İnsanlar Neden Aldatır: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
487 kelime 163 kel/dk

Video tanıtımı: İlişki dışına çıkmak, yakınlıkla kişisel alan arasındaki dengesizliği yansıtabilir: biri kimliği tehdit ederken diğeri reddedilme gibi gelir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "stem from" (kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler) ile derin bir nedeni, kökene yapılan genel bir göndermeden daha resmi ve kesin biçimde belirtmeyi öğrenin. 2. "dissolving into the couple." (deyimler ve mecazi ifadeler) üzerinden, ilişkide bireysel kimliğin kaybolması metaforunu tanıyın; bunu fiziksel çözünme sanmayın. 3. "Only thus can we hope to ensure" (dilbilgisi ve cümle kalıpları) ile baştaki only ve zarftan sonra özne-yardımcı fiil devrikliğini anlayın ve sonuca giden tek yolu vurgulayın.

Bu derste

Too often, affairs are seen as the outcome of random horniness Dilbilgisi

0:01

Çoğu zaman sadakatsizlikler rastgele bir azgınlığın sonucu

or just plain old nastiness.

0:06

ya da sadece düpedüz bir ahlaksızlık olarak görülür.

Dilbilgisi

be seen as: bir şekilde yorumlanmak veya sınıflandırılmak

be seen as + tamamlayıcı yapısında özne, başka insanların yorumuna veya sınıflandırmasına maruz kalır. Burada affairs, yaygın biçimde iki basit nedenin sonucu olarak yorumlanıyor; seen fiziksel olarak görülmek anlamına gelmiyor. Edilgen yapı, bu görüşe sahip kişilerin kim olduğunu belirtmez. Böylece konuşan kişi, yaygın bir inanışı kendi vardığı sonuç gibi sunmadan aktarabilir.

Alıştırma

Güncel ve genel bir değerlendirmeyi bildiren see as yapısının edilgen biçimiyle cümleyi tamamlayın: “The new safety rule ____ a sensible precaution.”

Cevabı göster

is seen as

But that's very rarely the case. Kalıp ifadeler

0:08

Ancak durum nadiren böyledir.

Kalıp ifadeler

that's very rarely the case: önceki bir iddiayı düzeltmek

That's ... the case, az önce açıklanan durumun doğru olduğu anlamına gelir. Very rarely eklendiğinde konuşan kişi, önceki iddianın yalnızca çok az durumda doğru olduğunu söyler. That, yakındaki bir nesneye değil önceki düşüncenin tamamına gönderme yapar; case ise hukuki bir dava değil, gerçek durum anlamına gelir. İfade, hiç istisna olmadığını iddia etmeden bir genellemeyi düzeltir.

Alıştırma

Bir kişi, “An online summary tells the whole story, but that's very rarely the case.” diyor. but sonrasındaki yanıt ne anlama geliyor?

  1. Önceki iddia yalnızca birkaç durumda doğrudur.
  2. Önceki iddia tamamen imkânsızdır.
  3. Konuşan kişi hukuki bir dava tanıtıyor.
Cevabı göster

Önceki iddia yalnızca birkaç durumda doğrudur.

When it comes to affairs, Kalıp ifadeler

0:10

Sadakatsizlik söz konusu olduğunda,

we spend far too long being incensed or secretive Dilbilgisi

0:12

öfkelenmek veya gizli saklı işler çevirmek için çok fazla,

and far too little time trying to understand.

0:15

anlamaya çalışmak için ise çok az zaman harcıyoruz.

Kalıp ifadeler

Konu belirleme kalıbı olarak When it comes to affairs

When it comes to affairs, affairs sözcüğünü, yani evlilik dışı ilişkileri, ardından gelen yorumun konusu olarak belirler. Burada ifade, “evlilik dışı ilişkiler söz konusu olduğunda” veya “evlilik dışı ilişkileri ele aldığımızda” anlamına gelir; herhangi bir şeyin fiziksel olarak bir yere gelmesini anlatmaz. Kalıp When it comes to + konu şeklindedir. Dikkati belirli bir alana yöneltmek için, çoğunlukla o alan hakkında görüş, karşılaştırma veya yargı bildirmeden önce kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki konu belirleme kalıbıyla tamamlayın: ____ remote work, reliable communication matters most.

Cevabı göster

When it comes to

Dilbilgisi

Ciddi bir dengesizlik için far too long ... far too little time

Far, too sözcüğünü güçlendirir. Far too long, “kabul edilebilir olandan çok daha uzun süre”; far too little time ise “gerekenden çok daha az zaman” demektir. Buradaki far, fiziksel uzaklığı değil dereceyi belirtir. far too long ... ve far too little time ... biçimindeki paralel yapı, iki zaman kullanımını doğrudan karşılaştırır. Dengesizliği güçlü biçimde eleştirir: ilk davranışlara aşırı zaman ayrılırken anlamaya yeterli zaman ayrılmaz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki vurgulu zaman ifadesiyle tamamlayın: Our team spends ____ debating tiny details and ____ testing the final product.

