Nasıl Sürekli Öfkeli Olunmaz: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
415 kelime 150 kel/dk

Video özeti: öfke inatçı iyimserlikten doğar. İnsanlar, yolculuklar veya hayat beklentileri boşa çıkarınca öfkeleniriz; sakinlik, hayal kırıklığını olağan saymakla başlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “think of them as optimists.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: insanları veya fikirleri sınıflandırmak için think of A as B kullanın; as nesneye kimlik verir, zamanı değil. 2. “the hell” — Konuşma edimbilimi ve tutum: bu gayriresmî pekiştirici soruyu öfkeli ve sabırsız yapar, kibar ortamlarda kırıcı olabilir. 3. “take on board” — Öbek fiiller: bir fikri, öğüdü, geri bildirimi veya zor gerçeği kabul edip içselleştirme anlamındadır; bir araca binmek değildir.

Bu derste

Angry people sound like gloomy types.

0:01

Öfkeli insanlar kasvetli tipler gibi görünürler.

We certainly don't usually think of them as optimists. Dilbilgisi

0:04

Kesinlikle genellikle onları iyimser olarak düşünmeyiz.

Dilbilgisi

think of A as B: A'yı B olarak görmek

think of A as B kalıbı, A'yı B rolü, kategorisi veya tanımı çerçevesinde görmek demektir. Burada them daha önce sözü edilen öfkeli kişileri, optimists ise onlara verilen kategoriyi gösterir; olumsuz cümle, insanların onları normalde iyimser olarak sınıflandırmadığını söyler. Nesneden önce of, etiketten önce as kullanılmalıdır: think of + A + as + B. Bu ifade, A'nın gerçekte ne olduğundan farklı olabilecek zihinsel bir bakışı veya yargıyı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi think of A as B kalıbıyla tamamlayın: “At work, we ____ Maya ____ the person who keeps the team calm.”

Cevabı göster

think of · as

And yet, beneath that gruff surface, Deyimler

0:08

Oysa, o huysuz görünüşün altında,

they truly are,

0:10

onlar gerçekten öyledir,

much to their cost. Kalıp ifadeler

0:11

hem de kendilerine büyük bir bedel ödeterek.

Deyimler

beneath that gruff surface mecazı

beneath that gruff surface ifadesinde beneath ve surface mecazidir. Surface kişinin dışarıya yansıttığı tavrı, gruff ise sert, kaba ya da dostça gelmeyen bir ses veya tavrı anlatır. Beneath daha az görünür olan iç niteliğe işaret eder. İfade bir karşıtlık kurar: bu kişiler sert görünür, ama içlerinde gerçekten iyimserdirler. Daha genel olarak beneath + bir dış katman, okuru görünür bir izlenimden gizli bir duyguya, güdüye veya karakter özelliğine yönlendirebilir.

Alıştırma

“Beneath that gruff surface, he cares deeply about others,” cümlesinde beneath that gruff surface ifadesi neyi anlatır?

  1. Birine her yardım ettiğinde sesi daha yüksek çıkıyor.
  2. Fiziksel olarak pürüzlü bir yüzeyin altında duruyor.
  3. Sert dış tavrı, şefkatli iç yapısını gizliyor.
Cevabı göster

Sert dış tavrı, şefkatli iç yapısını gizliyor.

Kalıp ifadeler

much to their cost: zararlı bir sonuç

Much to their cost, sonuç olarak onların ciddi bir zarar veya olumsuzluk yaşadığı anlamına gelir. Buradaki cost mecazidir; para cinsinden bir fiyatı değil, iyimser beklentileri boşa çıktığında oluşan hayal kırıklığını anlatır. much to + iyelik belirleyicisi + cost yapısı, bir kişinin yaşadığı sonuçla ilgili değerlendirici bir ek yorum verir. Bir gerçeğin, seçimin veya beklentinin o kişiye zarar verdiğini kısa biçimde ifade eder.

Alıştırma

much ile başlayan ve onların ciddi zarar gördüğünü anlatan resmî ifadeyle tamamlayın: The hikers ignored the weather warning, ____.

Cevabı göster

much to their cost

Here is Fred.

0:13

Bu Fred.

He is often furious.

0:15

Sık sık öfkelenir.

He's been married to his wife Jane for 15 years. Dilbilgisi

0:18

Eşi Jane ile 15 yıldır evli.

Dilbilgisi

He's been married to ... for 15 years: devam eden bir durum

He's been, he has been ifadesinin kısaltmasıdır. Has been married, geçmişte başlayan ve şu anda hâlâ geçerli olan bir durumu anlatır; for 15 years ise bu durumun bugüne kadar ne kadar sürdüğünü gösterir. İlişkiyi anlatan kalıp be married to someone biçimindedir; bu nedenle eşten önce to gelir. Cümle yalnızca geçmişteki düğün olayını değil, devam eden evlilik durumunu anlatır.

Alıştırma

be married ifadesinin present perfect biçimi ve doğru edatla tamamlayın: Lena ____ Omar for eight years, and they are still together.

