Bluey Tam Bölüm | Kelebekler | Tam Bölüm | @disneyjr: İngilizce çalışma notları

Disney Jr.

Öğrenme zorluğu
705 kelime 153 kel/dk

Video özeti: Bluey ile Judo, kelebek oyunu sırasında Bingo’yu geride bırakır; ancak suçluluk duygusu, bir özür ve yeni bir kural, üç arkadaşın kendi sorumluluklarını kabul edip yeniden birlikte oynamasını sağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. take the washing in. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: İpte kuruyan çamaşırları toplayıp eve getirmeyi anlatan bu doğal Britanya ve Avustralya İngilizcesi ev ifadesini anlayın. take, washing ve in sözcüklerini ayrı ayrı çevirmek yerine, yönü içeri doğru olan tek bir eylem olarak yorumlamayı öğrenirsiniz. 2. taking ages. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bir şeyin çok uzun sürdüğünü belirten, çoğu zaman sabırsızlık da yansıtan gündelik bir söyleyişi tanıyın. Böylece bu ifadenin neden daha nötr olan taking a long time seçeneğinden daha konuşma diline özgü ve duygulu geldiğini ayırt edebilirsiniz. 3. made me do it. / didn't make me do it. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Birinin başka birini bir eyleme yönelttiğini ya da zorladığını anlatmak için make + kişi + fiilin yalın hâli yapısını kullanın. İki biçim arasındaki karşıtlık, başkasını suçlamaktan kendi sorumluluğunu kabul etmeye geçişi gösterir ve olumsuz biçimde de make sonrasında do önüne to gelmediğini doğrular.

Bu derste

Mum!

0:08

Anne!

Dad.

0:14

Baba.

Bingo.

0:20

Bingo.

Bluey.

0:25

Bluey.

Make sure it's nice and high off the ground. Notlar

0:29

Yerden yeterince yüksek olduğundan emin ol.

Dilbilgisi

Make sure + yan cümle: sonucu doğrulamak

Bir yönergede Make sure, “bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol et veya gerekeni yap” anlamına gelir. Burada make, “yaratmak” anlamında değildir. Kalıp make sure + özne + fiil şeklindedir. make sure sonrasındaki yan cümle, kontrol edilmesi veya sağlanması gereken sonucu belirtir; bu cümlede sonuç, nesnenin yerden gereken yükseklikte olmasıdır.

Alıştırma

Hangi cümle birine kapının kilitli olduğunu kontrol etmesini doğal biçimde söyler?

  1. Make the door sure before you leave.
  2. Make sure to the door before you leave.
  3. Make sure the door is locked before you leave.
Cevabı göster

Make sure the door is locked before you leave.

Kalıp ifadeler

high off the ground: yerden oldukça yüksekte

High off the ground, bir şeyin zeminle arasında boşluk olacak şekilde yerden oldukça yüksekte bulunduğunu anlatır. Off yüzeyden ayrılığı, high ise dikey mesafenin büyük olduğunu belirtir. Off the ground, buradaki gibi genel bir yükseklik ifadesinden veya bir ölçüden sonra kullanılabilir: The shelf is six feet off the ground.

Alıştırma

Hangi cümle bir kuş yuvasının yerden oldukça yüksekte olduğunu söyler?

  1. The bird's nest is high off the ground.
  2. The bird's nest is high on the ground.
  3. The bird's nest is deep under the ground.
Cevabı göster

The bird's nest is high off the ground.

Yes, boss. Ton ve niyet

0:32

Emredersin, patron.

Ton ve niyet

Yes, boss.: şakacı bir itaat ifadesi

Yes, boss. cevabı kelime anlamıyla bir talimatı kabul eder ve karşıdaki kişiye boss diye seslenir. Aile üyeleri veya yakın arkadaşlar arasında, o kişinin gerçekten işveren olduğunu söylemeden şakayla “Peki, yaparım” ya da “Emredersiniz” anlamına gelebilir. Tavrı belirleyen şey ses tonu ve ilişkidir. Hafif bir ton iş birliğine açık ve şakacı duyulur; düz veya abartılı bir ton ise kızgın ya da alaycı gelebilir.

Alıştırma

Yes, boss. ifadesinin şakacı anlamına en uygun durum hangisidir?

  1. Bir çalışan yöneticiyi bir ziyaretçiye resmî olarak tanıtır.
  2. Bir aile üyesi küçük bir talimat verir ve karşılığında hafif, şakacı bir cevap alır.
  3. Bir müşteri şirket sahibinin adını sorar.
Cevabı göster

Bir aile üyesi küçük bir talimat verir ve karşılığında hafif, şakacı bir cevap alır.

Snap!

0:33

Şırak!

Ow.

0:34

Ah.

Bluey, that's not making this any easier. Kalıp ifadeler

0:34

Bluey, bu işleri hiç kolaylaştırmıyor.

Kalıp ifadeler

not making this any easier: make + nesne + sıfatın karşılaştırma biçimi

Burada make + nesne + sıfatın karşılaştırma biçimi bir sonucu anlatır: Bir eylem, bir şeyi belirli bir yönde daha fazla veya daha az bir duruma getirir. not making this any easier ifadesindeki this, o anda yapılan işi veya içinde bulunulan durumu gösterir; bu nedenle ifade, eylemin mevcut durumu kolaylaştırmadığı anlamına gelir. Olumsuz not ... any easier yapısında any anlamı güçlendirir: Durum hiç daha kolay değildir. Cümlenin tamamı, birinin davranışının yardımcı olmadığı ve işi daha da zorlaştırabileceği yönünde bir yakınmadır.

Alıştırma

Yakınmayı dersteki yapının aynısıyla tamamlayın: Everyone talking at once ____.

Cevabı göster

isn't making this any easier

What are you doing, Bluey's dad?

0:38

Ne yapıyorsun, Bluey'nin babası?

Hey, Judo.

0:40

Hey, Judo.

Just putting up a swing. Öbek fiiller

0:41

Sadece bir salıncak kuruyorum.

Öbek fiiller

putting up: bir şeyi kurmak veya monte etmek

Bu cümlede putting up, bir salıncağı kullanıma hazır olacak şekilde kurup yerine yerleştirmek demektir. Put up burada bir öbek fiil olarak işlev görür; put ve up sözcüklerini ayrı ayrı yorumlamak bütün eylemin anlamını kaçırmanıza neden olur. Nesne bir isim olduğunda bu öbek fiil ayrılabilir: put up a swing veya put a swing up. Nesne bir zamir olduğunda zamiri fiil ile parçacığın arasına koyun: put it up; put up it değil.

Alıştırma

Hangi cümlede put up, “kurmak veya monte etmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. We put away the tent before the rain started.
  2. We looked at the tent before the rain started.
  3. We put up the tent before the rain started.
Cevabı göster

We put up the tent before the rain started.

Yeah, it's a fabric swing.

0:42

Evet, bu kumaş bir salıncak.

Yeah, they have them at Bluey's school.

0:44

Evet, bunlardan Bluey'nin okulunda da var.

I know that.

0:47

Bunu biliyorum.

Bluey's my friend.

0:48

Bluey benim arkadaşım.

All right, have fun, squids.

0:52

Pekala, iyi eğlenceler, ufaklıklar.

I've gotta take the washing in. Notlar

0:54

Gidip çamaşırları toplamam lazım.

Kelime

I've gotta: gündelik konuşmada zorunluluk

I've gotta, I've got to ifadesinin çok gündelik bir konuşma biçimidir ve “yapmam gerek” veya “yapmak zorundayım” anlamına gelir. Burada konuşan kişi çamaşırları içeri almasının gerekli olduğunu söylüyor. Gotta ifadesinden sonra fiilin yalın hâli gelir: I've gotta take, I've gotta go. Bu ifade “bir şey aldım” veya “bir şeye sahibim” anlamına gelmez.

Alıştırma

Gündelik cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: ____ leave now.