Cevabı göster

far too long · far too little time

In truth,

0:18

Aslında,

affairs stem from a very fiddly aspect of our romantic psychology. Kalıp ifadeler

0:19

sadakatsizlik romantik psikolojimizin çok ince ve zorlu bir yönünden kaynaklanır.

Kalıp ifadeler

stem from: bir sonucu altta yatan kaynağına kadar izlemek

Bu cümlede stem from, “kaynağını bir şeyden almak” veya “bir şeyden kaynaklanmak” anlamına gelir. Tartışılan sonuç olan evlilik dışı ilişkileri romantik psikolojinin ince bir yönüne bağlar ve bunu altta yatan kaynak olarak gösterir. Yapı, sonuç + stem from + kaynak şeklindedir. Yalnızca genel bir köken belirtmek yerine daha derin bir nedeni, mekanizmayı veya kökü açıklarken özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi stem from ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The flight delays ____ a software error discovered that morning.

Cevabı göster

stemmed from

In relationships with a partner,

0:24

Bir partnerle olan ilişkilerimizde,

all of us need carefully calibrated mixtures of two different ingredients. Deyimler

0:25

hepimizin iki farklı bileşenin dikkatlice dengelenmiş karışımlarına ihtiyacı vardır.

Deyimler

carefully calibrated mixtures of two different ingredients: hassasiyet ve denge metaforu

Bu ifade gerçek bir tarif değil, bir metafordur. Calibrated, “dikkatle ayarlanmış” demektir; ingredients ise hemen ardından belirtilen iki ihtiyacı, yani yakınlık ve mesafeyi anlatır. İfade bir bütün olarak, ilişkinin ancak bu ihtiyaçlar uygun oranlarda birleştirildiğinde işlediğini gösterir. Ölçme ve karıştırma alanından gelen sözcükler, soyut bir dengeyi hassas ve ince ayarlı gösterir. Mixtures sözcüğünün çoğul olmasının nedeni, tek bir evrensel formül yerine farklı insanların veya ilişkilerin farklı oranlara ihtiyaç duyabilmesidir.

Alıştırma

carefully calibrated mixtures of two different ingredients metaforu burada neyi ifade ediyor?

  1. Partnerlerin iki fiziksel madde hazırlaması gerekir.
  2. İki ihtiyaç hiçbir zaman aynı anda bulunmamalıdır.
  3. Her çift tamamen aynı formülü izlemelidir.
  4. İlişkide iki farklı duygusal ihtiyacın hassas biçimde ayarlanmış dengesi gerekir.
Cevabı göster

İlişkide iki farklı duygusal ihtiyacın hassas biçimde ayarlanmış dengesi gerekir.

We have a need for closeness and a need for distance.

0:30

Yakınlığa da ihtiyacımız var, mesafeye de.

We want to impart closeness to feel we can hug, touch, be cozy,

0:35

Birine sarılabileceğimizi, dokunabileceğimizi, rahat edebileceğimizi,

intimate, and entirely relaxed and at home with someone. Deyimler

0:40

samimi, tamamen gevşemiş ve onunla evimizdeymişiz gibi hissetmek için yakınlık kurmak isteriz.

Deyimler

At home with someone: birinin yanında rahat hissetmek

Burada at home with someone, o kişinin yanında tamamen rahat ve güvende hissetmek, kendini kasmadan davranabilmek anlamına gelir. Home, güvenli bir yerle ilişkilendirilen aşinalık ve huzuru çağrıştıran bir mecaz olarak kullanılır. With, yanında rahat hissettiğiniz kişiyi belirtir. Bu ifade, fiziksel olarak bir evin içinde bulunmayı değil, duygusal bir durumu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi at home with ve he zamirinin nesne biçimiyle tamamlayın: After a few honest talks with Daniel, I began to feel ____.

Cevabı göster

at home with him

We want them to know our thoughts

0:43

Düşüncelerimizi bilmelerini

and to wander freely in their minds too. Deyimler

0:45

ve bizim de onların zihinlerinde özgürce dolaşabilmemizi isteriz.

Deyimler

Wander freely in their minds: başkalarının zihinlerinde özgürce dolaşmak

Burada wander freely in their minds, diğer insanların düşüncelerini hiçbir engel olmadan keşfedilebilen bir yer gibi tasvir eder. Başkalarının nasıl düşündüğünü ve hissettiğini açık ve derin biçimde anlayabilmek anlamına gelir; fiziksel bir dolaşma söz konusu değildir. Onların bizim düşüncelerimizi bilmesi fikriyle birlikte bu imge, karşılıklı açıklığı anlatır: Her iki taraf da diğerinin iç dünyasında dolaşıp onu anlayabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede wander, başka birinin iç düşüncelerini keşfetme mecazı olarak kullanılmıştır?

  1. In the poem, he longs to wander freely in her mind and understand the fears she never shares.
  2. He wanders freely around the park before dinner.
  3. He lets his mind wander whenever the meeting gets boring.
Cevabı göster

In the poem, he longs to wander freely in her mind and understand the fears she never shares.

But we also need distance enough Dilbilgisi

0:48

Ancak aynı zamanda,

not to feel cloyingly submerged, subsumed, Kelime

0:50

boğucu bir şekilde batmış, içine çekilmiş

or owned by another.

