Hong Kong'da Evler Neden Bu Kadar Pahalı? | Çok Pahalı: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
686 kelime 172 kel/dk

Video özeti: Haber, Hong Kong’daki konut maliyetini bölünmüş evler, arazi düzeni, yatırım ve projelerle ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “nearly twice that of London.” Dil Bilgisi ve Cümle Kalıplarını gösterir: that, rent yerine geçer. Öğrenci fiyat veya alanları karşılaştırır ve nearly ifadesini iki katın altı olarak anlar. 2. “a store for wealth.” Deyimler ve Mecazlı İfadeleri gösterir: gayrimenkul değeri korur. Öğrenci mecazı tanır ve store sözcüğünü dükkân sanmaz. 3. “the sandwich class.” Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı sağlar: bu kişiler kamu konutu için fazla kazanır, ancak özel konut alamaz. Öğrenci etiketi kural ve fiyat baskısıyla ilişkilendirir.

Bu derste

Hong Kong is the most expensive city in the world to find a place to live. Dilbilgisi

0:02

Hong Kong, yaşanacak bir yer bulmanın dünyada en pahalı olduğu şehir.

Dilbilgisi

the most expensive city in the world: karşılaştırma kapsamı belirten üstünlük yapısı

the most expensive city in the world ifadesinde the most expensive üstünlük biçimidir. Hong Kong'u fiyat ölçeğinin en uç noktasına yerleştirir; yalnızca başka bir şehirden daha pahalı olduğunu söylemez. Kalıp the most + sıfat + tekil isim + karşılaştırma kapsamı şeklindedir. Burada in the world karşılaştırma grubunu, yani dünyadaki bütün şehirleri belirler. Bu tür üstünlük bildiren isim öbeklerinde most sözcüğünden önce genellikle the kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi expensive sözcüğünün üstünlük biçimiyle ve gerekli tanımlıkla tamamlayın: This is ____ city in the country.

Cevabı göster

the most expensive

But while many of the apartments sit here empty

0:09

Ancak buradaki birçok daire boş tutulup

as investments rather than homes, Dilbilgisi

0:11

ev yerine yatırım aracı olarak değerlendirilirken,

Dilbilgisi

rather than: ilk alternatifi seçip ikincisini dışlamak

Rather than seçilmeyen alternatifi ya da bir şeyin gerçek işlevi olmayan rolü belirtir. Bu cümlede daireler ev olarak değil, yatırım aracı olarak kullanılıyor; bu nedenle investments vurgulanan gerçek işlev, homes ise dışlanan işlevdir. Bu ifade genellikle paralel ögeleri birbirine bağlar. Buradaki tam ilişki as investments rather than (as) homes şeklindedir; ikinci as anlamdan çıkarıldığı için kullanılmamıştır. Bu kalıbı kullanırken iki tarafı dil bilgisi bakımından karşılaştırılabilir tutun.

Alıştırma

Kâğıt torbaların kullanıldığını, plastik torbaların ise kullanılmadığını göstermek için cümleyi hangi seçenek tamamlar? We used paper bags ___ plastic ones.

  1. rather than
  2. as well as
  3. because of
Cevabı göster

rather than

Au Wai Chit struggles to afford his 30 square foot box. Kalıp ifadeler

0:14

Au Wai Chit 30 fit karelik kutu gibi odasının kirasını bile güçlükle karşılıyor.

Kalıp ifadeler

struggles to afford: maddi olarak karşılamakta ciddi zorluk

Struggles to afford, bir şeyi ödeyecek kadar para bulmakta ciddi biçimde zorlanmak demektir. Burada barınma maliyetinin Au Wai Chit için mali açıdan ağır olduğunu anlatır; ödemenin tamamen imkânsız olduğu anlamına gelmez. struggle to + fiilin yalın hâli yapısı, eylemi gerçekleştirmenin zor olduğunu ve sonucun başarılı da başarısız da olabileceğini belirtir. Afford ile kullanıldığında nesne, kişinin bütçesini zorlayan bir masraf, satın alım veya hizmettir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Even with two jobs, Maya ____ the monthly rent.

Cevabı göster

struggles to afford

That's a fourth the size of a parking space. Dilbilgisi

0:20

Bu, bir park yerinin dörtte biri büyüklüğünde.

Dilbilgisi

a fourth the size of: %25'lik büyüklük karşılaştırması

A fourth the size of X, X'in %25'i büyüklüğünde demektir. Cümlede kutu odanın alanı bir park yerinin alanıyla karşılaştırılır; a fourth dörtte bir anlamına gelir, “dördüncü büyüklük” anlamına gelmez. Yapı, kesir + the size of + karşılaştırma ölçütü biçimindedir. Size yerine başka ölçüler de kullanılabilir; half the weight of veya a third the cost of buna örnektir.

Alıştırma

Hedef kesir yapısını kullanın: A 20-square-meter room is compared with an 80-square-meter room. The smaller room is ____ the larger room.

Cevabı göster

a fourth the size of

The average rent in the city is nearly twice that of London. Dilbilgisi

0:30

Şehirdeki ortalama kira Londra'nın neredeyse iki katı.

Dilbilgisi

nearly twice that of London karşılaştırma yapısı

nearly twice that of London ifadesinde nearly, twice sözcüğünü niteler; bu nedenle değer, Londra'daki karşılık gelen değerin iki katına yakındır ama iki katına ulaşmaz. That, daha önceki tekil ad öbeği the average rent yerine kullanılır. Of London, kastedilen ortalama kiranın Londra'ya ait olduğunu gösterir; dolayısıyla kira ile Londra şehri değil, iki kira değeri karşılaştırılır. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp X is nearly twice that of Y biçimindedir.

Alıştırma

“Roma'nın ortalama aylık faturasının iki katından biraz az” anlamını verecek beş İngilizce sözcükle karşılaştırmayı tamamlayın: The average monthly bill here is ____.

Cevabı göster

nearly twice that of Rome

And sales prices seem to have no limit.

0:35

Satış fiyatlarınınsa sınırı yok gibi.

A penthouse in this building set the record for the most expensive apartment in Asia Kalıp ifadeler

0:38

Bu binadaki bir çatı katı dairesi, Asya'nın en pahalı dairesi olma rekorunu kırdı;

per square foot when it sold in February. Kalıp ifadeler

0:42

hem de şubattaki satışında fit kare başına düşen fiyatıyla.

Kalıp ifadeler

set the record for: belirli bir kategoride rekor oluşturmak

Set the record for, belirtilen bir kategoride yeni ve kayıt altına alınmış bir ölçütü elde edip belirlemek anlamına gelir. Kategori for sözcüğünden sonra gelir ve çoğunlukla the fastest time veya the highest price gibi bir ad öbeğidir. Burada set, set fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Ölçüt, fit kare başına hesaplandığında Asya'daki en yüksek daire fiyatıdır; yazılı bir kayıt oluşturmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Yeni bir resmî ölçüt belirledi” anlamındaki dört sözcüklü İngilizce eşdizimle cümleyi tamamlayın: With a time of 9.50 seconds, Maya ____ the fastest 100-meter time in the league.

Cevabı göster

set the record for

Kalıp ifadeler

Birim alan oranı olarak per square foot

Per square foot birim fiyatı, yani her bir fit karelik alan için düşen tutarı ifade eder. Bu cümlede dairenin toplam satış fiyatını değil, büyüklüğüne göre ne kadar pahalı olduğunu gösterir. Kalıp per + tekil birim adıdır. Price per square foot örneğinde olduğu gibi, farklı büyüklükteki gayrimenkulleri aynı temelde karşılaştırmanızı sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “her bir fit kare için” anlamına gelen tam İngilizce ifadeyle tamamlayın. The office rents for $45 ____ each year.

