getirmek” anlamına gelir. Hikâyeler, birlikte daha büyük bir bütünü, yani dünyamızı oluşturan parçalar olarak sunulur. “Parçalar + make up + bütün” kalıbı kullanılabilir. make up sonrasındaki nesne, bu parçaların birlikte oluşturduğu daha büyük bütündür.

Alıştırma

Cümleyi “oluşturmak” anlamındaki iki sözcüklü fiille tamamlayın: Seven days ____ a week.

Cevabı göster

make up

So, without minimizing the darkness, Anlatım akışı

0:59

Bu yüzden, karanlığı küçümsemeden,

we want to add a story that we find helpful for dealing with the world.

1:01

dünyayla başa çıkmada faydalı bulduğumuz bir hikaye eklemek istiyoruz.

Anlatım akışı

without minimizing the darkness ile ciddi noktayı kabul eden giriş

Açılıştaki without minimizing the darkness ifadesi, without + fiilin -ing biçimi yapısını kullanır. Burada minimizing, ciddi bir şeyi olduğundan daha az ciddi göstermek demektir; darkness ise daha önce konuşulan acıları, adaletsizlikleri ve diğer zor gerçekleri mecazi olarak anlatır. Bu ifadeyi ana cümleden önce kullanan konuşmacı, önce bu gerçekleri kabul eder, ardından farklı bir bakış açısı ekler. İfade, karşıtlığı kabul eden bir giriş işlevi görür: “Zararı önemsizleştirmiyorum, ancak yine de bundan sonra söyleyeceğim noktayı eklemek istiyorum.”

Alıştırma

Başlangıcı without ve minimize fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the problem, we can still look for solutions.

Cevabı göster

Without minimizing

This is subjective and not a science video,

1:05

Bu özneldir ve bir bilim videosu değildir,

so you don't need to buy into it. Öbek fiiller

1:07

dolayısıyla buna inanmak zorunda değilsiniz.

Öbek fiiller

buy into it: bir fikri bütünüyle benimsemek

Burada buy into, bir fikri, açıklamayı ya da bakış açısını bir bütün olarak kabul etmek veya ona inanmak demektir. Mecazidir; herhangi bir satın alma söz konusu değildir. it zamiri, konuşmacının birazdan sunacağı öznel çerçeveyi gösterir. Konuşmacı you don't need to buy into it diyerek, dinleyicinin bu çerçeveyi tamamen kabul etmeden de anlatımı takip edebileceğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede buy into aynı mecaz anlamıyla kullanılmıştır?

  1. You don't have to buy into the theory to understand it.
  2. You don't have to invest in the company to read its plan.
  3. You don't have to buy the book to understand the theory.
Cevabı göster

You don't have to buy into the theory to understand it.

Our story begins with the first moment that ever was.

1:10

Hikayemiz, var olan ilk anla başlıyor.

14 billion years ago,

1:13

14 milyar yıl önce,

time and space began from some kind of state of pure energy.

1:15

zaman ve uzay bir tür saf enerji durumundan başladı.

From this very first moment,

1:19

Bu ilk andan itibaren,

the universe grew and evolved.

1:20

evren büyüdü ve evrimleşti.

Things that were one became many.

1:23

Bir olan şeyler çoğaldı.

Energy turned into forces and particles.

1:25

Enerji, kuvvetlere ve parçacıklara dönüştü.

Out of chaos, Dilbilgisi

1:27

Kaostan,

emerged the laws of nature.

1:28

doğa yasaları ortaya çıktı.

Dilbilgisi

Out of chaos emerged ...: edebî fiil-özne devrikliği

Cümle, kaynağı veya arka planı bilginin başlangıç noktası yapmak için Out of chaos ifadesiyle başlar. Bu edebî yapıda, tam isim öznesi the laws of nature, emerged fiilinden sonra gelir: Out of chaos + emerged + the laws of nature. Bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. Tarafsız söz dizimi The laws of nature emerged out of chaos. şeklindedir. Devrik yapı bilginin akışını değiştirir ve dramatik bir ritim yaratır; ancak temel olayı değiştirmez ve did gerektirmez.

Alıştırma

Hangi cümle, başa alınmış bir kaynak ifadesinden sonra edebî devrik yapıyı doğru kullanır?

  1. From the dark forest did came a strange sound.
  2. From the dark forest a strange sound came.
  3. From the dark forest came a strange sound.
Cevabı göster

From the dark forest came a strange sound.

From these ingredients,

1:30

Bu bileşenlerden,

stars arose,

1:31

yıldızlar meydana geldi,

gigantic engines turning simple stuff into complex stuff,

1:33

basit maddeleri karmaşık maddelere dönüştüren devasa motorlar,

only to die violently and spread the new complexity around. Dilbilgisi

1:36

sadece şiddetli bir şekilde ölmek ve yeni karmaşıklığı etrafa saçmak için.

Dilbilgisi

only to die violently: beklenmedik bir sonuç

Only to + fiilin yalın biçimi, özellikle sonuç önceki çaba veya süreçle karşıtlık oluşturduğunda, en sonunda ne olduğunu anlatır. Burada yıldızlar basit maddeyi daha karmaşık maddeye dönüştürür, ama hikâyeleri şiddetli bir ölümle biter. Only, ölmenin amaçları olduğu anlamına gelmez. Ölümü çarpıcı, ironik veya istenmeyen bir sonuç olarak sunar; yani sonunda beklenmedik biçimde ölürler.

Alıştırma

Sonucu beklenmedik bir aksilik olarak gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: We waited all afternoon, ____ learn that the concert had been canceled.

Cevabı göster

only to

Out of this more complex stuff,

1:41

Bu daha karmaşık maddeden,

new stars and more worlds emerged,

1:43

yeni yıldızlar ve daha fazla dünya ortaya çıktı,

repeating the cycle until most of the simple stuff was used up

1:45

basit maddenin çoğu tükenene

and most stars that will ever be born had been born.

1:48

ve doğacak yıldızların çoğu doğmuş olana kadar bu döngüyü tekrarladı.

And then,

1:51

Ve sonra,

on one planet where the conditions were just right,

1:52

şartların tam olarak uygun olduğu bir gezegende,

dead particles and molecules combined to make another jump in complexity.

1:55

cansız parçacıklar ve moleküller, karmaşıklıkta başka bir sıçrama yapmak için birleşti.

Maybe the laws that govern everything were destined to make life happen. Dilbilgisi

1:59

Belki de her şeyi yöneten yasalar yaşamın oluşmasını sağlamak için kaderlenmişti.

Dilbilgisi

were destined to make...: kaderi çağrıştıran bir sonuç

Be destined to + fiilin yalın biçimi, bir olayı önceden belirlenmiş veya kaçınılmaz görünen daha büyük bir akışın parçası gibi sunar. Bu nedenle were destined to make, yasaları yaşamı ortaya çıkarmak üzere belirlenmiş gibi anlatır. Baştaki Maybe, bunun bilimsel bir kesinlik değil, bir tahmin olduğunu gösterir. İfade, düşünceye kader veya kaçınılmazlık duygusu katar.

Alıştırma

Cümleyi be destined to ifadesinin basit geçmiş biçimiyle tamamlayın: The tiny invention ____ transform communication.

Cevabı göster

was destined to

Maybe it was just a cosmic dice throw.

2:03

Belki de bu sadece kozmik bir zar atışıydı.

But life, now the most complex thing in existence,

2:06

Fakat artık var olan en karmaşık şey olan yaşam,

wasted no time and spread to even the tiniest corners. Kalıp ifadeler

2:08

hiç vakit kaybetmedi ve en küçük köşelere bile yayıldı.