0:53

veya bir başkasının malı olmuş hissetmemek için yeterli mesafeye de ihtiyacımız vardır.

Dilbilgisi

distance enough not to feel: isimden sonra enough ve olumsuz mastar

Burada enough, distance isminden sonra gelir: distance enough, ‘gerektiği kadar mesafe’ demektir. Enough, feel fiilini değil distance ismini niteler. Olumsuz mastar not to feel, yeterli mesafenin önlediği istenmeyen sonucu belirtir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp isim + enough + not to + fiilin yalın hâli şeklindedir: bir şeyden yeterli miktarda bulunduğu için olumsuz bir sonuç gerçekleşmez.

Alıştırma

Cümleyi enough + not to + feel sırasını kullanarak tamamlayın: The shared studio gives each artist room ____ boxed in.

Cevabı göster

enough not to feel

Kelime

cloyingly submerged, subsumed, or owned: özerkliğin aşamalı olarak kaybedilmesi

Cloyingly, ‘tatlılık ya da yakınlık aşırıya kaçıp rahatsız edici hâle gelecek biçimde’ demektir. Birbirine bağlanan üç geçmiş zaman ortacının da anlamını niteler: submerged, subsumed ve owned. Üç sözcük de edilgen ve mecazlı durumları anlatır. Birlikte, duygusal olarak bunalmaktan ayrı kimliğin emilmesine, oradan da başka birinin malıymış gibi kontrol edilmeye uzanan bir ilerleme oluştururlar.

Alıştırma

Bu cümledeki cloyingly submerged, subsumed, or owned ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Şefkatle rahatlatılmak, bir gruba kabul edilmek ya da güvenle korunmak
  2. Fiziksel olarak ıslatılmak, resmî biçimde sınıflandırılmak ya da hukuken satın alınmak
  3. Aşırı yakınlık yüzünden bunalmak, başka birinin kimliği içinde erimek ya da bir eşya gibi kontrol edilmek
Cevabı göster

Aşırı yakınlık yüzünden bunalmak, başka birinin kimliği içinde erimek ya da bir eşya gibi kontrol edilmek

We want to retain a sense of freedom.

0:55

Özgürlük hissimizi korumak isteriz.

We need a private room to which we alone have the key. Deyimler

0:57

Anahtarı sadece bizde olan özel bir odaya ihtiyacımız var.

Deyimler

anahtarı yalnızca bizde olan özel bir oda

Bu cümlede a private room, yakın bir ilişki içinde bile kişinin kendisine ait kalan içsel yaşam alanının mecazıdır. Anahtar bu alana erişimi kontrol etme gücünü temsil eder; bu nedenle we alone have the key, neyin ne zaman paylaşılacağına kişinin kendisinin karar vermesini vurgular. Bu imge gerçek bir oda veya anahtar olmasını gerektirmez. Yakınlığı reddetmeden mahremiyet, bağımsızlık ve kişisel sınır ihtiyacını ifade eder.

Alıştırma

Buradaki özel oda ve anahtar imgesi temelde neyi ifade ediyor?

  1. Kilitli bir oda kiralama planı
  2. Tüm yakın ilişkileri bitirme isteği
  3. Kişinin kendi özel iç dünyası üzerindeki kontrolü
Cevabı göster

Kişinin kendi özel iç dünyası üzerindeki kontrolü

Any imbalances towards over-closeness or over-distance

1:01

Aşırı yakınlığa veya aşırı mesafeye doğru herhangi bir dengesizlik,

may prove catastrophic if left unaddressed. Dilbilgisi

1:06

ele alınmazsa felaketle sonuçlanabilir.

Dilbilgisi

ele alınmazsa felaketle sonuçlanabilir

Burada prove + sıfat, “sonunda öyle olduğu ortaya çıkmak” veya “sonuçta öyle olmak” anlamına gelir: may prove catastrophic, sonucun en sonunda felaket düzeyinde olabileceğini anlatır. Prove burada özneyi sıfata bağlayan bir fiildir; bir şeyi kanıtlarla ispatlamak anlamındaki geçişli fiil değildir. If left unaddressed, kısaltılmış edilgen bir koşul yan cümlesidir: if [the imbalances are] left unaddressed. Atılan özne ana cümleden anlaşılır; left unaddressed ise dengesizliklerin kimse ele almadan sürmesine izin verilmesi anlamına gelir.

Alıştırma

Resmî uyarıyı hedef yapıyla tamamlayın: The imbalance may ____ catastrophic if ____ unaddressed.

Cevabı göster

prove · left

In a relationship which threatens to lean perilously towards over-closeness,

1:09

Tehlikeli bir şekilde aşırı yakınlığa doğru eğilme tehdidi taşıyan bir ilişkide,

we can be driven to stray Kalıp ifadeler

1:14

yoldan çıkmaya itilebiliriz;

by a powerful urge to prove to ourselves

1:16

bunun nedeni, kendimize şunu kanıtlamaya yönelik güçlü bir dürtüdür:

Kalıp ifadeler

Be driven to stray: sadakatsizliğe itilmek

Be driven to do something, güçlü bir iç dürtü, duygu veya baskı nedeniyle bir eyleme itilmek demektir. Burada sonraki by a powerful urge ifadesi bu gücün ne olduğunu belirtir; edilgen yapı, birinin kişiyi gerçekten araçla götürdüğü anlamına gelmez. Bir ilişki bağlamında stray, romantik veya cinsel açıdan sadakatsiz olmak demektir. Dolayısıyla be driven to stray, sadakatsizliği güçlü bir dürtünün kişiyi yöneltebileceği bir eylem olarak sunar; ancak kişinin hiç seçeneği veya sorumluluğu olmadığını söylemez.