Cevabı göster

I've gotta

Kalıp ifadeler

take the washing in: dışarıdaki çamaşırları içeri almak

Bu cümlede take the washing in, dışarıda kuruyan çamaşırları toplayıp eve getirmek anlamına gelir. The washing yıkanmış çamaşırları ifade eder; in ise yönün evin içine doğru olduğunu gösterir. Burada take + the washing + in yapısını tek bir eylem olarak anlayın; washing, çamaşır yıkama eylemi anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, Leah'nın dışarıda kuruyan çamaşırları toplayıp içeri getireceği anlamına gelir?

  1. Leah will wash the clothes before it rains.
  2. Leah will take the washing out before it rains.
  3. Leah will take the washing in before it rains.
Cevabı göster

Leah will take the washing in before it rains.

Let's play butterflies. Ton ve niyet

0:59

Hadi kelebekçilik oynayalım.

Ton ve niyet

Let's play: birlikte oynamayı önermek

Let's play, dinleyeni konuşan kişiyle birlikte oynamaya davet eder. Bu, yalnızca karşı tarafa ne yapacağını söyleyen bir emir değil, birlikte yapılan bir öneridir. Let's, let us ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Let's + fiilin yalın hâli kalıbını kullanın: Let's play, Let's go veya Let's try.

Alıştırma

Ortak öneriyi let us ifadesinin kısaltmasıyla tamamlayın: ____ build a blanket fort.

Cevabı göster

Let's

Yeah.

1:01

Evet.

This episode of Bluey is called Butterflies. Kalıp ifadeler

1:02

Bluey'nin bu bölümünün adı Kelebekler.

Kalıp ifadeler

is called: bir ad veya başlık belirtmek

X is called Y kalıbı, Y'nin X'in adı veya başlığı olduğu anlamına gelir. Örnekte Butterflies bölümün başlığıdır ve doğrudan is called ifadesinden sonra gelir. Buradaki called, call fiilinin “birine ya da bir şeye ad vermek veya bir adla anmak” anlamından gelir; “telefon etmek” anlamında değildir. Yapı şöyledir: özne + be fiilinin uygun biçimi + called + ad.

Alıştırma

Hangi cümle bir oyunun adını doğal biçimde belirtir?

  1. This game calls Treasure Hunt.
  2. This game is called Treasure Hunt.
  3. This game is call Treasure Hunt.
Cevabı göster

This game is called Treasure Hunt.

Okay, first the caterpillar crawls along the ground. Anlatım akışı

1:06

Tamam, önce tırtıl yerde sürünür.

Then it gets in the cocoon.

1:10

Sonra kozasına girer.

Then it hatches as a butterfly.

1:11

Sonra da kelebek olarak yumurtadan çıkar.

Anlatım akışı

first ... Then ... Then: adımları sıralamak

First başlangıç adımını gösterir. Her then dinleyeni bir sonraki adıma götürür; böylece üç cümle, birbiriyle ilgisiz üç bilgi yerine zaman sırasına göre ilerleyen açık bir bütün oluşturur. Kuralları, yönergeleri veya bir süreci açıklarken First, ... Then, ... Then, ... kullanılabilir. First ilk eylemi düzenler; then ise sonraki eylemleri sırayla tanıtabilir.

Alıştırma

Hangi seçenek adımların sırasını en açık biçimde gösterir?

  1. Wash first then your hands dry with a towel.
  2. Then, wash your hands. First, dry them with a towel.
  3. First, wash your hands. Then, dry them with a towel.
Cevabı göster

First, wash your hands. Then, dry them with a towel.

But the butterfly catchers have been hiding. Dilbilgisi

1:13

Ama kelebek avcıları hep saklanıyormuş.

Dilbilgisi

have been hiding: daha önce başlayıp şimdiye kadar sürme

Have been hiding, present perfect continuous yapısındadır: have been + fiil-ing. Saklanma eyleminin daha önce başladığını ve şimdiye kadar sürdüğünü gösterir. Bazı bağlamlarda aynı zaman, yeni bitmiş ancak sonucu şimdiki durumla açıkça bağlantılı olan bir eylemi de anlatabilir. Bu cümlede saklanma eyleminin şu ana kadar sürdüğü anlaşılır. Bu zaman, geçmişte tamamlanmış tek bir saklanma eylemini anlatmak yerine kelebek avcılarının şimdi nasıl aniden ortaya çıkabildiğini açıklar.

Alıştırma

Cümleyi hide fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: The children ____ behind the curtain for ten minutes, and they are still there.

Cevabı göster

have been hiding

Catch it.

1:17

Yakala onu.

Oh, can I be the caterpillar first? Ton ve niyet

1:17

Oh, önce ben tırtıl olabilir miyim?

Ton ve niyet

Can I be the caterpillar first?: bir rolü diğerlerinden önce üstlenmeyi istemek

Can I be + rol + first?, o rolü diğer insanlardan önce üstlenmek için izin istemeye yarar. Burada be the caterpillar, gerçekten tırtıla dönüşmek değil, oyunda tırtıl rolünü oynamak demektir; first ise sıra düzenini belirtir. Aynı istek başka rollerle de kullanılabilir. Bir rolü üstlenmek yerine bir eylemi önce yapmak istiyorsanız Can I + eylem + first? yapısını kullanın. Örneğin Can I go first? veya Can I try first? diyebilirsiniz.

Alıştırma

Bir rol yapma oyununda, doktor rolünü herkesten önce oynamayı hangi cümle doğal biçimde ister?

  1. Can I see the doctor first?
  2. Can I be the doctor first?
  3. Can I go to the doctor first?
Cevabı göster

Can I be the doctor first?

I'm going first.

1:20

Önce ben olacağım.

Come on, Bingo. Ton ve niyet

1:21

Hadi ama, Bingo.

Ton ve niyet

Teşvik etmek veya acele ettirmek için Come on

Bu cümlede Come on, Bingo'yu katılmaya veya harekete geçmeye teşvik eden kısa bir ifadedir. Duruma göre “hadi”, “bir dene” veya “acele et” anlamına gelebilir; karşıdaki kişinin fiziksel olarak konuşana yaklaşması gerektiği anlamına gelmez. Mesajın büyük bir kısmını ses tonu taşır. Sıcak bir ton destekleyici gelirken daha sert bir ton, aynı sözlerin sabırsız veya kuşkucu duyulmasına yol açabilir.

Alıştırma

Takım arkadaşın yarıştan önce tereddüt ediyor. Hangi cümle başlaması için doğal ve samimi bir teşvik sunar?

  1. Go on, tell me what happened.
  2. Come on, you can do this!
  3. Come over after the race.
Cevabı göster

Come on, you can do this!

We'll be the butterfly catchers.

1:22

Biz kelebek avcıları olacağız.

Eep, eep, eep, eep, eep, eep,

1:25

İip, iip, iip, iip, iip, iip,

Judo is so bossy.

1:30

Judo çok patronluk taslıyor.

Yeah, she is.

1:32

Evet, öyle.

But she doesn't have anyone else to play with. Dilbilgisi

1:33

Ama oynayacak başka kimsesi yok.

Dilbilgisi

doesn't have anyone else to play with: uygun başka kimse yok

doesn't have anyone else to play with ifadesinde anyone else, “başka herhangi biri” anlamına gelir. Else, anyone sözcüğünden önce değil sonra gelir. to play with mastar grubu, eksik olan kişinin nasıl biri olduğunu, yani onun birlikte oynayabileceği bir kişiyi açıklar. Temel yapı play with someone olduğu için with sonda kalır. Bu günlük yapı anyone else to talk to, work with veya ask biçimlerinde de yeniden kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle Leo'nun konuşabileceği başka hiç kimse olmadığını doğal biçimde anlatır?

  1. Leo doesn't have else anyone to talk to.
  2. Leo doesn't have anyone else to talk.
  3. Leo doesn't have anyone else to talk to.
Cevabı göster

Leo doesn't have anyone else to talk to.

Ooh.

1:37

Ooh.