Cevabı göster

per square foot

So, what's the impact on the population? Anlatım akışı

0:48

Peki bunun halk üzerindeki etkisi ne?

Anlatım akışı

Sonuçları sormak için what's the impact on ...? kullanımı

What's the impact on + isim öbeği, on sonrasında belirtilen kişi, grup, sistem veya durum için sonuçların ne olduğunu sorar. Burada tartışmayı yüksek fiyatlar gerçeğinden bu fiyatların nüfus için ne anlama geldiğine taşır. Bu, bilgiyi düzenleyen bir sorudur: daha önce belirtilen bir neden veya gelişmeyi alır ve analizin sonraki aşamasını açar. Etkilenen hedef, the impact on residents veya the environment örneklerinde olduğu gibi on sonrasında gelir.

Alıştırma

Soruyu dersteki kısaltılmış kalıpla tamamlayın. The school may start classes later. ____ students' sleep?

Cevabı göster

What's the impact on

And why is Hong Kong so expensive?

0:50

Hong Kong neden bu kadar pahalı?

Au Wai Chit pays $360 US a month to share an apartment with 18 other people.

0:59

Au Wai Chit, 18 kişiyle paylaştığı bir daire için ayda 360 ABD doları ödüyor.

It's a prison.

1:07

Burası bir hapishane.

This is an upgrade.

1:09

Yine de öncekinden daha iyi.

His old apartment was so small he couldn't stand up. Dilbilgisi

1:12

Eski dairesi o kadar küçüktü ki ayağa kalkamıyordu.

Dilbilgisi

so + sıfat + (that) + sonuç yan cümlesi

“so small he couldn't stand up” ifadesinde so derece bildirir: daire son derece küçüktü. Ardından gelen yan cümle bu derecenin sonucunu verir; dolayısıyla buradaki so, “bu yüzden” anlamına gelmez. Tam kalıp so + sıfat + that + sonuç yan cümlesi biçimindedir. Gayriresmî konuşmada ve birçok nötr cümlede, neden-sonuç ilişkisi açık olduğu sürece that atılabilir: so small (that) he couldn't stand up.

Alıştırma

Soğuğun derecesinin sonuca yol açtığını göstermek için cümleyi tek kelimeyle tamamlayın: The room was ____ cold I could see my breath.

Cevabı göster

so

It's a prison.

1:20

Burası bir hapishane.

I can only lie down to sleep.

1:22

Uyumak için sadece uzanabiliyorum.

I can't even walk. Dilbilgisi

1:24

Yürüyemiyorum bile.

Dilbilgisi

can't even + temel eylem

“I can't even walk” cümlesinde even, walk eylemini normalde yapılabilmesi beklenen temel veya asgari bir eylem olarak öne çıkarır. can't ile birlikte, aşırı ve şaşırtıcı bir sınırlamayı vurgular: bu basit eylem bile mümkün değildir. Even, can't veya cannot sözcüğünden sonra ve ana fiilden önce gelir: özne + can't even + fiil. Bu kalıp yetersizlik, inanamama veya hayal kırıklığını daha güçlü ifade edebilir.

Alıştırma

Beklenmedik şekilde asgari bir eylemin bile imkânsız olduğunu vurgulayan, kısaltılmış iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: With my hand in this cast, I ____ lift an empty cup.

Cevabı göster

can't even

More than 200,000 people live in these subdivided apartments known as coffin homes. Notlar

1:29

200.000'den fazla kişi, “tabut ev” olarak bilinen bu bölünmüş dairelerde yaşıyor.

Kelime

subdivided apartments: daha küçük birimlere ayrılmış daireler

Bu cümlede subdivided apartments, başlangıçtaki iç alanı birkaç küçük yaşam birimine ayrılmış dairelerdir. Subdivided, apartments sözcüğünü niteleyen geçmiş zaman ortacı kökenli bir sıfattır; genel bir mahalle projesini değil, dairelere ne yapıldığını anlatır. Bu nedenle konut haberlerinde ifade, mevcut bir dairenin dönüştürülerek içinde birden fazla küçük birim oluşturulduğunu belirtir. Yalnızca birbirinden ayrı olan sıradan daireler anlamına gelmez.

Alıştırma

Konut haberlerindeki subdivided apartments anlamına hangi durum doğru biçimde uyar?

  1. Mevcut bir dairenin içi bölünür ve birkaç subdivided apartments olarak kiraya verilir.
  2. Yeni planlanmış bir konut bölgesinde birkaç sıradan apartman binası bulunur.
  3. İki ayrı daire tesadüfen aynı koridoru paylaşır.
Cevabı göster

Mevcut bir dairenin içi bölünür ve birkaç subdivided apartments olarak kiraya verilir.

Kültür

coffin homes: kasvetli ve eleştirel bir konut adlandırması

Bu cümlede coffin homes, Hong Kong'daki aşırı küçük ve bölünmüş yaşam alanları için kullanılan teknik olmayan toplumsal bir adlandırmadır. Bu benzetme, dar ve kapalı alanı tabuta benzetir; tabutlar için yapılmış bir ev anlamına gelmez. Adlandırma şok, sıkıntı ve eleştiri çağrışımları taşıdığı için bu konutları tarafsız bir emlak kategorisi olarak değil, ciddi bir toplumsal sorun olarak sunar. Önce gelen subdivided apartments ifadesi daha betimleyici konut terimini verir, ardından duygu yüklü bu ad kullanılır.

Alıştırma

Coffin homes ifadesinin şu kullanımının uygun olup olmadığına karar verin: Bir seyahat blogu yalnızca küçük oldukları için Tokyo'daki tüm kompakt stüdyo dairelere coffin homes adını veriyor.

  1. Uygunsuz kullanım
  2. Uygun kullanım
Cevabı göster

Uygunsuz kullanım

These coffin homes are controversial,

1:45

Bu tabut evler tartışma yaratıyor,

but the government struggles to stop prices from rising. Dilbilgisi

1:47

ancak hükümet fiyatların yükselmesini engellemekte zorlanıyor.

Dilbilgisi

stop + nesne + from + -ing kalıbı

stop prices from rising ifadesinde stop önce prices nesnesini, ardından from + -ing yapısını alır. Prices, rising fiilinin anlamsal öznesidir: amaç fiyatların yükselmesini önlemektir. Aktarılabilir kalıp stop + kişi/şey + from + -ing şeklindedir. From sonrasında fiilin yalın hâli değil, -ing biçimi kullanılır; stop prices from rise yanlıştır.

Alıştırma

Cümleyi gerekli edat ve rise fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The new policy is intended to stop housing costs ____.

Cevabı göster

from rising

That's partly because only a small fraction of Hong Kong's land is developed. Anlatım akışı

1:52

Bunun bir nedeni de Hong Kong arazisinin yalnızca küçük bir kısmının imara açılmış olması.

Anlatım akışı

That's partly because: kısmi bir neden sunma

That's az önce anlatılan duruma, yani hükümetin fiyat artışını durdurmakta zorlanmasına gönderme yapar. That's partly because ardından bu durumun bir nedenini sunar. Partly açıklamanın kapsamını sınırlar. İmara açılmış arazi miktarının azlığı, tek neden olmak zorunda olmayan katkı sağlayıcı nedenlerden biri olarak sunulur. “Muhtemelen çünkü” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The commute takes longer now. That's partly because two bridges are under repair.” cümlesinde partly neyi gösterir?

  1. Konuşan, köprü onarımlarının herhangi bir etkisi olup olmadığından emin değildir.
  2. Köprü onarımları nedenlerden biridir, ancak tek neden olmak zorunda değildir.
  3. Köprü onarımları eksiksiz ve tek açıklamadır.
Cevabı göster

Köprü onarımları nedenlerden biridir, ancak tek neden olmak zorunda değildir.

