Güç ve Kas Gelişiminin Bilimsel Sırrı: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Miyostatin kas gelişimini sınırlar; proteini engellemek hastalara yardım edebilir ancak kötüye kullanım riski de doğurabilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "how large a muscle can become." — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: gömülü cümlede how + sıfat yapısını tanıyıp ölçülebilir bir değişimin derecesini veya sınırını anlatın. 2. "a deletion of the gene GDF8," — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: deletion sözcüğünü sıradan silme değil, eksik DNA anlamındaki genetik bir terim olarak okuyun. 3. "a double-edged sword." — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bu mecazla tıbbi yararları ve ciddi riskleri birlikte getiren bir seçeneği teknoloji veya politika tartışmalarında anlatın.
Bu derste
We all have a fascination with muscles and strength, Kalıp ifadeler
0:00Hepimiz kaslara ve güce hayranlık duyarız,
have a fascination with: bir şeye büyük ilgi duymak
Have a fascination with, bir şeye karşı güçlü ve sürekli bir ilgi duymak anlamına gelir. Burada kaslar ve güç, insanların dikkatini yoğun biçimde çeken konular olarak sunulur; all ise bu ilgiyi genel bir insan eğilimi olarak gösterir. Yapı have + a fascination + with + isim veya -ing biçimidir. Have özneye göre değişir; örneğin she has a fascination with space denir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi güçlü ve sürekli bir ilgi anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Lena has ____ deep-sea animals.
Cevabı göster
a fascination with
whether we want to be stronger, feel better, or look like Superman.
0:02ister daha güçlü olmak, ister daha iyi hissetmek, ister Superman'e benzemek isteyelim.
And there are many proposed strategies and exercise regimens to get this done. Kalıp ifadeler
0:06Bunu başarmak için önerilen pek çok strateji ve egzersiz programı var.
get this done: bu işi tamamlamak
Get this done, bu işi tamamlamak veya bu hedefe ulaşmak anlamına gelir. This, bağlamdan zaten anlaşılan bir şeye gönderme yapar; burada genel olarak daha önce konuşulan fiziksel gelişim hedefine ulaşmayı belirtir. Get + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı, bir şeyi tamamlanmış duruma getirmeye odaklanır. Tek başına, işi başka bir kişinin yapacağını söylemez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi bu işi bitirmek anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We have only ten minutes left, so let's ____.
Cevabı göster
get this done
But what if I told you that it was out of your control Notlar
0:10Peki ya size bunun kontrolünüz dışında olduğunu
But what if I told you that ... ile şaşırtıcı bir iddiaya giriş yapmak
What if I told you that ... beklenmedik bir iddianın geleceğini haber veren varsayımsal ve retorik bir sorudur. Dinleyicinin durup sonraki fikri merak etmesini sağlar; normalde izin istemez veya evet-hayır cevabı gerektirmez. Buradaki But, beklenen düşünce akışından bir dönüşü gösterir. what if kalıbındaki geçmiş biçim told, varsayımsal bir mesafe yaratır; konuşanın bunu geçmişte zaten söylediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir sunumda konuşan kişi What if I told you that ... dediğinde genellikle ne yapar?
- Dinleyiciden konuşmaya devam etmek için izin istemek
- Konuşanın geçmişte söylediği bir şeyi aktarmak
- Şaşırtıcı olabilecek bir iddiayı tanıtıp merak uyandırmak
Cevabı göster
Şaşırtıcı olabilecek bir iddiayı tanıtıp merak uyandırmak
Out of your control: etki alanınızın dışında
Out of your control, bir şeyin etkileme, yönetme veya karar verme gücünüzün ötesinde olduğu anlamına gelir. Buradaki out of, fiziksel bir yerden dışarı doğru hareketi değil, soyut bir sınırı anlatır. Bu cümlede ifade, kas geliştirme potansiyelini kişisel çabanın tamamen belirleyemeyeceği bir şey olarak sunar. İyelik sözcüğü kişi veya gruba göre değişebilir: out of my, her, or our control.
Alıştırma
'Etkileme gücümün ötesinde' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: I have submitted the application, but the final decision is ____.
Cevabı göster
out of my control
and that your genetics may be entirely holding you back? Öbek fiiller
0:13ve genetiğinizin sizi tamamen engelliyor olabileceğini söyleseydim?
holding you back: ilerlemeyi engellemek
holding you back ifadesinde hold ... back, “birinin ilerlemesini veya potansiyeline ulaşmasını engellemek” anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. Burada genetics sınırlayıcı bir güç gibi ele alınır; birini fiziksel olarak geriye çekmek kastedilmez. Sınırlanan kişi bir zamirle anlatıldığında zamir hold ile back arasına gelir: hold you back, hold me back, hold them back. Bu anlam için back gereklidir.
Alıştırma
“Katılmamı engellemek” anlamı için hold someone back ifadesinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: Fear is ____ from joining the school play.
Cevabı göster
holding me back
Conversely, what if there was a secret out there that could lead you to superhuman strength? Anlatım akışı
0:16Peki ya tam tersine, bir yerlerde size insanüstü güç kazandırabilecek bir sır olsaydı?
Conversely: ters ilişkiyi sunmak
Conversely, önceki düşüncenin tersi yönde olan veya önceki ilişkiyi tersine çeviren bir düşünceyi sunar. Önceki olasılık genetiğin sizi sınırlamasıydı; bu cümle ise genetiğin olağanüstü güç sağlayabileceği karşıt olasılığa geçer. Bu sözcük düşünceleri düzenler: Sonraki kısmı aynı sorunun ters yüzü olarak anlamak gerekir, aynı anda gerçekleşen yeni bir olay olarak değil.
