Errol Musk: Elon Musk'ın Dahi ve "Kötü" Babası: İngilizce çalışma notları
Newsthink
Video özeti: Bu biyografi, Errol Musk'ın Elon Musk'ın çocukluk dönemindeki teknik merakına etkisini, aile çatışmalarını, servet ve şiddet hakkındaki tartışmalı anlatıları, Kuzey Amerika'ya taşınmasını, sonraki başarısını ve baba ile oğul arasındaki kalıcı uzaklığı izliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “on and off” — Deyimler ve mecazi ifadeler: Bir ilişkinin ya da etkinliğin gerçek anlamda açılıp kapanmadığını, ara verip yeniden başladığını anlayın; ifadeyi kesintili iletişim, alışkanlık veya projeler için kullanın. 2. “insisted that his dad take him” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: insist that + özne + fiilin yalın hâli yapısının güçlü bir talep bildirdiğini görün, bir iddianın doğru olduğunda ısrar etme anlamından ayırın ve resmî talep ya da önerilere uygulayın. 3. “on the grounds of” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu resmî hukuk ve haber ifadesini bir kararın belirtilen dayanağı olarak okuyun, burada self-defense ile ilişkilendirin ve aktarılan gerekçeyi kanıtlanmış gerçek saymayın.
Bu derste
We often see Elon Musk and his siblings pictured with their mum, Maye Musk.
0:00Elon Musk ve kardeşlerini sık sık anneleri Maye Musk ile fotoğraflanmış olarak görürüz.
Yet their relationship with their father is much more complicated.
0:04Ancak babalarıyla olan ilişkileri çok daha karmaşıktır.
who undoubtedly passed on his genes to his famous son. Kalıp ifadeler
0:10ve hiç şüphesiz genlerini ünlü oğluna aktarmıştır.
pass on his genes to: kalıtsal özellikleri aktarmak
Burada passed on his genes to, “genlerini birine aktardı” anlamına gelir. Kalıp pass on something to someone şeklindedir: Errol kaynak, his genes aktarılan şey, his son ise alıcıdır. Pass on ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir isim olduğunda pass genes on to someone veya pass on genes to someone denebilir. Nesne bir zamir olduğunda pass them on kullanılır; pass on them kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi pass on something to someone kalıbıyla tamamlayın: Parents can ____ certain traits ____ their children.
Cevabı göster
pass on · to
He has also been described by Elon as evil.
0:13Aynı zamanda Elon tarafından şeytani biri olarak da tanımlanmıştır.
This is the story of how he helped shape the richest man in the world.
0:16Bu, onun dünyanın en zengin adamını şekillendirmeye nasıl yardımcı olduğunun hikayesidir.
South Africa to an army sergeant father and a British mother
0:22Pretoria şehrinde ordu çavuşu bir baba ile İngiliz bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi;
fell for: romantik ilgi duymaya başlamak
Fell for, fall for ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Nesne bir kişi veya çekici bir özellik olduğunda “güçlü bir şekilde etkilenmek” ya da “âşık olmaya başlamak” anlamına gelir. Burada her supermodel looks, onu çeken özelliğin süper model görünümü olduğunu belirtir. Bu ifade deyimseldir; fiziksel olarak düşmeyi anlatmaz. fall for sonrasında gelen nesnenin türü, dinleyicinin amaçlanan anlamı belirlemesine yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümlede fell for, “romantik ilgi duymaya başladı” anlamında kullanılmıştır?
- After a few dates, Maya fell for Jordan.
- Maya fell over near the front door.
- Maya fell for a convincing online scam.
Cevabı göster
After a few dates, Maya fell for Jordan.
She became a well-known fashion model and a dietitian.
0:33Maye, tanınmış bir moda modeli ve diyetisyen oldu.
The two dated on and off at university. Deyimler
0:36İkili üniversitede zaman zaman çıkıp ayrıldılar.
on and off: zaman içinde durup yeniden başlamak
Bu cümlede on and off, ilişkilerinin üniversite yıllarında birkaç kez sona erip yeniden başladığı anlamına gelir. Kesintisiz şekilde çıkmadılar. Bu ifade zaman veya tarz bildiren bir zarf öbeği olarak kullanılır. Aralarda kesintiler olmak üzere bir süre boyunca devam eden ilişki, faaliyet, alışkanlık veya iletişim için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, faaliyetin tekrar tekrar durup yeniden başladığını anlatan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We worked on the project ____ for six months.
Cevabı göster
on and off
Errol relentlessly pursued her hand in marriage, Deyimler
0:39Errol acımasızca evlilik teklif etmeye devam etti
her hand in marriage: evlilik istemeyi anlatan geleneksel ifade
Bu cümlede her hand in marriage, onun rızasıyla onunla evlenme olasılığını ifade eder. To pursue her hand in marriage, onu kendisiyle evlenmeye ikna etmeye çalışmayı sürdürmek demektir; hand sözcüğü gerçek anlamında kullanılmaz. Someone's hand in marriage kalıbı evlilik tekliflerinde, biyografilerde ve eski ya da resmî anlatılarda kullanılan geleneksel bir ad aktarmasıdır. En bilinen biçimi ask for someone's hand in marriage ifadesidir.
Alıştırma
“Errol relentlessly pursued her hand in marriage” ne anlama gelir?
- Errol onu kendisiyle evlenmeye ikna etmeye çalışmayı sürdürdü.
- Errol onunla evlenmekten kaçınmaya çalışmayı sürdürdü.
- Errol onun elini tutmak için tekrar tekrar izin istedi.
Cevabı göster
Errol onu kendisiyle evlenmeye ikna etmeye çalışmayı sürdürdü.
telling Elon's biographer Ashlee Vance,
0:42Maye, Elon'un biyografi yazarı Ashlee Vance'e şöyle dedi:
Reminiscent of Elon's pursuit of his first wife Justine
0:47Bu, Elon'un Kanada'da üniversitede birlikteyken
while they were at university together in Canada.
0:50ilk eşi Justine'in peşinden koşmasını andırıyor.
Justine described to biographer Vance how Elon would call her insistently,
0:53Justine, biyografi yazarı Vance'e Elon'un onu ne kadar ısrarla aradığını anlattı
"You always knew it was Elon because the phone would never stop ringing.
