Almanlar Neden Başka Hiç Kimsenin Söyleyemediği Şeyleri Söyleyebilir?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
551 kelime 157 kel/dk

Video özeti: Almanca birleşik sözcükler utancı, yemek kıskançlığını, imkansız hayalleri, başkası adına mahcubiyeti, dünya kederini ve başkasının talihsizliğinden duyulan sevinci adlandırır; yeni sözcükler iç dünyamızı aydınlatır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. put a finger on - Deyimler ve mecazlı ifadeler: dokunmak yerine adlandırılması güç bir duyguyu, nedeni veya sorunu belirlemek. 2. Schadenfreude. Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Freude ile Schaden'in başkasının talihsizliğinden duyulan sevinci nasıl adlandırdığını görmek ve bu alıntıyı İngilizcede tanımak. 3. as hard for other people as it is for us. Dilbilgisi ve cümle kalıpları: as ... as ile iki grubun eşit zorluğunu sıfatı tekrarlamadan karşılaştırmak.

Bu derste

We're hugely dependent on language to help us express what we really think and feel. Notlar

0:00

Ne düşündüğümüzü ve hissettiğimizi ifade etmemize yardımcı olması için dile fazlasıyla bağımlıyız.

Kalıp ifadeler

hugely dependent on: çok güçlü bağımlılık

Bu cümlede hugely dependent on, ‘bir şeye çok güçlü biçimde bağımlı olmak’ anlamındadır. Hugely, dependent sözcüğünün derecesini güçlendirir; fiziksel büyüklüğü değil, bağımlılığın ne kadar güçlü olduğunu anlatır. Kalıp be + hugely dependent on + isim şeklindedir: be durumu gösterir, on ise ihtiyaç duyulan kişi ya da şeyi getirir. dependent sonrasında on kullanılmaya devam eder.

Alıştırma

Cümleyi ‘bir şeye çok güçlü biçimde bağımlı olmak’ anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: During the outage, the clinic was ____ its backup generator.

Cevabı göster

hugely dependent on

Dilbilgisi

help us express: help + kişi + fiilin yalın hâli

Help us express, help + kişi + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır. Us, yardımı alan kişidir; express ise bu yardım sayesinde kolaylaşan eylemdir. help sonrasında, bu cümlede olduğu gibi fiilin yalın hâli doğrudan gelebilir. Help us to express de doğrudur, ancak help us express daha kısa ve çok doğaldır. Bu kalıpta expressing kullanmayın.

Alıştırma

Cümleyi help + kişi + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın. us ve find kullanın: Clear signs ____ the right platform.

Cevabı göster

help us find

But some languages are better than others at crisply naming important feelings. Dilbilgisi

0:05

Ancak bazı diller önemli duyguları net bir şekilde isimlendirme konusunda diğerlerinden daha iyidir.

Dilbilgisi

better than others at crisply naming: belirli bir beceriyi karşılaştırma

Better than others at + -ing, bir grubun bir üyesini belirli bir beceri veya görev açısından grubun diğer üyeleriyle karşılaştırır. Burada others, other languages anlamına gelir; at ise karşılaştırılan etkinlik olan naming ifadesini getirir. Crisply, naming sözcüğünü niteler. Dillerin duygulara açık ve kesin adlar verebildiğini belirtir; sözcüklerin fiziksel olarak çıtır olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi better than ... at + -ing ile tamamlayın: This camera is ____ the old one ____ capturing fast action.

Cevabı göster

better than · at

Germans have been geniuses at inventing long, Kalıp ifadeler

0:11

Almanlar, uzun kelimeler icat etme konusunda dahi olmuşlardır,

or what get called compound words Dilbilgisi

0:14

veya bileşik kelimeler denilen kelimeleri,

Kalıp ifadeler

geniuses at inventing: beceriye yönelik güçlü övgü

Be a genius at + -ing, birinin bir etkinlikte son derece iyi olduğunu vurgulu biçimde söylemenin bir yoludur. Altyazıda Germans çoğul olduğu için geniuses kullanılır; inventing ise at sonrasında -ing biçimindedir. Genius burada bir övgüdür; zekâ hakkında resmî bir iddia değildir. Konuşmacı, uzun bileşik sözcükler oluşturma konusundaki güçlü beceriye hayranlığını belirtir.

Alıştırma

Övgü cümlesini hedef ifadeyle tamamlayın: Leo is ____ finding simple solutions to hard problems.

Cevabı göster

a genius at

Dilbilgisi

get called: adlandırma için konuşma dilinde edilgen yapı

get called yapısında get + geçmiş ortaç called, konuşma diline özgü bir edilgen yapı oluşturur. “Bu adın verilmesi”, yani “şöyle adlandırılmak” anlamına gelir; odak, adı kullanan kişilerde değil, adın kendisindedir. Buradaki what, çoğul words sözcüğüne gönderme yaptığı için gets değil get kullanılır. Get burada “elde etmek”, called ise “telefonla aranmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “bu adın verilmesi” anlamındaki get'li edilgen ifadeyle tamamlayın: Very long words sometimes ____ tongue twisters.

Cevabı göster

get called

that elegantly put a finger on sensations Deyimler

0:17

hepimizin bildiği hislere

Deyimler

put a finger on: bir şeyi tam olarak belirlemek

Put a finger on burada gerçek anlamda parmakla dokunmayı anlatmaz. Adlandırılması zor bir duygunun yeri bulunmuş gibi, bir duyguyu tam olarak belirlemek veya ifade etmek anlamına gelir. Günlük konuşmada put my/your finger on something kalıbı daha yaygındır; özellikle I can't quite put my finger on it. cümlesinde sık görülür. Özgün cümlede a finger daha edebî bir biçimde kullanılarak kelimelerin duyguları tam olarak yakaladığı anlatılır.

Alıştırma

“I know the design feels wrong, but I can't put my finger on the problem,” cümlesinde bu deyim ne anlama gelir?

  1. Tasarıma dokunamıyorum.
  2. Tasarımcıyı suçlamak istiyorum.
  3. Sorunun tam olarak ne olduğunu belirleyemiyorum.
Cevabı göster

Sorunun tam olarak ne olduğunu belirleyemiyorum.

that we all know,

0:19

zarif bir şekilde parmak basan,

but that other languages require whole clumsy sentences

0:20

ancak diğer dillerin ifade etmek için bütün hantal cümlelere

or paragraphs to express.

0:24

veya paragraflara ihtiyaç duyduğu kelimeleri.

