Kelimelerin tadını alabilen insanlar - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Program, kelimeleri duyduklarında belirli yiyeceklerin tadını alan İskoç iki kız kardeş üzerinden sinesteziyi inceliyor. Duyuların bu şekilde birleşmesinin yeme isteği doğurabildiğini ve nörolojik ve genetik araştırmaların bu deneyimlerin hayal ürünü olduğu yönündeki eski düşünceyi nasıl çürüttüğünü açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. synesthesia, — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: İki veya daha fazla duyunun etkileşime girdiği nörolojik bir durumu anlatan uzmanlık terimini anlayıp algı, psikoloji ya da sıra dışı duyusal deneyimler hakkında konuşurken doğru biçimde kullanmak. 2. craving, a strong feeling of wanting a particular food. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: craving ile daha zayıf olan want arasındaki farkı kavrayıp belirli bir yiyeceğe yönelik yoğun arzuyu, örneğin bir kelimenin canlı bir tat oluşturup yeme dürtüsü uyandırmasını anlatmak. 3. actually it does have — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Olumlu bir cümlede vurgu yapan does kullanımını tanımak; bir şüpheyi veya eski yanılgıyı kesin biçimde düzeltmek için do, does ya da did kullanmak, örneğin bir deneyimin gerçekten bilimsel bir temeli bulunduğunu vurgulamak.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.
0:08Merhaba, ben BBC Learning English'ten 6 Minute English.
sweet and sour: tek bir tatlı-ekşi lezzet
Sweet and sour, tatlılık ile ekşiliği birlikte taşıyan tek bir birleşik lezzeti anlatır. Örnekte iki sıfat is'ten sonra birlikte çalışır; iki ayrı seçenek sunmaz.
Alıştırma
Cümleyi burada öğrendiğiniz üç sözcüklü lezzet ifadesiyle tamamlayın: The sauce is ____.
Cevabı göster
sweet and sour
I don't know if... ile belirsizliği nazikçe belirtmek
I don't know if... gerçek anlamıyla bilgi eksikliğini anlatabilir; ancak burada sözü yumuşatır. Konuşan kişi bunun en sevdiği şey olduğunu kesin biçimde söylemekten kaçınır. I'm not sure whether... ifadesine yakındır ve farklı bir görüşe yer bırakır. Kalıp I don't know if + yan cümle şeklindedir. if ile başlayan yan cümle, konuşan kişinin emin olmadığı düşünceyi verir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir şeyin en sevdiğiniz olup olmadığı konusundaki belirsizliği nazikçe ifade eder?
- It is definitely my favorite.
- I don't know if it's my favorite.
- It cannot be anyone's favorite.
Cevabı göster
I don't know if it's my favorite.
but there is a word I really like saying out loud. Kalıp ifadeler
0:26yüksek sesle söylemeyi gerçekten sevdiğim bir kelime var.
saying out loud: sesli söylemek
Bu cümlede saying out loud, kelimeyi gerçekten duyulacak şekilde telaffuz etmek demektir; yalnızca kelimeyi düşünmek ya da sessizce okumak değildir. -ing yapısı, konuşanın yapmaktan hoşlandığı eylemi adlandırır. Out loud, sesin duyulmasına odaklanır; sesin mutlaka çok yüksek olması gerektiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Duyulacak şekilde konuşmak anlamındaki ve out içeren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Please read the new word ____.
Cevabı göster
out loud
Nincompoop: aptal bir kişi için şakacı bir söz
Bu cümlede nincompoop, aptalca veya budalaca davranan bir kişiyi anlatan gayriresmî bir isimdir. Burada tarafsız bir açıklama olarak değil, komik bir hitap olarak tek başına kullanılmıştır. Bu kelime çoğu zaman biraz eski moda ve şakacı duyulur. Bu yüzden şaka yollu bir konuşmada hakareti hafifletebilir; yine de birine aptal demiş olursunuz. Komik mi yoksa kırıcı mı olduğu, ilişkiye ve ses tonuna bağlıdır.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: Tanımadığınız bir iş arkadaşınıza resmî bir iş e-postasında nincompoop demek güvenli ve tarafsız bir seçimdir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Kişisel bakış açısını belirten “For me,”
Cümlenin başındaki For me, kişisel bir bakış açısı oluşturur. Anlamı in my experience veya in my opinion ifadelerine yakındır; bu nedenle ardından gelen tatlar ve kokular konuşanın kendi örnekleridir, herkesin aynı şekilde hissettiği iddiası değildir. Virgül, bunun bakış açısını belirleyen bir giriş olduğunu göstermeye yardımcı olur. for me başka bir konumda This present is for me örneğindeki gibi gerçek anlamda bir alıcıyı belirtebilir. Buradaki görevi bu değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, herkes hakkında bir gerçek yerine kişisel bir duyguyu doğal biçimde ifade eder?
- For me, rainy days are relaxing.
- Rainy days are relaxing for every person.
- Rainy days give relaxing to me.
Cevabı göster
For me, rainy days are relaxing.
Five senses: görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma
Geleneksel five senses, vücudun bilgi almasının bilinen yollarıdır: sight, hearing, smell, taste ve touch. Altyazıda sound, hearing için basit bir ad olarak kullanılmıştır. Burada senses, “anlamlar” veya “sağduyu” değil, duyusal yetiler demektir. İki nokta, ardından gelen sözcüklerin beş duyunun adlarını verdiğini gösterir. Bu kategori: liste yapısı, listenin kategoriyi açıkladığını belirtir.
Alıştırma
Hangi seçenek altyazıda sıralanan five senses ile eşleşir?
- sight, sound, smell, taste, and touch
- thought, memory, sleep, hunger, and luck
- color, shape, size, speed, and age
Cevabı göster
sight, sound, smell, taste, and touch
For most of us, ...: yaygın durumu önce belirtmek
For most of us, olası bir istisnadan söz etmeden önce yaygın bir deneyimi ortaya koyar. Anlamı, gruptaki insanların çoğu için demektir; her kişi için anlamına gelmez. Bilgiyi düzenlerken genel durumdan daha az rastlanan bir duruma geçiş sağlar. Bu cümlede sonraki iddiayı kesin bir istatistik olarak değil, genel bir deneyim olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle For most of us ifadesini yaygın bir deneyimi belirtmek ve istisnalara yer bırakmak için kullanır?
- For all of us, mornings are exactly the same.
- For most of us, mornings are easier after a good night's sleep.
- Most of us have no exceptions to any rule.
Cevabı göster
For most of us, mornings are easier after a good night's sleep.
But that's not how everyone's brain works: istisna sunmak
But that's not how everyone's brain works, az önce anlatılan genel örüntüden farklı bir duruma geçmek için But kullanır. How someone's brain works, bir kişinin bilgiyi işleme veya deneyimleme biçimi demektir; beynin fiziksel olarak çalışıp çalışmadığını anlatmaz. Burada that's, duyuların birbirine karışmadığı yönündeki önceki iddiaya gönderme yapar. Not everyone's, bu iddianın herkes için geçerli olmadığı anlamına gelir; hiç kimse için geçerli olmadığı anlamına gelmez. Cümle, bir genellemeye istisna getirir.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı: But that's not how everyone's brain works. cümlesinde konuşan kişi önceki örüntünün her kişi için geçerli olmadığını söylüyor, ancak hiç kimse için geçerli olmadığını söylemiyor.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
Imagine being able to taste every word that you hear. Dilbilgisi
0:58Duyduğunuz her kelimenin tadını alabildiğinizi hayal edin.
Imagine being able to...: bir yeteneği hayal etmek
Imagine being able to... dinleyiciyi belirli bir yeteneğe sahip olduğunu düşünmeye davet eder. Bu cümlede, kelimelerin tadını alma gibi şaşırtıcı bir düşünceyi tanıtır. Bu kalıpta imagine sözcüğünden sonra -ing biçimi being gelir. Yapı imagine + being able to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Imagine being able to taste ifadesinde taste, to'dan sonra gelen fiilin yalın hâlidir. Bu başlangıç konuşmalarda, öykülerde ve tartışmalarda dinleyiciyi hayalî bir duruma hızla çekmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi Imagine + being able to + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: Imagine ____ breathe underwater.
Cevabı göster
being able to
do just that: belirtilen eylemin aynısına gönderme yapmak
who can do just that ifadesindeki that, hemen önce belirtilen eylemin tamamına, yani kişinin duyduğu her kelimenin tadını almasına gönderme yapar. Do o eylemin yerini tutar, böylece konuşan kişi eylemi tekrar etmez. Bu kalıpta just tam olarak anlamına gelir. Kız kardeşlerin daha önce anlatılan şeyin aynısını yapabildiğini vurgular; burada az önce anlamına gelmez. Bir eylemi belirttikten sonra birinin aynı eylemi yaptığını doğrularken do just that veya did just that kullanılabilir.