Kalıp ifadeler

wasted no time: hemen harekete geçmek

Kalıplaşmış waste no time ifadesi “hemen harekete geçmek” veya “gecikmeden başlamak” anlamına gelir. Birinin boşa harcanan zamanı gerçekten ölçtüğü anlamına gelmez. Burada yaşam, harekete geçen bir karakter gibi anlatılır: hemen yayılmaya başlamıştır. Cümlede wasted no time and spread ile geçmişteki iki eylem bağlanır. Daha yaygın ve başka durumlarda kullanılabilen kalıp waste no time doing something şeklindedir; waste no time asking buna bir örnektir.

Alıştırma

Cümleyi “hemen başladı” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: When the smoke alarm rang, Priya ____ calling for help.

Cevabı göster

wasted no time

For billions of years,

2:12

Milyarlarca yıl boyunca,

cells held on, Öbek fiiller

2:13

hücreler tutundu,

fighting against the elements and each other,

2:15

doğa olaylarına ve birbirlerine karşı savaşarak,

evolving in the process,

2:17

bu süreçte evrimleşerek,

Öbek fiiller

held on: hayatta kalmaya devam etmek

Burada held on, “zor koşullara rağmen yaşamaya veya dayanmaya devam etti” anlamına gelir. Yakındaki fighting ve evolving eylemleri, hücrelerin uzun bir mücadele boyunca varlığını sürdürdüğünü gösterir. Fiziksel olarak tutulan bir nesne yoktur. Hold on birden fazla anlama sahiptir, bu yüzden bağlam önemlidir. Uzun bir mücadelede “dayanmak” veya “hayatta kalmak” anlamına gelebilir; konuşmada talimat olarak kullanılan Hold on! ise genellikle “bekle” demektir.

Alıştırma

“The tiny plants held on through the winter,” cümlesinde held on ne anlama gelir?

  1. Kışı fiziksel olarak tuttular.
  2. Zor koşullara rağmen hayatta kalmaya devam ettiler.
  3. Kış başlamadan önce kısa süre beklediler.
Cevabı göster

Zor koşullara rağmen hayatta kalmaya devam ettiler.

until one day they came together and made another jump in complexity to plants,

2:18

ta ki bir gün bir araya gelip karmaşıklıkta başka bir sıçrama yaparak bitkilere,

animals, and fungi.

2:23

hayvanlara ve mantarlara dönüşene kadar.

First in the oceans,

2:25

Önce okyanuslarda,

then on the land.

2:26

sonra karada.

Earth was now the stage of something grand.

2:28

Dünya artık görkemli bir şeyin sahnesiydi.

A complexity acceleration machine going at full speed.

2:30

Tam hızda çalışan bir karmaşıklık hızlandırma makinesi.

Millions of new species emerged and vanished.

2:34

Milyonlarca yeni tür ortaya çıktı ve yok oldu.

Life was beaten down over and over, Anlatım akışı

2:37

Yaşam defalarca alt edildi,

but every time it came back stronger,

2:39

ama her seferinde daha güçlü geri döndü,

Anlatım akışı

Tekrar tekrar ezilmek, ama her seferinde daha güçlü dönmek

Cümle tekrarlanan bir döngü kurar: Life was beaten down over and over sürekli yaşanan zorlukları anlatırken but every time it came back stronger cümleyi toparlanmaya yöneltir. Edilgen was beaten down biçimi yaşamın başına gelenlere, came back stronger ise her zorluktan sonraki sonuca odaklanır. over and over ile every time birlikte kullanılarak uzun bir tarih, zorluk ve toparlanma ritmi içinde özetlenir. Yaşam insan gibi anlatılır; stronger burada fiziksel olarak daha güçlü olmayı değil, daha dayanıklı veya hayatta kalmaya daha hazır olmayı ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle bir hikâyeyi tekrarlanan zorluklar ve ardından gelen daha güçlü toparlanmalar şeklinde en iyi düzenler?

  1. The climber checked her equipment carefully before leaving.
  2. The climber was forced back again and again, but each time she returned better prepared.
  3. The climber was forced back again and again, so she abandoned the route.
Cevabı göster

The climber was forced back again and again, but each time she returned better prepared.

resettling niches filled with corpses of the ones that came before.

2:41

kendilerinden önce gelenlerin cesetleriyle dolu nişlere yeniden yerleşti.

Most of these beings are hidden in time forever.

2:45

Bu varlıkların çoğu zaman içinde sonsuza dek gizlenmiştir.

We only know their faint echoes. Deyimler

2:48

Biz sadece onların cılız yankılarını biliyoruz.

Deyimler

Geçmişin zayıf izleri anlamındaki faint echoes

Burada faint echoes, uzak geçmişteki türlerin zayıf ve dolaylı izleri anlamına gelir. Echo mecaz olarak kullanılır: Yankı, asıl sesin zayıflamış bir kalıntısı olduğu gibi, geriye kalan kanıtlar da bir zamanlar var olan şeyleri yalnızca eksik biçimde gösterir. Faint, bu izleri fark etmenin veya yorumlamanın zor olduğunu vurgular. İfade gerçekten duyulan seslerden söz etmez.

Alıştırma

"The old tradition survives only in faint echoes," cümlesinde faint echoes ne anlama gelir?

  1. geleneğin çıkardığı sessiz sesler
  2. geleneğin zayıf ve dolaylı işaretleri
  3. geleneğin eksiksiz bir kaydı
Cevabı göster

geleneğin zayıf ve dolaylı işaretleri

Until a few million years ago,

2:50

Ta ki birkaç milyon yıl önce,

an animal looked to the night sky.

2:52

bir hayvan gece gökyüzüne bakana kadar.

It looked at its hands.

2:54

Ellerine baktı.

It saw its reflection in a puddle

2:56

Bir su birikintisinde yansımasını gördü

and it realized it existed,

2:58

ve var olduğunu,

that it was alive,

3:00

hayatta olduğunu,

here and now.

3:02

burada ve şimdi olduğunu fark etti.

You probably had such a moment as a small child,

3:03

Muhtemelen küçük bir çocukken sen de böyle bir an yaşamışsındır,

mundane and majestic at the same time.

3:05

aynı anda hem sıradan hem de görkemli.

This is where the human story begins,

3:08

İnsan hikayesi işte burada başlar,

about 6 million years ago,

3:11

yaklaşık 6 milyon yıl önce,

with the hominins.

3:12

homininlerle.

Still just another animal among many others.

3:14

Hala sadece diğer birçok hayvanın arasında bir başka hayvandılar.

They split into many families and lineages,

3:17

Birçok aileye ve soya bölündüler,

evolving further or disappearing again.

3:19

daha da evrimleştiler veya tekrar yok oldular.

But for some reason,

3:22

Fakat bir nedenden ötürü,

their evolutionary niche enabled their brains to grow Kelime

3:23

evrimsel nişleri beyinlerinin büyümesini sağladı

and they learned more about this strange world.

3:27

ve bu garip dünya hakkında daha fazla şey öğrendiler.

Kelime

evolutionary niche ifadesinin biyolojik anlamı

Burada evolutionary niche, bir türün evrim süreci boyunca çevresine nasıl uyum sağladığını anlatır: hangi kaynakları kullandığını, nasıl hayatta kaldığını ve hangi seçilim baskılarının onu şekillendirdiğini kapsar. Cümlede bu ifade, daha büyük bir beynin yararlı olmasını veya gelişebilmesini sağlayan koşullar ve roller bütününü adlandırır. Tek başına fiziksel bir yer değil, türün çevresiyle olan ilişkisidir.