Can you guess how much land we have used for our built-up area? Notlar

1:57

Yapılaşmış alan için arazimizin ne kadarını kullandığımızı tahmin edebilir misiniz?

Dilbilgisi

Can you guess how much ...? ve dolaylı soru söz dizimi

Can you guess, ardından gelen içeriği dinleyicinin yalnızca hatırlaması değil, tahmin etmesi gereken bir bilgi olarak sunar. how much land we have used yan cümlesi, guess fiilinin tamamlayıcısı olan dolaylı bir sorudur. Dolaylı sorunun içinde doğrudan soru devriği değil, düz cümle sırası kullanılır: how much land + we + have used. Aktarılabilir kalıp Can you guess + soru ifadesi + özne + fiil...? şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle Can you guess ifadesini how much ile başlayan bir dolaylı soruyla doğru kullanır?

  1. Can you guess how much do the repairs cost?
  2. Can you guess how much the repairs will cost?
  3. Can you guess how much will the repairs cost?
Cevabı göster

Can you guess how much the repairs will cost?

Kelime

built-up area: kentleşmiş bir bölge

built-up area ifadesinde built-up, binaların ve ilgili kentsel altyapının yoğunlaştığı şekilde geliştirilmiş anlamına gelen, kısa çizgili birleşik bir sıfattır. İfadenin tamamı tek bir tamamlanmış binayı değil, kentleşmiş bir bölgeyi veya geliştirilmiş arazinin kapsamını belirtir. Kısa çizgi, built ile up sözcüklerinin area önünde tek bir sıfat olarak çalıştığını gösterir. Başka yapılarda kısa çizgisiz built up, geliştirme ya da birikme anlamına gelen bir fiil grubu olabilir; bu nedenle anlamı dil bilgisi ve bağlam belirler.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kısa çizgili şehir planlaması terimiyle tamamlayın: Satellite data shows that the ____ doubled in size over twenty years.

Cevabı göster

built-up area

Less than one quarter of Hong Kong's land is built out,

2:01

Hong Kong topraklarının dörtte birinden azında yapılaşma var

and only 3.7% is zoned for high-density urban living. Kelime

2:05

ve yalnızca %3,7'si yüksek yoğunluklu kentsel yaşam için ayrılmış durumda.

Kelime

be zoned for high-density urban living: yüksek yoğunluklu kentsel yaşam için imar planında ayrılmış olmak

Bu cümlede is zoned for, imar mevzuatının araziyi belirli bir izinli kullanım için resmen ayırdığı anlamına gelir. High-density urban living, görece küçük bir kentsel alanda çok sayıda insanın veya konutun bulunduğu konut gelişimini anlatır. Dolayısıyla %3,7 oranı, hâlihazırda yapılaşmış ya da kullanılan arazi miktarını değil, yasal arazi kullanım sınıflandırmasını gösterir. Bu ayrım, imar istatistiklerini doğru yorumlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

İmar cümlesini “bu izinli kullanım için resmen ayrılmış” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The empty parcel is ____ residential development.

Cevabı göster

zoned for

You can argue that it's more like an artificial shortage. Notlar

2:10

Bunun daha çok yapay olarak yaratılmış bir kıtlık olduğu söylenebilir.

Ton ve niyet

You can argue that ...: temkinli bir görüş bildirme kalıbı

Burada You can argue that, ardından gelen iddiayı makul ve gerekçelerle savunulabilir bir yorum olarak sunar. You genel anlamdadır ve “bir kişi” ya da “insan” demektir; can, savunulabilecek bir görüş bulunduğunu belirtir ancak iddianın doğru olduğunu garanti etmez. Bu kalıp, konuşmacının kanıtlara, anlaşmazlığa ve alternatif açıklamalara yer bırakarak görüş bildirmesini sağlar. Bu cümlede more like an artificial shortage ifadesini doğrudan bir iddia olmaktan çıkarıp tartışılabilir bir sonuç hâline getirir.

Alıştırma

Hangi cümle iddiayı tartışmasız bir gerçek yerine savunulabilir bir yorum olarak sunar?

  1. The redesign unquestionably made the website easier to use.
  2. You must argue with anyone who dislikes the redesign.
  3. You can argue that the redesign made the website easier to use.
Cevabı göster

You can argue that the redesign made the website easier to use.

Kelime

artificial shortage: insan kaynaklı gerçek kıtlık

Buradaki artificial shortage, yalnızca arazi ya da malların fiziksel yetersizliğinden kaynaklanan bir kıtlığı değil; insanların koyduğu kurallar, politikalar veya kurumsal tercihlerle yaratılan ya da ağırlaştırılan gerçek bir kıtlığı ifade eder. Artificial burada hayalî anlamına gelmez. Etkiler gerçek olabilir; ifade, kıtlığın insan kaynaklı nedenini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, bir politikanın yarattığı gerçek kıtlığı anlatan iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The goods are available abroad, but the import cap has created an ____.

Cevabı göster

artificial shortage

It's all rooted in Hong Kong's colonial past. Deyimler

2:15

Tüm bunların kökleri Hong Kong'un sömürge geçmişine uzanıyor.

Deyimler

rooted in: derin bir kökene işaret etmek

X is rooted in Y yapısı bitki köklerini mecaz olarak kullanır: X'in Y'de derin bir kökeni veya temeli vardır. Burada Hong Kong'un sömürge geçmişi, tartışılan durumun uzun süredir var olan tarihsel kaynağı olarak sunulur. Yalnızca anlık bir tetikleyiciyi belirten bir ifadeden farklı olarak rooted in, zaman içinde gelişen ve bugünü hâlâ etkileyebilen temel bir etkiyi vurgular.

Alıştırma

Cümleyi derin ve kalıcı bir kökeni vurgulayan ifadeyle tamamlayın: Her distrust of banks is ____ her family's experience during a financial crisis.

Cevabı göster

rooted in

It was designed to be a low-tax business-friendly hub, Notlar

2:18

Hong Kong, düşük vergili ve iş dünyası dostu bir merkez olarak tasarlandı

Dilbilgisi

was designed to be: amaçlanan bir rolü ifade etmek

Bu cümlede was designed to be, be + designed + to-infinitive biçiminde bir edilgen yapıdır. İnsanların sistemi düşük vergili ve iş dünyası dostu bir merkez olarak hizmet edecek şekilde bilinçli olarak planladığını veya şekillendirdiğini anlatır. Buradaki designed, görsel tasarımdan daha geniş bir anlama sahiptir. X is/was designed to be Y kalıbı, Y’yi X’in amaçlanan rolü ya da durumu olarak sunar; amaçlanan sonucun gerçekten gerçekleştiğini tek başına garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi designed ile kurulan simple past edilgen yapıyla tamamlayın: The new clinic ____ a welcoming place for teenagers.

Cevabı göster

was designed to be

Kelime

low-tax business-friendly hub: yoğun birleşik niteleyiciler ve hub sözcüğünün soyut anlamı

Low-tax ve business-friendly, hub sözcüğünden önce gelen birleşik sıfatlardır. Low-tax, vergilerin görece düşük olması; business-friendly ise şirketler için elverişli koşullar sunulması anlamına gelir. Bu iki ifade, iki politika özelliğini kısa bir isim öbeğinde yoğunlaştırır. Burada hub soyut anlamdadır: ticari faaliyetlerin, kuruluşların, yatırımların veya bağlantıların yoğunlaştığı bir yeri ifade eder. Bir tekerleğin fiziksel parçası anlamına gelmez ve mutlaka bir ulaşım merkezi de değildir.

Alıştırma

Hangi cümle low-tax business-friendly hub ifadesinin anlamını en iyi korur?