Alıştırma

Romantik ilişkilerle ilgili bir konuşmada be driven to stray ne anlama gelir?

  1. Sadakatsizliğe güçlü biçimde itilmek
  2. Yanlışlıkla yolunu kaybetmek
  3. Bir sürücü tarafından bir yere götürülmek
Cevabı göster

Sadakatsizliğe güçlü biçimde itilmek

that not everything we do and are is owned by the partner, Dilbilgisi

1:18

Yaptığımız ve olduğumuz her şey partnerimize ait değildir,

that we remain desirable to the world

1:22

dünya için hala arzulanabilir durumdayız

and a going concern in and of ourselves. Deyimler

1:24

ve kendi başımıza bağımsız bir varlığız.

Dilbilgisi

Not everything ... is owned by the partner: kısmi olumsuzluk

Not everything kısmi olumsuzluk oluşturur: bir şeyin tamamının kapsandığı düşüncesini reddeder, ancak bir bölümünün kapsanabileceği ihtimalini açık bırakır. Burada everything hem yaptıklarımızı hem de kim olduğumuzu kapsar. Bu nedenle yan cümle, partnerin kişinin eylemlerinin ve kimliğinin her bölümüne sahip olmadığını söyler; partnerin hiçbir şeye sahip olmadığını söylemez.

Alıştırma

“Yazdıklarımın bir kısmı özeldir” anlamını veren, dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: “____ I write is meant to be shared.”

Cevabı göster

Not everything

Deyimler

Kişisel canlılık metaforu olarak a going concern in and of ourselves

A going concern, kapanmak yerine faaliyet göstermeye devam etmesi beklenen bir şirket veya kuruluşu anlatan bir iş dünyası terimidir. Burada bu terim, insanlara mizahi biçimde uygulanıyor: kişiler bağımsız bireyler olarak canlı, değerli ve çekici kalmak istiyor. In and of ourselves, bu değerin yalnızca bir partner sayesinde değil, kişinin kendi başına da var olduğunu vurgular. Going concern tek bir ifadedir; şu anda yaşanan bir endişe anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede a going concern in and of ourselves ne anlama geliyor?

  1. Bireyler olarak canlılığımızı ve değerimizi koruyoruz.
  2. Dünyanın istediği bir şirkete sahibiz.
  3. Kendimiz hakkında endişelenmeye devam ediyoruz.
Cevabı göster

Bireyler olarak canlılığımızı ve değerimizi koruyoruz.

Going to bed with a new person might not simply be about lust. Notlar

1:27

Yeni biriyle yatağa girmek sadece şehvetle ilgili olmayabilir.

Deyimler

Cinsel bir örtmece olarak Going to bed with someone

Go to bed with someone, o kişiyle cinsel ilişkiye girmek anlamında kullanılan yaygın bir örtmecedir. Have sex with ifadesinden daha dolaylıdır, ancak yetişkin ilişkileri bağlamında genellikle cinsel anlamı açıkça anlaşılır. Konu gerçekten yatma vakti veya uyumaksa ifade gerçek anlamda da kullanılabilir. Burada a new person ve lust, cinsel anlamı doğal hâle getirir; ifade yalnızca uyumak için uzanmak anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: After months of flirting, they finally went to bed with each other. Went to bed with büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Birlikte bir yatak satın aldılar.
  2. Cinsel ilişkiye girdiler.
  3. Aynı anda uykuya daldılar.
Cevabı göster

Cinsel ilişkiye girdiler.

It's about escaping the alarming feeling

1:31

Bu, kişinin tüm kimliğinin çiftin içinde

Anlatım akışı

might not simply be about ... It's about ... ile açıklamayı yeniden çerçevelemek

might not simply be about X kalıbı önce yüzeydeki bir açıklamayı sınırlar: X hâlâ etkili olabilir, ancak eksik ya da temel olmayan bir neden olarak sunulur. might kipi de bu yeniden değerlendirmeyi daha az kesin hâle getirir. Ardından It's about Y, dikkati konuşanın daha derin veya daha önemli gördüğü açıklamaya yöneltir. İki cümlecik birlikte yalnızca fikirleri karşılaştırmaz; dinleyicinin konuyu nasıl anlaması gerektiğini yeniden çerçeveler.

Alıştırma

Yeni örneği dersteki iki aşamalı yeniden çerçeveleme kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: The delay ____ poor planning. ____ a safety check.

Cevabı göster

might not simply be about · It's about

that one's whole identity appears to be on the verge Kalıp ifadeler

1:33

eriyip yok olmanın eşiğinde olduğu

of dissolving into the couple. Deyimler

1:36

o endişe verici histen kaçmakla ilgilidir.