Alıştırma

Cümledeki evolutionary niche ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Türle ilgilenen küçük bir müşteri grubu
  2. Türün yaşadığı, duvara oyulmuş dar bir boşluk
  3. Türün evrimsel baskılar altında çevresindeki rolü ve hayatta kalma biçimi
Cevabı göster

Türün evrimsel baskılar altında çevresindeki rolü ve hayatta kalma biçimi

They prayed to the stars.

3:30

Yıldızlara dua ettiler.

They tamed fire

3:31

Ateşi evcilleştirdiler

and turned stones into tools. Dilbilgisi

3:33

ve taşları aletlere dönüştürdüler.

Dilbilgisi

turn A into B: bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek

Turn A into B, A'yı değiştirerek B hâline getirmek veya B'nin işlevini görmesini sağlamak demektir. A başlangıçtaki malzeme ya da nesne, B ise sonuçtur. Burada stones A, tools ise B'dir. Özne olan they değişime neden olduğu için cümlede geçişli yapı they turned stones into tools kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi turn A into B yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The artist ____ old bottles ____ lamps.

Cevabı göster

turned · into

They celebrated and cried together.

3:35

Birlikte kutladılar ve ağladılar.

Life was hard and brutally short,

3:37

Hayat zor ve acımasızca kısaydı,

but together they endured,

3:40

ama birlikte dayandılar,

probably by telling themselves stories about the world.

3:41

muhtemelen birbirlerine dünyayla ilgili hikayeler anlatarak.

For almost 250,000 generations,

3:45

Neredeyse 250.000 nesil boyunca,

they built a biological foundation.

3:48

biyolojik bir temel inşa ettiler.

And then at some point,

3:50

Ve sonra bir noktada,

200,000 years or about 10,000 generations ago,

3:51

200.000 yıl veya yaklaşık 10.000 nesil önce,

they became us.

3:55

bize dönüştüler.

Humanity had arrived.

3:57

İnsanlık gelmişti.

Our ancestors didn't waste any time.

3:59

Atalarımız hiç vakit kaybetmedi.

Their world was still hard and unforgiving,

4:01

Dünyaları hala zor ve acımasızdı,

but out of pure stubbornness,

4:04

ama sırf inatçılıklarından,

they didn't accept that.

4:05

bunu kabul etmediler.

They wanted their lives to be better,

4:07

Hayatlarının daha iyi olmasını istediler,

so they made better tools and learned to preserve their knowledge beyond death.

4:09

böylece daha iyi aletler yaptılar ve bilgilerini ölümden öteye saklamayı öğrendiler.

Progress started slow

4:13

İlerleme yavaş başladı

and then suddenly they,

4:14

ve sonra aniden onlar,

or better,

4:15

ya da daha doğrusu,

we made the planet our own. Deyimler

4:16

biz gezegeni kendimizin kıldık.

Deyimler

made the planet our own: dünyayı kendimize göre şekillendirmek

Buradaki made the planet our own, gezegenin yasal sahibi olduğumuz anlamına gelmez. Bu, make something your own ifadesinin mecazlı kullanımıdır: insanlar gezegeni ihtiyaçlarına göre şekillendirdi ve onu kontrol edip yaşayabilecekleri bir dünya olarak görmeye başladı. Bu ifade, bir şeyi bir kişinin ya da grubun kimliğini yansıtacak hâle gelene kadar uyarlamak veya benimsemek anlamında da kullanılabilir. Bu cümlede konuşmacının they yerine we demesi, modern insanları da bu uzun sürece dâhil eder.

Alıştırma

The designers made the old room their own cümlesinde made the old room their own ne anlama gelir?

  1. Odayı tamamen olduğu gibi bıraktılar
  2. Odayı ihtiyaçlarını veya tarzlarını yansıtacak şekilde değiştirdiler
  3. Odayı yasal olarak satın aldılar
Cevabı göster

Odayı ihtiyaçlarını veya tarzlarını yansıtacak şekilde değiştirdiler

Agriculture and the first villages and temples snowballed into civilization, Deyimler

4:19

Tarım ve ilk köyler ve tapınaklar çığ gibi büyüyerek medeniyete,

Deyimler

snowballed into civilization: birikerek medeniyete dönüşmek

Snowballed into civilization, yuvarlandıkça daha fazla kar toplayıp büyüyen bir kartopu görüntüsünü kullanır. Tarımın, köylerin ve tapınakların ilk biçimleri, birbirinin üzerine eklenen ve birbirini güçlendiren gelişmeler olarak sunulur; sonunda medeniyet gibi çok daha büyük bir sonuç ortaya çıkar. Bu ifade ani bir sıçramayı değil, birbirine eklenen ve giderek ivme kazanan bir büyüme zincirini vurgular. Başka bağlamlarda olumlu veya olumsuz sonuçlar için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede snowballed into civilization ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar gerçek bir kartopunu bir şehre doğru yuvarladı
  2. Kurulmuş bir medeniyet birdenbire küçüldü
  3. Küçük gelişmeler birikerek büyüdü ve çok daha büyük bir sonuca dönüştü
Cevabı göster

Küçük gelişmeler birikerek büyüdü ve çok daha büyük bir sonuca dönüştü

kingdoms and empires,

4:23

krallıklara ve imparatorluklara,

technology, writing, astronomy, medicine, philosophy.

4:24

teknolojiye, yazıya, astronomiye, tıbba, felsefeye dönüştü.

A hot second later, Kelime

4:27

Kısacık bir süre sonra,

Kelime

Mizahi bir zaman atlaması olarak A hot second later

Bu anlatımda A hot second later, konuşanın geçen süreyi şaka yollu biçimde son derece kısa gösterdiği anlamına gelir. A hot second, çok kısa bir anı anlatan samimi ve şakacı bir ifadedir; hot burada sıcaklık belirtmez. Mizah, gerçekte çok uzun süren bir dönemi ufacıkmış gibi duyulan bu zaman geçişiyle atlamaktan doğar. Böylece tarih hızlı ve sıkıştırılmış görünür.

Alıştırma

A hot second later bu anlatımda nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Bir sonraki olayın kesin tarihini verir.
  2. Çok uzun bir tarihsel dönemi mizahi biçimde neredeyse anlıkmış gibi gösterir.
  3. Sıcaklığın bir saniye sonra arttığını söyler.
Cevabı göster

Çok uzun bir tarihsel dönemi mizahi biçimde neredeyse anlıkmış gibi gösterir.

science, industrialization,

4:29

bilim, sanayileşme,

the modern world,

4:31

modern dünya,

the information age,

4:32

bilgi çağı,

where we are today.

4:33

bugün bulunduğumuz yere geldik.

Earth is truly ours now.

4:35

Dünya artık gerçekten bizim.

We changed it in ways unfathomable a few short generations ago.

4:37

Onu sadece birkaç kısa nesil öncesinde akıl sır ermez yollarla değiştirdik.

We turned the land into fields worked by millions of machines,

4:42

Toprağı milyonlarca makinenin çalıştığı tarlalara dönüştürdük,

built thousands of gigantic jungles made of sand and metal. Deyimler

4:45

kumdan ve metalden yapılmış binlerce devasa orman inşa ettik.

