Errol Musk: Elon Musk'ın Dahi ve "Kötü" Babası: İngilizce çalışma notları

Newsthink

Öğrenme zorluğu
1.348 kelime 189 kel/dk

Video özeti: Bu biyografi, Errol Musk'ın Elon Musk'ın çocukluk dönemindeki teknik merakına etkisini, aile çatışmalarını, servet ve şiddet hakkındaki tartışmalı anlatıları, Kuzey Amerika'ya taşınmasını, sonraki başarısını ve baba ile oğul arasındaki kalıcı uzaklığı izliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “on and off” — Deyimler ve mecazi ifadeler: Bir ilişkinin ya da etkinliğin gerçek anlamda açılıp kapanmadığını, ara verip yeniden başladığını anlayın; ifadeyi kesintili iletişim, alışkanlık veya projeler için kullanın. 2. “insisted that his dad take him” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: insist that + özne + fiilin yalın hâli yapısının güçlü bir talep bildirdiğini görün, bir iddianın doğru olduğunda ısrar etme anlamından ayırın ve resmî talep ya da önerilere uygulayın. 3. “on the grounds of” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu resmî hukuk ve haber ifadesini bir kararın belirtilen dayanağı olarak okuyun, burada self-defense ile ilişkilendirin ve aktarılan gerekçeyi kanıtlanmış gerçek saymayın.

Bu derste

We often see Elon Musk and his siblings pictured with their mum, Maye Musk.

0:00

Elon Musk ve kardeşlerini sık sık anneleri Maye Musk ile fotoğraflanmış olarak görürüz.

Yet their relationship with their father is much more complicated.

0:04

Ancak babalarıyla olan ilişkileri çok daha karmaşıktır.

Errol Musk is a brilliant engineer

0:07

Errol Musk, parlak bir mühendistir

who undoubtedly passed on his genes to his famous son. Kalıp ifadeler

0:10

ve hiç şüphesiz genlerini ünlü oğluna aktarmıştır.

Kalıp ifadeler

pass on his genes to: kalıtsal özellikleri aktarmak

Burada passed on his genes to, “genlerini birine aktardı” anlamına gelir. Kalıp pass on something to someone şeklindedir: Errol kaynak, his genes aktarılan şey, his son ise alıcıdır. Pass on ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir isim olduğunda pass genes on to someone veya pass on genes to someone denebilir. Nesne bir zamir olduğunda pass them on kullanılır; pass on them kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi pass on something to someone kalıbıyla tamamlayın: Parents can ____ certain traits ____ their children.

Cevabı göster

pass on · to

He has also been described by Elon as evil.

0:13

Aynı zamanda Elon tarafından şeytani biri olarak da tanımlanmıştır.

This is the story of how he helped shape the richest man in the world.

0:16

Bu, onun dünyanın en zengin adamını şekillendirmeye nasıl yardımcı olduğunun hikayesidir.

Errol was born in Pretoria,

0:21

Errol, Güney Afrika'nın

South Africa to an army sergeant father and a British mother

0:22

Pretoria şehrinde ordu çavuşu bir baba ile İngiliz bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi;

whose family is famed for their intellect.

0:25

ailesi zekasıyla ün salmıştır.

Errol and Maye grew up in the same neighborhood.

0:28

Errol ve Maye aynı mahallede büyüdüler.

He fell for her supermodel looks. Öbek fiiller

0:30

Errol, onun süper model görünümüne aşık oldu.

Öbek fiiller

fell for: romantik ilgi duymaya başlamak

Fell for, fall for ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Nesne bir kişi veya çekici bir özellik olduğunda “güçlü bir şekilde etkilenmek” ya da “âşık olmaya başlamak” anlamına gelir. Burada her supermodel looks, onu çeken özelliğin süper model görünümü olduğunu belirtir. Bu ifade deyimseldir; fiziksel olarak düşmeyi anlatmaz. fall for sonrasında gelen nesnenin türü, dinleyicinin amaçlanan anlamı belirlemesine yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümlede fell for, “romantik ilgi duymaya başladı” anlamında kullanılmıştır?

  1. After a few dates, Maya fell for Jordan.
  2. Maya fell over near the front door.
  3. Maya fell for a convincing online scam.
Cevabı göster

After a few dates, Maya fell for Jordan.

She became a well-known fashion model and a dietitian.

0:33

Maye, tanınmış bir moda modeli ve diyetisyen oldu.

The two dated on and off at university. Deyimler

0:36

İkili üniversitede zaman zaman çıkıp ayrıldılar.

Deyimler

on and off: zaman içinde durup yeniden başlamak

Bu cümlede on and off, ilişkilerinin üniversite yıllarında birkaç kez sona erip yeniden başladığı anlamına gelir. Kesintisiz şekilde çıkmadılar. Bu ifade zaman veya tarz bildiren bir zarf öbeği olarak kullanılır. Aralarda kesintiler olmak üzere bir süre boyunca devam eden ilişki, faaliyet, alışkanlık veya iletişim için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, faaliyetin tekrar tekrar durup yeniden başladığını anlatan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We worked on the project ____ for six months.

Cevabı göster

on and off

According to Maye,

0:38

Maye'ye göre,

Errol relentlessly pursued her hand in marriage, Deyimler

0:39

Errol acımasızca evlilik teklif etmeye devam etti

Deyimler

her hand in marriage: evlilik istemeyi anlatan geleneksel ifade

Bu cümlede her hand in marriage, onun rızasıyla onunla evlenme olasılığını ifade eder. To pursue her hand in marriage, onu kendisiyle evlenmeye ikna etmeye çalışmayı sürdürmek demektir; hand sözcüğü gerçek anlamında kullanılmaz. Someone's hand in marriage kalıbı evlilik tekliflerinde, biyografilerde ve eski ya da resmî anlatılarda kullanılan geleneksel bir ad aktarmasıdır. En bilinen biçimi ask for someone's hand in marriage ifadesidir.

Alıştırma

“Errol relentlessly pursued her hand in marriage” ne anlama gelir?

  1. Errol onu kendisiyle evlenmeye ikna etmeye çalışmayı sürdürdü.
  2. Errol onunla evlenmekten kaçınmaya çalışmayı sürdürdü.
  3. Errol onun elini tutmak için tekrar tekrar izin istedi.
Cevabı göster

Errol onu kendisiyle evlenmeye ikna etmeye çalışmayı sürdürdü.

telling Elon's biographer Ashlee Vance,

0:42

Maye, Elon'un biyografi yazarı Ashlee Vance'e şöyle dedi:

"He just never stopped proposing."

0:45

"Sadece evlenme teklif etmeyi hiç bırakmadı."

Reminiscent of Elon's pursuit of his first wife Justine

0:47

Bu, Elon'un Kanada'da üniversitede birlikteyken

while they were at university together in Canada.

0:50

ilk eşi Justine'in peşinden koşmasını andırıyor.

Justine described to biographer Vance how Elon would call her insistently,

0:53

Justine, biyografi yazarı Vance'e Elon'un onu ne kadar ısrarla aradığını anlattı

saying,

0:57

ve şöyle dedi:

"You always knew it was Elon because the phone would never stop ringing.

0:58

"Arayanın Elon olduğunu her zaman bilirdiniz çünkü telefon çalmayı hiç bırakmazdı.

The man does not take no for an answer. Deyimler

1:01

Adam hayır cevabını kabul etmiyor.

Deyimler

take no for an answer: hayır cevabını kabul etmek

Take no for an answer, bir reddi kabul edip istemeyi veya denemeyi bırakmak demektir. Cümlede does not kullanıldığı için adam, biri ona hayır dedikten sonra da denemeye devam eder. Bu ifade no sözcüğünü kelime anlamıyla ele almaktan ziyade ısrarcı davranışı değerlendirir. Kişisel sınırların söz konusu olduğu durumlarda genellikle eleştirel duyulur ve baskı yapıldığını düşündürür; ancak daha önemsiz durumlarda bazen kararlılığı anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama gelir? "The recruiter would not take no for an answer."

