Bazı Restoranlar Sahte Deniztarağı mı Servis Ediyor?: İngilizce çalışma notları
Inside Edition
Video özeti: Haber, balık ezmesinin deniz tarağı diye satılabildiğini gösteriyor ve ikame ürünleri görünüş ile kokudan ayırt etmenin yollarını anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “fool you into believing” — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: bir aldatmanın yanlış inanç oluşturmasını anlatmak için fool someone into doing something kalıbını öğrenin. 2. “so-called scallops” — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: so-called ifadesinin kanıtların çürüttüğü bir etikete karşı kuşku bildirdiğini fark edin. 3. “the real deal” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: gerçekten özgün bir şeyi anlatan bu gündelik ifadeyi anlayın ve gerçek ürünlerle taklitleri karşılaştırın.
Bu derste
With inflation raging everybody's watching their budget. Notlar
0:00Enflasyon hızla artarken herkes bütçesini kolluyor.
With + isim + -ing: With inflation raging
with + isim + şimdiki zaman ortacı yapısı, devam eden bir durumu ana cümlenin arka planı olarak sunar. Burada inflation isim, raging ise ortaçtır; raging bir şeyin çok yoğun biçimde sürdüğünü anlatır, sözcüğün gerçek anlamıyla öfkeli olmak demek değildir. Bu ifade tek başına tam bir ana cümle değildir. Yaklaşık olarak because veya while inflation is raging gibi çalışarak herkesin bütçesine neden ya da hangi koşullarda dikkat ettiğini gösterir ve ana bilgiyi kısa tutar.
Alıştırma
Parantezdeki sözcükleri (the deadline / approach) kullanarak cümleyi with + isim + -ing yapısıyla tamamlayın: ____, the team worked late.
Cevabı göster
With the deadline approaching
Watching their budget: harcamaları kontrol etmek
watch someone's budget ifadesinde watch dikkatle izlemek, budget ise harcamaya ayrılabilecek para miktarı anlamına gelir. İfade, harcamalara dikkat edip onları kontrol altında tutmak demektir; bir bütçeye gözlerle bakmak anlamına gelmez. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: watch my budget, watch your budget veya watch their budget. Altyazıda their, everybody sözcüğüne gönderme yapar; everybody sonrasında tekil they ve their kullanılması doğaldır.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın harcamalarını izleyip sınırladığını belirtir?
- Maya is preparing a budget.
- Maya is watching her budget.
- Maya is checking the budget spreadsheet.
Cevabı göster
Maya is watching her budget.
do go yapısındaki vurgulu do
Bu olumlu if yan cümlesinde do, dışarıda yemek yemeye gitme olasılığının gerçekten gerçekleşebileceğini vurgulamak için yalın hâldeki go fiilinden önce kullanılan bir yardımcı fiildir. ‘Eğer gerçekten dışarıda yemek yemeye çıkarsan’ veya ‘eğer gerçekten böyle yaparsan’ anlamı taşır. Buradaki do, ‘yapmak’ anlamındaki asıl fiil değildir ve cümleyi soru da yapmaz. Başka durumlara aktarılabilen kalıp do/does/did + fiilin yalın hâlidir; olumlu bir cümlede bir eylemi doğrulamak, bir şüpheyi düzeltmek veya güçlü biçimde vurgulamak için kullanılır.
Alıştırma
Olasılığı doğrulayan vurgulu yardımcı fiille cümleyi tamamlayın: If you ____ go out to eat, set a budget first.
Cevabı göster
do
go out to eat: ev dışında yemek yemek
Go out to eat, evden veya genellikle bulunulan yerden ayrılıp başka bir yerde, çoğunlukla bir restoran ya da kafede yemek yemek anlamına gelen yaygın bir fiil öbeğidir. Bu bağlamda go out ev dışında yemek yeme fikrini taşır; to eat ise kişinin neden dışarı çıktığını açıklayan amaç bildiren mastardır. Go out to eat ifadesini yemek planlarından söz ederken kullanılan doğal bir kalıp olarak öğrenin. Bu ifade yalnızca dışarı adım atıp sonra tesadüfen bir şeyler yemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum go out to eat ifadesine en uygundur?
- Yemek yemeden akşam yemeğinden önce evden ayrılmak.
- Evde yemek yapmak yerine restoranda yemek yemek.
- Pişmiş yemeği mutfaktan bahçeye götürmek.
Cevabı göster
Evde yemek yapmak yerine restoranda yemek yemek.
you wanna get what you're paying for, Deyimler
0:04ödediğiniz paranın karşılığını almak istersiniz,
get what you're paying for: vaat edileni almak
Burada get what you're paying for, paranızla satın almanız gereken ürün veya hizmeti almak demektir. Bu bağlamda ayrıca ürünün gerçek olması ve vaat edilene uyması gerektiğini, satıcının yalnızca herhangi bir şey vermesinin yeterli olmadığını anlatır. get what + özne + be paying for yapısı, alıcının doğru ürünü, hizmeti veya beklenen kalite düzeyini alıp almadığını kontrol etmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, müşterinin parasını ödediği ürün veya hizmeti tam olarak alması gerektiğini en iyi anlatır?
- You usually get what you pay for.
- You should get what you're paying for.
- You should get your money back.
Cevabı göster
You should get what you're paying for.
especially when it's something expensive like scallops.
