FELSEFE - Aristoteles: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.235 kelime 185 kel/dk

Video özeti: Bu animasyon Aristoteles'in erdem, trajedi, dostluk ve retorik hakkındaki dört pratik sorusunu anlatıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "the golden mean" — Kültür ve gerçek yaşam bağlamı: Terimi, erdemin zararlı iki aşırılığın arasında olduğu düşüncesiyle ilişkilendirerek Aristoteles'in etiğini anlayın. 2. should anything befall — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: if koşulunun yerini alan resmî devrikliği tanıyın ve düşük olasılıklı ya da ciddi bir koşul için kullanın. 3. cut through — Öbek fiiller: Bir fikrin gürültü veya rekabet içinde dikkat çekmesi anlamını kavrayın; ifadeyi mesajlar ve savlar için kullanın.

Bu derste

Aristotle was born around 384 BC in the ancient Greek kingdom of Macedonia,

0:04

Aristoteles, MÖ 384 civarında antik Yunan krallığı Makedonya'da doğdu,

where his father was the royal doctor.

0:09

babası orada kraliyet doktoruydu.

He grew up to be arguably the most influential philosopher ever, Kelime

0:11

Büyüdüğünde muhtemelen tüm zamanların en etkili filozofu oldu,

Kelime

Savunulabilir ancak tartışmaya açık bir iddia için arguably

Arguably, “bunun böyle olduğu makul biçimde savunulabilir” anlamına gelir. Burada the most influential philosopher ever şeklindeki güçlü yargıyı yumuşatır: Konuşan kişinin bu değerlendirme için gerekçeleri vardır, ancak başkalarının aynı fikirde olmayabileceğini kabul eder. Bir görüş veya değerlendirmenin önünde arguably kullanmak, görüşü tartışılmaz bir gerçek gibi sunmadan kendinden emin konuşmayı sağlar. Bu sözcük, kişinin tartışmayı sevdiğini değil, iddianın ne kadar savunulabilir olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “bunun böyle olduğu makul biçimde savunulabilir” anlamındaki zarfla tamamlayın: This is ____ the most practical solution.

Cevabı göster

arguably

with modest nicknames like "the master" and simply "the philosopher". Anlatım akışı

0:14

ve "üstat" ya da kısaca "filozof" gibi mütevazı lakaplar aldı.

Anlatım akışı

modest nicknames like “the master” ile ironik küçümseme

Modest genellikle gösterişli veya etkileyici olmayan bir şeyi anlatır. Burada ise son derece görkemli olan “the master” ve “the philosopher” unvanlarını niteler. Bu açık uyumsuzluk ironiyi gösterir: Anlatıcı, mizah ve vurgu yaratmak için bu unvanların önemini olduğundan küçük gösterir. Bu ifade bilgiyi de düzenler. like, lakap örneklerini sunarken simply, “the philosopher” ifadesini rahatça söylenmiş ama kesin bir unvan gibi duyurur ve kişinin olağanüstü otoritesini güçlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede modest sözcüğünün en olası işlevi nedir: “The singer accepted the modest nickname ‘the voice of a generation’”?

  1. Lakap sıradan ve önemsizdir der.
  2. Lakap ne kadar görkemli olsa da onu küçük göstererek ironi yaratır.
  3. Şarkıcının lakabı başka birine verdiğini söyler.
Cevabı göster

Lakap ne kadar görkemli olsa da onu küçük göstererek ironi yaratır.

His first big job was tutoring Alexander the Great, Kültür

0:19

İlk büyük işi, Büyük İskender'e öğretmenlik yapmaktı,

Kültür

Tarihî bir ad olarak Alexander the Great

Alexander the Great, daha sonra büyük bir imparatorluk kuran antik Makedonya kralı III. Aleksandros'un İngilizcede yerleşmiş adıdır. The Great, bu cümle için uydurulmuş sıradan bir sıfat değil, sabit bir tarihî unvandır. Bu arka plan, ona özel ders vermeyi son derece önemli bir erken dönem işi gibi gösterir. Biyografilerde ve tarih programlarında, tanınmış bir adın içindeki unvan, anlatıcı yalnızca kısa bir tanıtım yapsa bile kişinin neden önemli olduğunu gösterebilir.

Alıştırma

'His first big job was tutoring Alexander the Great,' cümlesinde the Great nasıl bir görev görür?

  1. Alexander'ın yerleşmiş tarihî adının bir parçasıdır.
  2. Alexander'ın fiziksel olarak iri olduğunu söyler.
  3. Konuşanın o anda uydurduğu gündelik bir övgüdür.
Cevabı göster

Alexander'ın yerleşmiş tarihî adının bir parçasıdır.

who soon after went out and conquered the known world.

0:21

ki Büyük İskender kısa bir süre sonra yola çıkıp bilinen dünyayı fethetti.

Aristotle then headed off to Athens, Öbek fiiller

0:24

Aristoteles daha sonra Atina'ya gitti,

Öbek fiiller

headed off: bir varış yerine doğru yola çıkmak

Bu cümlede headed off, 'ayrıldı' veya 'yola çıktı' anlamına gelir. Ardından gelen to Athens ifadesi varış yerini belirtir; dolayısıyla cümlenin tamamı Aristoteles'in Atina yolculuğuna başladığını anlatır. Burada headed off tek bir fiil öbeği olarak anlaşılmalıdır. Harekete belirgin bir ayrılma ve yola çıkma duygusu katar; gezi anlatılarında veya birinin yeni bir yere gidişini anlatan hikâyelerde sık görülür.

Alıştırma

'Bir yere doğru yola çıkmak' anlamı verecek şekilde cümleyi head off ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After lunch, Maya ____ to the library.

Cevabı göster

headed off

worked with Plato for a bit, then branched out on his own. Öbek fiiller

0:26

Platon ile bir süre çalıştıktan sonra kendi yolunu çizdi.

Öbek fiiller

branched out on his own: bağımsız olarak yeni bir yöne açılmak

Burada branched out, önceki yolun ötesine geçip yeni bir yönde gelişmeye başlamak demektir. Bu imge, bir dalın ana gövdeden ayrılıp dışarı doğru büyümesinden gelir. on his own, Platon'un yönlendirmesi altında kalmadan bağımsız biçimde demektir. Branched out on his own bütünü, bu adımı hem yeni bir yön hem de bağımsız çalışma olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, “bağımsız olarak yeni bir yönde gelişti” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: After working for an architecture firm, Mina ____ and opened her own studio.

Cevabı göster

branched out on her own

He founded a little school called "the Lyceum". Kültür

0:30

"Lise" (Lyceum) adında küçük bir okul kurdu.

French secondary schools, the lycées, are named in honor of this venture.

0:32

Fransız ortaokulları olan "lycées", adlarını bu girişimin onuruna almıştır.

Kültür

the Lyceum ve lycées: tarihî bir ad ve modern bir Fransızca sözcük

The Lyceum, Aristoteles'in antik Atina'da kurduğu okulun özel adıydı. Bu cümlede sıradan bir modern ortaöğretim okulunu değil, o tarihî kurumu ifade eder. Fransızca lycée cins ismi ortaöğretim okulu demektir; lycées ise çoğuludur. Bu ad Lyceum'dan gelişmiştir. Bu nedenle benzer biçimler, iki ifadenin aynı okul türünü anlattığını değil, tarihî bir adlandırma bağını gösterir.