  1. İşe alım görevlisi reddi hemen kabul etti.
  2. İşe alım görevlisi no sözcüğünü anlamadı.
  3. İşe alım görevlisi reddedildikten sonra da baskı yapmayı sürdürdü.
Cevabı göster

İşe alım görevlisi reddedildikten sonra da baskı yapmayı sürdürdü.

You can't blow him off. Öbek fiiller

1:04

Onu başınızdan savamazsınız.

Öbek fiiller

blow someone off: birini görmezden gelmek veya başından savmak

Blow someone off, bir kişiyi bilerek görmezden gelmek, başından savmak ya da onun isteği veya iletişim kurma çabası ilgilenmeye değmezmiş gibi davranmak anlamına gelen gündelik bir deyimsel fiildir. Burada you can't blow him off, onunla iletişim kurmayı reddetmenin tek başına işe yaramayacağı anlamına gelir. Bu fiil ayrılabilir: zamir, blow ile off arasına gelmelidir. blow him off denir; blow off him denmez.

Alıştırma

Cümleyi blow someone off ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: I asked Sam twice, but he ____.

Cevabı göster

blew me off

I do think of him as the Terminator. Kültür

1:05

Gerçekten de onu Terminatör olarak görüyorum.

Kültür

Mizahi bir benzetme olarak the Terminator

Burada the Terminator, hedefini durmaksızın takip etmesiyle bilinen Terminator filmlerindeki kurgusal makineye yapılan bir göndermedir. Konuşan kişi, onun gerçekten bir robot olduğunu söylemiyor veya onu gerçek şiddetle suçlamıyor. Ona böyle demek, ısrarını neredeyse mekanik ve durdurulamaz gösterir. Bu bağlamda şaka; hayranlık, abartı ve hafif eleştiriyi birleştirir: tekrar tekrar reddedilmesi onun vazgeçmesine yol açmaz.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade onun hakkında ne anlatıyor?

  1. Reddedilmeyi hemen kabul edip denemeyi bıraktı.
  2. Gerçek şiddet uygulamakla suçlanıyordu.
  3. Neredeyse makine gibi bir ısrarla hedefinin peşinden gitmeye devam etti.
  4. Gerçekten filmlerdeki kurgusal robottu.
Cevabı göster

Neredeyse makine gibi bir ısrarla hedefinin peşinden gitmeye devam etti.

He locks his gaze on to something and says,

1:07

Gözünü bir şeye kilitler ve der ki,

"It shall be mine."

1:09

'Benim olacak.'"

Bit by bit, Kalıp ifadeler

1:11

Azar azar,

he won me over. Öbek fiiller

1:11

beni kazandı.

Kalıp ifadeler

Kademeli değişim için Bit by bit

Bit by bit, tek ve ani bir değişim yerine birçok küçük adımla “yavaş yavaş” veya “giderek” anlamına gelir. Bir sürecin nasıl geliştiğini gösteren bir zarf öbeğidir. Bu cümlenin başındaki Bit by bit, olayın tamamının aşamalı ilerleyişini belirler: onun tekrarlanan çabaları konuşan kişinin tutumunu yavaşça değiştirmiş ve sonunda gönlünü kazanmıştır. Bu ifade; öğrenme, onarma, geliştirme veya zaman içinde fikir değiştirme süreçlerini anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi bu dersteki “yavaş yavaş” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: ____, the team rebuilt its confidence after several losses.

Cevabı göster

Bit by bit

Öbek fiiller

Win someone over: birinin desteğini kazanmak

Bu cümlede won me over, onun konuşanın tutumunu yavaş yavaş değiştirdiği ve sonunda kendisi hakkında olumlu düşünmesini ya da çabalarını kabul etmesini sağladığı anlamına gelir. Bir yarışmada onu yenmek anlamına gelmez. Kalıp win + kişi + over şeklindedir. Şüphe, direnç veya ilgisizlikten onay ya da desteğe geçişi vurgular.

Alıştırma

İngilizce cümleyi win someone over ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The investors were doubtful at first, but the clear demo ____.

Cevabı göster

won them over

Nine months after Errol and Maye tied the knot, Deyimler

1:13

Errol ve Maye dünyaevine girdikten dokuz ay sonra,

Elon came into the world.

1:16

Elon dünyaya geldi.

Deyimler

Tie the knot: “evlenmek” anlamında samimi bir deyim

Tied the knot, “evlendiler” anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki düğüm görüntüsü gerçek anlamlı değildir; evlilik olayını samimi ve hafif bir dille anlatır. Cümlede tied geçmiş zamandadır, çünkü evlilik Elon dünyaya gelmeden önce gerçekleşmiştir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “evlendiler” anlamına gelen bilinen deyimle tamamlayın: After a long engagement, Lena and Sam finally ____.

Cevabı göster

tied the knot

They knew their son was special from a very young age,

1:18

Oğullarının çok genç yaşlardan itibaren özel olduğunu biliyorlardı,

as Errol told South African radio station 702's

1:20

tıpkı Errol'un Güney Afrika radyo istasyonu 702'deki

The Money Show with Bruce Whitfield.

1:23

Bruce Whitfield'ın sunduğu The Money Show'da anlattığı gibi.

He's always been a very deep thinker.

1:25

O her zaman çok derin düşünen biriydi.

And when he was very small,

1:28

Ve çok küçükken,

for example,

1:29

örneğin,

he would ask me

1:30

bana sorardı,

"Where is the whole world?"

1:32

"Bütün dünya nerede?"

Good question.

1:35

İyi soru.

It's a very good question.

1:36

Çok iyi bir soru.

Yeah.

1:37

Evet.

I'm talking about when he was three or four.

1:37

O daha üç ya da dört yaşlarındayken bahsediyorum.

Yeah.

1:39

Evet.

And these sort of questions

1:40

Ve bu tür sorular

made me realize he is a little different.

1:42

onun biraz farklı olduğunu fark etmemi sağladı.

The Musk family lived comfortably in Pretoria,

1:44

Musk ailesi Pretoria'da rahat bir hayat yaşıyordu;

thanks to Errol's successful engineering business

1:47

Errol'un başarılı mühendislik işi

and his work as a real estate developer.

1:49

ve gayrimenkul geliştiricisi olarak yaptığı çalışmalar sayesinde.

According to Elon,

1:52

Elon'a göre,

his father has an extremely high IQ

1:53

babası son derece yüksek bir IQ'ya sahip

and is a talented electrical and mechanical engineer.

1:55

ve yetenekli bir elektrik ve makine mühendisidir.

Elon benefited immensely from his father's skill.

1:59

Elon, babasının yeteneklerinden fazlasıyla yararlandı.

Errol used to take him and his brother Kimbal to his engineering job sites Dilbilgisi

2:02

Errol eskiden onu ve kardeşi Kimbal'ı mühendislik şantiyelerine götürürdü,

Dilbilgisi

used to take: geçmişte tekrarlanan bir eylem

Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte belirli bir dönem boyunca düzenli olarak gerçekleşen bir eylemi veya devam eden bir durumu anlatır. Burada used to take, Errol'un onları iş sahalarına yalnızca bir kez değil, tekrar tekrar götürdüğü anlamına gelir. Bu yapı genellikle geçmiş ile bugünü karşılaştırır: eylem veya durum artık geçerli değildir ya da artık olağan düzen değildir. Bu değişiklik açıkça söylenmeden de anlaşılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın geçmişte düzenli olarak otobüsle seyahat ettiğini, ancak bunun artık normal rutini olmadığını anlatır?