0:58"Arayanın Elon olduğunu her zaman bilirdiniz çünkü telefon çalmayı hiç bırakmazdı.
take no for an answer: hayır cevabını kabul etmek
Take no for an answer, bir reddi kabul edip istemeyi veya denemeyi bırakmak demektir. Cümlede does not kullanıldığı için adam, biri ona hayır dedikten sonra da denemeye devam eder. Bu ifade no sözcüğünü kelime anlamıyla ele almaktan ziyade ısrarcı davranışı değerlendirir. Kişisel sınırların söz konusu olduğu durumlarda genellikle eleştirel duyulur ve baskı yapıldığını düşündürür; ancak daha önemsiz durumlarda bazen kararlılığı anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümle ne anlama gelir? "The recruiter would not take no for an answer."
- İşe alım görevlisi reddi hemen kabul etti.
- İşe alım görevlisi no sözcüğünü anlamadı.
- İşe alım görevlisi reddedildikten sonra da baskı yapmayı sürdürdü.
Cevabı göster
İşe alım görevlisi reddedildikten sonra da baskı yapmayı sürdürdü.
blow someone off: birini görmezden gelmek veya başından savmak
Blow someone off, bir kişiyi bilerek görmezden gelmek, başından savmak ya da onun isteği veya iletişim kurma çabası ilgilenmeye değmezmiş gibi davranmak anlamına gelen gündelik bir deyimsel fiildir. Burada you can't blow him off, onunla iletişim kurmayı reddetmenin tek başına işe yaramayacağı anlamına gelir. Bu fiil ayrılabilir: zamir, blow ile off arasına gelmelidir. blow him off denir; blow off him denmez.
Alıştırma
Cümleyi blow someone off ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: I asked Sam twice, but he ____.
Cevabı göster
blew me off
Mizahi bir benzetme olarak the Terminator
Burada the Terminator, hedefini durmaksızın takip etmesiyle bilinen Terminator filmlerindeki kurgusal makineye yapılan bir göndermedir. Konuşan kişi, onun gerçekten bir robot olduğunu söylemiyor veya onu gerçek şiddetle suçlamıyor. Ona böyle demek, ısrarını neredeyse mekanik ve durdurulamaz gösterir. Bu bağlamda şaka; hayranlık, abartı ve hafif eleştiriyi birleştirir: tekrar tekrar reddedilmesi onun vazgeçmesine yol açmaz.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade onun hakkında ne anlatıyor?
- Reddedilmeyi hemen kabul edip denemeyi bıraktı.
- Gerçek şiddet uygulamakla suçlanıyordu.
- Neredeyse makine gibi bir ısrarla hedefinin peşinden gitmeye devam etti.
- Gerçekten filmlerdeki kurgusal robottu.
Cevabı göster
Neredeyse makine gibi bir ısrarla hedefinin peşinden gitmeye devam etti.
Kademeli değişim için Bit by bit
Bit by bit, tek ve ani bir değişim yerine birçok küçük adımla “yavaş yavaş” veya “giderek” anlamına gelir. Bir sürecin nasıl geliştiğini gösteren bir zarf öbeğidir. Bu cümlenin başındaki Bit by bit, olayın tamamının aşamalı ilerleyişini belirler: onun tekrarlanan çabaları konuşan kişinin tutumunu yavaşça değiştirmiş ve sonunda gönlünü kazanmıştır. Bu ifade; öğrenme, onarma, geliştirme veya zaman içinde fikir değiştirme süreçlerini anlatmak için kullanılabilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi bu dersteki “yavaş yavaş” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: ____, the team rebuilt its confidence after several losses.
Cevabı göster
Bit by bit
Win someone over: birinin desteğini kazanmak
Bu cümlede won me over, onun konuşanın tutumunu yavaş yavaş değiştirdiği ve sonunda kendisi hakkında olumlu düşünmesini ya da çabalarını kabul etmesini sağladığı anlamına gelir. Bir yarışmada onu yenmek anlamına gelmez. Kalıp win + kişi + over şeklindedir. Şüphe, direnç veya ilgisizlikten onay ya da desteğe geçişi vurgular.
Alıştırma
İngilizce cümleyi win someone over ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The investors were doubtful at first, but the clear demo ____.
Cevabı göster
won them over
Tie the knot: “evlenmek” anlamında samimi bir deyim
Tied the knot, “evlendiler” anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki düğüm görüntüsü gerçek anlamlı değildir; evlilik olayını samimi ve hafif bir dille anlatır. Cümlede tied geçmiş zamandadır, çünkü evlilik Elon dünyaya gelmeden önce gerçekleşmiştir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “evlendiler” anlamına gelen bilinen deyimle tamamlayın: After a long engagement, Lena and Sam finally ____.
Cevabı göster
tied the knot
They knew their son was special from a very young age,
1:18Oğullarının çok genç yaşlardan itibaren özel olduğunu biliyorlardı,
as Errol told South African radio station 702's
1:20tıpkı Errol'un Güney Afrika radyo istasyonu 702'deki
The Money Show with Bruce Whitfield.
1:23Bruce Whitfield'ın sunduğu The Money Show'da anlattığı gibi.
The Musk family lived comfortably in Pretoria,
1:44Musk ailesi Pretoria'da rahat bir hayat yaşıyordu;
and his work as a real estate developer.
1:49ve gayrimenkul geliştiricisi olarak yaptığı çalışmalar sayesinde.
and is a talented electrical and mechanical engineer.
1:55ve yetenekli bir elektrik ve makine mühendisidir.
Elon benefited immensely from his father's skill.
1:59Elon, babasının yeteneklerinden fazlasıyla yararlandı.
Errol used to take him and his brother Kimbal to his engineering job sites Dilbilgisi
2:02Errol eskiden onu ve kardeşi Kimbal'ı mühendislik şantiyelerine götürürdü,
used to take: geçmişte tekrarlanan bir eylem
Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte belirli bir dönem boyunca düzenli olarak gerçekleşen bir eylemi veya devam eden bir durumu anlatır. Burada used to take, Errol'un onları iş sahalarına yalnızca bir kez değil, tekrar tekrar götürdüğü anlamına gelir. Bu yapı genellikle geçmiş ile bugünü karşılaştırır: eylem veya durum artık geçerli değildir ya da artık olağan düzen değildir. Bu değişiklik açıkça söylenmeden de anlaşılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın geçmişte düzenli olarak otobüsle seyahat ettiğini, ancak bunun artık normal rutini olmadığını anlatır?
- Maya is used to traveling by bus.
- Maya is getting used to traveling by bus.
- Maya used to travel by bus.