Alıştırma

Örnekteki ilişkiyi hangi ifade doğru açıklar?

  1. Lyceum, lycée sözcüğünün Fransızca çoğuludur.
  2. The Lyceum, Aristoteles'in okulunun adıdır; lycées ise adı buradan gelen Fransız ortaöğretim okullarıdır.
  3. Bunlar tam olarak aynı modern okul türünün iki farklı yazımıdır.
Cevabı göster

The Lyceum, Aristoteles'in okulunun adıdır; lycées ise adı buradan gelen Fransız ortaöğretim okullarıdır.

He liked to walk about while teaching and discussing ideas. Kültür

0:37

Ders verirken ve fikirleri tartışırken yürümeyi severdi.

His followers were nicknamed "Peripatetics", "the wanderers".

0:40

Takipçilerine "Gezinenler" anlamına gelen "Peripatetikler" lakabı takılmıştı.

Kültür

walk about ile “Peripatetics, the wanderers” arasındaki bağlantı

Bu tarihsel bağlamda Peripatetics, Aristoteles'in takipçileri ve onlarla bağlantılı felsefe okulunun üyeleri için kullanılan addır. İlk harfin büyük olması, sözcüğün yalnızca dolaşan insanları değil, belirli bir grubu adlandırdığını gösterir. Altyazı, adı walk about ifadesiyle ilişkilendirir ve akılda kalması için the wanderers diye açıklar. Bu bağlantı adı anlamaya yardımcı olur, ancak onların felsefesinin yalnızca amaçsızca dolaşmak olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede Peripatetics örnekteki tarihsel anlamıyla kullanılmıştır?

  1. A peripatetic nurse works in a different clinic each month.
  2. The Peripatetics belonged to the philosophical tradition associated with Aristotle.
  3. The hikers wandered away from the marked trail.
Cevabı göster

The Peripatetics belonged to the philosophical tradition associated with Aristotle.

His many books are actually lecture notes.

0:43

Aslında onun birçok kitabı ders notlarından ibarettir.

Aristotle was fascinated by how many things actually work.

0:47

Aristoteles, pek çok şeyin gerçekte nasıl işlediği konusunda büyülenmişti.

How does a chick grow in an egg?

0:50

Bir civciv yumurtanın içinde nasıl büyür?

How do squid reproduce?

0:52

Mürekkep balıkları nasıl ürer?

Why does a plant grow well in one place and hardly at all in another?

0:54

Neden bir bitki bir yerde çok iyi büyürken başka bir yerde neredeyse hiç büyümez?

And most importantly,

0:57

Ve en önemlisi,

what makes a human life and a whole society go well?

0:58

bir insan hayatının ve bütün bir toplumun iyi gitmesini sağlayan şey nedir?

For Aristotle, philosophy was about practical wisdom. Kelime

1:02

Aristoteles için felsefe pratik bilgelikle ilgiliydi.

Kelime

practical wisdom: pratik bilgelik

Practical wisdom, gerçek bir durumda ne yapmanın iyi olacağını değerlendirip sonra doğru biçimde hareket etme yeteneğidir. Felsefede, özellikle Aristoteles tartışılırken, seçimleri ve davranışları yönlendiren bilgeliktir; yalnızca gerçekleri bilmek veya kullanışlı ipuçlarına sahip olmak değildir. Bu cümlede ifade, felsefeyi yaşam için bir rehber olarak sunar: Soyut fikirler, insanların sağduyulu kararlar vermesine yardımcı oldukları için önemlidir.

Alıştırma

Hangi durum felsefi anlamdaki practical wisdom kavramını en iyi gösterir?

  1. Bir lider zor bir karar vermeden önce adaleti, sonuçları ve doğru zamanı değerlendirir.
  2. Bir müşteri kullanışlı olduğu için cep boyutunda bir araç seçer.
  3. Bir teknisyen pil değiştirme adımlarını ezberler.
Cevabı göster

Bir lider zor bir karar vermeden önce adaleti, sonuçları ve doğru zamanı değerlendirir.

Here are four big philosophical questions he answered.

1:05

İşte yanıtladığı dört büyük felsefi soru.

1.

1:09

1.

What makes people happy?

1:09

İnsanları ne mutlu eder?

In the Nicomachean Ethics, Kültür

1:11

Nikomakhos'a Etik adlı kitapta,

the book got its name because it was edited by his son Nicomachus,

1:13

ki bu kitap adını onu düzenleyen oğlu Nikomakhos'tan almıştır,

Kültür

Nikomakhos'a Etik ... oğlu Nikomakhos

the Nicomachean Ethics, Aristoteles'in etik üzerine bir eserinin İngilizce adıdır. Bu cümlede Nicomachus, Aristoteles'in oğlunu ifade eder ve video, eserin adını onun editörlük rolüyle ilişkilendirir. Burada Ethics, etik alanını ve eseri adlandırır; ayrı kişisel ahlak kurallarından oluşan bir liste anlamına gelmez. Kitabın adını ve onunla bağlantılı Nicomachus adını tanımak, kitaba yapılan göndermeleri anlamayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Bu cümlede "the Nicomachean Ethics" neyi ifade ediyor?

  1. Nicomachus'un kişisel kurallarının bir listesi.
  2. Nicomachus'un kullandığı bir düzenleme yönteminin adı.
  3. Aristoteles'in etik üzerine yazdığı ve adı burada Nicomachus ile ilişkilendirilen bir eser.
Cevabı göster

Aristoteles'in etik üzerine yazdığı ve adı burada Nicomachus ile ilişkilendirilen bir eser.

Aristotle set himself the task of identifying the factors Kalıp ifadeler

1:17

Aristoteles kendisine bazı faktörleri belirleme görevi koydu;

that lead people to have a good life, or not.

1:20

insanların iyi bir yaşam sürmelerine ya da sürememelerine yol açan faktörleri.

Kalıp ifadeler

set himself the task of: kendine görev edinmek

Set himself the task of identifying, Aristoteles'in bu etkenleri belirlemeyi bilinçli olarak kendi görevi seçtiği anlamına gelir. İfade, görevin başka biri tarafından verilmediğini, kişinin kendi seçtiği bir amaç olduğunu vurgular. Kalıp set + dönüşlülük zamiri + the task of + isim veya -ing biçimidir. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir: I set myself, she set herself ve we set ourselves.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için set, doğru dönüşlülük zamiri ve the task of kullanın: During the summer, Leo ____ learning one new song each week.

Cevabı göster

set himself the task of

He suggested that good and successful people all possess distinct virtues

1:23

İyi ve başarılı insanların hepsinin belirgin erdemlere sahip olduğunu öne sürdü

and proposed that we should get better at identifying what these are,

1:27

ve bunların ne olduğunu belirleme konusunda daha iyi olmamız gerektiğini savundu,

so that we can nurture them in ourselves and honor them in others.