Alıştırma
'Nora said she would email the report, and she did just that,' cümlesinde did just that ne anlama gelir?
- Rapor hakkında konuşmaya daha yeni başlamıştı.
- Onun yerine farklı bir iş yaptı.
- Raporu tam da söylediği gibi e-postayla gönderdi.
Cevabı göster
Raporu tam da söylediği gibi e-postayla gönderdi.
Julie McDowall and her younger sister Jen McCready
1:11Julie McDowall ve kız kardeşi Jen McCready'de
synesthesia: duyuların bağlantı kurması
Synesthesia, yani sinestezi, bir duyunun uyarılmasının başka bir duyuda otomatik olarak bir deneyim doğurduğu nörolojik bir durumdur. Örneğin bir ses, kişiye sürekli olarak belirli bir rengi ya da tadı çağrıştırabilir. Burada bu sözcük sıradan bir hayali veya şiirsel benzetmeyi değil, gerçek bir algı örüntüsünü adlandırır. Ardından gelen a neurological condition ifadesi, terimi izleyici için tanımlar.
Alıştırma
Bu cümlede synesthesia ne anlama geliyor?
- Bir duyunun başka bir duyuda otomatik olarak bir deneyim oluşturabildiği durum
- Bütün duyuların geçici olarak kaybedilmesi
- Bir benzetme oluşturmak için hayal gücünü kullanmak
Cevabı göster
Bir duyunun başka bir duyuda otomatik olarak bir deneyim oluşturabildiği durum
a neurological condition: sinir sistemiyle ilgili bir durum
a neurological condition ifadesi, beyin ve sinirler dâhil olmak üzere sinir sistemiyle bağlantılı bir sağlık durumunu anlatır. neurological sıfatı condition adını niteler. Bu bilimsel açıklamada condition, yerine getirilmesi gereken bir kural veya şart değil, bir sağlık durumu anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede a neurological condition ne anlama geliyor?
- Hava durumu hakkında geçici bir anlaşma
- Sinir sistemiyle ilgili bir sağlık durumu
- Bir şey olmadan önce yerine getirilmesi gereken bir kural
Cevabı göster
Sinir sistemiyle ilgili bir sağlık durumu
condition where ...: soyut bir durum için where kullanımı
where two or more senses mix together, condition sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciğidir. Burada where fiziksel bir yeri göstermez; “bu durumda” anlamına gelir ve bu durumun içinde ne olduğunu açıklar. condition, situation veya case gibi soyut adlardan sonra where, bir şeyin gerçekleştiği koşulları anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede where fiziksel bir yeri göstermek yerine soyut bir durumda ne olduğunu açıklıyor?
- We visited the room where the test took place.
- This is a situation where every second matters.
- Where is the nearest clinic?
Cevabı göster
This is a situation where every second matters.
their sense of taste also becomes activated. Kalıp ifadeler
1:23tat alma duyuları da harekete geçiyor.
as they are called: adı açıklayan ara söz
as they are called, synesthetes adıyla ilgili bir ara açıklamadır. “İnsanların onlara verdiği adla” anlamına gelir; hear ve becomes activated ile anlatılan ana olayın parçası değildir. Virgüller bunun ek bilgi olduğunu gösterir. Bu açıklama çıkarıldığında cümle hâlâ tam bir yapıya sahiptir: When synesthetes hear a word, their sense of taste also becomes activated. Buradaki as, “az önce belirtildiği şekilde” demektir; “çünkü” anlamına gelmez.
Alıştırma
as they are called cümlede ne işe yarıyor?
- Bu kişilerin neden bir kelime duyduğunu açıklar.
- Bu kişiler için kullanılan adı belirten bir açıklama ekler.
- Bu kişilerin bu adı sevmediğini söyler.
Cevabı göster
Bu kişiler için kullanılan adı belirten bir açıklama ekler.
becomes activated: çalışır duruma geçmek
Bu cümlede becomes activated, “etkin olmayan durumdan çalışır duruma geçer” demektir. Kişi bir kelime duyduğunda tat alma duyusu tepki vermeye başlar. become + past participle yapısı durum değişimine odaklanır. Bir tetikleyiciden sonra çalışmaya başlayan sistemler, beyin bölgeleri, duyular, alarmlar veya başka şeyler için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir sistemin çalışmaya başlamasını hedef ifadeyle anlatır?
- The smoke alarm becomes activation when it detects smoke.
- The smoke alarm becomes activated when it detects smoke.
- The smoke alarm becomes excited when it detects smoke.
Cevabı göster
The smoke alarm becomes activated when it detects smoke.
Words produce specific tastes on their tongues. Kalıp ifadeler
1:26Kelimeler dillerinde belirli tatlar üretiyor.
produce specific tastes: duyusal bir sonuç oluşturmak
Burada produce, “neden olmak veya ortaya çıkarmak” anlamındadır; “mal üretmek” anlamında değildir. Kelimeler nedendir, belirli tatlar ise duyusal sonuçtur. Produce çoğu zaman sonuç bildiren bir isimle kullanılır: produce a taste, sound, effect, result veya sensation. Specific, tatların yalnızca belirsiz bir tat hissi değil, belirli ve ayırt edilebilir olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bu bilimsel tarzdaki cümleyi tamamlamak için en doğal fiili seçin: This chemical reaction can (blank) a bright light.
- own
- produce
- build
Cevabı göster
produce
when Jen hears the name of her daughter, Sophia, Dilbilgisi
1:30Jen kızı Sophia'nın adını duyduğunda,
For example: belirli bir örnek sunmak
For example bir söylem belirtecidir. Ardından gelen belirli durumun, hemen önce söylenen daha genel bir düşünceyi açıkladığını gösterir. Burada Jen ve Sophia hakkındaki cümle, daha önceki sinestezi açıklamasına somut bir örnek verir. Dinlerken veya okurken For example ifadesini bilgiyi düzenleyen bir işaret olarak gör: anlatım genel bir noktadan onu destekleyen kanıta ya da örneğe geçer. Bu, verilen örneğin mümkün olan tek durum olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi seçenek For example ifadesini, önceki düşünceyi destekleyen tam bir örnek sunmak için doğru kullanıyor?
- Some sounds can trigger colors, such as a bell may look bright yellow.
- Some sounds can trigger colors. For example of a bell may look bright yellow.
- Some sounds can trigger colors. For example, a bell may look bright yellow.
Cevabı göster
Some sounds can trigger colors. For example, a bell may look bright yellow.
when Jen hears ... she tastes: tetikleyici ve tepki
when yan cümlesi tetikleyici olayı verir: Jen adı duyar. Ana cümle tepkiyi verir: pembe marshmallow tadı alır. Buradaki when, “olduğu zaman” veya bu tepki tekrarlandığı için “her olduğunda” anlamına gelir; soru sormaz. When + geniş zaman yapısının ardından geniş zamanda bir ana cümle kullanmak, tekrarlanan bir tetikleyiciyi onun olağan sonucuna bağlayabilir. when yan cümlesi önce gelirse ana cümleden önce virgül kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, tekrarlanan bir tetikleyiciyi ve onun olağan tepkisini göstermek için when yan cümlesini doğru kullanıyor?
- Maya covers her ears before the school bell rings.
- When the school bell rings, Maya covers her ears.
- When does the school bell ring? Maya covers her ears.
Cevabı göster
When the school bell rings, Maya covers her ears.
tastes like noodles: taste like + isim
Taste like + isim, “tadı o şeye benzemek” anlamına gelir. Bu eğlenceli cümlede Leo isminin erişteye benzer bir tat oluşturduğu anlatılıyor. Bu yapıda like, “benzemek” anlamındadır; “sevmek” anlamına gelmez. Tekil özne the name Leo ile tastes, I veya çoğul öznelerle taste kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi taste like yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: This tea ____ peaches.
Cevabı göster
tastes like
We'll hear more from the unusual sisters later.
1:38Sıra dışı kardeşlerden daha sonra daha fazlasını duyacağız.
But first, I have a question: sonraki adımdan önce soru araya sokmak
But first, I have a question, konuşmacının beklenen sonraki adımı duraklatıp devam etmeden önce bir soru soracağını dinleyicilere bildirir. But planlanan akışta küçük bir değişikliği gösterir; first ise soruyu sonraki içerikten önceye yerleştirir. Bu ifade güçlü bir karşı çıkış değildir. Bu tür bir yönlendirme ifadesi program, röportaj, ders veya sunumdaki sırayı takip etmeyi kolaylaştırır: önce kısa bir etkinlik yapılır, ardından ana konuya dönülür.