Poor little bug on the wall,

1:39

Duvardaki zavallı küçük böcek,

Ding, jing

1:41

Ding, jing

No one to love him at all, Kalıp ifadeler

1:42

Hiç kimse onu sevmezmiş,

Kalıp ifadeler

at all: olumsuzluğu güçlendirme

Bu cümlede at all, No one ifadesindeki olumsuz anlamı güçlendirir. No one ... at all, hiçbir istisna olmadan kesinlikle hiç kimse olmadığı anlamına gelir. Olumsuz bir ifadeden sonra at all genellikle «hiçbir şekilde» ya da «en ufak bir ölçüde bile» anlamı verir. Vurgu katar; yer veya miktar bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi «en ufak bir miktarda bile değil» anlamındaki ifadeyle tamamlayın: I don't feel tired ____.

Cevabı göster

at all

Ding, jing

1:44

Ding, jing

No one to tickle his toes,

1:45

Ayak parmaklarını gıdıklayan yokmuş,

Ding, jing

1:47

Ding, jing

No one to blow his nose.

1:48

Burnunu silen de yokmuş.

She's coming out. Öbek fiiller

1:53

Dışarı çıkıyor.

Öbek fiiller

coming out: içeriden dışarıya hareket

Bu cümlede coming out, içeriden dışarıya doğru hareket etmeyi anlatır. Out yönü belirtir; is coming ise hareketin şu anda gerçekleştiğini gösterir. Come genellikle hareketi konuşana veya o anda odaklanılan yere doğru gerçekleşiyormuş gibi sunar. Başlangıç yeri belirtilirse come out of + yer kalıbı kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle bir civcivin kabuğunun içinden dışarıya doğru hareket ettiğini doğru biçimde anlatır?

  1. The chick is coming out of its shell.
  2. The chick is going into its shell.
  3. The chick is sitting beside its shell.
Cevabı göster

The chick is coming out of its shell.

Whoo!

1:54

Huu!

Flap, flap, flap.

1:55

Pır, pır, pır.

Flap... Catch her!

1:57

Pır... Yakala onu!

My turn. Ton ve niyet

2:03

Benim sıram.

Ton ve niyet

My turn.: sıranın bende olduğunu söylemek

My turn., It’s my turn. ifadesinin kısa ve doğal biçimidir. Sırayla yapılan bir etkinlikte konuşanın bir sonraki kişi olduğunu bildirir. Buradaki turn, belirli bir sıra içinde bir kişiye düşen fırsat anlamına gelir. Yön değiştirme anlamında değildir.

Alıştırma

Sıra size geldiğinde söylediğiniz cümleyi tamamlayın: Sam has finished. Now it's ____.

Cevabı göster

my turn

You're too small to be a caterpillar. Dilbilgisi

2:03

Tırtıl olmak için çok küçüksün.

Dilbilgisi

too small to be: too + sıfat + to + fiil kalıbı

too small to be ifadesinde too, derecenin kabul edilebilir veya uygulanabilir bir sınırı aştığını belirtir; “de/da” anlamına gelmez. too + sıfat + to + fiilin yalın hâli kalıbı, derecenin aşırı olduğunu ve bu nedenle to sonrasındaki eylem veya durumun mümkün ya da uygun olmadığını anlatır. Bu cümlede kişinin küçük olması, tırtıl rolüne uygun olmamasının nedeni olarak sunulur. Aynı kalıp too young to drive ve too difficult to explain ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Hangi cümle çorbanın sıcaklığının şu anda yenmesini engellediğini belirtir?

  1. The soup is hot enough to eat right now.
  2. The soup is too hot to eat right now.
  3. The soup is very hot right now.
Cevabı göster

The soup is too hot to eat right now.

No, I'm not.

2:05

Hayır, değilim.

Go on, Bingo. Ton ve niyet

2:07

Hadi ama, Bingo.

Ton ve niyet

Go on: birini devam etmeye veya başlamaya teşvik etmek

Bu cümlede Go on, Bingo’yu o anda beklenen eylemi yapmaya teşvik eden emir kipinde bir ifadedir. Eylemin daha önce başlayıp başlamadığına göre “Hadi yap”, “Başla” veya “Devam et” anlamına gelebilir; sözcük anlamıyla bir yere gitme talimatı değildir. Biri konuşurken durakladığında Go on, “Devam et, dinliyorum” anlamına da gelebilir. Hangi eylemin başlaması veya devam etmesi gerektiğini bağlam gösterir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız hikâyenin ortasında duraklıyor. Onu devam etmeye teşvik etmenin en doğal yolu hangisidir?

  1. Go away, I'm listening.
  2. Come on, I'm listening.
  3. Go on, I'm listening.
Cevabı göster

Go on, I'm listening.

We'll be the butterfly catchers.

2:08

Biz kelebek avcıları olacağız.

Eep, eep, eep, eep, eep, eep,

2:12

İip, iip, iip, iip, iip, iip,

Little kids take so long to do everything. Kalıp ifadeler

2:30

Küçük çocukların her şeyi yapması ne kadar da uzun sürüyor.

Kalıp ifadeler

take so long to do: bir eylemin çok uzun zaman aldığını söylemek

subject + take + zaman ifadesi + to + fiilin yalın hâli yapısı, bir kişinin veya şeyin bir eylem için ne kadar zamana ihtiyaç duyduğunu anlatır. take so long to do ifadesinde so long, “bu kadar uzun zaman” anlamına gelir; to ile kullanılan mastar ise eylemi belirtir. Burada Little kids öznedir ve everything, do fiilinin nesnesidir. Cümle, küçük çocukların her iş için çok uzun zamana ihtiyaç duyduğundan yakınır. So anlamı güçlendirir ve şaşkınlık, bıkkınlık veya şikâyet ifade edebilir.

Alıştırma

Cümleyi “yapması çok uzun zaman alır” anlamındaki hedef yapıyla tamamlayın: The old computer ____ start.

Cevabı göster

takes so long to

She's only got little legs. Kelime

2:32

Sadece bacakları kısa o kadar.

Kelime

She's only got: have got ile şimdiki zamanda sahiplik

She's only got ifadesinde She's, she has'in kısaltmasıdır; has got ise “sahip olmak” ya da “var” anlamına gelir. Cümle, onun bacaklarının küçük veya kısa olduğunu söyler; got, bacakları yakın zamanda edindiği anlamına gelmez. Only, küçük bacakları bir sınırlama olarak sunar ve sözü onun neler yapabildiğini açıklayan bir ifadeye dönüştürür. Sınırlı bir miktarı veya özelliği anlatmak için şu kalıp kullanılabilir: özne + have/has only got + isim.

Alıştırma

“She's only got little legs” cümlesini en doğru biçimde yeniden ifade eden seçenek hangisidir?

  1. She only has small legs.
  2. She has just received some legs.
  3. She can use only her legs.
Cevabı göster

She only has small legs.

Poor little bug on the wall,

2:38

Duvardaki zavallı küçük böcek,

Ding, jing

2:40

Ding, jing

No one to love him at all,

2:41

Hiç kimse onu sevmezmiş,

Ding, jing

2:43

Ding, jing

No one...

2:44

Hiç kimse...

Hurry up, Bingo.

2:45

Acele et, Bingo.

Hey, Bluey.

2:48

Hey, Bluey.

Yeah?

2:48

Efendim?

Let's run away from Bingo. Öbek fiiller

2:50

Bingo'dan kaçıp saklanalım.

Öbek fiiller

run away from: kaçmak veya uzak durmak için uzaklaşmak

Run away from + bir kişi, yer veya şey, o kişiden, yerden ya da şeyden kaçmak veya onu önlemek için hızla uzaklaşmak anlamına gelir. From, öznenin uzaklaşmaya çalıştığı şeyi tanıtır. Burada konuşanlar oyun oynuyor ve Bingo'yu geride bırakmak istiyor; bu nedenle ifade gerçek bir tehlikeyi değil, şakacı bir durumu anlatıyor. Run away from ifadesinin ciddi mi yoksa şakacı mı olduğu bağlama bağlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “kaçmak için uzaklaşmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The rabbit saw the dog and began to run ____ it.