1:31

böylece bu erdemleri kendimizde besleyebilir ve başkalarında takdir edebiliriz.

Aristotle zeroed in on 11 virtues: courage, temperance, liberality, magnificence, Öbek fiiller

1:34

Aristoteles 11 erdem üzerinde durdu: cesaret, ölçülülük, cömertlik, ihtişam,

Öbek fiiller

zeroed in on: belirli bir hedefe kesin olarak odaklanmak

Bu cümlede zeroed in on, “dikkati tam olarak bir şeye yöneltti” anlamına gelir. Aristoteles, daha geniş bir düşünce alanından 11 erdemi belirli odak noktası olarak seçmiştir. Yapı zero in on + hedef şeklindedir. Zeroed geçmiş zaman biçimidir ve on, öbek fiilin bir parçası olarak kalmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi zero in on ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After comparing the test results, the doctor ____ one likely cause.

Cevabı göster

zeroed in on

magnanimity, pride, patience,

1:39

yüce gönüllülük, onur, sabır,

truthfulness, wittiness, friendliness, modesty.

1:40

doğruluk, nükte, dostluk, tevazu.

Aristotle also observed that every virtue

1:43

Aristoteles ayrıca her erdemin

seems to be bang in the middle of two vices. Deyimler

1:45

iki aşırılığın (kötülüğün) tam ortasında yer aldığını gözlemledi.

Deyimler

bang in the middle of: tam merkezinde

Bu cümlede bang, “tam olarak” veya “tam” anlamına gelen günlük bir zarftır. Bu nedenle bang in the middle of, bir şeyin tam merkezinde demektir; çarpma ya da patlama sesi anlamına gelmez. Ortada olma durumu fiziksel veya mecazî olabilir. Burada ifade, bir erdemi iki kötü ucun tam arasına yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi bang in the middle of ile tamamlayın: Our picnic table was ____ the park, far from every entrance.

Cevabı göster

bang in the middle of

It occupies what he termed "the golden mean" between two extremes of character. Kültür

1:48

Bunu, karakterin iki uç noktası arasında "altın orta" olarak adlandırdığı yer olarak konumlandırdı.

Kültür

Aristoteles etiğinde "the golden mean" yani “altın orta”

Burada "the golden mean", Aristoteles’in birbirine karşıt iki kusurun arasında bulunan erdemli duruma verdiği addır: kusurlardan biri bir niteliğin azlığından, diğeri ise aşırılığından doğar. Bu kullanımda mean, “orta durum” anlamında bir isimdir. Buradaki düşünce kesin bir ortalama hesaplamak değildir. Uygun denge duruma göre değişir; bu nedenle cümle altın ortayı karakterin iki aşırı ucu arasına yerleştirir.

Alıştırma

"Patience is the golden mean between indifference and overreaction," cümlesinde "the golden mean" ne anlama gelir?

  1. İki sayının kesin aritmetik ortalaması
  2. İki aşırı uçtan daha güçlü olanı
  3. Çok az ile çok fazla arasındaki erdemli denge
Cevabı göster

Çok az ile çok fazla arasındaki erdemli denge

For example, in book 4 of his Ethics,

1:53

Örneğin, Etik kitabının 4. bölümünde,

under the charming title of "Conversational Virtues, Wit, Buffoonery, and Boorishness",

1:55

"Konuşma Erdemleri, Nükte, Soytarılık ve Kabalık" gibi büyüleyici bir başlık altında,

Aristotle looks at ways people are better or worse at conversation.

2:00

Aristoteles insanların sohbette nasıl daha iyi veya daha kötü olduklarını inceler.

Knowing how to have a good conversation

2:04

İyi bir sohbetin nasıl yapılacağını bilmek

is one of the key ingredients of the good life Aristotle recognized.

2:06

Aristoteles'in iyi bir yaşamın temel unsurlarından biri olarak kabul ettiği şeydir.

Some people go wrong because they lack a subtle sense of humor.

2:10

Bazı insanlar ince bir mizah anlayışından yoksun oldukları için hata yaparlar.

That's "the boor",

2:13

Bu kişi "kaba"dır,

someone useless for any kind of social intercourse Kelime

2:15

hiçbir toplumsal ilişki için işe yaramaz biridir

because he contributes nothing and takes offense at everything.

2:17

çünkü hiçbir katkı sağlamaz ve her şeye alınır.

Kelime

"social intercourse": resmî veya eski kullanımda sosyal etkileşim

Bu cümlede "social intercourse", insanlar arasındaki temas ve etkileşim, özellikle de sohbet ve sosyal yaşama katılım anlamına gelir. Intercourse ismi eskiden daha geniş ve resmî bir anlamla “alışveriş” veya “ilişki”yi de ifade ediyordu; social sözcüğü burada bu anlamı açık hâle getirir. Günümüz İngilizcesinin büyük bölümünde intercourse tek başına kullanıldığında güçlü biçimde sexual intercourse ile ilişkilendirilir. İfadenin tamamını ve çevresindeki düşünceyi okuyun: cümle bir kişinin başkalarıyla olan davranışını değerlendiriyor, cinsellikten söz etmiyor.

Alıştırma

Eski bir denemede "The club encouraged social intercourse among its members." cümlesi geçiyor. Kulüp neyi teşvik ediyordu?

  1. Üyeler arasında dostça temas ve etkileşim
  2. Üyelerin bütün konuşmalardan kaçınması
  3. Yalnızca cinsel ilişkilerle sınırlı bir tartışma
Cevabı göster

Üyeler arasında dostça temas ve etkileşim

But others carry humor to excess. Kalıp ifadeler

2:21

Ancak diğerleri mizahı aşırıya kaçırır.

Kalıp ifadeler

carry humor to excess: mizahı aşırıya götürmek

carry humor to excess ifadesindeki carry, bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Bir davranışı veya eğilimi belirli bir noktaya kadar götürmek anlamına gelir; to excess ise bu noktanın makul sınırı aştığını belirtir. Buradaki humor nesnesi, aşırıya götürülen davranışı adlandırır. Başka durumlara da uygulanabilen carry + isim + to excess kalıbı, “o özelliği veya etkinliği gereğinden fazla ileri götürmek” demektir.

Alıştırma

Cümleyi “makul bir sınırın ötesinde” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The committee was careful, but it sometimes carried caution ____.

Cevabı göster

to excess

The buffoon cannot resist a joke, sparing neither himself nor anybody else, Dilbilgisi

2:23

Soytarı, bir espri yapmaya karşı koyamaz, ne kendini ne de başkasını esirger,

Dilbilgisi

sparing neither himself nor anybody else: ne kendisini ne de başkasını esirgemek

Sparing, soytarı şaka yaparken aynı anda ne olduğunu ekleyen bir -ing yan cümlesidir. Burada spare someone, o kişiyi alay konusu olmaktan uzak tutmak demektir; dolayısıyla hiç kimseyi esirgememek, herkesi olası bir hedef yapmak anlamına gelir. Neither A nor B, hem A’yı hem B’yi olumsuz anlamın içine alır. Himself tekrar soytarının kendisini gösterir, anybody else ise diğer bütün insanları kapsar: iki grubun hiçbirini dışarıda bırakmaz.