Alıştırma
İkinci durumun birincinin tersi olduğunu gösteren geçiş ifadesini seçin: To turn the volume up, press the top button. _____, to turn it down, press the bottom button.
- Conversely
- For example
- Meanwhile
Cevabı göster
Conversely
Sure, it may seem obvious when you hear it,
0:24Elbette, bunu duyunca apaçık bir gerçek gibi gelebilir,
but your muscles are under the strict control of a protein called myostatin, Kalıp ifadeler
0:26ama kaslarınız miyostatin adlı bir proteinin sıkı denetimi altındadır
Under the strict control of: sıkı kontrolü altında olmak
Bu cümlede “under the strict control of,” miyostatinin kas büyümesini yakından düzenlediği anlamına gelir. Protein bilinçli biçimde kaslara emir vermez; biyolojik bir süreci sınırlar. “be under the strict control of + isim” kalıbı, bir şeyi sıkı biçimde kontrol eden kişiyi, kuralı, sistemi veya etkeni belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “tarafından sıkı biçimde düzenlenen” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The water level is ____ an automatic system.
Cevabı göster
under the strict control of
which determines exactly how large a muscle can become. Dilbilgisi
0:30ve bu protein bir kasın tam olarak ne kadar büyüyebileceğini belirler.
How large a muscle can become: gömülü yan cümle sırası
“How large a muscle can become,” “determines” sonrasında gelen gömülü bir yan cümledir. “Bir kasın ulaşabileceği en büyük boyut” anlamına gelir ve yan cümlenin tamamı “determines” fiilinin nesnesidir. How ile başlayan gömülü yan cümlede düz cümle sırasını kullanın: how + sıfat + özne + can + fiil. Doğrudan soruda olduğu gibi özne ile “can” sözcüğünün yerini değiştirmeyin.
Alıştırma
Doğru gömülü yan cümleyi seçin: The guide explains ____.
- how can deep the lake be
- how deep can the lake be
- how deep the lake can be
Cevabı göster
how deep the lake can be
depending on their myostatin levels: değişimin dayanağını eklemek
Depending on, “... tarafından belirlenen” veya “... göre değişen” anlamına gelir. Burada sondaki ifade, sınırın kişiden kişiye değişmesine yol açan etkeni, yani her kişinin miyostatin seviyesini belirtir. Ana cümleden sonra geldiği için depending on ... kısaltılmış bir ek açıklama işlevi görür. Sınırın değiştiği düşüncesinin tamamıyla bağlantılıdır; herkesin bilinçli olarak bir şeye “bel bağladığı” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir raporda “The waiting time changes depending on the number of customers.” yazıyor. depending on the number of customers hangi bilgiyi ekliyor?
- Müşterilerin yaptığı ayrı bir eylemi anlatır.
- Bekleme süresinin değişmesine yol açan etkeni belirtir.
- Müşterileri bekletmenin amacını belirtir.
Cevabı göster
Bekleme süresinin değişmesine yol açan etkeni belirtir.
myostatin prevents any further growth. Kalıp ifadeler
0:38miyostatin daha fazla büyümesini engeller.
As a muscle reaches this limit: zaman bildiren As
Burada As bir zaman yan cümlesi başlatır; bir kas sınıra ulaşırken veya ulaştığında anlamına gelir. Bu yan cümle, miyostatinin daha fazla büyümeyi önlemesi olan ana olayın zamanını belirler. As aynı zamanda “çünkü” anlamına da gelebilir, ancak bu yorum burada sunulan ilişkiye uymaz. Cümle, ilk yan cümleyi açık bir neden olarak kullanmak yerine iki aşamayı zaman bakımından birbirine bağlar.
Alıştırma
As, özgün cümlede hangi ilişkiyi ifade ediyor?
- İlk olay ile ana olayı karşılaştırıp zıtlık kurar.
- Ana olay için açık bir neden verir.
- Ana olayın gerçekleştiği zamanı belirtir.
Cevabı göster
Ana olayın gerçekleştiği zamanı belirtir.
prevents any further growth: tüm ek büyümeyi engellemek
Burada prevents any further growth, kas sınırına ulaştıktan sonra ek büyümenin artık gerçekleşemeyeceği anlamına gelir. Growth bir isimdir; further o noktadan sonra daha fazla demektir ve any artık hiç büyüme olmayacağı anlamını güçlendirir.
Alıştırma
Çitin köpeğin yola koşmasını engellediğini anlatmak için prevent sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?
- The fence prevents the dog to run into the road.
- The fence prevents the dog from running into the road.
- The fence prevents from the dog running into the road.
Cevabı göster
The fence prevents the dog from running into the road.
But if the myostatin itself is limited or absent,
0:40Ancak miyostatinin kendisi sınırlı miktardaysa ya da hiç yoksa,
This phenomenon was first noticed in Belgian Blue cattle. Kültür
0:46Bu olgu ilk kez Belçika Mavisi sığırlarında fark edildi.
Bir ırk adı olarak Belgian Blue cattle
Belgian Blue cattle bir sığır ırkının adıdır. Bu cümlede özel ad, olgunun ilk gözlemlendiği gerçek grubu belirtir ve kas büyümesiyle ilgili açıklamaya somut bir örnek sağlar. Blue, ırkın sabit adının bir parçasıdır. Yalnızca mavi renkli sığırları tarif etmez.
Alıştırma
Örnek cümlede Belgian Blue ne anlama geliyor?