  1. Şehir, yalnızca işletmelerin kullandığı vergisiz bir ulaşım istasyonu olarak planlandı.
  2. Şehir, görece düşük vergilere ve şirketler için elverişli politikalara sahip bir ticaret merkezi olarak planlandı.
  3. Şehir, çalışanları cana yakın olan tek bir şirketin resmî genel merkezi olarak planlandı.
Cevabı göster

Şehir, görece düşük vergilere ve şirketler için elverişli politikalara sahip bir ticaret merkezi olarak planlandı.

and that model continues today.

2:22

ve bu model bugün de devam ediyor.

Until 1947,

2:25

1947'ye kadar

only expatriates were allowed to live on the hills overlooking Hong Kong. Dilbilgisi

2:26

yalnızca yabancıların Hong Kong'a tepeden bakan yamaçlarda yaşamasına izin veriliyordu.

Dilbilgisi

were allowed to + fiil: izin belirtme

“Were allowed to”, “allow someone to do something” yapısının geçmiş zamandaki edilgen biçimidir. Kalıp subject + be + allowed + to-infinitive şeklindedir ve bir kuralın ya da yetkili makamın özneye eylemi yapma izni verdiğini anlatır. Bu cümlede “only”, söz konusu izni yalnızca yabancılarla sınırlar. İfade, kimin orada yaşamasına izin verildiğini anlatır; kimin orada yaşamaya zorlandığını değil.

Alıştırma

Cümleyi be allowed to yapısının şimdiki zaman biçimiyle tamamlayın: Under the museum's policy, visitors ____ take photos only in the lobby.

Cevabı göster

are allowed to

But now it's home to billionaires and business moguls. Kalıp ifadeler

2:32

Ancak şimdi Hong Kong milyarderlerin ve iş dünyası devlerinin yuvası.

Kalıp ifadeler

home to: bir yerde ne bulunduğunu belirtme

“Is home to”, “belirli kişilerin, kuruluşların, hayvanların veya şeylerin yaşadığı, merkezinin bulunduğu ya da görüldüğü yerdir” anlamına gelir. Kalıp place + be home to + noun phrase şeklindedir; buradaki to bir edattır. Bu cümlede home tek bir evi ifade etmez. Söz konusu yeri milyarderler ve iş dünyasının dev isimleriyle bağlantılı bir konum olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi home to ve be fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The coastal reserve ____ more than 200 bird species.

Cevabı göster

is home to

The government owns the vast majority of land in the city Kalıp ifadeler

2:36

Şehirdeki arazilerin büyük çoğunluğu hükümete ait

Kalıp ifadeler

the vast majority of: ezici derecede büyük bir oran

Bu cümlede the vast majority of, şehirdeki tüm arazinin ezici derecede büyük bir bölümünü ifade eder. Hükümetin payının yarıdan çok daha fazla olduğunu söyler, ancak kesin bir yüzde vermez. Yapı the vast majority + of + ölçülen bütün şeklindedir. Vast, majority sözcüğünü güçlendirir; land sözcüğünü nitelemez.

Alıştırma

Cümleyi ezici derecede büyük bir oran anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The survey found that 96% supported the change, so ____ respondents favored the plan.

Cevabı göster

the vast majority of

and sells long-term leases for private use through auctions. Kültür

2:39

ve hükümet özel kullanıma yönelik uzun vadeli kiralama haklarını açık artırmayla satıyor.

Kültür

sells long-term leases ... through auctions: arazi mülkiyeti olmadan kullanım hakları

Burada sells long-term leases, hükümetin arazinin mülkiyetini elinde tutarken ödeme karşılığında özel taraflara araziyi uzun fakat belirli bir süre kullanma hakkını devretmesi anlamına gelir. Sell, arazinin kendisinin satışını değil, kira hakkının devrini anlatır. Through auctions tahsis yöntemini açıklar: teklif verenler uzun vadeli özel kullanım hakları için yarışır. Bu arka plan, sistemi arazinin olağan ve kalıcı satışından ayırır.

Alıştırma

Bu bağlamda vurgulanan ifadenin anlamını en iyi koruyan açıklama hangisidir?

  1. Özel kullanıcılar kısa bir kiralama döneminden sonra araziyi açık artırmayla hükümete geri satar.
  2. Hükümet arazinin mülkiyetini açık artırmada özel alıcılara kalıcı olarak devreder.
  3. Hükümet arazinin mülkiyetini korur, ancak uzun vadeli özel kullanım haklarını açık artırmayla tahsis eder.
Cevabı göster

Hükümet arazinin mülkiyetini korur, ancak uzun vadeli özel kullanım haklarını açık artırmayla tahsis eder.

The sales from those auctions continue to set records.

2:43

Bu açık artırmalardaki satışlar rekor üstüne rekor kırıyor.

In February,

2:47

Şubat ayında,

the 1.25 acres of land with these two buildings sold for $935 million.

2:48

bu iki binanın bulunduğu 1,25 akrelik arazi 935 milyon dolara satıldı.

Unfortunately, in our city,

2:54

Ne yazık ki şehrimizde

housing has been seen as a commodity, Kelime

2:56

konut bir meta olarak görülüyor

Kelime

Konutun ticari bir meta olarak görülmesi

Bu cümlede commodity, alınıp satılabilen ve çoğu zaman piyasa değeri öne çıkan bir şeyi anlatan ekonomi ve politika terimidir. Housing kavramını commodity olarak adlandırmak, konutları yalnızca yaşanacak yerler değil, alınıp satılabilen varlıklar olarak sunar. Housing, edilgen present perfect yapısı has been seen as ifadesinin dil bilgisel öznesidir. X has been seen as Y kalıbı, günümüze kadar uzanan bir dönem boyunca insanların X’i Y olarak gördüğünü veya öyle değerlendirdiğini belirtir. Burada konutun yatırıma dönüştürülme biçimini eleştirmeye yardımcı olur.

Alıştırma

“Housing has been seen as a commodity,” cümlesinde konutla ilgili hangi görüş anlatılıyor?

  1. Konut, insanların yaşayabilmesi için onarılmaktadır.
  2. Konut, piyasa değeri olan ve alınıp satılabilen bir varlık olarak ele alınır.
  3. Artık konut alıp satmaya izin verilmemektedir.
Cevabı göster

Konut, piyasa değeri olan ve alınıp satılabilen bir varlık olarak ele alınır.

and people buy it up, um, Öbek fiiller

2:59

ve insanlar konutları satın alıp, ee,

Öbek fiiller

Buy It Up: mevcut arzın çoğunu veya tamamını satın almak

Buy something up, bir şeyi büyük miktarda veya mevcut arzın mümkün olduğunca büyük bir kısmını satın almak demektir. Buradaki buy it up, insanların yalnızca sıradan bir satın alma yaptığını değil, mevcut konutların büyük bir kısmını edindiğini anlatır. Buy up ayrılabilir bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse zamiri buy ile up arasına koyun: buy it up veya buy them up. Nesne bir isimse hem buy up the land hem de buy the land up kullanılabilir. Up, yukarı yön değil, kapsam veya tamamlanma anlamı ekler.

Alıştırma

Cümleyi buy up ifadesinin geçmiş biçimiyle ve zamiri doğru yere koyarak tamamlayın: “A hundred posters went on sale, and one buyer ____ within an hour.”

Cevabı göster

bought them up

you know, and and try to use it as an investment tool. Dilbilgisi

3:01

bilirsiniz, yatırım aracı olarak kullanmaya çalışıyor.

Dilbilgisi

use + nesne + as + rol yapısı: use it as an investment tool.

