Temel gelir, açıklandı: İngilizce çalışma notları
Vox
Video özeti: Temel gelir; yoksulluk, ABD siyasetindeki geçmişi ve hâlâ tartışılan deneylerle ilişkilendiriliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. let alone — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: yoksulluğu zar zor anlamaktan harekete geçecek araçlara bile sahip olmamaya geçişi görün; ikinci durum daha da güçtür. 2. One thing that gets lost is that — Söylem, anlatı ve retorik: unutulan bir olguyu geri getiren, savı yönlendiren ve politikanın eskiden ana akım olduğunu gösteren çerçeveyi tanıyın. 3. thought up / thought of — Öbek fiiller: yeni çözüm tasarlamak ile bir fikri akla getirmeyi ayırın, kapanıştaki karşıtlığı okuyun ve up ile of ögelerini gelişigüzel değiştirmeyin.
Bu derste
There's always this tone when you read articles about poverty
0:01Yoksullukla ilgili yazıları okurken hep şöyle bir üslupla karşılaşırsınız
let alone like have the tools to deal with. Notlar
0:08ve onunla başa çıkacak araçlarımız bile yokmuş gibi.
intractable problem: son derece zor, ancak mutlaka imkânsız değil
Bu cümlede an intractable problem, sıradan çözüm girişimlerine direndiği veya kolay bir çaresi olmadığı için çözülmesi son derece zor olarak sunulan bir sorundur. İfade, difficult problem ifadesinden daha güçlü ve daha resmîdir. Intractable, bir sorunun mantıksal olarak kesinlikle çözülemez olduğu anlamına gelmez. Konuşmacı burada yoksulluğu karamsar biçimde çerçeveleyen bir anlatımı aktarıyor; hiçbir şey yapılamayacağı sonucunu desteklemiyor.
Alıştırma
Tekrarlanan çözüm girişimlerine direnmiş, çözülmesi son derece zor fakat mutlaka imkânsız olmayan bir konuyu en iyi hangi ifade anlatır?
- an impossible problem
- a difficult problem
- an intractable problem
Cevabı göster
an intractable problem
let alone: daha zor olan ikinci olasılığı belirtmek
Let alone, olumsuz veya güçlü biçimde sınırlandırıcı bir ifadeden sonra iki olasılığı birbirine bağlar. İkinci olasılık, ilkine göre daha da az muhtemel, daha zor ulaşılabilir veya daha fazla çaba gerektiren bir durum olarak sunulur. Burada barely understand daha düşük eşiği belirlerken have the tools to deal with daha zor başarıyı belirtir. Yakındaki like, konuşma dilinde kullanılan bir dolgu sözcüğüdür ve yapının parçası değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp “olumsuz veya sınırlı ilk öğe + let alone + daha zor ikinci öğe” şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki hedef ifadeyle tamamlayın: She can barely boil an egg, ____ prepare a five-course meal.
Cevabı göster
let alone
deal with: zor bir sorunla başa çıkmak
Bu cümlede deal with, yoksulluk sorununu “ele almak, çözmeye çalışmak veya ona karşı harekete geçmek” anlamına gelir. Burada deal “ticaret yapmak” anlamında değildir; deal with sözcükleri birlikte hedef ifadeyi oluşturur. Nesne önceki tartışmadan anlaşıldığı için konuşmacı deal with sonrasında onu açıkça söylemez. Nesne belirtildiğinde olağan kalıp deal with + sorun, görev, durum veya kişi şeklindedir.
Alıştırma
Örnekte deal with ne anlama geliyor?
- sorunu ele almak veya sorunla ilgili harekete geçmek
- sorunla ticari bir anlaşmaya varmak
- sorunu başka bir şeyle takas etmek
Cevabı göster
sorunu ele almak veya sorunla ilgili harekete geçmek
We have the tools. It's called cash. — iddia ve ardından cevabı açıklama
İlk kısa cümle, toplumun yoksullukla mücadele edecek bir yolu olmadığı yönündeki önceki düşünceyi doğrudan reddeder. Tools burada mecazdır; fiziksel aletleri değil, kullanılabilir araçları veya çözümleri ifade eder. İkinci cümle, cevabın nakit olduğunu söyleyerek bu geniş iddiayı keskin bir açıklamaya dönüştürür. It, çoğul tools isminin sözcüğü sözcüğüne dil bilgisel karşılığı değildir; ihtiyaç duyulan aracı veya çözümü tek bir fikir olarak gösterir. İki kısa cümle mesajı önce karşı çıkış, ardından temel iddia şeklinde düzenler ve böylece sonuç kararlı duyulur.
Alıştırma
“We have the tools. It's called cash.” dizisi sav içinde ne yapıyor?