- Kas büyümesi için kullanılan bir ilacın adı
- Bir sığır ırkının adı
- Parlak mavi renkli sığırların tarifi
Cevabı göster
Bir sığır ırkının adı
These cows developed two to three times more muscle mass than a normal cow, Dilbilgisi
0:49Bu inekler normal bir ineğin iki ila üç katı kadar kas kütlesi geliştiriyordu,
Katlı karşılaştırmalarda two to three times more ... than
Bu cümlede two to three times, more muscle mass than a normal cow karşılaştırmasını niteler. Amaçlanan anlam, bu ineklerin normal bir ineğin yaklaşık iki ila üç katı kas kütlesine sahip olmasıdır; yalnızca iki veya üç birim fazla kasa sahip olmaları değildir. number + times + comparative + than kalıbı yaygındır, ancak times more sayısal açıdan belirsiz olabilir. Oranın açık olması gerektiğinde number + times + as much/many + noun + as kalıbı daha nettir.
Alıştırma
Cümleyi as much ... as karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: The new tank holds three times ____ water ____ the old tank.
Cevabı göster
as much · as
which just so happens to create myostatin. Kalıp ifadeler
0:57tesadüf bu ya, miyostatini üreten de bu gendir.
Genetikte a deletion of the gene GDF8
Burada deletion bir genetik terimidir: GDF8’i oluşturması gereken DNA’nın bir kısmı veya tamamı eksiktir. a deletion of the gene GDF8 isim öbeği genetik bir değişikliği ya da durumu adlandırır; bir kişinin kasıtlı olarak bir şeyi sildiği anlamına gelmez. GDF8 cümlede adı geçen gendir, myostatin ise bu genle ilişkili proteindir. Gen, genetik bilgidir; vücudun üretmesine yardımcı olduğu proteinle aynı şey değildir.
Alıştırma
Cümlede a deletion of the gene GDF8 ne anlama gelir?
- GDF8 genetik materyalinin bir kısmı veya tamamı eksiktir.
- Birisi GDF8 adlı bir bilgisayar dosyasını sildi.
- GDF8 geni ile myostatin proteini aynı şeydir.
Cevabı göster
GDF8 genetik materyalinin bir kısmı veya tamamı eksiktir.
just so happens to: şaşırtıcı bir bağlantıyı vurgulamak
just so happens to + fiilin yalın hâli, rastlantı gibi görünen ama beklenmedik biçimde önemli ya da ilgili olan bir gerçeği sunar. just vurgu katar; so burada kalıbın bir parçasıdır ve “bu nedenle” anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, miyostatinle olan bağlantıyı önemsiz bir tesadüf değil, dikkat çekici bir keşif gibi gösterir. Şaşırtıcı bir bağlantıyı öne çıkarmak için bu kalıbı kullanabilirsin.
Alıştırma
İkinci gerçeği şaşırtıcı bir tesadüf olarak sunan ifadeyi seç: The person who found my wallet _____ work in my building.
- is likely to
- is required to
- just so happens to
Cevabı göster
just so happens to
As a result, without any exercise or special diet,
1:00Sonuç olarak, hiçbir egzersiz yapmadan veya özel bir diyet uygulamadan
and even a few cases of human babies lacking the GDF8 gene. Dilbilgisi
1:08hatta GDF8 geni olmayan birkaç bebekte bile benzer durumlar görülmüştür.
have been documented in: resmî kayıtlara işaret etmek
have been documented in, present perfect zamanında edilgen bir yapıdır. Vakaların resmî olarak kaydedildiğini ve bu kayıtların bugün bilinenlerle ilgili olduğunu söyler. Edilgen yapı, kaydı yapan kişiye değil vakalara odaklanır. Burada in, vakaların bulunduğu hayvanları veya grupları belirtir. Bu ifade, vakaların yalnızca have been seen olduğunu söylemekten daha çok kanıt ve kayıt odaklıdır.
Alıştırma
Bir araştırma incelemesi, izlenebilir yazılı kayıtlar buluyor. Hangi cümle bu kanıta en iyi uyar?
- Similar cases have been observed in patients at three clinics.
- Similar cases have been reported in patients at three clinics.
- Similar cases have been documented in patients at three clinics.
Cevabı göster
Similar cases have been documented in patients at three clinics.
babies lacking the GDF8 gene: kısaltılmış ilgi yan tümcesi
babies lacking the GDF8 gene ifadesinde lacking the GDF8 gene, babies sözcüğünden sonra gelen bir şimdiki zaman ortaç yan tümcesidir. Hangi bebeklerin kastedildiğini belirtir ve babies who lack the GDF8 gene biçiminde açılabilir. Burada lacking, bu gene sahip olmama durumunu anlatır. Bebeklerin geni kaybetme sürecinde olduğu anlamına gelmez. Bu kısaltılmış yapı, kısa ve yoğun bilimsel ya da bilgilendirici anlatımlarda yaygındır.
Alıştırma
Hangi seçenek babies lacking the GDF8 gene ifadesini tam bir ilgi yan tümcesine doğru biçimde dönüştürür?
