Karanlık Çağlarda Hayat Neden Berbattı: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video tanıtımı: Roma'nın çöküşünden sonra anlatı, parçalanmış iktidar, tarım, din, tıp, kent temizliği, hastalık ve hayatta kalma üzerinden Karanlık Çağ Britanyası'nı inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. more by name than fact. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: adı süren ama gerçek gücü neredeyse kalmayan bir kurumu anlatın. 2. may have been lost forever — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: geçmişteki olası bir sonuç için edilgen modal perfect yapısını tanıyın ve bu riski kesin kayıptan ayırın. 3. made it to — Phrasal verbler: güçlüklerden sonra bir yaşa, yere veya son tarihe ulaşmayı ifade edin; bunu nesne yapmak diye çevirmeyin.
Bu derste
The surviving Western Roman Empire is widely recognized as having fallen on the 4th of September, Dilbilgisi
0:00Hayatta kalan Batı Roma İmparatorluğu'nun yaygın olarak 4 Eylül'de yıkıldığı kabul edilir,
yaygın olarak yıkılmış kabul edilir
is widely recognized as having fallen edilgen yapısı, düşüşü konuşanın kişisel keşfi olarak değil, birçok kişi veya kaynağın kabul ettiği bir sonuç olarak sunar. Özne, düşen varlıktır; as'ten sonraki bölüm, tamamlanmış olayda bu öznenin durumunu açıklar. Having fallen, perfect anlam taşıyan bir -ing yan cümlesidir. Düşüşün tanınma veya değerlendirmeden önce gerçekleştiğini gösterir; bu nedenle imparatorluğun şu anda düşmekte olduğu anlamına gelmez. Bu yapı, tarihsel veya akademik bir iddiayı yerleşmiş bir görüş olarak sunmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hedef edilgen yapıyı tamamlayan İngilizce ifadeyi boşluğa yazın: The old kingdom ____ after the final battle.
Cevabı göster
is widely recognized as having fallen
when Flavius Odoacer deposed Romulus Augustulus and declared himself ruler of all Italy. Dilbilgisi
0:07Flavius Odoacer'in Romulus Augustulus'u tahttan indirip kendini tüm İtalya'nın hükümdarı ilan etmesiyle.
kendisini yönetici ilan etti
declared himself ruler ifadesinde özne hem ilanı yapan kişidir hem de statüsü değişen kişidir. Himself dönüşlü nesnedir; ruler ise yeni rolü adlandıran nesne tümlecidir. Yapı declare + oneself + rol şeklindedir. Bu nedenle ifade, onun bu rolü kendisi için alenen talep ettiği veya ilan ettiği anlamına gelir. İfade tek başına başka bir makamın onu yasal olarak atadığını söylemez; resmî üslubu tarihsel ya da siyasi anlatıma uygundur.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: “After the committee resigned, Lena declared herself chair” cümlesinde Lena, görevi kendisinin üstlendiğini kamuya açık biçimde ilan etmiştir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
However, Rome had been largely in collapse for at least a century prior,
0:12Ancak Roma, bundan en az bir yüzyıl öncesinden beri büyük ölçüde çöküş içindeydi
and by the time of the last Roman emperor in the west,
0:17ve batıdaki son Roma imparatoru döneminde,
more by name than fact: gerçekte değil, daha çok adıyla var olmak
Burada more by name than fact, Roma'nın resmî olarak hâlâ var olduğu veya hâlâ imparatorluk olarak adlandırıldığı, fakat etkili siyasi gerçekliğinden çok az şey kaldığı anlamına gelir. Name, ad veya resmî statüyü; fact ise gerçek durumu temsil eder. Daha genel olan more X than Y karşılaştırması, bir tanımın diğerinden daha doğru olduğunu gösterir. Bu kullanımda by name, Roma'nın hâlâ var olduğunun söylenebilmesini sağlayan şeyin adı olduğunu belirtir.
Alıştırma
“the committee existed more by name than fact” ne anlama gelir?
- Komitenin güvenilir gerçekleri vardı, ancak tanınmış bir adı yoktu.
- Komite daha etkili hâle geldikten sonra resmî adını değiştirdi.
- Komite resmî kimliğini koruyordu, ancak gerçek işlevi çok azdı.
Cevabı göster
Komite resmî kimliğini koruyordu, ancak gerçek işlevi çok azdı.
The collapse of Rome left a power vacuum across Europe, Kalıp ifadeler
0:22Roma'nın çöküşü, Avrupa genelinde bir güç boşluğu yaratarak
leave a power vacuum: iktidar boşluğu bırakmak
Leave a power vacuum, önceki otoritenin ortadan kalktığı ve hiçbir kişi ya da grubun onun yerini alacak kadar kontrole sahip olmadığı bir durum yaratmak veya geride bırakmak anlamına gelir. Vacuum burada mecazidir: fiziksel olarak boş bir alanı değil, etkili gücün yokluğunu ifade eder. event + left + result yapısında olay nedendir ve a power vacuum ortaya çıkan durumdur. Bu nedenle bu eşdizim, bir otoritenin düşüşü, geri çekilmesi, istifası veya zayıflamasından sonra ne olduğunu açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi leave a power vacuum ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The president resigned before a successor was chosen and ____.
Cevabı göster
left a power vacuum
launching the continent into centuries of continuous warfare and cultural stagnation known as the Dark Ages. Kalıp ifadeler
0:25kıtayı Karanlık Çağlar olarak bilinen yüzyıllar süren sürekli savaşlara ve kültürel durgunluğa sürükledi.
launching the continent into ...: launch + nesne + into + bir durum
“Launching the continent into ...”, iktidar boşluğunun sonucunu bildiren bir ortaç yan cümlesidir. Burada launch + nesne + into + durum veya dönem, “nesnenin aniden ve güçlü biçimde yeni bir duruma girmesine neden olmak” anlamına gelir. İktidar boşluğu neden, the continent etkilenen nesne, yüzyıllar süren savaş ve durgunluk ise ortaya çıkan dönemdir. Anlam mecazidir: hiçbir şey gerçekten ateşlenmez veya havaya fırlatılmaz. Launch, tarihsel değişimi ani ve geniş kapsamlı gösterir; bu nedenle yalnızca led to demekten daha güçlü ve dramatiktir.
Alıştırma
Cümleyi launch ... into yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The CEO's sudden resignation ____ the company ____ months of uncertainty.
Cevabı göster
launched · into
we're taking a look at what a day in the life of the Dark Ages was like in ancient England. Notlar
0:34eski İngiltere'de Karanlık Çağlarda bir günün nasıl geçtiğine bir göz atacağız.
taking a look at: incelenecek konuyu tanıtmak
“Taking a look at”, konuşmacının incelemek veya açıklamak üzere olduğu konuyu tanıtır. Her zaman gözle hızlıca bakmak anlamına gelmez; burada bir konuyu “araştırmak” veya “ele almak” demektir. At sözcüğünden sonra bir ad öbeği veya iç içe geçmiş bir soru gelebilir. Örnekte what a day in the life of the Dark Ages was like, incelenen sorudur.
Alıştırma
Cümleyi take a look at ifadesinin şimdiki zamanın süreklilik biçimiyle tamamlayın: Next, we're ____ the survey results.
Cevabı göster
taking a look at
Dolaylı soruda what ... was like
Burada what a day in the life of the Dark Ages was like, taking a look at ifadesinin nesnesidir. Tipik bir günün kimliğini ya da tanımını değil, nasıl bir gün olduğunu ve nasıl deneyimlendiğini anlatır. Bu, daha büyük bir cümlenin içine yerleştirilmiş dolaylı soru olduğu için düz cümle sırasını korur: a day in the life of the Dark Ages öznesi was sözcüğünden önce gelir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp, fiil + what + özne + be + like yapısıdır; tell me what the job is like buna örnektir.
Alıştırma
Cümleyi dolaylı what ... was like kalıbıyla tamamlayın: After her first week abroad, Mia told us ____ daily life there was ____.