0:05özellikle de deniz tarağı gibi pahalı bir şey sipariş ettiğinizde.
As Lisa Guerrero found out you might not. Öbek fiiller
0:09Ancak Lisa Guerrero'nun öğrendiği üzere, bunu alamayabilirsiniz.
found out: bir bilgiyi öğrenmek
Found out, find out fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve kontrol, araştırma veya deneyim sonrasında bir gerçeği öğrenmek ya da keşfetmek anlamına gelir. Burada As Lisa Guerrero found out, sonraki iddiayı muhabirin araştırma yoluyla keşfettiği bir bilgi olarak sunar. Find out ifadesinden sonra genellikle bilgi gelir; bu bilgi çoğu zaman that ile kurulan ya da what, why, whether veya who ile başlayan bir yan cümledir. Genellikle fiziksel bir nesnenin yerini bulmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “bir gerçeği öğrenmek” anlamındaki find out fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After checking the schedule, Nora ____ that the train had been canceled.
Cevabı göster
found out
And sometimes it's actually hard to tell what you're being served. Kalıp ifadeler
0:11Üstelik bazen size ne servis edildiğini anlamak gerçekten zordur.
hard to tell: belirlemesi zor
Burada hard to tell, “belirlemenin ya da ayırt etmenin zor olması” demektir. Tell burada konuşmak, bilgi vermek ya da birine emir vermek anlamında değildir; eldeki ipuçlarını kullanarak bir şeyin ne olduğunu anlamak demektir. Neyin değerlendirildiği belliyse Hard to tell şeklinde kısa bir cevap olarak kullanılabilir. Ardından soru sözcüğüyle başlayan bir yan cümle de gelebilir: It is hard to tell which copy is real. Kanıtlar cevabı netleştirmediğinde kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede tell, “eldeki ipuçlarından yola çıkarak belirlemek” anlamında kullanılmıştır?
- It's hard to tell the story clearly.
- It's hard to tell which painting is the original.
- It's hard to tell Mia the news.
Cevabı göster
It's hard to tell which painting is the original.
So you'd think if you order scallops, Ton ve niyet
0:19Dolayısıyla deniz tarağı sipariş ettiğinizde
you'd get just that, scallops, right? Ton ve niyet
0:21önünüze gerçekten deniz tarağı gelmesini beklersiniz, değil mi?
you'd think: sonradan tersine çevrilecek bir beklenti oluşturmak
Burada you'd think, “mantıklı düşünen biri böyle bir beklentiye girerdi” anlamındadır. Konuşmacı, deniz tarağı sipariş etmenin deniz tarağı almakla sonuçlanması gerektiği fikrini mantıklı bir beklenti olarak sunar; ancak sonraki gerçek bu beklentiye karşı çıkar. You'd, you would ifadesinin kısaltmasıdır ve bu ifade dinleyicinin kişisel görüşünü doğrudan sormaz. You'd think ..., but ... ve You'd think ..., right? gibi kalıplar, dinleyiciyi görünüşte açık olan bir varsayımı paylaşmaya çağırır ve çoğu zaman şaşırtıcı bir sonuca ya da hafif bir ironiye zemin hazırlar.
Alıştırma
Bir antrenör şöyle diyor: “You'd think the shorter route would be faster, but it is blocked by traffic.” Burada You'd think ne işlev görüyor?
- Sonraki gerçeğin tersine çevireceği makul bir beklenti sunar.
- Dinleyiciden bir yol seçmesini ister.
- Konuşmacının iki yolu da denediğini doğrular.
Cevabı göster
Sonraki gerçeğin tersine çevireceği makul bir beklenti sunar.
Onay istemek için cümle sonu right?
Burada cümle sonundaki right?, dinleyiciden konuşanın vardığı sonucu doğrulamasını veya bu sonuca katılmasını ister. Konuşan açık uçlu bir soru sormak yerine bu sonucu açık ya da son derece beklenen bir şey gibi sunar. Bu cümlede bu kısa soru, konuşan devam etmeden önce dinleyiciyi sağduyuya dayalı bir varsayımı kabul etmeye yönlendirir. Başka bağlamlarda ortak anlayışı kontrol edebilir veya meydan okuyan bir tonla daha çok retorik soru gibi işleyebilir.
Alıştırma
Konuşan örnekte cümle sonundaki right? ile ne yapıyor?
- Dinleyicinin hangi yöne gitmesi gerektiğini sormak
- Dinleyicinin telaffuzunu düzeltmek
- Dinleyiciyi beklenen bir sonuca katılmaya davet etmek
Cevabı göster
Dinleyiciyi beklenen bir sonuca katılmaya davet etmek
My team and I are about to go on an ordering spree for scallops. Notlar
0:26Ekibimle birlikte şimdi bol bol deniz tarağı sipariş edeceğiz.
Yakın gelecek için are about to + fiil
are about to go ifadesindeki be about to + fiilin yalın hâli, eylemin çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini belirtir. Burada about, «yaklaşık» anlamına gelmez; sabit gelecek zaman yapısının bir parçasıdır. be biçimi özneye ve zamana göre değişir: I am about to leave, they are about to leave ve she was about to leave. Bu yapı, bir olay dizisindeki sıradaki eylemi duyurmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi be about to yapısının doğru üç sözcüklü biçimiyle tamamlayın: The train ____ leave, so please board now.
