Kibarca (ve pek de kibar olmayan bir şekilde!) nasıl itiraz edilir - Mini İngilizce Dersi: İngilizce çalışma notları

British Council | English

Öğrenme zorluğu
352 kelime 170 kel/dk

Video açıklaması: Arkadaşlar arasındaki şüpheli bir Bitcoin yatırım teklifi, bir “anlaşmazlık termometresi” üzerinden ele alınıyor. Plan mantıksızlaştıkça ve teklifi yapan kişi sınırı aştıkça İngilizce tepkiler nazik bir çekinceden inanmamaya, ardından sert ve kişisel bir azarlamaya dönüşüyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "I've got a few reservations, — Konuşma edimbilimi ve tutum. Bir fikri doğrudan reddetmeden ciddi kaygılarınız olduğunu belirtmeyi öğrenin. Bu ölçülü kalıp, görüşmenin ilk aşamalarında, teklif değerlendirmelerinde ve hassas ilişkilerde riskleri dile getirirken karşı tarafa açıklama yapma alanı bırakır. 2. "You're joking, right? — Konuşma edimbilimi ve tutum. Bunun, birinin gerçekten şaka yapıp yapmadığını sormaktan çok inanmazlık bildiren retorik bir soru olduğunu ayırt edin. Saçma gelen bir iddiaya orta kuvvette karşı çıkmak için kullanabilirsiniz; ancak kuşkucu tonunun nazik bir çekinceden daha keskin olduğunu hesaba katın. 3. Have you lost your mind? — Deyimler ve mecazlı ifadeler. Bu sözü, birinin fikrini veya davranışını son derece mantıksız gösteren, gerçek anlamlı olmayan ve çok sert bir suçlama olarak anlayın. Sınır aşıldığında güçlü biçimde karşı koyabilir, fakat hakaret gibi duyulabileceği için hararetli tartışmalarla veya çok samimi ilişkilerle sınırlı tutulmalıdır.

Bu derste

What are you talking about?

0:00

Neden bahsediyorsun?

Have you lost your mind?

0:01

Aklını mı kaçırdın?

Today,

0:03

Bugün,

we're going to go through Öbek fiiller

0:03

inceleyeceğiz:

expressions that you can use

0:05

kullanabileceğiniz ifadeleri,

when disagreeing with someone. Kalıp ifadeler

0:07

biriyle aynı fikirde olmadığınızda.

Öbek fiiller

go through: maddeleri sırayla incelemek veya açıklamak

Bu cümlede go through, ifadeleri düzenli bir sırayla tek tek incelemek veya açıklamak anlamına gelir. Bir yerin içinden geçmeyi anlatmaz. Yapı, go through + incelenecek içerik şeklindedir. Bir liste, belge veya adımlar dizisiyle kullanılabilir ve genellikle içeriği baştan sona ele alma anlamı taşır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “her maddeyi sırayla incelemek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Before the meeting, let's ____ the agenda together.

Cevabı göster

go through

Kalıp ifadeler

when disagreeing with someone: disagree with + kişi

Katılmadığınız kişiyi veya görüşü disagree fiilinden sonra söylerken with kullanın: disagree with someone. İngilizcede burada with gereklidir; disagree someone veya disagree to someone denmez. when disagreeing with someone ifadesi, bu sözlerin yararlı olduğu zamanı veya durumu, yani biriyle aynı fikirde olmama durumunu anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen temel kalıp disagree with + kişi veya görüş biçimindedir.

Alıştırma

Eksik edatı ekleyin: It is okay to disagree ____ your friend, but be polite.

Cevabı göster

with

Let me paint a picture for you. Deyimler

0:12

Size bir tablo çizmeme izin verin.

Deyimler

Let me paint a picture for you: hayalî bir sahne tanıtmak

Burada Let me paint a picture for you, “açıkça hayal edebilmeniz için bir sahne anlatayım” anlamına gelir. Paint a picture mecazdır: Konuşan kişi boya kullanmaz, sözlerle zihinsel bir görüntü oluşturur. Bu ifade, ardından bir hikâye, varsayımsal durum veya ayrıntılı örnek geleceğini bildirir. Dinleyicinin genel bir düşünceden somut bir sahneye geçmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Vurgulanan ifadeyi hayalî bir sahne tanıtmak için mecaz anlamda kullanan cümle hangisidir?