- babies who lack the GDF8 gene
- babies whom the GDF8 gene lacks
- babies who are losing the GDF8 gene
Cevabı göster
babies who lack the GDF8 gene
These findings have helped scientists understand why some people bulk up easily, Öbek fiiller
1:13Bu bulgular, bilim insanlarının bazı insanların neden kolayca kaslandığını,
while others struggle to. Dilbilgisi
1:16bazılarınınsa neden zorlandığını anlamasına yardımcı oldu.
bulk up: irileşmek ve kaslanmak
Bu cümlede bulk up, özellikle kas kazanarak fiziksel olarak büyümek ve irileşmek anlamına gelir. struggle to ile kurulan karşıtlık, bazı insanların bu değişimi kolayca gerçekleştirirken bazılarının zorlandığını gösterir. Bulk up burada geçişsiz bir öbek fiildir: people bulk up. Başka bağlamlarda bulk something up, bir şeyin boyutunu, hacmini veya içeriğini artırmak anlamına gelebilir; ancak bu cümlede sporla ilgili anlam kullanılmıştır.
Alıştırma
Cümleyi, bulk sözcüğüyle kurulan ve “kas kazanarak irileşmek” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: For the role, the actor followed a strength program to ____ before filming.
Cevabı göster
bulk up
while others struggle to: tekrarlanan mastarın eksiltilmesi
While burada some people ile others arasında karşıtlık kurar. Sondaki to, eksiltmeden sonra kalan mastar işaretidir. Daha önce geçen bulk up ifadesinin yerini tutar; bu yüzden tam anlam while others struggle to bulk up şeklindedir. Dinleyen kişi eylemi bağlamdan kolayca çıkarabiliyorsa İngilizcede tekrarlanan mastar bölümü atılabilir. Cümle yarım değildir.
Alıştırma
Cümlede, sondaki to sözcüğünden sonra hangi eylem anlaşılmaktadır?
- understand why
- bulk up
- help scientists
Cevabı göster
bulk up
Lower levels of myostatin equals more muscle mass. Dilbilgisi
1:18Miyostatin düzeyi düştükçe kas kütlesi artar.
Lower levels of myostatin equal: fiilin çoğul özneyle uyumu
Lower levels of myostatin öznesinin temel ismi çoğul levels sözcüğüdür. Of myostatin yalnızca hangi seviyelerden söz edildiğini açıklar; fiile daha yakın olan tekil myostatin ismi fiilin biçimini belirlemez. Standart İngilizcede geniş zamandaki çoğul özne, -s almayan equal biçimini kullanır: Lower levels of myostatin equal more muscle mass. Orijinal cümledeki equals, özne-fiil uyumuyla ilgili bir konuşma hatasıdır ve örnek alınmamalıdır.
Alıştırma
Cümleyi equal fiilinin standart geniş zaman biçimiyle tamamlayın: Lower levels of myostatin ____ more muscle mass.
Cevabı göster
equal
In fact, some studies have even shown that many champion bodybuilders Kalıp ifadeler
1:21Hatta bazı araştırmalar, birçok şampiyon vücut geliştiricinin
have naturally lower levels or even entire deletions of the myostatin gene.
1:24doğal olarak daha düşük miyostatin düzeylerine sahip olduğunu, hatta miyostatin genlerinin bütünüyle eksik olabildiğini göstermiştir.
studies have even shown that: beklenmedik araştırma kanıtlarını aktarmak
studies have shown that yapısında studies dil bilgisel öznedir, have shown present perfect biçiminde bir bildirme fiilidir ve that araştırma bulgusunu başlatır. Buradaki shown, bir şeyin izleyiciye gösterilmesi değil, kanıtların bir sonuca işaret etmesi anlamındadır. Even vurgu ekler: araştırmanın ulaştığı sonuç beklenenden daha şaşırtıcı veya daha güçlü olabilir. İfadenin tamamı, ardından gelen iddiayı araştırmaya dayalı kanıt olarak sunar; ancak çalışmaların ne kadar güçlü olduğunu tek başına göstermez.
Alıştırma
Cümleyi, araştırma kanıtı bildiren ve şaşırtıcı sonucu vurgulayan dersteki ifadeyle tamamlayın: Several studies ____ brief walks can improve concentration.
Cevabı göster
have even shown that
If you look at somebody like Arnold Schwarzenegger,
1:29Arnold Schwarzenegger gibi birine bakarsanız,
as a teen, he just looks naturally muscular.
1:32daha ergenlik çağındayken bile doğal olarak kaslı göründüğünü fark edersiniz.
more to genetics than to training or drug use.
1:38antrenman ya da ilaç kullanımından çok genetiğine borçludur.
As such, ile ihtiyatlı bir sonuç belirtmek
Bu cümlenin başındaki As such, önceki gözleme gönderme yapar ve dinleyiciye yeni yan cümleyi bir sonuç ya da çıkarım olarak yorumlamasını söyler. Savı düzenler: önce kanıt, ardından sonuç gelir. Tek başına yeni bir olgu eklemez. Perhaps sonucu ihtiyatlı hâle getirir; böylece konuşan kişi bunun kanıtlandığını iddia etmek yerine, kanıtlardan neyin çıkabileceğini öne sürer. Başka bağlamlarda as such, o rol veya biçimde anlamına gelebilir; ancak buradaki işlevi bu değildir.
Alıştırma
İhtiyatlı sonucu en uygun biçimde başlatan ifadeyi seçin: The museum is closed for repairs. ___, perhaps we should visit the park instead.
- In other words
- For example
- As such
Cevabı göster
As such
owe their success more to A than to B: başarıyı B'den çok A'ya bağlamak
Burada owe their success to, “bir şeyi başarılarının nedeni olarak görmek” anlamına gelir; “borcu olmak” anlamında değildir. Özne many champion bodybuilders, sonuç their success ve öne sürülen nedenlerden biri genetics'tir. owe + sonuç + more to A than to B kalıbı, A'nın sonuca B'den daha fazla katkıda bulunduğunu belirtir. more to genetics than to training or drug use örneğinde olduğu gibi iki tarafta da to kullanmak nedenleri paralel tutar ve karşılaştırmayı netleştirir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki nedensel karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: The restaurant owes its popularity ____ friendly service ____ its location.