Alıştırma

İki kişinin de hedef olduğunu gösteren eşleşmiş olumsuzluk sözcükleriyle cümleyi tamamlayın: In his jokes, Leo spared ____ himself ____ his best friend.

Cevabı göster

neither · nor

provided that he can raise a laugh and saying things that a man of taste would never dream of saying. Dilbilgisi

2:28

yeter ki birilerini güldürebilsin, ve zevk sahibi bir insanın aklından bile geçirmeyeceği şeyleri söyler.

Dilbilgisi

Provided that: zorunlu bir koşul belirtmek

provided that yapısındaki provided, edilgen anlam taşıyan bir fiil değildir. Bu iki sözcük birlikte “yalnızca … ise” veya “… koşuluyla” anlamına gelen bir bağlaç oluşturur. Ana ifadenin geçerli olması için yerine getirilmesi gereken koşulu belirtir. Buradaki koşul, onun insanları güldürebilmesidir. Bu ifade söz konusu gerekliliği özellikle vurguladığından, yalın if kullanımından genellikle daha güçlü ve daha resmîdir.

Alıştırma

“Yalnızca … ise” anlamındaki resmî koşul bağlacını tamamlayın: You may use the art room, ____ that a teacher is present.

Cevabı göster

provided

So, the virtuous person is in the golden mean in this area,

2:33

Dolayısıyla, bu alanda erdemli kişi altın ortadadır,

witty but tactful.

2:36

esprilidir ama incitmez.

A particularly fascinating moment is when Aristotle draws up a table

2:38

Özellikle büyüleyici bir an, Aristoteles'in bir tablo hazırladığı kısımdır;

of "too little, too much, and just right" around the whole host of virtues.

2:42

tüm erdemler etrafında "çok az, çok fazla ve tam kararında" tablosu.

We can't change our behavior in any of these areas just at the drop of a hat, Deyimler

2:47

Bu alanların hiçbirinde davranışlarımızı bir çırpıda değiştiremeyiz,

Deyimler

At the drop of a hat: hazırlık yapmadan hemen

At the drop of a hat, “hazırlık veya gecikme olmadan hemen” anlamına gelen bir deyimdir. Sözcükler gerçek bir şapkadan söz etmez. can't ve just ile birlikte kullanıldığında cümle, biri istedi diye bu alanlardaki davranışların anında değiştirilemeyeceğini söyler. Deyim, mutlaka düşüncesizliği değil, hazırlanmak için zaman olmamasını vurgular.

Alıştırma

“Hemen ve hazırlık yapmadan” anlamındaki deyimi tamamlayın: Nina can give a speech at the ____ of a hat.

Cevabı göster

drop

but change is possible, eventually.

2:50

ancak değişim eninde sonunda mümkündür.

Moral goodness, says Aristotle, is the result of habit.

2:53

Aristoteles'e göre ahlaki iyilik, alışkanlığın bir sonucudur.

It takes time, practice, encouragement.

2:56

Zaman, pratik ve teşvik gerektirir.

So, Aristotle thinks people who lack virtue

2:58

Bu nedenle Aristoteles, erdemden yoksun insanların

should be understood as unfortunate rather than wicked. Dilbilgisi

3:01

kötü olmaktan ziyade talihsiz olarak anlaşılması gerektiğini düşünür.

Dilbilgisi

should be understood as A rather than B: bir değerlendirmeyi yeniden tanımlamak

should be understood as A rather than B yapısında should, öznenin nasıl yorumlanmasının uygun olduğunu belirten bir yargı ifade eder. Edilgen be understood as yapısı yalnızca “anlaşılmak” değil, “... olarak görülmek veya yorumlanmak” anlamına gelir. Rather than bir değerlendirmeyi başka bir değerlendirmeyle değiştirir. Burada unfortunate tercih edilen, wicked ise reddedilen yargıdır; iki sıfat as yapısı içinde paralel bir karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

Bir yorumu önerip diğerini reddetmek için bu yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The decision to postpone the field trip should be understood as a safety measure rather than a punishment.
  2. The decision to postpone the field trip should understand as a safety measure rather than a punishment.
  3. The decision to postpone the field trip should be understood a safety measure rather than a punishment.
Cevabı göster

The decision to postpone the field trip should be understood as a safety measure rather than a punishment.

What they need isn't or being thrown into prison,

3:04

İhtiyaç duydukları şey hapse atılmak değil,

but better teachers and more guidance.

3:07

daha iyi öğretmenler ve daha fazla rehberliktir.

2.

3:11

2.

What's art for?

3:12

Sanat ne içindir?

The blockbuster art at the time was tragedy.

3:14

O dönemin gişe rekorları kıran sanatı tragedyaydı.

Athenians watched gory plays at community festivals in huge open-air theaters.

3:17

Atinalılar, devasa açık hava tiyatrolarında düzenlenen topluluk festivallerinde kanlı oyunlar izlerlerdi.

Aeschylus, Euripides, and Sophocles were household names. Deyimler

3:21

Aiskhylos, Euripides ve Sophokles herkesin bildiği isimlerdi.

Deyimler

household names: neredeyse herkesin tanıdığı kişiler

Household name, genel halk tarafından tanınan bir kişi, marka veya şeydir. Bu mecazi bir ifadedir: household, adın sıradan evlerde bile tanındığını düşündürür; tek bir ailenin içinde kullanılan bir ad anlamına gelmez. Cümlede üç kişiden söz edildiği için çoğul household names kullanılır. İfade, oyun yazarlarını yalnızca küçük bir alanda tanınan uzmanlar değil, önemli kamu figürleri olarak sunar.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, genel halkın tanıdığı biri anlamına gelen dersteki iki sözcüklü deyimle tamamlayın: After her invention appeared on a popular TV show, Maya became a ____.

Cevabı göster

household name

Aristotle wrote a "how to write great plays" manual, "The Poetics".

3:25

Aristoteles "harika oyunlar nasıl yazılır" konulu bir kılavuz olan "Poetika"yı yazdı.

It's packed with great tips.

3:29

Bu kitap harika ipuçlarıyla doludur.

For example, make sure to use peripeteia, a change in fortune, Kültür

3:30

Örneğin, kahraman için işlerin harikadan berbat bir hale geldiği

Kültür

peripeteia: talih veya durum değişimi

Peripeteia, büyük bir tersine dönüşü anlatan bir tiyatro terimidir: olaylar yön değiştirir ve bir karakterin durumu iyiden kötüye ya da kötüden iyiye hızla döner. Bu cümlede a change in fortune, bilinmeyen terimi sade bir dille açıklayan eş görevli bir isim öbeğidir. Buradaki fortune para değil, koşullar veya kader anlamındadır. Başka metinlerde de kullanılabilecek okuma kalıbı teknik terim + virgül + açıklayıcı isim öbeğidir. Zor bir sözcüğün hemen ardından virgül ve daha açık bir isim öbeği gelirse, ikinci öbek çoğu zaman ilk sözcüğü tanımlar.