Deyimler

Şehir metaforu olarak gigantic jungles made of sand and metal

Gigantic jungles made of sand and metal ifadesi, dev modern şehirleri anlatan görsel bir metafordur. Jungles sözcüğü yoğun, kalabalık ve karmaşık yerleri düşündürür. Sand, beton ve cam gibi malzemelere dolaylı olarak işaret ederken metal çelik yapıları düşündürür. İfade şehirlerin adını doğrudan söylemez. Orman görüntüsüyle malzeme ipuçlarını birleştirerek kumda büyüyen gerçek ormanları değil, insan yapımı yapılarla dolu şehir siluetlerini hayal edersiniz.

Alıştırma

Gigantic jungles made of sand and metal burada büyük olasılıkla neyi anlatıyor?

  1. Beton, cam ve çelikle dolu dev modern şehirler
  2. Milyonlarca tarım makinesinin işlediği tarlalar
  3. Kumlu bir çölde büyüyen gerçek tropik ormanlar
Cevabı göster

Beton, cam ve çelikle dolu dev modern şehirler

We split the atom and traveled to other worlds.

4:49

Atomu parçaladık ve başka dünyalara seyahat ettik.

Everything is different today,

4:51

Bugün her şey farklı,

except us, of course.

4:53

elbette bizim dışımızda.

We humans have not changed.

4:55

Biz insanlar değişmedik.

We were molded by a cold and unforgiving world

4:57

Soğuk ve acımasız bir dünya tarafından şekillendirildik,

where we needed to be hard and brutal to survive.

5:00

hayatta kalmak için sert ve acımasız olmamız gereken bir dünyada.

We are still bound to our nature that made us so successful. Deyimler

5:03

Bizi bu kadar başarılı yapan doğamıza hala bağlıyız.

Deyimler

bound to our nature: insan doğasıyla sınırlı olmak

Bu cümlede bound to our nature, insan doğasını oluşturan içgüdülere ve davranış kalıplarına bağlı ya da bunlar tarafından kısıtlanmış olmak demektir. Bu doğuştan eğilimler insanların nasıl davrandığını hâlâ sınırlar. Burada be bound to + isim, bir kişi ya da şeyin bağlı kaldığı veya tabi olduğu şeyi belirtir. Kurtulması zor olabilen mecazi bir bağı anlatır.

Alıştırma

“After years away, she still felt bound to the customs of her hometown.” cümlesinde bound to ne anlama gelir?

  1. Bir varış noktasına doğru gidiyor olmak
  2. Yakından bağlı ya da kısıtlanmış olmak
  3. Kesinlikle gerçekleşecek olmak
Cevabı göster

Yakından bağlı ya da kısıtlanmış olmak

We still tell stories,

5:07

Hala hikayeler anlatıyoruz,

are hungry for food,

5:08

yemeğe açız,

greedy for resources,

5:10

kaynaklara açgözlüyüz,

desperate to be accepted by our peers.

5:11

akranlarımız tarafından kabul edilmek için çaresizce çabalıyoruz.

We're scared by the dangers that lurk in the dark,

5:13

Karanlıkta pusuda bekleyen tehlikelerden korkuyoruz,

imagined and real ones.

5:16

hayali ve gerçek olanlardan.

We're still brutal to each other and the animals we hold power over. Kalıp ifadeler

5:18

Birbirimize ve üzerinde güç sahibi olduğumuz hayvanlara karşı hala acımasızız.

Kalıp ifadeler

hold power over: başkası üzerinde yetki veya kontrol

Hold power over someone or something, bir kişi ya da şeyin başına gelenler üzerinde yetki, kontrol veya güçlü etki sahibi olmak demektir. Bu cümlede hayvanların fiziksel olarak üstünde bulunmayı değil, hayvanlarla eşit olmayan bir güç ilişkisini anlatır. the animals we hold power over ifadesinde animals, over sözcüğünün nesnesi olarak anlaşılır: we hold power over the animals. İngilizcede that veya which bir ilgi cümleciğinin nesnesi olduğunda sıkça atılır ve edat cümlenin sonunda kalabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “üzerinde kontrol veya yetki sahibi olmak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: An unfair leader may ____ people who depend on them.

Cevabı göster

hold power over

We're still territorial and possessive.

5:22

Hala bölgesel ve sahipleniciyiz.

We fear losing what we have

5:24

Sahip olduklarımızı kaybetmekten korkuyoruz

and we fear change.

5:26

ve değişimden korkuyoruz.

We downplay the damage we cause Kalıp ifadeler

5:28

Neden olduğumuz hasarı küçümsüyoruz

Kalıp ifadeler

downplay the damage: zararı olduğundan daha az ciddi göstermek

Downplay, bir şeyi gerçekte olduğundan daha az ciddi veya daha az önemli göstermektir. Downplay the damage ifadesinde damage, anlatımda veya tartışmada hafif gösterilen şeydir; bu ifade gerçek zararın azaldığını söylemez. Tam cümlede we cause, hangi zarardan söz edildiğini belirtir: neden olduğumuz zarar. Konuşmacı, insanların kendi yol açtıkları zararlı etkileri fazla hafif göstermelerini eleştirir.

Alıştırma

Hangi cümle birinin zararı gerçekte olduğundan daha az ciddi gösterdiğini anlatır?

  1. The spokesperson repaired the damage after the spill.
  2. The spokesperson reduced the damage after the spill.
  3. The spokesperson downplayed the damage after the spill.
Cevabı göster

The spokesperson downplayed the damage after the spill.

and ignore the people in need outside our tribes.

5:30

ve kabilelerimizin dışındaki yardıma muhtaç insanları görmezden geliyoruz.

Humans are not nice.

5:33

İnsanlar iyi değildir.

And if we look at our history,

5:35

Ve eğer tarihimize bakarsak,

how could we expect ourselves to be? Anlatım akışı

5:37

iyi olmamızı nasıl bekleyebiliriz ki?

Anlatım akışı

how could we expect ourselves to be? — güçlü kuşkuyu retorik soruyla ifade etmek

Bu retorik soruda how could we expect...? bir yöntem sormaz. Az önce belirtilen kanıt, yani tarihimiz düşünüldüğünde, bu sonucu beklemek için makul bir temel olmadığını anlatır. Expect ourselves to be, expect + nesne + to mastarı yapısını kullanır. Be, tekrarı önlemek için daha önce geçen nice sıfatını düşürür. Soru, tarihe yapılan göndermeyi güçlü bir kuşkucu sonuca dönüştürür ve savı ilerletir.

Alıştırma

Buradaki retorik soru ne anlama gelir: "The plan ignores every past failure. How could we expect it to work now?"

  1. Şimdi işe yarayacağından eminiz.
  2. Şimdi işe yaramasını hangi yöntem sağlayacak?
  3. Şimdi işe yarayacağını beklemek için iyi bir neden yok.
Cevabı göster

Şimdi işe yarayacağını beklemek için iyi bir neden yok.

In nature,

5:39

Doğada,

we see great beauty,

5:39

büyük bir güzellik görüyoruz,

but also endless violence and struggle,

5:40

ama aynı zamanda sonsuz şiddet ve mücadele de görüyoruz,

devoid of morals or kindness. Kelime

5:43

ahlaktan veya nezaketten yoksun.

Kelime

devoid of morals or kindness: ahlaktan veya nezaketten tamamen yoksun

Devoid of, bir şeyden “tamamen yoksun” olmak anlamına gelir. Ardından bir isim veya isim öbeği gelen bir sıfat öbeğidir: devoid of morals or kindness. Bu cümlede ifade, doğadaki şiddet ve mücadelenin insana özgü ahlak ya da nezakete sahip olmadığını anlatır. Küçük bir eksiklik değil, tam bir yokluk belirtir.