Cevabı göster
Maya used to travel by bus.
lay bricks, install plumbing ve put in electrical wiring eşdizimleri
İnşaat İngilizcesinde yerleşik fiil-nesne eşleşmeleri kullanılır: işçiler lay bricks, install plumbing ve put in electrical wiring der. Her fiili nesnesiyle birlikte öğrenmek, anlatımı doğal ve kesin hâle getirir. Burada plumbing, binanın su besleme ve tahliye borularını ya da tüm tesisat sistemini ifade eder. Put in, binanın bir parçası olarak kurmak anlamına gelir; yalnızca bir şeyi bir kabın içine koymak değildir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki üç hedef inşaat eşdizimiyle ve derste verilen sırayla tamamlayın: During the renovation, the trainees learned how to ____, ____, and ____.
Cevabı göster
lay bricks · install plumbing · put in electrical wiring
It was also Errol who introduced Elon to the world of computers.
2:10Elon'u bilgisayar dünyasıyla tanıştıran da Errol'du.
he insisted that his dad take him to learn how to use the new computers that had just come out. Notlar
2:16yeni çıkan bilgisayarların nasıl kullanılacağını öğrenmek için babasının onu götürmesi konusunda ısrar etti.
insisted that his dad take him: insist + that + fiilin yalın hâli
Bu cümlede insisted, kesin ve güçlü bir talepte bulunmak anlamındadır. Elon’ın babasından yapmasını istediği eylemi tanıtır. insist that bu talep anlamında kullanıldığında standart Kanada ve Amerikan İngilizcesinde emir veya talep bildiren yan cümlede fiilin yalın hâli yaygındır: his dad take; his dad took ya da his dad takes değil. Zamanı insisted gösterir; take geçmişte gerçekleşen bir olayı değil, talep edilen eylemi anlatır.
Alıştırma
submit fiilini insist + that talep yapısında kullanın: The manager insisted that Nina ____ the report before noon.
Cevabı göster
submit
come out: piyasaya çıkmak
Buradaki had just come out, ürünlerin kısa süre önce halka sunulmuş olduğu anlamına gelir. Özne ürün, yani the new computers olduğundan ifade bir yerden dışarı hareketi değil, bilgisayarların piyasaya çıkmasını anlatır. Ürünlerle ilgili bu anlamda come out geçişsizdir: a product comes out. Şirketi eylemi yapan taraf olarak belirtmek için release veya bring out gibi geçişli bir fiil kullanın.
Alıştırma
come out ifadesini satışa veya kullanıma sunulmak anlamında kullanın: The new science-fiction game will ____ next Friday.
Cevabı göster
come out
He was far too young to attend a course hosted at the University of the Witwatersrand in Johannesburg, Dilbilgisi
2:20Johannesburg'daki Witwatersrand Üniversitesi'nde düzenlenen bir kursa katılmak için henüz çok küçüktü,
but his dad managed to book him a spot through his engineering connections. Kalıp ifadeler
2:26ama babası mühendislik bağlantıları sayesinde ona bir yer ayırtmayı başardı.
far too + sıfat + to mastar: far too young to attend
far too young to attend ifadesinde far, too sözcüğünü güçlendirir. İfade, onun katılım için kabul edilebilir yaştan çok daha küçük olduğunu söyler; burada far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi belirtir. Aktarılabilir kalıp far too + sıfat + to mastar yapısıdır. Güçlü bir derece değerlendirmesi yapar ve sonraki eylemi bu koşul altında imkânsız, güvensiz veya uygunsuz olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi far içeren daha güçlü biçimle tamamlayın: The child is ____ young to operate the machine safely.
Cevabı göster
far too
book someone a spot: book him a spot, birine yer ayırtmak
book him a spot ifadesinde book, ayırtmak veya güvenceye almak anlamında bir fiildir; spot ise kontenjanı sınırlı bir etkinlikteki boş yeri anlatır. Burada ifade, onun kursta bir yeri olmasını ayarlamak anlamına gelir. Yapı book + kişi + şey biçimindedir: book him a spot. Eşdeğer edatlı yapı book a spot for him şeklindedir. Bu çift nesneli yapı derslere, turlara, randevulara ve etkinliklere doğal biçimde aktarılabilir.
Alıştırma
Cümleyi book fiilinin geçmiş zamanı ve ardından my brother a spot ile tamamlayın: I called the workshop and ____ in Saturday's class.
Cevabı göster
booked my brother a spot
Errol recounted what happened when Elon went to that lecture.
2:30Errol, Elon o derse gittiğinde ne olduğunu anlattı.
he went and I left him there and took Kimbal and I went off to get a hamburger
2:33o gitti ve ben onu orada bırakıp Kimbal'ı alarak hamburger yemeye gittim
it's a three-hour long thing at Wits and we came back
2:39Wits'te bu üç saatlik bir etkinlikti ve geri döndük,
and we waited and waited and then finally you know went into those chilly halls of Wits
2:44bekledik, bekledik ve sonunda, bilirsiniz, Wits'in o serin salonlarına girdik
and found this sort of sloping theater lecture hall rather
2:50ve daha çok böyle eğimli bir tiyatro-amfi sınıfı bulduk,
with his jacket and tie off and his sleeves rolled up,
2:57ceketini ve kravatını çıkarmış, kolları kıvrılmış,
talking to all these blokes from England. Kelime
3:03İngiltere'den gelen bütün bu adamlarla konuşuyordu.
blokes: erkekler için kullanılan gündelik Britanya İngilizcesi
Blokes, bloke sözcüğünün çoğuludur. Bloke, Britanya İngilizcesinde erkekler veya adamlar anlamına gelen gündelik bir sözcüktür. Bu cümlede these blokes, konuşmacının sohbet ettiği İngiltere'den gelen erkekleri ifade eder. Bu sözcük bir mesleği veya rolü değil, insanları belirtir. Gündelik ve bölgesel havası da anlatımı daha konuşma diline yakın kılar.
Alıştırma
Örnekte blokes en doğal olarak ne anlama gelir?
- erkekler ya da adamlar
- resmî konuklar
- belirli bir mesleği olan kişiler
Cevabı göster
erkekler ya da adamlar
he didn't even bother to sort of introduce himself, Ton ve niyet
3:11kendini tanıtmaya bile gerek duymadı,
didn't even bother to: en temel çabayı bile göstermemeyi eleştirme
Didn't even bother to + fiilin yalın hâli, birinin küçük veya kendisinden beklenen bir şeyi yapmak için gereken çabayı bile göstermediği anlamına gelir. Burada konuşmacı kendini tanıtmayı temel bir nezaket olarak görür ve bu adımı atlayan adamı eleştirir. Even eleştiriyi güçlendirir: eylem o kadar basit veya doğal bir beklentidir ki yapılmaması özellikle hayal kırıklığı yaratır. Buradaki bother to, bir şeyi yapmak için çaba göstermek anlamındadır; birisi tarafından rahatsız edilmek anlamında değildir.