Use + object + as + noun phrase yapısı, nesneye belirli bir rol veya işlev vermek anlamına gelir. Burada it konutu ifade eder; an investment tool ise servet oluşturmanın veya korumanın bir yoludur. Bu yapı, nesnenin kendisini ona verilen amaçtan ayırır: housing nesnedir, an investment tool ise insanların onu hangi amaçla kullanmayı seçtiğini gösterir.

Alıştırma

This device sözlerini ve use + nesne + as yapısını kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: We can ____ a backup drive.

Cevabı göster

use this device as

For multi-millionaires in Hong Kong,

3:05

Hong Kong'daki multimilyonerlerin

78% of their assets are in property alone.

3:07

varlıklarının %78'i yalnızca gayrimenkulden oluşuyor.

It highlights a problem for cities around the world Anlatım akışı

3:11

Bu durum, dünyanın dört bir yanındaki şehirlerin yaşadığı bir soruna dikkat çekiyor:

as real estate has become a store for wealth. Deyimler

3:13

Gayrimenkul, serveti saklama aracına dönüşmüş durumda.

Anlatım akışı

It highlights a problem for cities around the world: tek bir vakadan daha geniş bir soruna geçiş

It highlights a problem for cities around the world yan cümlesi, dinleyiciye önceki örneği nasıl yorumlaması gerektiğini gösterir. It, konutun yatırım olarak görülmesini ifade eder ve bu yerel örneğin daha geniş bir kentsel sorunu ortaya çıkardığını söyler. Bu, rapor ve sunumlarda sık kullanılan bir bilgi düzenleme biçimidir: önce belirli bir örnek verilir, ardından bu örneğin görünür hâle getirdiği daha geniş sorun belirtilir. Burada highlights, “fark edilir hâle getirir veya ortaya çıkarır” anlamındadır; “yaratır” anlamında değildir.

Alıştırma

Bir rapor, bir şehirdeki konut sıkıntısını açıkladıktan sonra “This case highlights a problem for cities around the world.” diyor. Alıntılanan cümlenin işlevi nedir?

  1. Tek bir vakayı birçok şehri etkileyen daha geniş bir sorunla ilişkilendirir.
  2. Bütün şehirlerin konut piyasasının tamamen aynı olduğunu söyler.
  3. Dikkati konuyla ilgisiz yerel bir ayrıntıya yöneltir.
Cevabı göster

Tek bir vakayı birçok şehri etkileyen daha geniş bir sorunla ilişkilendirir.

Deyimler

A store for wealth: serveti koruma aracı

Bu cümlede a store, serveti zaman içinde tutan ve koruyan bir şeyi ifade eder. Gayrimenkul, paranın değerini korumak amacıyla yatırıldığı bir yer olarak sunulur; bu, a store of value diye tanımlanan bir varlığa benzer. Burada store bir isimdir ve for wealth onun işlevini belirtir. Servet satan bir mağaza anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede a store for wealth ne anlama geliyor?

  1. Mutlaka yeni servet yaratan bir şey
  2. Varlıklı insanların alışveriş yaptığı bir mağaza
  3. Serveti tutmak ve korumak için kullanılan bir şey
Cevabı göster

Serveti tutmak ve korumak için kullanılan bir şey

The average space per person in Hong Kong is less than half of what it is in New York City. Dilbilgisi

3:16

Hong Kong'da kişi başına düşen ortalama alan, New York'ta kişi başına düşenin yarısından bile az.

Dilbilgisi

Less than half of what it is in ...: ölçümü tekrarlamadan oran karşılaştırması

what it is in New York City yan cümlesi, New York'taki average space per person değerini temsil eder. Böylece konuşan kişi, isim grubunun tamamını tekrarlamadan iki yerdeki aynı ölçümü karşılaştırabilir. A is less than half of what it is in B kalıbı, A'nın B'deki karşılık gelen değerin %50'sinden düşük olduğu anlamına gelir. Burada what, öncülü kendi içinde bulunan bir ilgi cümleciği başlatır; soru sormaz.

Alıştırma

average rent ifadesini tekrarlamadan, karşılık gelen değerin %50'sinden düşük anlamındaki karşılaştırma kalıbıyla cümleyi tamamlayın: The average rent in this town is less than ____ in the capital.

Cevabı göster

half of what it is

Yet Hong Kongers pay almost four times as much for property as New Yorkers. Dilbilgisi

3:21

Buna rağmen Hong Konglular gayrimenkule New Yorklulardan neredeyse dört kat fazla para ödüyor.

Dilbilgisi

Harcama karşılaştırmalarında almost four times as much ... as

A pays almost four times as much for X as B yapısı, A'nın X için ödediği tutarın B'nin ödediği tutarın dört katından biraz az olduğunu belirtir. Almost, four times ifadesini niteler; dolayısıyla oran tam olarak 4:1 değil, 4:1'in biraz altındadır. As much, para veya başka bir sayılamayan miktarı ifade eder. İkinci as karşılaştırma ölçütünü getirir ve çarpan + as much + as biçimindeki tam katlı karşılaştırma yapısının bir parçasıdır.

Alıştırma

Bir fiyatın diğerinin dört katından biraz az olduğunu gösterin. almost ve as much ... as yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The premium plan costs ____ the basic plan.

Cevabı göster

almost four times as much as

Housing prices have been so high Dilbilgisi

3:26

Konut fiyatları öylesine yüksek ki

that it's really beyond the affordable threshold of many families. Kelime

3:29

birçok ailenin karşılayabileceği seviyenin çok ötesinde.

Dilbilgisi

so high that: dereceyi sonuca bağlama

So + sıfat + that + yan cümle yapısı, bir dereceyi onun sonucuna bağlar. Burada so, high sıfatını öyle bir dereceye kadar güçlendirir ki sonraki yan cümle sonucu verir: konut, birçok ailenin karşılayabileceği düzeyin ötesindedir. That burada sonucu getiren bir bağlaçtır; şu şey anlamındaki bir işaret sözcüğü değildir. Aktarılabilir kalıp özne + be + so + sıfat + that + sonuç yan cümlesidir.

Alıştırma

so + sıfat + that sonuç kalıbıyla tamamlayın: The cabinet was ____ we needed three people to move it.

Cevabı göster

so heavy that

Kelime

beyond the affordable threshold: karşılanabilirlik eşiğinin ötesinde

Bu cümlede beyond the affordable threshold, fiyatın birçok ailenin makul biçimde ödeyebileceği noktayı geçtiği anlamına gelir. Beyond, sınıra yalnızca yaklaşıldığını değil, sınırın zaten aşıldığını belirtir. Affordable, threshold değerini belirleyen ölçütü, yani maliyetin insanların ekonomik gücü dâhilinde olup olmadığını açıklar. Bu ifade, bir şeyin söz konusu grup için karşılanamaz hâle geldiğini kısa ve resmî bir biçimde anlatır.

Alıştırma

İnsanların karşılayabileceği noktanın geçildiğini belirten ifadeyle politika üslubundaki İngilizce cümleyi tamamlayın: The monthly fee is now ____ for many households.

Cevabı göster

beyond the affordable threshold

Here's what $1.9 million can get you in Hong Kong. Dilbilgisi

3:35

Hong Kong'da 1,9 milyon dolara alabileceğiniz yer işte bu.

Dilbilgisi

Here's what ... can get you: bu bütçeyle elde edebilecekleriniz

Here's what $1.9 million can get you, bu miktardaki paranın satın alabileceği veya sağlayabileceği eşyaları, mülkü ya da deneyimi göstermeye giriş yapar. Satın alma bağlamında get you, sizin için elde etmek anlamına gelir; gelip sizi almak anlamına gelmez. Yapı şöyledir: Here's what + miktar veya bütçe + can get you. What, Here's ifadesinden sonra bir isim cümleciği başlatır; bu nedenle cümlecik düz cümle sırasını korur: $1.9 million can get you, can $1.9 million get you değil. Bu kalıp ayrıca bir bütçe belirtmekten o bütçenin satın alma gücünü göstermeye geçiş sağlar.