Cevabı göster
what · like
Eski bir ad için as it was known back then
as it was known back then yan cümlesi, Britannia sözcüğüne bağlanan bir ara açıklamadır. Dinleyiciye, söz konusu dönemde England için Britannia adının kullanıldığını söyler; as burada bir neden değil, adlandırmaya ilişkin açıklama sunar. Back then, “o eski dönemde” anlamına gelir. Bağlamda daha önce belirlenmiş geçmiş bir döneme gönderme yapar ve fiziksel olarak o zamana dönmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Tarihî ara açıklamayı hedef ifadeyle tamamlayın: New York—or New Amsterdam, ____—was already a busy port.
Cevabı göster
as it was known back then
had been only partially conquered by the Romans,
0:42ilerlemelerini meşhur Hadrian Duvarı ile sınırlayan Romalılar tarafından
Hadrian's Wall: Bir Roma Sınırı
Hadrian's Wall, günümüz İngiltere'sinin kuzeyinden geçen bir Roma sınır tahkimatıdır. Bu cümlede kuzeye doğru ilerlemeyi sınırlayan önemli bir savunma hattını ifade eder; sıradan, yerel bir duvar değildir. Genellikle Roma Britanyası'nın kuzey sınırının simgesi sayılır, ancak İngiltere ile İskoçya arasındaki modern sınırla aynı değildir.
Alıştırma
Bu cümlede Hadrian's Wall neyi ifade ediyor?
- İngiltere ile İskoçya arasındaki modern sınır
- Bir Roma evinin çevresindeki küçük bir duvar
- İngiltere'nin kuzeyindeki büyük bir Roma sınır tahkimatı
Cevabı göster
İngiltere'nin kuzeyindeki büyük bir Roma sınır tahkimatı
The Romans never fully subjugated the local tribes.
0:47Romalılar, yerel kabileleri hiçbir zaman tam anlamıyla boyunduruk altına alamadılar.
Britannia became a lawless free-for-all land of opposing warlords and self-declared kings. Kelime
0:51Britanya, birbirine rakip savaş ağalarının ve kendi kendini kral ilan edenlerin herkesin kendi kurallarını koyduğu kanunsuz bir toprağa dönüştü.
lawless free-for-all: Kontrolsüz Çatışma
Bu cümlede lawless free-for-all, etkili kuralların bulunmadığı ve rakip liderlerin kontrol için yarışıp savaştığı bir yeri anlatır. Lawless, normal düzenin çöktüğü düşüncesini daha da güçlendirir. Free-for-all, birçok tarafın çok az sınırlamayla yer aldığı kaotik bir yarışma, tartışma veya kavga anlamına gelir. Burada free-for-all, land sözcüğünden önce niteleyici olarak kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, birçok tarafın yer aldığı kontrolsüz bir yarışma anlamındaki kısa çizgili isimle tamamlayın: After the referee left, the match became a ____.
Cevabı göster
free-for-all
their kingdoms and right to rule extended only so far as their soldiers could reach, Dilbilgisi
0:58krallıkları ve hükmetme hakları sadece askerlerinin ulaşabildiği yere kadar uzanıyordu
extended only so far as ... could reach: azami erişim sınırı koymak
Bu cümlede extended, fiziksel olarak uzatılmayı değil siyasi gücün erişim alanını anlatır. only so far as + yan cümle kalıbı azami bir sınır koyar: yönetme hakları, askerlerinin gerçekten ulaşabildiği yerlerin ötesine geçmiyordu. Bu kullanımda aynı kalıp kapsama, etki, yetki veya kaynaklara gerçek ya da mecazi sınırlar koyabilir. as sonrasındaki yan cümle, son noktayı neyin belirlediğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi, örnekteki kesin bir azami sınırı belirten dört kelimelik ifadeyle tamamlayın. On the remote island, medical support extends ____ the rescue boats can travel safely.
Cevabı göster
only so far as
would often find themselves forced to pay taxes and tribute to separate ruler who claimed their lands as their own. Dilbilgisi
1:05topraklarının kendilerine ait olduğunu iddia eden ayrı yöneticilere vergi ve haraç ödemeye zorlanırken bulurlardı kendilerini.
caught in the middle: karşıt taraflar arasında sıkışmak
Caught in the middle, iki veya daha fazla taraf arasındaki çatışmaya istemeden çekilmeyi anlatan bir deyimdir. Bu cümlede köylüler, iktidar için yarışan taraf kendileri olmadığı hâlde rakip hükümdarların baskısından ve eylemlerinden etkilenir. Buradaki middle mutlaka fiziksel bir konumu değil, taraflar arasındaki ilişkiyi anlatır. Birbiriyle çekişen kişiler veya gruplar üçüncü bir kişiden taleplerde bulunduğunda, onu suçladığında ya da başka şekilde zarara uğrattığında bu deyim kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Leah's parents are arguing, and each asks her to take their side. Leah is ____.
- unaware of the dispute
- taking one side voluntarily
- caught in the middle
Cevabı göster
caught in the middle
find themselves forced to: seçeneksiz bir durumda kalmak
Bu cümlede find, “aramak” anlamına gelmez. find + dönüşlü zamir + geçmiş zaman ortacı yapısı, kişinin çoğu zaman kendi seçmediği bir durumda kaldığını fark etmesini veya kendisini o durumda bulmasını anlatır. Burada themselves, peasants sözcüğüne gönderme yapar; forced onların durumunu, to pay ise yapmak zorunda oldukları eylemi belirtir. İfadenin tamamı, köylülerin sonunda ödeme yapmaktan başka seçenekleri kalmadığı anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi find + dönüşlü zamir + forced + to şeklindeki dört sözcüklü yapının geçmiş zamanıyla tamamlayın: When the bridge closed, the drivers ____ take a forty-mile detour.
Cevabı göster
found themselves forced to
and government services didn't consist of much more than armed soldiers coming by your door to demand taxes.
1:13ve hükümet hizmetleri, kapınıza gelip vergi talep eden silahlı askerlerden pek de fazlası değildi.
the entire European continent experienced an economic crash,
1:20tüm Avrupa kıtası bir ekonomik çöküş yaşadı
and major industries such as pottery making and construction all but disappeared overnight. Deyimler
1:24ve çömlek yapımı ile inşaat gibi büyük endüstriler neredeyse bir gecede yok oldu.
all but disappeared: tamamen değil, neredeyse kaybolmak
Burada all but, “neredeyse tamamen” veya “tam olmasına çok az kalmış” anlamına gelen bir zarf ifadesidir. disappeared fiilini niteler; dolayısıyla sektörler neredeyse yok olmuştur, ancak ifade çok küçük bir kalıntı veya istisna ihtimalini açık bırakır. Ortadan kaybolmanın kesinlikle tam olduğu anlamına gelmez. Değişimleri anlatırken all but + fiil, bir olayın tamamlanmaya son derece yaklaştığını vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle sinyalin neredeyse kaybolduğunu, ancak tamamen kaybolmamış olabileceğini anlatır?
- The signal completely disappeared in the tunnel.
- The signal all but disappeared in the tunnel.
- All signals but one disappeared in the tunnel.
Cevabı göster
The signal all but disappeared in the tunnel.
Without a strong centralized government to print coins and enforce monetary policy,
1:29Para basacak ve para politikasını uygulayacak güçlü bir merkezi hükümetin yokluğunda,
civilization across Europe returned back to bartering, Dilbilgisi
1:33Avrupa genelindeki medeniyet yeniden takas sistemine döndü
return back to bartering değil, return to bartering
Return zaten “geri dönmek” anlamına gelir; bu nedenle returned back to bartering ifadesindeki back aynı anlamı tekrarlar. Özenle düzenlenmiş standart İngilizcede returned to bartering denir. Başka durumlara aktarılabilen kalıplar return to + isim/-ing biçimi ve go back to + isim/-ing biçimidir. Burada bartering, para kullanmadan mal veya hizmetlerin doğrudan değiş tokuş edilmesi demektir.
Alıştırma
Return fiilini geçmiş zamanda kullanın ve back eklemeyin: After the storm, the town ____ using wells for water.