Alıştırma
Şikâyeti hedef yapıyla tamamlayın: He ____ read the instructions before asking for help.
Cevabı göster
didn't even bother to
this boy has to have one of these computers.
3:15bu çocuğun bu bilgisayarlardan birine sahip olması gerekiyor.
taught himself how to program: kendi kendine programlama öğrenmek
taught himself how to program ifadesinde himself, özne olan Elon'ı gösterir. teach oneself how to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir yöntemi veya beceriyi doğrudan bir başkasından ders almadan, büyük ölçüde kendi çabasıyla öğrenmek anlamına gelir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I taught myself, she taught herself ve they taught themselves. how to bölümü öğrenilen becerinin ne olduğunu belirtir. Kendi kendine öğrenmek, kitaplardan, videolardan veya başka kaynaklardan yararlanılmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Kendi kendine öğrenme kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Without taking a class, Maya ____ use the design software.
Cevabı göster
taught herself how to
He scored an A+ on an aptitude test for programming and operating a computer
3:27Pretoria Üniversitesi'ne kısa bir süre devam ederken
when he briefly attended the University of Pretoria.
3:31programlama ve bilgisayar kullanma yetenek testinden A+ aldı.
because the university had never seen such a high score.
3:36çünkü üniversite daha önce böyle yüksek bir puan görmemişti.
it may have appeared Elon had a happy childhood,
3:40Elon'un mutlu bir çocukluk geçirdiği düşünülse de,
thanks in large part to: büyük ölçüde ... nedeniyle
thanks in large part to önemli bir nedeni belirtir. Burada Errol'ın, Elon'ın çocukluğunu sefil olarak tanımlamasının başlıca nedenlerinden biri olduğu anlamına gelir. in large part “büyük ölçüde” demektir ve başka nedenlerin de bulunmasına imkân tanır. thanks to her zaman minnettarlık bildirmez veya olumlu bir şeyi açıklamaz. Olumsuz bir sonuçla kullanıldığında nedeni tarafsız biçimde açıklayabilir ya da eleştirel ve sorumluluk yükleyen bir ton taşıyabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, olumsuz bir sonucun önemli bir nedenini belirtmek için thanks in large part to ifadesini kullanıyor?
- The storm was severe, but it played no part in the cancellation.
- We thanked the band after the outdoor concert.
- The outdoor concert was canceled, thanks in large part to the storm.
Cevabı göster
The outdoor concert was canceled, thanks in large part to the storm.
She left what she described as an abusive relationship.
3:52Maye, istismarcı bir ilişki olarak tanımladığı durumu geride bıraktı.
She said she'd cry when one of the kids spilled milk
3:57Çocuklardan biri süt döktüğünde ağlayacağını söyledi,
She worked several jobs to support her three children,
4:02Üç çocuğuna bakmak için birkaç işte çalıştı,
and cooked cheap and nutritious meals for them like bean stews.
4:06ve onlara fasulye yahnisi gibi ucuz ve besleyici yemekler pişirdi.
and decided to move in with him in a suburb of Johannesburg. Öbek fiiller
4:13ve onunla birlikte Johannesburg'un bir banliyösüne taşınmaya karar verdi.
move in with someone: biriyle yaşamaya başlamak
“Move in with someone”, yaşadığınız yeri değiştirip o kişiyle aynı evde yaşamaya başlamak demektir. Bu cümlede Elon babasıyla aynı evde yaşamayı seçiyor; ifade yalnızca babasının evine girmek anlamına gelmez. Kalıp move in with + kişi şeklindedir. in, öbek fiilin bir parçasıdır; with ise evine veya hanesine katıldığınız kişiyi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi bu notta öğretilen ve “biriyle aynı evi paylaşmaya başlamak” anlamına gelen üç sözcüklük ifadeyle tamamlayın: After my lease ended, I decided to ____ my cousin.
Cevabı göster
move in with
It was a decision he would come to regret. Kalıp ifadeler
4:17Bu, ileride pişman olacağı bir karardı.
come to regret: sonradan pişman olmak
“Come to regret”, zaman ve deneyim bakış açınızı değiştirdikten sonra pişmanlık duymaya başlamak demektir. Bu değişim anında gerçekleşmiş gibi sunulmaz. “Would come to regret” yapısında would, geçmişteki bir andan ileriye bakar: önce karar verilir, pişmanlık ise daha sonra ortaya çıkar. Bu kullanım geçmişe dönük değerlendirmelerde ve ileride olacakları önceden sezdiren anlatımlarda yaygındır.
Alıştırma
“It was a decision he would come to regret” cümlesinde pişmanlık ne zaman gelişir?
- Hemen, kararın verildiği anda.
- Daha sonra, biraz zaman geçtikten sonra.
- Hiçbir zaman ortaya çıkmaz.
Cevabı göster
Daha sonra, biraz zaman geçtikten sonra.
My dad will have a carefully thought-out plan of evil.
4:25Babamın dikkatlice düşünülmüş şeytani bir planı olur.
Almost every crime you can possibly think of, Dilbilgisi
4:30Aklınıza gelebilecek hemen hemen her suçu
Almost every crime you can possibly think of: son derece geniş bir kapsam
Almost every crime, vurgulanan isim öbeğidir. crime sözcüğünden sonra gelen you can possibly think of ilgi cümleciği, hangi suçların kastedildiğini sınırlar: dinleyicinin aklına getirebileceği herhangi bir suç. Nesne görevindeki ilgi zamiri düşürülmüştür: you can possibly think of [that crime]. Daha nötr sözcük dizimi He has done almost every crime you can possibly think of olurdu. Uzun nesneyi cümlenin başına taşımak, kapsamı özellikle geniş ve ifadeyi daha güçlü gösterir. Almost, istisnasız her suçun dahil olduğu yönünde kesin bir iddiayı önler; ancak cümlenin bütünü yine de belgelenmiş bir liste değil, güçlü bir retorik abartıdır.
Alıştırma
Hangi cümle çok geniş bir kapsamı vurgulamak için aynı yapıyı kullanıyor?