- Nakdin fiziksel bir aracın adı olduğunu belirtir.
- Önce hiçbir çözüm olmadığı iddiasını reddeder, ardından çözümün nakit olduğunu söyler.
- Konuyu yoksulluktan ticari bir işleme çevirir.
Cevabı göster
Önce hiçbir çözüm olmadığı iddiasını reddeder, ardından çözümün nakit olduğunu söyler.
but the problem with poverty is not having enough money. Dilbilgisi
0:18ama yoksulluğun temel sorunu yeterince paraya sahip olmamaktır.
Hükûmet planlarını anlatan “complicated schemes”
Bu cümlede “schemes”, hükûmetin yoksullukla mücadele etmek için tasarladığı düzenli planları veya sistemleri ifade eder. “Complicated”, bu planların birçok bölüm ya da prosedür içerdiğini anlatır; planların dolandırıcılık olduğu anlamına gelmez. Yine de bu ifade burada kuşkucu bir ton taşıyabilir. Ayrıntılı planlarla yeterli paranın olmaması gibi basit bir gerçek arasındaki karşıtlık, konuşanın resmî müdahaleyi gereğinden fazla karmaşık veya dolaylı bulduğunu düşündürür. Bu tutum yalnızca “scheme” sözcüğünden değil, özellikle “really complicated” ve “but” ifadelerinin bulunduğu bağlamdan kaynaklanır.
Alıştırma
Asıl cümlede “complicated schemes” büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Biraz kuşkucu biçimde anlatılan ayrıntılı hükûmet planları
- Hükûmetin yürüttüğü gizli suç amaçlı dolandırıcılıklar
- Koşulsuz ve basit nakit ödemeler
Cevabı göster
Biraz kuşkucu biçimde anlatılan ayrıntılı hükûmet planları
The problem with X is Y yapısı
“The problem with X is Y” yapısı, X'i değerlendirilen konu olarak adlandırır ve Y'yi onun temel kusuru veya altta yatan güçlüğü olarak sunar. Burada X “poverty”, Y ise “not having enough money” ulaç öbeğidir. “Is”ten sonra gelen Y bir isim öbeği, ulaç öbeği veya “that” yan cümlesi olabilir: “The problem with the route is the traffic”, “The problem with working remotely is feeling isolated” ya da “The problem with the route is that it takes too long”. Bu yapı, konudan konuşanın teşhisine geçerek açıklamayı düzenler.
Alıştırma
Hedef yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: “____ this laptop is that the battery drains too quickly.”
Cevabı göster
The problem with
The simplest solution when someone doesn't have enough money Dilbilgisi
0:22Birinin yeterince parası olmadığında en basit çözüm
The simplest solution ... is to + fiil
Cümlenin ana iskeleti “The simplest solution ... is to give them money” yapısıdır. “The simplest solution” ad öbeği öznedir; “is to + fiil” ise çözümü oluşturan eylemi belirtir. Koşulu anlatan “when someone doesn't have enough money” bölümü özne ile fiil arasına girer. Bu bölümü geçici olarak çıkarınca ana iskelet açıkça görülür. “is”e yakın olan “money”, when yan cümlesinin içindedir ve “is”in öznesi değildir.
Alıştırma
Dersteki çözüm kalıbının iki parçasıyla cümleyi tamamlayın: ____ when the screen freezes ____ restart the device.
Cevabı göster
The simplest solution · is to
And so that's more or less the idea of the universal basic income. Notlar
0:26Evrensel temel gelir fikri de aşağı yukarı budur.
Evrensel temel gelir (UBI)
“Evrensel temel gelir” (UBI), bireylerin geniş ölçüde evrensel uygunluk kuralları kapsamında düzenli olarak temel bir nakit ödeme aldığı bir kamu politikası fikridir. “Evrensel” sözcüğü kapsam ilkesini anlatır: ödeme yalnızca maddi ihtiyacını kanıtlayabilen kişilerle sınırlı değildir. Bu ifade tek ve sabit bir programı değil, bir öneriler ailesini adlandırır. Tutar, sıklık, yaş ve ikamet koşulları ile diğer yardımlarla ilişkisi değişebilir. Bu nedenle altyazıdaki “para vermek” ifadesi basitleştirilmiş bir giriş olup tam bir tanım değildir.