So,

0:26

Bu yüzden,

here is a small selection of the best

0:27

işte Almanya'nın olağanüstü bileşik kelimeler yelpazesinden

of Germany's extraordinary range of compound words.

0:29

en iyilerinin küçük bir seçkisi.

Erklärungsnot. Kültür

0:34

Erklärungsnot.

Literally, a distress at not having an explanation.

0:36

Kelimenin tam anlamıyla, açıklama yapamama sıkıntısı.

Kültür

Erklärungsnot: açıklama yapamamanın yarattığı çıkmaz

Erklärungsnot Almanca bir birleşik sözcüktür: Erklärung “açıklama”, Not ise “sıkıntı” ya da “zor durum” demektir. Bu cümlede yalnızca bir açıklamanın bulunmamasını değil, kişinin kendini açıklayamaması yüzünden düştüğü rahatsız edici çıkmazı adlandırır. Bu sözcük, utandırıcı bir durumda yakalanıp makul bir açıklama yapamayan birini anlatabilir. Daha geniş anlamda, insanların zor bir soruya tatmin edici cevap bulamadıkları anları da kapsayabilir. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir, özellikle bir şeyi açıklayamamanın yarattığı baskıdır.

Alıştırma

Burada açıklandığı şekliyle Erklärungsnot kavramını en iyi hangi durum gösterir?

  1. Birine paranın neden kayıp olduğu sorulur, ancak kişi inandırıcı bir cevap veremez.
  2. Kendisinden hiçbir açıklama beklenmediği hâlde biri yarıştan önce gergin hisseder.
  3. Biri şemsiyesini unutur ve ıslanır.
Cevabı göster

Birine paranın neden kayıp olduğu sorulur, ancak kişi inandırıcı bir cevap veremez.

The perfect way to define

0:39

Bir partnerin porno izlerken yakalandığında

what a partner might feel when they're caught watching porn Dilbilgisi

0:41

veya bir restoranda

Dilbilgisi

caught watching: be caught + fiil-ing

be caught + fiil-ing yapısında caught “fark edilmek” veya “yakalanmak” anlamına gelir; -ing biçimi ise o anda zaten devam eden eylemi belirtir. Bu nedenle caught watching, kişinin bir şey izlediği sırada başkası tarafından fark edilmesi demektir. Yapı genellikle edilgendir: özne + be + caught + fiil-ing. Eylemin gizli, yasak veya utandırıcı olduğunu sık sık ima eder; ancak yapının dil bilgisel anlamı yalnızca kişinin eylemin ortasında fark edildiğidir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için catch ve read sözcüklerini doğru biçimlerde kullanın: During the test, Leo was ____ notes under his desk.

Cevabı göster

caught reading

or are spotted in a restaurant

0:44

tutmaması gereken elleri tutarken

with the hands they shouldn't be holding. Deyimler

0:45

görüldüğünde hissedebileceği şeyi tanımlamanın mükemmel yolu.

Deyimler

with the hands they shouldn't be holding: romantik ihanete dolaylı bir işaret

Bu cümlede with the hands they shouldn't be holding, bir kişinin sadık olması gereken partneri yerine başka biriyle el ele tutuşurken görüldüğünü dolaylı olarak anlatır. Bu ellerin kime ait olduğu özellikle söylenmez; bunu ilişki bağlamından çıkarırız. Gözle görülen bu hareket, kelimenin gerçek anlamıyla yanlış eli tutma hatası değildir. Romantik bir ihaneti nazikçe veya esprili biçimde ima eder. İngilizcede bir ilişki sorunu, doğrudan adı konmadan görünür bir hareketle bu şekilde anlatılabilir.

Alıştırma

“with the hands they shouldn't be holding” ifadesi neyi ima eder?

  1. Restoran kurallarının herhangi bir şeye dokunmayı yasakladığı anlamına gelir.
  2. Birinin yanlış kişiyle romantik yakınlık kurduğunu ima eder.
  3. Birinin iki elini de yaraladığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Birinin yanlış kişiyle romantik yakınlık kurduğunu ima eder.

More grandly, Anlatım akışı

0:48

Daha büyük bir ölçekte,

Erklärungsnot is something we feel when we realize

0:49

Erklärungsnot, hayatın büyük soruları için hiçbir açıklamamızın olmadığını

we don't have any explanations for the big questions of life.

0:52

fark ettiğimizde hissettiğimiz bir şeydir.

Anlatım akışı

More grandly ile daha büyük bir düşünceye geçiş

More grandly, dinleyiciye sıradaki düşüncenin daha büyük ve daha iddialı bir düzeye geçeceğini bildiren bir söylem işaretidir. Burada konu, açıklama gerektiren günlük durumlardan hayatın büyük sorularına geçer. Bu zarf, biraz sonra söylenecek düşüncenin ölçeğini ve üslubunu anlatır; kibirli davranan bir kişiyi tanımlamaz. Küçük bir örnekten geniş bir temaya geçmek için bu kalıbı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Küçük ve pratik bir örnekten daha büyük bir felsefi soruya geçişi en iyi hangi ifade gösterir? “A locked door limits where we can go. ____, what does freedom really mean?”

  1. More importantly
  2. More generally
  3. More grandly
Cevabı göster

More grandly

It's a word that defines existential angst as much as shame. Notlar

0:55

Utanç kadar varoluşsal kaygıyı da tanımlayan bir kelimedir.

Kelime

Existential angst: hayatın anlamına ilişkin derin kaygı

Existential angst, varoluşun kendisi hakkında duyulan derin ve sürekli huzursuzluktur: kim olduğunuz, hayatın anlamlı olup olmadığı veya seçimlerinizin ne ifade ettiği gibi sorularla ilgilidir. Burada utançla birlikte anılan soyut bir duygusal durumu adlandırır. Küçük bir olay yüzünden gerilmekten daha güçlü ve kapsamlıdır.

Alıştırma

Hangi durum existential angst için en iyi örnektir?

  1. Bir kişi öğle yemeğinden önce acıkır.
  2. Bir kişi otobüs geç kaldığı için bir dakika endişelenir.
  3. Bir kişi hayatındaki herhangi bir şeyin kalıcı bir anlamı olup olmadığını sorgular.
Cevabı göster

Bir kişi hayatındaki herhangi bir şeyin kalıcı bir anlamı olup olmadığını sorgular.