Alıştırma

Hangi açıklama peripeteia ile en iyi eşleşir?

  1. Bir karakterin önemli bir gerçeği aniden fark etmesi
  2. Doğrudan seyirciye yöneltilen bir konuşma
  3. Bir karakterin koşullarının aniden tersine dönmesi
Cevabı göster

Bir karakterin koşullarının aniden tersine dönmesi

when for the hero things go from great to awful.

3:34

bir talih dönüşü olan "peripeteia"yı kullanmayı unutmayın der.

In Titanic, Leonardo DiCaprio gets Kate Winslet,

3:36

Titanik'te Leonardo DiCaprio, Kate Winslet'i kazanır,

great, then they hit the iceberg, awful.

3:39

harikadır, sonra buzdağına çarparlar, berbattır.

And anagnorisis, a moment of dramatic revelation, Kültür

3:41

Ve anagnorisis, dramatik bir farkındalık anıdır,

Kültür

anagnorisis: dramatik bir gerçeğin ortaya çıktığı an

Anagnorisis, bir tiyatro eserinde karakterin bilmezlikten önemli bir gerçeği tanımaya veya fark etmeye geçtiği andır. Bu gerçek birinin kimliği ya da olayların asıl anlamı olabilir. Burada a moment of dramatic revelation, teknik terimi sade bir dille açıklayan eş görevli bir isim öbeğidir. Dramatic yalnızca abartılı demek değildir; tiyatro eseri ve olay örgüsüyle ilgili anlamındadır. Aynı teknik terim + virgül + açıklayıcı isim öbeği kalıbı, ayrı bir tanım aramadan uzmanlık sözcüklerini anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Anagnorisis tiyatroda neyi adlandırır?

  1. Bir karakterin önemli bir gerçeği aniden fark etmesi
  2. Bir karakterin koşullarının aniden tersine dönmesi
  3. Doğrudan seyirciye yöneltilen bir konuşma
Cevabı göster

Bir karakterin önemli bir gerçeği aniden fark etmesi

when suddenly the hero works out their life is a catastrophe.

3:45

kahramanın birdenbire hayatının bir felaket olduğunu anladığı andır.

But what is tragedy actually for?

3:48

Peki ama tragedya aslında ne işe yarar?

What's the point of a whole community coming together to watch horrible things happening to lead characters,

3:50

Sophokles'in oyunundaki Oidipus gibi başkarakterlerin başına korkunç şeylerin geldiğini

like Oedipus in the play by Sophocles, who by accident kills his father,

3:54

izlemek için bütün bir topluluğun bir araya gelmesinin amacı nedir? (Oidipus ki kazara babasını öldürür,

gets married to his mother, finds out he's done these things,

3:58

annesiyle evlenir, bunları yaptığını öğrenir

and gouges out his own eyes in remorse and despair.

4:00

ve pişmanlık ve çaresizlik içinde kendi gözlerini oyar.)

Aristotle's answer is Katharis, which is Greek for catharsis.

4:03

Aristoteles'in cevabı Yunancada arınma anlamına gelen Katharis'tir.

Catharsis is a kind of cleaning, you get rid of bad stuff, Kültür

4:08

Katharsis bir tür temizliktir, kötü şeylerden kurtulursunuz,

in this case cleaning up our emotions,

4:11

bu durumda duygularımızı temizlemektir,

specifically our confusions around the feelings of fear and pity.

4:13

özellikle de korku ve acıma duyguları etrafındaki kafa karışıklıklarımızı.

Kültür

Catharsis: duygularımızı düzenlemek

Aristoteles'in tragedya tartışmasında catharsis, seyircinin oyun deneyimi yoluyla korku ve acıma duygularını netleştirmesi, dengelemesi ya da serbest bırakması sürecidir. Cümle, bu düşünceyi temizlik benzetmesiyle daha anlaşılır hâle getiriyor. Burada cleaning up our emotions, bütün rahatsız edici duyguları tamamen silmek anlamına gelmez. Özellikle korku ve acıma karşısındaki duygusal tepkileri, artık karışık veya ölçüsüz olmayacak biçimde düzenlemek ve düzeltmek demektir.

Alıştırma

Bir eleştiride hangi cümle catharsis sözcüğünü burada açıklanan anlamıyla kullanıyor?

  1. The ending creates catharsis by preventing the audience from feeling anything.
  2. The staff create catharsis by washing the theater floor after the show.
  3. The ending gives the audience catharsis by helping them work through fear and pity.
Cevabı göster

The ending gives the audience catharsis by helping them work through fear and pity.

We've got natural problems here, we're hard-hearted,

4:17

Burada doğal sorunlarımız var, katı kalpliyiz,

we don't give pity where it's deserved,

4:19

hak edilen yere acıma duygusunu göstermiyoruz

and we're prone to either exaggerated fears or not getting frightened enough. Kalıp ifadeler

4:21

ve abartılı korkulara veya yeterince korkmamaya meyilliyiz.

Kalıp ifadeler

Be prone to + isim veya -ing biçimi

Be prone to, özellikle istenmeyen veya riskli bir şeyi yaşama ya da yapma eğiliminde olmak anlamına gelir. Cümlede insanların doğal olarak iki uçtan birine yöneldiği söyleniyor: ya fazla korkmak ya da yeterince korkmamak. Prone to ifadesindeki to bir edattır; bu nedenle ardından isim veya -ing biçimi gelir: prone to errors, prone to getting frightened. Bu yapıda to sonrasında fiilin yalın biçimini kullanmayın.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz ifadeyle tamamlayın: Older batteries are ____ overheating in hot weather.

Cevabı göster

prone to

Tragedy reminds us that terrible things can befall decent people, including ourselves.

4:26

Tragedya bize, bizler de dahil olmak üzere düzgün insanların başına korkunç şeylerin gelebileceğini hatırlatır.

A small flaw can lead to a whole life unraveling, Deyimler

4:30

Küçük bir kusur koca bir hayatın çözülmesine yol açabilir,

Deyimler

a whole life unraveling: bütün bir hayatın çözülüp dağılması

Bu cümlede 'a whole life unraveling', bir insanın hayatının düzenini ve istikrarını yavaş yavaş kaybederek pek çok yönünün dağılmaya başlaması demektir. İmge, ipliğin ya da kumaşın sökülmesinden gelir; bu yüzden değişim ani değil, aşamalı hissedilir. Burada 'unraveling', bir şeyi çözmek veya açıklamak anlamına gelmez. Çözülüp dağılan şey hayatın kendisidir; ifade, tek bir kusurun nasıl daha geniş bir çöküşü başlatabileceğini gösterir.

Alıştırma

'After several crises, his whole life seemed to be unraveling,' cümlesinde 'unraveling' ne anlama gelir?

  1. Düzenini yavaş yavaş kaybedip dağılmak
  2. Önceki durumuna dönmek
  3. Anlaşılması daha kolay hâle gelmek
  4. Dikkatle planlanmak
Cevabı göster

Düzenini yavaş yavaş kaybedip dağılmak

and so we should have more compassion or pity for those whose actions go disastrously wrong.