Cevabı göster

away from

What?

2:51

Ne?

Why?

2:52

Neden?

She's taking ages. Kelime

2:53

Çok uzun sürüyor.

Kelime

taking ages: çok uzun sürmek

take ages ifadesindeki ages, kelimesi kelimesine birden fazla çağ anlamına gelmez; çok uzun zaman almak anlamına gelen gündelik ve abartılı bir kullanımdır. Burada She's taking ages, onun konuşanın beklediğinden çok daha uzun zaman harcadığı anlamına gelir. Bu ifade çoğu zaman sabırsızlık veya hafif bir rahatsızlık da gösterir. taking a long time ile karşılaştırıldığında taking ages daha vurgulu ve konuşma diline özgüdür.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için take ages ifadesini doğru biçimde kullanın: The repair is ____.

Cevabı göster

taking ages

Well, uh

2:54

Şey, ıı

Come on,

2:58

Hadi,

No one to tickle his toes...

3:00

Ayak parmaklarını gıdıklayan yokmuş...

Wait for me. Kalıp ifadeler

3:02

Beni bekleyin.

Kalıp ifadeler

wait for someone or something: birini veya bir şeyi beklemek

Wait for someone/something, o kişi veya şey gelene ya da hazır olana kadar bir yerde kalmak veya hareketi ertelemek anlamına gelir. Wait for me cümlesinde for, me sözcüğünü konuşanın başkalarından beklemelerini istediği kişi olarak tanıtır. Bir isim veya zamir beklenen hedefi belirtiyorsa standart İngilizcede for gerekir: wait for me, wait for the bus. Wait bu hedefi doğrudan alamaz.

Alıştırma

Beklenen kişiden önce gereken edatla cümleyi tamamlayın: We'll wait ____ Mia outside the library.

Cevabı göster

for

No one to blow his nose.

3:03

Burnunu silen de yokmuş.

Okay.

3:06

Tamam.

I think I'm almost ready to be a butterfly now.

3:07

Sanırım artık kelebek olmaya neredeyse hazırım.

Ooh, look at me.

3:14

Ooh, bana bakın.

I'm a butterfly.

3:15

Ben bir kelebeğim.

Flap, flap, flap, flap.

3:17

Pır, pır, pır, pır.

I'm flapping around.

3:21

Etrafta uçuşuyorum.

I hope there's no butterfly catchers nearby. Ton ve niyet

3:23

Umarım buralarda kelebek avcısı yoktur.

Ton ve niyet

I hope: bir dileği ifade etmek ve sonrasını hazırlamak

I hope, konuşanın doğru olmasını istediği bir durumu anlatan yan cümleyi başlatır. Sonuç hâlâ mümkün veya belirsizdir; bu yüzden ifade bir gerçeği bildirmek yerine ileriye dönük bir beklenti anlatır. Burada sözler, kelebek avcılarından kaçınma isteği gibi duyulur. Ancak hayalî oyunda konuşan kişi aslında birinin kovalamacaya katılmasını ister. Bu nedenle I hope eğlenceli ve dramatik bir hava taşır, ayrıca birazdan olabilecekleri hazırlar.

Alıştırma

Saklambaç oyununda hangi cümle doğal biçimde bir umut belirtir ve birazdan olabilecekleri eğlenceli şekilde hazırlar?

  1. Please do not look behind this curtain.
  2. I hope no one finds me behind this curtain.
  3. No one found me behind this curtain yesterday.
Cevabı göster

I hope no one finds me behind this curtain.

Oh.

3:27

Oh.

Where are they?

3:28

Neredeler?

Flap, flap, flap, flap.

3:29

Pır, pır, pır, pır.

Not because you're dirty, Anlatım akışı

3:32

Pis olduğun için değil,

not because you're clean.

3:33

temiz olduğun için de değil.

Anlatım akışı

Not because..., not because...: iki nedeni paralel biçimde reddetmek

Tekrarlanan Not because..., not because... kalıbı reddedilen iki açıklamayı paralel biçimde yan yana koyar. İkinci not because geldiğinde, konuşanın ayrı bir fikre başlamadığını, aynı bilgi düzenini sürdürdüğünü gösterir. Dirty ve clean zıt anlamlıdır. Bu yüzden paralel anlatım karşıtlığın kolay duyulmasını sağlar ve dizeye çocuk tekerlemesi ritmi verir. Bu parça iki nedeni de reddeder, ancak gerçek nedeni henüz söylemez; böylece daha sonra gelecek bir devamı işaret edebilir.

Alıştırma

Hangi cümle iki nedeni reddetmek için aynı paralel kalıbı kullanıyor?

  1. Not because you're tired, not because you're bored.
  2. Because you're tired, you're probably bored.
  3. Not because you're tired, but because you're bored.
Cevabı göster

Not because you're tired, not because you're bored.

Bluey, you were meant to catch me. Dilbilgisi

3:34

Bluey, beni yakalaman gerekiyordu.

Dilbilgisi

were meant to: beklenen ama gerçekleşmeyen bir eylem

Be meant to + fiilin yalın hâli, beklenen, planlanan veya yapılması gereken şeyi anlatabilir. Burada were meant to catch me, oyun kurallarına göre konuşanı yakalamanın Bluey'nin görevi olduğu anlamına gelir. Bunun gibi geçmiş zamanlı yorumlarda beklenen eylem çoğu zaman gerçekleşmemiştir. Konuşan kişi, kural ya da plan ile Bluey'nin gerçekte yaptığı şey arasındaki farkı gösterir; meant burada “anlamına gelmek” demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi be meant to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: You ____ bring the map, but you left it at home.

Cevabı göster

were meant to

Quick, Bluey.

3:39

Çabuk, Bluey.

Run away.

3:40

Kaçalım.

Quick.

3:44

Çabuk.

We can hide in my house.

3:45

Benim evimde saklanabiliriz.

Flap, flap, flap.

3:52

Pır, pır, pır.

I think we lost her. Kelime

3:59

Sanırım onu atlattık.

Kelime

we lost her: peşindeki kişiden kurtulmak

Bir kovalamaca sırasında veya biri sizi takip ederken lose someone, o kişinin sizi artık bulamayacağı ya da izleyemeyeceği kadar uzaklaşıp ondan kurtulmak anlamına gelebilir. Burada we lost her, “ondan kurtulduk” demektir; “onu yanlışlıkla kaybettik” anlamına gelmez. Bu kullanımda özne kaçan kişi ya da gruptur, nesne ise kovalayan veya takip eden kişidir. Bu roller, amaçlanan anlamı belirlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

“We took two quick turns and finally lost the car following us,” cümlesinde lost the car ne anlama gelir?

  1. Arabamızı nereye park ettiğimizi artık hatırlamıyorduk.
  2. Arabayı tamir edilemeyecek kadar hasara uğrattık.
  3. Peşimizden gelen arabadan kurtulduk.
Cevabı göster

Peşimizden gelen arabadan kurtulduk.

Uh, I might go and see if Bingo's all right. Ton ve niyet

4:01

Iı, gidip Bingo'nun iyi olup olmadığına baksam iyi olacak.

Ton ve niyet

might go and see if: kontrol etme planını yumuşatmak

Konuşan kişi, gidip kontrol etmeyi kesin bir duyuru olarak değil, olası bir sonraki adım olarak sunuyor. Burada might, aslında oldukça güçlü olan bir niyeti yumuşatır; böylece kişi karşısındakine doğrudan karşı çıkmadan ayrılabilir. Go and see oraya gidip kontrol etmek, see if ise kontrol edilecek durumu, yani Bingo'nun iyi olup olmadığını, anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp I might go and see if + yan cümledir.

Alıştırma

Planın daha yumuşak duyulması için cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: I ____ Maya needs a ride home.

Cevabı göster

might go and see if

She'll be fine. Ton ve niyet

4:04

O iyi olacaktır.