  1. Maya is used to traveling by bus.
  2. Maya is getting used to traveling by bus.
  3. Maya used to travel by bus.
Cevabı göster

Maya used to travel by bus.

where they learned how to lay bricks, Kalıp ifadeler

2:05

orada nasıl tuğla örüleceğini,

install plumbing,

2:07

tesisat döşeneceğini

and put in electrical wiring.

2:08

ve elektrik kabloları çekileceğini öğrendiler.

Kalıp ifadeler

lay bricks, install plumbing ve put in electrical wiring eşdizimleri

İnşaat İngilizcesinde yerleşik fiil-nesne eşleşmeleri kullanılır: işçiler lay bricks, install plumbing ve put in electrical wiring der. Her fiili nesnesiyle birlikte öğrenmek, anlatımı doğal ve kesin hâle getirir. Burada plumbing, binanın su besleme ve tahliye borularını ya da tüm tesisat sistemini ifade eder. Put in, binanın bir parçası olarak kurmak anlamına gelir; yalnızca bir şeyi bir kabın içine koymak değildir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç hedef inşaat eşdizimiyle ve derste verilen sırayla tamamlayın: During the renovation, the trainees learned how to ____, ____, and ____.

Cevabı göster

lay bricks · install plumbing · put in electrical wiring

It was also Errol who introduced Elon to the world of computers.

2:10

Elon'u bilgisayar dünyasıyla tanıştıran da Errol'du.

When Elon was 11,

2:14

Elon 11 yaşındayken,

he insisted that his dad take him to learn how to use the new computers that had just come out. Notlar

2:16

yeni çıkan bilgisayarların nasıl kullanılacağını öğrenmek için babasının onu götürmesi konusunda ısrar etti.

Dilbilgisi

insisted that his dad take him: insist + that + fiilin yalın hâli

Bu cümlede insisted, kesin ve güçlü bir talepte bulunmak anlamındadır. Elon’ın babasından yapmasını istediği eylemi tanıtır. insist that bu talep anlamında kullanıldığında standart Kanada ve Amerikan İngilizcesinde emir veya talep bildiren yan cümlede fiilin yalın hâli yaygındır: his dad take; his dad took ya da his dad takes değil. Zamanı insisted gösterir; take geçmişte gerçekleşen bir olayı değil, talep edilen eylemi anlatır.

Alıştırma

submit fiilini insist + that talep yapısında kullanın: The manager insisted that Nina ____ the report before noon.

Cevabı göster

submit

Öbek fiiller

come out: piyasaya çıkmak

Buradaki had just come out, ürünlerin kısa süre önce halka sunulmuş olduğu anlamına gelir. Özne ürün, yani the new computers olduğundan ifade bir yerden dışarı hareketi değil, bilgisayarların piyasaya çıkmasını anlatır. Ürünlerle ilgili bu anlamda come out geçişsizdir: a product comes out. Şirketi eylemi yapan taraf olarak belirtmek için release veya bring out gibi geçişli bir fiil kullanın.

Alıştırma

come out ifadesini satışa veya kullanıma sunulmak anlamında kullanın: The new science-fiction game will ____ next Friday.

Cevabı göster

come out

He was far too young to attend a course hosted at the University of the Witwatersrand in Johannesburg, Dilbilgisi

2:20

Johannesburg'daki Witwatersrand Üniversitesi'nde düzenlenen bir kursa katılmak için henüz çok küçüktü,

but his dad managed to book him a spot through his engineering connections. Kalıp ifadeler

2:26

ama babası mühendislik bağlantıları sayesinde ona bir yer ayırtmayı başardı.

Dilbilgisi

far too + sıfat + to mastar: far too young to attend

far too young to attend ifadesinde far, too sözcüğünü güçlendirir. İfade, onun katılım için kabul edilebilir yaştan çok daha küçük olduğunu söyler; burada far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi belirtir. Aktarılabilir kalıp far too + sıfat + to mastar yapısıdır. Güçlü bir derece değerlendirmesi yapar ve sonraki eylemi bu koşul altında imkânsız, güvensiz veya uygunsuz olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi far içeren daha güçlü biçimle tamamlayın: The child is ____ young to operate the machine safely.

Cevabı göster

far too

Kalıp ifadeler

book someone a spot: book him a spot, birine yer ayırtmak

book him a spot ifadesinde book, ayırtmak veya güvenceye almak anlamında bir fiildir; spot ise kontenjanı sınırlı bir etkinlikteki boş yeri anlatır. Burada ifade, onun kursta bir yeri olmasını ayarlamak anlamına gelir. Yapı book + kişi + şey biçimindedir: book him a spot. Eşdeğer edatlı yapı book a spot for him şeklindedir. Bu çift nesneli yapı derslere, turlara, randevulara ve etkinliklere doğal biçimde aktarılabilir.

Alıştırma

Cümleyi book fiilinin geçmiş zamanı ve ardından my brother a spot ile tamamlayın: I called the workshop and ____ in Saturday's class.

Cevabı göster

booked my brother a spot

Errol recounted what happened when Elon went to that lecture.

2:30

Errol, Elon o derse gittiğinde ne olduğunu anlattı.

Anyway,

2:33

Neyse,

he went and I left him there and took Kimbal and I went off to get a hamburger

2:33

o gitti ve ben onu orada bırakıp Kimbal'ı alarak hamburger yemeye gittim

and we came back

2:38

ve geri döndük,

it's a three-hour long thing at Wits and we came back

2:39

Wits'te bu üç saatlik bir etkinlikti ve geri döndük,

and everybody came out and nobody no Elon

2:42

herkes dışarı çıktı ama Elon ortada yoktu,

and we waited and waited and then finally you know went into those chilly halls of Wits

2:44

bekledik, bekledik ve sonunda, bilirsiniz, Wits'in o serin salonlarına girdik

and found this sort of sloping theater lecture hall rather

2:50

ve daha çok böyle eğimli bir tiyatro-amfi sınıfı bulduk,

and there was Elon

2:56

ve Elon oradaydı,

with his jacket and tie off and his sleeves rolled up,

2:57

ceketini ve kravatını çıkarmış, kolları kıvrılmış,

and his long grey flannels,

2:59

uzun gri flanel pantolonuyla,

you know four feet high,

3:01

bilirsiniz, boyu bir metre yirmi santim,

talking to all these blokes from England. Kelime

3:03

İngiltere'den gelen bütün bu adamlarla konuşuyordu.

Kelime

blokes: erkekler için kullanılan gündelik Britanya İngilizcesi

Blokes, bloke sözcüğünün çoğuludur. Bloke, Britanya İngilizcesinde erkekler veya adamlar anlamına gelen gündelik bir sözcüktür. Bu cümlede these blokes, konuşmacının sohbet ettiği İngiltere'den gelen erkekleri ifade eder. Bu sözcük bir mesleği veya rolü değil, insanları belirtir. Gündelik ve bölgesel havası da anlatımı daha konuşma diline yakın kılar.

Alıştırma

Örnekte blokes en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. erkekler ya da adamlar
  2. resmî konuklar
  3. belirli bir mesleği olan kişiler
Cevabı göster

erkekler ya da adamlar

And when I walked up to them,

3:07

Ve onların yanına gittiğimde,

the one who some professor,

3:09

profesör olan biri,

he didn't even bother to sort of introduce himself, Ton ve niyet

3:11

kendini tanıtmaya bile gerek duymadı,

Ton ve niyet

didn't even bother to: en temel çabayı bile göstermemeyi eleştirme

Didn't even bother to + fiilin yalın hâli, birinin küçük veya kendisinden beklenen bir şeyi yapmak için gereken çabayı bile göstermediği anlamına gelir. Burada konuşmacı kendini tanıtmayı temel bir nezaket olarak görür ve bu adımı atlayan adamı eleştirir. Even eleştiriyi güçlendirir: eylem o kadar basit veya doğal bir beklentidir ki yapılmaması özellikle hayal kırıklığı yaratır. Buradaki bother to, bir şeyi yapmak için çaba göstermek anlamındadır; birisi tarafından rahatsız edilmek anlamında değildir.