4:32

ve bu nedenle eylemleri felaketle sonuçlananlara karşı daha fazla şefkat veya acıma duymalıyız.

We need to be collectively re-taught these crucial truths on a regular basis.

4:38

Bu hayati gerçeklerin bize topluca ve düzenli olarak yeniden öğretilmesi gerekir.

The task of art, as Aristotle saw it, Anlatım akışı

4:42

Aristoteles'e göre sanatın görevi,

is to make profound truths about life stick in our minds. Deyimler

4:44

hayat hakkındaki derin gerçeklerin zihnimize kazınmasını sağlamaktır.

Anlatım akışı

as Aristotle saw it: Aristoteles'in görüşüne göre

'As Aristotle saw it' sözleri, 'Aristoteles'in görüşüne göre' anlamına gelir. Ardından gelen ifadeyi Aristoteles'in yorumu olarak işaretler; böylece okur bunun kimin görüşü olduğunu bilir ve herkesin aynı fikirde olduğunu düşünmez. Bu ifade, 'The task of art' öznesi ile 'is' arasına yerleştirilmiştir. Ana cümleye kısa bir ara verir ama temel dil bilgisini değiştirmez. Buradaki 'saw', 'anladı veya değerlendirdi' demektir; 'gözleriyle gördü' anlamında değildir.

Alıştırma

Şunu okuyun: 'The safest choice, as Nina saw it, was to wait.' Burada 'as Nina saw it' ne işe yarar?

  1. Yargının Nina'nın bakış açısı olduğunu belirtir.
  2. Herkesin Nina'yla aynı fikirde olduğunu gösterir.
  3. Nina'nın en güvenli seçeneği gözleriyle izlediğini söyler.
  4. Nina'nın seçimi ne zaman yaptığını bildirir.
Cevabı göster

Yargının Nina'nın bakış açısı olduğunu belirtir.

Deyimler

stick in our minds: hafızada kalıcı olmak

Burada stick in our minds, “hafızamızda güçlü biçimde kalmak” anlamına gelir. Stick bir mecaz oluşturur: Bir fikir zihne yapışmış gibi kalır ve bu yüzden unutulması zorlaşır. Burada gerçek bir yapıştırma eyleminden ya da “çubuk” anlamındaki stick isminden söz edilmez. make + nesne + fiilin yalın hâli yapısında truths nesne, stick ise fiilin yalın hâlidir: Sanat, bu gerçeklerin akılda kalmasını sağlar. Bu yapı make something stick in someone's mind biçiminde başka durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Dinleyiciye uygun zamiri kullanarak cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The final scene will ____ for years.

Cevabı göster

stick in your mind

3.

4:48

3.

What are friends for?

4:49

Arkadaşlar ne içindir?

In books 8 and 9 of the Nicomachean Ethics,

4:51

Nikomakhos'a Etik'in 8. ve 9. kitaplarında,

Aristotle identifies three different kinds of friendship.

4:53

Aristoteles üç farklı tür dostluk tanımlar.

There's friendship that comes about when each person is seeking fun.

4:57

Her bir kişinin eğlence arayışında olduğu zaman ortaya çıkan bir dostluk vardır.

Their chief interest is in their own pleasure and the opportunity of the moment,

5:00

Buradaki başlıca ilgileri, kendi zevkleri ve o anın fırsatıdır,

which the other person provides.

5:03

ki bunu da diğer kişi sağlar.

Then there are friendships that are really strategic acquaintances. Kelime

5:05

Bir de aslında stratejik tanıdıklar olan dostluklar vardır.

Kelime

strategic acquaintances: yararlı fakat yakın olmayan ilişkiler

Acquaintance, tanıdığınız fakat yakın olmadığınız kişidir. Bu kişilere strategic acquaintances denmesi, ilişkilerin derin bir kişisel sevgiden değil, sağlayabilecekleri pratik yararlar nedeniyle sürdürüldüğünü belirtir. Strategic sözcüğü değerlendirme içeren bir ton ekler: Bağlantı hesaplı ya da çıkar alışverişine dayalı görünür. Bu cümlede ifade, bu ilişkilerin gerçekten arkadaşlık olup olmadığını sorgular.

Alıştırma

İki iş arkadaşı yalnızca birbirlerinden kariyerleriyle ilgili iyilik bekledikleri için iletişimde kalıyor. Bu ilişkiyi en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. They are close friends.
  2. They are casual acquaintances.
  3. They are strategic acquaintances.
Cevabı göster

They are strategic acquaintances.

They take pleasure in each other's company

5:08

Sadece ondan fayda sağlama umutları olduğu sürece

only in so far as they have hopes of advantage of it. Dilbilgisi

5:10

birbirlerinin arkadaşlığından zevk alırlar.

Dilbilgisi

only in so far as: bir iddianın kapsamını sınırlamak

Bu cümlede only in so far as, “yalnızca … ölçüde” veya “yalnızca … koşuluyla” anlamına gelir. İddianın kapsamını sınırlar: Birbirlerinin arkadaşlığından, yalnızca bundan bir çıkar bekledikleri ölçüde zevk alırlar. Buradaki far fiziksel uzaklıkla ilgili değildir. In so far as, bir ifadenin geçerli olduğu kapsamı belirleyen bir bağlayıcıdır. Günümüzde tek sözcük olarak yazılan insofar as daha yaygındır; only ise iddiayı daha da sınırlar.

Alıştırma

Örnekteki only in so far as ifadesinin en uygun anlamını seçin.

  1. Yalnızca diğer kişi uzaktayken seyahat etmekten hoşlanırlar.
  2. Ne olursa olsun birlikte olmaktan hoşlanırlar.
  3. Aldıkları zevk, bir çıkar elde etmeyi bekledikleri ölçüyle sınırlıdır.
Cevabı göster

Aldıkları zevk, bir çıkar elde etmeyi bekledikleri ölçüyle sınırlıdır.

Then there's the true friend.

5:13

Sonra gerçek arkadaş vardır.

Not someone who's just like you,

5:15

Sadece sizin gibi biri değil,

but someone who isn't you,

5:17

siz olmayan ama

but about whom you care as much as you care about yourself.

5:18

kendinize değer verdiğiniz kadar değer verdiğiniz biridir.

The sorrows of a true friend are your sorrows,

5:22

Gerçek bir dostun üzüntüleri sizin üzüntülerinizdir,

their joys are yours.

5:24

onun sevinçleri sizin sevinçlerinizdir.

It makes you more vulnerable should anything befall this person, Dilbilgisi

5:25

Bu kişiye bir şey olursa sizi daha savunmasız hale getirir,

Dilbilgisi

should anything befall: if olmadan devrik koşul yapısı

Bu cümlede should anything befall this person, resmî bir devrik koşul yapısıdır. if anything should befall this person ile aynı anlama gelir. if kaldırılınca should, özne olan anything'in önüne gelir; befall ise fiilin yalın hâlinde kalır. Buradaki should zorunluluk bildirmez ve bu yan cümle bir soru değildir. Dikkatli bir dille olası bir koşulu belirtir. Befall, genellikle kötü bir şeyin birinin “başına gelmesi” anlamına gelen resmî bir fiildir.