Ton ve niyet

She'll be fine: rahatlatmak veya endişeyi küçümsemek

She'll be fine, onun iyi olacağına veya yardım almadan durumun üstesinden gelebileceğine dair bir tahmindir. Genellikle endişelenen birini rahatlatmak için kullanılır. Bu sahnede ifade aynı zamanda endişeyi küçümser ve diğer kişiyi gidip kontrol etmekten vazgeçirir. Sözcükler ilgili veya baştan savıcı gelebilir; hangi anlamın daha güçlü olduğunu ses tonu ve konuşanın amacı belirler.

Alıştırma

Bir arkadaşınız Nina'yı kontrol etmek istiyor. Siz She'll be fine. diye karşılık veriyorsunuz. Büyük olasılıkla ne anlatıyorsunuz?

  1. Nina'nın acil yardım olmadan muhtemelen iyi olacağı
  2. Nina'nın şu anda kesinlikle kendini iyi hissettiği
  3. Nina'nın yardıma ihtiyacı olup olmadığını sorduğunuz
Cevabı göster

Nina'nın acil yardım olmadan muhtemelen iyi olacağı

Now let's play phones.

4:06

Şimdi telefonculuk oynayalım.

Phones?

4:07

Telefonculuk mu?

Ring, ring.

4:08

Zırr, zırr.

Ring, ring.

4:10

Zırr, zırr.

I just think that Bingo might like Ton ve niyet

4:11

Ben sadece Bingo'nun da isteyebileceğini...

Ton ve niyet

I just think that: Farklı bir görüşü yumuşatmak

I just think that, konuşanın görüşünü yumuşak bir biçimde ortaya koyar. think, devamındaki içeriği kesin bir gerçek değil kişisel bir değerlendirme olarak sunar; just ise araya girmenin ya da karşı çıkmanın sertliğini azaltır. Buradaki just, düşüncenin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Kalıp, konuşanın fazla doğrudan görünmeden başka bir düşünce sunmak istediğini belirtir ve çoğunlukla bir kaygı, öneri ya da farklı görüşten önce gelir.

Alıştırma

Hangi cümle farklı bir görüşü en yumuşak biçimde ortaya koyar?

  1. You are wrong, so we should ask Maya first.
  2. I just think that we should ask Maya first.
  3. I know that we must ask Maya first.
Cevabı göster

I just think that we should ask Maya first.

Ring, ring.

4:13

Zırr, zırr.

Hello?

4:14

Alo?

Hi.

4:15

Selam.

It's me, Judo.

4:16

Benim, Judo.

I've had such a nice day. Dilbilgisi

4:17

O kadar güzel bir gün geçirdim ki.

Dilbilgisi

I've had: Bugünkü deneyimi şimdiye bağlamak

I've had, I have had ifadesinin kısaltılmış biçimidir: have yardımcı fiildir, had ise past participle biçimidir. have a nice day içinde have, bir güne sahip olmak değil, günü yaşamak veya geçirmek anlamına gelir. Present perfect, günün başlangıcından konuşma anına kadarki deneyime dönüp bakar ve bu deneyimi konuşanın şu anki mutlu hissine bağlar. Gün hâlâ devam ediyorsa ya da konuşan günü şimdiki bakış açısından özetliyorsa doğal bir seçimdir.

Alıştırma

I ile have fiilinin kısaltılmış present perfect biçimini kullanın: ____ a great morning so far.

Cevabı göster

I've had

Let me tell you all about it. Ton ve niyet

4:19

Sana her şeyi anlatayım.

Ton ve niyet

Let me tell you: söz alıp bir açıklamaya başlamak

Let me tell you, konuşmacının vermek üzere olduğu bir açıklamayı veya anlatacağı bir hikâyeyi başlatır. Bu cümlede konuşma sırasını alır ve daha ayrıntılı bir anlatımın geleceğini bildirir. let me biçim olarak izin istemeye benzese de bu ifade çoğu zaman gerçek bir izin talebi değil, konuşmaya giriş kalıbıdır. Etkisi zamanlamaya ve ses tonuna bağlıdır: istekli ve samimi duyulabilir, ancak birinin sözünü keserse baskın görünebilir.

Alıştırma

Hangi cümle konuşma sırasını doğal biçimde alıp bir hikâye anlatmaya başlar?

  1. I heard what happened after lunch.
  2. Let me tell you what happened after lunch.
  3. Could you tell me what happened after lunch?
Cevabı göster

Let me tell you what happened after lunch.

Okay.

4:21

Tamam.

First, I bought some lovely new plants.

4:22

Önce, çok güzel yeni bitkiler aldım.

But then I

4:25

Ama sonra ben

Oh, is that right?

4:25

Oh, öyle mi?

Poor little bug on the wall,

4:27

Duvardaki zavallı küçük böcek,

Ding, jing

4:30

Ding, jing

No one to love him at all,

4:31

Hiç kimse onu sevmezmiş,

Ding, jing

4:34

Ding, jing

So, then I went to the bakery to get some cream buns for Casper.

4:35

İşte, sonra Casper için kremalı çörek almaya fırına gittim.

But they ran out of cream buns. Öbek fiiller

4:39

Ama kremalı çörekleri bitmişti.

Öbek fiiller

ran out of: bir şeyi tamamen kullanmak veya satmak

Ran out of, run out of ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Bir kişinin, işletmenin veya stok bulunduran başka bir tarafın kalan miktarı kullanıp ya da satıp bitirdiğini, dolayısıyla hiç kalmadığını anlatır. Burada dükkânın satacak kremalı çöreği kalmamıştır. Kalıp özne + run out of + ürün şeklindedir: The bakery ran out of bread. Stoku bulunduran kişi veya yer özne olur; bulunamaz hâle gelen şey ise of sözcüğünden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi run out of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: By 10 a.m., the bakery ____ blueberry muffins.

Cevabı göster

ran out of

Could you believe it? Ton ve niyet

4:41

İnanabiliyor musun?

Ton ve niyet

Could you believe it? ile şaşkınlığı retorik biçimde ifade etmek

Burada Could you believe it? retorik bir sorudur: konuşan kişi, dinleyicinin bir iddiaya inanıp inanmadığını ciddi biçimde sınamak yerine şaşkınlık, inanamama veya rahatsızlık ifade eder. Bu soru dinleyiciyi de aynı tepkiyi paylaşmaya çağırır. Doğal bir cevap, evet ya da hayır demek yerine şaşırtıcı olay hakkında yorum yapmak olabilir.

Alıştırma

Bu bağlamda Could you believe it? sorusunun temel amacı nedir?

  1. Dinleyicinin bir şeye inanma izni olup olmadığını sormak.
  2. Dinleyiciyi konuşanın şaşkınlığını paylaşmaya çağırmak.
  3. Bir haberin doğru olup olmadığının gerçeklere dayalı olarak kontrol edilmesini istemek.
Cevabı göster

Dinleyiciyi konuşanın şaşkınlığını paylaşmaya çağırmak.

Judo, I think I need to find Bingo. Ton ve niyet

4:43

Judo, sanırım Bingo'yu bulmam lazım.

Ton ve niyet

I think I need to ... ile bir kararı yumuşatmak

I think I need to find Bingo cümlesinde need to, Bingo'yu bulmayı gerekli bir eylem olarak sunar. I think ise bu açıklamayı yumuşatır; böylece karar daha az ani veya baskıcı duyulur. Bu kalıp genellikle kişisel bir ihtiyacı, plan değişikliğini veya bir etkileşimden nazikçe ayrılmayı ifade eder. Konuşanın mutlaka çok kararsız olduğu anlamına gelmez; I think esas olarak dinleyicinin duygularını gözetebilir.

Alıştırma

Kararı yumuşatmak için I think I need to kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: I ____ head home now.

Cevabı göster

think I need to

So, then I asked for chocolate eclairs. Kalıp ifadeler

4:45

Ben de çikolatalı ekler istedim.