- The team possibly thought about a solution after every test.
- Almost every solution you can possibly think of, the team has already tested.
- Almost every solution was possible because the team had already tested it.
Cevabı göster
Almost every solution you can possibly think of, the team has already tested.
Almost every evil thing you could possibly think of,
4:33Aklınıza gelebilecek hemen hemen her kötülüğü
but says he wasn't physically violent toward him.
4:41ancak kendisine fiziksel şiddet uygulamadığını söylüyor.
Allegedly: doğrulanmamış bir suçlamayı belirtmek
Allegedly, “kanıtlanmamış bir iddia veya suçlamaya göre” anlamına gelir. Burada what his father had done ifadesini niteler; böylece anlatıcı tartışmalı bir suçlamayı kesinleşmiş bir gerçek olarak sunmadan aktarır. Bu sözcük kanıt bakımından mesafe yaratır: bilginin anlatıcının doğrudan bilgisine değil, bir iddiaya dayandığını gösterir. Sözcüğün kendisi iddianın doğru ya da yanlış olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede allegedly, doğrulanmamış bir suçlamayı belirtmek için kullanılıyor?
- The manager reportedly plans to speak tomorrow, according to the newspaper.
- Investigators say the manager allegedly destroyed the files, but the claim has not been proven.
- The manager apparently left early; her office is empty.
Cevabı göster
Investigators say the manager allegedly destroyed the files, but the claim has not been proven.
He said he once shot and killed three people who broke into his home Öbek fiiller
4:46Bir keresinde evine zorla giren üç kişiyi vurarak öldürdüğünü
and was later cleared of all charges on the grounds of self-defense. Kelime
4:50ve daha sonra nefsi müdafaa gerekçesiyle tüm suçlamalardan aklandığını söyledi.
“broke into his home”: break into + yer
Burada broke into his home, “evine yasa dışı olarak, genellikle zor kullanarak girdiler” anlamına gelir. Break into bir öbek fiildir; bu nedenle anlamı yalnızca “bir şeyi kırarak zarar vermek” değildir. Nesne bir yerse yapı break into + yer şeklindedir: someone broke into a house, car, or office. Geçmiş zamanda break, broke olur; into ise değişmez.
Alıştırma
“Yasa dışı olarak, genellikle zor kullanarak girdi” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Thieves ____ the office during the night.
Cevabı göster
broke into
Genel bir hukuki sonuç olarak “cleared of all charges”
Bu cümlede was later cleared of all charges, kişinin kendisine yöneltilen bütün cezai suçlamalardan resmî olarak kurtulduğu anlamına gelir. Cleared, edilgen be cleared of + charge(s) yapısının bir parçasıdır. Bu ifade hukuki sonucu bildirir, ancak izlenen kesin süreci açıklamaz. Suçlamalar geri çekilmiş, reddedilmiş veya hukuki bir kararla geçersiz bulunmuş olabilir; ifade tek başına bildirilen bütün olayların hiç yaşanmadığını da kanıtlamaz.
Alıştırma
Maya'nın artık hiçbir suçlamayla karşı karşıya olmadığını, kesin hukuki süreci belirtmeden genel bir sonuç olarak anlatan cümle hangisidir?
- The charges against Maya were dropped.
- Maya was cleared of all charges.
- Maya was found not guilty at trial.
Cevabı göster
Maya was cleared of all charges.
on the grounds of: resmî bir karar gerekçesi
“on the grounds of self-defense” ifadesindeki on the grounds of, “…… gerekçesiyle” veya “…… temelinde” anlamına gelir. Kişinin tüm suçlamalardan aklanması kararının belirtilen dayanağını sunar. Burada grounds, fiziksel arazi değil, “gerekçe” veya “dayanak” anlamındaki çoğul bir isimdir. İfade yalnızca öne sürülen nedeni belirtir; bu nedenin doğru veya ikna edici olduğunu tek başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “because of” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The visa was refused ____ incomplete documentation.
Cevabı göster
on the grounds of
He also had a child with his stepdaughter Jana Bezuidenhout from another marriage.
4:54Ayrıca başka bir evliliğinden olan üvey kızı Jana Bezuidenhout'tan da bir çocuğu oldu.
He said his stepdaughter turned to him for comfort after a breakup with her boyfriend Öbek fiiller
4:58Erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra üvey kızının teselli için kendisine geldiğini
and the child was conceived in the heat of the moment. Deyimler
5:02ve o anın hararetiyle çocuğa hamile kalındığını söyledi.
turned to him for comfort: teselli için ona başvurmak
“turned to him for comfort” ifadesindeki turn to someone, zor bir zamanda o kişiden yardım veya destek istemek anlamına gelir. Fiziksel olarak yön değiştirmekten söz etmez. Kalıp turn to + kişi veya kaynak + for + ihtiyaç duyulan şey biçimindedir; turn to a friend for advice buna örnektir. Burada for comfort, ona başvurmanın amacını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi turn to ... for kalıbını geçmiş zamanda kullanarak tamamlayın: When Omar felt unsure, he ____ his coach ____ guidance.
Cevabı göster
turned to · for
In the heat of the moment: güçlü duyguyla yapılan dürtüsel eylem
Burada in the heat of the moment, duygu ve dürtülerin olağanüstü güçlü olduğu bir anda sonuçları dikkatle düşünmeden hareket etmek anlamına gelir. Heat mecazidir; gerçek sıcaklığı anlatmaz. İfade, eylemi planlanmamış ve kısa süreli güçlü bir duygunun etkisiyle yapılmış gibi sunar. Bu aktarılan anlatımda, olanları bağımsız olarak doğrulamak yerine Errol'ın açıklamasını verir. Bir dürtüyü açıklamak sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Hangi durum in the heat of the moment ifadesine en iyi uyar?
- Hararetli bir tartışma sırasında biri sonuçları düşünmeden mesaj gönderir.
- Seçenekleri bir hafta boyunca karşılaştırdıktan sonra biri sakin biçimde plan yapar.
- Oda çok sıcak olduğu için biri pencereyi açar.
Cevabı göster
Hararetli bir tartışma sırasında biri sonuçları düşünmeden mesaj gönderir.