Alıştırma

Şikâyeti hedef yapıyla tamamlayın: He ____ read the instructions before asking for help.

Cevabı göster

didn't even bother to

he just said to me

3:13

sadece bana dedi ki,

this boy has to have one of these computers.

3:15

bu çocuğun bu bilgisayarlardan birine sahip olması gerekiyor.

Anyway,

3:17

Neyse,

we got him one of the computers

3:17

ona o bilgisayarlardan birini aldık

and I got it at a discount thank God.

3:19

ve Tanrı'ya şükür onu indirimli aldım.

Yeah.

3:20

Evet.

With that computer,

3:21

O bilgisayarla,

Elon taught himself how to program Dilbilgisi

3:22

Elon kendi kendine programlamayı öğrendi

and he was brilliant at it.

3:24

ve bu konuda çok zekiydi.

Dilbilgisi

taught himself how to program: kendi kendine programlama öğrenmek

taught himself how to program ifadesinde himself, özne olan Elon'ı gösterir. teach oneself how to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir yöntemi veya beceriyi doğrudan bir başkasından ders almadan, büyük ölçüde kendi çabasıyla öğrenmek anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I taught myself, she taught herself ve they taught themselves. how to bölümü öğrenilen becerinin ne olduğunu belirtir. Kendi kendine öğrenmek, kitaplardan, videolardan veya başka kaynaklardan yararlanılmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Kendi kendine öğrenme kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Without taking a class, Maya ____ use the design software.

Cevabı göster

taught herself how to

He scored an A+ on an aptitude test for programming and operating a computer

3:27

Pretoria Üniversitesi'ne kısa bir süre devam ederken

when he briefly attended the University of Pretoria.

3:31

programlama ve bilgisayar kullanma yetenek testinden A+ aldı.

According to Maye, he had to be retested

3:34

Maye'ye göre, yeniden teste girmesi gerekti

because the university had never seen such a high score.

3:36

çünkü üniversite daha önce böyle yüksek bir puan görmemişti.

Although from the outside,

3:39

Dışarıdan bakıldığında,

it may have appeared Elon had a happy childhood,

3:40

Elon'un mutlu bir çocukluk geçirdiği düşünülse de,

he would say that it felt like misery,

3:43

o, bunun büyük ölçüde Errol yüzünden

thanks in large part to Errol. Kalıp ifadeler

3:46

bir sefalet gibi hissettirdiğini söylerdi.

Kalıp ifadeler

thanks in large part to: büyük ölçüde ... nedeniyle

thanks in large part to önemli bir nedeni belirtir. Burada Errol'ın, Elon'ın çocukluğunu sefil olarak tanımlamasının başlıca nedenlerinden biri olduğu anlamına gelir. in large part “büyük ölçüde” demektir ve başka nedenlerin de bulunmasına imkân tanır. thanks to her zaman minnettarlık bildirmez veya olumlu bir şeyi açıklamaz. Olumsuz bir sonuçla kullanıldığında nedeni tarafsız biçimde açıklayabilir ya da eleştirel ve sorumluluk yükleyen bir ton taşıyabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, olumsuz bir sonucun önemli bir nedenini belirtmek için thanks in large part to ifadesini kullanıyor?

  1. The storm was severe, but it played no part in the cancellation.
  2. We thanked the band after the outdoor concert.
  3. The outdoor concert was canceled, thanks in large part to the storm.
Cevabı göster

The outdoor concert was canceled, thanks in large part to the storm.

Maye and Errol divorced in 1979

3:48

Maye ve Errol 1979'da,

when Elon was eight.

3:50

Elon sekiz yaşındayken boşandılar.

She left what she described as an abusive relationship.

3:52

Maye, istismarcı bir ilişki olarak tanımladığı durumu geride bıraktı.

Maye struggled as a single mom.

3:55

Maye bekar bir anne olarak çok mücadele etti.

She said she'd cry when one of the kids spilled milk

3:57

Çocuklardan biri süt döktüğünde ağlayacağını söyledi,

because she couldn't buy more milk that day.

4:00

çünkü o gün daha fazla süt alacak parası yoktu.

She worked several jobs to support her three children,

4:02

Üç çocuğuna bakmak için birkaç işte çalıştı,

bought secondhand clothes,

4:04

ikinci el giysiler aldı,

and cooked cheap and nutritious meals for them like bean stews.

4:06

ve onlara fasulye yahnisi gibi ucuz ve besleyici yemekler pişirdi.

After a couple of years,

4:10

Birkaç yıl sonra,

Elon felt sorry that his dad was living alone

4:11

Elon babasının yalnız yaşamasına üzüldü

and decided to move in with him in a suburb of Johannesburg. Öbek fiiller

4:13

ve onunla birlikte Johannesburg'un bir banliyösüne taşınmaya karar verdi.

Öbek fiiller

move in with someone: biriyle yaşamaya başlamak

“Move in with someone”, yaşadığınız yeri değiştirip o kişiyle aynı evde yaşamaya başlamak demektir. Bu cümlede Elon babasıyla aynı evde yaşamayı seçiyor; ifade yalnızca babasının evine girmek anlamına gelmez. Kalıp move in with + kişi şeklindedir. in, öbek fiilin bir parçasıdır; with ise evine veya hanesine katıldığınız kişiyi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi bu notta öğretilen ve “biriyle aynı evi paylaşmaya başlamak” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: After my lease ended, I decided to ____ my cousin.

Cevabı göster

move in with

It was a decision he would come to regret. Kalıp ifadeler

4:17

Bu, ileride pişman olacağı bir karardı.

Kalıp ifadeler

come to regret: sonradan pişman olmak

“Come to regret”, zaman ve deneyim bakış açınızı değiştirdikten sonra pişmanlık duymaya başlamak demektir. Bu değişim anında gerçekleşmiş gibi sunulmaz. “Would come to regret” yapısında would, geçmişteki bir andan ileriye bakar: önce karar verilir, pişmanlık ise daha sonra ortaya çıkar. Bu kullanım geçmişe dönük değerlendirmelerde ve ileride olacakları önceden sezdiren anlatımlarda yaygındır.

Alıştırma

“It was a decision he would come to regret” cümlesinde pişmanlık ne zaman gelişir?

  1. Hemen, kararın verildiği anda.
  2. Daha sonra, biraz zaman geçtikten sonra.
  3. Hiçbir zaman ortaya çıkmaz.
Cevabı göster

Daha sonra, biraz zaman geçtikten sonra.

Elon told Rolling Stone,

4:20

Elon Rolling Stone'a şöyle dedi:

"He was such a terrible human being.

4:21

"O çok korkunç bir insandı.

You have no idea.

4:23

Hiçbir fikriniz yok.

My dad will have a carefully thought-out plan of evil.

4:25

Babamın dikkatlice düşünülmüş şeytani bir planı olur.

He will plan evil.

4:28

Kötülük planlar.

Almost every crime you can possibly think of, Dilbilgisi

4:30

Aklınıza gelebilecek hemen hemen her suçu

he has done.

4:32

işlemiştir.