Kalıp ifadeler

I asked for: bir şey istemek

I asked for, ask for ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada konuşanın bir mağazadan veya hizmet görevlisinden çikolatalı ekler istediği anlamına gelir; bu bağlamda onları sipariş etmeye ya da satın almaya çalıştığını anlatır. Ne istediğini belirtmek için ask for + ürün veya hizmet yapısını kullan. for olmadan ask + kişi, I asked the cashier. örneğindeki gibi kiminle konuştuğunu veya kime soru sorduğunu belirtebilir. İstenen şey normalde doğrudan ask fiilinden sonra gelmez.

Alıştırma

Bir ürün isterken ask sözcüğünden sonra kullanılan edatı yaz: At the café, I asked ____ a glass of water.

Cevabı göster

for

Judo, but they were out of them too. Kalıp ifadeler

4:48

Judo, ama onlardan da kalmamıştı.

Kalıp ifadeler

were out of them: hiç kalmamış olması

Were out of them, mağazada veya oradaki kişilerde o ürünlerden o anda hiç kalmadığı anlamına gelir. Be out of + ürün, bir malzemenin veya stokun bulunmadığı durumu anlatır. Them, daha önce sözü edilen chocolate eclairs ifadesine gönderme yapar. too ise önceki bir ürün gibi bunun da bulunmadığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi be out of ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamla: Yesterday, the shop ____ batteries, so I couldn't buy any.

Cevabı göster

was out of

I mean, come on. Ton ve niyet

4:50

Yani, hadi ama.

Ton ve niyet

I mean, come on: hayal kırıklığı içeren bir itiraz

Burada I mean dikkatli bir tanım sunmaz. “Cidden” ya da “şuna bir bak” der gibi, konuşanın tepkisini güçlendirir. Come on, birini yaklaşmaya davet etmez. Burada hayal kırıklığı veya inanamama ifade eder ve dinleyiciyi durumun mantıksız olduğunu kabul etmeye yöneltir. I mean, come on birlikte kullanıldığında gündelik bir yakınma veya itiraz işlevi görür.

Alıştırma

Bu bağlamda konuşan kişi I mean, come on derken büyük olasılıkla ne anlatmak istiyor?

  1. Konuşan kişi come fiilini tanımlamaktadır.
  2. Konuşan kişi hayal kırıklığı içindedir ve dinleyicinin durumun mantıksız olduğunu kabul etmesini bekler.
  3. Konuşan kişi dinleyiciden kibarca yaklaşmasını istemektedir.
Cevabı göster

Konuşan kişi hayal kırıklığı içindedir ve dinleyicinin durumun mantıksız olduğunu kabul etmesini bekler.

Oh, I just don't know what the world's coming to. Deyimler

4:51

Oh, dünyanın ne hale geldiğini gerçekten bilmiyorum.

Deyimler

don't know what the world's coming to: dünya hakkında dramatik bir yakınma

I don't know what the world's coming to ifadesinde konuşan kişi gezegenin nereye gittiğini sormaz. Bu deyim, “işlerin bu kadar kötü, tuhaf veya hayal kırıklığı yaratacak bir hâle gelmesine inanamıyorum” demektir. Bu ifade genellikle tek bir olayı toplumun ya da dünyanın genel durumu hakkında bir yakınmaya dönüştürür. Buradaki gibi küçük bir aksaklık için kullanıldığında abartı dramatik veya mizahi gelebilir.

Alıştırma

Burada I don't know what the world's coming to ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişi toplumdaki işlerin şaşırtıcı derecede kötü veya tuhaf bir hâle geldiğini düşünüyor.
  2. Konuşan kişi gezegenin yönünü bulmak için yol tarifine ihtiyaç duyuyor.
  3. Konuşan kişi hiçbir görüş belirtmeden ne olduğunu sakince soruyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi toplumdaki işlerin şaşırtıcı derecede kötü veya tuhaf bir hâle geldiğini düşünüyor.

Okay, then.

4:53

Tamam o zaman.

I'm going now.

4:54

Şimdi gidiyorum.

Bye.

4:55

Görüşürüz.

I mean, are you trying to run a shop? Ton ve niyet

4:55

Yani, dükkan işletmeye çalışıyor musun, çalışmıyor musun?

Ton ve niyet

Are you trying to run a shop?: retorik soruyla eleştiri

run a shop ifadesindeki run, “koşmak” değil, “bir işletmeyi yönetmek veya işletmek” anlamına gelir. Buradaki soru esas olarak karşıdaki kişinin bir dükkân işletmeye çalışıp çalışmadığını öğrenmek için sorulmaz. Eleştirel bir tonla söylenen Are you trying to run a shop? retorik bir sorudur. Karşıdaki kişinin dükkânı kötü yönettiğini veya yeterli bir dükkân sahibi gibi davranmadığını ima eder. Soru biçimi, eleştiriyi tarafsız değil, daha sert hâle getirir.

Alıştırma

Konuşan kişi bu bağlamda vurgulanan soruyla ne yapıyor?

  1. Karşıdaki kişinin dükkân açmayı planlayıp planlamadığını tarafsız biçimde sormak.
  2. Karşıdaki kişiye bir dükkân bulmasında yardım etmeyi önermek.
  3. Karşıdaki kişinin dükkânı ne kadar kötü yönettiğini eleştirmek.
Cevabı göster

Karşıdaki kişinin dükkânı ne kadar kötü yönettiğini eleştirmek.

Bingo.

4:58

Bingo.

Bingo.

5:00

Bingo.

Where are you?

5:01

Neredesin?

Bingo.

5:04

Bingo.

Hey.

5:05

Hey.

I'm sorry, Bingo.

5:07

Özür dilerim, Bingo.

I didn't mean to run away from you. Ton ve niyet

5:08

Senden kaçmak istememiştim.

Ton ve niyet

I didn't mean to + fiil: kasıtlı olmadığını söylemek

I didn't mean to + fiilin yalın biçimi, “Bunu yaptım ama niyetim bu değildi” anlamına gelir. Cümlede konuşan kişi kaçtığını, ancak bunun planlanmış veya kasıtlı olmadığını söylüyor. Bu yapı çoğunlukla bir kazayı açıklamak, yanlış anlaşılmayı gidermek veya özre başlamak için kullanılır. Buradaki mean to, “niyet etmek” anlamındadır; bu nedenle sonraki fiil yalın biçimde kalır: mean to leave, mean to interrupt.

Alıştırma

Zararın kasıtlı olmadığını belirten ifadeyle özrü tamamlayın: I'm sorry I hurt you. I ____ hurt you.

Cevabı göster

didn't mean to

Judo made me do it. Dilbilgisi

5:11

Judo bana zorla yaptırdı.

Well, she didn't make me do it.

5:14

Yani, zorla yaptırmadı.

Dilbilgisi

made me do it ... didn't make me do it: make + nesne + to almayan yalın fiil

Make + nesne + to almayan fiilin yalın hâli, birinin ya da bir şeyin başka birine bir eylem yaptırdığını anlatır. made me do it ifadesinde me eylemi yapan kişidir ve do önüne to almaz. Olumsuz yapıda geçmiş zamanı did, olumsuzluğu not taşır: didn't make me do it. Make yalın biçimine döner, do da to almadan kalır. Burada konuşan kişi önce suçu Judo’ya atar, sonra bu iddiasını düzeltir.

Alıştırma

make + nesne + to almayan yalın fiil yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. The thunder made the dog hide.
  2. The thunder made the dog to hide.
  3. The thunder made the dog hid.
Cevabı göster

The thunder made the dog hide.

I did it a bit myself. Ton ve niyet

5:17

Biraz ben de istedim.

Ton ve niyet

a bit myself: sorumluluğun bir kısmını kabul etmek

Bu bağlamda a bit “bir ölçüde” anlamına gelir; myself ise I sözcüğünü vurgulayarak konuşanın bu seçime bizzat katıldığını gösterir. Buradaki myself, dönüşlü bir nesne değil, vurgu unsurudur. a bit myself birlikte kullanıldığında itirafı yumuşatır ama sorumluluğun bir kısmını yine konuşana yükler. Başka biri davranışı etkilemiş olabilir, ancak bu kısmen konuşanın kendi yaptığı bir şeydir.