Alıştırma

Sunucunun İngilizce cümlesini Here's what + budget + can get you kalıbıyla tamamlayın: Here's ____.

Cevabı göster

what your budget can get you

Okay, please come on in. Kalıp ifadeler

3:39

Pekâlâ, lütfen içeri buyurun.

Kalıp ifadeler

come on in: içeri girmeye yönelik sıcak bir davet

Bu cümlede come on in, girişteki birini içeri davet eden samimi bir konuşma kalıbıdır. Come, konuşan kişiye doğru hareketi; in ise varış yerinin içerisi olduğunu gösterir. On sözcüğü sıcak bir teşvik katar ve karşılamayı daha içten hâle getirir. Burada bir yön bildirmez; come on da “acele et” veya “hadi ama, inanmıyorum” gibi diğer anlamlarında kullanılmaz.

Alıştırma

come, on ve in sözcüklerini doğal bir ifade hâlinde sıralayarak sıcak daveti tamamlayın: “You're at the door—please ____.”

Cevabı göster

come on in

With a sliding door,

3:40

Sürgülü bir kapısı var,

so you can shut it if you like for the privacy. Ton ve niyet

3:42

mahremiyet isterseniz kapatabilirsiniz.

Ton ve niyet

if you like: bir öneriyi isteğe bağlı hâle getirmek

Burada if you like, “isterseniz” veya “bunu yapmayı seçerseniz” anlamına gelir. Kapıyı kapatmayı bir talimat değil, seçenek hâline getirir ve kararı dinleyiciye bırakır. Bu ifade çoğunlukla bir teklifin, önerinin veya olası eylemin ardından gelir. Sözü kibarca yumuşatır; dinleyicinin kapıyı ya da mahremiyeti sevip sevmediğini sormaz.

Alıştırma

“You can close the window if you like,” cümlesinde if you like ne işe yarar?

  1. Pencerenin hemen kapatılması gerektiği anlamına gelir.
  2. Pencereyi kapatmayı isteğe bağlı hâle getirir.
  3. Pencerenin çekici olup olmadığını sorar.
Cevabı göster

Pencereyi kapatmayı isteğe bağlı hâle getirir.

This kitchen is really like functional walk-in wardrobe.

3:46

Bu mutfak gerçekten de işlevsel bir giyinme odası gibi.

This is the bathroom with a standing shower.

3:49

Burası duş kabini olan banyo.

I would say is um quite efficiently done.

3:53

Bence, ee, oldukça verimli tasarlanmış.

This apartment may not seem like much, Anlatım akışı

3:58

Bu daire pek etkileyici görünmeyebilir

but each square foot is worth over $4,000. Kalıp ifadeler

4:01

ama her bir fit karesi 4.000 dolardan fazla ediyor.

Anlatım akışı

may not seem like much, but ...: karşıtlıktan önce ödünleme

Bu kalıpta may not seem like much, bir şeyin ilk bakışta mütevazı, etkileyici olmayan ya da önemsiz görünebileceğini önce kabul eder. Olumsuz bağlamdaki much, miktarın azlığını değil, etkileyici veya kayda değer bir şeyi anlatır. Ardından but, dikkati bu ilk izlenimi tersine çeviren önemli bir gerçeğe yöneltir. Önce ödün verip sonra karşıtlık kurmak, övgüyü veya savı ani ya da abartılı değil, ölçülü gösterir.

Alıştırma

Mütevazı bir ilk izlenimi kabul edip ardından buna karşıt önemli bir gerçeği en doğal biçimde sunan cümle hangisidir?

  1. This small clinic may not seem like much, but it treats hundreds of patients every week.
  2. This small clinic seems impressive, but it treats hundreds of patients every week.
  3. This small clinic may not seem like much, so it is easy to overlook.
Cevabı göster

This small clinic may not seem like much, but it treats hundreds of patients every week.

Kalıp ifadeler

be worth + miktar: worth over $4,000

Be worth + miktar, bir şeyin parasal değerini belirtir. Worth, be sonrasında sıfat işlevi görür ve miktarı doğrudan alır; bu nedenle is worth $4,000 denir, is worth for $4,000 denmez. Altyazıda dilbilgisel özne each square foot ifadesidir. Bu nedenle over $4,000 tüm dairenin değil, bir fitkarenin değeridir. Over bir alt sınır belirtir: değer 4.000 dolardan fazladır.

Alıştırma

Cümleyi be worth yapısıyla tamamlayın: Experts value the watch at about $2,000. The watch ____ about $2,000.

Cevabı göster

is worth

Granted, Anlatım akışı

4:05

Ama hakkını vermek gerekirse,

it does have an amazing patio. Dilbilgisi

4:06

harika bir verandası var.

Anlatım akışı

Taviz bildiren bir belirteç olarak Granted,

Cümlenin başında Granted, “bu belirli noktanın doğru olduğunu kabul ediyorum” anlamına gelir. Burada konuşmacı, verandanın gerçek bir avantaj olduğunu kabul eder. Karşı tarafı destekleyen bir noktayı kabul ettikten sonra daha genel bir çekinceyi veya eleştiriyi koruyarak düşünceyi düzenler. Tam bir uzlaşma ifade etmez.

Alıştırma

Örnekte cümle başındaki Granted, ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Olumlu bir noktayı kabul eder ancak daha genel eleştiriden vazgeçmez.
  2. Verandayı, önceki bütün eleştirilerin yanlış olduğunun kanıtı olarak gösterir.
  3. Birinin veranda için izin verdiğini bildirir.
Cevabı göster

Olumlu bir noktayı kabul eder ancak daha genel eleştiriden vazgeçmez.

Dilbilgisi

Olumlu cümlede vurgu için does have

Bu olumlu cümlede does, have fiilini vurgular: veranda gerçekten de dairenin bir özelliğidir. Bu vurgu, konuşmacının olumsuz bir beklentiyi düzeltmesine ve gerçek bir istisnayı kabul etmesine yardımcı olur. does sonrasında has değil, fiilin yalın biçimi have kullanılır: it does have. does + fiilin yalın biçimi, şimdiki zamandaki bir ifadeyi nötr olmaktan çıkarıp karşıtlık veya düzeltme içerir hâle getirir.

Alıştırma

does kullanarak have fiilinin vurgulu biçimiyle cümleyi tamamlayın: The room looks plain, but it ____ a wonderful view.

Cevabı göster

does have

Purchase prices have stabilized recently due to new policies, Kalıp ifadeler

4:10

Satın alma fiyatları son dönemde yeni politikalar,

political unrest, and the global pandemic.

4:13

siyasi huzursuzluk ve küresel pandemi nedeniyle istikrar kazandı.

Kalıp ifadeler

Neden belirtmek için due to + isim öbeği

Bu cümlede due to, fiyatların son dönemde istikrara kavuşmasının nedenlerini tanıtır: yeni politikalar, siyasi huzursuzluk ve küresel pandemi. Sonucu isim yapısıyla ifade edilen bir veya daha fazla nedene kısa ve öz biçimde bağlar. Burada to bir edattır; bu nedenle due to ifadesinin ardından isim öbeği, zamir veya -ing biçimi gelir, özne ve çekimli fiil içeren tam bir cümlecik doğrudan gelemez. Nedeni tam bir cümlecikle vermek için because kullanılır: Prices stabilized because new policies were introduced.

Alıştırma

Raporu due to ile tamamlayın: The outdoor event was canceled ____ severe weather.

Cevabı göster

due to

Before that,

4:17

Ondan önceyse

properties more than tripled in value in just 12 years. Kalıp ifadeler

4:17

gayrimenkullerin değeri yalnızca 12 yılda üç kattan fazla artmıştı.