Alıştırma

Cümleyi devoid of ifadesiyle tamamlayın: The reviewer called the article ____ any original ideas.

Cevabı göster

devoid of

We are an instinct-driven apex predator that survived in an uncaring world,

5:45

Bizler, umursamaz bir dünyada hayatta kalmış, içgüdüleriyle hareket eden bir tepe yırtıcısıyız,

only now we have coal plants, nuclear weapons, and social media.

5:50

sadece şimdi kömür santrallerimiz, nükleer silahlarımız ve sosyal medyamız var.

This would be hard to handle for any animal,

5:54

Bunun üstesinden gelmek herhangi bir hayvan için zor olurdu,

so it makes sense that we continue to follow the impulses so deeply ingrained in us. Kalıp ifadeler

5:56

bu yüzden içimize bu kadar derinden işlemiş olan dürtüleri takip etmeye devam etmemiz mantıklıdır.

Kalıp ifadeler

it makes sense that + yan cümle

It makes sense that + yan cümle yapısında it biçimsel öznedir; that ile başlayan yan cümle değerlendirilen durumu belirtir. Yapı, bu durumun anlaşılır veya makul olduğunu ifade eder. Burada, derine işlemiş dürtüleri kontrol etmenin zorluğu neden olarak verilir ve onları izlemeye devam etmek anlaşılır bir sonuç olarak sunulur. Makes sense makul bir açıklamaya işaret eder; kanıt, zorunluluk veya ahlaki onay bildirmez.

Alıştırma

Hangi cümle tam bir durumu anlaşılır olarak değerlendirir?

  1. It makes sense to rest after the overnight flight.
  2. It makes sense that Leo is tired after the overnight flight.
Cevabı göster

It makes sense that Leo is tired after the overnight flight.

Kalıp ifadeler

deeply ingrained in us: içimize derinden yerleşmiş

Deeply ingrained in us, bir şeyin uzun zaman içinde gelişerek alışkanlıklarımıza veya doğamıza sağlam biçimde yerleştiği anlamına gelir. Burada yakın zamanda öğretilen ya da bilinçli olarak seçilen bir şeyi değil, insan davranışına işlemiş gibi duran dürtüleri anlatır. Yaygın yapı be/become deeply ingrained in + kişi, grup, kültür veya sistem şeklindedir. Genellikle kalıcı ve değiştirilmesi zor alışkanlıkları, inançları, önyargıları ve içgüdüleri anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “uzun zaman içinde sağlam biçimde yerleşmiş” anlamına gelen sıfatla tamamlayın: After many generations, the custom was deeply ____ in the community.

Cevabı göster

ingrained

But this is only because we've not yet caught up with the mind-numbing gift we've been handed. Notlar

6:00

Fakat bu sadece, bize sunulan bu akıl almaz hediyeye henüz yetişemediğimiz içindir.

Öbek fiiller

caught up with: aynı düzeye ulaşmak

Caught up with burada, zaten önde olan bir şeyle aynı gelişim düzeyine ulaşmak anlamına gelir. Cümle, insan düşüncesinin aldığımız olağanüstü güce uyacak veya onu sorumlu biçimde yönetecek kadar henüz gelişmediğini söyler. Soyut bir nesneyle kullanılan catch up with, bir tarafı geride gösterir ve aradaki fark kapanıncaya kadar ilerlediğini anlatır. Nesne, ulaşılması gereken ölçütü veya gelişimi belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, kuralların yeni teknolojiyle eşleşecek kadar geliştiği anlamına gelir?

  1. The committee has finally caught up on its paperwork.
  2. The rules have finally caught up with new technology.
  3. The manager has finally caught up with an old friend.
Cevabı göster

The rules have finally caught up with new technology.

Deyimler

Bize sunulan akıl almaz armağan mecazı

Buradaki gift bir mecazdır. Önceki kuşakların biriktirdiği bilgi, teknoloji ve toplumsal koşulları ifade eder. be handed something yapısı, bu avantajları insanlığın sıfırdan yarattığı değil, teslim aldığı şeyler olarak gösterir. Mind-numbing normalde zihni uyuşturacak ya da bunaltacak kadar aşırı bir şeyi anlatır. Gift ile birlikte kullanıldığında bu mirasın ne kadar büyük ve kavranması zor olduğunu vurgular; fiziksel bir hediyenin insanları bayılttığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. İnsanlık, insanları bayıltan fiziksel bir hediye almıştır.
  2. İnsanlık, bütünüyle kavranması zor olacak kadar büyük avantajlar miras almıştır.
  3. İnsanlık, önceki kuşaklar için küçük bir ödül yaratmıştır.
Cevabı göster

İnsanlık, bütünüyle kavranması zor olacak kadar büyük avantajlar miras almıştır.

The real tragedy of humanity today

6:05

Bugün insanlığın gerçek trajedisi

is that we are these amazingly powerful beings that have not awoken to their potential. Deyimler

6:07

potansiyellerinin farkına varmamış, inanılmaz derecede güçlü varlıklar olmamızdır.

Deyimler

Awoken to their potential: kendi potansiyelinin farkına varmak

Awoken, awake fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. have not awoken to their potential ifadesindeki uyanma mecazdır: İnsanlık, ne kadar büyük bir kapasiteye sahip olduğunun henüz tam olarak farkına varmamıştır. awake to + isim yapısı “bir şeyin bilincine varmak veya onu fark etmek” anlamına gelir. İlgili awaken fiili de benzer biçimde kullanılabilir. Potansiyeli fark etmek yalnızca ilk adımdır; ifade tek başına bu potansiyelin zaten geliştirildiğini veya gerçekleştirildiğini söylemez.

Alıştırma

Cümledeki have not awoken to their potential ne anlama geliyor?

  1. Gerçekten uyuyorlar ve uyanmaları gerekiyor.
  2. Sahip oldukları her yeteneği zaten geliştirdiler.
  3. Neler yapabileceklerini henüz tam olarak fark etmiyorlar.
Cevabı göster

Neler yapabileceklerini henüz tam olarak fark etmiyorlar.

We're trapped in the present and the mindset of a scarce world.

6:12

Bugüne ve kıtlık dünyasının zihniyetine hapsolmuş durumdayız.

But aside from the physical limits of the universe, Anlatım akışı

6:16

Ancak evrenin fiziksel sınırları dışında,

there's nothing stopping us from creating a literal paradise for ourselves. Dilbilgisi

6:18

kendimiz için kelimenin tam anlamıyla bir cennet yaratmamızı engelleyen hiçbir şey yok.

Anlatım akışı

aside from: genel bir iddiadan önce bir istisna belirtmek

Burada aside from, “... dışında” anlamındadır. Evrenin fiziksel sınırlarını ardından gelen genel iddianın dışında tutar. Bu başlangıç, iddiayı daha kesin hâle getirir: Konuşmacı önce bir sınırı kabul eder, sonra başka hiçbir engel olmadığını söyler. X bir istisnaysa genel bir ifadeden önce aside from X kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümlede aside from, genel bir iddiadan önce bir istisna belirtmek için kullanılmıştır?

  1. Aside from a cracked window, the classroom is in good condition.
  2. Besides a cracked window, the classroom also needs new desks.
  3. Because of a cracked window, the classroom was closed.
Cevabı göster

Aside from a cracked window, the classroom is in good condition.