Dilbilgisi

Almost every crime you can possibly think of: son derece geniş bir kapsam

Almost every crime, vurgulanan isim öbeğidir. crime sözcüğünden sonra gelen you can possibly think of ilgi cümleciği, hangi suçların kastedildiğini sınırlar: dinleyicinin aklına getirebileceği herhangi bir suç. Nesne görevindeki ilgi zamiri düşürülmüştür: you can possibly think of [that crime]. Daha nötr sözcük dizimi He has done almost every crime you can possibly think of olurdu. Uzun nesneyi cümlenin başına taşımak, kapsamı özellikle geniş ve ifadeyi daha güçlü gösterir. Almost, istisnasız her suçun dahil olduğu yönünde kesin bir iddiayı önler; ancak cümlenin bütünü yine de belgelenmiş bir liste değil, güçlü bir retorik abartıdır.

Alıştırma

Hangi cümle çok geniş bir kapsamı vurgulamak için aynı yapıyı kullanıyor?

  1. The team possibly thought about a solution after every test.
  2. Almost every solution you can possibly think of, the team has already tested.
  3. Almost every solution was possible because the team had already tested it.
Cevabı göster

Almost every solution you can possibly think of, the team has already tested.

Almost every evil thing you could possibly think of,

4:33

Aklınıza gelebilecek hemen hemen her kötülüğü

he has done."

4:37

yapmıştır."

Elon never specified what his father had allegedly done, Kelime

4:38

Elon, babasının tam olarak ne yaptığını hiçbir zaman belirtmedi,

but says he wasn't physically violent toward him.

4:41

ancak kendisine fiziksel şiddet uygulamadığını söylüyor.

Kelime

Allegedly: doğrulanmamış bir suçlamayı belirtmek

Allegedly, “kanıtlanmamış bir iddia veya suçlamaya göre” anlamına gelir. Burada what his father had done ifadesini niteler; böylece anlatıcı tartışmalı bir suçlamayı kesinleşmiş bir gerçek olarak sunmadan aktarır. Bu sözcük kanıt bakımından mesafe yaratır: bilginin anlatıcının doğrudan bilgisine değil, bir iddiaya dayandığını gösterir. Sözcüğün kendisi iddianın doğru ya da yanlış olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede allegedly, doğrulanmamış bir suçlamayı belirtmek için kullanılıyor?

  1. The manager reportedly plans to speak tomorrow, according to the newspaper.
  2. Investigators say the manager allegedly destroyed the files, but the claim has not been proven.
  3. The manager apparently left early; her office is empty.
Cevabı göster

Investigators say the manager allegedly destroyed the files, but the claim has not been proven.

This is what we do know about Errol.

4:44

İşte Errol hakkında bildiklerimiz bunlar.

He said he once shot and killed three people who broke into his home Öbek fiiller

4:46

Bir keresinde evine zorla giren üç kişiyi vurarak öldürdüğünü

and was later cleared of all charges on the grounds of self-defense. Kelime

4:50

ve daha sonra nefsi müdafaa gerekçesiyle tüm suçlamalardan aklandığını söyledi.

Öbek fiiller

“broke into his home”: break into + yer

Burada broke into his home, “evine yasa dışı olarak, genellikle zor kullanarak girdiler” anlamına gelir. Break into bir öbek fiildir; bu nedenle anlamı yalnızca “bir şeyi kırarak zarar vermek” değildir. Nesne bir yerse yapı break into + yer şeklindedir: someone broke into a house, car, or office. Geçmiş zamanda break, broke olur; into ise değişmez.

Alıştırma

“Yasa dışı olarak, genellikle zor kullanarak girdi” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Thieves ____ the office during the night.

Cevabı göster

broke into

Kelime

Genel bir hukuki sonuç olarak “cleared of all charges”

Bu cümlede was later cleared of all charges, kişinin kendisine yöneltilen bütün cezai suçlamalardan resmî olarak kurtulduğu anlamına gelir. Cleared, edilgen be cleared of + charge(s) yapısının bir parçasıdır. Bu ifade hukuki sonucu bildirir, ancak izlenen kesin süreci açıklamaz. Suçlamalar geri çekilmiş, reddedilmiş veya hukuki bir kararla geçersiz bulunmuş olabilir; ifade tek başına bildirilen bütün olayların hiç yaşanmadığını da kanıtlamaz.

Alıştırma

Maya'nın artık hiçbir suçlamayla karşı karşıya olmadığını, kesin hukuki süreci belirtmeden genel bir sonuç olarak anlatan cümle hangisidir?

  1. The charges against Maya were dropped.
  2. Maya was cleared of all charges.
  3. Maya was found not guilty at trial.
Cevabı göster

Maya was cleared of all charges.

Kelime

on the grounds of: resmî bir karar gerekçesi

“on the grounds of self-defense” ifadesindeki on the grounds of, “…… gerekçesiyle” veya “…… temelinde” anlamına gelir. Kişinin tüm suçlamalardan aklanması kararının belirtilen dayanağını sunar. Burada grounds, fiziksel arazi değil, “gerekçe” veya “dayanak” anlamındaki çoğul bir isimdir. İfade yalnızca öne sürülen nedeni belirtir; bu nedenin doğru veya ikna edici olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “because of” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The visa was refused ____ incomplete documentation.

Cevabı göster

on the grounds of

He also had a child with his stepdaughter Jana Bezuidenhout from another marriage.

4:54

Ayrıca başka bir evliliğinden olan üvey kızı Jana Bezuidenhout'tan da bir çocuğu oldu.

He said his stepdaughter turned to him for comfort after a breakup with her boyfriend Öbek fiiller

4:58

Erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra üvey kızının teselli için kendisine geldiğini

and the child was conceived in the heat of the moment. Deyimler

5:02

ve o anın hararetiyle çocuğa hamile kalındığını söyledi.

Öbek fiiller

turned to him for comfort: teselli için ona başvurmak

“turned to him for comfort” ifadesindeki turn to someone, zor bir zamanda o kişiden yardım veya destek istemek anlamına gelir. Fiziksel olarak yön değiştirmekten söz etmez. Kalıp turn to + kişi veya kaynak + for + ihtiyaç duyulan şey biçimindedir; turn to a friend for advice buna örnektir. Burada for comfort, ona başvurmanın amacını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi turn to ... for kalıbını geçmiş zamanda kullanarak tamamlayın: When Omar felt unsure, he ____ his coach ____ guidance.

Cevabı göster

turned to · for

Deyimler

In the heat of the moment: güçlü duyguyla yapılan dürtüsel eylem

Burada in the heat of the moment, duygu ve dürtülerin olağanüstü güçlü olduğu bir anda sonuçları dikkatle düşünmeden hareket etmek anlamına gelir. Heat mecazidir; gerçek sıcaklığı anlatmaz. İfade, eylemi planlanmamış ve kısa süreli güçlü bir duygunun etkisiyle yapılmış gibi sunar. Bu aktarılan anlatımda, olanları bağımsız olarak doğrulamak yerine Errol'ın açıklamasını verir. Bir dürtüyü açıklamak sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Hangi durum in the heat of the moment ifadesine en iyi uyar?

  1. Hararetli bir tartışma sırasında biri sonuçları düşünmeden mesaj gönderir.
  2. Seçenekleri bir hafta boyunca karşılaştırdıktan sonra biri sakin biçimde plan yapar.
  3. Oda çok sıcak olduğu için biri pencereyi açar.
Cevabı göster

Hararetli bir tartışma sırasında biri sonuçları düşünmeden mesaj gönderir.