Kalıp ifadeler

on the verge of: gerçekleşmek üzere

On the verge of, yeni bir duruma girmeye veya bir şeyin gerçekleşmesine son derece yakın olmak anlamına gelir. Genellikle bir eşik hissi verir: olay henüz gerçekleşmemiştir, ancak çok yakında gerçekleşmesi olası görünür. Burada of sonrasında -ing biçimindeki dissolving gelir. İfade, kimlikteki değişimi fiziksel bir kenarda bulunmak olarak değil, yaklaşan ve kaygı verici bir durum olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “gerçekleşmesine çok az kalmış” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The research team is ____ announcing a major breakthrough.

Cevabı göster

on the verge of

Deyimler

dissolving into the couple ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede dissolving into the couple bir benzetmedir. Kişinin kimliği, daha büyük bir bütünün içine karışırken ayrı biçimini kaybeden bir madde olarak düşünülür. Bu, kişinin bağımsız bir birey olduğu hissinin ilişkinin ortak kimliği içinde kaybolabileceği anlamına gelir. dissolve into + isim kalıbı, sınırların veya farklılıkların ayırt edilmesinin zorlaşmasını anlatabilir. Buradaki the couple yalnızca iki kişiyi değil, ilişkinin oluşturduğu ortak birliği ifade eder.

Alıştırma

Örnekte dissolving into the couple ne anlama geliyor?

  1. İlişki duygusal açıdan daha az yakın hâle geliyor.
  2. Kişinin bireysel kimliği, ilişkinin ortak kimliği içinde kayboluyor gibi görünüyor.
  3. İki kişi fiziksel olarak eriyip birbirine karışıyor.
Cevabı göster

Kişinin bireysel kimliği, ilişkinin ortak kimliği içinde kayboluyor gibi görünüyor.

But too much distance can undermine fidelity no less powerfully. Dilbilgisi

1:41

Ancak çok fazla mesafe de sadakati aynı derecede güçlü bir şekilde baltalayabilir.

Dilbilgisi

no less powerfully ile eşit güç karşılaştırması

No less powerfully, daha önce söz edilen etkiyle “aynı güçte” anlamına gelir. No, ikinci etkinin daha zayıf olduğu fikrini reddeder; bu nedenle ifade eşit güç vurgusu yapar. Tekrar kullanılabilen no less + sıfat/zarf kalıbı, bir şeyi daha önce belirtilen veya bağlamdan açıkça anlaşılan bir ölçütle karşılaştırır. Burada aşırı mesafe, sadakate konuşulan diğer tehlike kadar güçlü zarar verebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, kötü iletişimin bir projenin sonucunu kötü planlama kadar güçlü biçimde etkileyebileceğini söylüyor?

  1. Poor planning can shape a project's outcome, and poor communication can do so not as powerfully.
  2. Poor planning can shape a project's outcome, and poor communication can do so no less powerfully.
  3. Poor planning can shape a project's outcome, and poor communication can do so less powerfully.
Cevabı göster

Poor planning can shape a project's outcome, and poor communication can do so no less powerfully.

The distance reads like constant rejection. Kelime

1:45

Mesafe, sürekli bir reddedilme gibi algılanır.

Kelime

reads like: bir yorum veya izlenim ifade etmek

Burada reads like, “... izlenimi veriyor” ya da “... olarak yorumlanabilir” demektir. Özne olan distance yorumlanan şeydir; constant rejection ise bu mesafenin iletiyor gibi göründüğü mesajdır. Burada gerçek anlamda bir okuma yoktur. Başka durumlara aktarılabilen kalıp X reads like Y şeklindedir. Sözcüklerin, kanıtların, davranışların veya bir durumun yarattığı izlenimi açıklamak için kullanılır.

Alıştırma

“The distance reads like constant rejection.” cümlesinde reads like neyi ifade ediyor?

  1. Reddedilme nedeniyle fiziksel mesafe kısalıyor.
  2. Aradaki mesafe, reddedilmeyle ilgili bir mesajı gerçekten okuyor.
  3. Aradaki mesafe, sürekli reddedilme izlenimi veriyor.
Cevabı göster

Aradaki mesafe, sürekli reddedilme izlenimi veriyor.

When we try to touch the partner,

1:47

Partnerimize dokunmaya çalıştığımızda,

they move away or sigh.

1:49

uzaklaşır veya iç çekerler.

When we bring up something personal, Öbek fiiller

1:51

Kişisel bir konuyu açtığımızda,

they change the subject. Kalıp ifadeler

1:53

konuyu değiştirirler.

Öbek fiiller

bring up: bir konuyu gündeme getirmek

Bring up, “insanların tartışabilmesi için bir konuyu gündeme getirmek” anlamına gelen, ayrılabilen bir öbek fiildir. Örnekte something personal gündeme getirilen konudur; ifade bir nesneyi yukarı kaldırmak anlamına gelmez. Nesne bir isim öbeğiyse hem bring up the issue hem de bring the issue up kullanılabilir. Nesne bir zamirse onu fiil ile parçacığın arasına koyun: bring it up denir, bring up it denmez.