Cevabı göster
is about to
Go on an ordering spree: kısa süreli yoğun ve tekrarlı faaliyet
“Go on an ordering spree”, kısa bir süre içinde çok sayıda sipariş vermek demektir. Kalıp go on a/an + etkinlik adı + spree şeklindedir; spree, çoğu zaman normalden daha yoğun olan kısa ve toplu bir faaliyet dönemini anlatır. Burada ekip, araştırması için birçok yerden deniz tarağı sipariş ediyor. Bu ifade, gelişigüzel şekilde çok fazla deniz tarağı yemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “go on a ... spree” ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: After saving for months, Maya ____ shopping spree and bought clothes from five stores.
Cevabı göster
went on a
We gathered samples of scallops from restaurants across the USA.
0:30ABD'nin dört bir yanındaki restoranlardan deniz tarağı örnekleri topladık.
Here at Fish House, a popular fish market in New York City,
0:35New York'un popüler balık pazarlarından Fish House'ta
On prominent display: kolayca görülecek ve fark edilecek yerde
“On prominent display”, insanların bir şeyi kolayca görüp fark edebileceği bir yere konmuş olmak demektir. Prominent, özellikle dikkat çekme anlamını ekler; yalnızca on display ise bir şeyin sergilendiğini söyler. Bu yapıda display, on edatından sonra gelen bir isimdir. İfadenin tamamı genellikle be fiilinden sonra gelir: bir şey is veya was on prominent display olur.
Alıştırma
Cümleyi “on prominent display” ifadesiyle tamamlayın: At the museum entrance, the ancient vase was ____.
Cevabı göster
on prominent display
then we sent them to Applied Food Technologies in Florida,
0:44ardından örnekleri Florida'daki Applied Food Technologies'e gönderdik.
where Molly Sims and her colleagues specialize in seafood DNA analysis. Kalıp ifadeler
0:48Molly Sims ve meslektaşları burada deniz ürünlerinde DNA analizi konusunda uzman.
specialize in + bir alan veya faaliyet
Specialize in, belirli bir konuyu, iş türünü veya ürünü temel uzmanlık alanı hâline getirmek anlamına gelir. Burada deniz ürünleri DNA analizinin Molly Sims ve çalışma arkadaşlarının mesleki uzmanlık alanı olduğu belirtiliyor. Standart yapı specialize in + isim veya -ing biçimidir: specialize in seafood DNA analysis; specialize in identifying fish species. in edatı bu yapının bir parçasıdır.
Alıştırma
Cümleyi specialize in ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: This research group ____ detecting rare diseases.
Cevabı göster
specializes in
Dikkat çeken bir giriş olarak Guess what?
Bu kullanımda Guess what?, dinleyiciden gerçekten bir sorunun cevabını tahmin etmesini istemez. Konuşan kişi bu ifadeyle dikkat çeker ve ardından şaşırtıcı, heyecan verici veya önemli bir haber geleceğini belirtir. Dinleyici What? diye karşılık verebilir ya da açıklamayı bekleyebilir. İfade, haberden önce kısa bir beklenti anı oluşturarak konuşmayı düzenler.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Guess what? Our science team made it to the finals.” diyor. Guess what? burada ne işe yarıyor?
- Konuşan kişinin sizi duymadığını gösterir.
- Şaşırtıcı bir haberden önce dikkatinizi çeker.
- Sizden gerçek bir tahmin bulmacasını çözmenizi ister.
Cevabı göster
Şaşırtıcı bir haberden önce dikkatinizi çeker.
The lab found there wasn't any scallop in the scallop. Anlatım akışı
0:55Laboratuvar, deniz tarağı denen üründe hiç deniz tarağı bulunmadığını saptadı.
there wasn't any scallop in the scallop: tek kelime, iki gönderge
İlk scallop, laboratuvarın aradığı gerçek deniz tarağını adlandırır. İkinci kullanımda the scallop, deniz tarağı olarak satılan veya sunulan yiyeceği ifade eder. Dolayısıyla mantıksal bir çelişki yoktur: bu adı taşıyan üründe gerçek deniz tarağı bulunmamıştır. Aynı ismin iki farklı göndergeyle tekrarlanması, test sonucunu kısa ve akılda kalıcı bir açıklamaya dönüştürür. Bu haber anlatımı önce neyin bulunmadığını söyler, ardından insanlarda onun bulunacağı beklentisini yaratan ürünü veya iddiayı adlandırır.
Alıştırma
Bu haberde vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- Laboratuvar ürünün deniz tarağı olup olmadığını belirleyemedi.
- Laboratuvar bütün deniz tarağı örneklerinin gerçek olduğunu buldu.
- Deniz tarağı diye satılan üründe gerçek deniz tarağı yoktu.
Cevabı göster
Deniz tarağı diye satılan üründe gerçek deniz tarağı yoktu.
We were certainly surprised to see such a blatantly false scallop.
0:59Böylesine bariz şekilde sahte bir deniz tarağı görmek bizi kesinlikle şaşırttı.
My best guess to what they were is probably some sort of surimi type product. Ton ve niyet
1:05En iyi tahminim, bunların muhtemelen surimi türü bir ürün olduğu yönünde.