Cevabı göster
returned to
or even physical service in the lord's army.
1:39hatta lordun ordusunda fiziksel hizmet şeklinde toplanmaya başlandı.
in the form of: bir şeyin aldığı somut biçimi belirtmek
In the form of, bir şeyin aldığı somut biçimi, aracı veya türü belirtir. Bu cümlede vergiler yalnızca parayla değil, ticari mallar, yiyecekler veya kişisel hizmet yoluyla ödeniyordu. Kalıp in the form of + isim veya isim öbeğidir. Burada form, doldurulan bir belge değil, “biçim veya tür” anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle müzenin para yerine doğrudan kitapları bağış olarak kabul ettiğini ifade eder?
- The museum arranged the donations in the shape of a book.
- The museum accepted donations in the form of books.
- The museum recorded the donations on a form.
Cevabı göster
The museum accepted donations in the form of books.
Feudalism eventually began to take root in its most primitive form, Deyimler
1:42Feodalizm nihayetinde en ilkel haliyle kök salmaya başladı,
take root: giderek yerleşmek
Burada take root bir mecazdır: Bir bitkinin köklerinin toprağa tutunmaya başlaması gibi feodalizm de yerleşmeye başlar. Bu ifade, tamamlanmış veya ani bir değişimi değil, bir sürecin başlangıcını anlatır. Özne çoğunlukla bir fikir, sistem, gelenek, inanç veya alışkanlıktır. Bir şey take root ettiğinde insanlar ya da kurumlar onu kabul etmeye başlar ve o şey gelişebileceği sağlam bir temel kazanır.
Alıştırma
Cümleyi “yavaş yavaş yerleşmek” anlamındaki deyimle tamamlayın: The community garden was unpopular at first, but the idea eventually began to ____.
Cevabı göster
take root
with local lords granting parcels of land to favorite soldiers, Kalıp ifadeler
1:46yerel lordlar en sevdikleri askerlerine toprak parçaları bağışlıyordu,
grant parcels of land to someone: resmî tahsis kalıbı
Bu ifade grant + thing + to + recipient kalıbını izler: Yerel lordlar, verilen şey olan arazi parsellerini, alıcılar olan gözde askerlere resmî olarak vermiştir. Granting sözcüğü -ing biçimindedir, çünkü bu eylem önceki gelişime eşlik eder ve onu açıklar. A parcel of land, sınırları belirli bir arazi parçası veya bölümüdür. Burada parcel postayla gönderilen paket anlamına gelmez. Grant, veren kişinin mülk, hak, para veya izin verme yetkisine sahip olduğunu ima eder.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak grant + thing + to + recipient resmî kalıbıyla tamamlayın: The council voted to ____ the farming cooperative.
Cevabı göster
grant parcels of land to
as these elite soldiers of the era were much valued for their horses,
1:50çünkü dönemin bu seçkin askerleri atlarından dolayı çok değer görüyordu,
since trained warhorses became much rarer.
1:54zira eğitilmiş savaş atları çok daha nadir hale gelmişti.
açık veraset sırası
Bu cümlede clear lines of succession, bir tahtı veya liderlik makamını kimin ve hangi sırayla devralacağını gösteren açık ve kabul edilmiş düzen anlamına gelir. Clear, sıranın bilindiğini ve ciddi biçimde tartışmalı olmadığını belirtir; line ise fiziksel bir çizgiyi ya da yalnızca tek bir vârisi değil, sıralanmış kişi dizisini anlatır. there were often no clear lines of succession ifadesinde çoğul lines, bu tür veraset düzenlerini veya sistemlerini anlatır. Cümle, kimin görevi devralacağını belirleyen güvenilir bir kural bulunmadığını ve bu yüzden birden fazla kişinin hak iddia edebildiğini söyler.
Alıştırma
The constitution establishes a clear ____ for the presidency.
Cevabı göster
line of succession
prompting all-out war between the king's surviving family and other feuding nobles. Kalıp ifadeler
2:00ve bu durum, kralın hayatta kalan ailesi ile birbirine düşman olan diğer soylular arasında topyekûn savaşı tetikliyordu.
all-out war: topyekûn savaş
All-out war, tarafların ellerindeki neredeyse tüm güçleri kullandığı ve çatışmayı sınırlı tutmadığı, tam kapsamlı bir savaşı anlatan güçlü bir isim öbeğidir. All-out, war sözcüğünden önce gelerek savaşın yoğunluğunu ve kapsamını belirten birleşik bir sıfattır. Bu cümlede prompting all-out war, kralın hayatta kalan aile üyeleri ile rakip soylular arasında tam kapsamlı bir silahlı çatışmaya yol açmak demektir. Buradaki all-out, savaşa katılan herkesin dışarıda olduğu anlamına gelmez; çatışmanın ne kadar geniş ve yoğun olduğunu anlatır.
Alıştırma
Bir başlıkta 'The two companies began an all-out price war.' yazıyor. All-out size ne anlatıyor?
- Herkes şirketlerden ayrıldı.
- Yoğundu ve mevcut tüm çabayı içeriyordu.
- Fiyatlar hakkında küçük bir anlaşmazlıktı.
Cevabı göster
Yoğundu ve mevcut tüm çabayı içeriyordu.
Judaism and Islam competed with paganistic beliefs,
2:07Yahudilik ve İslam pagan inançlarıyla rekabet ediyordu,
but the young and still growing Christian faith quickly garnered support across the continent. Kalıp ifadeler
2:11ancak genç ve halen büyümekte olan Hıristiyanlık inancı tüm kıtada hızla destek topladı.
Garnered support: destek topladı
Garnered support, çoğu zaman belirli bir süre içinde “destek çekmeyi veya destek toplamayı başardı” anlamına gelir. Bu cümlede inanç yalnızca desteğe sahip değildi; kıta genelinde daha fazla destek kazandı. Kalıp garner + support şeklindedir. Garnered geçmiş zaman biçimidir, support ise biriktirilen şeydir.
Alıştırma
İki sözcüklü hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: garner fiilini geçmiş zamanda, support sözcüğünü de nesne olarak kullanın. After months of public meetings, the proposal finally ____ from local residents.
Cevabı göster
garnered support
The example of Jesus standing up to authoritarian Jewish elders in the New Testament resonated particularly well with peasants currently under the heel of brutal lords. Notlar
2:15İsa'nın Yeni Ahit'te otoriter Yahudi yaşlılarına karşı duruşu, o sırada acımasız lordların zulmü altındaki köylülerde özellikle iyi yankı buldu.
Standing up to: birine karşı koymak
Standing up to someone, baskıya veya yıldırmaya boyun eğmek yerine o kişiye direnmek ya da karşı koymak anlamına gelir. Burada İsa'nın güçlü ileri gelenlere meydan okumasını anlatır; fiziksel olarak ayağa kalkmayı anlatmaz. Kullanılabilir kalıp stand up to + kişi, grup veya güç şeklindedir. to sözcüğünden sonraki nesne, direnilen rakip ya da baskıdır.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın yıldırıcı bir yöneticiye karşı koyduğu anlamına gelir?
- Maya stood up to the intimidating manager.
- Maya stood up for the intimidating manager.
- Maya agreed with the intimidating manager.
Cevabı göster
Maya stood up to the intimidating manager.
resonated particularly well with bir kitle
Burada resonated particularly well with, bu örneğin köylülerle özellikle güçlü bir kişisel ve duygusal bağ kurduğu anlamına gelir. Köylülerin sert yönetim altında yaşaması, hikâyeyi kendi hayatlarıyla yakından ilgili bulmalarını sağlamıştır. Kalıp something resonates with someone şeklindedir. Particularly well bağın gücünü artırır; burada fiziksel ses veya titreşim anlatılmaz.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Because the speech reflected their own experience, it ____ first-time voters.