Alıştırma

“if anything should befall” ifadesini if kullanmadan yeniden yazın. Cümleyi tamamlayın: ____ this person, the family would need support.

Cevabı göster

Should anything befall

but it's hugely strengthening too.

5:29

ama aynı zamanda muazzam derecede güçlendiricidir.

You're relieved from the too small orbit of your own thoughts and worries. Deyimler

5:31

Kendi düşüncelerinizin ve endişelerinizin o çok dar yörüngesinden kurtulursunuz.

Deyimler

the too small orbit of your own thoughts and worries: zihinsel alan mecazı

Burada orbit, kişinin içinde dönüp durduğu sınırlı zihinsel alanı anlatan bir mecazdır. Düşünceler ve kaygılar bir gezegenin çevresinde gerçekten hareket etmez; kişinin dikkatini sürekli kendi üzerinde tutar. Bu yörüngenin too small olarak tanımlanması, kişinin bakış açısının daraldığını söyler. Ondan kurtulmak, insanın kendine odaklı bu döngüden çıkıp daha geniş bir bakış açısına yönelmesi demektir.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. Bir gezegenin çevresindeki küçük ve fiziksel bir yol
  2. Kişinin kendisine odaklanan düşünce ve kaygılardan oluşan dar bir alan
  3. Özenle düzenlenmiş kişisel hedefler listesi
Cevabı göster

Kişinin kendisine odaklanan düşünce ve kaygılardan oluşan dar bir alan

You expand into the life of another.

5:34

Başka birinin hayatına doğru genişlersiniz.

Together,

5:36

Birlikte,

you become larger, cleverer,

5:36

daha büyük, daha zeki,

more resilient, more fair-minded.

5:38

daha dirençli, daha adil olursunuz.

You share virtues and cancel out each other's defects. Öbek fiiller

5:39

Erdemleri paylaşırsınız ve birbirinizin kusurlarını giderirsiniz.

Öbek fiiller

cancel out: karşıt bir etkiyi azaltmak veya ortadan kaldırmak

Cancel out, bir etkinin karşıt bir etkiyle dengelenmesi ve böylece net sonucun azalması ya da ortadan kalkması demektir. Bu cümlede her arkadaşın erdemleri, diğer kişinin kusurlarının etkisini azaltır. Bu öbek fiil, cancel out the noise örneğinde olduğu gibi nesneyi out sözcüğünden sonra alabilir. cancel it out örneğindeki gibi kısa bir nesne iki parçanın arasına da gelebilir. İki özne birbirini etkilediğinde cancel each other out yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi cancel out ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The discount and the delivery fee ____.

Cevabı göster

cancel each other out

Friendship teaches us what we ought to be.

5:43

Dostluk bize nasıl olmamız gerektiğini öğretir.

It's quite literally the best part of life.

5:45

Kelimenin tam anlamıyla hayatın en iyi kısmıdır.

4.

5:48

4.

How can ideas cut through in a busy world? Öbek fiiller

5:49

Fikirler yoğun bir dünyada nasıl ses getirebilir?

Öbek fiiller

cut through: gürültüye rağmen dikkat çekmek

Burada cut through, başka birçok mesaj dikkat çekmek için yarışırken bile fark edilip anlaşılmak anlamına gelir. Bu mecazi bir kullanımdır; fikirler fiziksel olarak bir şeyi kesmez. İfade, çevredeki gürültü veya karmaşa bağlamdan anlaşıldığında ideas cut through örneğindeki gibi nesnesiz kullanılabilir. cut through the noise örneğindeki gibi bir nesne de alabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: A clear subject line can ____ the noise in a crowded inbox.

Cevabı göster

cut through

Like a lot of people,

5:52

Pek çok insan gibi,

Aristotle was struck by the fact that the best argument doesn't always win the debate or the battle. Kalıp ifadeler

5:53

Aristoteles de en iyi argümanın her zaman tartışmayı veya savaşı kazanmadığı gerçeği karşısında şaşkınlığa uğradı.

Kalıp ifadeler

was struck by the fact that: bir gözleme verilen güçlü tepki

Was struck by, bir şeyi güçlü biçimde fark etmek ya da ondan derinden etkilenmek, şaşırmak veya duygulanmak anlamına gelir. Burada fiziksel bir darbeyi değil, Aristoteles'in zihinsel tepkisini anlatır. The fact that, bu tepkiye yol açan tam gözlemi içeren yan cümleyi başlatır. Yeniden kullanılabilecek yapı be struck by the fact that + yan cümle şeklindedir; be, özneye ve zamana göre değişir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: Lena ____ everyone remembered the tiny detail.

Cevabı göster

was struck by the fact that

He wanted to know why this happens and what we can do about it.

5:58

Bunun neden olduğunu ve bu konuda ne yapabileceğimizi bilmek istiyordu.

He had lots of opportunity for observations.

6:02

Gözlem yapmak için pek çok fırsatı oldu.

In Athens, lots of decisions were made in public meetings,

6:04

Atina'da kararların çoğu halka açık toplantılarda alınırdı,

often in the agora, the town square. Kültür

6:07

genellikle agora'da, yani kent meydanında.

Kültür

agora, kent meydanı

Burada agora, antik bir Yunan kentinin merkezindeki kamusal alanı ifade eder. Eş açıklama olan the town square, okuyucunun burayı gözünde canlandırabilmesi için kısa ve modern bir karşılık verir. Bir agorada ticaret, halka açık toplantılar, konuşmalar ve yurttaşlık faaliyetleri yapılabilirdi. Bu cümlede önemli olan kamusal işlevidir: Atinalıların tartışmak ve karar almak için nerede toplanabildiğini açıklar. Modern bir binanın özel adı değildir.

Alıştırma

Bu cümlede the agora neyi ifade ediyor?

  1. Modern bir pazar şirketinin resmî adı
  2. Yurttaşların toplanması için kullanılan halka açık kent meydanı
  3. Bir devlet binasının içindeki özel oda
Cevabı göster

Yurttaşların toplanması için kullanılan halka açık kent meydanı

Orators would vie with one another to sway popular opinion. Kalıp ifadeler

6:10

Hatipler halkın fikrini yönlendirmek için birbirleriyle yarışırlardı.

Kalıp ifadeler

vie with one another: birbirleriyle rekabet etmek

Vie with one another, birbirleriyle rekabet etmek anlamına gelir. One another ilişkiyi karşılıklı hâle getirir: Her hatip diğerlerinin rakibidir. Vie normalde geçişsizdir; bu nedenle with, rekabet eden kişileri tanıtır. Ardından gelen to mastarı ortak hedeflerini belirtebilir. Burada to sway popular opinion, neyi başarmayı umduklarını açıklar.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “birbirleriyle rekabet etmek” anlamına gelen tam yalın hâldeki ifadeyle tamamlayın. Vie ve one another kullanın: The two finalists ____ to win the scholarship.