My best guess ... probably some sort of: katmanlı belirsizlik
My best guess, bütün tanımlamayı doğrulanmış bir gerçek olarak değil, konuşanın en olası gördüğü değerlendirme olarak sunar. Probably bir olasılık işareti daha eklerken some sort of kesin bir ürün adı vermek yerine nesneleri geniş bir kategoriye yerleştirir. Bu ifadeler birlikte kullanıldığında ihtiyat birkaç katman hâlinde verilir: konuşan bunların büyük olasılıkla surimi türü bir ürün olduğunu düşünür, ancak kesin tanımlama yapacak kadar kanıtı yoktur. Bu kalıp, gerekçeli bir görüş bildirirken hem sonucu hem de sınıflandırmayı geçici tutmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Sınırlı kanıta dayanan ihtiyatlı ve kesin olmayan bir tanımlamayı en iyi hangi cümle aktarır?
- It was definitely an imitation crab product.
- I have no possible explanation for what it was.
- My best guess is that it was probably some sort of imitation crab product.
Cevabı göster
My best guess is that it was probably some sort of imitation crab product.
Güçlü Bir Gündelik Soruda What the heck
Burada What the heck, temel What is that? sorusunu güçlendirir. Güçlü bir şaşkınlık ve kafa karışıklığı belirtir; ses tonuna göre sabırsızlık da ifade edebilir. Heck burada duygusal bir pekiştiricidir, gerçek anlamda bir yere gönderme yapmaz. Aktarılabilir kalıp what the heck + soru yapısıdır; örneğin What the heck happened? Daha ağır bir küfür kullanmadan soruyu daha güçlü hâle getirir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız tanımadığınız bir cihazı açtığında güçlü ama görece hafif gündelik şaşkınlığı en doğal biçimde hangi soru ifade eder?
- What the heck is that?
- Could you identify that item, please?
- What the hell is that?
- What is that?
Cevabı göster
What the heck is that?
surimi fish paste: İşlenmiş Bir Balık Ürünü
Surimi, balık etinin ince biçimde kıyılması, yıkanması ve macun hâline gelene kadar karıştırılmasıyla elde edilir; ardından tatlandırılabilir, şekillendirilebilir ve pişirilebilir. Cümlede fish paste, surimi için sade bir açıklamadır; surimi doğal bir balık türünün adı değildir. Bu ezme yengeç çubukları, deniztarağına benzeyen parçalar ve başka şekiller hâline getirilebildiği için yalnızca görünüş özgün hayvanı göstermez. Surimi sözcüğü işlenmiş malzemeyi veya ürünü anlatır; satışın yanıltıcı olup olmadığı nasıl etiketlendiğine bağlıdır.
Alıştırma
Bir deniz ürünü paketinde ürünün surimiden yapıldığı yazıyor. Bundan kesin olarak hangi sonucu çıkarabilirsiniz?
- Mutlaka gerçek yengeç veya deniztarağı eti içerir.
- Surimi adlı doğal bir balık türünden gelir.
- Ürün otomatik olarak hileli biçimde satılmaktadır.
- İşlenip bir gıda ürünü biçimine getirilmiş balık etinden yapılmıştır.
Cevabı göster
İşlenip bir gıda ürünü biçimine getirilmiş balık etinden yapılmıştır.
So it's a bunch of goo that's shaped like a scallop to fool you. Kelime
1:14Yani sizi kandırmak için deniz tarağı şeklinde biçimlendirilmiş bir yığın balık peltesi.
a bunch of goo: gündelik ve küçümseyici bir betimleme
Bu cümlede goo, tam olarak ne olduğu belirtilmeyen koyu, yapışkan ve biçimsiz bir maddeyi ifade eder. Bu, bir malzemenin adı değil, gündelik ve kesin olmayan bir etikettir. A bunch of genellikle bir grup ya da büyük bir miktar anlamına gelir; ancak sayılamayan goo ismiyle kullanıldığında kabaca “miktarı belirtilmemiş bir parça” demektir. A bunch of goo bir bütün olarak malzemeyi itici ve ayrıntılı biçimde tanımlanmaya değmez gösterir; bu da konuşanın tiksintisiyle uyumludur.
Alıştırma
Cümledeki a bunch of goo ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Birbirinden ayrı katı nesnelerden oluşan gerçek bir demet
- Ölçülmüş bir sıvının kesin malzeme adı
- Miktarı belirtilmemiş yapışkan bir maddeyi gündelik ve küçümseyici biçimde anlatan bir ifade
Cevabı göster
Miktarı belirtilmemiş yapışkan bir maddeyi gündelik ve küçümseyici biçimde anlatan bir ifade
Dr. David Friedman, an expert on seafood and the author of Food Sanity,
1:20Deniz ürünleri uzmanı ve Food Sanity kitabının yazarı Dr. David Friedman,
scallops are the most frequently substituted. Dilbilgisi
1:27yerine en sık başka ürün kullanılanın deniz tarağı olduğunu söylüyor.
the most frequently substituted: edilgen üstünlük kalıbı
The most frequently substituted ifadesinde most, frequently zarfını niteler. Burada substituted, “başka bir ürünle değiştirilmiş” demektir. Frequently bunun ne sıklıkta gerçekleştiğini gösterir; most ise bu sıklığın en yüksek olduğunu belirtir. Yani deniz tarakları karşılaştırma grubundaki diğer bütün öğelerden daha sık değiştirilir. Tam kalıp, are the most frequently substituted örneğindeki gibi be + the most + zarf + geçmiş zaman ortacıdır. Üstünlük karşılaştırmasını edilgen yapıyla birleştirerek cümlenin eylemden etkilenen şeye odaklanmasını sağlar. Önceki bağlam karşılaştırma grubunu zaten açık hâle getirdiyse bu grubun tekrar edilmesi gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için “the most frequently + past participle” kalıbını kullanın: Of all the problems in the survey, login errors are ____.