Alıştırma
En doğal geçiş ifadesini seçin: We'll explain the answer soon. ___, let's look at one clue.
- But first
- In the end
- For example
Cevabı göster
But first
hears the names Sophia and Leo.
1:47Sophia ve Leo isimlerini duyduğunda ne olduğunu az önce duyduk.
We've just heard what happens: özetleyip sonraki bölüme geçmek
We've just heard what happens, konuşan kişilerin ve dinleyicilerin bu bilgiyi çok kısa bir süre önce duyduğunu belirtir. Have heard biçimindeki present perfect, bu yakın geçmişteki dinleme olayını şimdiki konuşmayla bağlantılı gösterir; onu şimdiden kopuk, tamamlanmış bir geçmiş olayı olarak sunmaz. Bir programda We've just heard... söylemi düzenleyen bir işarettir: az önce sunulan içeriğe kısaca geri döner ve onu bir sonraki soru ya da açıklamanın temeli yapar. Bu ifadeyi duyduğunuzda, konuşmanın bu özetten hareketle ilerlemesini bekleyebilirsiniz.
Alıştırma
Burada We've just heard... ifadesinin temel söylem işlevi nedir?
- Dinleyicilerden aynı içeriği yeniden dinlemelerini ister.
- Az önce sunulan bilgiyi gözden geçirir ve sıradaki bölüme bağlar.
- Programın tamamen sona erdiğini bildirir.
Cevabı göster
Az önce sunulan bilgiyi gözden geçirir ve sıradaki bölüme bağlar.
But what does she taste when she hears the name Neil?
1:50Peki Neil ismini duyduğunda ne tadı alıyor?
I don't know what this says about me, Sam, Ton ve niyet
2:02bu benim hakkımda ne söylüyor bilmiyorum Sam,
but I'm going to guess that it's C, a jam sandwich. Kalıp ifadeler
2:04ama tahminimce C, reçelli sandviç.
what this says about me: bir seçimin ortaya çıkardığı şey
I don't know what this says about me ifadesinde this, konuşanın seçimine ya da tahminine gönderme yapar; says about me ise “kişiliğim, zevklerim veya imajım hakkında bir şey ortaya çıkarır ya da düşündürür” anlamına gelir. Burada hiçbir şey onunla gerçek anlamda konuşmamaktadır. Konuşan kişi komik bir tahminde bulunmadan önce bu ifadeyle kendisiyle hafifçe dalga geçer. Reçelli sandviçi seçmesinin kendisini belirli bir şekilde gösterebileceğini ima eder, fakat karakterini ciddi biçimde analiz etmez. Sam, karşıdaki kişiye doğrudan hitaptır.
Alıştırma
Bu bağlamda I don't know what this says about me ne anlama geliyor?
- Bana gönderilmiş yazılı bir mesajı okuyamıyorum.
- Sam'in cevabı yeniden söylemesine ihtiyacım var.
- Seçimimin kişiliğim veya imajım hakkında ne ortaya çıkardığını merak ediyorum.
Cevabı göster
Seçimimin kişiliğim veya imajım hakkında ne ortaya çıkardığını merak ediyorum.
I'm going to guess that...: o anda yapılan bir tahmini sunmak
I'm going to guess that... konuşanın emin olmadığı bir yanıtı sunar. Burada konuşan C seçeneğini bir tahmin olarak seçiyor. Going to konuşanın sıradaki niyetini, yani tahminde bulunmayı gösterir. Bir yere gitmek anlamına gelmez. That sözcüğünden sonra the answer is twelve gibi tahminin içeriğini belirten bir cümlecik gelir.
Alıştırma
Kesin olmadığınız bir yanıtı sunmak için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: I'm ____ the answer is twelve.
Cevabı göster
going to guess that
I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı
2:08Cevabı programın ilerleyen bölümlerinde açıklayacağım.
don't worry: dostça güven verme ifadesi
Don't worry birini rahatlatan bir ifadedir: sorunun küçük, yönetilebilir veya muhtemelen çözülecek olduğunu anlatır. Burada yanıtı bekleyen Neil'ı sakinleştirir. Bir eylemi durdurmaya yönelik gerçek anlamlı bir emir değildir. Konuşan kişi karşısındakinin kaygısını azaltır ve çoğu zaman ardından bir neden ya da çözüm söyler.
Alıştırma
Bir arkadaşınız geç kalacağınızdan korkuyor, ancak hâlâ bolca zamanınız var. Onu rahatlatan nazik ve doğal yanıtı seçin.
- Don't worry; we still have plenty of time.
- Why are you never on time?
- You must worry; we still have plenty of time.
Cevabı göster
Don't worry; we still have plenty of time.
I'll reveal the answer later: merak yaratmak için bilgiyi ertelemek
Bu cümle, konuşanın cevabı şu anda bilinçli olarak sakladığını ve aynı programın ilerleyen bir bölümünde açıklayacağını belirtir. Reveal, daha önce bilinmeyen veya saklanan bir bilgiyi ortaya çıkarmayı anlatır; bu nedenle cevaba “açıklanan bir sır” havası verir. Programın düzenini gösteren bir işaret olarak önceki bir soruyu daha sonraki bir bölüme bağlar. Merak yaratır ve dinleyicilere cevabı öğrenmek için programı takip etmeyi sürdürmelerini söyler.
Alıştırma
Konuşan bu cümleyle ne yapıyor?
- Cevap hemen şimdi veriliyor.
- Merak yaratmak için cevabın açıklanması erteleniyor.
- Cevap hiçbir zaman verilmeyecek.
Cevabı göster
Merak yaratmak için cevabın açıklanması erteleniyor.
Synesthesia isn't only about people like Julie and Jen who taste words. Dilbilgisi
2:11Sinestezi sadece kelimeleri tadan Julie ve Jen gibi insanlarla ilgili değildir.
Synesthesia isn't only about ...: konunun kapsamını genişletmek
X isn't only about Y yapısında Y konuya dahildir, ancak konunun tamamı değildir. Burada Julie ve Jen gibi insanlar sinestezi örnekleridir ve konuşan kişi konuyu bu durumun diğer biçimlerini de kapsayacak şekilde genişletmektedir. only sözcüğünün yeri önemlidir: isn't only about kapsamı genişletir. Sinestezinin gerçek olmadığını veya bu insanlarla ilgisiz olduğunu söylemez. Bu yapı çoğu zaman dinleyiciyi başka örneklere ya da daha geniş bir açıklamaya hazırlar.
Alıştırma
Dil bilgisinin derse dahil olduğunu ancak dersin tamamı olmadığını göstermek için only içeren kısaltılmış yapıyla cümleyi tamamlayın: This course ____ grammar; it also builds speaking skills.
Cevabı göster
isn't only about
It can be a mixing of any of our senses.
2:16Duyularımızın herhangi birinin birbirine karışması olabilir.
A synesthete may hear colors or see sounds. Kültür
2:20Bir sinestezik renkleri duyabilir veya sesleri görebilir.
hear colors or see sounds: sinestezide duyuların kesişmesi
Sinestezi, bir tür duyusal veya zihinsel deneyimin başka bir deneyimi otomatik olarak tetiklediği bir olgudur. synesthete, bunu yaşayan kişi demektir; bu nedenle bu bilimsel bağlamda hear colors ve see sounds, duyuların kişinin gerçekten yaşadığı öznel bir biçimde kesişmesini anlatır. Bu birleşimler günlük dilde çelişkili gelebilir; ancak renklerin ses dalgası ürettiğini söylemez ve sıradan bir mecaz değildir. may, bunların olası örnekler olduğunu gösterir; sinestezi yaşayan herkes aynı duyusal eşleşmeyi deneyimlemez.
Alıştırma
Bu bilimsel bağlamda cümle ne anlama geliyor?
- Bazı insanlar farklı duyular arasında otomatik bir bağlantı deneyimler.
- Sinestezi yaşayan biri normal şekilde göremez veya duyamaz.
- Renkler herkesin duyabileceği ses dalgaları üretir.
Cevabı göster
Bazı insanlar farklı duyular arasında otomatik bir bağlantı deneyimler.
In fact, there could be as many as 150 different types of synesthesia. Dilbilgisi
2:24Aslında, 150 kadar farklı sinestezi türü olabilir.
as many as: sayılabilen büyük bir sayıyı vurgulama
Burada as many as 150, sayının 150’ye ulaşabileceğini belirtir ve bu sayıyı şaşırtıcı derecede yüksek gösterir. İfade, sayılabilen bir sayının büyüklüğünü vurgular; iki şey arasında yapılan sıradan bir eşitlik karşılaştırması değildir. Çoğul ve sayılabilen öğelerle as many as + sayı kullanılır; örneğin as many as 200 people. Bir sayıyı dikkat çekici göstermek için haberlerde, bilimsel metinlerde ve günlük konuşmada sıkça görülür.