Cevabı göster

has been married to

He's often told her not to interrupt him when he's reading the newspaper. Dilbilgisi

0:21

Gazetesini okurken onu rahatsız etmemesini eşine sık sık söyler.

Dilbilgisi

tell someone not to do something: birine bir şeyi yapmamasını söylemek

tell + kişi + not to + fiilin yalın hâli kalıbı, olumsuz bir talimatı aktarmak için kullanılır. tell'den sonra gelen kişi talimatı alır; not to + fiil ise o kişinin kaçınması gereken eylemi belirtir. Bu cümlede her talimatın alıcısı, interrupt him ise yapmaması söylenen eylemdir. Olumsuzluk mastar yapısına aittir; yani cümle onun gerçekten “Do not interrupt me.” talimatını verdiğini söyler. He's often told ifadesinde He's, He has anlamındadır; often da bu talimatı tekrar tekrar verdiğini gösterir.

Alıştırma

Bu talimatı tell + kişi + not to + fiil yapısıyla aktarın: The librarian said, “Do not talk during the exam.” The librarian told us ____ during the exam.

Cevabı göster

not to talk

She finds this prohibition annoying Dilbilgisi

0:25

Eşi bu yasağı sinir bozucu buluyor

for some very good reasons.

0:28

ve bunun çok iyi nedenleri var.

Dilbilgisi

Değerlendirme için find + nesne + sıfat

find + nesne + sıfat yapısında find, “bulup yerini belirlemek” değil, “... olarak değerlendirmek” veya “... olarak algılamak” anlamındadır. Nesne this prohibition, annoying ise onun bu yasağa yüklediği özelliği anlatan nesne tamamlayıcısıdır. Annoying, rahatsızlık duygusuna yol açan şeyi niteler. Yasak bu duyguyu yaratan şeydir; annoyed hisseden kişi ise kadındır. Bu yapı find a task difficult veya find a movie boring gibi kısa değerlendirmeler yapmaya yarar.

Alıştırma

Leo'nun talimatları zor bulduğunu ifade eden cümle hangisidir?

  1. Leo finds the difficult instructions.
  2. Leo finds the instructions difficult.
  3. Leo is found the instructions difficult.
Cevabı göster

Leo finds the instructions difficult.

So, tonight she's asked him quite frankly Ton ve niyet

0:30

Bu yüzden, bu gece ona oldukça açık bir şekilde

when he'll get around to cooking dinner. Öbek fiiller

0:32

ne zaman akşam yemeği pişirmeye vakit bulacağını sordu.

Ton ve niyet

quite frankly: açık sözlülüğü belirtmek

Quite frankly, konuşanın nasıl konuştuğunu belirten bir cümle zarfıdır. Burada “çok doğrudan söylemek gerekirse” anlamına gelir ve sorunun yumuşatılmadan veya konudan kaçınılmadan sorulduğunu gösterir. Genellikle daha güçlü ve açıkça eleştirel bir tona geçildiğini belirtir. Yalnızca bilginin doğru olduğunu söylemez; konuşanın üslubunu ve tavrını da çerçeveler.

Alıştırma

Bu kullanımın uygun olup olmadığına karar verin: Yeni bir sınıf arkadaşınıza küçük bir hatası hakkında nazikçe geri bildirim verirken şöyle diyorsunuz: “Quite frankly, your work is careless.”

  1. Dil bilgisi açısından mümkün ama gereksiz derecede sert
  2. Uygun ve nazik
Cevabı göster

Dil bilgisi açısından mümkün ama gereksiz derecede sert

Öbek fiiller

get around to cooking dinner: ertelenmiş işi sonunda yapmak

Get around to doing something, ertelenmiş bir işi sonunda yapacak zaman veya istek bulmak anlamına gelir. Bu sorudaki when he'll get around to cooking dinner sabırsızlık taşır: akşam yemeğini yapmak zaten gecikmiştir; yalnızca program sorulmuyordur. Buradaki to bir edattır, bu yüzden ardından isim veya -ing biçimi gelir: get around to dinner ya da get around to cooking. Bu anlam için get around to cook mastar biçimini kullanmayın.

Alıştırma

Cümleyi “erteledikten sonra sonunda zaman bulmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After months of putting it off, I ____ organizing my room.

Cevabı göster

got around to

Now Fred is shouting Anlatım akışı

0:34

Şimdi Fred bağırıyor

because he is, deep inside,

0:37

çünkü o, derinlerde bir yerde,

so hopeful.

0:39

çok umutlu.

Anlatım akışı

because he is, deep inside, so hopeful: boşa çıkan umuttan doğan öfke

Now, açıklamanın nedene geçtiğini gösterir. Cümle önce görünür öfkeyi —Fred'in bağırmasını— sunar, ardından because şaşırtıcı bir neden verir: Bu öfkenin altında hâlâ her şeyin daha iyi olması gerektiğine dair umut ve beklenti vardır. deep inside, Fred'in temel tutumunu belirten ara sözdür; so ise hopeful sözcüğünü güçlendirir. Burada hopeful, o anda neşeli olduğu anlamına gelmez. Cümle öfkeyi boşa çıkan umut olarak yeniden çerçeveler ve dinleyicinin ilk yorumunu tersine çevirir.