  1. Let me take a picture for you while you stand by the tree.
  2. Let me paint a picture for you; please pass me the brushes and paint.
  3. Let me paint a picture for you: imagine a school where every lesson happens outdoors.
Cevabı göster

Let me paint a picture for you: imagine a school where every lesson happens outdoors.

Your friend,

0:14

Arkadaşınız,

let's call him Mike, Kalıp ifadeler

0:15

ona Mike diyelim,

Kalıp ifadeler

let's call him Mike: örnekteki kişiye ad vermek

Let's call him Mike, “onun için Mike adını kullanalım” anlamına gelir. call + kişi + ad yapısında call, “telefon etmek” değil, “ad vermek veya … diye anmak” anlamındadır. Let's call him/her + ad, hayalî bir kişiye geçici bir ad vermek veya gerçek adını söylemeye gerek olmayan bir kişiye başka bir ad takmak için kullanılır. Bu, hikâyeyi veya örneği takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle hayalî bir karaktere doğal biçimde geçici olarak Leo adını verir?

  1. Imagine a young inventor; let's call Leo.
  2. Imagine a young inventor; let's phone him Leo.
  3. Imagine a young inventor; let's call him Leo.
Cevabı göster

Imagine a young inventor; let's call him Leo.

comes up with a brilliant idea. Öbek fiiller

0:16

harika bir fikirle geliyor.

Öbek fiiller

comes up with: bir fikir düşünüp üretmek

Comes up with, bir fikir, plan, yanıt veya çözümü «düşünüp üretmek» anlamına gelir. Bu cümlede ortaya çıkan sonuç a brilliant idea ifadesidir; up yukarı doğru bir hareketi anlatmaz. Come up with tek bir bütün olarak kullanılır ve üretilen içerik with sözcüğünden sonra gelir. Comes, come fiilinin geniş zamanda üçüncü tekil şahıs biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi, tekil bir geniş zaman öznesine uygun olan come up with ifadesinin üç sözcüklü biçimiyle tamamlayın: Every week, Leo ____ a new game idea.

Cevabı göster

comes up with

He says,

0:19

Diyor ki,

"How do you feel about making Ton ve niyet

0:20

"Kısa sürede

3 million pounds in no time?" Deyimler

0:21

3 milyon sterlin kazanmaya ne dersin?"

Ton ve niyet

How do you feel about ...?: birinin tepkisini sormak

How do you feel about ...?, bir kişinin bir fikir, teklif veya duruma yönelik tepkisini ya da tutumunu sorar. Burada konuşan kişi, dinleyenin büyük miktarda para kazanma ihtimaline nasıl tepki vereceğini yokluyor; fiziksel sağlığını sormuyor. about sonrasında bir isim öbeği ya da fiilin -ing biçimi kullanılır: How do you feel about the plan? / How do you feel about moving? Örnekte making 3 million pounds, değerlendirilen eylemdir.

Alıştırma

Soruyu How do you feel about ...? kullanarak tamamlayın: ____ taking the earlier train?

Cevabı göster

How do you feel about

Deyimler

in no time: çok hızlı bir şekilde

In no time, “çok hızlı bir şekilde” veya “çok kısa bir süre sonra” anlamına gelen bir deyimdir. Bir eylemin ne kadar az zaman aldığını anlatır; kullanılabilir hiç zaman olmadığı anlamına gelmez. Bu soruda paranın son derece hızlı kazanılacağı izlenimini vererek vaadi daha çarpıcı hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “çok hızlı bir şekilde” anlamına gelen deyimle tamamlayın: The mechanic repaired my bike ____.

Cevabı göster

in no time

And then you say,

0:24

Ve sen de diyorsun ki,

"Sounds too good to be true, Deyimler

0:25

"Gerçek olamayacak kadar kulağa hoş geliyor,

Deyimler

Sounds too good to be true: şüphe ifade etme

Sounds too good to be true, bir fikir, vaat veya teklifin inanılması zor olacak kadar harika göründüğünü anlatır. Şüphe ifade eder ve gizli koşullar, riskler veya bir aldatmaca olabileceğini düşündürebilir. Tam biçimi It sounds too good to be true şeklindedir. Günlük konuşmada, bağlamdan anlaşılan it öznesi altyazıdaki gibi çıkarılabilir.

Alıştırma

Şüphe belirten tepkiyi dersteki ifadeyle tamamlayın: A free game console for everyone? That ____.