Alıştırma
Burada kullanılan universal basic income ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Yalnızca kredi kontrolünden geçen işletmelere sunulan kredi
- Neredeyse herkesçe beğenilen herhangi bir politika
- Geniş ölçüde evrensel uygunluk kuralları kapsamında bireylere düzenli olarak yapılan temel nakit ödeme
Cevabı göster
Geniş ölçüde evrensel uygunluk kuralları kapsamında bireylere düzenli olarak yapılan temel nakit ödeme
Yaklaşık bir özet için more or less
Bu cümlede “more or less”, “kabaca” veya “genel olarak” anlamına gelir. Önceki basit açıklamanın evrensel temel gelir fikrinin özünü yakaladığını, ancak eksiksiz ve kesin bir tanım olmadığını gösterir. Bu ifade kesinlik derecesini azaltır: söylenen şey genel olarak doğrudur, ancak küçük farklılıklara veya atlanmış ayrıntılara yer bırakır. Burada özetin ne kadar doğru olduğunu belirtir; “daha fazla” ve “daha az” adlı iki miktarı karşılaştırmaz.
Alıştırma
“That's more or less the plan,” cümlesinde “more or less” ne anlama gelir?
- Bazı ayrıntılar farklı olabilse de plan kabaca budur.
- Plan hem daha büyük hem de daha küçük bir miktar içerir.
- Bu kesinlikle eksiksiz plandır.
Cevabı göster
Bazı ayrıntılar farklı olabilse de plan kabaca budur.
So lots of people have supported a basic income
0:28Bu yüzden birçok kişi temel geliri desteklemiştir
or guaranteed income or whatever you want to call it. Ton ve niyet
0:31ya da garantili geliri, artık adına ne derseniz deyin.
Whatever you want to call it: adı bir kenara bırakmak
“Whatever you want to call it”, adlandırmanın konuşmacının o andaki savı açısından önemli olmadığını gösterir. Konuşmacı “basic income” ve “guaranteed income” adlarını sunduktan sonra iki adı da kabul eder ve tartışmayı bunların ortak temel fikrine odaklar. Burada whatever, kabul edilebilir adlar arasında açık bir seçim sunar. Birden fazla ad aşağı yukarı aynı şeyi ifade ettiğinde bu kalıp kullanılabilir; konuşmacının adı unuttuğu anlamına gelmesi gerekmez.
Alıştırma
İki iş arkadaşı aynı süreç için farklı adlar kullanıyor ve siz adın önemli olmadığını söylemek istiyorsunuz. En uygun cümle hangisidir?
- What do you want to call it? I need one official name.
- You must call it by my preferred name.
- Whatever you want to call it, the process is the same.
Cevabı göster
Whatever you want to call it, the process is the same.
Martin Luther King endorsed one in his last book.
0:33Martin Luther King son kitabında bunu destekledi.
Milton Friedman, the libertarian economist ifadesindeki açıklayıcı eşleme
“Milton Friedman, the libertarian economist,” ifadesinde “the libertarian economist” ad öbeği, açıklayıcı ve kısıtlayıcı olmayan bir eşlemedir. Milton Friedman’ı başka bir adla belirtir ve onun kim olduğuna dair ek bilgi verir; ikinci bir kişiyi belirtmez. Cümlenin dil bilgisel omurgası “Milton Friedman outlined a specific plan for one.” şeklindedir. Eşleme ek bilgi sunduğundan, iki virgül arasındaki sözcükler çıkarıldığında cümle yine tamdır. Virgüllerle çevrili bu yapı, kişileri kısa ve öz biçimde tanıtırken sık kullanılır.
Alıştırma
Cümlede “the libertarian economist” ifadesinin dil bilgisel görevi nedir?
- outlined fiilinin doğrudan nesnesidir.
- Milton Friedman’ı yeniden adlandıran açıklayıcı bir eşlemedir.
- outlined eylemini gerçekleştiren ikinci bir öznedir.
Cevabı göster
Milton Friedman’ı yeniden adlandıran açıklayıcı bir eşlemedir.
İdeolojik bir etiket olarak libertarian economist
Burada “libertarian economist”, özellikle bireysel özgürlük, sınırlı devlet ve gönüllü alışveriş vurgusuyla özgürlükçü siyasi ve ekonomik düşüncelerle bağlantılı bir iktisatçı anlamına gelir. “Libertarian”, “economist” sözcüğünü niteler; yalnızca “özgürlüğü seven” anlamında genel bir övgü değildir. Bu etiket, izleyicinin planın farklı siyasi bakışlara sahip kişilerin ilgisini çektiğini fark edebilmesi için ideolojik bir konumu belirtir. Ana cümlenin dil bilgisini değiştirmek yerine Friedman’ın bakış açısını tanımlar.