Alıştırma

Cümle, Fred'in bağırması hakkında nasıl bir görüş ileri sürüyor?

  1. Bağırması, her şeyin daha iyi olması gerektiğine dair içindeki umuttan kaynaklanır.
  2. Bağırması, neşeli ve rahat hissettiği anlamına gelir.
  3. Bağırması, artık hiçbir beklentisinin kalmadığını kanıtlar.
Cevabı göster

Bağırması, her şeyin daha iyi olması gerektiğine dair içindeki umuttan kaynaklanır.

Fred often loses small household items.

0:42

Fred sık sık evdeki küçük eşyaları kaybeder.

Today, he has lost his car keys.

0:45

Bugün de araba anahtarlarını kaybetti.

He is furious.

0:48

Çok öfkeli.

"Where the hell have they gone?" Ton ve niyet

0:49

"Nereye cehenneme gitti bunlar?"

Ton ve niyet

Where the hell...? sorusunda vurgu yapan the hell

Doğrudan bir soruda the hell, where gibi bir soru sözcüğünden sonra gelerek güçlü bir duygu katar. Burada Where the hell...? hâlâ kayıp anahtarların nerede olduğunu sorar, ancak aynı zamanda öfke, inanamama veya sabırsızlık gösterir. Bu kullanımda hell gerçek anlamda bir yeri belirtmez. İfade, istenen temel bilgiyi değiştirmeden konuşanın tavrını güçlendirir.

Alıştırma

Bu kullanımın uygun olup olmadığına karar verin: Bir öğrenci, öğretmenine yazdığı resmî e-postada "Where the hell is my grade?" diyor.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

he asks his family in fury.

0:51

diye soruyor ailesine öfkeyle.

Fred is shouting

0:53

Fred bağırıyor

because he is, deep inside,

0:55

çünkü o, derinlerde bir yerde,

so hopeful.

0:58

çok umutlu.

Fred arrives at the airport. Kalıp ifadeler

1:00

Fred havaalanına varır.

Kalıp ifadeler

arrive at the airport: havaalanına varmak

Arrives at the airport ifadesinde at, the airport sözünü belirli bir varış yeri veya mekân olarak tanıtır. Bu ifade Fred’in o yere ulaştığını anlatır. Arrive fiili normalde bir varış yerini doğrudan nesne olarak almaz; öncesinde bir edat gerekir. Bu nedenle arrive the airport standart İngilizce değildir. Edat seçimi yerin türüne bağlıdır.

Alıştırma

Cümleyi arrive ve doğru edatla tamamlayın: We should ____ the museum before noon.

Cevabı göster

arrive at

His flight is delayed by 4 hours. Dilbilgisi

1:02

Uçağı 4 saat rötar yapmıştır.

Dilbilgisi

is delayed by 4 hours: 4 saat gecikmek

Is delayed, be + delayed yapısından oluşan edilgen bir biçimdir. Gecikmeye kimin veya neyin neden olduğunu belirtmeden uçuşun planlanan saatten daha geç olduğunu anlatır. Burada by 4 hours, programdaki değişikliğin miktarını belirtir. Uçuş programın dört saat gerisindedir; by, “dört saat önce” anlamına gelmez ve eylemi yapan kişiyi tanıtmaz.

Alıştırma

Tren programın 30 dakika gerisindedir. Cümleyi tamamlayın: It is delayed ____ 30 minutes.

Cevabı göster

by

It's an outrage,

1:04

Bu bir rezalet,

especially as he's one of the airline's premium passengers. Dilbilgisi

1:06

özellikle de havayolunun premium yolcularından biri olduğu için.

Dilbilgisi

especially as: bir nedeni vurgulamak

Bu cümlede especially as, “özellikle de ... olduğu için” anlamına gelir. as ile başlayan yan cümle, konuşanın önceki It’s an outrage değerlendirmesini daha da haklı gösteren bir neden sunar. Burada as neden bildirir. “... iken” ya da “... olarak” anlamına gelmez; kişinin premium yolcu olmasıyla şikâyetin gücü arasında bağlantı kurulmalıdır.

Alıştırma

“The rule seems unfair, especially as nobody explained it,” cümlesinde especially as hangi ilişkiyi ifade eder?

  1. Yargıyı güçlendiren bir neden
  2. Kuralın geçerli olduğu bir zaman
  3. Birinin yerine getirdiği bir rol
Cevabı göster

Yargıyı güçlendiren bir neden

He goes up to a young woman at the check-in desk Öbek fiiller

1:10

Check-in bankosundaki genç bir kadının yanına gider

and tells her exactly what he thinks. Ton ve niyet

1:12

ve ona tam olarak ne düşündüğünü söyler.

Öbek fiiller

goes up to: birine yaklaşmak

Go up to someone, genellikle konuşmak veya etkileşim kurmak amacıyla birine fiziksel olarak yaklaşmak anlamına gelir. Burada adam check-in kontuarındaki kadına yaklaşır ve ardından ona ne düşündüğünü söyler. Bu kalıpta up yukarı yönlü hareketi anlatmaz. Tam yapı go up to + kişi/yer biçimindedir; sondaki to, yaklaşılan kişiyi veya yeri belirtir.