Alıştırma

Bring up ifadesinin iki parçasıyla cümleyi tamamlayın ve zamiri doğru yere koyun: Maya wants to ____ it ____ at the meeting.

Cevabı göster

bring · up

Kalıp ifadeler

change the subject: başka bir konuya geçmek

Change the subject, mevcut konu hakkında konuşmayı bırakıp başka bir konuya geçmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada subject, konuşmanın konusu demektir. Bu cümlede konu, kişisel bir şey gündeme geldiğinde değiştiriliyor. Bu nedenle sıradan bir geçişten çok, samimi bir konuşmadan kasıtlı olarak kaçınma anlamı taşır.

Alıştırma

Cümleyi change the subject ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When Lena was asked why she left the job, she ____ and started talking about the weather.

Cevabı göster

changed the subject

We may end up having an affair Öbek fiiller

1:54

Sonunda bir sadakatsizlik yaşayabiliriz;

not because we don't love the partner anymore, Dilbilgisi

1:56

bunun nedeni partnerimizi artık sevmememiz değil,

but precisely because we do.

1:59

tam tersine onu sevmemizdir.

Öbek fiiller

end up having içindeki end up + -ing

End up + -ing, bir eylemi veya durumu bir sürecin sonunda ulaşılan sonuç olarak sunar; bu sonuç çoğu zaman başlangıçta planlanmamıştır. Having, end up sonrasında kullanılan bir isim-fiildir, mastar değildir. Burada may, sonucun kesin değil, mümkün olduğunu gösterir: kişi sonunda bir kaçamak yaşayabilir. İfade sonucu verirken not because ... but precisely because ... şaşırtıcı nedeni açıklar.

Alıştırma

Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zaman biçimi ve walk fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The buses had stopped, so we ____ home.

Cevabı göster

ended up walking

Dilbilgisi

not because ... but precisely because: gerçek nedeni düzeltip vurgulamak

not because X, but precisely because Y kalıbı, açıklama olarak X’i reddeder ve onun yerine Y’yi koyar. Precisely tam olarak anlamına gelir; düzeltmeyi daha güçlü kılar ve Y’nin şaşırtıcı ya da beklenenin tersi olduğunu vurgular. Burada do, önceki love the partner ifadesinin yerine geçer; bu nedenle because we do, because we do love the partner anlamındadır. Yapı sevginin bittiğini söylemez; hâlâ seviyor olmayı vurgulanan gerçek neden olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi nedeni güçlü biçimde düzelten kalıpla tamamlayın: He criticized the plan ____ he wanted it to fail, ____ he wanted it to succeed.

Cevabı göster

not because · but precisely because

And yet the distance they appear to be imposing on us Kalıp ifadeler

2:01

Yine de bize karşı ilgisizlikleri yoluyla

through their lack of engagement

2:04

dayatıyor gibi göründükleri mesafe

feels unendurable and humiliating.

2:05

dayanılmaz ve aşağılayıcı hissettirir.

Kalıp ifadeler

distance they appear to be imposing on us: impose something on someone kalıbı

Burada distance duygusal uzaklık anlamındadır. Dayatılan şey budur; ilgi cümleciği distance that they appear to be imposing on us şeklinde genişletilebilir. impose something on someone kalıbı, birine seçmediği bir kuralı, maliyeti, yükü veya koşulu kabul ettirmek ya da buna katlanmasını sağlamak anlamına gelir. Bu ifade olumsuz bir değerlendirme taşır. Appear to be, eylemi doğrulanmış bir gerçek olarak değil, konuşanın yorumu olarak sunar. Diğer kişilerin bu mesafeyi kasıtlı olarak oluşturduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi impose something on someone kalıbıyla tamamlayın: The new policy appears to be ____ an unfair burden ____ part-time workers.

Cevabı göster

imposing · on

It's the final irony that if caught, Anlatım akışı

2:08

Yakalanırsak yaşanacak en büyük ironi şudur:

we'll be accused of not caring

2:11

Umursamamakla suçlanacağız,

when it was caring too much Dilbilgisi

2:13

oysa aslında bu tüm bu yanlış maceraya ilham veren şey,

that might have inspired the whole mistaken escapade.

2:15

çok fazla umursamak olabilir.

Anlatım akışı

It's the final irony that ... ile kapanış çelişkisini sunmak

“It's the final irony that ...” kalıbı, yazarın önceki karmaşalardan sonra kapanış niteliğindeki bir çelişkiyi adlandıracağını bildirir. that ile başlayan yan cümle ironik sonucu verir; final ise bunu savın son dönüm noktası olarak düzenler. Burada beklenen yargı ile öne sürülen neden birbirinin tersidir: umursamamakla suçlanabilirler, ancak bu yanlış macerayı başlatan şey fazlasıyla önemsemeleri olabilir. Buradaki irony, alaycı bir tondan değil, durumdaki anlamlı bir uyuşmazlıktan söz eder.

Alıştırma

Önceki birkaç karmaşadan sonra bir çelişkiyi son dönüm noktası olarak en iyi hangi başlangıç sunar?