Cevabı göster

vie with one another

Kalıp ifadeler

sway popular opinion: halkın düşüncesini etkilemek

Bu cümlede sway, “etkilemek ve muhtemelen değiştirmek” anlamında geçişli bir fiildir. Nesnesi olan popular opinion, sıradan insanların büyük bölümünün paylaştığı görüşleri ifade eder. Dolayısıyla ifade, hatiplerin halkın düşüncesini kendi taraflarına çekmeye çalıştığını anlatır. sway sözcüğünün temelinde bir yandan diğer yana hareket etme imgesi vardır, ancak burada fiziksel sallanma kastedilmez. İkna bir grubun görüşünü, tercihini veya kararını değiştirebilecekse bu anlam kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede sway popular opinion ne anlama gelir?

  1. Halkın zaten ne düşündüğünü ölçüp aktarmak
  2. Bir kalabalığı fiziksel olarak bir yandan diğer yana hareket ettirmek
  3. Halkın düşüncesini etkilemek ve muhtemelen değiştirmek
Cevabı göster

Halkın düşüncesini etkilemek ve muhtemelen değiştirmek

Aristotle plotted the ways audiences and individuals are influenced by many factors

6:13

Aristoteles, izleyicilerin ve bireylerin mantıkla veya olayların gerçekleriyle kesin bir şekilde bağdaşmayan

that don't strictly engage with logic or the facts of the case.

6:18

birçok faktörden nasıl etkilendiğini ortaya koydu.

It's maddening and many serious people,

6:23

Bu çıldırtıcı bir durumdu ve birçok ciddi insan,

especially Plato, can't stand it.

6:25

özellikle Platon, buna katlanamıyordu.

They avoid the marketplace and populist debate.

6:27

Pazar yerinden ve popülist tartışmalardan uzak duruyorlardı.

Aristotle was more ambitious.

6:30

Aristoteles ise daha hırslıydı.

He invented the art of what we still today call rhetoric, Kültür

6:32

Bugün hala retorik olarak adlandırdığımız sanatı icat etti,

the art of getting people to agree with you.

6:35

insanların sizinle aynı fikirde olmasını sağlama sanatını.

Kültür

rhetoric: ikna edici dil sanatı

Burada rhetoric, dili bir dinleyici kitlesini ikna etmek için etkili biçimde kullanma sanatı ve bu konunun incelenmesi anlamına gelir. Ardından gelen the art of getting people to agree with you ifadesi, bu tarafsız ve teknik anlamı doğrudan açıklar. Tarihsel, akademik, sözlü anlatım ve yazı bağlamlarında rhetoric bir becerinin veya çalışma alanının adı olabilir. Bu cümlede boş ya da dürüst olmayan sözler anlamına gelmez.

Alıştırma

Altyazıda rhetoric ne anlama geliyor?

  1. Her zaman yanlış ve dürüst olmayan dil
  2. Bir konuşmayı kelimesi kelimesine ezberleme becerisi
  3. İkna edici dilin sanatı ve incelenmesi
Cevabı göster

İkna edici dilin sanatı ve incelenmesi

He wanted thoughtful, serious, and well-intentioned people

6:37

Düşünceli, ciddi ve iyi niyetli insanların

to learn how to be persuasive,

6:40

nasıl ikna edici olunacağını öğrenmelerini,

to reach those who don't agree already.

6:42

henüz aynı fikirde olmayanlara ulaşmalarını istedi.

He makes some timeless points.

6:45

Zamana meydan okuyan bazı noktalara değinir.

You have to recognize, acknowledge, and soothe people's fears. Kalıp ifadeler

6:47

İnsanların korkularını fark etmeli, kabul etmeli ve yatıştırmalısınız.

Kalıp ifadeler

İnsanların korkularını yatıştırmak

Bu cümlede soothe people's fears, insanların korku veya kaygılarını daha az yoğun hâle getirmek demektir. Soothe bir duyguyu yatıştırmayı anlatır; korkunun saçma olduğunu kanıtlamak veya asıl sorunu ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Üç fiil yararlı bir sıra gösterir: Önce korkuyu fark edin, sonra var olduğunu açıkça kabul edin ve son olarak insanların daha sakin hissetmesine yardımcı olacak şekilde karşılık verin.

Alıştırma

Bir ekip ani bir değişiklikten endişe ediyor. Yöneticinin açıklaması onları sakinleştiriyorsa cümleyi en iyi hangi fiil tamamlar? The explanation may ___ people's fears.

  1. dismiss
  2. soothe
  3. acknowledge
Cevabı göster

soothe

You have to see the emotional side of the issue.

6:50

Meselenin duygusal tarafını görmelisiniz.

Is someone's pride on the line? Deyimler

6:52

Birinin gururu mu söz konusu?

Deyimler

Gururun tehlikede olması

Burada on the line, bundan sonra olacaklar nedeniyle bir şeyin kaybedilme, zarar görme veya incinme riski altında olması demektir. Sonuç bir kişinin utanmasına, yenilmiş hissetmesine veya daha az saygı görmesine yol açabilecekse o kişinin pride is on the line denebilir. Soru, tehdit altındaki gururun kişinin tepkisini şekillendirip şekillendirmediğini soruyor. Bu, gerçek bir çizgiyi değil, risk altındaki değeri anlatan bir mecazdır.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “risk altında” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: If the store closes, many jobs will be ____.

Cevabı göster

on the line

Are they feeling embarrassed?

6:53

Kendilerini utanmış mı hissediyorlar?

And edge around it accordingly.

6:55

Ve buna göre etrafında dolanmalısınız.

You have to make it funny

6:57

Bunu eğlenceli hale getirmelisiniz

because attention spans are short

6:58

çünkü dikkat süreleri kısadır

and you might have to use illustrations and examples to make your point come alive. Deyimler

7:00

ve fikrinizi hayata geçirmek için çizimler ve örnekler kullanmanız gerekebilir.

Deyimler

Savını canlandırmak

Bu cümlede make your point come alive, bir düşünceyi insanların gözlerinde canlandırabileceği ve önemini hissedebileceği kadar canlı ve somut biçimde sunmak demektir. Çizimler ve örnekler soyut bir açıklamayı ilgi çekici hâle getirir; düşünce gerçekten canlı bir varlığa dönüşmez. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâlidir: make [your point] [come alive]. Your point ana düşünceyi veya savı belirtir, come alive ise ortaya çıkan canlı etkiyi anlatır. Aynı yapı bir sav, ders, hikâye veya sahneyle de kullanılabilir.

Alıştırma

Bir konuşmacı, kişisel bir hikâyenin soyut bir düşünceyi canlı ve ilgi çekici hâle getireceğini söylemek istiyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. A personal story can make your point come alive.
  2. A personal story can make your point clear.
  3. A personal story can make your point.
Cevabı göster

A personal story can make your point come alive.

We're keen students of Aristotle.

7:03

Bizler Aristoteles'in hevesli öğrencileriyiz.

Today, philosophy doesn't sound like the most practical activity.

7:05

Günümüzde felsefe en pratik aktivite gibi görünmüyor olabilir.

Maybe that's because we've not paid enough attention recently to Aristotle.

7:09

Belki de bunun nedeni son zamanlarda Aristoteles'e yeterince dikkat etmemiş olmamızdır.