Cevabı göster

sounds too good to be true

Mike,

0:26

Mike,

but tell me more." Ton ve niyet

0:27

ama bana daha fazlasını anlat."

Ton ve niyet

tell me more: kabul etmeden daha fazla ayrıntı istemek

tell me more, karşıdaki kişiden konuşmaya devam etmesini ve ayrıntı eklemesini ister. Burada konuşan kişi hâlâ kuşku duysa da konuşmayı açık tutar. Bu ifade inanmayı, onaylamayı ya da kabul etmeyi değil, dinlemeye istekli olmayı gösterir. Ne düşüneceğinize karar vermeden önce daha fazla bilgi almak istediğinizde kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi yanıt kuşkuyu korurken karşıdaki kişiyi konuşmaya devam etmeye davet eder?

  1. I'm not convinced yet, but tell me more.
  2. I'm not interested, so let's change the subject.
  3. I'm convinced, so you do not need to explain.
Cevabı göster

I'm not convinced yet, but tell me more.

And then he says,

0:29

Ve sonra o diyor ki,

"It's pretty simple.

0:29

"Oldukça basit.

You just need to give me Ton ve niyet

0:31

Bana sadece

20,000 pounds

0:32

20.000 sterlin vermen gerekiyor

Ton ve niyet

just need to: bir gerekliliği basitmiş gibi sunmak

You just need to... yapısında need to bir şeyin gerekli olduğunu belirtirken just bunu tek adım ya da küçük ve kolay bir adım gibi sunar. Bu, dinleyicinin algıladığı zorluğu veya yükü azaltabilir. Bu çerçeveleme, isteğin gerçekten kolay, güvenli veya makul olduğunu kanıtlamaz. Burada just, 20.000 sterlin verme talebini gerçekte olduğundan daha basit ve daha az ciddi gösterir.

Alıştırma

“You just need to pay a fee” cümlesinde just temel olarak ne yapar?

  1. Gerekliliği küçük veya basit bir şey gibi sunar.
  2. Eylemi isteğe bağlı hâle getirir.
  3. Gerekliliğin güvenli olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

Gerekliliği küçük veya basit bir şey gibi sunar.

and then I'm going to invest it Kalıp ifadeler

0:33

ve sonra ben de bunu

in Bitcoin and crypto."

0:35

Bitcoin ve kriptoya yatıracağım."

Kalıp ifadeler

invest it in Bitcoin and crypto: invest + nesne + in + yatırım hedefi

invest it in ... ifadesi invest + nesne + in + yatırım hedefi kalıbını izler. Nesne, yatırılan para veya kaynaktır; burada it daha önce sözü edilen parayı gösterir. Bitcoin and crypto yatırım hedefleridir. Burada in fiziksel bir konumu değil, yatırımın yöneldiği şeyi belirtir. Yatırım hedefini a company, a fund, property veya a project ile değiştirebilirsiniz.

Alıştırma

Hedef kalıbı gerekli edatla tamamlayın: They invested their savings ____ a small technology company.

Cevabı göster

in

So,

0:37

Yani,

Mike is your friend,

0:37

Mike senin arkadaşın,

so you're going to try to be nice about this. Ton ve niyet

0:39

bu yüzden bu konuda kibar olmaya çalışacaksın.

Ton ve niyet

try to be nice about this: anlaşmazlığı nazikçe ele almak

try to be nice about this, konuyu ele alırken nazik ve yumuşak biçimde konuşmak veya davranmak için çaba göstermek demektir. try to çabayı belirtir; nice ise konunun kendisini övmez, onu ele alma biçimini açıklar. Konuşan kişi yine de aynı fikirde olmayabilir. Bu ifade, sorun ele alınırken tonu kontrol etme ve ilişkiyi koruma tercihini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşan kişinin aynı fikirde olmadığını ancak durumu nazikçe ele almayı planladığını gösterir?

  1. I agree because the idea is nice.
  2. I disagree, but I'll try to be nice about it.
  3. I disagree, so I'll use the harshest words I can.
Cevabı göster

I disagree, but I'll try to be nice about it.

You're going to say,

0:41

Şöyle diyeceksin,

"Well,

0:42

"Şey,

Mike,

0:43

Mike,

it's a huge investment

0:44

bu çok büyük bir yatırım

and I'm not really sure Ton ve niyet

0:46

ve gerçekten emin değilim

it's a good idea at this point." Kalıp ifadeler

0:48

şu aşamada iyi bir fikir olduğundan."