Alıştırma
Şaşırtıcı derecede yüksek ve sayılabilen bir sayıyı vurgulayan as ... as ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The aquarium can welcome ____ 800 visitors a day.
Cevabı göster
as many as
having synesthesia is a gift: olumlu bir mecaz
Burada gift, değerli ve olumlu bir şeyin mecazıdır: kız kardeşler sinesteziyi özel bir yetenek olarak görüyor; birinin onlara verdiği fiziksel bir hediye olarak değil. Having synesthesia ifadesi, is a gift bölümünün öznesidir. For the Scottish sisters bunun kimin görüşü olduğunu gösterir. Bu nedenle cümle, sinestezisi olan herkesin aynı şekilde hissettiğini söylemez.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeye hangi anlam uyuyor?
- Sinestezi değerli ve olumlu bir yetenek olarak görülüyor.
- Kız kardeşler sinesteziyi başka birine vermek zorunda.
- Biri kız kardeşlere sinesteziyi paketlenmiş bir hediye olarak verdi.
Cevabı göster
Sinestezi değerli ve olumlu bir yetenek olarak görülüyor.
BBC World Service program, The Food Chain: kaynağı ve program adını belirleme
Bu kaynak ifadesinde BBC World Service medya hizmetinin, The Food Chain ise bir programın adıdır. The Food Chain burada özel addır; besin zinciri adlı bilimsel kavramın açıklaması değildir. Bu tür bilgiler, daha önce söylenen bir sözün nereden geldiğini gösterir. Genellikle önce yayıncı kuruluşun veya hizmetin adı, ardından belirli programın adı gelir.
Alıştırma
Vurgulanan kaynak ifadesinde The Food Chain nedir?
- Cümlede verilen bilimsel bir tanım.
- Bir BBC World Service programının adı.
- Jen ile konuşan kişinin adı.
Cevabı göster
Bir BBC World Service programının adı.
the only thing I would say is it's quite hard Ton ve niyet
2:42söyleyebileceğim tek şey oldukça zor olduğudur
the only thing I would say is...: tek bir çekinceyi nazikçe belirtmek
The only thing I would say is... genel olarak olumlu ya da dengeli bir değerlendirmenin ardından tek bir çekinceyi dile getirir. Bu cümledeki çekince, sağlıklı beslenmenin oldukça zor olmasıdır. I would say yargıyı daha yumuşak ve daha az doğrudan yapar; buradaki would gelecek zamanı anlatmaz. İlk is giriş kalıbını tamamlar, ardından gelen it's asıl görüşü başlatır. Bu nedenle doğal konuşmada is it's art arda gelebilir.
Alıştırma
Tek bir çekinceyi nazikçe sunan hedef kalıbı tamamlayın: ____ that the app takes a long time to open.
Cevabı göster
The only thing I would say is
because if you hear a word that maybe tastes like tuna, Dilbilgisi
2:46çünkü ton balığı tadında olabilecek bir kelime duyduğunuzda,
I'll be like, oh, I need to get a tuna baguette now. Kelime
2:49oh, şimdi gidip bir ton balıklı baget almalıyım diyebiliyorsunuz.
if you hear a word that...: ilgi cümleciği içeren bir koşul
If you hear... koşulu belirtir. Bu yapının içinde hear fiilinin nesnesi, a word that maybe tastes like tuna ad öbeğinin tamamıdır. That maybe tastes like tuna, word sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciğidir; that bu sözcüğü temsil eder ve tastes fiilinin öznesidir. Anlam, duyulan sözcüğün ton balığına benzer bir tadı çağrıştırabilmesidir; you sözcüğünün ton balığı tadında olması değildir. Bu yapı, bir koşulun içindeki isme açıklama eklemenizi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle aynı yapıyı kullanıyor: içinde bir isim ve ardından o ismi açıklayan bir ilgi cümleciği bulunan if koşul cümlesi?
- If you see that a dog looks lost, tell an adult.
- If a dog sees you and looks lost, tell an adult.
- If you see a dog that looks lost, tell an adult.
Cevabı göster
If you see a dog that looks lost, tell an adult.
I'll be like: anlık bir tepkiyi aktarmak
Gündelik konuşmada I'll be like, konuşanın vermeyi beklediği tepkiyi aktarır: “Buna benzer bir şey düşüneceğim veya söyleyeceğim.” Ardından gelen bölüm bir sözü, düşünceyi, yüz ifadesini veya tavrı aktarabilir; kelimesi kelimesine bir alıntı olmak zorunda değildir. Burada be like “benzemek” anlamına gelmez. Konuşanın “Aa, şimdi ton balıklı bir baget sandviç almam lazım” şeklindeki ani düşüncesini aktarır.
Alıştırma
Hangi cümlede be like beklenen bir tepkiyi aktarmak için kullanılmıştır?
- I'll be like, 'Wow, this is amazing!'
- I'll like the film if it is funny.
- I'll look like my older sister in that hat.
Cevabı göster
I'll be like, 'Wow, this is amazing!'
You know, it's almost like being pregnant and having a craving. Anlatım akışı
2:51Bilirsiniz, neredeyse hamile kalmak ve aşermek gibi bir şey.
It's almost like...: yaklaşık bir benzetme kurmak
It's almost like... açıklamayı iki bölüm hâlinde düzenler: it önce az önce söz edilen deneyime gönderme yapar, ardından bu deneyimi gözde canlandırması daha kolay bir şeyle karşılaştırır. Burada hamilelikte aşermek, aniden ve güçlü biçimde yemek isteme hissini açıklamak için kullanılan karşılaştırmadır. Almost, karşılaştırmanın yakın ama tam olmadığını gösterir. Bu cümle konuşanın hamile olduğunu söylemez; yalnızca deneyimlerin bir özelliğini, yani aşerme hissini karşılaştırır.
Alıştırma
Hangi cümle açıkça yaklaşık bir benzetme yapar?
- It's exactly the same as walking through a dream.
- It's not like walking through a dream.
- It's almost like walking through a dream.
Cevabı göster
It's almost like walking through a dream.
Words can be so vivid that you just you want to eat that. Dilbilgisi
2:54Kelimeler o kadar canlı olabilir ki sadece onu yemek istersiniz.
so vivid that...: dereceyi sonuca bağlamak
so + sıfat + that + yan cümle, bir derecenin bir sonuca yol açacak veya o sonucu açıklayacak kadar güçlü olduğunu gösterir. Burada so vivid, kelimelerin oluşturduğu duyusal görüntünün ne kadar canlı olduğunu anlatır; that ise sonucu tanıtır: konuşan kişi anlatılan şeyi yemek ister gibi olur. Yeniden kullanılabilen kalıp so + sıfat + that + sonuç bildiren yan cümledir. vivid'den sonraki that, sonucu tanıtan bir bağlaçtır; eat that içindeki son that ise anlatılan şeyi gösterir ve farklı bir görev taşır. you sözcüğünün tekrarı, konuşma sırasında kendiliğinden yeniden başlamadır; amaçlanan sonuç cümlesi you just want to eat that şeklindedir.
Alıştırma
interesting kullanarak cümleyi derece-sonuç bildiren so...that kalıbıyla tamamlayın: The puzzle was ____ I forgot the time.
Cevabı göster
so interesting that
That's the only negative I would say about it. Ton ve niyet
2:56Bununla ilgili söyleyebileceğim tek olumsuz şey bu.
That's the only negative...: eleştiriyi sınırlamak
the only negative ifadesinde negative, “tek dezavantaj” anlamında bir isimdir. Konuşan kişi buna the only one diyerek eleştiriyi o noktayla sınırlar ve genel değerlendirmenin olumlu kaldığını ima eder. I would say, görüşü kesin bir gerçek yerine düşünülmüş kişisel bir değerlendirme olarak sunup ifadeyi yumuşatır. İfadenin tamamı dengeli bir değerlendirmede yararlıdır: bir sorunu belirtirken geri kalan kısmın genel olarak tatmin edici olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle bir dezavantajı belirtirken dengeli ve genel olarak olumlu bir değerlendirme yapıyor?
- The app works well, and I cannot think of any negatives.
- The only negative I would mention is that the app takes a little time to learn.
- The app has several serious problems, so I cannot recommend it.
Cevabı göster
The only negative I would mention is that the app takes a little time to learn.