Errol has spoken out against Elon's portrayal of him, Öbek fiiller

5:05

Errol, Elon'un kendisini bu şekilde tasvir etmesine karşı çıkarak,

Öbek fiiller

Spoken out against: kamuoyu önünde karşı çıkmak

Spoken out against, speak out against ifadesinin present perfect biçimidir. Speak out bir görüşü kamuoyu önünde ve kararlı biçimde ifade etmek anlamına gelir; against ise karşı çıkılan kişiyi, iddiayı, eylemi veya politikayı belirtir. Burada Errol, yalnızca özel olarak aynı fikirde olmamak yerine Elon'ın kendisini tasvir etme biçimine kamuoyu önünde karşı çıkmıştır. Kalıp, speak, spoke veya spoken out against ardından bir isim ya da -ing biçimi getirilerek kurulur. Has spoken out yapısında present perfect, önceki kamuya açık tepkiyi mevcut tartışmayla bağlantılı hâle getirir.

Alıştırma

Hangi eylem bir yasaya karşı spoken out against örneğidir?

  1. Bir bilim insanı yasayı desteklemek için kamuya açık bir kampanya yürütür.
  2. Bir bilim insanı özel olarak bir yasadan kuşku duyar ancak bunu kimseye söylemez.
  3. Bir bilim insanı televizyonda yayımlanan bir röportajda yeni bir yasayı kamuoyu önünde eleştirir.
Cevabı göster

Bir bilim insanı televizyonda yayımlanan bir röportajda yeni bir yasayı kamuoyu önünde eleştirir.

telling the UK's Daily Mail,

5:08

İngiltere'nin Daily Mail gazetesine şöyle dedi:

"Elon needs to grow up.

5:10

"Elon'un büyümesi gerekiyor.

He needs to get over himself. Öbek fiiller

5:11

Kendi egosunu aşması gerekiyor.

Öbek fiiller

get over himself: sert bir eleştiri

Get over oneself deyimi, kişinin kendisinin, duygularının veya öneminin gereğinden fazla ilgi görmesi gerekiyormuş gibi davranmayı bırakması anlamına gelir. Burada himself, he öznesiyle uyumludur. He needs to get over himself cümlesinde konuşan kişi gerçek bir engeli aşmaktan söz etmez. Onun kendini fazla önemli gördüğünü, kendine acıdığını veya kendisine aşırı odaklandığını söyleyen sert bir yargıda bulunur.

Alıştırma

“He needs to get over himself” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Fiziksel bir hastalıktan iyileşmesi gerekiyor.
  2. Bir engeli tek başına aşması gerekiyor.
  3. Kendisinin veya duygularının olağanüstü derecede önemliymiş gibi davranmayı bırakması gerekiyor.
Cevabı göster

Kendisinin veya duygularının olağanüstü derecede önemliymiş gibi davranmayı bırakması gerekiyor.

I'm not going to hit back. Öbek fiiller

5:13

Karşılık vermeyeceğim.

Öbek fiiller

hit back: eleştiri veya saldırıdan sonra karşılık vermek

Hit back, saldırıya veya eleştiriye uğradıktan sonra misilleme yapmak ya da güçlü biçimde karşılık vermek anlamına gelir. Karşılık sözlü, hukuki, siyasi veya fiziksel olabilir; yalnızca hit fiili biçimi belirlemez. I'm not going to hit back cümlesinde konuşan kişi karşı saldırıda bulunmayacağını veya sert bir karşılık vermeyeceğini söyler. İfade bu tepkiyi tarafsız bir yanıt olarak değil, çatışmanın bir parçası olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede hit back fiziksel olarak vurmak yerine eleştiriye karşılık vermek anlamında kullanılmıştır?

  1. He stepped back to avoid the door.
  2. He hit the ball back across the net.
  3. After the newspaper criticized her plan, the mayor hit back with a detailed statement.
Cevabı göster

After the newspaper criticized her plan, the mayor hit back with a detailed statement.

I'm going to wait until he comes to his senses. Deyimler

5:14

Aklı başına gelene kadar bekleyeceğim.

Deyimler

comes to his senses: yeniden mantıklı düşünmeye başlamak

Come to one's senses, yeniden açık ve mantıklı düşünmeye başlayıp aptalca ya da makul olmayan bir davranışı bırakmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada comes, he öznesine uyar; his de he'ye gönderme yapar. He comes to his senses dendiğinde konuşan kişi, diğer kişinin mevcut tutumunu mantıksız olarak sunar. Bu ifade görme, işitme ya da diğer fiziksel duyuların geri gelmesi anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi come to one's senses ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Nina knows the plan is reckless, but I hope she ____ before she signs the contract.

Cevabı göster

comes to her senses

He's having a tantrum like a spoiled child."

5:17

Şımarık bir çocuk gibi öfke nöbeti geçiriyor."

By the time Elon came to live with him after the divorce,

5:20

Boşandıktan sonra Elon onunla yaşamaya geldiğinde,

Errol claimed he was making a lot of money in emerald mining.

5:23

Errol zümrüt madenciliğinden çok para kazandığını iddia ediyordu.

Business Insider reported that Errol owned half of an emerald mine in Zambia.

5:26

Business Insider, Errol'un Zambiya'daki bir zümrüt madeninin yarısına sahip olduğunu bildirdi.

And in another Business Insider article,

5:31

Ve başka bir Business Insider makalesinde,

Errol said,

5:33

Errol şöyle diyordu:

"We had so much money we couldn't even close our safe."

5:34

"O kadar çok paramız vardı ki kasamızı bile kapatamıyorduk."

But according to Elon,

5:37

Fakat Elon'a göre,

his father didn't own an emerald mine.

5:38

babasının bir zümrüt madeni yoktu.

Elon tweeted that he had to work his way through college, Deyimler

5:41

Elon, üniversiteyi kendi çalışarak bitirmek zorunda kaldığını,

ending up with a hundred thousand dollars in student debt, Öbek fiiller

5:44

sonunda yüz bin dolar öğrenci borcuyla baş başa kaldığını

and couldn't afford a second computer at his first company,

5:47

ve ilk şirketinde ikinci bir bilgisayar alacak gücü bile olmadığını tweetledi,

Deyimler

work his way through college: ücretli çalışarak eğitim masraflarını karşılamak

Work one's way through college, üniversiteyi tamamlarken işlerde çalışıp kazanılan parayla kendi masraflarını karşılamak demektir. Eğitimi maddi açıdan mümkün kılan sürekli emeği vurgular. Bu cümlede work, had to ifadesinden sonra yalın fiil biçiminde kalır; his ise erkek özneyle uyumludur. İfade, ödevleri tamamlamak ya da bir ders programında adım adım ilerlemek anlamına gelmez.

Alıştırma

İkinci cümleyi work one's way through college ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Lena graduated last year. She ____, taking evening shifts to pay her tuition.

Cevabı göster

worked her way through college

Öbek fiiller

ending up with: sonunda bir sonuçla kalmak

Ending up with, bir süreçten veya bir dizi olaydan sonra sonunda bir şeye sahip olmak ya da onunla uğraşmak zorunda kalmak demektir. Buradaki sonuç, büyük miktarda öğrenci borcu taşımaktır. Ending biçimindeki -ing, bu sonucu üniversite boyunca çalıştığına ilişkin önceki ifadeye bağlar. Bu kalıp çoğu zaman sonucu plansız, şaşırtıcı veya beklenenden daha olumsuz gösterir; ancak tarafsız ya da olumlu sonuçlar için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi end up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the repairs, Leo ____ a bill much larger than he expected.

Cevabı göster

ended up with

Zip2.

5:49

Zip2’de.

He said when he emigrated from South Africa to North America,

5:50

Güney Afrika'dan Kuzey Amerika'ya göç ettiğinde,

he only had two thousand dollars in his pocket.

5:53

cebinde sadece iki bin doları olduğunu söyledi.

Elon's goal was always to end up in the United States,

5:56

Elon'un hedefi her zaman teknoloji dünyasındaki tüm heyecan verici gelişmelerin yuvası olan

the home of all the exciting developments in technology.

5:59

Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmekti.