Cevabı göster
more to · than to
Eventually, it may be possible to develop drugs which deplete or block myostatin. Dilbilgisi
1:41Günün birinde miyostatini azaltan veya engelleyen ilaçlar geliştirmek mümkün olabilir.
it may be possible to + fiil: olasılığı temkinli biçimde ifade etmek
it may be possible to develop drugs ifadesinde it, belirli bir şeyi göstermeyen biçimsel öznedir. Asıl içerik to'dan sonra gelir: develop drugs which deplete or block myostatin. May, ifadeyi kesin değil temkinli hâle getirir. Eventually ile birlikte bu yapı, hâlihazırda kullanılabilen bir tedaviyi değil, gelecekteki bir olasılığı sunar.
Alıştırma
Temkinli ve kişisiz tahmini dersteki ifadeyle tamamlayın: With further research, ____ detect the disease much earlier.
Cevabı göster
it may be possible to
a double-edged sword: faydalar ve riskler
Bu cümlede a double-edged sword, hem avantaj hem de tehlike doğurabilen bir şeyi anlatan bir deyimdir. Gerçek bir silahtan söz etmez ve söz konusu şeyin tamamen kötü olduğu anlamına gelmez. Bu imge, konuşanın bir ödünleşimi özetlemesine yardımcı olur: aynı gelişme bir kullanımda yarar sağlarken başka bir kullanımda zarar verebilir. İki etkinin gerçekleşme olasılığı veya ciddiyeti eşit olmak zorunda değildir.
Alıştırma
Bu cümlede a double-edged sword ne anlama geliyor?
- İki keskin kenarı olan gerçek bir silah
- Hem fayda hem zarar getirebilen bir şey
- Tamamen tehlikeli bir şey
Cevabı göster
Hem fayda hem zarar getirebilen bir şey
On the one hand, patients with muscular dystrophy or muscle loss from aging Anlatım akışı
1:47Bir yandan, kas distrofisi olan veya yaşlanma nedeniyle kas kaybı yaşayan hastalar
On the other hand, the potential for abuse as performance enhancers seems inevitable. Kelime
1:53Öte yandan, bunların performans artırıcı olarak kötüye kullanılması kaçınılmaz görünüyor.
On the one hand ... On the other hand: iki tarafı düzenlemek
On the one hand ve on the other hand, birbiriyle karşılaştırılan iki zıt değerlendirmeyi aynı çerçeveye yerleştiren eşleşmiş işaret ifadelerdir. İlki bir tarafı açar; ikincisi onu dengeleyen karşı tarafı belirtir. Burada ilk taraf olası bir tıbbi yarar, ikinci taraf ise kötüye kullanım riskidir. İfadeler düşünce akışını düzenler; kendi başlarına iyi taraf ve kötü taraf anlamına gelmezler. Bu nedenle iki tarafta da herhangi bir karşıt nokta bulunabilir.
Alıştırma
Eşleşmiş hand yapısını tamamlayın: ____, the new schedule gives families more flexibility. ____, it makes coordination harder.
Cevabı göster
On the one hand · On the other hand
Spor ve dopingle mücadele bağlamında performance enhancers
Performance enhancers, atletik veya fiziksel performansı geliştirmek için kullanılan maddeleri, yöntemleri ya da cihazları belirten çoğul bir birleşik isimdir. Bu cümlede, önceki ilaç tartışması anlamı sağlıklı kişilerin daha iyi performans göstermek için kötüye kullanabileceği ilaçlarla sınırlar. Bu adlandırma, belirli bir ilaç türünü veya kullanımın serbest olup olmadığını belirtmek yerine performansı artırma amacına odaklanır. Bu nedenle spor etiği, tıp ve dopingle mücadele tartışmalarında yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi atletik yeteneği geliştirmek için kullanılan bir şeyi belirten iki sözcüklü hedef kategori terimiyle tamamlayın: The supplement is being investigated as a possible ____.
Cevabı göster
performance enhancer
But the prospect of seeing a real-life human Hulk seems kind of cool. Notlar
1:58Ama gerçek hayatta Hulk gibi bir insan görme fikri kulağa epey havalı geliyor.
The prospect of seeing: prospect of + ulaç
The prospect of seeing, şimdiki zamandan bakıldığında gelecekte bir şeyi görme ihtimali anlamına gelir. Prospect, olayı beklenen bir durum olarak sunar; bu nedenle heyecan, umut veya endişe gibi bir tutum taşır. Burada kind of cool, ifadeye şakacı ve olumlu bir ton verir. the prospect of + isim veya ulaç yapısında of bir edattır. Bu nedenle seeing, mastar değil, isim gibi görev yapan -ing biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi prospect ve meet sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: The ____ the author excited the students.
Cevabı göster
prospect of meeting
Popüler kültür benzetmesi olarak “real-life human Hulk”
Hulk, devasa kasları ve insanüstü gücüyle tanınan kurgusal bir popüler kültür karakteridir. Birine real-life human Hulk demek, gerçek bir kişiyi bu tanıdık görüntüyle karşılaştırır; bilimsel bir insan türünün adını vermez. Real-life, kurgusal modeli gerçek dünyaya taşırken human, hayal edilen sonucun bir insan olacağını vurgular. Bu abartı, fikri canlı ve mizahi gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede “a real-life human Hulk” ne anlama geliyor?