Alıştırma
Burada “libertarian economist” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Siyasi etiketi otomatik olarak liberal ile aynı olan bir iktisatçı
- Kişisel olarak özgürlüğü seven herhangi bir iktisatçı
- Özgürlükçü siyasi ve ekonomik düşüncelerle ilişkilendirilen bir iktisatçı
Cevabı göster
Özgürlükçü siyasi ve ekonomik düşüncelerle ilişkilendirilen bir iktisatçı
outlined a specific plan: ana çerçeveyi sunmak
Burada outlined, “ana yapıyı veya temel noktaları sundu” anlamına gelen bir fiildir. Bu ifade, Friedman’ın plandan yalnızca söz etmediğini, plan için somut bir çerçeve açıkladığını belirtir. To outline a plan, her adımı tüm ayrıntılarıyla belirtmekten daha az detaylıdır. Ayrıca planın kabul edildiği veya uygulandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyi doğru zamanda kullanarak tamamlayın: At the briefing, the mayor ____ for improving bus service, naming the main stages but not every operational detail.
Cevabı göster
outlined a specific plan
avid proponent: son derece kararlı bir savunucu
An avid proponent, bir fikri veya politikayı büyük bir heyecan ve bağlılıkla destekleyen, çoğu zaman onu kamuoyu önünde savunan kişidir. Proponent; görüşler, öneriler ve amaçlar hakkındaki tartışmalarda kullanılan nispeten resmî bir sözcüktür. Burada desteklenen şey bağlamdan zaten anlaşıldığı için belirtilmemiştir. Avid kişinin desteğinin yoğunluğunu anlatır; görüşün doğru olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi hedef resmî ifadeyle tamamlayın: Because Lena campaigns for the measure and defends it at every hearing, she is an ____.
Cevabı göster
avid proponent
in America as recently as the 1970s. Kalıp ifadeler
0:47hem de ABD'de 1970'ler gibi yakın bir tarihte.
One thing that gets lost is that ... ile gözden kaçan bir gerçeği öne çıkarma
One thing that gets lost is that kalıbı, konuşmacının tartışma ilerledikçe gözden kaçtığını düşündüğü bir gerçeği sunar. Buradaki gets lost mecazidir: bilgi ortadan kaybolmamış, yalnızca dikkat odağından uzaklaşmıştır. İlk that, thing sözcüğünü niteleyen ilgi cümleciğini; ikinci that ise yeniden gündeme getirilen gerçeği başlatır. Bu kalıp, konuşmacının eksik bir anlatımı düzeltmesine ve gözden kaçan noktayı argümanın merkezine taşımasına olanak verir.
Alıştırma
Gözden kaçan bir gerçeği sunan kalıbın aynısıyla cümleyi tamamlayın: ____ the town had already tested the plan ten years earlier.
Cevabı göster
One thing that gets lost is that
mainstream political idea: ana akım siyasi fikir
mainstream political idea, yerleşik siyasi tartışmanın normal ve meşru bir parçası olarak ele alınan bir öneri veya inançtır. Bu cümlede ifade, fikrin 1970'lerde geleneksel Amerikan siyaseti içinde ciddi biçimde değerlendirildiğini ve yalnızca marjinal çevrelerle sınırlı olmadığını anlatır. Mainstream, fikrin doğruluğunu veya ahlaki değerini değil, kamusal ve kurumsal tartışmadaki konumunu tanımlar. Tek başına çoğu kişinin fikri desteklediği ya da fikrin yasalaştığı anlamına da gelmez.
Alıştırma
Örnekteki mainstream political idea ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Olağan siyasi tartışmanın meşru bir parçası olarak ele alınan fikir
- Hükümet tarafından zaten yürürlüğe konmuş önlem
- Neredeyse bütün seçmenlerce desteklenen fikir
Cevabı göster
Olağan siyasi tartışmanın meşru bir parçası olarak ele alınan fikir
as recently as + belirli bir zaman
Burada as recently as the 1970s, 1970'leri şaşırtıcı derecede yakın bir zaman sınırı olarak gösterir: Günümüzdeki bir dinleyici bunun yalnızca çok daha eski dönemlerde doğru olduğunu düşünebilse de fikir o dönemde hâlâ ana akımdı. Kalıp as recently as + belirli bir zaman veya dönem şeklindedir. Tek başına recently sözcüğünden farklı olarak bir olayın, durumun ya da kanıtın izlenebildiği açık bir zaman noktası verir ve bu noktanın beklenenden daha yakın olduğunu vurgular.
Alıştırma
2018'i bugüne şaşırtıcı derecede yakın gösteren hedef as ... as zaman ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The company still accepted fax orders ____ 2018.