Dilbilgisi

Eşit derece veya kapsam için as much as

Bu cümlede as much as, defines fiilinden sonra existential angst ile shame ifadelerini birbirine bağlar. Sözcüğün birini tanımladığı ölçüde diğerini de tanımladığı, yani iki tanımın eşit biçimde geçerli olduğu anlamına gelir. Karşılaştırılan şey duygu miktarı değil, defines fiilinin kapsamı veya derecesidir. verb + X + as much as + Y kalıbında X ve Y eşit ağırlık taşır.

Alıştırma

Cümleyi “aynı derecede” anlamına gelen üç sözcüklü karşılaştırmayla tamamlayın: Good leadership requires empathy ____ confidence.

Cevabı göster

as much as

Futterneid. Kültür

1:00

Futterneid.

The feeling when you're eating with other people

1:02

Başka insanlarla yemek yerken

and realize

1:04

onların menüden,

that they've ordered something better off the menu Kalıp ifadeler

1:05

sizin de yemek için can atacağınız daha iyi bir şey sipariş ettiklerini

Kalıp ifadeler

ordered something better off the menu: Menüdeki yemeklerden daha iyi birini sipariş etmek

Burada ordered, bir restoranda yemek istemek ve sipariş vermek anlamına gelir; off the menu ise menüde gösterilen seçeneklerden demektir. Yapı order + food or drink + off the menu şeklindedir. Better, onların yemeğini konuşanın kendi seçimiyle karşılaştırır. Menüde resmî olarak daha iyi diye belirtilen bir yemek olduğunu değil, konuşanın diğer siparişi daha çekici bulduğunu anlatır.

Alıştırma

order + dish + off the menu yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Yesterday at lunch, Maya ____ the tomato soup ____.

Cevabı göster

ordered · off the menu

that you'd be dying to eat yourself. Deyimler

1:07

fark ettiğinizde hissettiğiniz duygu.

Kültür

Futterneid: Başkasının yemeğini kıskanma duygusu

Futterneid, başka birinin yemeği senin seçtiğin yemekten daha iyi göründüğünde hissettiğin kıskançlığı anlatan Almanca bir birleşik sözcüktür. Bu cümlede duygu, kendi siparişinle başkasının siparişini karşılaştırdıktan sonra ortaya çıkar; yalnızca açlık veya genel bir yemek yeme isteği değildir. Bu sözcük, İngilizcede genellikle food envy diye açıklanan yaygın bir yemek deneyimine kısa bir ad verir.

Alıştırma

Hangi durum Futterneid için en iyi örnektir?

  1. Kimsenin yemeği gelmeden önce ne sipariş edeceğine karar veremezsin.
  2. Tek başına yemek kitabı okurken acıkırsın.
  3. Salatan yerine arkadaşının dumanı tüten eriştesini sipariş etmiş olmayı dilersin.
Cevabı göster

Salatan yerine arkadaşının dumanı tüten eriştesini sipariş etmiş olmayı dilersin.

Deyimler

be dying to eat: yemek için can atmak

be dying to + fiilin yalın hâli yapısında dying abartılı bir anlatımdır. Birinin gerçekten ölmekte olduğunu değil, bir şeyi “çok istemesini” veya “yapmak için can atmasını” anlatır. Burada be dying to eat, kişinin o yemeği kendisinin de yemeyi çok isteyeceğini belirtir. Yapıyı be + dying to + fiilin yalın hâli şeklinde kullanın: I'm dying to see it. Bu cümlede yourself, yemek isteyen kişinin bizzat kendisini vurgular; kalıp ifadenin bir parçası değildir.

Alıştırma

Cümleyi, die sözcüğünden türeyen ve “çok istemek” anlamına gelen samimi ifadeyle tamamlayın: I am ____ try the new water slide.

Cevabı göster

dying to

Perhaps you were trying to be abstemious.

1:09

Belki de ölçülü olmaya çalışıyordunuz.

Now, you're just starving.

1:11

Şimdi, sadece açlıktan ölüyorsunuz.

The word recognizes

1:13

Bu kelime, hayatımızın büyük bir bölümünü

that we spend much of our lives feeling we've ordered the wrong thing Notlar

1:14

yanlış şeyi sipariş ettiğimizi hissederek geçirdiğimizi kabul eder,

Dilbilgisi

spend much of our lives feeling: spend + zaman + -ing

spend + zaman miktarı + fiilin -ing biçimi yapısı, birinin o zamanı nasıl geçirdiğini veya deneyimlediğini anlatır. Burada much of our lives zaman miktarıdır; feeling ise devam eden deneyimi belirtir. Dolayısıyla cümle, bu duygunun insanların hayatının büyük bir bölümünü kapladığını söyler. spend sonrasında etkinliği veya durumu anlatmak için fiilin -ing biçimini kullanın: spend an hour reading, spend years worrying. we've ordered the wrong thing sözleri, hissedilen şeyin ne olduğunu açıklar; isteğe bağlı that sözcüğü burada kullanılmamıştır.

Alıştırma

Cümleyi build fiilinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: He spends much of his free time ____ model airplanes.

Cevabı göster

building

and not just in restaurants.

1:18

ve bu sadece restoranlarda değil.

Anlatım akışı

we've ordered the wrong thing ... not just in restaurants: düşünceyi genişletmek

İlk olarak we've ordered the wrong thing restoran görüntüsünü sürdürür: biri bir yemek seçmiş ve sonra pişman olmuştur. Ancak burada ordered the wrong thing, hayatta bir seçim yaptıktan sonra bunun yanlış olduğunu hissetmeyi de temsil eder. and not just in restaurants ifadesi, dinleyiciye düşünceyi yemeklerin ötesine genişletmesini söyler. Somut bir örneği genel bir düşünceye dönüştürür: insanlar yalnızca sipariş ettikleri şeyi değil, birçok seçimlerini sık sık sorgular.

Alıştırma

Bu cümlede and not just in restaurants ifadesinin işlevi nedir?

  1. Yanlış seçim düşüncesini yemeklerden genel olarak hayata genişletir.
  2. Konuşmacının restoranlardan başka yerlere de gittiğini söyler.
  3. Sorunu restoranlarda yemek seçmekle sınırlar.
Cevabı göster

Yanlış seçim düşüncesini yemeklerden genel olarak hayata genişletir.

Luftschloss. Kültür

1:21

Luftschloss.

Literally, a castle in the air, Deyimler

1:22

Kelimenin tam anlamıyla, havadaki bir kale,

a dream that's unattainable.

1:24

ulaşılamaz bir rüya.