Ton ve niyet

I'm not really sure: şüpheyi veya anlaşmazlığı yumuşatma

I'm not really sure, kelime anlamıyla konuşanın emin olmadığını söyler. Bu cümlede olumsuz bir görüşü de yumuşatır: konuşan, yatırımın kötü bir fikir olduğunu doğrudan söylemek yerine şüphesini veya katılmadığını nazikçe gösterir. I'm not really sure + yan cümle kalıbı, bir planı sorgularken konuşmaya devam etme alanı bırakır. Not really sure, konuşanın tam olarak ikna olmadığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle bir teklifi doğrudan reddetmek yerine onunla ilgili şüpheyi nazikçe gösterir?

  1. I'm not really sure that's a good idea.
  2. No. That's a terrible idea.
  3. That's definitely a good idea.
Cevabı göster

I'm not really sure that's a good idea.

Kalıp ifadeler

at this point: değerlendirmeyi mevcut aşamayla sınırlama

At this point, «şimdiki zamanda veya aşamada» anlamına gelir. Burada point fiziksel bir yer değil, bir durumun gelişimindeki aşamadır. Bu ifade, değerlendirmeyi mevcut koşullarla sınırlar. Bir fikrin at this point iyi olmayabileceğini söylemek, fikrin daha sonra yeniden değerlendirilebileceği olasılığını açık bırakır.

Alıştırma

Hangi cümle kanıtların mevcut aşamada yetersiz olduğunu söyler?

  1. At some point, we will have enough evidence to decide.
  2. At this point, we don't have enough evidence to decide.
  3. At that point, we had enough evidence to decide.
Cevabı göster

At this point, we don't have enough evidence to decide.

Or,

0:50

Ya da,

"I've got a few reservations, Ton ve niyet

0:51

"Birkaç çekincem var,

Ton ve niyet

I've got a few reservations: kaygıları nazikçe belirtmek

Burada I've got a few reservations, “bazı kaygılarım veya çekincelerim var” anlamına gelir. Bu cümlede reservations otel ya da restoran rezervasyonlarını değil, konuşanın tamamen katılmasını veya kendinden emin olmasını engelleyen noktaları ifade eder. A few, itirazın tüm öneriye değil, sınırlı sayıdaki noktaya yönelik olduğunu gösterir. Bu ifade tereddüdü nazikçe belirtir ve genellikle ardından belirli kaygılar açıklanır.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen nazik ifadeyle aynen tamamlayın: The proposal has potential, but ____ about the cost.

Cevabı göster

I've got a few reservations

Mike.

0:53

Mike.

You're a DJ.

0:54

Sen bir DJ'sin.

What do you know about Bitcoin investments?" Ton ve niyet

0:55

Bitcoin yatırımları hakkında ne biliyorsun?"

Ton ve niyet

What do you know about...?: birinin uzmanlığını sorgulamak

What do you know about...? bir kişinin ne bildiğini tarafsız biçimde sormak için kullanılabilir. Ancak bu bağlamda, karşıdaki kişinin değerlendirme yapmak veya tavsiye vermek için yeterince bilgi sahibi olup olmadığını sorgular; asıl anlamı “Bunu söyleyecek yeterliliğin gerçekten var mı?” sorusuna yakındır. Tek başına sözcükler tavrı her zaman göstermez. Bunun gerçek bir bilgi isteği mi yoksa kuşkucu bir sorgulama mı olduğunu bağlam ve söyleyiş biçimi belirler.

Alıştırma

Jordan daha önce hiç restoran işletmemiştir, ancak restoran açmanın kolay olduğunu söyler. Bu bağlamda “What do you know about running a restaurant?” sorusu temel olarak ne yapar?

  1. Jordan'ın yeterli deneyime veya bilgiye sahip olup olmadığını sorgular.
  2. Konuşanın Jordan'a katıldığını gösterir.
  3. Jordan'dan tarafsız bir olgu listesi vermesini ister.
Cevabı göster

Jordan'ın yeterli deneyime veya bilgiye sahip olup olmadığını sorgular.