Cevabı göster
as recently as
siyasi haberlerde pass a guaranteed minimum income
Bu siyasi bağlamda pass, önerilen bir yasanın yasama organında gerekli oyları veya resmî onayı almasını sağlamak anlamına gelir. Cümle, Nixon'ın garantili asgari gelir önerisini onaylatmaya çalıştığını söyler; geliri bizzat dağıttığı anlamına gelmez. Pass fiilinin en gerçek anlamdaki nesneleri bills ve laws sözcükleridir. Bir politika adı, o politikayı oluşturacak yasa tasarısı veya mevzuat yerine kısaltma olarak kullanılabilir; pass a guaranteed minimum income ifadesinde de bu olur.
Alıştırma
Bir tasarının yasama onayı almasını sağlamak anlamındaki fiille cümleyi tamamlayın: After months of debate, the legislature voted to ____ the housing bill.
Cevabı göster
pass
Got very close to passing: get close to + -ing yapısı
Bu konuşma parçasında özne, önceki cümleden anlaşılabildiği için düşürülmüştür. Anlaşılan özne Richard Nixon değil, garantili asgari gelir önerisidir. Got very close to passing, önerinin neredeyse kabul edildiğini ancak sonuçta kabul edilmediğini belirtir. get close to + isim/-ing yapısında to bir edattır; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimini alır: close to passing.
Alıştırma
Onayın neredeyse gerçekleştiğini ancak gerçekleşmediğini gösteren hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The plan got very ____.
Cevabı göster
close to passing
ran against him: seçimde birine karşı aday olmak
Burada run against someone, aynı seçilmiş makam için o kişiyle yarışan bir aday olmak anlamına gelir. George McGovern, Nixon'ın seçimdeki rakibiydi; ifade fiziksel olarak koşmayı ya da yalnızca onunla aynı fikirde olmamayı anlatmaz. Geçmiş zamanda run, ran biçimine dönüşür; bu nedenle ran against him, McGovern'ın kiminle yarıştığını belirtir. Against rakibi, for ise genellikle aday olunan makamı tanıtır.
Alıştırma
Cümleyi run against ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: In 2022, Lina ____ Omar for mayor.
Cevabı göster
ran against
Siyasi anlamda run on a platform
Siyasi haberlerde platform, bir adayın veya partinin seçmenlere sunduğu düzenli politika ve ilkeler bütünüdür. Burada on a platform, ran fiilini niteler ve McGovern'ın kampanyasını hangi politika gündemine dayandırdığını belirtir. Aktarılabilir kalıp run veya campaign on a platform that includes + öneri ya da on a platform of + politika hedefleri biçimindedir. Adayın nerede durduğunu veya dijital bir hizmeti değil, adaylığın neyi savunduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz siyasi kampanya ifadesiyle tamamlayın: The candidate ran ____ that included cheaper public transit.
Cevabı göster
on a platform
Jimmy Carter tried to pass a minimum income
1:01Jimmy Carter da bir asgari gelir düzenlemesini yasalaştırmaya çalıştı
But the point is this was a really mainstream idea. Anlatım akışı
1:05Ama asıl nokta, bunun gerçekten ana akım bir fikir olmasıydı.
Ana sonucu belirten the point is
The point is, destekleyici ayrıntıları sonlandırıp dikkati konuşmacının temel iddiasına yönelten bir söylem belirtecidir. Burada tarihî örneklerden sonra this was a really mainstream idea ifadesini dinleyicilerin aklında tutması gereken sonuç olarak çerçeveler. Konuşmacı özetlemek, yeniden odaklanmak veya tartışmanın yönünü düzeltmek için The point is, + cümlecik yapısını kullanabilir. Point burada fiziksel bir nokta veya konum değil, savın temel mesajı ya da amacı anlamındadır.
Alıştırma
Bu konuşmada the point is ne işe yarıyor? We have compared the prices, features, and delivery times. The point is, none of the options can arrive by Friday.
- Karşılaştırmanın amacını sorar.
- Listeye başka bir teslimat seçeneği ekler.
- Ayrıntılardan çıkarılan ana sonucu sunar.
Cevabı göster
Ayrıntılardan çıkarılan ana sonucu sunar.
The big one was that there were a bunch of experiments Anlatım akışı
1:14Bunların en önemlisi, yapılan bir dizi deneydi
that tried out a version of a basic income Öbek fiiller
1:16bu deneylerde temel gelirin bir türü sınanıyordu
in a bunch of different cities in the US and Canada.
1:20deneyler ABD ve Kanada'nın birçok kentinde yapıldı.
En önemli etkeni belirtmek için “The big one was that...”
“The big one”, daha önce belirtilmiş birkaç etken arasındaki en önemli veya en büyük etkiye sahip olanı ifade eder. “One” bu etkenlerden birine gönderme yapar; bir kişiyi ya da bir deneyi belirtmez. “The big one was that + yan cümle” kalıbı bilgileri önem sırasına koyar ve ardından that yan cümlesiyle etkenin ne olduğunu açıklar. Sonraki bilginin açıklamadaki en büyük ağırlığa sahip olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede “The big one was that” ne işe yarıyor?