Cevabı göster
the most frequently reported
Unlike + isim öbeği: karşıtlığı baştan kurmak
Unlike + isim öbeği, karşılaştırmanın referansını ana ifadeden önce yerleştirir. unlike natural scallops, ifadesinde natural scallops referans noktasıdır; ardından ana cümle surimi’nin nasıl farklı olduğunu açıklar. Yeniden kullanılabilir kalıp Unlike A, B + B hakkında ifade şeklindedir. Buradaki unlike bir edattır; dislike fiili değildir.
Alıştırma
Karşıtlığı “-den farklı olarak” anlamındaki tek sözcüklü edatla tamamlayın: “____ the older model, this laptop has a brighter screen.”
Cevabı göster
Unlike
typically made up of cheap fish like pollock or whiting. Öbek fiiller
1:36genellikle Alaska mezgiti veya mezgit gibi ucuz balıklardan yapıldığını söylüyor.
Be Made Up of: bir bütünün parçalarını belirtmek
Be made up of, “-den oluşmak” anlamına gelir. Bütün özne olur ve bileşenler of sonrasında gelir: bütün + be made up of + parçalar. Örnekte made up of, virgülden sonra kısaltılmış bir niteleyici yapıda kullanılır; anlatılan tam düşünce “surimi is typically made up of cheap fish.” şeklindedir. Bu biçim, uydurmayı değil bileşimi anlatır. Etken make up, parçalar özne olduğunda “oluşturmak”, make up a story ifadesinde ise “hikâye uydurmak” anlamına gelebilir; burada bu iki yapıdan hiçbiri kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi “-den oluşur” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “The committee is ____ teachers, parents, and students.”
Cevabı göster
made up of
and then they slice it in these little hockey pucks. Kültür
1:44sonra da küçük hokey diskleri şeklinde dilimliyorlar.
Şekil benzetmesi olarak “hockey pucks”
Bu cümlede hockey pucks bir malzemeyi değil, görsel bir benzetmeyi ifade eder. Hockey puck, buz hokeyinde kullanılan sert, yassı ve yuvarlak disktir; dolayısıyla kesilen parçalar küçük, kalın ve son derece düzenli diskler olarak betimlenmektedir. Bu benzetme, burada aynı boyut ve şeklin neden şüpheli olabileceğini de açıklamaya yardımcı olur: doğal yolla elde edilen parçaların, üretilmiş bir rulodan kesilen ürünler kadar birbirinin aynısı görünme olasılığı daha düşüktür. Daha genel olarak nesnelere hockey pucks demek, onların yassı ve silindirik şeklini vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede little hockey pucks ne anlama geliyor?
- Uzun, ince şeritler hâlinde sarılmış gevşek parçalar
- Buz hokeyi malzemelerinden yapılmış parçalar
- Şekilleri son derece düzenli olan küçük, yassı ve yuvarlak parçalar
Cevabı göster
Şekilleri son derece düzenli olan küçük, yassı ve yuvarlak parçalar
And then they try to fool you into believing that it's the genuine stuff. Kalıp ifadeler
1:46Ardından bunun gerçek ürün olduğuna inanmanız için sizi kandırmaya çalışıyorlar.
“Fool someone into believing ...” yapısı
Fool someone into doing something, bir kişiyi kandırıp bu kandırma sonucunda onun bir eylemde bulunmasına veya bir şeye inanmasına neden olmak demektir. Burada you etkilenen kişidir ve believing that it's the genuine stuff ortaya çıkan inançtır. Yapı fool + kişi + into + -ing biçimindedir: fool you into believing. Into sözcüğünden sonra mastar kullanılmaz. Bu yapı, kandırmanın ortaya çıkardığı sonucu belirttiği için tek başına fool someone demekten daha fazla bilgi verir.
Alıştırma
Cümleyi fool me into believing ifadesinin basit geçmiş biçimiyle tamamlayın: The forged certificate ____ the painting was authentic.
Cevabı göster
fooled me into believing
that what we were served wasn't scallops. Dilbilgisi
1:56bize servis edilenin deniz tarağı olmadığını öğrendik.
had it sent: have + nesne + geçmiş zaman ortacı
had it sent ifadesinde had, ettirgen have fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kalıp have + nesne + geçmiş zaman ortacıdır; it, sent ile anlatılan eyleme maruz kalır. Özne, başka bir kişinin veya hizmetin onu göndermesini ayarlamıştır; ifade, we'nin onu bizzat taşıdığını ya da teslim ettiğini söylemez. İşlemi yapan kişiden çok süreç veya sonuç önemli olduğunda bu yapı kullanışlıdır.
Alıştırma
İşi bir uzmanın yaptığını göstermek için cümleyi have + nesne + geçmiş zaman ortacı ile tamamlayın: The frame was valuable, so we ____ by a professional.