Dilbilgisi

nothing stopping us from creating: bir eylemin önünde engel olmaması

Nothing stopping us from creating, bir şey yaratmamızı önleyen hiçbir engel olmadığı anlamına gelir. there is nothing stopping someone from doing something kalıbında nothing, engelleme işini yapan şeydir; stopping sözcüğünden sonraki kişi ise harekete geçebilecek kişidir. stop someone from sonrasında fiilin -ing biçimini kullanın: from creating doğrudur, from create değildir. Bu kalıp, ortada bir engel kalmadığı için bir eylemin mümkün olduğunu sıkça ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi “apply today” ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: There is nothing stopping you from ____.

Cevabı göster

applying today

This seems so daft, Kelime

6:23

Bu çok saçma görünüyor,

but it's true.

6:25

ama bu doğru.

Kelime

Daft: aptalca bir fikir için kullanılan gündelik Britanya İngilizcesi sözcüğü

Daft, özellikle Britanya İngilizcesinde yaygın olan ve aptalca, saçma ya da mantıksız anlamına gelen gündelik bir sözcüktür. Burada iddianın kulağa nasıl geldiğini anlatır; iddianın gerçekte yanlış olduğunu söylemez. Konuşan kişi önce fikrin gülünç gelebileceğini kabul eder, ardından but it's true bu beklentiyi tersine çevirir. Bu öz farkındalıklı kullanım, iddialı bir sözü daha hafif ve daha az savunmacı gösterebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız, tavandan yağmur yağabileceği için içeride şemsiye taşımayı öneriyor. Hangi yanıt daft sözcüğünü fikir hakkında hafif ve gündelik bir değerlendirme olarak kullanır?

  1. This proposal is formally rejected as infeasible.
  2. Your intelligence is extremely low.
  3. That seems a bit daft.
Cevabı göster

That seems a bit daft.

If we dare to tell ourselves a different story Deyimler

6:26

Eğer kendimize kim olduğumuz ve kim olabileceğimiz hakkında

about who we are and who we could be.

6:29

farklı bir hikaye anlatmaya cesaret edersek.

Deyimler

Tell ourselves a different story: kimliği yeniden çerçevelemek

Burada tell ourselves a different story, bir grubun kimliğini şekillendiren anlatıyı değiştirmek için kullanılan bir benzetmedir. Story, insanların kim olduğunu ve nasıl bir geleceğin mümkün olduğuna inandıklarını düzenleyen bir açıklama anlamına gelir; yalnızca kurgusal bir öykü demek değildir. Dönüşlü ourselves, grubun bu açıklamayı hem oluşturduğunu hem de tekrar tekrar kabul ettiğini gösterir. Bu nedenle a different story ortak varsayımları yeniden çerçevelemek anlamına gelirken dare bunu cesur bir adım olarak sunar.

Alıştırma

Bir atölyede lider, “We need to tell ourselves a different story about failure.” diyor. Büyük olasılıkla gruptan ne yapmasını istiyor?

  1. Başarısızlığı anlama biçimlerini yeniden çerçevelemelerini.
  2. Yaşananlar hakkında yanlış ayrıntılar uydurmalarını.
  3. Kurgusal bir hikâyeyi yüksek sesle okumalarını.
Cevabı göster

Başarısızlığı anlama biçimlerini yeniden çerçevelemelerini.

Humans throughout history felt like they would witness the apocalypse,

6:32

Tarih boyunca insanlar kıyamete tanık olacaklarını hissettiler,

and this feels especially true today,

6:35

ve bu bugün özellikle doğru hissettiriyor,

but you're probably not living in the end times. Kültür

6:37

fakat muhtemelen ahir zamanda yaşamıyorsun.

Kültür

“the end times” ifadesinin kıyamet anlamı

“The end times”, dünyanın ya da insanlık tarihinin son dönemini anlatan kalıplaşmış bir kıyamet ifadesidir. Bu dönemin çoğu zaman ilahi yargı veya küresel bir felaketle sona ereceği düşünülür. Çoğul biçimdeki “times” kalıbın bir parçasıdır; birbirinden ayrı birkaç son anlamına gelmez. Burada konuşmacı, modern krizlerin bu son dönemin işaretleri gibi hissedilebileceğini söylüyor, ancak “probably not” diyerek bu iddiayı reddediyor. Bu ifade, yalnızca içinde bulunduğumuz dönemin zor olduğunu söylemekten çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Bu cümlede living in the end times ne anlama gelir?

  1. Belirli bir kültürel dönemin sona erdiğini görmek
  2. Zor ama geçici bir dönemden geçmek
  3. Dünyanın veya insanlık tarihinin son felaket aşamasında yaşamak
Cevabı göster

Dünyanın veya insanlık tarihinin son felaket aşamasında yaşamak

There's a solid chance that humanity will persist for thousands, Kalıp ifadeler

6:40

İnsanlığın binlerce,

maybe millions of years.

6:44

belki de milyonlarca yıl devam etme ihtimali oldukça yüksek.

Kalıp ifadeler

Güçlü ve gerçekçi bir olasılık için “a solid chance”

“A solid chance”, gerçek, inandırıcı ve oldukça güçlü bir olasılık anlamına gelir. “Solid”, tahminin ne kadar sağlam bir temele dayandığını anlatır; burada fiziksel olarak sert demek değildir. Bu ifade kesinlik değil, güven belirtir. “There’s a solid chance that...” kalıbında that ile başlayan yan cümle olası sonucu açıklar.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrenilen ve inandırıcı, oldukça güçlü bir olasılık belirten ifadeyle tamamlayın: There's ____ that the delayed package will arrive tomorrow.

Cevabı göster

a solid chance

If this might be the very start of our history,

6:46

Eğer bu tarihimizin daha en başı olabilecekse,

what can we dream of achieving?

6:49

neler başarmayı hayal edebiliriz?

Just like our very first ancestors 6 million years ago,

6:51

Tıpkı 6 milyon yıl önceki ilk atalarımız gibi,

we may be the ancestors of another 250,000 generations of people.

6:54

bizler de başka bir 250.000 nesil insanın ataları olabiliriz.

But while the hominins found themselves powerless in a world they had to adapt to, Dilbilgisi

6:59

Fakat homininler uyum sağlamak zorunda oldukları bir dünyada kendilerini güçsüz bulurken,

Dilbilgisi

found themselves powerless: find oneself + sıfat

Burada found themselves powerless, homininlerin güçsüz bir durumda olduklarını fark ettikleri anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri themselves, the hominins ifadesine geri gönderme yapar; kimliklerini keşfettikleri anlamına gelmez. find oneself + sıfat yapısı, kişinin kendisini belirli bir durumda bulduğunu fark etmesini anlatır. Bu durum çoğu zaman kişinin bilinçli olarak seçmediği bir durumdur. Yalnızca they were powerless demeye kıyasla, bu farkındalığa götüren bir süreç veya değişim olduğunu düşündürür.

Alıştırma

Beklenmedik bir durumu göstermek için find oneself + sıfat yapısını doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. After the power cut, the hikers found themselves were helpless in the dark.
  2. After the power cut, the hikers found themselves helpless in the dark.
  3. After the power cut, the hikers found their helpless selves in the dark.
Cevabı göster

After the power cut, the hikers found themselves helpless in the dark.

our starting conditions could not be more different. Dilbilgisi

7:03

bizim başlangıç koşullarımız daha farklı olamazdı.

Dilbilgisi

could not be more different: en yüksek derece vurgusu

Could not be more different, mümkün olduğu kadar farklı veya tamamen farklı demenin vurgulu bir yoludur. Olumsuz biçim bir sınır koyar: fark zaten o kadar büyüktür ki daha büyük olması mümkün değildir. Burada could belirsizlik ifade etmez veya bir tahminde bulunmaz. could not be more + sıfat yapısının tamamı, sıfatın mümkün olan en yüksek derecesini anlatır.