At which point, Mike responds, Anlatım akışı

0:57

Bu noktada, Mike yanıt veriyor,

Anlatım akışı

At which point: bir olayı ardından yaşananlara bağlamak

At which point, hemen önce sözü edilen olaya veya duruma gönderme yapar. Burada “bu olduğunda” ya da “ardından” anlamındadır; point, fiziksel bir yeri değil, hikâyedeki bir anı belirtir. Bu ifade, önceki durum ile sonraki tepkiyi birbirine bağlayarak hikâyeyi düzenler: önce bir şey olur, o anda da Mike karşılık verir.

Alıştırma

Hangi cümle at which point ifadesiyle önceki bir olayı ardından gelen tepkiye bağlıyor?

  1. The guide pointed to the place where the paths meet.
  2. The fire alarm rang, at which point everyone left the building.
  3. At this point, we still do not know the answer.
Cevabı göster

The fire alarm rang, at which point everyone left the building.

"Dude, trust me. Ton ve niyet

0:59

"Dostum, bana güven.

Ton ve niyet

trust me: birinden değerlendirmenize güvenmesini istemek

Trust me, emir biçiminde doğrudan bir istektir. Konuşan kişi, dinleyiciden kendi değerlendirmesine, sözüne veya yeteneğine güvenmesini ister. Bu ifade birini rahatlatabilir, ancak ikna çabasını da güçlendirebilir. Burada konuşan kişi şüpheye trust me diyerek karşılık verir, ancak hiçbir gerekçe sunmaz. Bu nedenle ifade kişisel bir güvence görevi görür ve dinleyiciye açıklama olmadan iddiayı kabul etmesi için bir miktar baskı yapar.

Alıştırma

Bir kişi planın neden güvenli olduğunu soruyor ve konuşan yalnızca “Trust me.” diye cevap veriyor. Bu ifade ne yapıyor?

  1. Planın güvenli olduğuna dair ayrıntılı kanıt verir.
  2. Planı geri çeker ve ikna etmeye çalışmayı bırakır.
  3. Destekleyici kanıt sunmadan dinleyiciden konuşana güvenmesini ister.
Cevabı göster

Destekleyici kanıt sunmadan dinleyiciden konuşana güvenmesini ister.

I met this guy last night

1:00

Dün gece bu adamla tanıştım

when I was DJing.

1:02

DJ'lik yaparken.

He told me a story

1:03

Bana bir hikaye anlattı,

about his cousin's grandma,

1:04

kuzeninin büyükannesi hakkında,

who did the exact same thing,

1:06

ki o da tamamen aynı şeyi yapmış,

and she's like a billionaire now. Kelime

1:07

ve şu an milyarder gibi bir şey.

Kelime

like a billionaire: gündelik yaklaşık anlatım

Bu cümlede like a billionaire, onu yaklaşık olarak ya da abartılı bir anlatımda adeta milyarder diye tanımlamanın gündelik bir yoludur. Bu ifade, doğrulanmış bir mali bilgi değil, genel ve kesin olmayan bir tanım sunar. Burada like, she's içindeki bağlayıcı fiil is'ten sonra gelir ve a billionaire tanımını başlatır. “Hoşlanmak” veya “sevmek” anlamındaki ana fiil değildir.

Alıştırma

“She's like a billionaire now” cümlesinde like büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Onun servetiyle ilgili kesin ve resmî olarak doğrulanmış bilgi verir.
  2. Onun belirli bir milyarderden hoşlandığını söyler.
  3. Billionaire sözcüğünü gündelik, yaklaşık veya abartılı bir tanıma dönüştürür.
Cevabı göster

Billionaire sözcüğünü gündelik, yaklaşık veya abartılı bir tanıma dönüştürür.

He says he can invest this money

1:09

Bu parayı yatırabileceğini söylüyor

and triple it in a week. Kelime

1:11

ve bir haftada üçe katlayabileceğini.

Kelime

triple it: triple sözcüğünü fiil olarak kullanmak

Triple it ifadesinde triple, “bir şeyi başlangıçtaki miktarının üç katına çıkarmak” anlamında bir fiildir. It zamiri triple fiilinin nesnesidir ve parayı ifade eder. Kısa yapı triple + nesne şeklindedir: triple the budget, triple our output veya triple its value. Başlangıçtaki miktar 100 ise tripling it sonucunda son miktar 300 olur.