Alıştırma

Konuşan kişi I did it a bit myself dediğinde ne anlatır?

  1. Konuşan kişi eylemde hiçbir payı olmadığını söyler.
  2. Konuşan kişi sorumluluğun bir kısmının kendisine ait olduğunu kabul eder.
  3. Konuşan kişi başka birinin tamamen sorumlu olduğunu söyler.
Cevabı göster

Konuşan kişi sorumluluğun bir kısmının kendisine ait olduğunu kabul eder.

I'll never do it again, Bingo. Ton ve niyet

5:20

Bunu bir daha asla yapmayacağım, Bingo.

I promise.

5:22

Söz veriyorum.

Ton ve niyet

I'll never do it again ... I promise: özürden sonra verilen güçlü bir söz

I'll never do it again, gelecekteki davranışla ilgili bir sözdür: konuşan kişi aynı şeyi bir daha yapmayacağını söyler. Never bu sözü kesinleştirir; will ise konuşanın bundan sonraki niyetini gösterir. I promise, verilen sözün ciddi olduğunu doğrular. Bir özürden sonra bu iki bölüm, yalnızca pişmanlığı ifade etmekle kalmaz, dinleyiciye neyin değişeceğini de söyler.

Alıştırma

Hangi cümle bir hatayı tekrarlamamaya en açık şekilde söz verir?

  1. I might try to do better next time.
  2. I'll never do it again. I promise.
  3. I did it again yesterday.
Cevabı göster

I'll never do it again. I promise.

Please, can we play together? Ton ve niyet

5:24

Lütfen, birlikte oynayabilir miyiz?

Ton ve niyet

Please, can we play ...?: kibar bir rica

Please, can we play...? ifadesinde can we, birlikte bir şey yapmak için dinleyicinin onayını ister. Konuşanların oyun oynama yeteneğine sahip olup olmadığını sormaz. Please isteği yumuşatır ve daha içten ya da ısrarlı duyulmasını sağlayabilir. Emirden farklı olarak soru biçimi, dinleyiciye kabul etme veya reddetme alanı bırakır.

Alıştırma

Hangi cümle başka birinden birlikte oynamayı kibarca kabul etmesini ister?

  1. Please, can we play together after lunch?
  2. You must play with me after lunch.
  3. We are able to play together after lunch.
Cevabı göster

Please, can we play together after lunch?

Poor little bug on the wall,

5:33

Duvardaki zavallı küçük böcek,

Ding, jing

5:37

Ding, jing

No one to love her at all,

5:38

Hiç kimse onu sevmezmiş,

Jing, jing

5:43

Jing, jing

No one to tickle his toes,

5:45

Ayak parmaklarını gıdıklayan yokmuş,

Jing, jing

5:48

Jing, jing

No one to blow his nose,

5:50

Burnunu silen de yokmuş,

Jing, jing

5:53

Jing, jing

Ring, ring.

5:57

Zırr, zırr.

Oh, no.

5:59

Oh, olamaz.

It's Judo on the phone.

5:59

Telefondaki Judo.

Tell her I'm not here. Ton ve niyet

6:01

Ona burada olmadığımı söyle.

Ton ve niyet

Tell her I'm not here: tell + kişi + mesaj

Tell + kişi + yan cümle biçimindeki emir yapısı, dinleyenden o kişiye bir mesaj iletmesini ister. Tell her I'm not here. cümlesinde her mesajı alacak kişidir, I'm not here ise mesajın kendisidir. Günlük konuşmada isteğe bağlı that genellikle kullanılmaz. Burada konuşan kişi bulunmak veya kendisiyle iletişim kurulmasını istemiyor. Bu nedenle dinleyenden orada olduğunu gizlemesine de yardım etmesini istiyor. Başka durumlarda aynı yapı sıradan ve doğru bir mesajı iletmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle birinden Maya'ya mesaj iletmesini doğal biçimde ister?

  1. Say Maya I'm busy right now.
  2. Tell to Maya I'm busy right now.
  3. Tell Maya I'm busy right now.
Cevabı göster

Tell Maya I'm busy right now.

No.

6:02

Hayır.

Quick.

6:03

Çabuk.

Hide.

6:03

Saklan.

Ring, ring.

6:06

Zırr, zırr.

Aaah!

6:06

Aaah!

Ring, ring.

6:08

Zırr, zırr.

Bluey, where are you?

6:09

Bluey, neredesin?

Ring, ring.

6:13

Zırr, zırr.

Put your phone on silent. Kalıp ifadeler

6:14

Telefonunu sessize al.

Kalıp ifadeler

Put your phone on silent: put + cihaz + on silent

Put your phone on silent, telefonun sesli çalmaması için ayarını değiştirmek demektir. Buradaki put, telefonu bir yere koymak değil, bir şeyi belirli bir duruma ayarlamak veya getirmek anlamındadır. Put ile doğal yapı put + cihaz + on silent şeklindedir. Farklı bir fiil farklı bir yapı kullanır: set your phone to silent.

Alıştırma

Hatırlatmayı dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: Please ____ before the movie starts.

Cevabı göster

put your phone on silent

Oh, yeah.

6:16

Oh, evet.

Good idea.

6:16

İyi fikir.

Bzzz, bzzz.

6:18

Bızz, bızz.

Thanks, Bingo.

6:18

Teşekkürler, Bingo.

There you are. Ton ve niyet

6:20

İşte buradasınız.

Ton ve niyet

Birini bulduğunuzda kullanılan There you are.

Bu sahnede There you are., konuşan kişi aradığı kişiyi veya kişileri gördüğünde ya da bulduğunda söylenir. “Sizi buldum” veya “Demek buradaydınız” anlamına gelir. Bu, birini bulunca verilen kalıplaşmış bir tepkidir; you sözcüğünün konumunu kelimesi kelimesine bildiren bir cümle değildir.

Alıştırma

Bu sahnede There you are. ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi birinin nereye gittiğini soruyor.
  2. Konuşan kişi istenen bir şeyi karşı tarafa veriyor.
  3. Konuşan kişi sonunda aradığı kişiyi veya kişileri gördü.
Cevabı göster

Konuşan kişi sonunda aradığı kişiyi veya kişileri gördü.

You ran away from me.

6:21

Benden kaçtınız.

Well, you ran away from me. Ton ve niyet

6:23

Yani, sen benden kaçtın.

Ton ve niyet

İtiraza giriş yapan Well,

Bu yanıtın başındaki Well bir söylem belirtecidir; “sağlıklı” anlamındaki sıfat ya da “iyi bir şekilde” anlamındaki zarf değildir. Konuşan kişinin itiraz edeceğini, bir gerekçe sunacağını veya meselenin diğer tarafını anlatacağını belirtir. Burada dinleyiciyi bir karşı suçlamaya hazırlar: karşıdaki kişi konuşandan kaçmıştır. Dile ve tona bağlı olarak “ama”, “şey” gibi karşılanabilir veya ayrı bir sözcük olarak çevrilmeyebilir.

Alıştırma

Bu yanıtın başındaki Well, ne işe yarıyor?

  1. Bir anlaşmazlığı veya savunmacı karşı görüşü başlatıyor.
  2. Konuşmayı resmî olarak bitiriyor.
  3. Konuşan kişinin sağlıklı olduğunu söylüyor.
Cevabı göster

Bir anlaşmazlığı veya savunmacı karşı görüşü başlatıyor.

And you were ignoring me. Dilbilgisi

6:26

Ve beni görmezden geliyordun.

Dilbilgisi

were ignoring me: geçmişte devam eden bir eylem

were ignoring, İngilizcede geçmişte devam eden zamanı gösterir ve were + fiil-ing yapısındadır. Burada görmezden gelme eylemini geçmişteki bir süre boyunca devam etmekte olan bir eylem olarak sunar. Bu biçim, o sırada görmezden gelinme deneyimine odaklanır. Eylemin mutlaka çok uzun sürdüğü anlamına gelmez; eylemi geçmişteki o sürenin içinden gösterir.