For Jen, the only drawback to synesthesia is that it can be hard to eat healthily Notlar
3:00Jen için sinestezinin tek dezavantajı sağlıklı beslenmenin zor olabilmesi
only drawback to synesthesia: sinestezinin tek dezavantajı
Bu cümlede the only drawback to synesthesia, “sinesteziye sahip olmanın tek dezavantajı” anlamına gelir. Drawback, bir şeyin olumsuz yönünü belirten bir isimdir; “geri çekilmek” anlamındaki draw back fiil öbeği değildir. a drawback to something kalıbından sonra is that... kullanılarak belirli sorunun ne olduğu açıklanabilir. Only, bu sorun dışında Jen’in sinesteziyi genel olarak olumlu gördüğünü düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi a drawback to something kalıbıyla tamamla: The main ____ this plan is that it costs too much.
Cevabı göster
drawback to
that it can be hard to eat healthily: sağlıklı beslenmenin zor olabilmesi
That ile başlayan yan cümlenin tamamı, dezavantajın tam olarak ne olduğunu açıklar. Bu yapının içindeki it can be hard to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmanın zor olabileceğini anlatan tekrar kullanılabilir bir kalıptır. Burada it belirli bir şeyi göstermez. Özne konumunu doldurur; gerçek etkinliği ise to eat healthily belirtir. Buna bazen biçimsel veya öncü it denir. Can, zorluğun her zaman yaşandığını değil, yaşanabileceğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle it can be hard to + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanır?
- It can be hardly to concentrate when the room is noisy.
- It can be hard to concentrate when the room is noisy.
- It can hard concentrating when the room is noisy.
Cevabı göster
It can be hard to concentrate when the room is noisy.
a strong feeling of wanting a particular food.
3:08belirli bir yiyeceği isteme konusunda güçlü bir his yaratıyor.
Hearing certain words produces...: özne olarak kullanılan bir -ing öbeği
Hearing certain words, belirli kelimeleri duyma eylemini adlandıran bir -ing öbeğidir. Öbeğin tamamı produces fiilinin öznesidir. Bu, şimdiki zamanın continuous yapısı değildir: be biçimi yoktur ve hearing kendi yan cümlesinin ana fiili değildir. Bu özne bir eylemi tek bir fikir olarak sunduğu için geniş zamandaki fiil tekil olur: produce değil, produces. Bu kalıp, bir etkinliğin neye yol açtığını veya ne yaptığını söylemek için kullanılabilir.
Alıştırma
read fiilini özne olan -ing biçiminde, improve fiilini de geniş zamanın doğru biçiminde kullanın: ____ every day ____ your vocabulary.
Cevabı göster
Reading · improves
craving: güçlü ve belirli bir istek
Craving, görmezden gelmesi zor olabilen güçlü ve belirli bir istektir. Bu cümlede belirli bir yiyeceği yeme yönündeki güçlü arzuyu anlatır ve yalnızca onu istemekten daha güçlüdür. Virgülden sonraki sözler craving kelimesini daha basit bir dille yeniden açıklar. Yaygın kalıp have a craving for + yiyecek veya şey şeklindedir: I have a craving for chocolate.
Alıştırma
craving ve doğru edatı kullanarak yaygın kalıbı tamamlayın: I have a ____ chocolate.
Cevabı göster
craving for
That could be because: olası bir neden sunmak
That, daha önce sözü edilen bir şeye gönderme yapar. That could be because, sonraki bilginin olası bir neden olduğunu gösterir ve açıklamayı ne olduğundan bunun neden olmuş olabileceğine taşır. Could, nedeni is kullanımına göre daha az kesin hâle getirir. Konuşan kişi makul bir neden önerir; bunun kanıtlandığını söylemez.
Alıştırma
Hangi cümle karanlık bir ekran için olası bir nedeni temkinli biçimde sunar?
- The screen is dark. That is definitely because the battery is empty.
- The screen is dark. That could be because the battery is empty.
- The screen is dark, so the battery can never work again.
Cevabı göster
The screen is dark. That could be because the battery is empty.
so vivid, clear, detailed, and powerful in her mind: zihinde net ve güçlü bir deneyim
Birbirine bağlı vivid, clear, detailed ve powerful sıfatları, Jen'in kelimenin sesini zihninde ne kadar güçlü yaşadığını anlatır. So, bütün betimlemenin derecesini artırır; in her mind ise bu deneyimin nerede gerçekleştiğini gösterir. Burada vivid, parlak renkli değil, belirgin biçimde mevcut ve gerçeğe benzer demektir. Bu zihinsel bir deneyim olsa da Jen sesin ayrıntılarını kolayca hisseder.
Alıştırma
Hangi cümlede vivid, parlak bir renk yerine net bir zihinsel deneyimi anlatır?
- I still have a vivid memory of our first day at school.
- She painted the door a vivid orange.
- The box is very heavy and square.
Cevabı göster
I still have a vivid memory of our first day at school.
while most of us experience each sense in isolation. Dilbilgisi
3:24bazı insanların neden duyuların birbirine karışmasını deneyimlediği hakkında doktorların bilmediği hala çok şey var.
There's still much ... don't know about why: much ile “pek çok şey” anlatmak
There's still much doctors don't know about why... ifadesinde much tek başına kullanılır ve “pek çok şey” ya da “büyük miktarda bilgi” anlamına gelir. There is, bilinmeyen bilgiyi hâlâ var olan bir şey olarak sunar; still ise bilgi eksikliğinin sürdüğünü gösterir. doctors don't know about why... bölümü much sözcüğünü niteleyen bir ilgi yan cümlesidir: much that doctors don't know about why.... Burada that düşürülmüştür. about ile başlayan bölüm, söz konusu soruyu belirtir. Bir konuda hâlâ cevaplanmamış pek çok nokta olduğunu söylemek için There is still much + özne + don't/doesn't know about... kalıbını kullanabilirsin.
Alıştırma
Bilim insanlarının uyku hakkında hâlâ bilmediği pek çok şey olduğunu hangi cümle doğru ifade eder?
- There is still much scientists do not understand about sleep.
- There are still much scientists do not understand about sleep.
- There is still many scientists do not understand about sleep.
Cevabı göster
There is still much scientists do not understand about sleep.
experience sense mixing: fiil olarak experience
experience sense mixing ifadesinde experience, “yaşamak” veya “hissetmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. sense mixing doğrudan nesnesidir ve farklı duyulardan gelen deneyimlerin bağlantı kurduğu ya da birbirine karıştığı olguyu adlandırır. Bu ifade, birinin başına gelen şeyi tarafsız biçimde anlatır. Buradaki experience, zaman içinde kazanılan bilgi veya beceri anlamındaki isim değildir. Aynı fiil kalıbı olaylar, hisler, belirtiler ve zorluklarla da kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede experience, “yaşamak” anlamındaki bir fiil olarak doğru kullanılmıştır?
- Some people experience about a sudden change in taste after an illness.
- Some people are experience a sudden change in taste after an illness.
- Some people experience a sudden change in taste after an illness.
Cevabı göster
Some people experience a sudden change in taste after an illness.
while most of us ...: iki grubu karşılaştırma
Burada while iki gerçeği birbirine bağlayıp karşılaştırır: bazı insanlar duyuların birbirine karışmasını yaşarken çoğu insan duyularını ayrı ayrı deneyimler. Bu kullanımda while, whereas veya but anlamına gelir; during the time that anlamında değildir. one group does X while another does Y yapısı iki grubu aynı cümlede karşılaştırarak aralarındaki farkı vurgular. while sonrasındaki sözler karşıt deneyimi, yani çoğu insanın her duyuyu ayrı ayrı deneyimlediğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede while zamanı göstermek yerine iki grubu karşılaştırmak için kullanılmıştır?
- The birds returned when spring arrived.
- Some birds build nests in trees, while others nest on the ground.
- The birds rested while the storm passed.
Cevabı göster
Some birds build nests in trees, while others nest on the ground.
synesthesia makes the world a more interesting, colorful place. Dilbilgisi
3:30sinestezinin dünyayı daha ilginç, renkli bir yer haline getirdiğidir.
But it's clear that: kesin bir sonuca geçiş
But, önceki belirsizlikten başka bir noktaya geçildiğini gösterir. Ardından gelen it's clear that, konuşanın kesin gördüğü noktayı sunar; böylece açıklama bilinmeyenden yine de çıkarılabilecek sonuca doğru ilerler. Buradaki clear, kanıtlardan kolayca anlaşılabilen veya belli olan anlamındadır. Görsel olarak net ya da kolay görülen anlamına gelmez.
Alıştırma
Açık bir sonuç bildiren tam kalıpla İngilizce cümleyi tamamlayın: We may not know every detail, but ____ the plan is working.