Cevabı göster
resonated particularly well with
under the heel of: ağır baskıyı anlatan bir benzetme
Under the heel of, güçlü bir kişi, grup veya sistem tarafından yönetilip ezilmeyi anlatan sert bir benzetmedir. Birinin ayak altında tutulduğu görüntüsünü kullanır. Bu cümlede köylüler fiziksel olarak lordların ayaklarının altında değildir. İfade, lordların yönetimini acımasız ve aşağılayıcı olarak sunar ve bu güce karşı eleştirel bir tutum gösterir.
Alıştırma
'Tarafından acımasızca ezilmek' anlamındaki güçlü deyimle cümleyi tamamlayın: The novel portrays a city living ____ a ruthless dictator.
Cevabı göster
under the heel of
However, the clergy was not truly organized yet,
2:24Ancak ruhban sınıfı henüz tam anlamıyla organize olmamıştı,
was not fully recognized as far north as Britain. Dilbilgisi
2:31Britanya kadar kuzeyde tam olarak tanınmıyordu.
as far north as: bir kapsamın en kuzey sınırı
as far north as kalıbı, bir kapsamın kuzeye doğru ulaştığı en uzak noktayı belirtir. Bir şeyin o yere kadar uzandığını, ulaştığını, kullanılabildiğini veya tanındığını anlatır; mutlaka o yerin daha kuzeyine geçildiği anlamına gelmez. Bu cümlede tanınma durumu Britanya’ya kadar tam olarak yayılmamıştır. Britanya, söz konusu alanın en kuzey noktası olarak sunulur. Far north coğrafi konumu ve kuzey derecesini anlatır; iki yer arasında hangisinin daha kuzeyde olduğunu karşılaştırmaz.
Alıştırma
Kuzey sınırını belirten yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: The train route runs ____ Stockholm in summer.
Cevabı göster
as far north as
brands of Christianity: Hristiyanlığın farklı biçimleri için gayriresmî bir adlandırma
Burada brand bir ürün etiketi değil, mecazdır. Brands of Christianity, Hristiyan inanç ve uygulamalarının birbirinden ayırt edilebilen farklı biçimlerini veya sürümlerini anlatır; bu tarihî cümlede farklı Hristiyan gruplarını ya da geleneklerini geniş biçimde ifade eder. Bu kullanım gayriresmî ve biraz basitleştiricidir. Genel bir dinleyiciye birkaç biçimin ortaya çıktığını anlatmayı kolaylaştırır; ancak denomination veya tradition kadar kesin değildir ve ticari ya da indirgemeci duyulabilir.
Alıştırma
Different brands of Christianity appeared cümlesinde brands yaklaşık olarak ne anlama gelir?
- Hristiyan bayramlarının farklı adları
- dinî ürünler için farklı ticari etiketler
- Hristiyanlığın uygulandığı farklı yerler
- Hristiyanlığın ayırt edilebilir farklı biçimleri veya gelenekleri
Cevabı göster
Hristiyanlığın ayırt edilebilir farklı biçimleri veya gelenekleri
leading to interfaith conflict and further dividing the population.
2:35bu da dinler arası çatışmalara yol açtı ve nüfusu daha da böldü.
The clergy was starting to emerge as a separate social class, Kalıp ifadeler
2:39Ruhban sınıfı ayrı bir sosyal sınıf olarak belirmeye başlamıştı,
emerge as a separate social class: ayrı bir toplumsal sınıf olarak ortaya çıkmak
Emerge as, belirli bir kimlik veya rol olarak zamanla görünür hâle gelmek, yerleşmek ya da tanınmak anlamına gelir. Burada a separate social class, ruhban sınıfının edinmeye başladığı statüdür. Kalıp emerge as + isim öbeği şeklindedir. Değişimi, birinin fiziksel olarak bir yerden çıkması değil, bir oluşum veya tanınma süreci olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “zamanla yerleşmek veya ... olarak tanınmak” anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: After years of volunteer work, the small clinic began to ____ a trusted local institution.
Cevabı göster
emerge as
but they remained mostly independent from each other or any centralized control structure.
2:42ancak çoğunlukla birbirlerinden veya herhangi bir merkezi kontrol yapısından bağımsız kaldılar.
These early Christians helped to preserve a great amount of ancient texts and knowledge that may have been lost forever to rampaging barbarians, Dilbilgisi
2:47Bu ilk Hıristiyanlar, aksi halde yağmacı barbarların elinde sonsuza dek kaybolabilecek büyük miktarda antik metin ve bilginin korunmasına yardımcı oldular,
may have been lost forever: sonsuza dek kaybolmuş olabilirdi
May have been lost, may + have been + geçmiş zaman ortacı yapısından oluşur ve edilgen bir modal perfect yapı kurar. Metinleri etkileyebilecek olası bir geçmiş sonuç hakkında temkinli bir değerlendirme yapar; lost forever, geri getirilemeyecek şekilde kaybolmak demektir. Bu bağlamda koruma faaliyeti o sonucu engellemiştir. İfade, geçmişteki bir riski veya gerçekleşmemiş olası bir kaderi anlatır; şimdiki bir olasılığı ya da metinlerin kesinlikle ortadan kaybolduğunu belirtmez.
Alıştırma
Belgeler arşiv yanmadan önce kurtarıldı. Hangi tamamlama, geçmişte mümkün olan fakat gerçekleşmeyen bir sonucu temkinli biçimde anlatır? Without the rescue, the documents...
- may be lost forever.
- must have been lost forever.
- may have lost forever.
- may have been lost forever.
Cevabı göster
may have been lost forever.
securing Roman books and manuscripts with their growing monasteries.
2:54Roma kitaplarını ve el yazmalarını giderek büyüyen manastırlarında güvence altına aldılar.
most people worked as sustenance farmers, Kelime
3:03çoğu insan geçimlik çiftçi olarak çalışıyordu,
sustenance farmers ile subsistence farmers farkı
Bu bağlamda sustenance farmers standart tarım terimi değildir. Burada kastedilen yerleşik ifade subsistence farmers terimidir: Esas olarak kendilerine yetecek kadar gıda üreten ve satmak ya da takas etmek için çok az fazlası bulunan çiftçiler. Sustenance, hayatta kalmak için gerekli yiyecek veya besin anlamına gelir. Bu anlam ilişkisi karışıklığı açıklasa da sustenance farmer ifadesini standart bir terim yapmaz. subsistence farmer ve subsistence farming ifadelerini tam kalıplar olarak öğrenin.
Alıştırma
İngilizce cümleyi standart tarım terimiyle tamamlayın: Families who grow food mainly to feed themselves are ____.
Cevabı göster
subsistence farmers
growing enough to feed themselves and trade just enough excess for needed goods such as metal tools. Kalıp ifadeler
3:05kendilerini beslemeye yetecek kadar yetiştiriyor ve metal aletler gibi gerekli ihtiyaçlar için sadece cüzi bir fazlalığı takas ediyorlardı.
trade excess for needed goods: trade X for Y yapısı
trade X for Y yapısında X kişinin verdiği, Y ise aldığı şeydir. Burada çiftçiler excess olarak adlandırılan, yani kendi ihtiyaçlarını aşan fazlalığı verir ve gerekli malları alır. For, yararlanan kişiyi değil, alınan nesneyi belirtir. Bu yapı takas ve başka değiş tokuşlar için kullanılabilir: trade something for something else.
Alıştırma
İngilizce takas yapısını trade fiilinin geçmiş zamanı ve alınan şeyi belirten edatla tamamlayın: They ____ extra vegetables ____ soap.
Cevabı göster
traded · for
and they were supplemented by beans and peas.
3:15ve bunlar fasulye ve bezelye ile destekleniyordu.
and various nuts were eaten when in season, Kalıp ifadeler
3:19ve çeşitli kuruyemişler mevsimi geldiğinde yenirdi,
when in season — doğal olgunluk ve bulunabilirlik
Bu cümlede in season, kuruyemişlerin yılın o döneminde doğal olarak olgunlaştığı ve genellikle bulunabildiği anlamına gelir. İfade, kuruyemişlerin ne zaman yenildiğini belirtir; burada bir televizyon programının sezonunu ya da spor takvimini anlatmaz. When in season, kısaltılmış bir zaman cümleciğidir. Örtük özne daha önce sözü edilen kuruyemişlerdir ve tam biçimi when they were in season olur. Anlam açık olduğunda İngilizcede tekrarlanan özne ve be fiili atılabilir.