Alıştırma

Cümleyi go up to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: At the club meeting, Leo saw a new member standing alone, so he ____ her and said hello.

Cevabı göster

went up to

Ton ve niyet

tell someone exactly what you think: düşündüğünü açıkça söylemek

Burada tells her exactly what he thinks, görüşünü yumuşatmadan açıkça ifade ettiği anlamına gelir. Öfkeli olduğu için doğrudan aktarılmayan bu görüş, tarafsız bir düşünce değil, eleştiri veya şikâyettir. tell + kişi + what yan cümlesi, “o kişiye görüşünün içeriğini söylemek” anlamındaki yapıdır. Exactly, hiçbir şeyi saklamama anlamı katar; bu nedenle söyleyiş bu bağlamda sert ve çatışmacı duyulur.

Alıştırma

Bir yolcu tekrarlanan gecikmelere öfkelenir ve tells the agent exactly what he thinks. Bu ifade burada en güçlü biçimde neyi anlatır?

  1. Görevliye yumuşatılmamış eleştirisini açıkça söyler.
  2. Görevliden başka birinin görüşünü açıklamasını ister.
  3. Hiç konuşmadan sorun hakkında sessizce düşünür.
Cevabı göster

Görevliye yumuşatılmamış eleştirisini açıkça söyler.

Fred is shouting

1:15

Fred bağırıyor

because he is, deep inside,

1:17

çünkü o, derinlerde bir yerde,

so hopeful.

1:19

çok umutlu.

Despite all the evidence Fred keeps encountering, Dilbilgisi

1:22

Fred'in sürekli karşılaştığı tüm kanıtlara rağmen,

he stubbornly and devotedly maintains a faith in a world in which his partner understands him, Dilbilgisi

1:25

partnerinin onu anladığı,

Dilbilgisi

Despite all the evidence: despite + isim öbeği

Despite all the evidence bir ödünleme ilişkisi kurar: normalde sonraki sonucu olasılık dışı kılması beklenen bir gerçeği öne çıkarır. Kanıtlar Fred’in inancıyla çelişir, fakat o bu inancı sürdürür; böylece cümlede güçlü bir karşıtlık oluşur. Burada despite sözcüğünden sonra all the evidence isim öbeği gelir. Özne ve fiil içeren tam bir yan cümleden önce ise although veya even though kullanılır: although all the evidence points the other way.

Alıştırma

Örnekteki hedef sözcüğü kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ all the warning signs, the hikers continued up the trail.

Cevabı göster

Despite

Dilbilgisi

a world in which...: edatın öne alındığı ilgi cümleciği

a world in which... ifadesinde which, a world ifadesine geri gönderme yapar. in edatı which sözcüğünden önce gelir; bu nedenle in which, “hayal edilen o durumun veya gerçekliğin içinde” anlamındadır. his partner understands him yan cümlesini başlatır ve o dünyada neyin geçerli olduğunu anlatır. Bu, edatın öne alındığı bir ilgi cümleciğidir: isim + edat + which + cümlecik. Soru değildir. Bu yapı bir yerin, durumun, sistemin veya dönemin içinde gerçekleşenleri anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “o toplumun içinde” anlamına gelen, edatı öne alınmış resmî ilgi ifadesiyle tamamlayın: She dreams of a society ____ everyone is treated fairly.

Cevabı göster

in which

small household items don't go astray, Deyimler

1:30

evdeki küçük eşyaların kaybolmadığı,

Deyimler

go astray: kaybolmak veya doğru yoldan sapmak

Burada go astray, evdeki küçük eşyaların yanlış yere konması veya bulunmaları gereken yerde bulunamaması anlamına gelir. Eşyalar gerçekten yürüyerek uzaklaşmaz. Bu yapıda go, fiziksel hareket değil, “bir duruma girmek” anlamındadır. Astray, “doğru yerden, yoldan veya yönden uzakta” demektir; bu nedenle ifade, bilgi, plan veya bir kişinin doğru ya da amaçlanan yönden sapmasını da anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi go astray ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Several invitations have ____ in the mail.

Cevabı göster

gone astray

airline schedules are more than a fiction. Deyimler

1:33

havayolu programlarının bir kurgudan ibaret olmadığı bir dünyaya inancını inatla ve sadakatle sürdürüyor.

Deyimler

‘more than a fiction’ ifadesindeki alaycı metafor

Burada fiction, gerçekte olanlardan kopuk görünen bir tarife için kullanılan alaycı bir metafordur. Romanları ya da başka edebî türleri ifade etmez. More than, ‘yalnızca ... değil’ anlamına gelir. Bu abartıda konuşmacı, tarifelere fiction demenin bile yeterince güçlü olmadığını; yayımlanan vaat ile gerçek kalkış arasındaki farkın özellikle can sıkıcı olduğunu ima eder. Bu, güvenilirlik hakkında bir yargıdır; her saatin gerçekten uydurulduğu yönünde harfî bir iddia değildir.