Cevabı göster
it's clear that
make the world a more interesting, colorful place: make + nesne + tümleç
Burada make, “bir nesne üretmek” değil, “bir şeyi belli bir duruma getirmek” anlamındadır. Kalıp make + nesne + tümleç şeklindedir: synesthesia özne, the world nesne, a more interesting, colorful place ise dünyanın ulaştığı durumu anlatan tümleçtir. Tümleç bir sıfat ya da isim öbeği olabilir: make life easier; make the room a welcoming place. Bu kalıpta tümlecin önüne to be getirilmez.
Alıştırma
Bir şeyin belli bir sonuca yol açtığını anlatmak için make + nesne + tümleç yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.
- Music makes the long drive more enjoyable.
- Music makes the long drive to be more enjoyable.
- Music makes that the long drive is more enjoyable.
Cevabı göster
Music makes the long drive more enjoyable.
Someone who can explain why so little is known about synesthesia Dilbilgisi
3:35Sinestezi hakkında neden bu kadar az şey bilindiğini açıklayabilecek kişi
is Guy Leschziner, consultant neurologist at King's College London, Kelime
3:38King's College London'da danışman nörolog olan
Someone who can explain why ...: iç içe yan cümlelerden oluşan uzun özne
Someone who can explain why so little is known about synesthesia ifadesinin tamamı cümlenin öznesidir. Öbeğin ana sözcüğü Someone'dır. who can explain ... ilgi yan cümlesi hangi kişiden söz edildiğini belirtir; onun içindeki why yan cümlesi ise bu kişinin neyi açıklayabildiğini söyler. Ana cümleyi bulmak için uzun özneyi geçici olarak Someone'a indirin: Someone is Guy Leschziner. Ana yüklem daha sonra gelen is'tir; explain ve is known öznenin içinde kalır.
Alıştırma
Bu cümlede öznenin tamamını oluşturan ifade hangisidir: Someone who can explain why the lights went out is Elena, our electrician?
- why the lights went out
- Elena, our electrician
- Someone who can explain why the lights went out
Cevabı göster
Someone who can explain why the lights went out
consultant neurologist at King's College London: Britanya'da tıbbi unvan ve kurum bağlantısı
Britanya sağlık sisteminde consultant neurologist, nöroloji alanında kıdemli bir uzman hekimdir. Buradaki consultant bir tıbbi unvan ve kademe belirtir; genel bir iş danışmanı anlamına gelmez. İfadenin tamamı Guy Leschziner adından sonra gelir ve onun mesleki görevini ve King's College London ile kurumsal bağlantısını ekler. Uzmanların resmî tanıtımlarında ad + görev + at + kurum kalıbı yaygındır.
Alıştırma
Consultant sözcüğü hangi cümlede hastanedeki kıdemli bir uzman hekimi belirtir?
- Maya is a consultant who advises hospitals on computer security.
- The clinic hired a consultant to redesign its website.
- Dr Shah is a consultant neurologist at a London hospital.
Cevabı göster
Dr Shah is a consultant neurologist at a London hospital.
and author of the book The Man Who Tasted Words.
3:43ve The Man Who Tasted Words kitabının yazarı Guy Leschziner'dır.
Here he is speaking to BBC World Service's The Food Chain. Anlatım akışı
3:46İşte BBC Dünya Servisi'nin The Food Chain programında konuşuyor.
Here he is speaking to ...: sıradaki ses kaydını tanıtma
Sunucunun kullandığı bu ifadede Here he is speaking to ..., dinleyicinin dikkatini birazdan duyacağı kayda yöneltir. Here yaklaşık olarak ‘şimdi onu dinleyin’ anlamındadır; asıl amaç kişinin fiziksel olarak yakında olduğunu söylemek değildir. Speaking to ifadesinden sonra bir kişi, yayın kuruluşu veya program gelebilir. Bu cümlede ifade, Guy Leschziner'ın The Food Chain için verdiği röportajdaki konuşmasını tanıtır.
Alıştırma
Bir sunucu, bir kadının radyo röportajından bir bölümü çalmak üzere. Kaydı doğal biçimde hangi cümle tanıtır?
- Here is the studio where she recorded the interview.
- Here she is speaking to BBC Radio 4.
- She often speaks near the BBC Radio 4 building.
Cevabı göster
Here she is speaking to BBC Radio 4.
One of the problems with synesthesia is: Birkaç sorundan birini belirtmek
One of the problems with synesthesia is, daha geniş bir kümedeki sorunlardan birini tanıtmak için kullanılır. With synesthesia tartışılan konuyu belirtir; is ise bu konuyu ardından açıklanan soruna bağlar. Bu cümlede sorun, sinestezinin uzun yıllar küçümsenmiş olmasıdır. one of ifadesinden sonra sayılabilen isim çoğul olur: problems. Buna rağmen dil bilgisel öznenin merkezi One olduğu için bağ fiili tekil is olur. Bu yapı, bunun tek sorun olduğunu söylemeden bir sorunu dile getirmenizi sağlar.
Alıştırma
Birkaç olası sorundan birini belirtmek için bu yapıyı doğru kullanan cümleyi seçin.
- One of the problem with the plan is its high cost.
- One of the problems with the plan are its high cost.
- One of the problems with the plan is its high cost.
Cevabı göster
One of the problems with the plan is its high cost.
it's been dismissed: zaman içinde önemsiz görülmek
it's been dismissed, it has been dismissed ifadesinin kısaltılmış biçimidir ve present perfect passive yapısındadır. İnsanların sinesteziyi günümüze kadar uzanan bir dönem boyunca küçümsediğini anlatır; odak bunu kimin yaptığı değil, sinesteziye ne olduğudur. Burada dismissed, önemsiz, güvenilmez veya ciddi biçimde dikkate alınmaya değmez görülmek anlamına gelir. Kovulmak ya da gönderilmek anlamına gelmez; anlamı nesne ve bağlam belirler.
Alıştırma
dismissed kelimesinin bir şeyin önemsiz veya ciddi biçimde dikkate alınmaya değmez görülmesi anlamında kullanıldığı cümleyi seçin.
- The patient's concerns were dismissed as unimportant.
- The patient was dismissed from the room at noon.
- The manager dismissed the team at the end of the day.
Cevabı göster
The patient's concerns were dismissed as unimportant.
an overactive imagination: birinin fazla hayal kurduğunu söylemenin şüpheci bir yolu
An overactive imagination, fazla aktif olduğu düşünülen bir hayal gücü demektir: kişinin gerçek olmayan şeyleri uydurduğu, abarttığı veya bunlar için endişelendiği düşünülür. over- ön eki, overactive sözcüğünü basit bir iltifat olmaktan çıkarıp aşırılık belirten bir değerlendirmeye dönüştürür. Bu cümlede ifade, sinestezisi olan insanları küçümseyen bir görüşü aktarır. Onların gerçek deneyimleri, gerçek bir olgunun işaretleri olarak değil, hayal gücünün ürünleri olarak görülmüştür.
Alıştırma
Birinin gerçek olmayan bir sorunu hayal ettiğini düşündüren ifadeyle cümleyi tamamlayın: They dismissed the strange noise as the result of an ____.
Cevabı göster
overactive imagination
But actually what research in recent years has taught us is Dilbilgisi
4:00Ancak son yıllardaki araştırmaların bize öğrettiği şey
that actually it does have an underlying neurological and genetic basis. Notlar
4:04aslında altında yatan nörolojik ve genetik bir temele sahip olduğudur.
What research ... has taught us is that ...: kanıttan sonuca geçmek
What research in recent years has taught us, what ile başlayan bir yan cümledir. Bu grubun tamamı cümlenin öznesi olarak kullanılır ve son araştırmaların bize öğrettiği şey anlamına gelir. Buradaki what bir soru sormaz. Tam kalıp What + evidence source + has taught us + is that + conclusion şeklindedir. Önce kanıtın kaynağını belirtir, ardından that yan cümlesinde sonucu verir; böylece sonuç araştırmayla açıkça destekleniyormuş gibi duyulur.
Alıştırma
Cümleyi What + evidence source + has taught us + is that + conclusion kalıbına uyacak şekilde tamamlayın: ____ recent research has taught us ____ that regular sleep helps memory.
Cevabı göster
What · is
actually it does have: olumlu cümlede vurgulu does
actually it does have ifadesinde does, olumlu cümlede vurgu yapan bir yardımcı fiildir. Have fiilini güçlendirerek gerçekten ya da kesinlikle sahip olunduğunu anlatır. Burada böyle bir temelin olmadığı düşüncesini düzeltir veya bu düşünceye karşı çıkar. Özne it üçüncü tekil kişi olduğu için does + fiilin yalın hâli kullanılır: does have doğrudur, does has değildir. Does zamanı ve özne uyumunu zaten taşıdığı için have yalın hâlde kalır. Actually de gerçeğin önceki bir düşünceden farklı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Vurgulu does kullanarak düzeltmeyi tamamlayın: The phone ____ a flashlight.