Errol has spoken out against Elon's portrayal of him, Öbek fiiller
5:05Errol, Elon'un kendisini bu şekilde tasvir etmesine karşı çıkarak,
Spoken out against: kamuoyu önünde karşı çıkmak
Spoken out against, speak out against ifadesinin present perfect biçimidir. Speak out bir görüşü kamuoyu önünde ve kararlı biçimde ifade etmek anlamına gelir; against ise karşı çıkılan kişiyi, iddiayı, eylemi veya politikayı belirtir. Burada Errol, yalnızca özel olarak aynı fikirde olmamak yerine Elon'ın kendisini tasvir etme biçimine kamuoyu önünde karşı çıkmıştır. Kalıp, speak, spoke veya spoken out against ardından bir isim ya da -ing biçimi getirilerek kurulur. Has spoken out yapısında present perfect, önceki kamuya açık tepkiyi mevcut tartışmayla bağlantılı hâle getirir.
Alıştırma
Hangi eylem bir yasaya karşı spoken out against örneğidir?
- Bir bilim insanı yasayı desteklemek için kamuya açık bir kampanya yürütür.
- Bir bilim insanı özel olarak bir yasadan kuşku duyar ancak bunu kimseye söylemez.
- Bir bilim insanı televizyonda yayımlanan bir röportajda yeni bir yasayı kamuoyu önünde eleştirir.
Cevabı göster
Bir bilim insanı televizyonda yayımlanan bir röportajda yeni bir yasayı kamuoyu önünde eleştirir.
get over himself: sert bir eleştiri
Get over oneself deyimi, kişinin kendisinin, duygularının veya öneminin gereğinden fazla ilgi görmesi gerekiyormuş gibi davranmayı bırakması anlamına gelir. Burada himself, he öznesiyle uyumludur. He needs to get over himself cümlesinde konuşan kişi gerçek bir engeli aşmaktan söz etmez. Onun kendini fazla önemli gördüğünü, kendine acıdığını veya kendisine aşırı odaklandığını söyleyen sert bir yargıda bulunur.
Alıştırma
“He needs to get over himself” en doğal olarak ne anlama gelir?
- Fiziksel bir hastalıktan iyileşmesi gerekiyor.
- Bir engeli tek başına aşması gerekiyor.
- Kendisinin veya duygularının olağanüstü derecede önemliymiş gibi davranmayı bırakması gerekiyor.
Cevabı göster
Kendisinin veya duygularının olağanüstü derecede önemliymiş gibi davranmayı bırakması gerekiyor.
hit back: eleştiri veya saldırıdan sonra karşılık vermek
Hit back, saldırıya veya eleştiriye uğradıktan sonra misilleme yapmak ya da güçlü biçimde karşılık vermek anlamına gelir. Karşılık sözlü, hukuki, siyasi veya fiziksel olabilir; yalnızca hit fiili biçimi belirlemez. I'm not going to hit back cümlesinde konuşan kişi karşı saldırıda bulunmayacağını veya sert bir karşılık vermeyeceğini söyler. İfade bu tepkiyi tarafsız bir yanıt olarak değil, çatışmanın bir parçası olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede hit back fiziksel olarak vurmak yerine eleştiriye karşılık vermek anlamında kullanılmıştır?
- He stepped back to avoid the door.
- He hit the ball back across the net.
- After the newspaper criticized her plan, the mayor hit back with a detailed statement.
Cevabı göster
After the newspaper criticized her plan, the mayor hit back with a detailed statement.
I'm going to wait until he comes to his senses. Deyimler
5:14Aklı başına gelene kadar bekleyeceğim.
comes to his senses: yeniden mantıklı düşünmeye başlamak
Come to one's senses, yeniden açık ve mantıklı düşünmeye başlayıp aptalca ya da makul olmayan bir davranışı bırakmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada comes, he öznesine uyar; his de he'ye gönderme yapar. He comes to his senses dendiğinde konuşan kişi, diğer kişinin mevcut tutumunu mantıksız olarak sunar. Bu ifade görme, işitme ya da diğer fiziksel duyuların geri gelmesi anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi come to one's senses ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Nina knows the plan is reckless, but I hope she ____ before she signs the contract.
Cevabı göster
comes to her senses
By the time Elon came to live with him after the divorce,
5:20Boşandıktan sonra Elon onunla yaşamaya geldiğinde,
Errol claimed he was making a lot of money in emerald mining.
5:23Errol zümrüt madenciliğinden çok para kazandığını iddia ediyordu.
Business Insider reported that Errol owned half of an emerald mine in Zambia.
5:26Business Insider, Errol'un Zambiya'daki bir zümrüt madeninin yarısına sahip olduğunu bildirdi.
"We had so much money we couldn't even close our safe."
5:34"O kadar çok paramız vardı ki kasamızı bile kapatamıyorduk."
ending up with a hundred thousand dollars in student debt, Öbek fiiller
5:44sonunda yüz bin dolar öğrenci borcuyla baş başa kaldığını
and couldn't afford a second computer at his first company,
5:47ve ilk şirketinde ikinci bir bilgisayar alacak gücü bile olmadığını tweetledi,
work his way through college: ücretli çalışarak eğitim masraflarını karşılamak
Work one's way through college, üniversiteyi tamamlarken işlerde çalışıp kazanılan parayla kendi masraflarını karşılamak demektir. Eğitimi maddi açıdan mümkün kılan sürekli emeği vurgular. Bu cümlede work, had to ifadesinden sonra yalın fiil biçiminde kalır; his ise erkek özneyle uyumludur. İfade, ödevleri tamamlamak ya da bir ders programında adım adım ilerlemek anlamına gelmez.
Alıştırma
İkinci cümleyi work one's way through college ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Lena graduated last year. She ____, taking evening shifts to pay her tuition.
Cevabı göster
worked her way through college
ending up with: sonunda bir sonuçla kalmak
Ending up with, bir süreçten veya bir dizi olaydan sonra sonunda bir şeye sahip olmak ya da onunla uğraşmak zorunda kalmak demektir. Buradaki sonuç, büyük miktarda öğrenci borcu taşımaktır. Ending biçimindeki -ing, bu sonucu üniversite boyunca çalıştığına ilişkin önceki ifadeye bağlar. Bu kalıp çoğu zaman sonucu plansız, şaşırtıcı veya beklenenden daha olumsuz gösterir; ancak tarafsız ya da olumlu sonuçlar için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi end up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the repairs, Leo ____ a bill much larger than he expected.
Cevabı göster
ended up with
He said when he emigrated from South Africa to North America,
5:50Güney Afrika'dan Kuzey Amerika'ya göç ettiğinde,
he only had two thousand dollars in his pocket.
5:53cebinde sadece iki bin doları olduğunu söyledi.