Kültür

Luftschloss: ulaşılamaz bir hayal

Luftschloss Almanca birleşik bir isimdir: Luft hava, Schloss ise şato anlamına gelir. Kelimenin gerçek görüntüsü a castle in the air, yani havada bir şatodur. Bu cümlede çekici olan, ancak gerçekçi biçimde gerçekleştirilemeyen bir hayali adlandırır. Her cesur planı ifade etmez; temel düşünce, bu hayalin ulaşılamaz olmasıdır.

Alıştırma

Altyazıda Luftschloss ne anlama geliyor?

  1. Güzel ama ulaşılamaz bir hayal
  2. Başarıya ulaşması muhtemel iddialı bir plan
  3. Yerden çok yükseğe inşa edilmiş gerçek bir şato
Cevabı göster

Güzel ama ulaşılamaz bir hayal

Deyimler

a castle in the air: gerçekçi olmayan bir hayal veya plan

A castle in the air, çekici ve güzel olsa da gerçekleşmesini sağlayacak gerçekçi temeli bulunmayan bir fikir, hayal veya plandır. Bu benzetme, etkileyici görünen ama sağlam dayanağı olmayan bir şeyi canlandırır. Bu cümlede hemen ardından gelen a dream that's unattainable ifadesi mecaz anlamı doğrudan açıklar. Gökyüzündeki gerçek bir yapıdan söz edilmez.

Alıştırma

Bu derste a castle in the air ne anlama gelir?

  1. Uygulanabilir bir planla desteklenen zor bir hedef
  2. Çekici ama gerçekçi olmayan bir hayal veya plan
  3. Çok yüksek gerçek bir bina
Cevabı göster

Çekici ama gerçekçi olmayan bir hayal veya plan

A word suggesting that German culture

1:26

Alman kültürünün

is deeply indulgent about big dreams,

1:29

büyük rüyalara karşı son derece hoşgörülü olduğunu,

but also gently realistic

1:31

ancak onları gerçekleştirmenin ne kadar zor olabileceği konusunda da

about how hard it can be to bring them off. Notlar

1:33

nazikçe gerçekçi olduğunu gösteren bir kelime.

Dilbilgisi

how hard it can be to + fiil

how hard it can be to + fiil, bir eylemin ne derece zor olabileceğini ifade eder. Burada tüm yan cümle, konuşanın gerçekçi biçimde değerlendirdiği şeydir. Bu, daha büyük bir bildirme cümlesinin içine yerleşen bir how yan cümlesidir; bu yüzden how hard + it + can be + to ile mastar sırasını kullanır. It yer tutucu öznedir; to bring them off ise zorluğu değerlendirilen eylemi belirtir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için how, hard, it, can, be ve to sözcüklerini doğru sıraya koyun: New parents are often surprised by ____ get enough sleep.

Cevabı göster

how hard it can be to

Öbek fiiller

bring them off: zor planları başarıyla gerçekleştirmek

Bring something off, zor, iddialı ya da gerçekleşmesi pek olası görünmeyen bir şeyi başarıyla yapmak demektir. Buradaki them, daha önce sözü edilen büyük hayalleri gösterir; dolayısıyla bring them off, bu hayalleri gerçekten gerçekleştirmek anlamına gelir. Bu, ayrılabilen bir öbek fiildir. Bring ve off birlikte tek bir anlam oluşturur; buradaki off aşağıya ya da uzağa anlamına gelmez.

Alıştırma

bring ... off ifadesini geçmiş zamanda kullanın ve zamiri doğru yere koyun: The plan was risky, but the team ____.

Cevabı göster

brought it off

Backpfeifengesicht. Kültür

1:36

Backpfeifengesicht.

A face that's begging to be slapped. Deyimler

1:38

Tokatlanmak için yalvaran bir yüz.

Kültür

Backpfeifengesicht: sert ve mizahi bir Almanca hakaret

Backpfeifengesicht, yüze atılan tokat anlamındaki Backpfeife ile yüz anlamındaki Gesicht sözcüklerinden oluşan Almanca bir bileşik sözcüktür. Ardından gelen İngilizce cümle amaçlanan anlamı açıklar: birine tokat atma isteği uyandıran bir yüz. Bu, görünüşe ilişkin tarafsız bir betimleme değil, abartılı bir hakarettir. Mizah, çok sert bir yargının tek ve uzun bir sözcüğe sıkıştırılmasından doğar; bu tonu anlamak, sözcüğü bizzat kullanmaktan daha önemlidir.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Bir okul etkinliğinde Leo, bir sınıf arkadaşını gösterip görünüşü hakkında dostça ve tarafsız bir yorum olarak ona Backpfeifengesicht diyor.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun değil

Deyimler

“begging to be slapped” ifadesinde düşmanca abartı

Burada “begging to be slapped” gerçek bir isteği anlatmaz. Bir yüz yalvaramaz; bu nedenle ifade yüzü kişileştirir ve onun ne kadar sinir bozucu veya kendini beğenmiş göründüğünü abartır. “something is begging to be done” kalıbı, bir eylemi neredeyse karşı konulamaz ya da açıkça gerekliymiş gibi gösterebilir. Ancak “slapped” ile birlikte kullanıldığında yalnızca yüzün çekici olmadığını söylemek yerine şiddet içeren düşmanca bir şakaya dönüşür.

Alıştırma

“A face that's begging to be slapped” cümlesinde vurgulanan ifade neyi anlatır?

  1. Yüz, birinin kendisine tokat atması için gerçekten izin istemektedir.
  2. Yüz o kadar sinir bozucu görünür ki konuşan kişi birinin ona tokat atmak isteyeceğini söyleyerek şaka yapar.
  3. Yüz, tokat yememek için kendisini korumaya çalışmaktadır.
Cevabı göster

Yüz o kadar sinir bozucu görünür ki konuşan kişi birinin ona tokat atmak isteyeceğini söyleyerek şaka yapar.

Generosity towards others is key,

1:41

Başkalarına karşı cömertlik önemlidir,

but German is bracing and frank enough to acknowledge Notlar

1:43

ancak Almanca, bazen sadece bir pislikle yüz yüze gelmiş olabileceğimizi

Kelime

“bracing” sözcüğünün canlandırıcı ve güçlü anlamı

Burada “bracing”, güçlü biçimde ferahlatıcı veya canlandırıcı anlamına gelen bir sıfattır. “Frank” ile yan yana kullanıldığı için Almancanın çekingen ya da yumuşatılmış olmak yerine cesurca doğrudan oluşunu över. Bu sözcük, ilk başta biraz keskin hissettirse de insanı daha uyanık bırakan bir deneyimi, üslubu veya niteliği anlatabilir. Bu bağlamda olumlu bir etkiye sahiptir; bir şeyi fiziksel olarak “desteklemek” anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Cümlede “bracing” sözcüğünün en yakın anlamı nedir?