Alıştırma

Bağlamı okuyun: The red room is completely modern, but the blue room is completely traditional. Cümleyi derste öğrenilen kısaltılmamış en yüksek derece yapısıyla tamamlayın: The two rooms ____.

Cevabı göster

could not be more different

It's like we got handed a save file of a game where others put in millions of hours of work Kültür

7:06

Sanki başkalarının milyonlarca saat emek verdiği bir oyunun kayıt dosyası bize verilmiş

and where we can decide what game we want to play in the future.

7:11

ve gelecekte nasıl bir oyun oynamak istediğimize karar verebilecekmişiz gibi.

Kültür

Miras alınan ilerlemenin benzetmesi olarak a save file of a game

Video oyunlarında save file, oyuncunun ilerlemesini, kaynaklarını, seçimlerini ve oyunun mevcut durumunu saklar; böylece oyuna daha sonra devam edilebilir. Burada a save file of a game, günümüz insanlarının miras aldığı uygarlık için kullanılan bir benzetmedir. Önceki nesiller çok büyük miktarda işi zaten yapmıştır; bugün insanlar sıfırdan değil, birikmiş bu durumdan başlar.

Alıştırma

Bu cümlede a save file of a game neyi düşündürüyor?

  1. Günümüz insanları önceki nesillerin oluşturduğu ilerlemeyi miras alır.
  2. Günümüz insanları hasarlı bir bilgisayar dosyasını kurtarmak zorundadır.
  3. Günümüz insanları tamamen aynı oyunu tekrarlamaya zorlanır.
Cevabı göster

Günümüz insanları önceki nesillerin oluşturduğu ilerlemeyi miras alır.

The world is still horrible

7:15

Dünya hala korkunç bir yer

and it's also the best world that's ever existed.

7:17

ve aynı zamanda gelmiş geçmiş en iyi dünya.

And we can make it so much better.

7:20

Ve onu çok daha iyi hale getirebiliriz.

An optimistic person living in the year 1924

7:23

1924 yılında yaşayan iyimser bir insan

would not believe the progress we've made in just a century.

7:26

sadece bir yüzyılda kaydettiğimiz ilerlemeye inanamazdı.

How much we reduced poverty,

7:29

Yoksulluğu ne kadar azalttığımıza,

how many diseases we cured,

7:31

kaç hastalığı tedavi ettiğimize,

how much free time we have,

7:32

ne kadar boş vaktimiz olduğuna,

what kind of luxuries are ordinary to us,

7:34

ne tür lükslerin bizim için sıradan olduğuna,

what technological wonders we take for granted, Deyimler

7:36

hangi teknolojik harikaları çantada keklik sandığımıza,

Deyimler

take ... for granted: normal görünen şeyin değerini bilmemek

Burada take something for granted, değerli veya yararlı bir şeye öylesine alışmak anlamına gelir ki artık onun değerini fark etmez veya ona gereken kıymeti vermezsiniz. Nesne technological wonders ifadesidir. Temel sıra we take technological wonders for granted şeklindedir. Bu parça what ile başlayan bir listenin parçası olduğu için what nesneyi başa taşır; ifadenin yapısı yine take + nesne + for granted biçimindedir.

Alıştırma

‘Değerini bilmemek’ anlamındaki ifadenin iki bölümünü kullanarak boşlukları tamamlayın: Don't ____ your family's support ____.

Cevabı göster

take · for granted

how few of us die in war,

7:39

ne kadar azımızın savaşta öldüğüne,

how many live in a democracy.

7:40

ne kadarımızın demokraside yaşadığına.

And today,

7:43

Ve bugün,

we might very well be gearing up for a jump like our ancestors 10,000 years ago, Notlar

7:43

tıpkı 10.000 yıl önce tarımın herkes için her şeyi değiştirdiği atalarımız gibi

when agriculture changed everything for everybody.

7:48

bir sıçrama için hazırlanıyor olabiliriz.

Dilbilgisi

might very well: güçlü ama kesin olmayan bir olasılık

might very well ifadesinde might, iddiayı kesinleştirmeyerek belirsizliği korur; very well ise konuşanın güvenini artırır. Burada konuşan, büyük bir değişimi oldukça olası görüyor ancak bunu kesin bir gerçek olarak sunmuyor. Kanıtlar veya akıl yürütme, bir sonucun yalnızca might ile ifade edilenden daha olası olduğunu düşündürdüğünde fakat yine de kuşku payı bırakmak istediğinizde might very well kullanın.

Alıştırma

Planın başarılı olmasının oldukça muhtemel ancak kesin olmadığını en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The plan might succeed.
  2. The plan will definitely succeed.
  3. The plan might very well succeed.
Cevabı göster

The plan might very well succeed.

Öbek fiiller

gearing up for + isim: etkin biçimde hazırlanmak

Be gearing up for something, bir şey için etkin bir hazırlık aşamasına girmek anlamına gelir. Cümlede gerçek dişlileri veya ekipmanı değil, büyük bir değişime doğru ilerlemeyi anlatır. for sözcüğünden sonra hazırlanılan etkinlik, görev veya durum gelir: gearing up for a launch. Sonraki fikir bir eylemse gear up to + fiilin yalın hâli kullanılır: gearing up to launch.

Alıştırma

Hangi cümle bir isim öbeğinden önce gearing up for ifadesini doğru kullanır?

  1. The team is gearing up for the launch.
  2. The team is gearing for up the launch.
  3. The team is gearing up to the launch.
Cevabı göster

The team is gearing up for the launch.

From AI possibly transforming the information age Anlatım akışı

7:51

Yapay zekanın muhtemelen bilgi çağını dönüştürmesinden,

to biotechnology enabling us to manipulate the language of life itself Deyimler

7:54

biyoteknolojinin yaşamın bizzat dilini manipüle etmemizi sağlamasına,

Deyimler

Genetik benzetmesi olarak the language of life itself

The language of life, DNA ve genlerde kodlanan biyolojik bilgi için kullanılan bir benzetmedir. Manipulate this language, biyoteknolojiyi kullanarak bu bilgiyi okumak, değiştirmek veya işlemek anlamına gelir; hiçbir canlı gerçek anlamda konuşmuyor. Life itself ifadesindeki itself bir vurgu pekiştiricisidir. İddiayı geniş kapsamlı gösterir: Teknoloji yalnızca dış bir özelliği değil, yaşamın temel kodunu etkileyebilir.

Alıştırma

"New gene-editing tools may let us rewrite the language of life itself," cümlesinde the language of life itself ne anlama gelir?

  1. Bitkileri ve hayvanları korumaya yönelik kurallar
  2. Canlıların konuşmak için kullandığı sözcükler
  3. DNA ve genlerde kodlanan biyolojik bilgi
  4. Tıbbi terimler için bir çeviri sistemi
Cevabı göster

DNA ve genlerde kodlanan biyolojik bilgi

to new sustainable ways of harvesting the energy we crave.

7:58

ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi hasat etmenin yeni sürdürülebilir yollarına kadar.

Anlatım akışı

Geniş bir aralığı sıralayan From AI ... to biotechnology

Baştaki from, ilk örnek olan AI possibly transforming the information age ifadesini sunar. İlk to, buna paralel ikinci örnek biotechnology enabling us to manipulate the language of life itself ifadesini sunar; daha sonraki to ise sürdürülebilir enerjiyle ilgili üçüncü bir örnek ekler. Burada from ... to ... to ..., geniş bir aralığı sıralayan bir çerçevedir. Konuşmacının çok farklı alanlar arasında geçiş yaparak bunları geniş bir teknolojik değişim grubu olarak sunmasını sağlar; fiziksel bir hareket anlatmaz.