Alıştırma

“Airline schedules are more than a fiction” cümlesinde fiction ile yapılan karşılaştırma neyi ima eder?

  1. Tarifeler bir roman türüdür.
  2. Tarifeler kurmaca öykülerden daha doğrudur.
  3. Tarifeler gerçeklikten kopuk görünür ve fiction bile fazla hafif bir etiket gibi gelir.
  4. Listelenen her saat kasıtlı olarak uydurulmuştur.
Cevabı göster

Tarifeler gerçeklikten kopuk görünür ve fiction bile fazla hafif bir etiket gibi gelir.

All his experience, stretching back many decades, Dilbilgisi

1:35

Onlarca yıl öncesine dayanan tüm deneyimleri,

has not dampened the intensity of his crazed hopes. Deyimler

1:38

çılgınca umutlarının yoğunluğunu azaltmadı.

Dilbilgisi

‘stretching back many decades’ ifadesinin experience sözcüğünü nitelemesi

Stretching back many decades, all his experience ifadesinden sonra gelen bir şimdiki zaman ortaç (-ing) öbeğidir. Anlaşılan öznesi experience'tır: deneyim geçmişte çok eski bir zamana kadar uzanır. Bu öbek, yeni bir tam yan cümle kurmadan zamanla ilgili arka plan bilgisi ekler. Back fiziksel bir hareketi değil, daha eski bir zamanı gösterir. Tam biçimi which stretches back many decades olurdu.

Alıştırma

Cümleyi stretch back ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Her research experience, ____ twenty years, helps her evaluate new evidence.

Cevabı göster

stretching back

Deyimler

dampened the intensity of his crazed hopes: dampen fiilinin mecazi anlamı

Burada dampened, azalttı veya daha az güçlü hâle getirdi anlamındadır. Nesnesi the intensity of his crazed hopes adlı soyut ifadedir; dolayısıyla fiil mecazidir ve bir şeyi ıslatmak anlamına gelmez. Fiil has not yapısından sonra geldiği için cümle, onlarca yıllık deneyimin onun umutlarını zayıflatamadığını söyler. Crazed bu umutları aşırı ve akıl dışı diye sert biçimde değerlendirir; tıbbi bir tanı değildir.

Alıştırma

“The criticism dampened his enthusiasm” cümlesinde dampened ne anlama gelir?

  1. Onun coşkusunu ıslattı
  2. Onun coşkusunu azalttı
  3. Onun coşkusunu akıl dışı hâle getirdi
Cevabı göster

Onun coşkusunu azalttı

And every time they're dashed,

1:42

Ve her yıkıldıklarında,

he screams.

1:44

o çığlık atıyor.

Fred will never be able to remove the frustrations of his life,

1:45

Fred hayatındaki hayal kırıklıklarını asla ortadan kaldıramayacak,

but he could, perhaps,

1:49

ama belki de,

if he were wise, Dilbilgisi

1:50

eğer bilge biri olsaydı,

with the help of philosophy,

1:52

felsefenin yardımıyla,

learn to change what they mean to him. Dilbilgisi

1:53

bunların kendisi için ne anlama geldiğini değiştirmeyi öğrenebilirdi.

Dilbilgisi

if he were wise: şimdiki zamana ilişkin varsayımsal koşul

if he were wise yan cümlesi, şimdiki zamana ilişkin varsayımsal bir koşul kurar. Were onun bilgeliğini geçmişe yerleştirmez; mevcut gerçekliğe mesafe koyar ve konuşanın onun şu anda bilge olduğundan kuşku duyduğunu düşündürür. Olası sonuç, he could learn örneğindeki gibi could + fiilin yalın hâliyle kurulur. Asıl cümlede sonuç if yan cümlesinden önce gelir, ancak koşul-sonuç ilişkisi değişmez. Özenli İngilizcede bu gerçek dışı were bütün öznelerle kullanılabilir.

Alıştırma

Özenli İngilizcede kişinin şu anki bilgeliğini varsayımsal veya kuşkulu olarak en açık biçimde hangi cümle sunar?

  1. If he was wise yesterday, he noticed the danger.
  2. If he is wise, he will ask for advice.
  3. If he were wise, he would ask for advice.
Cevabı göster

If he were wise, he would ask for advice.

Dilbilgisi

change fiilinin nesnesi olarak what they mean to him

what they mean to him ifadesinde what, serbest bir ilgi yan cümlesi, yani isim görevli bir ilgi yan cümlesi başlatır. What, “taşıdığı anlam veya önem” fikrini içerir ve bunu they mean to him ile bağlar. Yan cümlenin tamamı değiştirilebilecek şeyi belirtir; bu nedenle change fiilinin nesnesidir. Burada they, hayatın getirdiği hayal kırıklıklarını ifade eder. Mean to him, “onun için anlam taşımak” demektir; “ona bir şey yapmayı amaçlamak” demek değildir. What yan cümlesi bir bildirme cümlesinin içine yerleştiği için what they mean biçimindeki düz cümle sırasını korur; what do they mean sırası kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, iç içe geçmiş bir what yan cümlesini changed fiilinin nesnesi olarak doğru kullanır?