- Resmî olarak Hulks adı verilen bilimsel bir insan kategorisi
- Kurgusal Hulk’ın inandırıcı bir resmi veya kostümü
- Aşırı gelişmiş kasları kurgusal Hulk’a benzeyen gerçek bir kişi
Cevabı göster
Aşırı gelişmiş kasları kurgusal Hulk’a benzeyen gerçek bir kişi
Gündelik bir yumuşatıcı olarak “kind of cool”
Kind of cool ifadesinde kind of, “biraz” veya “oldukça” anlamına gelen gündelik bir derece yumuşatıcısıdır. Cool kelimesinin gücünü azaltır; bu nedenle konuşan kişi yalnızca cool dediğinden daha az kesin konuşur. Burada yumuşatılmış övgü, yorumu rahat ve hafifçe eğlenen bir tonda da tutar. Kind of, cool sıfatını niteler; bir tür veya kategoriden söz etmez.
Alıştırma
İki sözcüklü gündelik bir yumuşatıcı eklemek için bu nottaki ifadeyi kullanın: The new ride looks ____ scary, but I want to try it.
Cevabı göster
kind of
Besides, should those who already have low levels of myostatin
2:03Ayrıca, miyostatin düzeyi zaten düşük olan kişilerin
be considered to have an unfair advantage? Dilbilgisi
2:06haksız bir avantaja sahip olduğu mu düşünülmeli?
be considered to have an unfair advantage: haksız bir avantaja sahip olduğu düşünülmek
be considered to have, consider someone to have something etken yapısının edilgen biçimidir. Öznenin bir şeye sahip olduğuna hükmedilmesi veya böyle değerlendirilmesi anlamına gelir. Özne değerlendirmeyi alır; değerlendirmeyi yapan kişi veya grup belirtilmez. Should ile kurulan bu soruda, bu kişilerin haksız bir avantaja sahip olduğuna hükmedilmesinin doğru olup olmadığı sorulur. Bu yapı, resmî bir tartışmada genel veya kaynağı belirtilmeyen bir değerlendirmeyi aktarmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
“Bir şeye sahip olduğuna hükmedilmek” anlamındaki edilgen yapıyla cümleyi tamamlayın: In this policy debate, should wealthy applicants ____ an unfair advantage?
Cevabı göster
be considered to have
It's hard to say: bunu söylemek zor
Burada It's hard to say, konu belirsiz veya karmaşık olduğu için güvenilir bir cevap ya da yargı vermenin zor olduğu anlamına gelir. It, tartışılmakta olan soruya gönderme yapar; say ise sözcükleri telaffuz etmek değil, cevap vermek anlamındadır. Bir cevap olarak kullanıldığında kesin bir iddiada bulunmadan konuyu açık bırakır. Dayanaksız bir tahminden veya keskin bir yes ya da no cevabından genellikle daha ölçülü ve nazik duyulur.
Alıştırma
Birden fazla etken söz konusu olduğu için cevabın belirsiz olduğunu en iyi hangi yanıt gösterir?
- The sentence is hard to pronounce.
- It's hard to say.
- I refuse to answer.
Cevabı göster
It's hard to say.
Regardless, be wary of anybody selling or promoting this unproven and unregulated treatment. Notlar
2:10Her hâlükârda, kanıtlanmamış ve düzenlemeye tabi olmayan bu tedaviyi satan ya da tanıtan herkese karşı dikkatli olun.
Be wary of: temkinli bir uyarıda bulunmak
Bu cümlede be wary of, “tetikte olmak ve dikkatli değerlendirmek” anlamına gelir. Tedaviyi satan veya tanıtan kişilerin güvenilir olmayabileceği konusunda dinleyeni uyarır. Kalıp be wary of + isim, zamir veya -ing biçimidir. Dikkatli olmayı ve kontrol etmeyi ister; bir şeyi otomatik olarak reddetmek ya da tamamen ondan kaçınmak anlamına gelmez.
Alıştırma
“Karşı temkinli olmak” anlamındaki ifadeyle uyarıyı tamamlayın: ____ messages that ask for your password.
Cevabı göster
Be wary of
Unproven and unregulated treatment: iki tür risk
Unproven, tedavinin işe yaradığını veya güvenli olduğunu gösterecek yeterli güvenilir kanıtın henüz bulunmadığı anlamına gelir. Tek başına, tedavinin etkisiz olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmez. Unregulated, tedavinin beklenen resmî gözetimden, kurallardan veya kalite kontrollerinden yoksun olduğu anlamına gelir. and ile bağlanan iki sıfat, aynı tedavi hakkındaki iki ayrı kaygıyı, yani kanıt ve düzenleme sorunlarını anlatır.
Alıştırma
Bir tedavinin işe yaradığı güçlü araştırmalarda gösterilmemiştir ve tedavi bir düzenleyici makamın gözetiminde değildir. Etkisizliğinin kanıtlandığını iddia etmeden her iki kaygıyı da hangi açıklama belirtir?
- an unproven and unregulated treatment
- a disproven but regulated treatment
- an approved and evidence-based treatment
Cevabı göster
an unproven and unregulated treatment
remember, this is the level that is optimal for your mechanical and metabolic efficiency.
2:19bunun mekanik ve metabolik verimliliğiniz için en uygun düzey olduğunu unutmayın.