Alıştırma
Meyve hakkındaki şu cümleyi en iyi hangi seçenek tamamlar? The market sells peaches at the lowest price ____.
- during a TV season — bir bölüm dizisinin yayınlandığı süre boyunca
- during the sports season — planlanmış maçların yapıldığı dönem boyunca
- when in season — yiyeceğin doğal olarak yetiştiği ve genellikle bulunabildiği yılın döneminde
Cevabı göster
when in season — yiyeceğin doğal olarak yetiştiği ve genellikle bulunabildiği yılın döneminde
though the primary diet of a Dark Ages peasant was various cereal crops ground into flour and made into bread. Dilbilgisi
3:21ancak Karanlık Çağ köylüsünün temel diyeti, öğütülerek un haline getirilip ekmek yapılan çeşitli tahıl ürünleriydi.
ground into flour and made into bread — koordineli kısaltılmış edilgen ortaç öbekleri
Bu cümlede ground into flour ve made into bread, cereal crops sözcüklerini açıklayan koordineli iki edilgen ortaç öbeğidir. Ground, grind fiilinin past participle biçimidir; made ise make fiilinin past participle biçimidir. Tahıllar her iki işlemin de etkilediği unsurlardır. Daha tam ama daha uzun biçim cereal crops that were ground into flour and were made into bread olurdu. Tekrarlanan özne ve ikinci were atıldığı için cümle, aynı malzemenin işlendiği sırayı kısa ve açıklayıcı bir anlatım tarzıyla sunar. Made into, bir malzemenin veya biçimin başka bir ürüne dönüşmesini belirtir.
Alıştırma
Hedef kalıptaki iki past participle biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The grains were ____ into flour and ____ into bread.
Cevabı göster
ground · made
with sheep raised for their wool and milk,
3:34çünkü koyunlar yünleri ve sütleri için yetiştirilirken
People also consumed large quantities of very weak ale,
3:39İnsanlar ayrıca bol miktarda, çok zayıf alkollü mayalı içki tüketiyordu,
Though popularized by myths: kısaltılmış bir ödünleme yan cümlesi
Though bir ödünleme ilişkisi kurar: ana cümlede beklenmedik bir karşıtlık verilmeden önce bir gerçek kabul edilir. Burada popularized edilgen anlamlı bir geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla ifade “bal şarabı mitler sayesinde yaygın biçimde tanınmış olsa da” anlamına gelir. Eksiltilen özne, ana cümlenin öznesi olan mead sözcüğüdür. Bu yapı “Though mead was popularized by myths” cümlesinin kısaltılmış biçimidir; mitlerin popülerleştirildiğini söylemez.
Alıştırma
“Though popularized by myths, mead was actually a very rare drink,” cümlesindeki kısaltılmış though yan cümlesi ne anlama gelir?
- Bal şarabı yalnızca mitolojik öykülerde nadirdi.
- Mitler bal şarabı sayesinde yaygın biçimde tanındı.
- Mitler bal şarabının nadirleşmesine neden oldu.
- Bal şarabı mitler sayesinde yaygın biçimde tanındı.
Cevabı göster
Bal şarabı mitler sayesinde yaygın biçimde tanındı.
Skilled craftsmen such as blacksmiths were extremely rare and highly valued,
3:51Demirciler gibi yetenekli zanaatkârlar son derece nadirdi ve çok değer görüyordu,
and the merchant or craftsman guilds of the Middle Ages did not exist yet.
3:55ve Orta Çağ'ın tüccar veya zanaatkâr loncaları henüz mevcut değildi.
with typically only the clergy having the ability to read. Dilbilgisi
4:01genellikle sadece ruhban sınıfının okuma yeteneği vardı.
with ... the clergy having the ability to read: bir arka plan durumu
Burada with, eşlik ya da araç değil, ek bir arka plan durumu sunar. the clergy isim öbeği, having eyleminin örtük öznesidir; dolayısıyla yapı, genellikle yalnızca ruhban sınıfının okuma becerisine sahip olduğu anlamına gelir. with + isim öbeği + -ing yan cümlesi, ana olayla birlikte var olan bir durumu kısa biçimde göstermenin yoludur. Bağlama göre “[isim] ... yaparken” ya da “[isim] ... durumunda olduğundan” anlamında bir yan cümle eklemeye benzeyebilir.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcükleri kullanarak cümleyi with + isim + -ing yapısında bir arka plan yan cümlesiyle tamamlayın: We waited in the car, ____. (the rain / fall)
Cevabı göster
with the rain falling
but they would also often be called up into military service during non-harvest times, Öbek fiiller
4:08hasat dışı zamanlarda sık sık askerlik hizmetine de çağrılırdı,
not only ... but they would also: yalnızca... değil, onlar ayrıca...
Not only ... but ... also birbiriyle ilgili iki gerçeği bağlar ve ikinci gerçeğe ek vurgu yapar. Burada toprağı işlemek ilk görevdir; askerlik hizmetine çağrılmak ise buna eklenen ve daha beklenmedik görevdir. Her iki taraf da tam bir cümlecikse ikinci taraf but they would also örneğindeki gibi kendi öznesini ve yardımcı fiillerini koruyabilir. But ile also yan yana olmak zorunda değildir; also normalde would kiplik fiilinden sonra ve fiil grubunun geri kalanından önce gelir.
Alıştırma
İkinci yararı vurgulayan ikili yapıyla cümleyi tamamlayın: The program ____ teaches first aid, ____ prepares volunteers to lead a team.
Cevabı göster
not only · but it also
called up into military service: askerlik hizmetine çağrılmak
Be called up, call someone up yapısının edilgen biçimidir. Burada bir yetkilinin çiftçileri orduda hizmet etmeleri için resmen çağırdığı anlamına gelir; into military service ne tür bir hizmete çağrıldıklarını belirtir. Edilgen yapı dikkati emri veren makamdan çok emri alan kişilere yöneltir. Askerlikle ilgili tamamlayıcı anlamı netleştirdiği için called up burada “telefon edildi” demek değildir.
Alıştırma
“The reservists were called up into military service,” cümlesinde “called up” ne anlama gelir?
- Bir telefon aldılar.
- Ordudan ayrılmayı seçtiler.
- Hizmet etmek üzere resmen çağrıldılar.
Cevabı göster
Hizmet etmek üzere resmen çağrıldılar.
with most lords using conscripted armies rather than full-time professional soldiers. Kelime
4:12çoğu lord tam zamanlı profesyonel askerler yerine zorunlu askere alınmış ordular kullanırdı.
conscripted armies ile full-time professional soldiers karşıtlığı
Bu cümlede conscripted armies, büyük ölçüde yasa veya yönetici bir makam tarafından hizmet etmeye zorlanan kişilerden oluşan ordulardır. Full-time professional soldiers ise askerliği düzenli meslek olarak yapan ve ücret alan kişilerdir; professional burada yalnızca beceri ya da iyi davranışı değil, mesleki statüyü anlatır. X rather than Y kalıbı, X'i temel seçenek olarak sunar ve Y'yi reddeder ya da onunla karşılaştırır. Bu nedenle lordlar, sürekli görev yapan kariyer askerlerinden çok zorunlu olarak toplanmış insan gücüne dayanıyordu.
Alıştırma
“The kingdom relied on conscripted armies rather than full-time professional soldiers” cümlesindeki karşıtlığı en iyi hangi ifade açıklar?
- Askerlerin çoğu hizmet etmeye zorlanıyordu; ücretli, tam zamanlı kariyer askerleri değildi.
- Tam zamanlı askerler, zorunlu olarak askere alınanlardan daha az becerikliydi.
- Askerlerin çoğu kalıcı bir askerî kariyer için gönüllü olmuştu.
Cevabı göster
Askerlerin çoğu hizmet etmeye zorlanıyordu; ücretli, tam zamanlı kariyer askerleri değildi.