  1. The experience changed what meant success to Maya.
  2. The experience changed what did success mean to Maya.
  3. The experience changed what success meant to Maya.
Cevabı göster

The experience changed what success meant to Maya.

He might learn to accept reality Kalıp ifadeler

1:56

Gerçeği

for the sadder thing it truly is.

1:58

aslında olduğu gibi, o daha üzücü haliyle kabul etmeyi öğrenebilirdi.

Kalıp ifadeler

accept reality for the sadder thing it truly is: gerçekliğin asıl niteliğini kabul etmek

accept X for the ... thing it is kalıbı, X'i gerçek niteliğine göre tanıyıp kabul etmek anlamına gelir. Burada reality, X'tir; for the sadder thing it truly is ise gerçekliği, konuşanın önceki ya da daha umutlu bakışından gerçekten daha hüzünlü olarak sunar. For, kabul edilen kimliği veya niteliği tanıtır; amaç ya da değiş tokuş bildirmez. Bu, accept X for what it is kalıbının genişletilmiş ve değerlendirme içeren biçimidir. Araya eklenen isim öbeği, konuşanın X'in gerçek niteliğini doğrudan adlandırıp değerlendirmesini sağlar.

Alıştırma

Bu cümledeki for öbeği ne anlama gelir? She finally accepted the plan for the risky compromise it was.

  1. Planı riskli bir uzlaşma karşılığında kabul etti.
  2. Plan riskli hâle gelsin diye planı kabul etti.
  3. Planın aslında riskli bir uzlaşma olduğunu görüp kabul etti.
Cevabı göster

Planın aslında riskli bir uzlaşma olduğunu görüp kabul etti.

He might take on board a series of dark truths about existence, Öbek fiiller

2:01

Varoluş hakkındaki bir dizi karanlık gerçeği benimseyebilirdi;

Öbek fiiller

take on board: bir fikri ciddi biçimde anlayıp kabul etmek

Bu cümlede take on board, karanlık gerçekleri ciddi biçimde anlayıp kabul etmek ve bunları varoluş hakkındaki düşünme biçiminin bir parçası hâline getirmek anlamına gelir. Bir tekneye veya uçağa fiziksel olarak binmeyi değil, bilgiyi zihinsel olarak özümsemeyi anlatır. Nesne a series of dark truths ifadesidir. İsim, buradaki gibi tüm ifadenin ardından gelebilir veya on board ifadesinden önce yer alabilir: take the advice on board. Zamir ise normalde ortaya gelir: take it on board.

Alıştırma

Konuşan kişi “geri bildirimi ciddi biçimde anlayıp kabul etmek ve dikkate almak” anlamını vermek istiyor. En uygun tamamlamayı seçin: I didn't like the feedback at first, but I decided to ___.

  1. agree with it
  2. hear about it
  3. take it on board
Cevabı göster

take it on board

that partners never understand one another very well, Anlatım akışı

2:05

partnerlerin asla birbirlerini çok iyi anlamadığını,

that we're constantly losing things that matter to us,

2:09

bizim için önemli olan şeyleri sürekli kaybettiğimizi,

and that travel is filled with delays.

2:12

ve seyahatlerin gecikmelerle dolu olduğunu.

Anlatım akışı

that ..., that ... ve that ...: içerik cümlelerinden oluşan paralel bir liste

Üç that yan cümlesi paralel içerik cümleleridir. Her biri daha önce belirtilen karanlık gerçeklerden birini ifade eder; dolayısıyla üçü de a series of dark truths ifadesine aynı dil bilgisel düzeyde bağlanır. Bunlar ilgi cümlesi değildir ve birbirlerini nitelemez. That sözcüğünün tekrarlanması her yeni öğeyi işaretler; son cümleden önceki and ise listeyi kapatır. Uzun bir cümleyi okurken tekrarlanan that sözcüklerini ve son and sözcüğünü işaret olarak kullanın: cümleleri iç içe geçmiş saymak yerine her defasında listenin aynı düzeyine dönün.

Alıştırma

Her içerik cümlesini başlatan bağlayıcıyı tekrarlayarak paralel listeyi tamamlayın: She accepted three facts: ____ the plan would cost more, ____ the work would take longer, and ____ the launch would be delayed.

Cevabı göster

that · that · that

More broadly,

2:15

Daha geniş bir ifadeyle,

he might realize that life is outside of the odd brief sunny patch, Notlar

2:15

hayatın, ara sıra çıkan kısa güneşli anların dışında,

a sequence of disappointments,

2:19

bir dizi hayal kırıklığı,

misunderstandings,

2:21

yanlış anlaşılma,

sorrows,

2:22

hüzün,

griefs, and eventually catastrophes.

2:23

keder ve nihayetinde felaketler silsilesi olduğunu fark edebilirdi.

Kelime

the odd + tekil isim: ara sıra görülen bir iki tane

the odd brief sunny patch ifadesinde the odd, “ara sıra görülen” ya da “zaman zaman ortaya çıkan bir iki tane” anlamına gelir. Bir sunny patch görülme sıklığını sınırlar; bu dönemin garip olduğunu söylemez ve tek sayıya gönderme yapmaz. the odd + tekil sayılabilir isim kalıbı, bir şeyin seyrek ve aralıklı olduğunu gösterir: the odd mistake, the odd day off. Burada iyi dönemlerin nadir olduğu izlenimini verir.