- Özel bir ağırlığı olmayan ikincil bir örnek sunar.
- Daha önce belirtilen etkenlerden en önemlisini seçer ve içeriğini açıklar.
- Deneylerden birinin fiziksel olarak büyük olduğunu söyler.
Cevabı göster
Daha önce belirtilen etkenlerden en önemlisini seçer ve içeriğini açıklar.
“tried out”: uygulamada test etmek
“Experiments that tried out a version” ifadesinde “tried out”, mevcut bir sürümü nasıl çalıştığını görmek için uygulamada kullanmak anlamına gelir. “A version of a basic income” nesnesi, test edilen şeydir. Bu, ayrılabilen “try out” öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. İsim nesneyle hem “tried out the version” hem de “tried the version out” kullanılabilir; zamirle ise “tried it out” denir, “tried out it” denmez.
Alıştırma
“Uygulamada test etti” anlamındaki geçmiş zamanlı öbek fiille cümleyi tamamlayın: The clinic ____ a new scheduling system for two weeks before adopting it.
Cevabı göster
tried out
negative income tax: verginin ödemeye dönüştüğü durum
Negatif gelir vergisi, geliri belirlenmiş bir eşiğin altında kalan kişilere vergi sistemi aracılığıyla para ödeyen bir politikadır. Negative, hesaplanan verginin yönünü anlatır: kişi devlete ödeme yapmak yerine devletten ödeme alır. Bu cümlede terim, temel gelirin bir türü olarak denenen belirli bir sistem tasarımını adlandırır. Kesin gelir eşiği ve ödeme formülü değişebileceğinden, ifade tek başına evrensel ve değişmez bir kurallar bütünü anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede negative income tax ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- Yalnızca bir kişinin geliri negatif bir sayı olduğunda alınan vergi.
- Gelirden bağımsız olarak herkese eşit miktarda yapılan ödeme.
- Gelir eşiğinin altındaki kişilere vergi sistemi aracılığıyla destek ödeyen bir politika.
Cevabı göster
Gelir eşiğinin altındaki kişilere vergi sistemi aracılığıyla destek ödeyen bir politika.
where people will still argue about what the results actually said
1:25sonuçların gerçekte ne söylediği hâlâ tartışılıyor
to this day: geçmişten bugüne devamlılık
To this day, 'geçmişteki bir zamandan başlayıp şu ana kadar, bugün de dahil' anlamına gelir. Burada deneyin nasıl yorumlanması gerektiği konusundaki anlaşmazlığın uzun süredir devam ettiğini ve hâlâ çözülmediğini gösterir. İfade, geçmişte bilinen bir başlangıç noktasına bakar ve tek başına still sözcüğünden daha güçlü bir devamlılık vurgusu katar. Bir şeyin ilk kez bugün gerçekleştiği anlamına gelmez.
Alıştırma
'Geçmişten şu ana kadar' anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The case was opened in 1998 and remains unsolved ____.
Cevabı göster
to this day
What got reported ... was: özne görevindeki kaynaşık ilgi tümceciği
Bu cümlede what got reported and passed along by politicians, kaynaşık bir ilgi tümceciğidir. Buradaki what bir soru sözcüğü değildir; yaklaşık olarak the thing that, yani ‘bildirilen şey’ anlamına gelir. Tüm yan cümle was fiilinin dilbilgisel öznesidir. Kalıp What + edilgen aktarım tümceciği + was + yayılan içerik şeklindedir. Aktarım sürecini başa almak, kamuoyunda dolaşan iddiayı daha eksiksiz kanıtlardan ayırmaya yardımcı olur. was sonrasındaki no one's going to work if you implement this, dolaşıma giren belirli iddiadır.
Alıştırma
Özgün cümlenin doğru çözümlemesi hangisidir?
- what tümceciğinin tamamı öznedir ve was sonrasındaki tümcecik dolaşıma giren iddiayı verir.
- What doğrudan bir soru sorar ve was yanıtı başlatır.
- Politicians tüm cümlenin öznesidir ve what insanları ifade eder.
Cevabı göster
what tümceciğinin tamamı öznedir ve was sonrasındaki tümcecik dolaşıma giren iddiayı verir.