Alıştırma

Cümleyi “satışları başlangıçtaki düzeyin üç katına çıkarmak” anlamına gelen tek bir fiille tamamlayın: The company hopes to ____ its sales next year.

Cevabı göster

triple

Trust me."

1:13

Bana güven."

Mike is being very pushy right now, Kelime

1:14

Mike şu an çok ısrarcı davranıyor,

Kelime

being very pushy: şu anda başkalarına fazla baskı yapmak

Pushy, bir isteği, fikri veya kararı kabul ettirmek için başkalarına fazla baskı yapan kişiyi anlatır. Olumsuz bir sözcüktür: Kişi yalnızca kendine güvenen veya girişken biri olmanın ötesine geçmiştir. Buradaki is being, Mike'ın her zaman böyle biri olduğunu söylemek yerine şu andaki davranışına odaklanır. Very eleştiriyi güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle, birini şu anda başkalarına fazla baskı yaptığı için eleştiriyor?

  1. She is being patient while everyone decides.
  2. She is confident because she explains her idea clearly.
  3. She is being very pushy because she keeps demanding an immediate answer.
Cevabı göster

She is being very pushy because she keeps demanding an immediate answer.

and you need to push back. Öbek fiiller

1:16

ve senin geri adım attırman gerekiyor.

Öbek fiiller

push back: baskıya direnmek veya bir talebe itiraz etmek

Bu cümlede push back; baskıya, bir talebe veya fikre direnmek, itiraz etmek ya da açıkça karşı çıkmak anlamına gelir. Mecazidir; fiziksel olarak itmekten söz edilmez. Baskının kaynağı zaten belli olduğu için burada push back ifadesinden sonra hiçbir şey gelmez. Kaynağı belirttiğinizde push back against an unfair demand yaygın bir kalıptır; push back on a proposal da sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve ‘baskıya direnmek’ anlamına gelen deyimsel fiille tamamlayın: The rule is unfair, so we should ____ against it.

Cevabı göster

push back

So, you're going to say,

1:18

Yani, şöyle diyeceksin,

"You're joking, right? Ton ve niyet

1:19

"Şaka yapıyorsun, değil mi?

Ton ve niyet

You're joking, right? ile şaşkınlık ve inanmama belirtme

You're joking, right? genellikle “Ciddi olduğuna inanmakta zorlanıyorum” anlamına gelir. Konuşan kişi şaşırtıcı veya kabul etmesi zor bir şeye tepki verir; yalnızca komik bir hikâyeden söz edilip edilmediğini sormaz. Sondaki right? onay ister, ancak burada şüpheyi de artırır: konuşan kişi, söylenenin ciddi olmadığını duymayı bekler veya umar.

Alıştırma

You're joking, right? diyen kişi büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Şaşırdım ve ciddi olduğundan şüphe ediyorum.
  2. Söylediğine katılıyorum.
  3. Lütfen bana başka komik bir hikâye anlat.
Cevabı göster

Şaşırdım ve ciddi olduğundan şüphe ediyorum.

You can't be serious." Ton ve niyet

1:21

Ciddi olamazsın."

Ton ve niyet

You can't be serious ile güçlü bir inanmama belirtme

You can't be serious, “Bunu gerçekten kastettiğine inanamıyorum” anlamına gelir. Buradaki can't be, konuşan kişinin diğer kişinin ciddi olamayacağına dair güçlü yargısını gösterir; bir yetenek eksikliğini anlatmaz. Bu söz genellikle şaşkınlığı güçlü bir karşı çıkış veya hoşnutsuzlukla birleştirir. Yalnızca I have concerns demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi cevap tehlikeli bir teklif karşısında güçlü bir inanmama duygusunu doğal biçimde gösterir?

  1. You can't be serious. That plan could put everyone in danger.
  2. That sounds like a safe and sensible plan.
  3. Could you repeat the plan? I did not hear it clearly.
Cevabı göster

You can't be serious. That plan could put everyone in danger.

And then Mike says,

1:22

Ve sonra Mike diyor ki,

"Trust me, man.

1:23

"Bana güven, dostum.

I'm telling you. Ton ve niyet

1:25

Sana söylüyorum.