At the end of the day: Sonucu belirtmek
Burada “At the end of the day”, “her şeyi değerlendirdikten sonra” veya “asıl önemli olan” anlamına gelir. Akşamı ya da belirli bir zamanı anlatmaz. Bu ifade, konuşanın karmaşık bir tartışmayı bitirip sonuca geçtiğini gösterir: Her insanın kendi bedeni için en uygun olan bir seviyesi vardır.
Alıştırma
“At the end of the day, Mia chose the safer plan,” cümlesindeki başlangıç ifadesi en doğal olarak neyi belirtir?
- Her şeyi değerlendirdikten sonra son karar budur.
- Karar akşam verildi.
- Plan bu geceye kadar bitirilmelidir.
Cevabı göster
Her şeyi değerlendirdikten sonra son karar budur.
With proper exercise and general health, you'll reach your own unique physiological peak. Kalıp ifadeler
2:24Doğru egzersiz ve genel olarak sağlıklı bir yaşamla kendinize özgü fizyolojik zirvenize ulaşabilirsiniz.
Kendine özgü fizyolojik zirvene ulaşmak
“Reach your own unique physiological peak” ifadesinde reach “ulaşmak”, peak ise bedenin gerçekçi olarak ulaşabileceği en iyi durum veya en yüksek seviye anlamındadır. Physiological, peak sözcüğünün dağ zirvesini ya da tek bir yarış sonucunu değil, bedenin işleyişini anlattığını belirtir. Yapı reach + isim şeklindedir; araya to gelmez: reach a peak, reach your goal. Own unique, mümkün olan en iyi seviyenin kişiden kişiye değişebileceğini vurgular.
Alıştırma
Egzersizin bir kişinin kendi bedeni için mümkün olan en iyi duruma ulaşmasına yardımcı olabileceğini hangi cümle doğal biçimde anlatır?
- With steady exercise, you can reach your own physiological peak.
- With steady exercise, you can reach to your own physiological peak.
- With steady exercise, you can reach at your own physiological peak.
Cevabı göster
With steady exercise, you can reach your own physiological peak.
And while you may not be destined to pack a punch like Superman, Notlar
2:29Superman gibi yumruk atmak kaderinizde olmayabilir,
be destined to + fiil
Be destined to + fiilin yalın hâli, gelecekteki bir sonucu sanki kader veya güçlü koşullar önceden belirlemiş gibi sunar. Genellikle gerçek bir kehanetten çok dramatik bir anlatım gibi duyulur. Bu cümlede may not iddiayı yumuşatır: kişi Superman gibi vurmak için doğuştan yazgılı veya donanımlı olmayabilir. Yapı be destined to do something biçimindedir; bu nedenle to sonrasında fiilin yalın hâli olan pack gelir.
Alıştırma
‘Görünüşe göre kaderinde olmak’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: From her first performance, it seemed she was ____ become a star.
Cevabı göster
destined to
Pack a punch: gerçek yumruk gücü ve mecaz etki
Pack a punch, “güçlü bir yumruk atmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki pack, “bir kabın içine koymak” anlamına gelmez; bütün ifade yumruğun gücünü anlatır. Ayrıca özellikle küçük bir şey için “şaşırtıcı derecede güçlü bir etki yaratmak” anlamında da sıkça kullanılır. Superman göndermesi fiziksel anlamı öne çıkarırken bilinen mecaz anlamı da hatırlatır ve eğlenceli bir kelime oyunu oluşturur.
Alıştırma
“That tiny speaker packs a punch,” cümlesinde packs a punch ne anlama gelir?
- Bir kutunun içinde saklanmaktadır.
- Hafif ve neredeyse fark edilmeyen bir ses çıkarır.
- Şaşırtıcı derecede güçlü bir etkisi vardır.
Cevabı göster
Şaşırtıcı derecede güçlü bir etkisi vardır.
you can push your own limits through training and hard work. Deyimler
2:32ama antrenman ve sıkı çalışmayla kendi sınırlarınızı zorlayabilirsiniz.
while you may not ... you can ...: sınırlamayı kabul edip olasılığı belirtmek
Burada while, ‘-iken’ değil, ‘-e rağmen’ veya ‘her ne kadar’ anlamındadır. while yan cümlesi olası bir sınırlamayı kabul eder: sıra dışı bir hedefe ulaşamayabilirsin. Ana cümle daha sonra you can ile gerçekçi bir olasılığa geçer. while you may not X, you can Y kalıbı savı dengeler: bir sınırı kabul eder ama yararlı bir eylemden vazgeçmez.
Alıştırma
İlk boşlukta while ile may not, ikinci boşlukta you can kullanın: ____ have every advantage, ____ still make real progress.
Cevabı göster
While you may not · you can
Push your own limits: kişisel kapasitenin sınırlarını zorlamak
Push your own limits, mevcut yeteneğinizin sınırını zorlamak ve öncekinden daha fazlasını yapmaya çalışmak demektir. Buradaki limits, fiziksel sınırlar değil, mecaz anlamdaki yetenek sınırlarıdır. Own, ölçütü kişisel hâle getirir: karşılaştırma başka birinin performansıyla değil, önceki kapasitenizle yapılır. İfade çabayla ilerlemeyi anlatır; her sınırın ortadan kalkacağını vadetmez.
Alıştırma
Cümleyi “kişinin mevcut yetenek sınırını zorlaması” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Instead of comparing herself with other runners, Ana trains to ____ a little each week.
Cevabı göster
push her own limits
But what if you could punch as hard as Superman?
2:35Peki ya Superman kadar sert yumruk atabilseydiniz?