Kalıp ifadeler

more than tripled in value: önceki değerin üç katını aşmak

more than tripled in value, belirtilen dönemin sonunda gayrimenkullerin nihai değerinin önceki değerlerinin üç katından fazla olduğu anlamına gelir. Triple nihai katı ifade eder: bir şey $100,000 değerinden $300,000 değerinin üzerine çıkarsa more than tripled in value denebilir. More than değişimin büyüklüğünü güçlendirirken in just 12 years bu süreyi şaşırtıcı derecede kısa gösterir. In value neyin üç kattan fazla arttığını belirtir; gayrimenkullerin sayısının üç katına çıktığını söylemez.

Alıştırma

$50,000 değerinden $150,000 üzerindeki bir değere yükselişi hedef ifadeyle anlatın: The painting ____ within five years.

Cevabı göster

more than tripled in value

On average,

4:22

Ortalama olarak

a Hong Konger would need to save their full salary for 20 years in order to buy a home. Dilbilgisi

4:23

bir Hong Konglunun ev alabilmek için 20 yıl boyunca maaşının tamamını biriktirmesi gerekir.

Dilbilgisi

Amaç bildiren in order to + fiilin yalın hâli

In order to, bir eylemin amacını belirtir. Bu cümlede ev satın almak, maaşın tamamını 20 yıl boyunca biriktirmenin amacıdır; dolayısıyla ifade, eylem ile hedef arasındaki ilişkiyi açık hâle getirir. Yapı in order to + fiilin yalın hâlidir. Bir sıralama anlatmaz; buradaki order, amaç bildiren kalıplaşmış yapının bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki amacı açıkça belirten üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The team added a summary ____ make the report easier to scan.

Cevabı göster

in order to

At these prices,

4:28

Bu fiyatlarla

renting is the only option for many.

4:29

birçok kişi için tek seçenek kiralamak.

Yannes Hui's rent is $640 per month for 120 square feet.

4:32

Yannes Hui, 120 fit karelik bir yer için ayda 640 dolar kira ödüyor.

It's the most private space she's ever had. Dilbilgisi

4:37

Burası şimdiye kadar sahip olduğu en mahrem alan.

Dilbilgisi

the most ... she's ever had: şimdiye kadar sahip olduğu en ...

The most private space she's ever had, bu alanı onun şimdiye kadar sahip olduğu bütün alanlarla karşılaştırır ve en yüksek mahremiyeti sunduğunu belirtir. The most private üstünlük derecesi bu karşılaştırmayı kurar. Space sözcüğünden sonra gelen she's ever had, that zamirinin atıldığı bir ilgi cümleciğidir. Buradaki she's, she is değil, she has kısaltmasıdır; ever, present perfect karşılaştırmasının kapsamını şimdiki zamana kadarki tüm deneyimlerine genişletir, geleceğe değil.

Alıştırma

İlgi zamirini kullanmadan, kalıptaki üç sözcüklü birinci tekil şahıs cümleciğiyle cümleyi tamamlayın: This is the best camera ____.

Cevabı göster

I've ever had

She's part of what's known as the sandwich class. Kültür

4:46

Kendisi, “sandviç sınıfı” olarak bilinen kesimden.

Kültür

Hong Kong konut bağlamında “the sandwich class”

Hong Kong'daki konut bağlamında “the sandwich class”, geliri kamu konutuna hak kazanamayacak kadar yüksek olduğu hâlde özel konut satın almaya yetmeyen kişileri ifade eder. Bu kişiler iki konut seçeneği arasında “sıkışmıştır”. Buradaki adlandırma belirli konut politikaları ve konutun karşılanabilirliğiyle ilgilidir; orta sınıfın tamamı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede kim “the sandwich class” grubuna girer?

  1. Kendisini orta sınıf olarak tanımlayan herkes
  2. Kamu konutu için fazla kazanan ancak özel konut satın alamayan kişiler
  3. Hem çocuklarına hem de yaşlanan ebeveynlerine bakan yetişkinler
Cevabı göster

Kamu konutu için fazla kazanan ancak özel konut satın alamayan kişiler

She makes too much money for public housing,

4:49

Sosyal konut için fazla kazanıyor

but can't afford to buy.

4:51

ama ev satın almaya gücü yetmiyor.

Some in Hong Kong want to develop unused industrial areas in the New Territories known as brownfields. Kültür

4:59

Hong Kong'da bazıları, Yeni Bölgeler'deki “brownfield” olarak bilinen kullanılmayan sanayi alanlarını geliştirmek istiyor.

Kültür

Yeniden geliştirme arazisi olarak “brownfields”

“Brownfields”, daha önce çoğunlukla sanayi veya başka geliştirme amaçlarıyla kullanılmış ve artık yeniden kullanım ya da yeniden geliştirme için değerlendirilebilecek alanları anlatan bir planlama terimidir. Bu cümlede Hong Kong'un Yeni Bölgeler'indeki yeterince kullanılmayan sanayi alanlarını ifade eder. Sözcük toprağın rengini tanımlamaz. Bir brownfield üzerinde mevcut yapılar bulunabilir veya kirlenme endişeleri olabilir; dolayısıyla terim arazinin boş ya da hemen inşaata hazır olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Planlama terimini tamamlayın: The city wants to reuse former industrial sites instead of building on undeveloped land. These sites are called ____.

Cevabı göster

brownfields

But the government went a different way Kalıp ifadeler

5:06

Ancak hükümet farklı bir yol izledi

Kalıp ifadeler

Alternatif bir yaklaşım seçmek anlamındaki “went a different way”

Bu cümlede went a different way, alternatif bir yaklaşım ya da plan seçmek anlamına gelir. Way burada mecazidir: fiziksel bir güzergâhı değil, hükümetin nasıl ilerlemeye karar verdiğini anlatır. go a different way kalıbı; politika, iş veya kişisel kararlarda yaklaşım değişikliğini anlatabilir. Geçmiş zamanda go, went olur.

Alıştırma

“The team considered outsourcing, but the manager went a different way.” cümlesinde yönetici ne yaptı?

  1. Başka bir güzergâhtan gitti
  2. İlk plana devam etti
  3. Başka bir yaklaşım seçti
Cevabı göster

Başka bir yaklaşım seçti

and proposed developing a series of artificial islands Dilbilgisi

5:07

ve bir dizi yapay ada inşa etmeyi önerdi.

Dilbilgisi

“Proposed developing”: propose + ulaç

proposed developing yapısında proposed sözcüğünü developing ulaç biçimi izler. propose doing something kalıbı, bir eylem veya planı değerlendirilmek üzere resmî biçimde önermek anlamına gelir. Buradaki developing, proposed sözcüğünün tamamlayıcısıdır; devam eden zamanı gösteren bir fiil değildir. Nesnesi a series of artificial islands ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi proposed sonrasında develop fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The council proposed ____ the vacant lot into a public park.

Cevabı göster

developing

built from reclaimed land called Lantau Tomorrow Vision. Notlar

5:10

Lantau Tomorrow Vision adlı proje kapsamında bu adalar deniz doldurularak oluşturulacak.

Kelime

Kentsel gelişimde reclaimed land

Şehir planlamasında reclaimed land, daha önce suyla kaplı olan bir alanın mühendislik çalışmalarıyla kara hâline getirilmesi veya kullanılabilir duruma sokulmasıyla oluşan araziyi ifade eder; bu işlem çoğunlukla denizin bir bölümünün doldurulmasıyla yapılır. Burada reclaimed, arazinin nasıl oluştuğunu anlatır; kayıp bir eşyanın geri alınması veya atık malzemenin yeniden kullanılması anlamına gelmez. Bu ifade, önerilen yapının ne tür bir zemin üzerinde yer alacağını belirtir. Genel olarak reclaimed land fiziksel coğrafyaya göre yorumlanmalıdır: kullanılan mühendislik yöntemi değişebilse de sudan kazanılmış arazidir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: A new district will be built on reclaimed land beside the bay. Burada reclaimed land ne anlama geliyor?