Cevabı göster
had it restored
Kaynaşmış ilgi öznesi olarak what we were served
What we were served, kaynaşmış bir ilgi yan cümlesidir: what, şey veya yiyecek anlamını that'e denk gelen ilgi bağlantısıyla birleştirir. Yan cümlenin içinde we alıcıdır ve were served edilgendir; dolayısıyla kimliği bilinmeyen yiyecek bize verilen şeydir. Yan cümlenin tamamı wasn't ifadesinin öznesidir. Bu tür bir what yan cümlesinin önüne fazladan isim koymayın; the thing what we were served değil, what we were served kullanılır. scallops çoğul olsa da tekil wasn't, bütün porsiyonu veya maddeyi tek bir özne olarak ele alır.
Alıştırma
Hangi cümlede what yan cümlesi fazladan bir isim kullanılmadan doğru biçimde özne yapılmıştır?
- The thing what they discovered changed the plan.
- What they discovered changed the plan.
- What did they discover changed the plan.
Cevabı göster
What they discovered changed the plan.
Wouldn't you feel better if the menu said imitation scallops? Ton ve niyet
2:01Menüde “taklit deniz tarağı” yazsa kendinizi daha iyi hissetmez miydiniz?
Onay bekleyen bir öneri olarak Wouldn't you feel better if ...?
Wouldn't you feel better if ...? normalde evet yanıtına yönelten olumsuz bir sorudur. Konuşan kişi iki yanıtı tarafsız biçimde karşılaştırmaz; soru, önerilen değişikliğin daha iyi olacağı konusunda dinleyiciyi nazikçe anlaşmaya yöneltir. if yan cümlesi önerilen koşulu sunar. Bu kalıp bir tavsiyeyi veya eleştiriyi soruya dönüştürebilir: Wouldn't you feel better if + özne + fiilin geçmiş zaman biçimi ...? Buradaki geçmiş biçim hayal edilen bir değişikliği anlatır; geçmiş zamana gönderme yapmaz.
Alıştırma
“Wouldn't you feel better if we used a clearer label?” sorusunda konuşan kişi büyük olasılıkla ne yapıyor?
- Konuşan kişi değişikliğin kesinlikle durumu kötüleştireceğine inanıyor.
- Konuşan kişinin hiçbir beklentisi yok ve yalnızca evet ya da hayır yanıtı istiyor.
- Konuşan kişi onay bekliyor ve değişikliği nazikçe öneriyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi onay bekliyor ve değişikliği nazikçe öneriyor.
So the customer actually knows what they're paying for.
2:04Böylece müşteri parasını neye verdiğini gerçekten bilir.
Do you have any idea how many things are imitation? Ton ve niyet
2:09Kaç şeyin taklit olduğuna dair bir fikriniz var mı?
İnanmazlık içeren bir karşı çıkış olarak Do you have any idea ...?
Do you have any idea ...? gerçek bir bilgi isteğini başlatabilir, ancak burada inanmazlık içeren bir karşı çıkış işlevi görür. how many ile birlikte kullanıldığında konuşan kişi sayının çok büyük olduğunu ve sorunun karşı tarafın düşündüğünden daha kapsamlı olduğunu ima eder; gerçekte kesin bir sayı beklemez. Bu kalıbı bağlama ve ses tonuna göre yorumlayın. Sakin bir soru Biliyorsanız lütfen söyleyin anlamına gelebilirken any idea ya da how many üzerindeki güçlü vurgu şaşkınlık, bıkkınlık veya inanmama ifade edebilir.
Alıştırma
Bir dükkân sahibi bıkkın bir tonla “Do you have any idea how many labels we would need to replace?” diyor. Bu soru büyük olasılıkla neyi ima ediyor?
- Sayı çok büyük, dolayısıyla hepsini değiştirmek zor olurdu.
- Dükkân sahibi sakince yalnızca kesin bir sayı istiyor ve başka hiçbir şey ima etmiyor.
- Dükkân sahibi hiçbir etiketin değiştirilmesi gerekmediğine inanıyor.
Cevabı göster
Sayı çok büyük, dolayısıyla hepsini değiştirmek zor olurdu.
That's why we're doing this investigation. Anlatım akışı
2:13Biz de bu yüzden bu araştırmayı yapıyoruz.
That's why + bir sonuç
That's why, az önce belirtilen nedenin veya durumun tamamına gönderme yapar ve bunun sonucunu, yani “we're doing this investigation” ifadesini sunar. Buradaki that belirli bir nesneyi göstermez. That's why ifadesini, zaten bilinen bir nedeni ondan doğan sonuç, karar veya eyleme bağlamak için kullanın.
Alıştırma
İkinci cümleyi, “That's” ile başlayan ve önceki nedene gönderme yapan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The server is down. ____ we cannot process orders right now.
Cevabı göster
That's why
Over at Angel Fish Market, also in the Big Apple, Kültür
2:15Yine New York'taki Angel Fish Market'ta ise
the Big Apple: New York şehrinin takma adı
The Big Apple, New York şehrinin yaygın olarak bilinen bir takma adıdır. Bu cümlede Angel Fish Market'ın daha önce belirtilen yerle aynı şehirde olduğunu gösterir; pazarda satılan bir ürün değildir. Bunun gibi yer takma adlarını tanımak, resmî yer adı tekrarlanmasa bile göndermeleri takip etmenizi sağlar.
Alıştırma
“Their tour ends in the Big Apple,” cümlesinde “the Big Apple” hangi yeri ifade eder?