  1. It's ironic that ...
  2. It's unfortunate that ...
  3. It's the final irony that ...
Cevabı göster

It's the final irony that ...

Dilbilgisi

it was caring too much that might have inspired yapısında odak

“it was X that ...” kalıbında it ve that bir it-cleft vurgu yapısı kurar ve X odağa yerleştirilir. Burada X, caring too much ifadesidir; dolayısıyla cümle bunu maceranın olası nedeni olarak özellikle öne çıkarır. It belirli bir şeye gönderme yapmaz. Temeldeki önerme “caring too much might have inspired the escapade” şeklindedir. Might have inspired, nedeni geçmişe ilişkin belirsiz bir olasılık olarak sunar. Vurgu yapısı neden üzerindeki odağı güçlendirir, iddianın kesinliğini değil.

Alıştırma

“It was caring too much that might have inspired the whole mistaken escapade,” cümlesinde it-cleft yapısı neyi vurgular?

  1. olası neden olarak “caring too much”
  2. kesin bir neden olarak “the whole mistaken escapade”
  3. “it” sözcüğünün gönderme yaptığı belirli bir şey
Cevabı göster

olası neden olarak “caring too much”

Tragically, two people almost never enter a relationship

2:18

Ne yazık ki, iki insan bir ilişkiye neredeyse hiçbir zaman

with the same needs for distance and closeness.

2:22

aynı mesafe ve yakınlık ihtiyaçlarıyla girmez.

That's why in every couple,

2:25

İşte bu yüzden her çiftte,

we hear the accusation that one person is too clingy Kelime

2:26

birinin çok yapışkan,

and another is too cold.

2:30

diğerinin ise çok soğuk olduğu suçlamasını duyarız.

Kelime

too clingy ... too cold: eleştirel ilişki etiketleri

Burada clingy, fazla yakınlık, ilgi ya da güvence istediği düşünülen birini anlatır. Cold ise yeterince sıcaklık veya duygusal açıklık göstermediği düşünülen birini anlatır. İki sözcük de fiziksel olarak yapışmaktan veya düşük sıcaklıktan söz etmez. one person is too X and another is too Y yapısı, eleştirilen iki uç davranışı karşı karşıya getirir. Bu etiketler, tarafların rahat ettiği yakınlık mesafesini bir kusur gibi gösterir; dolayısıyla tarafsız bir olgudan çok konuşanın olumsuz yargısını yansıtır.

Alıştırma

Şu cümledeki iki etiketi en iyi hangi yorum açıklar: “Lena calls Sam clingy, while Sam calls Lena cold”?

  1. “Clingy” aşırı yakınlık ihtiyacını, “cold” ise duygusal sıcaklık eksikliğini eleştirir.
  2. İki sözcük de farklı iletişim tarzlarının tarafsız tanımlarıdır.
  3. “Clingy” fiziksel olarak yapışkan olmak, “cold” ise vücut sıcaklığının düşük olması demektir.
Cevabı göster

“Clingy” aşırı yakınlık ihtiyacını, “cold” ise duygusal sıcaklık eksikliğini eleştirir.

These are unhelpfully vicious words

2:32

Bunlar, aslında özünde sadece

for what are at heart Deyimler

2:34

aşkta kendini rahat hissetmenin iki farklı yolu olan şeyler için

just two different ways of feeling comfortable in love.

2:35

söylenen faydasız ve acımasız kelimelerdir.

Deyimler

at heart: görünüşün altındaki temel gerçek

At heart, “temelde” veya “yüzeyde görünenin ötesine bakıldığında” anlamına gelir. Burada sert etiketleri yeniden yorumlar: Eleştirilerin altında, durum sadece aşkta kendini rahat hissetmenin iki farklı biçiminden ibarettir. Bu ifade, bir kişinin temel karakterini veya bir durumdaki ana meseleyi belirtebilir. Fiziksel olarak kalbin içinde anlamına gelmez ve yalnızca emotionally sözcüğünün başka bir karşılığı değildir.

Alıştırma

Cümleyi “temelde” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The disagreement looks technical, but it is ____ a question of trust.

Cevabı göster

at heart

It's therefore an early imperative in any relationship

2:39

Bu nedenle, herhangi bir ilişkide erkenden yapılması gereken bir zorunluluk,

to work out what the relative needs for distance Öbek fiiller

2:42

mesafeye ve yakınlığa yönelik göreceli ihtiyaçların

and closeness actually are.

2:45

gerçekte ne olduğunu çözmektir.

Öbek fiiller

work out + dolaylı soru

Burada work out, “düşünerek, konuşarak veya analiz ederek belirlemek ya da anlamak” demektir. İlişkideki ihtiyaçlar henüz net değildir; bu yüzden açıklığa kavuşturulmaları gerekir. Nesnesi what the relative needs for distance and closeness actually are dolaylı soru cümlesidir. Standart dolaylı sorularda what'tan sonra düz cümle söz dizimi kullanılır: the needs ... are; are the needs değil. Bu cümlede work out “egzersiz yapmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede work out, “düşünerek veya konuşarak bir yanıt belirlemek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Luckily, the delay worked out well in the end.
  2. We need to work out what the problem is.
  3. I work out at the gym before breakfast.
Cevabı göster

We need to work out what the problem is.