To get to the States,

6:02

Amerika'ya ulaşmak için,

he first went to Canada,

6:03

önce annesinin doğum yeri olan

his mother's birthplace.

6:04

Kanada'ya gitti.

Elon was just 17 years old when he arrived in Canada,

6:06

Elon Kanada'ya vardığında henüz 17 yaşındaydı;

where he stayed with a cousin,

6:09

orada bir kuzeniyle kaldı,

working on a farm in Saskatchewan.

6:10

Saskatchewan'daki bir çiftlikte çalıştı.

He later made his way here to Toronto, Deyimler

6:13

Daha sonra yolu buraya, Toronto'ya düştü;

where he obtained passports for his mother,

6:15

burada annesi,

his brother,

6:16

erkek kardeşi

and his sister to join him.

6:17

ve kız kardeşinin de ona katılması için pasaport aldı.

Deyimler

made his way here to Toronto: bir hedefe ulaşmak

Made his way here to Toronto, onun yolculuk ederek sonunda Toronto'ya ulaştığı anlamına gelir. Make one's way to, basit go fiiline kıyasla yolculuğu, çabayı veya aşamalı ilerlemeyi daha çok vurgular; gerçekten bir yol yaptığı anlamına gelmez. Here, konuşanın mevcut konumundan veya önceden belirlenmiş bir bakış açısından Toronto'yu gösterir. İyelik sözcüğü özneyle eşleşmelidir: I made my way, she made her way ve they made their way.

Alıştırma

Cümleyi make one's way to yapısının geçmiş zaman biçimi ve doğru iyelik sözcüğüyle tamamlayın: After the concert, Nina ____ the subway station through the crowd.

Cevabı göster

made her way to

They lived for a time at 4000 Yonge Street in this rent-controlled apartment. Kültür

6:19

Bir süre 4000 Yonge Caddesi'ndeki bu kira kontrollü dairede yaşadılar.

Kültür

rent-controlled apartment: yasal kira denetimine tabi konut

Rent-controlled apartment, kiranın ne zaman veya ne kadar artırılabileceğini sınırlayan bir yasa ya da politikaya tabi kiralık konuttur. Bileşik sıfat rent-controlled, dairenin hukuki veya düzenleyici statüsünü açıklar. Bu cümlede ifade, barınma sistemi ve ekonomik durum hakkında bağlam ekler: burası ev sahibinin kirayı kendi isteğiyle sabit tuttuğu bir yer değil, düzenlemeye tabi bir kiralık konuttu.

Alıştırma

Hangi ifade rent-controlled apartment kavramını doğru açıklar?

  1. Bu tür tüm dairelerde dünyanın her yerinde tamamen aynı kurallar uygulanır.
  2. Geçerli kurallar kira artışlarını sınırlar.
  3. Kiracı hiçbir zaman kira ödemek zorunda değildir.
  4. Ev sahibi kirayı düşük tutacağına gayriresmî olarak söz verir.
Cevabı göster

Geçerli kurallar kira artışlarını sınırlar.

According to Maye,

6:24

Maye'ye göre,

Elon slept on the couch.

6:25

Elon kanepede yatıyordu.

His father did not wish him well. Kalıp ifadeler

6:27

Babası onun iyiliğini istemiyordu.

Kalıp ifadeler

wish him well: başarılı olmasını içtenlikle istemek

Wish someone well, birinin başına iyi şeyler gelmesini veya başarılı olmasını içtenlikle istemek demektir. Bu nedenle His father did not wish him well, yalnızca sözlü olarak iyi şanslar dilenmemesini değil, iyi niyet ve destek eksikliğini anlatır. Bu ifadede well, genel olarak hayatta iyi bir sonuç elde etmeyi belirtir. Kişinin o anda sağlıklı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “onun başarılı olmasını içtenlikle istemek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Leo chose a different path, but I still ____.

Cevabı göster

wish him well

In fact,

6:29

Aslında,

Errol didn't think his son would make much of himself. Deyimler

6:29

Errol oğlunun pek başarılı olamayacağını düşünüyordu.

Deyimler

not make much of himself: hayatta pek başarılı olamamak

Olumsuz didn't think ... would make much of himself yapısında, make much of oneself “hayatta büyük başarılar elde etmek” ya da “kayda değer ölçüde başarılı olmak” demektir. Dönüşlülük zamiri kişiye göre herself, ourselves vb. biçiminde değişir. Bu ifade, birinin gelecekteki potansiyeli hakkında yargı bildirir; kişiyi kelimenin gerçek anlamıyla “yapmak” demek değildir. Buradaki olumsuz öngörü, sonraki başarıyı özellikle ironik gösterir.

Alıştırma

'His relatives never thought he would make much of himself,' cümlesinde make much of himself ne demektir?

  1. Bir konuyu son derece önemli görmek
  2. Hayatta başarılı olmak
  3. Aynı etkinliği yapmaya devam etmek
Cevabı göster

Hayatta başarılı olmak

Elon said his father told him he'd be back in South Africa in three months

6:32

Elon, babasının ona üç ay içinde Güney Afrika'ya döneceğini

and that he was an idiot.

6:36

ve bir aptal olduğunu söylediğini anlattı.

That idiot went on to found and run two of the most innovative and successful companies in the world, Notlar

6:38

O aptal, dünyanın en yenilikçi ve başarılı iki şirketini kurup yönetti;

Tesla and SpaceX.

6:44

Tesla ve SpaceX.

Dilbilgisi

went on to + fiilin yalın hâli: sonraki önemli eylem

went on to + fiilin yalın hâli, önceki bir aşamadan sonra gerçekleşen daha sonraki ve farklı bir eylemi anlatır. Sonraki eylemi çoğu zaman dikkat çekici bir gelişme veya başarı olarak öne çıkarır. Geçmiş zaman biçimi went, tamamlanmış bir zaman çizgisine uyar; to found ise mastardır: went on to found. Bu cümlede ifade, anlatıyı onun hakkındaki önceki düşük değerlendirmeden daha sonra elde ettiği başarılara taşır.

Alıştırma

go on to do yapısının geçmiş zaman biçimini kullanın. Cümleyi tamamlayın: After publishing her first article, Lena ____ write a best-selling book.

Cevabı göster

went on to

Kelime

found and run: şirket kurmak ve yönetmek

Burada found, "kurmak" anlamındaki yalın fiil biçimidir; run ise "yönetmek veya işletmek" demektir. Mastar işaretleyicisi to, bağlanan iki fiili de kapsar: to [found and run] two companies. İki fiil farklı aşamaları anlatır: şirketleri kurmak ve ardından faaliyetlerini yönetmek. Buradaki found, find fiilinin geçmiş zamanı değildir; run da fiziksel olarak koşmayı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki "kurmak ve yönetmek" anlamına gelen iki yalın fiille tamamlayın: After graduation, Noor hopes to ____ a technology company.

Cevabı göster

found and run

Some have suggested that Musk's image as the savior of humanity

6:46

Bazıları, Musk'ın dünyanın sürdürülebilir enerjiye geçişini hızlandırarak

by accelerating the world's transition to sustainable energy

6:50

ve Mars'ı kolonileştirmeye çalışarak

and by trying to colonize Mars,

6:53

insanlığın kurtarıcısı olma imajının,

might stem from his childhood pain. Kalıp ifadeler

6:55

çocukluk yıllarındaki acılarından kaynaklanabileceğini öne sürüyor.

Kalıp ifadeler

stem from: olası bir temel nedeni göstermek

Stem from, özellikle bir durumun, örüntünün veya sorunun altında yatan kaynağı belirtirken "kaynaklanmak" ya da "nedeni olmak" anlamına gelir. Yaygın yapı sonuç veya durum + stem from + kaynak biçimindedir. Burada Some have suggested ve might, açıklamanın kesin değil, ihtimale dayalı olduğunu gösterir. Cümle olası bir nedeni aktarır; bu nedenin kanıtlandığını söylemez.