Ton ve niyet

I'm telling you: söylenenin doğru olduğunda ısrar etmek

Burada “I'm telling you”, yalnızca konuşma eyleminin o anda gerçekleştiğini anlatmaz. Konuşanın iddiasını güçlendirir ve “Bana inan, söylediğim doğru” anlamını verir. Bu ifade genellikle dinleyen kişi konuşandan şüphe ettiğinde veya söyleneni ciddiye almadığında kullanılır. Tek başına ana bilgiyi vermek yerine, zaten dile getirilen bir iddiayı güçlendirir.

Alıştırma

Bu bağlamda konuşan kişi “I'm telling you” diyerek ne yapıyor?

  1. Yalnızca o anda konuşma eylemini yaptığını anlatmak.
  2. Dinleyenden iddiayı tekrarlamasını istemek.
  3. Dinleyenin iddiaya inanması konusunda ısrar etmek.
Cevabı göster

Dinleyenin iddiaya inanması konusunda ısrar etmek.

Plus, Anlatım akışı

1:25

Artı,

I already called your sister,

1:26

zaten kız kardeşini,

your brother,

1:28

erkek kardeşini,

and your dad,

1:28

ve babanı aradım,

and they all gave me money

1:29

ve hepsi bana para verdi

to invest.

1:30

yatırım yapmam için."

Anlatım akışı

Cümle başındaki Plus: başka bir neden eklemek

Cümlenin başındaki “Plus”, “ayrıca”, “bir şey daha” veya “üstelik” anlamına gelen bir söylem belirtecidir. Dinleyene yeni bilgiyi, önceki noktaya eklenen başka bir neden veya kanıt olarak bağlamasını söyler. Burada “Plus”tan sonraki bilgi, konuşanın savını güçlendirir ve baskıyı artırır. Bunu matematikteki artı işareti olarak değil, başka bir destekleyici noktanın geleceğini gösteren bir işaret olarak anla.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğin ve başka bir neden ekleyen samimi geçiş sözüyle tamamla: The park is close. ____, it has a playground.

Cevabı göster

Plus

So, now Mike has gone too far. Deyimler

1:32

Yani, şimdi Mike çok ileri gitti.

Deyimler

has gone too far: kabul edilebilir sınırı aşmak

Burada has gone too far, Mike'ın davranışının kabul edilebilir bir sınırı aştığı anlamına gelir. Bu, davranışla ilgili bir deyimdir; fiziksel olarak çok uzağa gitmek anlamına gelmez. Has gone biçimindeki present perfect, önceki davranışı konuşanın şu anki değerlendirmesine bağlar: Mike'ın yaptığı şey, konuşanın kabul edilemez bulduğu noktaya ulaşmıştır.

Alıştırma

Cümleyi go too far ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: After posting his friend's private photo without permission, Leo ____.

Cevabı göster

has gone too far

So, you can say,

1:35

Böylece şunu diyebilirsin,

"What are you talking about? Ton ve niyet

1:36

"Sen neden bahsediyorsun?

Ton ve niyet

What are you talking about?: güçlü bir karşı çıkış

Bu tartışmada What are you talking about? konuşulan konuyu sakince sormaz. Karşı tarafın az önce söylediği şeye güçlü biçimde karşı çıkar ve inanmama, şaşkınlık veya anlaşmazlık gösterir. Aynı sözler bazen gerçek bir soru olabilir; bu nedenle ton ve durum önemlidir. Bir çatışmada dinleyenler bunu çoğunlukla “Bu hiç mantıklı değil” veya “Bunu nasıl söyleyebilirsin?” ifadesine yakın anlar.

Alıştırma

Durumu değerlendirin: Bir öğretmenin açıklamasını anlamadınız. What are you talking about? ifadesini öfkeli bir sesle söylemek, kibarca açıklama istemenin bir yoludur.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

Have you lost your mind? Deyimler

1:37

Aklını mı kaçırdın?

Deyimler

Have you lost your mind?: gerçek anlamda olmayan sert bir suçlama

Have you lost your mind? genellikle gerçek anlamlı bir soru değil, sert bir suçlamadır. Burada konuşan kişi ruh sağlığını sormaz; karşısındaki kişinin düşünce veya davranışını şaşırtıcı derecede mantıksız bulduğunu söyler. Soru biçimi tepkiyi güçlü ve çatışmacı yapar. Bilgi istemek yerine inanamama, öfke veya sert biçimde karşı çıkma anlatır.

Alıştırma

Bu tepkiyi değerlendirin: Bir sınıf arkadaşınız beğenmediğiniz sıradan bir fikir öneriyor ve siz Have you lost your mind? diyorsunuz. Bu, saygılı bir fikir ayrılığı için uygun mudur?