  1. Yalnızca soğuk olduğu için rahatsız edici
  2. Canlandırıcı ölçüde güçlü ve doğrudan
  3. Hareket etmemesi için fiziksel olarak desteklenmiş
Cevabı göster

Canlandırıcı ölçüde güçlü ve doğrudan

Dilbilgisi

frank enough to acknowledge: sıfat + enough + to

frank enough to acknowledge ifadesinde enough, frank sıfatından sonra gelir ve bu özelliğin gerekli düzeye ulaştığını gösterir. İfade, “bir şeyi kabul edecek kadar doğrudan ve açık sözlü” anlamına gelir. Yeniden kullanılabilir kalıp adjective + enough + to + fiilin yalın hâlidir. Burada acknowledge fiilinin neyi kabul ettiği, ardından gelen that yan cümlesiyle tamamlanır.

Alıştırma

Parantez içindeki sıfatı ve fiili kullanarak cümleyi adjective + enough + to + verb kalıbıyla tamamlayın: Nina was ____ her mistake. (honest / admit)

Cevabı göster

honest enough to admit

that there are also moments when it's simply more honest

1:46

fark etmenin daha dürüst bir tepki olduğunu kabul edecek kadar

to realize we may have come face to face with a dickhead. Notlar

1:48

canlandırıcı ve açık sözlüdür.

Deyimler

come face to face with: doğrudan bir karşılaşma

Come face to face with, biriyle veya bir şeyle doğrudan karşılaşmak anlamına gelir; bu karşılaşma çoğu zaman ani ya da kaçınılmazdır. With, karşılaşılan kişiyi, şeyi veya durumu tanıtır. İki yüzün gerçekten birbirine değmesi anlamına gelmez. Bu cümlede, karşılaşılan kişinin son derece itici biri olduğunu fark etmeyi anlatır; sondaki kaba isim hakaret içeren, alaycı bir ton ekler. İfade, tehlike veya gerçekle yüzleşmek gibi mecazi anlamlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: “The town came face to face with a water shortage,” cümlesindeki ifade mutlaka iki gerçek yüzün birbirine yaklaşmasını anlatır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Kelime

dickhead: kaba ve kişisel bir hakaret

“Dickhead”, konuşanın aptal, iğrenç veya aşağılık bulduğu bir kişiye yönelttiği kaba ve küfürlü bir hakarettir. Burada açık bir düşmanlık ifade ederken kışkırtıcı bir mizah da yaratır; birine yalnızca silly ya da annoying demekten çok daha ağırdır. Bu söz tek bir davranışı eleştirmek yerine kişinin tamamını damgalar, bu yüzden kişisel saldırı gibi hissedilebilir.

Alıştırma

Bir konuşmacı resmî bir toplantıda yeni bir iş arkadaşından şikâyet etmek istiyor. “He is a dickhead” demesi uygun mudur?

  1. Evet. Onun sinir bozucu olduğunu söylemenin hafif ve profesyonel bir yoludur.
  2. Hayır. Kaba bir kişisel hakarettir ve bu ortamda uygun değildir.
Cevabı göster

Hayır. Kaba bir kişisel hakarettir ve bu ortamda uygun değildir.

Ruinenlust. Kültür

1:54

Ruinenlust.

This word shows German at its most delightfully fetishistic in particular, Dilbilgisi

1:56

Bu kelime, Almancayı en zevkli fetişist haliyle gösterir,

Dilbilgisi

at its most delightfully fetishistic: en tipik ve keyifli derecede saplantılı hâli

At its most + sıfat, tek bir öznedeki niteliği en güçlü ya da en tipik hâliyle sunar. Burada its, Almancaya gönderme yapar; dolayısıyla ifade Almancayı özellikle yoğun ve tipik bir hâliyle betimler, diğer dillerle karşılaştırıp sıralamaz. Delightfully, değerlendirmeyi olumlu ve eğlenceli hâle getirir. Fetishistic burada abartılı bir kullanımdır: klinik bir tanıyı değil, bir özelliğe duyulan yoğun hayranlığı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi at its most + adjective ile tamamlayın: After the rain, the garden was ____.

Cevabı göster

at its most beautiful

meaning the delight one can feel at seeing ruins.

2:00

harabeleri görünce hissedilen haz anlamına gelir.

Kültür

Ruinenlust: harabeleri görmekten alınan haz

Ruinenlust Almanca bir birleşik sözcüktür: Ruinen “harabeler”, Lust ise “haz” veya “arzu” anlamına gelir. Bu cümlede, bir kişinin harabelere bakarken hissedebileceği estetik hazzı veya büyülenme duygusunu adlandırır. Bu duygu, güzelliği çürüme ve zamanın geçişine yönelik melankoliyle birleştirebilir. Bir yeri yok etmek istemek ya da gerçek bir felaketin yol açtığı acıdan zevk almak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum Ruinenlust kavramını en iyi örnekler?

  1. Bir rakip yarışmayı kaybettiği için sevinmek.
  2. Eski bir binanın duvarlarını parçalamak istemek.
  3. Terk edilmiş taş bir manastırın güzelliğine ve melankolisine hayran olmak.
Cevabı göster

Terk edilmiş taş bir manastırın güzelliğine ve melankolisine hayran olmak.

Collapsed palaces and the rubble of temples

2:04

Çökmüş saraylar ve tapınakların molozları

put anxieties about the present into perspective Deyimler

2:07

şimdiki zamana dair endişeleri başka bir perspektife oturtur

Deyimler

put anxieties about the present into perspective: bugüne dair kaygıları gerçek ölçüsünde görmek

Put something into perspective, bir şeyi daha geniş bir bağlam içinde değerlendirerek gerçek boyutunu veya önemini daha net görmek demektir. Yeni bağlam çoğu zaman bir kaygıyı daha az bunaltıcı gösterir, ancak kaygının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Burada bir zamanlar görkemli olan yapıların kalıntıları bu daha geniş tarihsel ölçeği sağlar. Yapı put + nesne + into perspective biçimindedir; dolayısıyla anxieties about the present nesnedir.

Alıştırma

Konunun gerçek önemini göstermeyi anlatan sabit ifadeyi tamamlayın: The long-term data ____ today's alarming headline ____.

Cevabı göster

put · into perspective

and induce a pleasing melancholy at the passage of all things. Kalıp ifadeler

2:10

ve her şeyin geçip gitmesine karşı hoş bir melankoli yaratır.