Medicine in the Dark Ages consisted mostly of herbal remedies known as wortcunning in England. Kültür
4:17Karanlık Çağlarda tıp, İngiltere'de "wortcunning" olarak bilinen bitkisel ilaçlardan oluşuyordu.
wortcunning: bitkisel tedavi bilgisi için eski bir terim
Burada wortcunning, ilaç olarak kullanılan bitkilere ilişkin bilgiyi ve hastalıkları bu bitkilerle tedavi etme uygulamasını anlatan eski bir tarihî terimdir. Belirli bir ilacı değil, bitkisel tedavi bilgileri bütününü adlandırır. Bu birleşik sözcük eski anlamları yansıtır: wort bitki veya şifalı ot, cunning ise bilgi veya beceri anlamına gelebilirdi. Buradaki cunning, “kurnaz” ya da “aldatıcı” anlamına gelmez.
Alıştırma
Tarihî bir metinde wortcunning büyük olasılıkla neyi ifade eder?
- Hasta insanları aldatmak için kullanılan kurnazca bir numara
- Şifalı bitkiler hakkındaki geleneksel bilgi ve bunların kullanımı
- Profesyonel askerleri eğitme sistemi
- Tahıldan bira yapma bilgisi
Cevabı göster
Şifalı bitkiler hakkındaki geleneksel bilgi ve bunların kullanımı
Practices such as leeching to remove bad blood from an individual and superstitious use of magical remedies prospered, Kültür
4:22Bireyden kötü kanı çıkarmak için sülük kullanımı ve sihirli çarelerin batıl inançlarla kullanımı yaygındı,
kötü kanı çıkarmak için sülük kullanmak
Burada leeching, sülükleri bir kişinin üzerine koyup kan çekmelerini sağlayarak uygulanan bir tedavi anlamına gelir. to remove bad blood, insanlar arasındaki düşmanlığı değil, eski bir tıbbi inancı anlatır. Eski tıp kuramları hastalıkları vücut sıvılarındaki dengesizliğe bağlıyordu. Bu yüzden sözde kötü kanın çıkarılmasının sağlığı geri getireceğine inanılıyordu. Bütün ifadeyi modern have bad blood deyimi olarak değil, kan alma tedavisi olarak okuyun.
Alıştırma
Bu tarihsel cümlede to remove bad blood ne anlama geliyor?
- kişisel bir anlaşmazlığı sona erdirmek
- eski bir tıbbi tedavi olarak kan çekmek
- bir hastadan para almak
- modern tıpla bir enfeksiyonu iyileştirmek
Cevabı göster
eski bir tıbbi tedavi olarak kan çekmek
Yet, some of the foundations of real medicine were being rediscovered after the extinction of the Roman healing arts,
4:32Bununla birlikte, Roma'nın iyileştirme sanatlarının yok olmasından sonra gerçek tıbbın bazı temelleri yeniden keşfediliyordu,
with medical treatments for things such as styes involving onion,
4:37arpacık gibi şeyler için soğan,
and various other ingredients containing very effective antibiotic and antibacterial properties.
4:42ve çok etkili antibiyotik ile antibakteriyel özellikler içeren diğer çeşitli bileşenleri kapsayan tıbbi tedaviler vardı.
An 11th century skull discovered in the Wharram Percy Medieval Village showed that a heavy blow to the head had been treated by cutting away part of the bone in the skull to relieve pressure on the brain.
4:50Wharram Percy Ortaçağ Köyü'nde keşfedilen 11. yüzyıla ait bir kafatası, başa alınan ağır bir darbenin beyin üzerindeki baskıyı hafifletmek için kafatasındaki kemiğin bir kısmının kesilerek tedavi edildiğini gösteriyordu.
With the discovery of anesthesia over a millennia away, Dilbilgisi
5:00Anestezinin keşfine bin yıldan fazla bir süre varken,
“over a millennia away,” ifadesinin “over a millennium away” olarak düzeltilmesi
over a millennia away ifadesi dilbilgisel olarak yanlıştır; çünkü a artikelinden sonra tekil sayılabilen bir isim gelmelidir, millennia ise çoğuldur. Doğru biçim over a millennium away ifadesidir ve bin yıldan fazla bir süre sonrasını anlatır. Binlerce yıl sonrasını anlatmak için millennia away de kullanılabilir, ancak bunun önüne a gelmez. Anlatmak istediğiniz miktara göre tekil veya çoğul biçimi seçin.
Alıştırma
Keşfin gerçekleşmesinin bin yıldan fazla süreceğini doğru anlatan cümle hangisidir?
- The discovery is over a millennium away.
- The discovery is a millennium over away.
- The discovery is millennia away from a thousand years.
- The discovery is over a millennia away.
Cevabı göster
The discovery is over a millennium away.
we don't care to consider just how painful such a procedure may have been. Notlar
5:03böyle bir prosedürün ne kadar acı verici olabileceğini düşünmek bile istemiyoruz.
don't care to consider: isteksizliği ölçülü biçimde ifade etmek
Burada don't care to consider, ‘üzerinde düşünmek istememek’ anlamına gelir. care to + fiilin yalın hâli yapısında care, ‘istekli olmak veya istemek’ demektir; bu yüzden olumsuz biçim ilgisizliği değil, bir eylemi yapma isteğinin bulunmadığını anlatır. Bu ifade ölçülü bir tona sahiptir: anlatıcı acı verici konu üzerinde durmamayı seçer. Bu yapı, bir reddi veya bir şeyi yapma konusundaki isteksizliği yumuşatabilir.
Alıştırma
Cümleyi ‘bir şeyi yapmak istememek’ anlamındaki ölçülü ifadeyle tamamlayın: I ____ discuss the disturbing details.
Cevabı göster
don't care to
just how painful: çarpıcı bir dereceyi vurgulamak
just how painful ifadesinde just, how sözcüğünü güçlendirerek acının tam veya çarpıcı derecesine dikkat çeker. Burada just vurgu yapar; ‘yalnızca’ anlamına gelmez. how ile başlayan yan cümlenin tamamı consider fiilinden sonra iç içe kullanılır: consider just how painful such a procedure may have been. Değerlendirilen dereceyi belirtir; bu nedenle doğrudan soru değildir ve bildirme cümlesi söz dizimini korur.
Alıştırma
Cümleyi az önce öğrendiğiniz iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: The documentary showed ____ difficult the rescue had been.
Cevabı göster
just how
the fall of Rome had seen people return to a mostly isolated lifestyle, Dilbilgisi
5:08Roma'nın düşüşü insanların çoğunlukla izole bir yaşam tarzına geri dönmesine neden olmuştu,
Olay öznesiyle had seen people return
Bir olay, dönem veya yer see fiilinin öznesi olduğunda, see çoğu zaman gerçek anlamdaki görmek değildir. Öznenin sonraki bir gelişmeye sahne olduğunu veya bu gelişmeyle belirlendiğini anlatır. Burada the fall of Rome had seen people return, Roma'nın çöküşü ile insanların yalıtılmış yaşama dönmesini ilişkilendirir; birinin gerçekten bir şeye baktığını anlatmaz. Yapı see + kişi ya da şey + fiilin yalın hâlidir: had seen + people + return. Had seen past perfect yapıdadır, return ise yalın hâlde kalır. Bu kullanım iki gelişmeyi kısa biçimde bağlar ancak her zaman caused people to return kadar güçlü ve doğrudan bir neden-sonuç iddiasında bulunmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi belirtmeden bir gelişmeyi anlatmak için see fiilini olay öznesiyle kullanır?
- The recession saw many local shops close.
- The recession caused many local shops to close.
- The recession watched many local shops close.
Cevabı göster
The recession saw many local shops close.
with most people living in small communities or farmsteads.
5:12çoğu insan küçük topluluklarda veya çiftlik evlerinde yaşıyordu.