Elon's goal was always to end up in the United States,
5:56Elon'un hedefi her zaman teknoloji dünyasındaki tüm heyecan verici gelişmelerin yuvası olan
the home of all the exciting developments in technology.
5:59Amerika Birleşik Devletleri'ne gitmekti.
Elon was just 17 years old when he arrived in Canada,
6:06Elon Kanada'ya vardığında henüz 17 yaşındaydı;
made his way here to Toronto: bir hedefe ulaşmak
Made his way here to Toronto, onun yolculuk ederek sonunda Toronto'ya ulaştığı anlamına gelir. Make one's way to, basit go fiiline kıyasla yolculuğu, çabayı veya aşamalı ilerlemeyi daha çok vurgular; gerçekten bir yol yaptığı anlamına gelmez. Here, konuşanın mevcut konumundan veya önceden belirlenmiş bir bakış açısından Toronto'yu gösterir. İyelik sözcüğü özneyle eşleşmelidir: I made my way, she made her way ve they made their way.
Alıştırma
Cümleyi make one's way to yapısının geçmiş zaman biçimi ve doğru iyelik sözcüğüyle tamamlayın: After the concert, Nina ____ the subway station through the crowd.
Cevabı göster
made her way to
They lived for a time at 4000 Yonge Street in this rent-controlled apartment. Kültür
6:19Bir süre 4000 Yonge Caddesi'ndeki bu kira kontrollü dairede yaşadılar.
rent-controlled apartment: yasal kira denetimine tabi konut
Rent-controlled apartment, kiranın ne zaman veya ne kadar artırılabileceğini sınırlayan bir yasa ya da politikaya tabi kiralık konuttur. Bileşik sıfat rent-controlled, dairenin hukuki veya düzenleyici statüsünü açıklar. Bu cümlede ifade, barınma sistemi ve ekonomik durum hakkında bağlam ekler: burası ev sahibinin kirayı kendi isteğiyle sabit tuttuğu bir yer değil, düzenlemeye tabi bir kiralık konuttu.
Alıştırma
Hangi ifade rent-controlled apartment kavramını doğru açıklar?
- Bu tür tüm dairelerde dünyanın her yerinde tamamen aynı kurallar uygulanır.
- Geçerli kurallar kira artışlarını sınırlar.
- Kiracı hiçbir zaman kira ödemek zorunda değildir.
- Ev sahibi kirayı düşük tutacağına gayriresmî olarak söz verir.
Cevabı göster
Geçerli kurallar kira artışlarını sınırlar.
wish him well: başarılı olmasını içtenlikle istemek
Wish someone well, birinin başına iyi şeyler gelmesini veya başarılı olmasını içtenlikle istemek demektir. Bu nedenle His father did not wish him well, yalnızca sözlü olarak iyi şanslar dilenmemesini değil, iyi niyet ve destek eksikliğini anlatır. Bu ifadede well, genel olarak hayatta iyi bir sonuç elde etmeyi belirtir. Kişinin o anda sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “onun başarılı olmasını içtenlikle istemek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: Leo chose a different path, but I still ____.
Cevabı göster
wish him well
Errol didn't think his son would make much of himself. Deyimler
6:29Errol oğlunun pek başarılı olamayacağını düşünüyordu.
not make much of himself: hayatta pek başarılı olamamak
Olumsuz didn't think ... would make much of himself yapısında, make much of oneself “hayatta büyük başarılar elde etmek” ya da “kayda değer ölçüde başarılı olmak” demektir. Dönüşlülük zamiri kişiye göre herself, ourselves vb. biçiminde değişir. Bu ifade, birinin gelecekteki potansiyeli hakkında yargı bildirir; kişiyi kelimenin gerçek anlamıyla “yapmak” demek değildir. Buradaki olumsuz öngörü, sonraki başarıyı özellikle ironik gösterir.
Alıştırma
'His relatives never thought he would make much of himself,' cümlesinde make much of himself ne demektir?
- Bir konuyu son derece önemli görmek
- Hayatta başarılı olmak
- Aynı etkinliği yapmaya devam etmek
Cevabı göster
Hayatta başarılı olmak
Elon said his father told him he'd be back in South Africa in three months
6:32Elon, babasının ona üç ay içinde Güney Afrika'ya döneceğini
went on to + fiilin yalın hâli: sonraki önemli eylem
went on to + fiilin yalın hâli, önceki bir aşamadan sonra gerçekleşen daha sonraki ve farklı bir eylemi anlatır. Sonraki eylemi çoğu zaman dikkat çekici bir gelişme veya başarı olarak öne çıkarır. Geçmiş zaman biçimi went, tamamlanmış bir zaman çizgisine uyar; to found ise mastardır: went on to found. Bu cümlede ifade, anlatıyı onun hakkındaki önceki düşük değerlendirmeden daha sonra elde ettiği başarılara taşır.
Alıştırma
go on to do yapısının geçmiş zaman biçimini kullanın. Cümleyi tamamlayın: After publishing her first article, Lena ____ write a best-selling book.
Cevabı göster
went on to
found and run: şirket kurmak ve yönetmek
Burada found, "kurmak" anlamındaki yalın fiil biçimidir; run ise "yönetmek veya işletmek" demektir. Mastar işaretleyicisi to, bağlanan iki fiili de kapsar: to [found and run] two companies. İki fiil farklı aşamaları anlatır: şirketleri kurmak ve ardından faaliyetlerini yönetmek. Buradaki found, find fiilinin geçmiş zamanı değildir; run da fiziksel olarak koşmayı anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki "kurmak ve yönetmek" anlamına gelen iki yalın fiille tamamlayın: After graduation, Noor hopes to ____ a technology company.
Cevabı göster
found and run
Some have suggested that Musk's image as the savior of humanity
6:46Bazıları, Musk'ın dünyanın sürdürülebilir enerjiye geçişini hızlandırarak
by accelerating the world's transition to sustainable energy
6:50ve Mars'ı kolonileştirmeye çalışarak
might stem from his childhood pain. Kalıp ifadeler
6:55çocukluk yıllarındaki acılarından kaynaklanabileceğini öne sürüyor.
stem from: olası bir temel nedeni göstermek
Stem from, özellikle bir durumun, örüntünün veya sorunun altında yatan kaynağı belirtirken "kaynaklanmak" ya da "nedeni olmak" anlamına gelir. Yaygın yapı sonuç veya durum + stem from + kaynak biçimindedir. Burada Some have suggested ve might, açıklamanın kesin değil, ihtimale dayalı olduğunu gösterir. Cümle olası bir nedeni aktarır; bu nedenin kanıtlandığını söylemez.