Our friend Jake over at Vsauce3 has the answer to this smashing superhero question,
2:38Vsauce3'teki dostumuz Jake, ortalığı yıkan bu süper kahraman sorusunun yanıtını biliyor;
And if you want to know how much myostatin you have,
2:45Ve vücudunuzda ne kadar miyostatin olduğunu bilmek istiyorsanız,
there's only one real way to find out. Öbek fiiller
2:48bunu öğrenmenin gerçekten tek bir yolu var.
find out: bilgi öğrenmek
Bu cümlede find out, “cevabı keşfetmek veya öğrenmek” anlamına gelir. Konuşmacı, ne kadar miyostatinin olduğunu öğrenmenin yalnızca bir gerçek yolu bulunduğunu söylüyor. Öğrenilen şey bir gerçek, cevap, neden veya sonuç gibi bir bilgiyse find out kullanılır. find out why it happened örneğinde olduğu gibi ardından sık sık how, why, what veya whether ile başlayan bir soru içeriği gelir.
Alıştırma
“Cevabı öğrenmek” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: We need to ____ why the lights keep turning off.
Cevabı göster
find out
Get working: emir olarak get + -ing
Get working, “şimdi çalışmaya başla” anlamına gelen kısa ve enerjik bir emirdir. Bu bağlamda working, egzersize başlamayı veya kasları çalıştırmayı da anlatabilir; iş bulmak anlamına gelmez. get + -ing kalıbında get bir etkinliğin başlamasını belirtir, -ing biçimi ise etkinliğin ne olduğunu gösterir. Benzer emirler arasında Get moving ve Get talking bulunur.
Alıştırma
Bu emri get + work fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The break is over. ____.
Cevabı göster
Get working
This episode of AsapSCIENCE is supported by 23andMe. Kültür
2:52AsapSCIENCE'ın bu bölümü 23andMe tarafından desteklenmektedir.
Sponsorluk bildirimi olarak “is supported by 23andMe”
Medya bağlamında “is supported by 23andMe” bir sponsorluk bildirimidir: 23andMe bu bölümün hazırlanmasına yardımcı olan para veya başka kaynaklar sağlamıştır. Edilgen yapı odağı bölümde tutar ve sponsoru resmî, ölçülü bir şekilde tanıtır. Buradaki “supported”, duygusal teşvik anlamına gelmez. “episode”, “supported by” ve bir şirket adının birlikte kullanılması, yayın içeriğinden sponsor bilgilerine geçildiğini gösterir.
Alıştırma
“This episode is supported by 23andMe.” cümlesindeki “supported by” büyük olasılıkla neyi ifade eder?
- 23andMe bölümü duygusal olarak teşvik etti.
- 23andMe bölüm için sponsorluk veya kaynak sağladı.
- Bölüm, 23andMe'nin bütün iddialarını kamuoyu önünde onayladı.
Cevabı göster
23andMe bölüm için sponsorluk veya kaynak sağladı.
23andMe is a DNA analysis service that allows you to explore your own genes.
2:5523andMe, kendi genlerinizi keşfetmenize olanak tanıyan bir DNA analiz hizmetidir.
Whether you're interested in discovering your global origins Dilbilgisi
2:59İster dünya üzerindeki kökenlerinizi keşfetmek
or understanding your health and your risk for disease, Kalıp ifadeler
3:01ister sağlığınızı ve hastalık riskinizi anlamak isteyin,
risk for disease: kişinin hastalığa yatkınlığı
Bu sağlık bağlamında your risk for disease, bir hastalığa yakalanma olasılığınız veya yatkınlığınız demektir. Genler, yaş, çevre ya da alışkanlıklar gibi etkenlere dayanan bir olasılığı anlatır; hastalığın zaten mevcut olduğu anlamına gelmez. Kalıp someone's risk for + bir hastalık veya sağlık sorunu şeklindedir. Burada for, kişi için değerlendirilen riski söz konusu hastalıkla ilişkilendirir.
Alıştırma
Bir sağlık raporunda your risk for disease ne anlama gelir?
- Zaten bir hastalığınız olduğunun doğrulanması
- Şu anda yaşadığınız belirtilerin şiddeti
- Bir hastalığa yakalanma olasılığınız veya yatkınlığınız
Cevabı göster
Bir hastalığa yakalanma olasılığınız veya yatkınlığınız
İki alternatifte aynı sonuç için “Whether ... or ...”
“Whether A or B” iki alternatif durum sunar ve ana cümlenin sonucunun her iki durumda da geçerli olduğunu belirtir. Bu cümlede “be sure to check out...” önerisi iki ilgi alanından herhangi birine sahip kişiler için geçerlidir; dinleyici yalnızca birini seçmeye zorlanmaz. Her iki alternatif de “interested in” ifadesine bağlıdır ve “discovering...” ile “understanding....” gibi paralel -ing biçimleri kullanır. “Whether ... or ...” yapısının iki tarafını dil bilgisi bakımından paralel tutmak cümlenin anlaşılmasını kolaylaştırır.
Alıştırma
Önerinin her iki durumda da geçerli olduğunu gösteren iki İngilizce sözcükle cümleyi tamamlayın: “____ you study at home ____ at the library, take regular breaks.”
Cevabı göster
Whether · or
With the help of their DNA kits, connect to your past,
3:07DNA kitlerinin yardımıyla geçmişinizle bağ kurun,
learn about your present health, and potentially be part of future genetic research,
3:09bugünkü sağlığınız hakkında bilgi edinin ve gelecekteki genetik araştırmaların bir parçası olma fırsatı yakalayın;
And subscribe for more weekly science videos.
3:16Her hafta daha fazla bilim videosu izlemek için abone olun.