  1. Yasal mülkiyetini kaybetmiş bir kişiye geri verilen arazi
  2. Daha önce su olan bir alanda oluşturulan veya kullanılabilir hâle getirilen arazi
  3. Tüm inşaat malzemelerinin geri dönüştürüldüğü arazi
Cevabı göster

Daha önce su olan bir alanda oluşturulan veya kullanılabilir hâle getirilen arazi

Kültür

Kalkınma planının adı olarak Lantau Tomorrow Vision

Lantau Tomorrow Vision, Hong Kong’un Lantau çevresindeki arazi kazanma ve yapay ada geliştirme çalışmalarına ilişkin bir politika ve kalkınma girişiminin özel adıdır. Bunun bir ad olduğunu fark etmek, daha sonra project, development veya reclamation ifadeleriyle yapılan göndermelerin aynı öneriyi anlattığını anlamayı sağlar. Bu altyazı parçasında called bir adlandırma ilişkisi kurar: önerilen daha geniş planın adı Lantau Tomorrow Vision’dır. Bu ad, bir reclaimed land türü veya arazi malzemesinin etiketi olarak yorumlanmamalıdır.

Alıştırma

Bu bağlamda Lantau Tomorrow Vision neyi ifade ediyor?

  1. Tek bir yapay adanın adı
  2. Hong Kong’daki daha geniş kalkınma planının adı
  3. Arazi kazanımında kullanılan toprağın teknik adı
Cevabı göster

Hong Kong’daki daha geniş kalkınma planının adı

It's not a good solution.

5:14

Bu iyi bir çözüm değil.

It's not a sustainable solution.

5:16

Sürdürülebilir bir çözüm de değil.

The project has drawn criticism from environmental groups, Kalıp ifadeler

5:17

Proje çevre örgütlerinin eleştirisini çekti

Kalıp ifadeler

drawn criticism from: ...den eleştiri almak

Burada has drawn criticism from, “...den eleştiri almak veya eleştiri çekmek” anlamına gelir. Eleştiriyi alan projedir; from ile gelen environmental groups ise eleştirinin kaynağıdır. Draw criticism from haber dilinde yaygın bir eşdizimdir. Özneyi kimin eleştirdiğini belirtmek için draw criticism from + kişi veya grup yapısını kullanın.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için draw criticism from ifadesini doğru biçimde kullanın: The new rule has ____ several parent groups.

Cevabı göster

drawn criticism from

and almost half of Hong Kongers object to the development. Kalıp ifadeler

5:20

ve Hong Kongluların neredeyse yarısı bu yapılaşmaya karşı.

Kalıp ifadeler

object to + isim veya -ing biçimi

Bu cümlede object to, “karşı çıkmak veya itiraz etmek” anlamına gelir. Hong Konglular projeye karşı çıkan kişilerdir; the development ise karşı çıktıkları şeydir. Object to içindeki to, mastar işareti değil bir edattır. Ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir: object to the plan, object to it, object to building there.

Alıştırma

Hangi cümle bir eyleme resmî biçimde karşı çıkmayı doğru ifade eder?

  1. We object to close the library early.
  2. We oppose to closing the library early.
  3. We object to closing the library early.
Cevabı göster

We object to closing the library early.

While the government is building up the brownfield sites, Öbek fiiller

5:24

Hükümet brownfield alanlarını geliştiriyor olsa da

Öbek fiiller

building up brownfield sites: eski sanayi sahalarını kademeli olarak geliştirmek

Burada building up, brownfield sahalarına binalar, altyapı ve kullanılabilir başka tesisler ekleyerek bu alanları kademeli biçimde geliştirmek anlamına gelir. Tek bir belirli binanın inşasını değil, bir bölgenin zaman içinde geliştirilmesini anlatır. Nesne, build up ifadesinin anlamını belirlemeye yardımcı olur: nesne bir alan veya sahaysa mekânı daha gelişmiş hâle getirmek; confidence, supplies veya pressure ise bunları kademeli olarak artırmak ya da biriktirmek anlamına gelir. Up, fiziksel yüksekliğin artmasını değil, daha dolu veya yerleşik bir duruma doğru ilerlemeyi belirtir.

Alıştırma

“Bir alanı kademeli olarak geliştirmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: The council plans to ____ the area around the new station with homes, shops, and parks over the next decade.

Cevabı göster

build up

only 27 acres would be used for public housing.

5:26

yalnızca 27 akrelik bölüm sosyal konutlar için kullanılacak.

The solution should be a properly, Anlatım akışı

5:30

Çözüm, Yeni Bölgeler'in gerektiği gibi,

strategically,

5:33

stratejik

ecologically planned New Territories,

5:34

ve ekolojik biçimde planlanması olmalı;

Anlatım akışı

properly, strategically, ecologically planned: paralel zarflar

Üç -ly zarfı paralel bir dizi oluşturur ve üçü de planned sözcüğünü niteler. “Nasıl planlanmalı?” sorusuna uygun biçimde, bir stratejiyle ve ekolojik unsurları gözeterek şeklinde üç yanıt sunarlar. Virgüller, ortak sözcük planned gelmeden önce her ilkeye ayrı ağırlık veren bir sıralama ritmi oluşturur. Bu yapı, birden çok ölçütü bağlantısız yorumlar gibi sunmak yerine eşgüdümlü tek bir paket hâlinde düzenler.

Alıştırma

Hangi cümlede planned sözcüğünü niteleyen üç paralel zarf vardır?

  1. The district was careful, strategically, and sustainable planned.
  2. The district was carefully, strategically, and sustainably planned.
  3. The district resulted from careful, strategic, and sustainable planning.
Cevabı göster

The district was carefully, strategically, and sustainably planned.

and not another reclamation.

5:36

yeni bir deniz doldurma projesi değil.

But for many residents in Hong Kong,

5:39

Ancak Hong Kong'da yaşayan birçok kişi için

improvements can be measured in just centimeters. Deyimler

5:41

iyileşmeler yalnızca birkaç santimetreyle ölçülebiliyor.

Deyimler

Sınırlı ilerlemenin somut bir görüntüsü olarak “Improvements can be measured in just centimeters”

Bu cümlede measured in just centimeters kesin bir istatistik olarak sunulmaz. Soyut bir politika sonucunu somut bir görüntüye dönüştürür: çok küçük evlerde yaşayanlar için iyileşme, kullanılabilir alanda yalnızca ufacık bir artış anlamına gelebilir. Edilgen X can be measured in Y kalıbı, Y'yi X'in değerlendirildiği ölçek olarak çerçeveler. just, miktarın hayal kırıklığı yaratacak kadar küçük olduğu değerlendirmesini ekler ve haberin kapanışına ölçülü ama eleştirel bir ton verir.

Alıştırma

Bu bağlamda “improvements can be measured in just centimeters” şeklindeki kapanış nasıl bir etki yaratır?

  1. Sınırlı iyileşmeyi, yalnızca ufacık bir ek alan görüntüsüyle somutlaştırır.
  2. Her evin kesin olarak ölçülmüş belirli bir santimetre miktarı kazandığını bildirir.
  3. Santimetrenin tüm hükümet politikalarını karşılaştırmada standart birim olduğunu öne sürer.
  4. Sakinlerin durumunun çarpıcı biçimde değiştiğini savunur.
Cevabı göster

Sınırlı iyileşmeyi, yalnızca ufacık bir ek alan görüntüsüyle somutlaştırır.