Yet, major cities and establishments did survive, Dilbilgisi
5:15Yine de, büyük şehirler ve kurumlar ayakta kalmayı başardı
did survive yapısında vurgulu did
Geçmiş zamandaki olumlu bir cümlede, bir şeyin gerçekten olduğunu vurgulamak için did eklenebilir. Establishments did survive, önceki gerilemenin oluşturduğu beklentinin aksine bu kurumların gerçekten ayakta kaldığını anlatır. Yet karşıtlığı güçlendirir. Yapı özne + did + fiilin yalın hâlidir. Geçmiş zamanı did taşıdığı için survive yalın hâlde kalır; survived kullanılmaz.
Alıştırma
Hangi cümle hiçbir yaşlı ağacın kalmadığı beklentisini en açık biçimde düzeltir?
- A few old trees did survive the storm.
- A few old trees did survived the storm.
- A few old trees survived the storm.
Cevabı göster
A few old trees did survive the storm.
and settlements such as those near modern York even exploded in population. Deyimler
5:18ve modern York yakınlarındakiler gibi yerleşim yerlerinin nüfusu adeta patladı.
Exploded in population: hızlı ve çarpıcı nüfus artışı
Buradaki exploded mecazdır: yerleşimler gerçekten patlamamıştır. Nüfusları çok hızlı ve büyük ölçüde artmıştır. In population, artışın nüfus alanında olduğunu belirtir. “Bir yer veya grup + explode in population” kalıbı yavaş bir artıştan çok ani ve çarpıcı bir yükseliş anlatır.
Alıştırma
Cümleyi explode in population ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: During the gold rush, the remote town ____, growing from 500 to 8,000 residents.
Cevabı göster
exploded in population
These primitive cities were fairly squalid by modern comparison,
5:22Bu ilkel şehirler modern standartlarla karşılaştırıldığında oldukça pisti,
with none of that famed Roman plumbing or luxuries such as public baths and waterworks.
5:26o meşhur Roma tesisatı veya hamamlar ile su işleri gibi lükslerin hiçbiri yoktu.
Atık anlamındaki refuse ismi
Bu cümlede refuse, istenmeyen malzeme veya atık anlamına gelen bir isimdir. in the form of trash ifadesi, çöpü bir refuse türü olarak tanıtır. Bu isim genellikle sayılamaz ve trash ya da garbage sözcüklerinden daha resmî veya teknik duyulur. Dil bilgisi ve telaffuzu, onu “reddetmek” anlamındaki refuse fiilinden ayırır.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. refuse sözcüğündeki vurguya ve son sese odaklanın.
- They refuse to take it away before noon.
- The refuse was taken away before noon.
Cevabı göster
The refuse was taken away before noon.
and rotting timber were discarded directly into the streets,
5:33ve çürüyen keresteler doğrudan sokaklara atılırdı
and deposits built up at a rate of roughly 1 inch a year. Notlar
5:36ve kalıntılar yılda yaklaşık 1 inçlik bir hızla birikiyordu.
built up: zamanla birikme
Bu cümlede built up, bir şeyin zamanla yavaş yavaş birikmesi anlamına gelir. Birikintiler zaman içinde azar azar kalınlaşmıştır; onları biri inşa etmemiştir. Build up, bir madde, miktar, baskı veya sorun tekrarlanan eklemelerle arttığında kullanılan bir öbek fiildir. Built, build fiilinin hem geçmiş zaman hem de geçmiş ortaç biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi build up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After weeks without cleaning, dust had ____ on every shelf.
Cevabı göster
built up
at a rate of: ölçülmüş bir hız belirtmek
At a rate of, bir şeyin ne kadar hızlı değiştiğini veya gerçekleştiğini ölçen bir sayı sunar. Burada roughly 1 inch a year, birikintilerin kalınlığının her yıl yaklaşık bir inç arttığı anlamına gelir. Bu ifadeden sonra bir miktar ve zaman birimi gelir; genellikle per veya a/an kullanılır: at a rate of 5 percent per year ya da at a rate of 1 inch a year. Buradaki rate, değişim hızı anlamındadır; puan, değerlendirme veya fiyat değildir.
Alıştırma
Hangi cümle 4% değerinin yıllık büyüme hızı olduğunu açıkça ifade eder?
- The customer base grew by 4%.
- The customer base grew to 4%.
- The customer base grew at a rate of 4% per year.
Cevabı göster
The customer base grew at a rate of 4% per year.
and the average life expectancy was a shocking 31 years. Kelime
5:44ve ortalama yaşam beklentisi şok edici bir şekilde 31 yıldı.
Ortalama yaşam beklentisi: bireysel bir sınır değil, nüfus ortalaması
Ortalama yaşam beklentisi, hesaplamada kullanılan ölüm koşulları altında bir nüfusun üyelerinin ortalama kaç yıl yaşamasının beklendiğine ilişkin tahmindir. Burada bu, nüfusa ait bir istatistiktir; belirli bir kişinin kaç yaşında öleceğine dair tahmin değildir. Değer doğumdan itibaren ölçüldüğünde, bebeklik veya çocukluk dönemindeki çok sayıdaki ölüm ortalamayı ciddi biçimde düşürebilir. Bu nedenle 31 yıl, herkesin veya çocukluk dönemini atlatan herkesin normalde 31 yaşında öldüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Tarihî bir rapor, bir nüfusun doğumda yaşam beklentisinin 31 yıl olduğunu söylüyor. Bu ne anlama gelir?
- Yetişkinliğe ulaşan herkesin 31 yaşında ölmesi bekleniyordu.
- Nüfustaki herkes tam olarak 31 yaşında öldü.
- O nüfusun ölüm koşulları altında ortalama beklenen yaşam süresi 31 yıldı.
Cevabı göster
O nüfusun ölüm koşulları altında ortalama beklenen yaşam süresi 31 yıldı.
and poor nutrition all created a very high infant mortality rate. Kelime
5:49ve yetersiz beslenme, bebek ölüm oranının çok yüksek olmasına neden oldu.
Bebek ölüm oranı: nüfus göstergesi olarak bebek ölümleri
Bebek ölüm oranı, belirli bir yaştan önce, genellikle birinci doğum gününden önce ölen bebeklerin sayısını canlı doğum sayısına göre ölçen bir nüfus sağlığı göstergesidir. Genellikle yalnızca bir sayı olarak değil, 1.000 canlı doğum başına ölüm sayısı olarak bildirilir. Bu cümlede çok yüksek bir oran, tehlikeli yaşam ve sağlık koşullarına işaret eder ve doğumda yaşam beklentisinin neden düşük olduğunu açıklamaya yardımcı olur. Mortality hastalığı değil, ölümü ifade eder.
Alıştırma
Halk sağlığı terimini tamamlayın: The report counts deaths before age one relative to live births and gives the ____.
Cevabı göster
infant mortality rate
But if a child was one of the lucky few who made it to 20 years, Öbek fiiller
5:53Ancak bir çocuk 20 yaşına ulaşabilen şanslı azınlıktan biriyse,
he or she could typically expect to live into his or her 40s. Kalıp ifadeler
5:57genellikle 40'lı yaşlarına kadar yaşamayı bekleyebilirdi.
make it to + bir zaman, yer veya aşama
Burada made it to 20 years, “20 yaşına kadar hayatta kalmayı başardı” anlamına gelir. Kalıplaşmış it zamiri herhangi bir nesneye gönderme yapmaz; make it, bir yere, zamana veya aşamaya başarıyla ulaşmak anlamındaki deyimsel bir fiil öbeğidir. Bu ifade genellikle son noktayı ulaşılması zor ya da sonucu belirsiz bir hedef olarak gösterir. Aynı kalıp bir yere varmayı, son tarihe kadar dayanmayı veya önemli bir aşamaya ulaşmayı anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi “ulaşmayı başardık” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Despite the delayed train, we ____ the theater before the doors closed.
Cevabı göster
made it to
live into one's 40s: kırklı yaşlarına kadar yaşamak
Live into his or her 40s, 40 ile 49 yaş arasındaki döneme girecek kadar uzun yaşamak anlamına gelir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: my 40s, her 40s, their 40s ve benzeri. Into, bu on yıllık yaş dönemine girişi belirtir; kesin bir yaşı veya dönemin tamamı boyunca hayatta kalmayı zorunlu olarak ifade etmez. Bu nedenle cümledeki tahmin, “tam olarak 40 yaşına kadar yaşamak” ifadesinden daha geniştir.