Alıştırma

Görmezden gelme eyleminin başka bir geçmiş eylem olurken devam ettiğini en iyi hangi cümle vurgular?

  1. You were ignoring me while I was trying to explain.
  2. You are ignoring me right now.
  3. You ignored me once last week.
Cevabı göster

You were ignoring me while I was trying to explain.

Oh, yeah.

6:27

Oh, evet.

I did.

6:28

Öyle yaptım.

Okay.

6:30

Tamam.

New rule.

6:30

Yeni kural.

From now on, Kalıp ifadeler

6:31

Şu andan itibaren,

no one runs away from anyone. Dilbilgisi

6:33

kimse kimseden kaçmıyor.

Kalıp ifadeler

From now on: şimdi başlayan bir değişiklik

From now on, bu andan başlayıp gelecekte de devam etmek anlamına gelir. İçinde bulunulan anı yeni bir kuralın, alışkanlığın veya kararın başlangıç noktası yapar. Genellikle cümlenin başında yer alır. Cümlenin geri kalanı, o andan itibaren neyin geçerli olacağını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “şimdi başlayıp gelecekte de devam etmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: From ____, I will check my work before I submit it.

Cevabı göster

now on

Dilbilgisi

Olumsuzluk kapsamında no one ... anyone

Burada no one öznedir ve tümceyi zaten olumsuz yapar: tek bir kişi bile kaçmaz. Anyone, from edatının tümlecidir ve bu olumsuzluk kapsamındaki herhangi bir kişiyi belirtir. Böylece ifade, her iki roldeki olası tüm kişileri kapsar. Standart İngilizcede olumsuz anlamı no one zaten sağladığında, tümcenin ilerleyen kısmındaki sınırsız kişi için kullanılan olağan biçim anyone olur. no one ifadesini yeniden kullanmak, burada amaçlanan standart İngilizce kalıbı açıkça anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, hiç kimsenin başka herhangi birini geride bırakmasına izin verilmediğini söyler?

  1. No one may leave everyone behind.
  2. Someone may leave anyone behind.
  3. No one may leave anyone behind.
Cevabı göster

No one may leave anyone behind.

Okay?

6:35

Anlaştık mı?

Okay.

6:37

Anlaştık.

Okay.

6:37

Anlaştık.

Sorry, Judo.

6:38

Özür dilerim, Judo.

That's okay. Ton ve niyet

6:39

Sorun değil.

Ton ve niyet

Özre yanıt olarak That's okay

Bir özre karşılık olarak That's okay., “Özrünü kabul ediyorum” veya “Endişelenmene gerek yok” anlamına gelir. Karşıdaki kişiyi rahatlatır ve konunun kapanmasına yardımcı olur. Buradaki okay yalnızca bir şeyi iyi olarak değerlendirmez. Diyalogda I'm sorry ifadesinden sonra gelmesi, cümleye bağışlama ve rahatlatma işlevi kazandırır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “I'm sorry I knocked over your water.” diyor. Hangi yanıt özrü doğal biçimde kabul eder?

  1. You're welcome.
  2. That's okay.
  3. Congratulations.
Cevabı göster

That's okay.

I'm sorry, too, Bingo.

6:40

Ben de özür dilerim, Bingo.

That's okay.

6:42

Sorun değil.

Just don't do it again. Ton ve niyet

6:43

Sadece bir daha yapma.

Ton ve niyet

Just don't do it again: Bir hatadan sonra konan net sınır

Don't + fiilin yalın hâli olumsuz bir emir oluşturur: dinleyiciye daha önceki bir davranışı tekrarlamamasını söyler. Again, o davranışa gönderme yapar. Baştaki just, talebi tek bir koşula odaklar ve ifadenin biraz daha az sert duyulmasını sağlayabilir. Ancak cümleyi isteğe bağlı bir öneriye dönüştürmez; konuşan kişi hâlâ net bir sınır koymaktadır.

Alıştırma

Yargılayın: "Just don't do it again" cümlesinde just, talebi isteğe bağlı hâle getirir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

All right, Bingo.

6:46

Pekala, Bingo.

You can be the butterfly.

6:47

Kelebek sen olabilirsin.

Actually, I wanna be the catcher. Notlar

6:49

Aslında, ben avcı olmak istiyorum.

Ton ve niyet

Actually, ile beklenen bir seçimi düzeltmek

Cümlenin başındaki Actually, konuşan kişinin bir varsayımı veya beklenen düzenlemeyi düzelttiğini gösterir. Konuşanın gerçek tercihini, yani yakalayan kişi olmak istediğini açıklar. Burada actually, şimdi anlamına gelen bir zaman sözcüğü değil, bir söylem belirtecidir. Actually, I want/prefer... kalıbının ardından dinleyicilerin beklediğinden farklı bir bilgi getirilebilir.

Alıştırma

"Actually, I wanna be the catcher" cümlesinin başındaki Actually, ne işe yarar?

  1. Beklenen bir seçimi düzeltir ve konuşanın gerçek tercihini açıklar.
  2. Seçimin şu anda gerçekleştiğini belirtir.
  3. Konuşanın mevcut planı kabul ettiğini doğrular.
Cevabı göster

Beklenen bir seçimi düzeltir ve konuşanın gerçek tercihini açıklar.

Kelime

I wanna: I want to ifadesinin gündelik konuşma biçimi

I wanna, I want to ifadesinin gündelik konuşmadaki biçimidir. Ardından wanna be, wanna go veya wanna play örneklerinde olduğu gibi fiilin yalın biçimi gelir. Bu cümlede I wanna be, I want to be anlamındadır. wanna ifadesini duyduğunuzda, cümlenin tam yapısını ve anlamını görmek için onu want to olarak açabilirsiniz.

Alıştırma

I want to ifadesinin gündelik konuşma biçimiyle İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ build a sandcastle.

Cevabı göster

I wanna

Me too.

6:51

Ben de.

Me too.

6:52

Ben de.

Oh, but who will we catch then?

6:53

Oh, peki o zaman kimi yakalayacağız?

I'm gonna put these clean clothes away. Notlar

6:55

Ben gidip şu temiz kıyafetleri yerleştireyim.

Kelime

I'm gonna: I am going to ifadesinin gündelik konuşma biçimi

going to planlanmış veya gerçekleşmesi beklenen bir eylemi anlattığında, I'm gonna ifadesi I am going to yapısının gündelik konuşma biçimidir. Gonna ifadesinden sonra fiilin yalın biçimi gelir; burada fiil put sözcüğüdür. Tam yapıyı görmek istediğinizde I'm gonna ifadesini I am going to olarak açın. be biçimi özneye göre değişir: I'm gonna, you're gonna, she's gonna.

Alıştırma

I am going to ifadesinin gündelik konuşma biçimiyle İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ pack my bag tonight.

Cevabı göster

I'm gonna

Öbek fiiller

put these clean clothes away: ayrılabilen put away öbek fiili

Put something away, bir şeyi düzenli olması ve ortada kalmaması için her zamanki saklama yerine koymak anlamına gelir. Bu cümlede put these clean clothes away, temiz kıyafetleri dolap, çekmece veya başka uygun bir yere kaldırmak demektir; away, onları ait oldukları yere koyma anlamını ekler. Put away ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim olan bir nesne, put these clean clothes away örneğindeki gibi put ile away arasına veya put away these clean clothes örneğindeki gibi away sözcüğünden sonra gelebilir. Zamir ise mutlaka ortaya gelir: put them away doğrudur, put away them değildir.

Alıştırma

Yönergeyi put away ve them zamiriyle tamamlayın: The toys are no longer in use. Please ____.

Cevabı göster

put them away

unh put these clean clothes away.

6:59

ııh şu temiz kıyafetleri yerleştireyim.

unh put these clean clothes away.

7:01

ııh şu temiz kıyafetleri yerleştireyim.

I'm gonna...

7:03

Ben gidip...