Kalıp ifadeler

induce a pleasing melancholy: hoş bir melankoli uyandırmak

Burada induce, “neden olmak” veya “ortaya çıkarmak” anlamındadır. Nesnesi a pleasing melancholy ifadesidir: Her şeyin geçip gittiğini düşünmenin yarattığı hafif bir hüzün. Pleasing ve melancholy burada birbiriyle çelişmez. Pleasing, bu hüznü yaşamanın düşündürücü ve güzel niteliğini anlatır; hüznün ya da kaybın her zaman iyi olduğunu söylemez.

Alıştırma

“The quiet museum induced a pleasing melancholy.” cümlesinde induced a pleasing melancholy ne anlama gelir?

  1. Bütün hüzünlerin hoş olduğunu kanıtladı.
  2. Üzerine düşünmesi de hoş gelen hafif bir hüzne neden oldu.
  3. Ziyaretçinin hiçbir duygu hissetmemesini sağladı.
Cevabı göster

Üzerine düşünmesi de hoş gelen hafif bir hüzne neden oldu.

Kummerspeck. Kültür

2:14

Kummerspeck.

Literally, sorrow fat.

2:16

Kelimenin tam anlamıyla, keder yağı.

Kültür

Kummerspeck: rahatlamak için yiyerek alınan kilo

Kummerspeck, Kummer (“üzüntü”) ve Speck (“yağ” ya da “pastırma”) sözcüklerinden oluşan Almanca bir birleşik sözcüktür. Üzüntü veya duygusal stres sırasında rahatlamak için yemek yiyerek alınan fazladan kiloyu anlatır. “Üzüntü yağı” şeklindeki kelimesi kelimesine karşılık, akılda kalıcı bir imgedir; bir yiyeceğin veya özel bir yağ türünün adı değildir.

Alıştırma

Hangi açıklama Kummerspeck sözcüğüne uyar?

  1. Üzgünken rahatlamak için yemek yiyerek alınan fazladan kilo
  2. Kışın sunulan ağır bir Alman yemeği
  3. Egzersizin yarattığı mutlu bir duygu
Cevabı göster

Üzgünken rahatlamak için yemek yiyerek alınan fazladan kilo

A word that frankly recognizes how often,

2:18

İnsan derinden üzgün olduğunda,

when one is deeply sad,

2:20

çoğunlukla mutfağa yönelip yemek yemekten

there is simply nothing more consoling to do

2:22

daha teselli edici bir şeyin

than to head for the kitchen and eat. Öbek fiiller

2:24

olmadığını açıkça kabul eden bir kelime.

Öbek fiiller

head for the kitchen: head for + varış yeri

Burada head, hareket etmek veya gitmek anlamında kullanılan bir fiildir. head for + varış yeri yapısı, o yere doğru hareket etmeye başlamak demektir. head for the kitchen ifadesinde for, varış yerini belirtir. Bu ifade yöne veya yola çıkmaya odaklanır; dolayısıyla kişinin oraya çoktan vardığını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi head for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. Varış yerinden önce for kullanın: When the fire alarm rang, everyone ____ the nearest exit.

Cevabı göster

headed for

Fremdschämen. Kültür

2:27

Fremdschämen.

A word full of empathy

2:29

Başka birinin utanç verici talihsizliği veya başarısızlığı karşısında

that captures the agony one can feel

2:31

hissedilen ıstırabı yakalayan,

at somebody else's embarrassing misfortune or failure. Dilbilgisi

2:33

empati dolu bir kelime.

Kültür

Fremdschämen: başka biri adına hissedilen utanç

Fremdschämen, başka biri garip bir şey yaptığında, herkesin önünde başarısız olduğunda veya utandırıcı bir aksilik yaşadığında onun adına hissedilen utanç ya da yoğun mahcubiyeti anlatan Almanca bir sözcüktür. Duygu gözlemciye aittir, ancak diğer kişinin durumu tarafından tetiklenir. Bu cümlede sözcüğün empati dolu olarak tanımlanması, bu rahatsızlığı utanan kişiye yönelik bir ilgi ve kaygı olarak sunar. Başarısızlıktan keyif almayı değil, o kişinin rahatsızlığını paylaşmayı anlatır.

Alıştırma

Bir okul sunumu sırasında Ben söyleyeceklerini unutur. Ava yüzünü buruşturur ve onun yerine ortadan kaybolabilmeyi diler. Ava'nın duygusunu en iyi hangi sözcük anlatır?

  1. Relief
  2. Schadenfreude
  3. Fremdschämen
Cevabı göster

Fremdschämen

Dilbilgisi

somebody else's ifadesinde iyelik ekinin yeri

Somebody else's, 'başka birine ait olan' anlamına gelir. Burada utandırıcı talihsizliği veya başarısızlığı yaşayan kişinin, ıstırabı hisseden kişi değil başka biri olduğunu gösterir. Ardından else gelen belirsiz zamirlerde iyelik eki else sözcüğüne eklenir: somebody else → somebody else's. Aynı kalıp anybody else's ve everyone else's ifadelerinde de kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi somebody else ifadesinin iyelik biçimiyle tamamlayın: This notebook is ____.

Cevabı göster

somebody else's

A capacity to feel Fremdschämen is a high moral achievement

2:36

Fremdschämen hissedebilme kapasitesi yüksek bir ahlaki başarıdır

and is at the root of kindness. Deyimler

2:40

ve nezaketin kökeninde yer alır.

Deyimler

At the root of: altta yatan neden veya temel

At the root of, 'bir şeyin derin nedeni veya temel kaynağı olmak' anlamına gelir. İfade, bir bitkiyi destekleyen kökleri mecaz olarak kullanır ve görünür sonucun altında onu üreten veya destekleyen şeyi gösterir. Bu cümlede Fremdschämen hissedebilme kapasitesi, iyilikle yalnızca ilişkili bir şey olarak değil, iyiliğin temel kaynağı olarak sunulur. Yaygın yapı be at the root of + isim veya isim öbeğidir.

Alıştırma

Kök mecazını kullanan ve 'derinde yatan temel nedeni olmak' anlamına gelen sabit ifadeyi tamamlayın: Poor communication was ____ the conflict.

Cevabı göster

at the root of

Weltschmerz. Kültür

2:43

Weltschmerz.

Literally, world sadness.

2:45

Kelimenin tam anlamıyla, dünya hüznü.

A word that acknowledges that we are sometimes sad,

2:47

Bazen şu veya bu şeye değil,

not about this or that thing, Dilbilgisi

2:49

varoluşun tüm temeline

but about the whole basis of existence.