Cevabı göster
does have
underlying neurological and genetic basis: derin etkenleri açıklayan resmî bir ifade
An underlying neurological and genetic basis ifadesi, sinir sistemi ve genlerle bağlantılı daha derin bir temel anlamına gelir. Underlying, bu temelin doğrudan görülmese bile görünür özelliklerin arkasında bulunduğunu ve onları açıklamaya yardımcı olduğunu belirtir. Neurological ve genetic sözcüklerinin ikisi de basis sözcüğünü niteler. Burada basis, bir şeyi açıklamaya yardımcı olan temel veya dayanak demektir; fiziksel bir üs ya da yer değildir.
Alıştırma
Hangi cümle daha derin bir açıklamayı anlatmak için underlying ... basis kalıbını doğal biçimde kullanır?
- The laboratory built a genetic basis under the floor.
- The pattern traveled to an underlying genetic location.
- The pattern may have an underlying genetic basis.
Cevabı göster
The pattern may have an underlying genetic basis.
Synesthetes were labeled people with overactive imaginations,
4:17Sinestezikler, aşırı aktif hayal gücüne sahip kişiler,
a tendency to imagine things that are not true.
4:21doğru olmayan şeyleri hayal etme eğilimi olarak etiketlendiler.
But research is showing that the causes of synesthesia could run in the family. Notlar
4:24Ancak araştırmalar, sinestezinin nedenlerinin aileden geçebileceğini gösteriyor.
But research is showing that: yeni kanıtlarla bir görüşü güncellemek
But, konuşmacının önceki bilgiyi açıklığa kavuşturmak veya güncellemek üzere olduğunu gösterir. research is showing that, bu güncellemenin nedeni olarak yeni kanıtlar sunar; bu yüzden dinleyen kişi that ifadesinden sonra araştırmanın işaret ettiği sonucu bekleyebilir. Burada showing, görsel olarak bir şey sergilemek değil, “kanıt sağlamak” veya “işaret etmek” anlamına gelir. Süreklilik yapısındaki is showing, bulguyu ortaya çıkmakta veya gelişmekte olan bir sonuç olarak sunar; tek başına iddianın kanıtlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, ortaya çıkan araştırma bulgularıyla önceki bir görüşü doğal biçimde güncelliyor?
- People once thought sleep was wasted time, but research is looking that it supports memory.
- People once thought sleep was wasted time, but research is displaying that it supports memory.
- People once thought sleep was wasted time, but research is showing that it supports memory.
Cevabı göster
People once thought sleep was wasted time, but research is showing that it supports memory.
could run in the family: olası bir aile örüntüsü
Run in the family, bir özelliğin, yeteneğin, alışkanlığın veya sağlık durumunun aynı ailenin birkaç üyesinde görüldüğünü anlatan bir deyimdir. Burada run hızlı hareket etmek anlamına gelmez; bütün ifade, ailede tekrarlanan bir örüntüyü anlatır. Could, iddiayı kesin olmaktan çıkarır. Bu cümlede nedenlerin ailevi bir bağlantısı olabileceği söyleniyor, ancak bu ifade belirli bir genin sorumlu olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
“Aynı ailenin üyeleri arasında yaygındır” anlamındaki deyimi tamamlayın: Poor eyesight ____ my family.
Cevabı göster
runs in
Julie and Jen's brothers don't have synesthesia,
4:29Julie ve Jen'in erkek kardeşlerinde sinestezi yok,
And with an estimated 4% of the world population having some form of sense mixing, Dilbilgisi
4:34Dünya nüfusunun tahmini %4'ünün duyuların karışmasının bir formuna sahip olduğu düşünüldüğünde,
with an estimated 4% ... having ...: with + isim + -ing arka plan yapısı
Burada with, an estimated 4% of the world population isim öbeğini getirir; having some form of sense mixing ise bu nüfusu tanımlayan bir -ing tamamlayıcısıdır. Having burada present perfect değildir; have fiilinin -ing biçimidir ve öznesi tahmini %4'lük kesimdir. Başa yerleştirilen with öbeğinin tamamı, tahmini arka plan bilgisi olarak sıkıştırır. Ardından gelen ana cümle temel mesajı ve bu cümlede sonucu verir; estimated ise %4'ün yaklaşık bir değer olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, arka plan durumunu vermek için with + isim öbeği + -ing yapısını doğru kullanır?
- With more families shopping online, local stores are changing their services.
- With more families shop online, local stores are changing their services.
- With more families are shopping online, local stores are changing their services.
Cevabı göster
With more families shopping online, local stores are changing their services.
a world of new and exciting possibilities is opening up to millions. Öbek fiiller
4:39milyonlarca insana yeni ve heyecan verici olasılıklar dünyası açılıyor.
opening up to millions: erişilebilir hâle gelen olasılıklar
Burada opening up soyut anlamda kullanılır: çok çeşitli olasılıklar ortaya çıkmaya ve erişilebilir hâle gelmeye başlar. Şimdiki zamanın sürekli biçimi is opening up, bunu devam eden bir değişim olarak sunar. to millions, erişim sağlayabilecek insanları belirtir; millions, millions of people anlamına gelir. Fiziksel bir nesne açılmamaktadır.
Alıştırma
“Erişilebilir hâle gelmek” anlamındaki open up to ifadesinin şimdiki zamanın sürekli biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: New training opportunities are ____ people in remote towns.
Cevabı göster
opening up to
Exciting possibilities like tasting someone's name.
4:44Birinin ismini tatmak gibi heyecan verici olasılıklar.
Remember in my question, ile önceki soruya geri dönmek
Burada Remember, dinleyicilerden yeni bir bilgiyi ezberlemelerini değil, daha önce söylenen bir şeyi hatırlamalarını ister. in my question ifadesi özellikle önceki soruya işaret eder. Bu başlangıç, yanıtı ya da konuşmayı yeniden o soruya bağlar. Dinleyicilerin soru-cevap yapısını takip etmesine yardımcı olan bir yönlendirme işlevi görür.
Alıştırma
Bu cümlede Remember in my question, ne işe yarar?
- Konuşanın soruyu unuttuğunu gösterir.
- Dinleyicileri daha önceki bir soruya yönlendirir.
- Dinleyicilerden yeni bir adı ezberlemelerini ister.
Cevabı göster
Dinleyicileri daha önceki bir soruya yönlendirir.
I guessed that Neil tastes like a jam sandwich.
4:56Neil'in reçelli sandviç gibi tada sahip olduğunu tahmin etmiştim.
Was I right? ile önceki bir cevabı kontrol etmek
Was I right?, daha önce verdiğiniz bir cevabın, tahminin veya yargının doğru olup olmadığını sorar. Burada right, “sağ taraf” değil, “doğru” anlamındadır. Was geçmiş zamandadır; çünkü konuşan kişi daha önceki cevaba veya yargıya dönüp geri bildirim ister.
Alıştırma
Az önce bir tahminde bulundunuz ve şimdi tahmininizin doğru olup olmadığını öğrenmek istiyorsunuz. Hangi soru doğaldır?
- Was I right-handed?
- Was I on the right?
- Was I right?
Cevabı göster
Was I right?
Well, Neil, no.: doğrudan no demeden önce yumuşak bir giriş
Burada well, bir şeyin iyi olduğu anlamına gelmez. Konuşanın no demeden önce kısa bir an kazanmasını sağlayan sözlü bir işarettir; böylece düzeltme daha az ani duyulur. Neil, doğrudan hitap edilen kişidir. İsmi well ile no arasına koymak cevabı daha kişisel ve konuşma diline uygun hâle getirir, ancak ses tonu yine de önemlidir.
Alıştırma
Bu cevabın başlangıcının temel etkisi nedir: Well, Maya, no. That isn't the right box?
- Cevabı vermeden önce Maya'yı över.
- Cevap vermeden konuşmayı bitirir.
- Doğrudan bir düzeltmeden önce kısa bir giriş yapar.
Cevabı göster
Doğrudan bir düzeltmeden önce kısa bir giriş yapar.
In fact: bir tahminden sonra gerçek durumu açıklamak
In fact, sıradaki bilginin gerçek durumu anlattığını gösterir; özellikle de bu durum az önceki tahmin veya varsayımdan farklıysa kullanılır. Burada dinleyiciyi reçelli sandviç tahmininden Jen'in gerçekte aldığı tada yönlendirir. Bilgiyi düzenleyen bir işaret olarak, ilgisiz başka bir ayrıntı eklemek yerine bir düzeltme veya açıklama geldiğini belirtir.
Alıştırma
İkinci cümlenin önceki tahmini düzelttiğini en iyi hangi bağlayıcı gösterir? I guessed the bag was empty. ___, it was full.