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

There's no way that'll work, Ton ve niyet

1:39

Bunun işe yaramasına imkan yok,

Ton ve niyet

There's no way that'll work: uygulanabilirliği kesin biçimde reddetmek

There's no way that'll work, konuşan kişinin söz konusu fikir veya planın başarılı olmayacağından emin olduğunu gösterir. Burada no way, bir yol ya da yöntemin eksik olması değil, “bu imkânsız” anlamına gelir. That'll, that will ifadesinin kısaltılmış biçimidir. That, konuşulmakta olan fikre gönderme yapar; work ise “başarılı olmak” veya “işe yaramak” demektir.

Alıştırma

Dersin hedef kalıbını tamamlayın: There's ____ this plan will work without a budget.

Cevabı göster

no way

Mike."

1:41

Mike."

So,

1:42

O zaman,

let's look at the disagreement thermometer. Deyimler

1:42

anlaşmazlık termometresine bir bakalım.

Deyimler

yoğunluk ölçeği olarak disagreement thermometer

Disagreement thermometer, farklı görüş belirtme yollarını hafiften güçlüye uzanan bir ölçeğe yerleştiren öğretici bir benzetmedir. Daha yüksek “sıcaklık”, daha doğrudan veya daha güçlü bir karşı çıkışı gösterir; gerçek sıcaklığı ölçmez. Bu cümlede benzetme, ardından gelen bilgilerin nasıl düzenlendiğini gösterir: ifadeler şiddetlerine göre karşılaştırılacaktır.

Alıştırma

Disagreement thermometer burada ne anlama geliyor?

  1. Kaç kişinin aynı fikirde olmadığını sayar.
  2. Karşı çıkma yollarını hafiften güçlüye doğru sıralar.
  3. Bir tartışma sırasında insanların vücut sıcaklığını ölçer.
Cevabı göster

Karşı çıkma yollarını hafiften güçlüye doğru sıralar.

Starting off with, Anlatım akışı

1:47

Şununla başlıyoruz:

"I have a few reservations.

1:48

"Birkaç çekincem var.

Anlatım akışı

Starting off with ... ile ilk maddeyi tanıtmak

Starting off with ..., bir listenin veya adım adım açıklamanın ilk maddesini tanıtır. “... ile başlayarak” anlamına gelir ve dinleyiciye başka maddelerin de gelebileceğini bildirir. Burada start off “başlamak” demektir, “uzaklaşmak” değil. İlk madde with sözcüğünden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ the easiest question, we'll work through the set in order.

Cevabı göster

Starting off with

Mm, I'm not sure about this.

1:50

Mm, bu konuda emin değilim.

You're joking, right?

1:53

Şaka yapıyorsun, değil mi?

You can't be serious.

1:54

Ciddi olamazsın.

What are you talking about?

1:56

Neden bahsediyorsun?

There's no way that'll work.

1:58

Bunun işe yaramasına imkan yok.

Have you lost your mind?"

2:00

Aklını mı kaçırdın?"

Those were different expressions

2:03

Bunlar farklı ifadelerdi,

that you can use when disagreeing with someone,

2:04

biriyle aynı fikirde olmadığınızda kullanabileceğiniz,

depending on how strongly you feel. Dilbilgisi

2:07

ne kadar güçlü hissettiğinize bağlı olarak.

Dilbilgisi

depending on how strongly you feel: duygunun yoğunluğuna göre seçim yapmak

Depending on how strongly you feel, ifadeler arasından seçim yaparken kullanılan ölçütü ekler. En uygun ifadenin görüşünüzün veya duygunuzun yoğunluğuna göre değiştiğini anlatır. Buradaki how strongly you feel, katılma, karşı çıkma veya duygusal tepkinizin ne kadar güçlü olduğunu ifade eder. Fiziksel bir hissin şiddetini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “-e göre” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: We can eat outside or indoors, ____ the weather.

Cevabı göster

depending on

I hope these expressions help you

2:09

Umarım bu ifadeler size yardımcı olur

if you ever meet Mike.

2:11

eğer bir gün Mike ile karşılaşırsan.

What would you say to Mike?

2:12

Mike'a ne derdin?

Comment down below.

2:14

Aşağıya yorum yapın.