Alıştırma

“I make the odd typo when I am tired” cümlesinde the odd ne anlama gelir?

  1. ara sıra görülen bir iki tane
  2. birer atlayarak gelenler
  3. garip görünen bir tane
Cevabı göster

ara sıra görülen bir iki tane

Deyimler

sunny patch: kısa ve iyi bir dönem

Sunny patch burada mecazdır. Sunny mutluluğu veya işlerin yolunda gitmesini, patch ise küçük ve sınırlı bir bölümü ifade eder. Birlikte a brief sunny patch, güneş alan bir yer değil, hayattaki kısa ve iyi bir dönem anlamına gelir. Bu imge hayatı değişen hava veya arazi gibi gösterir. brief ve the odd ile bu iyi dönemler, cümle sorunları sıralamadan önce nadir ve geçici olarak sunulur.

Alıştırma

“After a stressful month, Maya entered a sunny patch at work” cümlesinde sunny patch ne anlama gelir?

  1. işlerin yolunda gittiği kısa bir dönem
  2. güneş alan bir pencerenin yanındaki masa
  3. uzun vadeli başarı garantisi
Cevabı göster

işlerin yolunda gittiği kısa bir dönem

Fred could learn to get a lot less angry Dilbilgisi

2:26

Fred, daha az öfkelenmeyi öğrenebilirdi

if only he learned to stamp on all his hopes more effectively. Notlar

2:29

eğer tüm umutlarını daha etkili bir şekilde ezmeyi öğrenseydi.

Dilbilgisi

get a lot less angry: güçlendirilmiş karşılaştırmayla değişim

Get + sıfat, bir durum değişikliğini anlatır. Burada get ... angry, “öfkeli hâle gelmek” anlamındadır; dolayısıyla cümle yalnızca Fred'in o anki ruh hâlini değil, onun değişmesini anlatır. Less angry karşılaştırma biçimidir ve öfke derecesinin daha düşük olduğunu belirtir. A lot bu karşılaştırmayı güçlendirerek büyük bir azalma olduğunu gösterir; “birçok kez” anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp get + derece belirteci + karşılaştırmalı sıfattır; get much better ve get a little less anxious buna örnektir.

Alıştırma

Hangi cümle daha sakin bir duruma doğru büyük bir değişimi doğal biçimde anlatır?

  1. After a month of practice, Leo got very less nervous before games.
  2. After a month of practice, Leo was get a lot less nervous before games.
  3. After a month of practice, Leo got a lot less nervous before games.
Cevabı göster

After a month of practice, Leo got a lot less nervous before games.

Dilbilgisi

if only he learned: gerçekleşmemiş bir koşula yönelik güçlü dilek

If only, konuşanın gerçek olmasını güçlü biçimde istediği bir koşulu sunar. Burada konuşan, Fred'in umutlarını bastırmayı öğrendiğini hayal eder; ancak bu koşulu gerçek dışı veya henüz gerçekleşmemiş olarak gösterir. Nötr if yapısından daha duygusaldır ve pişmanlık, hayal kırıklığı ya da özlem ifade edebilir. Learned geçmiş zaman biçimindedir; ancak burada öğrenmeyi yalnızca geçmişe yerleştirmek yerine mevcut gerçeklikle mesafe kurar. If only + geçmiş zaman kalıbı, şimdiki bir durumla ilgili dileği yaygın olarak ifade eder: If only I knew the answer.

Alıştırma

Hangi cümle Nina'nın şu anda sahip olmadığı bir bilgiyi bilmesine yönelik güçlü bir dileği ifade eder?

  1. Only if Nina knows the password can she log in.
  2. If Nina knows the password, she can log in.
  3. If only Nina knew the password.
Cevabı göster

If only Nina knew the password.

Deyimler

stamp on all his hopes: umudu sert biçimde bastırmak

Burada stamp on all his hopes, şiddetli bir imge kullanan mecazdır. stamp on normalde ayakla sertçe bastırmayı anlatır; ancak hopes soyut bir nesne olduğu için ifade, umudu bilinçli olarak bastırmak veya yok etmek anlamına gelir. Bu, yalnızca umudunu kaybetmekten daha güçlüdür. Fred kendi beklentilerini etkin biçimde eziyormuş gibi gösterilir ve bu kasıtlı abartı, tavsiyeye kara mizah tonu katar.

Alıştırma

Bu cümlede stamped on Maya's hopes ne anlama geliyor? "The coach stamped on Maya's hopes of joining the team."

  1. Koç, onun umutlarını sert biçimde kırdı veya yok etti.
  2. Koç, Maya'nın umutlarını sessizce paylaştı.
  3. Koç, Maya'ya ait bir nesnenin üzerine bastı.
Cevabı göster

Koç, onun umutlarını sert biçimde kırdı veya yok etti.