Passed along: bir şeyi başkalarına aktarmak
Burada passed along, bilginin daha fazla kişiye aktarıldığı veya iletildiği anlamına gelir. got sonrasında reported ile eş görevli kullanılmıştır: bilgi siyasetçiler tarafından haber yapılmış ve başkalarına aktarılmıştır. İfade, bilginin bir insan zinciri boyunca ilerlemesini anlatır; birinin fiziksel olarak bir yerin yanından geçmesini değil. Aynı ileriye aktarma fikri haberler, tavsiyeler, istekler veya sıradaki kişiye verilen fiziksel bir nesne için de kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede pass along, it zamir nesnesiyle doğal biçimde kullanılmıştır?
- Please pass along it to the afternoon team.
- Please pass by it to the afternoon team.
- Please pass it along to the afternoon team.
Cevabı göster
Please pass it along to the afternoon team.
There was an effect on people worked fewer hours,
1:35İnsanların çalışma saatlerinde bir azalma oldu,
pretty modest: oldukça sınırlı
Bu cümlede pretty, “oldukça” veya “epey” anlamına gelen bir derece zarfıdır; “güzel” anlamındaki sıfat değildir. Modest sözcüğünü niteler. A modest effect, boyutu veya gücü sınırlı bir etkiyi ifade eder. Pretty modest bir bütün olarak sonucu hafifletir: bir etki olmuştur, ancak bu etki büyük değildir.
Alıştırma
“but it was a pretty modest effect” cümlesindeki “pretty modest”, etki hakkında ne anlatıyor?
- Son derece büyüktü.
- Kesindi ama açıklanamıyordu.
- Güzel ve alçak gönüllüydü.
- Oldukça sınırlıydı.
Cevabı göster
Oldukça sınırlıydı.
and it's really hard to say where it came from. Ton ve niyet
1:41ve nereden kaynaklandığını söylemek gerçekten zor.
hard to say: belirsiz bir yargı belirtmek
Hard to say, mevcut kanıtların güvenilir bir cevap vermeye yetmediğini ifade eder. Fiziksel olarak konuşma eyleminin değil, bir yargıya varmanın zorluğunu anlatır. Burada etkinin kaynağına ilişkin belirsizliği temkinli biçimde ortaya koyar. It’s hard to say + soru sözcüklü yan cümle veya whether yan cümlesi kalıbı, bir tahmini gerçekmiş gibi sunmaktan kaçınmanın doğal bir yoludur.
Alıştırma
Belirsiz bir yargıyı belirten, dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The data are incomplete, so it's ____ whether the change will last.
Cevabı göster
hard to say
was people staying in school longer. Kalıp ifadeler
1:45insanların eğitimlerine daha uzun süre devam etmesiydi.
staying in school longer: eğitime daha uzun süre devam etmek
Burada staying in school longer, okuldan ayrılmadan önce eğitime daha uzun süre devam etmek anlamına gelir. Bu çoğu zaman çalışma hayatına veya sonraki bir aşamaya daha geç geçmeyi de içerir. Bu cümlede ifade, insanların daha az saat çalışmasının olası nedenlerinden biri olarak sunuluyor. Longer, belirli bir günde okul binasında fazladan geçirilen zamanı değil, toplam eğitim süresini anlatır. İfade yalnızca bir kez geç saate kadar okulda kalmayı değil, eğitimden ayrılmayı geciktirmeyi belirtir.
Alıştırma
"Flexible evening classes helped new parents stay in school longer." cümlesinde stay in school longer ne anlama gelir?
- Her okul gününü uzatmak
- Eğitime daha uzun süre devam etmek
- Belirli bir öğleden sonra okul binasında fazladan zaman geçirmek
Cevabı göster
Eğitime daha uzun süre devam etmek
in Washington: ABD federal siyaset çevreleri için kullanılan kısa ifade
Bu cümlede Washington bir ad aktarmasıdır: ABD'nin başkenti, federal hükümeti ve orada çalışan siyasi karar vericileri temsil eder. Bu nedenle the feeling in Washington, şehirde yaşayan herkesin görüşünü değil, politika ve siyaset çevrelerindeki baskın görüşü ifade eder. Bu ifade, daha sonra gelen we sözcüğünü de o politika grubunun geniş bir özeti olarak sunar. Belirli bir yetkiliyi tanımlamaz ve Washington eyaletini ifade etmez.
Alıştırma
"Washington is weighing stricter rules for online privacy." cümlesinde Washington büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- ABD federal politika yapıcıları ve kurumları
- Washington eyaletindeki yerel bir kasabanın belediye meclisi
- Washington eyaletinde yaşayan herkes
Cevabı göster
ABD federal politika yapıcıları ve kurumları
move on: başarısız bir fikri geride bırakmak
Bu cümlede move on, fikrin başarısız olduğuna karar verildikten sonra onu sürdürmeyi veya tartışmayı bırakıp dikkati başka bir şeye yöneltmek anlamına gelir. Fiziksel olarak ileri hareket etmeyi anlatmaz. Bu öbek fiil, mevcut aşamadan çıkışı ve bir sonraki aşamaya geçişi belirtir. Burada politika terk edildiği için, yalnızca gündemin bir sonraki maddesine geçmeyi bildiren tarafsız bir ifadeden daha güçlüdür.