Alıştırma

"The errors might stem from an outdated setting," cümlesinde stem from ne anlama gelir?

  1. Ayar, hatalar tarafından oluşturulmuştur.
  2. Hatalar güncel olmayan bir ayardan kaynaklanıyor veya bu ayar nedeniyle oluşuyor olabilir.
  3. Ayar güncellendiğinde hatalar kesinlikle ortadan kalkacaktır.
  4. Hatalar ayarın içinde bulunmuştur.
Cevabı göster

Hatalar güncel olmayan bir ayardan kaynaklanıyor veya bu ayar nedeniyle oluşuyor olabilir.

Rolling Stone wrote,

6:58

Rolling Stone şöyle yazdı:

"Somewhere in this trauma bond is the key to Musk's worldview, Kelime

6:59

"Bu travma bağının bir yerlerinde Musk'ın dünya görüşünün,

creation against destruction, Anlatım akışı

7:03

yıkıma karşı yaratıcılığın,

of being useful versus harmful,

7:05

zararlı olmaya karşı yararlı olmanın,

of defending the world against evil."

7:07

dünyayı kötülüğe karşı savunmanın anahtarı yatıyor."

Kelime

trauma bond: zarar verici bir ilişkide güçlü bağlılık

Bu alıntıda trauma bond, tekrarlanan zararların ve korku, sıkıntı, rahatlama ya da şefkat döngülerinin şekillendirdiği bir ilişki içinde oluşan güçlü duygusal bağlılığı ifade eder. Yalnızca iki kişinin aynı travmayı yaşadığı için yakınlaşması anlamına gelmez. Yazar burada terimi, Musk'ın dünya görüşünü yorumlamak için bir bakış açısı olarak kullanıyor; doğrulanmış bir klinik tanı sunmuyor. Bir yorumda psikoloji terimi geçtiğinde, onu kanıtı ve kapsamı hâlâ kontrol edilmesi gereken bir iddia olarak okuyun.

Alıştırma

Burada öğretilen özel anlamıyla hangi durum en iyi trauma bond olarak tanımlanır?

  1. İki arkadaş aynı depremden sağ çıktıktan sonra yakınlaşır.
  2. Bir kişi, kendisine tekrar tekrar zarar veren, ardından teselli sunup değişeceğine söz veren partnerine güçlü biçimde bağlı kalır.
  3. Bir ekip zor bir projeyi tamamladıktan sonra birlik hisseder.
Cevabı göster

Bir kişi, kendisine tekrar tekrar zarar veren, ardından teselli sunup değişeceğine söz veren partnerine güçlü biçimde bağlı kalır.

Anlatım akışı

creation against destruction ... useful versus harmful ... defending the world against evil: paralel karşıtlıklar

Yazar açıklamayı üç paralel karşıtlıkla düzenliyor: creation against destruction, being useful versus harmful ve defending the world against evil. Her birim, değer verilen bir eylemi veya rolü olumsuz bir güç ya da sonuçla yan yana getiriyor. Tekrarlanan bu karşıtlık, karmaşık bir dünya görüşünü takip edilmesi kolay bir çatışmalar dizisine sıkıştırıyor. Against, versus ve against farklı kelimeler kullansa da aynı düzenleme görevini üstleniyor; daha sonra tekrarlanan of ifadeleri de ikinci ve üçüncü birimi birbirine bağlıyor. Bu yapı, yazarın dünya görüşünü çerçeveleme biçimidir; ayrı ayrı kanıtlanmış üç gerçek değildir.

Alıştırma

Bir savı düzenlemek için açık ve üç parçalı paralel karşıtlık kullanan cümle hangisidir?

  1. We must choose between speed and delay, protecting privacy versus exposing data, and whether costs rise.
  2. The plan is fast, privacy matters, and it may cost more later.
  3. She framed the plan as speed versus delay, privacy versus exposure, and short-term cost versus long-term value.
Cevabı göster

She framed the plan as speed versus delay, privacy versus exposure, and short-term cost versus long-term value.

Does his father now believe his son will succeed

7:10

Babası şimdi oğlunun başarılı olacağına

and go where no man or woman has gone before? Kültür

7:12

ve daha önce hiçbir erkek veya kadının gitmediği yerlere gideceğine inanıyor mu?

Kültür

Star Trek göndermesi olarak go where no man or woman has gone before

Bu ifade, Star Trek’in ünlü görev bildirisini, özellikle de where no man has gone before sözünü bilinçli olarak çağrıştırır. Bu cümlede go where ... has gone before, daha önce hiçbir insanın ulaşmadığı veya keşfetmediği bir yere gitmek demektir. no man ifadesinin no man or woman olarak değiştirilmesi, göndermeyi açıkça kapsayıcı hâle getirir. Sıradaki konu Mars olduğu için bu gönderme, succeed sözcüğüne sıradan bir varış noktasından söz etmek yerine büyük ve öncü bir uzay keşfi havası katar.

Alıştırma

Vurgulanan ifade soruya temel olarak ne katıyor?

  1. Başarıyı insanlığın öncü bir kazanımı olarak sunan bilim kurgu keşfi göndermesi
  2. Yolculuğa yalnızca ailesindeki erkek ve kadınların katılabileceği iddiası
  3. Oğlun izlemeyi planladığı kesin güzergâhın sorulması
Cevabı göster

Başarıyı insanlığın öncü bir kazanımı olarak sunan bilim kurgu keşfi göndermesi

Is Elon going to get to Mars?

7:16

Elon Mars'a gidebilecek mi?

I mean, that's his big ambition.

7:17

Yani, onun büyük hırsı bu.

He is.

7:19

Gidecek.

I don't think there's any doubt in it whatsoever.

7:19

Bunda hiçbir şüphe olduğunu sanmıyorum.

Yet,

7:22

Ancak,

it's unlikely Elon would take his father along for the ride. Deyimler

7:22

Elon'un babasını bu yolculuğa yanında götürmesi pek olası değil.

Deyimler

along for the ride: liderlik etmeden eşlik etmek

Along for the ride, gerçek anlamıyla bir yolculukta birine eşlik etmek demek olabilir. Mecazi olarak ise bir etkinliğe veya deneyime katılmak fakat onu yönetmemek ya da başrolü üstlenmemek anlamına gelir. Burada take his father along for the ride her iki anlamı da etkinleştirir: uzay yolculuğu imgesi ride sözcüğünü gerçek anlamlı gösterirken asıl anlatılan, Elon’ın babasını gelecek planlarına dâhil etmesinin pek olası olmadığıdır. İfade, Mars konusunu aralarındaki mesafeye ilişkin bir yoruma dönüştürür.

Alıştırma

Cümleyi “deneyime katılmak ancak kararları vermemek” anlamındaki deyimle tamamlayın: Nina led the project, and I was just ____.

Cevabı göster

along for the ride

Their relationship remains strained. Kalıp ifadeler

7:26

İlişkileri gerginliğini koruyor.

Kalıp ifadeler

Bir ilişki gerginliğini koruyor

Bu cümlede their relationship remains strained, çözülmemiş bir çatışma yüzünden ilişkinin hâlâ gergin, rahatsız edici veya sorunlu olduğu anlamına gelir. Buradaki strained, fiziksel bir incinmeyi ya da bir sıvıyı süzmeyi değil, kişiler arası bir durumu anlatır. Özne + remain + sıfat yapısı, bir durumun devam ettiğini gösterir. Remains, gerginliğin ortadan kalkmadığını; strained ise devam eden durumun ne olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi remain strained ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Despite several attempts to reconcile, their relationship ____.

Cevabı göster

remains strained