2:51

üzüldüğümüzü kabul eden bir kelime.

Kültür

Weltschmerz: dünya ya da varoluş karşısındaki hüzün

Weltschmerz, İngilizce edebiyat, kültür ve felsefe tartışmalarında da kullanılan Almanca bir kelimedir. Kelime anlamıyla “dünya acısı” veya “dünya hüznü” demektir ve dünyanın durumu ya da bir bütün olarak varoluş karşısında duyulan derin kederi anlatır. Bu cümlede, belirli bir sorunun yol açtığı üzüntüyle karşılaştırılır. Her sıradan kötü ruh hâlini değil, geniş bir duygusal düşünceyi anlatır ve tek başına tıbbi bir tanı değildir.

Alıştırma

Hangi durum, örnekte kullanılan Weltschmerz anlamını en iyi gösterir?

  1. Leo bir maçı kaybettiği için üzgündür.
  2. Maya, dünyanın her yerindeki acıları düşündükten sonra insan varoluşunun bütünü hakkında derin bir keder hisseder.
  3. Nora geç saate kadar uyanık kaldığı için uykuludur.
Cevabı göster

Maya, dünyanın her yerindeki acıları düşündükten sonra insan varoluşunun bütünü hakkında derin bir keder hisseder.

Dilbilgisi

not about X, but about Y: odağı düzeltmek

not about X, but about Y kalıbı ilk açıklamayı reddeder ve onun yerine ikinci açıklamayı koyar. Burada konuşan kişi, üzüntünün belirli bir şeye yönelmediğini; odağının bir bütün olarak varoluş olduğunu söyler. about kelimesinin tekrarı X ve Y’yi dil bilgisi açısından paralel tutar. Daha genel olarak not X, but Y, dinleyenin muhtemel varsayımını düzeltmek ve Y’yi vurgulamak istediğinizde kullanışlıdır.

Alıştırma

Düzeltmeyi not X, but Y kalıbı ve paralel edatlarla tamamlayın: The meeting is ____ Friday, ____ Monday.

Cevabı göster

not on · but on

The presence of the word indicates a culture

2:54

Bu kelimenin varlığı,

that isn't falsely cheerful,

2:56

sahte bir neşe sunmayan,

but takes tragedy as a given. Deyimler

2:58

trajediyi verili bir durum olarak kabul eden bir kültürü gösterir.

Deyimler

take tragedy as a given: trajediyi baştan kabul edilmiş bir gerçek saymak

Burada takes tragedy as a given, “trajediyi baştan kabul edilmiş bir gerçek sayar” demektir. Bu kültür trajediyi övmez ya da seçmez; onun hayatın bir parçası olduğunu varsayar ve bu öncülden yola çıkar. Kalıp take + isim + as a given şeklindedir. Bir fikir, koşul veya olgu, önceden kanıtlanmasına ya da tartışılmasına gerek olmayan bir başlangıç noktası olarak kabul edildiğinde kullanılır.

Alıştırma

“The committee takes limited funding as a given” cümlesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Komite, bütçesinin sınırlı olmasına minnet duyuyor.
  2. Komite, sınırlı bütçeyi kabul edilmiş bir başlangıç koşulu sayıyor.
  3. Komite bütçesini azaltmaya karar verdi.
Cevabı göster

Komite, sınırlı bütçeyi kabul edilmiş bir başlangıç koşulu sayıyor.

It is immensely reassuring to be able to tell a friend

3:00

Bir arkadaşa,

that one is presently lying under the duvet

3:03

şu anda yorganın altında yatıp

suffering from Weltschmerz.

3:05

Weltschmerz'den muzdarip olduğunu söyleyebilmek son derece rahatlatıcıdır.

Schadenfreude. Kültür

3:08

Schadenfreude.

We're meant to be sad when others fail, Dilbilgisi

3:10

Başkaları başarısız olduğunda üzülmemiz beklenir,

Dilbilgisi

We're meant to be sad: beklenen bir tepki

Bu cümlede We're meant to be sad, üzgün hissetmemizin beklendiği ya da üzülmenin uygun tepki sayıldığı anlamına gelir. Konuşanın gerçek duygusunu değil, toplumsal veya ahlaki bir beklentiyi anlatır. be meant to + fiil yapısı, insanların neyin olması gerektiğini düşündüğünü ifade edebilir. Buradaki kullanım, beklenen duygu ile gerçek duygunun farklı olabileceği bir karşıtlık hazırlar.

Alıştırma

Bu cümlede We're meant to be sad neyi ima ediyor?

  1. Gerçekte böyle hissetmesek bile üzüntü uygun tepki olarak kabul edilir.
  2. Biri belirli bir zamanda üzülmemiz için bir plan yaptı.
  3. Üzüntü dışında hiçbir şey hissedemeyiz.
Cevabı göster

Gerçekte böyle hissetmesek bile üzüntü uygun tepki olarak kabul edilir.

but German more wisely accepts

3:12

ancak Almanca daha bilgece bir şekilde,

that we often feel happiness,

3:14

başkalarının talihsizliklerinde (Schaden)

Freude,

3:16

çoğu zaman mutluluk (Freude)

at the misfortunes, the Schaden, of others.

3:16

hissettiğimizi kabul eder.

Kültür

Schadenfreude: başkasının talihsizliğinden duyulan haz

Schadenfreude, başka birinin başarısızlığı, utanç verici durumu veya talihsizliğinden doğan hazdır. Bu cümlede konuşmacı, başkaları için üzülmemizin beklendiğini, fakat çoğu zaman bunun yerine pek de övgüye değer olmayan bu mutluluğu hissettiğimizi söylüyor. Sözcük Almancadan gelir: Schaden zarar veya talihsizlikle ilişkilidir, Freude ise neşe demektir. İngilizce bu özel birleşik düşünceyi anlatmak için sözcüğün tamamını ödünç almıştır; kişinin kendi başarısından duyduğu sıradan mutluluğu anlatmaz.

Alıştırma

Hangi durum Schadenfreude için en açık örnektir?

  1. Omar herkes fırtınadan güvenle kurtulduğu için rahatlıyor.
  2. Mina zor bir projeyi tamamladıktan sonra gurur duyuyor.
  3. Leo, kendisiyle alay eden rakibinin finali kaybettiğini duyunca içten içe seviniyor.
Cevabı göster

Leo, kendisiyle alay eden rakibinin finali kaybettiğini duyunca içten içe seviniyor.

That isn't because we're mean.