- New York eyaleti
- Bir meyve pazarı
- New York şehri
Cevabı göster
New York şehri
Later she confirmed their fried scallops are imitation
2:26Daha sonra kızarmış deniz taraklarının taklit olduğunu doğruladı
and that they would change the menu to reflect that. Kalıp ifadeler
2:30ve bunu belirtecek şekilde menüyü değiştireceklerini söyledi.
change the menu to reflect that: gerçekleri yansıtmak için menüyü değiştirmek
change the menu to reflect that ifadesinde change menüyü değiştirmek, to reflect that ise değişikliğin amacını belirtmek için kullanılır: Yeni metin, deniz taraklarının taklit olduğuna dair yeni doğrulanan gerçeği doğru şekilde göstermelidir. Aktarılabilir change something to reflect something kalıbı; bir belgeyi, kuralı, kaydı veya başka bir bilgi kaynağını gerçeklerle ya da güncel bilgilerle uyumlu hâle getirmek demektir. Burada reflect, “doğru biçimde yansıtmak” anlamındadır; fiziksel olarak görüntü yansıtmak anlamında değildir.
Alıştırma
Cümleyi change something to reflect something kalıbının iki parçasıyla tamamlayın: The editors will ____ the report ____ the corrected figures.
Cevabı göster
change · to reflect
so-called scallops: scallops etiketine şüpheci yaklaşım
so-called scallops ifadesinde so-called, konuşan kişi ile scallops etiketi arasında mesafe oluşturur. Bu bağlamda laboratuvar sonucu yiyeceğin başka bir şey olduğunu gösterdiğinden ifade, deniz tarağı olarak sunulan ancak gerçekte deniz tarağı olmayan ürünleri anlatır. Daha genel olarak bir isimden önce gelen so-called, “genellikle böyle bilinen” anlamına gelebilir; ancak ton ve bağlam çoğu zaman ifadeye şüpheci bir anlam katar. Konuşan kişi etiketin doğruluğundan, niteliğinden veya meşruluğundan kuşkulanabilir. Dinleyici bu tutumu fark etmeli ve so-called ifadesini otomatik olarak tarafsız called ile aynı saymamalıdır.
Alıştırma
Yargılayın: Bir rehberde “This area is home to a bird called the marsh warbler.” yazıyor. called yerine so-called kullanmak tonu tarafsız tutar.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
turned out to be made of something called spinefoot fish. Öbek fiiller
2:38sokar balığı denen bir balıktan yapıldığı ortaya çıktı.
turned out to be: sonradan keşfedilen bir sonuç
“Turned out to be”, öznenin gerçek kimliğinin, niteliğinin veya durumunun ancak kontrol, araştırma ya da sonraki gelişmelerden sonra öğrenildiğini gösterir. Bu cümlede yapılan test, nesnelerin neden üretildiğini ortaya çıkarmıştır. Yapı, özne + turn out + to be + tamamlayıcı biçimindedir. Basit bir be biçiminden farklı olarak bilgiyi sonradan ortaya çıkan bir gerçek veya nihai bulgu şeklinde sunar.
Alıştırma
Sonucu sonradan yapılan bir keşif olarak sunan bu nottaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the lab test, the necklace ____ glass rather than crystal.
Cevabı göster
turned out to be
They sure don't look anything like scallops. Dilbilgisi
2:42Kesinlikle deniz tarağına hiç benzemiyorlar.
don't look anything like: güçlü görsel farklılık
“Don’t look anything like”, iki şeyin görünüş bakımından neredeyse hiç benzemediği anlamına gelir. Bu olumsuz yapıda anything karşılaştırmayı güçlendirir ve benzerlik derecesini sıfıra yaklaştırır; look fiilinin nesnesi değildir. Look like görünüşe dayalı bir karşılaştırma kurar. not ... anything eklemek, yalnızca don’t look like demekten çok daha güçlü bir yargı oluşturur. Önceki sure sözcüğü de konuşanın kesinliğini daha fazla vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, teslim edilen lambanın ürün fotoğrafına görünüş bakımından neredeyse hiç benzemediğini en güçlü şekilde söyler?
- The delivered lamp doesn't look anything like the product photo.
- The delivered lamp doesn't look like the product photo.
- The delivered lamp isn't exactly like the product photo.
Cevabı göster
The delivered lamp doesn't look anything like the product photo.
the real deal: taklit değil, gerçek
Bu soruda the real deal, gerçek deniz tarağını, yani deniz tarağına benzetilmiş bir ürünü değil, gerçekten iddia edilen ürünü ifade eder. Buradaki deal, alışveriş anlaşması ya da indirim anlamına gelmez. Bu deyim, bir şeyin gerçekten iddia edildiği şey olduğunu anlatabilir. Bir insan için kullanıldığında ise o kişinin gerçekten yetenekli veya etkileyici olduğunu belirten bir övgü olabilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız, uzmanların gerçek olduğunu doğruladığı imzalı bir forma gösteriyor. “It’s the real deal” ne anlama gelir?
- Ticari bir anlaşmanın parçasıdır.
- Düşük bir fiyata satılmıştır.
- Gerçektir, sahte değildir.
Cevabı göster
Gerçektir, sahte değildir.
Talimatlarda tavsiye bildiren you want to
Burada you want to, dinleyenin kişisel isteğini anlatmaz. Deniz tarağının nasıl kontrol edileceğini açıklarken önerilen sonraki adımı tanıtır; yaklaşık olarak “yapmalısınız” veya “yapmanız en iyisi” anlamına gelir. Konuşanlar, doğrudan emir veriyormuş gibi görünmeden dinleyeni yönlendirmek için talimatlarda sık sık you want to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Buradaki you, işlemi uygulayan herkesi genel olarak ifade edebilir.