Alıştırma
Cümleyi “bu başarısız öneriyi tartışmayı bırakıp başka bir konuya geçmek” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: We tried the proposal, it failed, so let's ____.
Cevabı göster
move on
and we shouldn't act as though this is something that no one has thought up a way to fix. Notlar
1:57ve kimsenin buna bir çözüm bulamadığı bir sorunmuş gibi davranmamalıyız.
act as though + yan cümle: gerçekmiş gibi davranmak
Act as though + yan cümle, yan cümlenin içeriğini gerçekmiş gibi gösteren bir biçimde davranmak veya konuşmak anlamına gelir. Burada insanlar, yoksulluk sanki kimsenin çözüm yolu bulamadığı bir sorunmuş gibi davranmaktadır. Konuşmacı bu varsayımı reddettiği için yapı eleştiri taşır: davranışları, konuşmacının yanlış kabul ettiği bir öncüle dayanır. Burada as though, as if ile eşdeğerdir; though “-dığı zaman” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, insanların davranışlarının muhtemelen yanlış bir varsayımı gerçekmiş gibi gösterdiğini ifade eder?
- They act because the deadline does not matter.
- They act as though the deadline does not matter.
- They act after the deadline no longer matters.
Cevabı göster
They act as though the deadline does not matter.
thought up ve thought of: geliştirmek ve bir fikri akla getirmek
İlk yan cümlede thought up, no one has thought up a way to fix yapısının içine yerleştirilir ve çözüm, sözde hiç kimsenin geliştirmediği bir şey olarak sunulur. People have thought of a way to fix yanıtı temel fikri tekrarlar ve olumsuz iddiayı tersine çevirir. Edat parçacığının değişmesi vurguyu da değiştirir: up bir çözüm oluşturmayı öne çıkarırken of, çözümün insanların aklına gelmesini veya düşüncelerinde bulunmasını öne çıkarır. Yapı, bu küçük değişiklikle çürütmeyi ilk iddianın sözlerine yakın tutar.
Alıştırma
Hangi cümle, ekibin yeni bir çözümü yalnızca aklına getirmekle kalmayıp onu geliştirdiğini en güçlü şekilde vurgular?
- The team thought about a new solution.
- The team thought of a new solution.
- The team thought up a new solution.
Cevabı göster
The team thought up a new solution.
The question is if we think it's worth it. Notlar
2:03Asıl soru, buna değdiğini düşünüp düşünmediğimiz.
The question is if ...: asıl meseleyi yeniden çerçeveleyen yapı
The question is if, if we think it's worth it biçimindeki iç içe geçmiş bir evet-hayır sorusunu başlatır. Buradaki if, whether anlamındadır; if ... then ... ilişkisinde kullanılan koşul if'i değildir. Önceki iddia yoksulluğu sona erdirmeyi mümkün ve çözülebilir kabul ettiği için bu çerçeve dikkati uygulanabilirlikten değerlendirmeye yönlendirir. Dinleyiciye, gerçekten çözümlenmemiş meselenin toplumun sonucu maliyete, çabaya veya bağlılığa değer görüp görmediği olduğunu anlatır.
Alıştırma
Projenin yapılabileceğini zaten biliyoruz. Sonraki cümlelerden hangisi bu kalıbı kullanarak değer yargısını asıl çözümlenmemiş mesele hâline getirir?
- If people think it's worth the cost, we can approve it.
- The question is if people think it's worth the cost.
- The question is how the project can be built.
Cevabı göster
The question is if people think it's worth the cost.
Be worth it: yararın maliyete değip değmediğini değerlendirmek
be worth it yapısında worth, be fiilinden sonra kullanılan bir sıfattır. Bu kalıp, bir eylemi ya da seçimi bağlamdan anlaşılan maliyet, çaba, risk veya fedakârlıkla karşılaştırır; beklenen yararın bu bedeli haklı çıkaracak kadar büyük olduğu anlamına gelir. Burada konuşan kişiler, önerilen eylemin yalnızca değerli olup olmadığını sormuyor. Olası sonuçları, toplumun harcaması veya vazgeçmesi gerekenlerle tartıyorlar.
Alıştırma
Cümleyi, yararın maliyeti haklı çıkardığını belirten iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The repairs will be expensive, but they'll be ____ if the car lasts five more years.
Cevabı göster
worth it