To air the disjuncture, Notlar

2:47

Bu uyuşmazlığı dile getirmek,

Kelime

To air the disjuncture: uyumsuzluğu açıkça gündeme getirmek

Amaç bildiren bu ifadede air, “bir konuyu açık tartışmaya taşımak” anlamında bir fiildir. Disjuncture, uyumsuzluk veya örtüşmeme durumunu anlatan resmî bir isimdir; burada iki kişinin mesafe ve yakınlık ihtiyaçları arasındaki farkı belirtir. Bu nedenle To air the disjuncture, “bu uyumsuzluğu tartışılabilmesi için açıkça dile getirmek amacıyla” demektir. the, daha önce anlatılmış belirli bir uyumsuzluğa gönderme yapar; to ile kurulan mastar da normalde bir ana cümleye bağlanır.

Alıştırma

Bu bağlamda To air the disjuncture ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. Uyumsuzluğu herkesten gizlemek.
  2. Uyumsuzluğu açık tartışmaya taşımak.
  3. Uyumsuzluğun içinden temiz hava geçirmek.
Cevabı göster

Uyumsuzluğu açık tartışmaya taşımak.

not to get angry about it,

2:49

buna sinirlenmemek,

and mutually and with good humor

2:50

ve karşılıklı olarak ve iyi bir mizah anlayışıyla

to apologize for one's distinctive contribution to it.

2:52

kişinin buna kendi karakteristik katkısından dolayı özür dilemesidir.

Anlatım akışı

To air ..., not to get angry ... ve to apologize ... ile paralel yapı

Üç to mastar öbeği tek bir paralel liste oluşturur: to air..., not to get... ve to apologize.... Her öbek aynı dil bilgisel düzeyde bir eylemi belirtir. Böylece dinleyici bunları, yan ayrıntıları olan tek bir ana eylem olarak değil, eş düzeyde üç öneri olarak algılar. Mutually and with good humor özrün nasıl dileneceğini açıklar; dördüncü bir eylem eklemez. Olumsuz eylem için not to kullanılması da dahil olmak üzere to sözcüğünün tekrarlanması, uzun listeyi netleştirir ve bilinçli bir ritim yaratır.

Alıştırma

Hangi cümle örnektekiyle aynı açık ve paralel to mastar yapısını kullanıyor?

  1. To name the problem, not blaming each other, and looking for a solution.
  2. Naming the problem, not to blame each other, and to look for a solution.
  3. To name the problem, not to blame each other, and to look for a solution.
Cevabı göster

To name the problem, not to blame each other, and to look for a solution.

Only thus can we hope to ensure Dilbilgisi

2:56

Ancak bu şekilde şundan emin olmayı umabiliriz:

that the gap won't lead in an online chat

2:58

Bu boşluk çevrimiçi bir sohbette,

at a bar or at a conference

3:01

bir barda veya bir konferansta,

to a situation where only an affair

3:03

sadece sadakatsizliğin

feels like a plausible solution Kalıp ifadeler

3:05

mesafe ve yakınlık gibi can sıkıcı sorunlara

to the vexing problems of distance and closeness.

3:07

makul bir çözüm gibi geldiği bir duruma yol açmayacaktır.

Dilbilgisi

Only thus can we: başa alınan only zarf ögesinden sonra devriklik

only ile başlayan sınırlayıcı bir zarf ögesi cümlenin başına getirildiğinde, ana cümlede özne-yardımcı fiil devrikliği kullanılır. Burada Only thus, “yalnızca bu şekilde” demektir; bu nedenle we can sırası can we olur: Only thus can we hope.... Devriklik, that sonrasındaki yan cümleye değil ana cümleye aittir. Bu yapı, belirtilen yöntemi sonuca ulaşmanın gerekli yolu olarak vurgular.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için 'we did' ifadesinin devrik sırasını kullanın: Only after reading the full report ____ understand the decision.

Cevabı göster

did we

Kalıp ifadeler

a plausible solution to: makul görünüyor, ancak kanıtlanmış değil

a plausible solution to a problem ifadesinde plausible, 'bilinenlere dayanarak makul veya inandırıcı görünen' demektir. Yapı solution to + isim öbeği şeklindedir; to, çözülmek istenen sorunu belirtir. Bu cümlede evlilik dışı ilişki, yalnızca ilgili kişilere makul gelebilecek bir yanıt olarak sunulur. Bu ifade onun doğru, ahlaki ya da etkili olduğunu söylemez; bu fikre eleştirel bir mesafe koyar.

Alıştırma

Bir yönetici, bir fikrin makul göründüğünü ancak henüz test edilmediğini düşünüyor. a plausible solution to the problem ne anlama gelir?

  1. Kendiliğinden ahlaki ve onaylanmış olan bir çözüm
  2. Makul görünen ancak işe yaradığı henüz kanıtlanmamış bir çözüm
  3. Etkili olduğu zaten kanıtlanmış bir çözüm
Cevabı göster

Makul görünen ancak işe yaradığı henüz kanıtlanmamış bir çözüm