Alıştırma
Bir yemek dersinde öğretmen, “You want to let the pan heat up first.” diyor. Öğretmen ne yapıyor?
- Sonraki adımı öneriyor.
- Bu adımın kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu belirtiyor.
- Dinleyenin tavayı ısıtmak isteyip istemediğini soruyor.
Cevabı göster
Sonraki adımı öneriyor.
If you see that they're exactly the same size like hockey pucks,
2:52Hepsinin hokey diskleri gibi tamamen aynı boyutta olduğunu görürseniz
because scallops have a sweet seaweed type of aroma.
3:00çünkü deniz taraklarının deniz yosununu andıran tatlı bir kokusu vardır.
sniff test: koklayarak yapılan hızlı kontrol
Burada a sniff test, deniz taraklarını koklayarak yapılan hızlı ve gayriresmî bir kontrol anlamına gelir. Gerçek deniz taraklarının hafif, tatlı ve deniz yosununu andıran bir kokusu olmalıdır; bu yüzden alışılmadık bir koku uyarı işareti olabilir. Bu birleşik isim, eylem veya duyu + test kalıbını izler: ilk sözcük kontrolün nasıl yapıldığını gösterir. Genellikle laboratuvar testi değil, basit bir ilk kontrol anlamına gelir.
Alıştırma
“Koklayarak yapılan hızlı bir kontrol” anlamıyla cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Before pouring the milk, I gave it a quick ____.
- eye test
- sniff test
- taste test
Cevabı göster
sniff test
something's fishy going on, literally,
3:06kelimenin tam anlamıyla ortada şüpheli bir koku var demektir,
fishy ... fishy: balık kokusu ve şüphe
İlk fishy sözcüğü gerçek anlamdadır: balığa benzeyen, hoş olmayan bir kokuyu anlatır. İkincisi mecazidir: something's fishy, bir şeyin şüpheli veya yanlış göründüğü anlamına gelir. Aynı sözcüğün tekrarlanması bir kelime oyunu yaratır. Something's fishy normalde mecazi olsa da burada şüphe gerçek bir kokuyla bağlantılıdır; literally bunu vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede kelime oyununu oluşturan nedir? If it smells fishy, something's fishy going on.
- İki kullanım da yalnızca yiyeceğin denizden geldiği anlamına gelir.
- İlk fishy balığa benzeyen bir kokuyu anlatır; ikincisi şüpheli anlamına gelir.
- İlki şüpheli, ikincisi lezzetli anlamına gelir.
Cevabı göster
İlk fishy balığa benzeyen bir kokuyu anlatır; ikincisi şüpheli anlamına gelir.
Well, it wasn't all fishy business: daha dengeli bir sonuca geçiş
Well, önceki kötü haberlerden daha dengeli bir sonuca geçişi gösterir. Konuşanın önceki olumsuz tabloyu birazdan sınırlandıracağına işaret eder. It wasn't all ... kısmi olumsuzluktur: işlerin bir kısmı şüpheliydi, ancak tamamı öyle değildi. Burada fishy business şüpheli veya dürüst olmayan faaliyet anlamına gelir; fishy sözcüğü aynı zamanda deniz ürünleri araştırmasına esprili biçimde uyar. Cümle, önceki sorunları yok saymadan dinleyiciyi gerçek numunelerin açıklanmasına hazırlar.
Alıştırma
"Well, it wasn't all fishy business." geçişi dinleyiciye ne anlatır?
- Bazı vakalar şüpheliydi, ancak sıradaki sonuç diğerlerinin gerçek olduğunu gösterecek.
- Her vaka şüpheliydi ve konuşan daha fazla kötü haber ekliyor.
- Hiçbir yerde şüpheli bir vaka bulunmadı.
Cevabı göster
Bazı vakalar şüpheliydi, ancak sıradaki sonuç diğerlerinin gerçek olduğunu gösterecek.
Our scallops that we sampled in Dallas, Toledo, and in St. Louis
3:14Dallas, Toledo ve St. Louis'de örnek aldığımız deniz taraklarının
turned out to be the real deal: araştırmayı kapatan hüküm
Turned out to be, kontrol veya araştırma sonrasında öğrenilen bir sonucu sunar. Bu nedenle cümle, numunelerin gerçekliğini bir varsayım değil, araştırma bulgusu olarak gösterir. The real deal son hükmü verir: deniz tarakları gerçekti. Cümlenin sonundaki turned out to be the real deal, gerçek ve sahte sorusuna dönerek araştırmayı kapatır ve önceki olumsuz bulguları dengeler.
Alıştırma
Haber neden deniz taraklarının gerçek olduğunu doğrudan söylemek yerine turned out to be the real deal ile biter?
- Deniz taraklarının sahte ürünlerden gerçek deniz taraklarına dönüştüğünü gösterir.
- Testlerin hiçbir zaman güvenilir bir sonuca ulaşmadığı anlamına gelir.
- Gerçekliği araştırmanın sonucu olarak çerçeveler ve habere net bir kapanış hükmü verir.
Cevabı göster
Gerçekliği araştırmanın sonucu olarak çerçeveler ve habere net bir kapanış hükmü verir.