Most of us are, in many ways,

2:34

Çoğumuz, birçok yönden,

a little bit like Fred.

2:36

biraz Fred gibiyiz.

But our agitation isn't permanent or unbudgeable.

2:38

Ancak huzursuzluğumuz kalıcı veya değiştirilemez değildir.

It's only the result of the sudden defeat of our expectations. Deyimler

2:41

O sadece beklentilerimizin aniden yenilgiye uğramasının bir sonucudur.

Deyimler

defeat of our expectations: beklentilerin gerçekliğe yenilmesi

defeat of our expectations ifadesinde beklentiler, sanki bir savaşta yenilebilirlermiş gibi kişileştirilir. İfade, gerçekliğin beklenen sonucun yanlış olduğunu aniden göstermesi veya bu sonucun gerçekleşmesini engellemesi anlamına gelir. of ile kurulan bölüm, yenilen şeyin our expectations olduğunu belirtir. sudden ile birleşen mecaz, umut ile gerçeklik arasındaki uyuşmazlığı sert bir çarpışmaya dönüştürür.

Alıştırma

Burada the sudden defeat of our expectations ne anlama geliyor?

  1. Gerçeklik, beklenen sonucun aniden gerçekleşmemesine neden oldu.
  2. Beklentilerimizin doğru olduğundan birden daha emin olduk.
  3. Beklentilerimiz gerçek bir yarışmayı kazanmamıza yardım etti.
Cevabı göster

Gerçeklik, beklenen sonucun aniden gerçekleşmemesine neden oldu.

So, in order to grow reliably calmer, Dilbilgisi

2:45

Bu yüzden, güvenilir bir şekilde daha sakin olmak için,

we need to get a lot less optimistic about how life might go. Dilbilgisi

2:48

hayatın nasıl geçeceği konusunda çok daha az iyimser olmamız gerekiyor.

Dilbilgisi

grow reliably calmer: giderek ve istikrarlı biçimde daha sakin olmak

Burada grow, “fiziksel olarak büyümek” değil, “zamanla ... hâle gelmek” anlamında bir bağ fiilidir. Karşılaştırma biçimindeki calmer, daha ileri bir durumu belirtir: grow calmer, zamanla daha sakin hâle gelmek demektir. reliably değişimin örüntüsünü anlatır. Daha sakin durumun tutarlı ve güvenilir biçimde ortaya çıktığını belirtir; kişinin son derece sakin olduğu anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilir kalıp grow + isteğe bağlı zarf + sıfat veya karşılaştırma biçimidir; grow steadily stronger buna örnektir.

Alıştırma

Kademeli değişimi tamamlamak için grow, steadily ve stronger sözcüklerini kullanın: Over the season, the team began to ____.

Cevabı göster

grow steadily stronger

Dilbilgisi

how life might go: iç içe geçmiş wh yan cümlesinde sözcük sırası

how life might go ifadesinde how, “hayatın nasıl gelişebileceği” anlamına gelen iç içe geçmiş bir wh yan cümlesini başlatır. Burada go, bir yere gitmek değil, “ilerlemek” veya “gelişmek” anlamındadır; might ise geleceğe ilişkin belirsiz bir olasılığı gösterir. Yan cümlenin tamamı optimistic about yapısındaki about edatının nesnesidir. Daha büyük bir bildirme cümlesinin içine yerleştirildiği için life might go şeklindeki bildirme cümlesi sırasını korur. Yardımcı fiilin öne geldiği sıra yalnızca doğrudan soruda kullanılır: How might life go?

Alıştırma

Hangi cümle about’tan sonra iç içe geçmiş bir how yan cümlesini doğru kullanıyor?

  1. We talked about how might the project go.
  2. We talked about how the project go might.
  3. We talked about how the project might go.
Cevabı göster

We talked about how the project might go.

Pessimism is the cure for anger. Anlatım akışı

2:52

Kötümserlik öfkenin ilacıdır.

Anlatım akışı

Özdeyiş gibi bir sonuç: Pessimism is the cure for anger

Bu cümle, önceki savı kısa ve tez niteliğinde bir sonuçta özetler. X is the cure for Y bağlayıcı kalıbı cümleyi bir özdeyiş gibi gösterir: pessimism, anger için bir çözüm olarak sunulur. Burada pessimism, beklentileri düşürmek ve yanlış anlaşılmaların, kayıpların ve gecikmelerin olağan ihtimaller olduğunu kabul etmek demektir. Cure, öfkeyi azaltmanın bir yolu için kullanılan tıbbi bir metafordur; gerçek bir tıbbi tedavi iddiası değildir. Kesin ifade, sona güçlü bir etki verir.

Alıştırma

Bir savın sonunda yer alan Pessimism is the cure for anger. cümlesinin temel görevi nedir?

  1. Savla ilgisiz bir pessimism tanımı sunmak
  2. Öfkenin tedavisi için gerçek bir tıbbi tavsiye vermek
  3. Savı tıbbi bir metaforla akılda kalıcı bir tez hâlinde özetlemek
Cevabı göster

Savı tıbbi bir metaforla akılda kalıcı bir tez hâlinde özetlemek