Alıştırma
Hangi cümle, Mara’nın on yıllık dönemin tamamını yaşadığını iddia etmeden 80–89 yaş aralığının bir noktasına ulaştığını söyler?
- Mara lived into her 80s.
- Mara lived to 80.
- Mara lived through her 80s.
Cevabı göster
Mara lived into her 80s.
fraught with hardships: ciddi zorluklarla dolu
Bu cümlede fraught with hardships, “ciddi zorluklarla dolu” anlamına gelir. Fraught güçlü bir olumsuz anlam taşır; bu nedenle hardships deneyimleri tarafsızca sıralamaz, yaşamı sorunlu ve tehlikeli olarak gösterir. Yaygın kalıp be fraught with + isim şeklindedir. Çok sayıda sorun, risk veya gerilim içeren bir dönemi, planı, ilişkiyi ya da süreci anlatmak için sıkça kullanılır.
Alıştırma
fraught with ifadesini doğru kullanan doğal cümleyi seçin.
- The negotiations were fraught of delays and mistrust.
- The negotiations were fraught by delays and mistrust.
- The negotiations were fraught with progress and delight.
- The negotiations were fraught with delays and mistrust.
Cevabı göster
The negotiations were fraught with delays and mistrust.
The fall of Rome created a power and cultural identity vacuum within a continent that had for centuries identified itself solely as Roman.
6:05Roma'nın düşüşü, yüzyıllardır kendini yalnızca Romalı olarak tanımlayan bir kıta içinde bir güç ve kültürel kimlik boşluğu yarattı.
vengeful barbarians rampaged across the bones of the empire and effectively stamped out the last remnants of Roman society, Notlar
6:15intikamcı barbarlar imparatorluğun kemikleri üzerinde kasıp kavurarak, Roma toplumunun son kalıntılarını etkin bir şekilde ortadan kaldırdılar,
the bones of the empire: geriye kalanları anlatan kemik mecazı
Burada the bones of the empire bir mecazdır. Yıkılmış Roma İmparatorluğu, yalnızca taşıyıcı iskeleti ve dağınık kalıntıları geride kalmış ölü bir beden olarak betimlenir. İfade gerçek kemikleri değil, çöküşten sonra ayakta kalan toprakları, yapıları ve izleri anlatır. Beden imgesi çöküşü sert ve somut hissettirir. Bu, tarih anlatımında kullanılan dramatik bir seçimdir; tarafsız bir kurumsal terim değildir.
Alıştırma
Bu cümlede the bones of the empire ne anlama gelir?
- İmparatorluğun en güçlü ordu birlikleri
- Çökmüş imparatorluktan geriye kalan yapılar ve kalıntılar
- Yeni yeniden kurulmuş bir Roma hükûmeti
- Roma hükümdarlarına ait gerçek iskeletler
Cevabı göster
Çökmüş imparatorluktan geriye kalan yapılar ve kalıntılar
stamped out: bir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
Bu cümlede stamped out, tamamen yok etmek veya ortadan kaldırmak anlamına gelir. Roma toplumunun son kalıntılarının yalnızca zayıflatıldığını ya da geçici olarak durdurulduğunu değil, silindiğini anlatır. Stamp out öbek fiilindeki out, son noktaya kadar ortadan kaldırma anlamı katar. İfade güçlü bir sonuca odaklanır: hedef artık mevcut değildir.
Alıştırma
Amaç tamamen ortadan kaldırmak olduğunda cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The new task force aims to ___ the illegal trade.
- put off
- stamp out
- slow down
Cevabı göster
stamp out
Yet, the Dark Ages didn't completely stop the development of human civilization, Anlatım akışı
6:26Yine de Karanlık Çağlar, insan medeniyetinin gelişimini tamamen durdurmadı,
Yet ... as it's so often believed: yaygın bir inanışı düzeltmek
Yet, önceki karanlık tablodan farklı bir yöne geçildiğini gösterir. Ardından ana cümle düzeltmeyi verir: Karanlık Çağlar insan uygarlığının gelişimini tamamen durdurmamıştır. Completely önemlidir; çünkü iddia sınırlandırılır, “hiç gerileme olmadı” biçiminde tersine çevrilmez. Sondaki as it's so often believed, düzeltilen daha güçlü yaygın inanışa işaret eder. Burada as yaklaşık olarak “insanların sıkça inandığı biçimde” demektir; “çünkü” anlamına gelmez. Yet ... as it's so often believed yapısı bir düzeltmeyi düzenler: karşıtlığı belirtir, daha kesin bir iddia sunar ve aşırı basitleştirilmiş inanışı gösterir.
Alıştırma
Aşırı basitleştirilmiş yaygın bir inanışı düzeltmek için aynı söylem hamlesini en iyi hangi cümle kullanır?
- Yet remote work does not necessarily lower productivity, despite the common belief that it always does.
- Remote work lowers productivity because many people believe that it does.
- Remote work does not lower productivity, so there is no reason to discuss the common belief.
Cevabı göster
Yet remote work does not necessarily lower productivity, despite the common belief that it always does.
and the influence of the Islamic caliph expanding across Africa and the Middle East.
6:37ve İslam halifeliğinin etkisi Afrika ile Ortadoğu boyunca genişliyordu.
But for the average peasant of Dark Age Britannia,
6:42Fakat Karanlık Çağ Britanya'sının sıradan bir köylüsü için,
life remained a struggle for survival. Kalıp ifadeler
6:45hayat bir hayatta kalma mücadelesi olmaya devam etti.
a struggle for survival: hayatta kalma mücadelesi
A struggle for survival ifadesindeki struggle, tek bir fiziksel kavga anlamına gelmez. Hayatta kalmak ya da yiyecek, güvenlik ve barınak gibi temel ihtiyaçları elde etmek için verilen uzun ve zorlu çabayı anlatır. Burada remained fiilinden sonraki isim öbeği, köylülerin süregelen durumunu açıklar: gündelik yaşamlarına temel hayatta kalma ihtiyacı hâkimdir. İfade, bir kuruluş veya sistemin varlığını sürdürememe tehlikesiyle karşı karşıya olduğu durumlarda mecazi olarak da kullanılabilir.
Alıştırma
Hayatta kalmak için verilen uzun ve zorlu çabayı anlatan bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: For the hikers trapped by the storm, each day became ____.
Cevabı göster
a struggle for survival
Families had to fight to produce enough food to feed themselves,
6:47Aileler, kendilerini doyuracak kadar yiyecek üretebilmek için savaşmak zorundaydı,
while often being brutalized by competing warlords or self-appointed lords. Dilbilgisi
6:50bir yandan da rakip savaş ağalarının veya kendi kendini atayan lordların zulmüne sık sık uğruyorlardı.
while often being brutalized by: aynı anda sık sık zalimce muamele görmek
While, ana eylemle aynı anda gerçekleşen bir durumu anlatır. Bu yapı kısaltılmış bir yan cümle olduğu için örtük öznesi önceki ana cümleden anlaşılır: aileler hayatta kalmaya çalışırken aynı zamanda kötü muamele görüyordu. Being + geçmiş zaman ortacı, devam eden edilgen bir yapı oluşturur. Being brutalized ifadesinde aileler eyleme maruz kalır; often ise bunun tekrarlandığını gösterir. Being sözcüğünü korumak, sürmekte olan edilgen deneyimi açıkça belirtir; tek başına brutalized ise daha çok bir durum veya kısaltılmış betimleme gibi gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, sivillerin ilerlemeyi sürdürürken aynı anda tekrar tekrar tehdit edildiğini söylüyor?
- The civilians kept moving while often threatening armed groups.
- The civilians kept moving while often being threatened by armed groups.
- The civilians kept moving after they had threatened the armed groups.
Cevabı göster
The civilians kept moving while often being threatened by armed groups.