Alıştırma
"The errors might stem from an outdated setting," cümlesinde stem from ne anlama gelir?
- Ayar, hatalar tarafından oluşturulmuştur.
- Hatalar güncel olmayan bir ayardan kaynaklanıyor veya bu ayar nedeniyle oluşuyor olabilir.
- Ayar güncellendiğinde hatalar kesinlikle ortadan kalkacaktır.
- Hatalar ayarın içinde bulunmuştur.
Cevabı göster
Hatalar güncel olmayan bir ayardan kaynaklanıyor veya bu ayar nedeniyle oluşuyor olabilir.
trauma bond: zarar verici bir ilişkide güçlü bağlılık
Bu alıntıda trauma bond, tekrarlanan zararların ve korku, sıkıntı, rahatlama ya da şefkat döngülerinin şekillendirdiği bir ilişki içinde oluşan güçlü duygusal bağlılığı ifade eder. Yalnızca iki kişinin aynı travmayı yaşadığı için yakınlaşması anlamına gelmez. Yazar burada terimi, Musk'ın dünya görüşünü yorumlamak için bir bakış açısı olarak kullanıyor; doğrulanmış bir klinik tanı sunmuyor. Bir yorumda psikoloji terimi geçtiğinde, onu kanıtı ve kapsamı hâlâ kontrol edilmesi gereken bir iddia olarak okuyun.
Alıştırma
Burada öğretilen özel anlamıyla hangi durum en iyi trauma bond olarak tanımlanır?
- İki arkadaş aynı depremden sağ çıktıktan sonra yakınlaşır.
- Bir kişi, kendisine tekrar tekrar zarar veren, ardından teselli sunup değişeceğine söz veren partnerine güçlü biçimde bağlı kalır.
- Bir ekip zor bir projeyi tamamladıktan sonra birlik hisseder.
Cevabı göster
Bir kişi, kendisine tekrar tekrar zarar veren, ardından teselli sunup değişeceğine söz veren partnerine güçlü biçimde bağlı kalır.
creation against destruction ... useful versus harmful ... defending the world against evil: paralel karşıtlıklar
Yazar açıklamayı üç paralel karşıtlıkla düzenliyor: creation against destruction, being useful versus harmful ve defending the world against evil. Her birim, değer verilen bir eylemi veya rolü olumsuz bir güç ya da sonuçla yan yana getiriyor. Tekrarlanan bu karşıtlık, karmaşık bir dünya görüşünü takip edilmesi kolay bir çatışmalar dizisine sıkıştırıyor. Against, versus ve against farklı kelimeler kullansa da aynı düzenleme görevini üstleniyor; daha sonra tekrarlanan of ifadeleri de ikinci ve üçüncü birimi birbirine bağlıyor. Bu yapı, yazarın dünya görüşünü çerçeveleme biçimidir; ayrı ayrı kanıtlanmış üç gerçek değildir.
Alıştırma
Bir savı düzenlemek için açık ve üç parçalı paralel karşıtlık kullanan cümle hangisidir?
- We must choose between speed and delay, protecting privacy versus exposing data, and whether costs rise.
- The plan is fast, privacy matters, and it may cost more later.
- She framed the plan as speed versus delay, privacy versus exposure, and short-term cost versus long-term value.
Cevabı göster
She framed the plan as speed versus delay, privacy versus exposure, and short-term cost versus long-term value.
and go where no man or woman has gone before? Kültür
7:12ve daha önce hiçbir erkek veya kadının gitmediği yerlere gideceğine inanıyor mu?
Star Trek göndermesi olarak go where no man or woman has gone before
Bu ifade, Star Trek’in ünlü görev bildirisini, özellikle de where no man has gone before sözünü bilinçli olarak çağrıştırır. Bu cümlede go where ... has gone before, daha önce hiçbir insanın ulaşmadığı veya keşfetmediği bir yere gitmek demektir. no man ifadesinin no man or woman olarak değiştirilmesi, göndermeyi açıkça kapsayıcı hâle getirir. Sıradaki konu Mars olduğu için bu gönderme, succeed sözcüğüne sıradan bir varış noktasından söz etmek yerine büyük ve öncü bir uzay keşfi havası katar.
Alıştırma
Vurgulanan ifade soruya temel olarak ne katıyor?
- Başarıyı insanlığın öncü bir kazanımı olarak sunan bilim kurgu keşfi göndermesi
- Yolculuğa yalnızca ailesindeki erkek ve kadınların katılabileceği iddiası
- Oğlun izlemeyi planladığı kesin güzergâhın sorulması
Cevabı göster
Başarıyı insanlığın öncü bir kazanımı olarak sunan bilim kurgu keşfi göndermesi
it's unlikely Elon would take his father along for the ride. Deyimler
7:22Elon'un babasını bu yolculuğa yanında götürmesi pek olası değil.
along for the ride: liderlik etmeden eşlik etmek
Along for the ride, gerçek anlamıyla bir yolculukta birine eşlik etmek demek olabilir. Mecazi olarak ise bir etkinliğe veya deneyime katılmak fakat onu yönetmemek ya da başrolü üstlenmemek anlamına gelir. Burada take his father along for the ride her iki anlamı da etkinleştirir: uzay yolculuğu imgesi ride sözcüğünü gerçek anlamlı gösterirken asıl anlatılan, Elon’ın babasını gelecek planlarına dâhil etmesinin pek olası olmadığıdır. İfade, Mars konusunu aralarındaki mesafeye ilişkin bir yoruma dönüştürür.
Alıştırma
Cümleyi “deneyime katılmak ancak kararları vermemek” anlamındaki deyimle tamamlayın: Nina led the project, and I was just ____.
Cevabı göster
along for the ride
Bir ilişki gerginliğini koruyor
Bu cümlede their relationship remains strained, çözülmemiş bir çatışma yüzünden ilişkinin hâlâ gergin, rahatsız edici veya sorunlu olduğu anlamına gelir. Buradaki strained, fiziksel bir incinmeyi ya da bir sıvıyı süzmeyi değil, kişiler arası bir durumu anlatır. Özne + remain + sıfat yapısı, bir durumun devam ettiğini gösterir. Remains, gerginliğin ortadan kalkmadığını; strained ise devam eden durumun ne olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi remain strained ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Despite several attempts to reconcile, their relationship ____.
Cevabı göster
remains strained