Alıştırma

"From repairing coral reefs to building safer bridges to mapping distant planets, the projects covered an enormous range," cümlesinde from ... to ... to ... ne işe yarar?

  1. Örnekleri nedenler ve sonuçlar olarak sunar.
  2. Yalnızca ilk örneğin önemli olduğunu gösterir.
  3. Çeşitli örnekleri gruplayarak konunun geniş kapsamını gösterir.
  4. Üç duraklı fiziksel bir yolculuğu anlatır.
Cevabı göster

Çeşitli örnekleri gruplayarak konunun geniş kapsamını gösterir.

If we start thinking in decades and centuries, Kalıp ifadeler

8:02

On yıllar ve yüzyıllar ölçeğinde düşünmeye başlarsak,

it's perfectly reasonable that we'll solve our problems.

8:04

sorunlarımızı çözeceğimiz fikri tamamen makuldür.

Kalıp ifadeler

thinking in decades and centuries: on yıllar ve yüzyıllar ölçeğinde düşünmek

Burada thinking in decades and centuries, planlama yaparken ve neyin mümkün olduğunu değerlendirirken çok uzun dönemleri çerçeve olarak kullanmak demektir. On yıllar boyunca aralıksız düşünmek demek değildir. think in + birim veya ölçek kalıbı, bir kişinin problemi nasıl düzenlediğini gösterir: think in days, years, percentages veya stages. Bu cümlede uzun zaman çerçevesi, büyük sorunların çözülmesini makul bir uzun vadeli beklenti olarak sunar.

Alıştırma

“On yılları planlama zaman ölçeği olarak kullanmak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: For a forest restoration project, we need to ____, not months.

Cevabı göster

think in decades

We can eliminate poverty,

8:08

Yoksulluğu ortadan kaldırabiliriz,

maybe all material needs,

8:09

belki tüm maddi ihtiyaçları,

defeat all diseases,

8:11

tüm hastalıkları yenebiliriz,

maybe even death itself.

8:12

belki ölümün kendisini bile.

We have the potential to restore balance to the climate and heal the planet again.

8:14

İklimin dengesini yeniden sağlama ve gezegeni tekrar iyileştirme potansiyeline sahibiz.

We may be able to adapt to the information age and make lasting peace.

8:19

Bilgi çağına uyum sağlayıp kalıcı barışı tesis edebiliriz.

None of this is guaranteed

8:24

Bunların hiçbiri garanti değil

and it will be hard and full of failure and setbacks.

8:25

ve zor, başarısızlıklarla, aksiliklerle dolu olacak.

Some things will get worse before they get better. Deyimler

8:28

Bazı şeyler iyiye gitmeden önce daha da kötüleşecek.

Deyimler

get worse before they get better: düzelmeden önce kötüleşmek

Get worse before they get better, bazı durumların bir süre kötüleşip daha sonra düzelebileceği anlamına gelir. Get + karşılaştırma sıfatı bir durum değişikliğini anlatır: get worse “kötüleşmek”, get better ise “düzelmek” demektir. Tekrarlanan get kalıbı iki aşamayı zaman sırasına koyar: önce kötüleşme, sonra iyileşme. They, çoğul özne some things ifadesine gönderme yapar. Cümle bu sırayı öngörür, ancak kalıbın kendisi her kötü durumun mutlaka düzeleceğinin kanıtı değildir.

Alıştırma

“Geçici olarak kötüleşip sonra düzelmek” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Some skills may ____ when you change your technique.

Cevabı göster

get worse before they get better

We'll run up against our nature over and over again. Öbek fiiller

8:31

Tekrar tekrar doğamıza karşı geleceğiz.

Öbek fiiller

run up against: bir engelle karşılaşmak

Run up against öbek fiili, bir şeyi yapmaya çalışırken bir engel, sınır veya dirençle karşılaşmak anlamına gelir. Burada gerçek anlamda koşmayı anlatmaz. Bu cümlede insanların tekrar tekrar karşılaştığı engel insan doğasıdır. Kalıp run up against + engel şeklindedir; run up against a rule veya run up against a problem gibi kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede run up against bir engelle karşılaşmak anlamında kullanılmıştır?

  1. The committee was against the new proposal.
  2. The project ran up against a lack of funding.
  3. Mia ran up the hill against the wind.
Cevabı göster

The project ran up against a lack of funding.

But if we manage to clean up our act, Deyimler

8:34

Ama eğer işlerimizi düzene koymayı başarırsak,

Deyimler

clean up our act: davranışlarımızı düzeltmek

Clean up one's act, sorumsuz, zararlı veya kabul edilemez davranışları bırakıp düzgün davranmaya başlamak anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki act, sahne performansını değil, bir kişinin genel davranışlarını anlatır. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: clean up my, your, his, her, our veya their act. Altyazıdaki our, değişme gereğini ortak bir sorumluluk olarak gösterir.

Alıştırma

Cümleyi clean up one's act ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After repeated safety violations, the crew promised to ____.

Cevabı göster

clean up their act

we could create a world better than we dare hope for. Dilbilgisi

8:36

umut etmeye cüret ettiğimizden daha iyi bir dünya yaratabiliriz.

Dilbilgisi

better than we dare hope for: temkinli umudun ötesi

Better than we dare hope for, sonucun kendimize temkinle umut etme izni verdiğimiz en iyi ihtimali bile aştığını anlatır. Dare duygusal bir çekingenlik katar: Bu umudu taşımak bile cesaret ister gibi hissedilir. Yapı, karşılaştırma sıfatı + than + yan cümle biçimindedir: better than we dare hope for. For'dan sonra söylenmeyen öge, karşılaştırılan sonuç veya iyilik derecesidir; bu nedenle for, hope for ifadesini tamamlar.

Alıştırma

“Kendimize umut etme izni vermek” anlamındaki üç sözcüklü ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: With everyone working together, the future could be better than we ____.

Cevabı göster

dare hope for

You get to do that. Dilbilgisi

8:40

Bunu yapma şansın var.

Dilbilgisi

get to do: zorunluluk değil, fırsat

Get to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatına veya iznine sahip olmak demektir. You get to do that. cümlesinde konuşan kişi, bunu yapmayı bir emir değil, özel ya da değerli bir fırsat olarak sunar. To'dan sonraki fiil yalın hâlde kalır: get to do, get to choose, get to help. Özne değişebilir; get de zamana ve özneye göre değişir: she gets to choose; we got to help.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın oyunu yönetme fırsatına sahip olduğunu anlatır?

  1. Maya has to lead the game today.
  2. Maya is able to lead the game today.
  3. Maya gets to lead the game today.
Cevabı göster

Maya gets to lead the game today.

You get to live in a world that's deeply flawed,

8:41

Derinden kusurlu,

but also the best it ever was.

8:43

ama aynı zamanda şimdiye kadarki en iyi hali olan bir dünyada yaşama şansın var.

And you get the opportunity to make it better.

8:46

Ve onu daha iyi hale getirme fırsatın var.

A world with the smallest amount of suffering possible

8:49

Mümkün olan en az acıya sahip,

that fits our nature and inspires us to be the best version of ourselves.

8:52

doğamıza uyan ve bizi kendimizin en iyi versiyonu olmaya teşvik eden bir dünya.