- Meanwhile
- In fact
- For example
Cevabı göster
In fact
spaghetti hoops: küçük halka makarna için Britanya İngilizcesindeki ad
Spaghetti hoops, küçük halka biçimli makarna parçalarını anlatan bir Britanya İngilizcesi yiyecek adıdır. Bu ürün genellikle domates sosuyla konserve olarak satılır. Buradaki hoops, küçük halkalar demektir. Bu ifade sıradan uzun spagettiyi değil, belirli bir yiyeceği adlandırır. Bu nedenle yalnızca spaghetti demekten daha belirgin bir görüntü oluşturur.
Alıştırma
Bu cümlede spaghetti hoops neyi ifade ediyor?
- Genellikle domates sosunda bulunan küçük halka biçimli makarna parçaları
- Daireler hâlinde yerleştirilmiş uzun spagetti şeritleri
- Spagettiyle servis edilen köfteler
Cevabı göster
Genellikle domates sosunda bulunan küçük halka biçimli makarna parçaları
Oh well, it could be worse: küçük bir hayal kırıklığını kabullenmek
Oh well, konuşanın hayal kırıklığı yaratan bir sonucu kabul ettiğini ve bunun için endişelenmeye devam etmeyeceğini gösterir. It could be worse, daha kötü bir durumun mümkün olduğunu ve bu yüzden şu anki durumun hâlâ katlanılabilir olduğunu anlatır. Cümlenin tamamı, konuşanın kendisini veya başka birini hafifçe teselli etmesini ve küçük bir aksiliği geride bırakmasını sağlar. Konuşanın işlerin daha kötü olmasını istediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir otobüsü kaçırıyorsunuz ama on dakika sonra başka bir otobüs geliyor. Dersteki ifadeyle yanıtı tamamlayın: ____, it ____.
Cevabı göster
Oh well · could be worse
The name Robert makes Jen taste rotten eggs. Dilbilgisi
5:10Robert ismi Jen'e çürük yumurta tadı veriyor.
makes Jen taste: make + nesne + fiilin yalın hâli
Makes Jen taste, ettirgen make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Robert adının Jen'de çürük yumurta tadıyormuş gibi bir duyum oluşturduğunu anlatır; Jen bu tepkiyi kendi seçmez. Ettirgen make etken bir cümlede kullanıldığında nesneden sonraki fiilin önüne to gelmez: makes Jen taste denir, makes Jen to taste denmez. Özne tekil olduğu için make, makes olur; ancak taste yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Cümleyi laugh fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The funny story made everyone ____.
Cevabı göster
laugh
Sorry to any Roberts listening: dinleyicilerin bir bölümüne yönelik hafif bir özür
Sorry to any Roberts listening, dinleyiciler arasındaki Robert adlı kişilere yöneltilen kısa ve hafif bir özürdür. Bu adla ilgili zararsız bir şakadan sonra konuşan kişi, bazı dinleyicilerin şakanın kendilerini de kapsadığını hissedebileceğini fark ettiğini gösterir ve sözünü yumuşatır. Burada Roberts, Robert ön adının çoğuludur ve Robert adlı kişiler anlamına gelir. Listening bu kişileri niteler ve who are listening ifadesinin kısaltılmış biçimidir.
Alıştırma
Bir radyo sunucusu öğretmenlerle ilgili zararsız bir şaka yaptı. Dinleyiciler arasındaki öğretmenlerden hafif bir dille özür dileyen cümle hangisidir?
- Are any teachers listening?
- Thanks to all the teachers listening.
- Sorry to any teachers listening.
Cevabı göster
Sorry to any teachers listening.
Okay, let's recap the vocabulary we've learned in this program about synesthesia, Anlatım akışı
5:16Tamam, bu programda sinestezi hakkında öğrendiğimiz kelimeleri özetleyelim,
a neurological condition where two or more senses mix together.
5:21iki veya daha fazla duyunun birbirine karıştığı nörolojik bir durumdur.
Öğrendiğimiz kelimeleri gözden geçirelim
“Let's recap the vocabulary we've learned” daha önce ele alınan kelimelerin kısa bir tekrarına geçildiğini bildirir. Let's dinleyiciyi birlikte tekrar yapmaya davet eder; recap ana noktaları yeniden gözden geçirmek demektir. Vocabulary we've learned ise tekrar edilecek içeriği belirtir. Dinlerken bu ifade, ana açıklamadan özete veya tekrara geçiş sinyali verir; yeni bir konuyu ilk kez tanıtma anlamı taşımaz. Başka içeriklerle de kullanılabilir; örneğin the key ideas we've learned denebilir.
Alıştırma
Ders bitmek üzere ve öğretmen önceki içeriği gözden geçirmek istiyor. En uygun ifadeyi seçin.
- Let's skip the earlier material.
- Let's recap the three main ideas.
- Let's introduce a completely new topic.
Cevabı göster
Let's recap the three main ideas.
A nincompoop is an informal way of saying a silly person.
5:26Nincompoop, aptal birini ifade etmenin gayri resmi bir yoludur.
A craving for something is the strong desire to have it.
5:30Bir şey için craving (aşermek), ona sahip olmaya yönelik güçlü bir arzudur.
A vivid sensation is clear, strong, and detailed in your mind.
5:34Vivid (canlı) bir his, zihninizde net, güçlü ve detaylıdır.
an overactive imagination is the tendency to imagine things that are not true.
5:44aşırı aktif bir hayal gücü (overactive imagination), gerçek olmayan şeyleri hayal etme eğilimidir.
Altı dakikamız doldu
“our 6 minutes are up” ifadesinde are up, ayrılan sürenin sona erdiğini veya tamamen kullanıldığını belirtir. Our 6 minutes program için ayrılan altı dakikalık zaman dilimini ifade eder; konuşmacı bu bölümün bitmesi gerektiğini bildirir. Zaman ifadelerinde up, “yukarı” veya fiziksel hareket anlamına gelmez. Aynı yapı your ten minutes are up gibi ifadelerde de kullanılır.
Alıştırma
Be up kullanarak cümleyi tamamlayın: Your ten minutes ____.
Cevabı göster
are up
If you've enjoyed this look into the weird and wonderful world of synesthesia, Deyimler
5:52Sinestezinin tuhaf ve harika dünyasına attığımız bu bakıştan keyif aldıysanız,
look into the weird and wonderful world of synesthesia: konuyu keşfedilecek büyüleyici bir dünya olarak sunmak
Burada look bir isimdir: this look into... bir konunun kısaca incelenmesi veya tanıtılması anlamına gelir. ‘Araştırmak’ anlamındaki look into fiil öbeği değildir. Sinesteziye world denmesi, konuyu dinleyicinin girip keşfedebileceği bir yer gibi gösterir. Weird and wonderful burada alışılmadık ama büyüleyici anlamına gelir ve ağırlıklı olarak olumludur. Weird ve wonderful sözcüklerinin başındaki /w/ sesinin tekrarlanması bir aliterasyon oluşturur; bu da cümleye ritim katar ve konuyu çekici, akılda kalıcı hâle getirir.
Alıştırma
Vurgulanan ifade temel olarak nasıl bir etki yaratıyor?
- Konuyu alışılmadık ama büyüleyici, keşfedilebilir bir yer gibi gösterir ve akılda kalıcı bir aliterasyon ekler.
- Sinesteziyi sıradan göstermek için resmî tıp dili kullanır.
- Konuşmacının fiziksel bir dünyanın içine gerçekten baktığını söyler.
Cevabı göster
Konuyu alışılmadık ama büyüleyici, keşfedilebilir bir yer gibi gösterir ve akılda kalıcı bir aliterasyon ekler.
we hope you'll join us again next time. Anlatım akışı
5:57umarız bir dahaki sefere tekrar bize katılırsınız.
we hope you'll join us again next time: samimi bir kapanış daveti
Bu, bir programı bitirirken kullanılan yaygın bir ifadedir. We hope... bir emir değil, sıcak bir dilek bildirir; you'll join us again next time ise dinleyiciyi veya izleyiciyi bir sonraki bölüm ya da etkinlik için geri dönmeye davet eder. Burada join us; dinleyerek, izleyerek veya katılarak yeniden bizimle birlikte olmak anlamına gelir. Mutlaka üye olmak demek değildir. Cümlenin tamamı mevcut programı kapatırken dikkati bir sonrakine yöneltir.
Alıştırma
Dersimizdeki üç sözcüklü ifadeyle programın kapanış davetini tamamlayın: We hope you'll ____ next time.
Cevabı göster
join us again
and useful vocabulary here at 6 Minute English.
6:01ve yararlı kelime dağarcığı için burada 6 Minute English'te.