3:20

Bu, kötü niyetli olduğumuzdan değil.

We just feel deeply reassured

3:21

Sadece hayatın diğer insanlar için de

when we see confirmation that life is as hard Dilbilgisi

3:24

bizim için olduğu kadar zor olduğunun doğrulamasını gördüğümüzde

for other people as it is for us.

3:26

derinden rahatladığımız içindir.

Dilbilgisi

as hard for other people as it is for us: eşit zorluk derecesi

as + sıfat + for A + as it is for B kalıbı, sıfatın A ve B için aynı derecede geçerli olduğunu anlatır. Burada hayat diğer insanlar için de bizim için olduğu kadar zordur. İkinci bölümdeki it, life sözcüğüne gönderme yapar. hard sıfatı zaten anlaşıldığı için is sonrasında söylenmez; tam düşünce as it is hard for us biçimindedir. İki for grubu zorluğu yaşayan kişileri gösterir; amaç bildirmez.

Alıştırma

Sınavın başlangıç ve ileri düzey öğrenciler için aynı derecede zor olduğunu doğru biçimde anlatan cümleyi seçin.

  1. The exam is as difficult for beginners as for advanced learners it is.
  2. The exam is as difficult for beginners as it is for advanced learners.
  3. The exam is as difficult for beginners than it is for advanced learners.
Cevabı göster

The exam is as difficult for beginners as it is for advanced learners.

We can thank German Dilbilgisi

3:30

Sıkıntılarımıza ve umutlarımıza itibar kazandıracak

for having so many of the right words

3:31

pek çok doğru kelimeye sahip olduğu için

Dilbilgisi

thank German for having: thank ... for + -ing yapısı

Bu cümlede thank German for having..., birçok yararlı sözcüğe sahip olma konusunda payı Almancaya vermek anlamına gelir. German bir Alman kişiyi değil, Almanca dilini belirtir; cümle, dili teşekkür edilebilecek bir varlık gibi hafifçe kişileştirir. Kalıp thank + kişi/şey + for + isim veya -ing biçimidir. Burada having teşekkürün nedenini belirtir. for bir edat olduğu için have değil, having kullanılır.

Alıştırma

Parantezdeki sözcüklerin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: We arrived safely, so we thanked our guide ____ us the best route. (for / show)

Cevabı göster

for showing

to bring dignity to our troubles and hopes. Kalıp ifadeler

3:33

Almancaya teşekkür edebiliriz.

Kalıp ifadeler

bring dignity to: bir şeye saygınlık ve ciddiyet kazandırmak

Bu cümlede bring dignity to our troubles and hopes, bu deneyimleri saygıya ve ciddi biçimde ifade edilmeye değer hâle getirmek anlamına gelir. Sözcükler saygınlığı fiziksel olarak bir yere taşımaz. bring + quality + to + thing kalıbı, bir şeyin bir duruma, eyleme veya konuya belirli bir nitelik kazandırdığını anlatır. Burada doğru sözcükler, insanların sıkıntıları ve umutları saygılı ve anlamlı biçimde konuşmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Bu bağlamda bring dignity to our troubles and hopes ne anlama gelir?

  1. Kimsenin konuşmak zorunda kalmaması için onları gizlemek
  2. Onları fiziksel olarak resmî bir yere taşımak
  3. Bu sıkıntıları ve umutları saygıya değer hissettirmek
Cevabı göster

Bu sıkıntıları ve umutları saygıya değer hissettirmek

Learning languages ultimately has little to do Deyimler

3:36

Dil öğrenmenin nihayetinde,

with discovering the world per se. Kelime

3:39

dünyayı tek başına keşfetmekle pek alakası yoktur.

Deyimler

has little to do with: zayıf bir bağlantı göstermek

Bu cümlede has little to do with, “... ile yalnızca zayıf bir bağlantısı olmak” anlamına gelir. Konuşmacı, dil öğrenmenin asıl amacının dünyanın kendisini keşfetmek olmadığını söylüyor. have little to do with ifadesini tek bir ilişki kalıbı olarak düşünün: A has little to do with B. Burada has, dilbilgisel olarak tekil olan Learning languages öznesiyle uyumludur; with'ten sonra -ing biçimindeki discovering gelir. Buradaki do, bir eylemi yapmak anlamına gelmez.

Alıştırma

have little to do with kalıbını doğru biçimde kullanın: The color of the cover ____ the quality of the book.

Cevabı göster

has little to do with

Kelime

per se: bir yargıyı şeyin kendisiyle sınırlamak

Per se, “kendi başına” veya “tek başına ele alındığında” demektir. Bu cümlede discovering the world ifadesinin kapsamını sınırlar: konuşmacı dünyayı keşfetmenin hiç önemli olmadığını değil, bu etkinliğin tek başına dil öğrenmenin ana noktası olmadığını söylüyor. Per se'yi, ele alınan şeyin kendisini onun etkilerinden, koşullarından veya ilgili etmenlerden ayırmak için kullanın. Genellikle sınırladığı sözcük ya da düşünceden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi “tek başına ele alındığında” anlamına gelen iki sözcüklü Latince ifadeyle tamamlayın: The rule is not unfair ____; the problem is how it is enforced.

Cevabı göster

per se

It's about acquiring tools Anlatım akışı

3:41

O, kendimizin yakalanması zor parçalarını

to help us get a clearer grasp Deyimler

3:43

daha net bir şekilde kavramamıza yardımcı olacak

on the elusive parts of ourselves.

3:45

araçlar edinmekle ilgilidir.

Anlatım akışı

It's about acquiring tools: gerçek odağı belirtmek

Burada It's about + -ing gerçek odağı veya amacı belirtir. About'tan sonra -ing biçimindeki acquiring gelir; dolayısıyla ifade, önemli olanın araçlar edinmek olduğunu söyler, bir başlık duyurmaz. Reddedilmiş bir yorumun ardından geldiği için It's about... konuşmanın odağını yeniden belirler: yüzeydeki yorumu değil, konuşanın dinleyicilerin hatırlamasını istediği sonucu öne çıkarır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp It's not about X. It's about Y. şeklindedir.

Alıştırma

Bir antrenör kazanmanın ana hedef olmadığını söylüyor. Hangi devam cümlesi gerçek odağı en doğal biçimde belirtir?

  1. It's about learning to work as a team.
  2. It's time to learn how to work as a team.
  3. It's possible to work as a team.
Cevabı göster

It's about learning to work as a team.

Deyimler

get a clearer grasp on: daha net anlamaya başlamak

Get a grasp on something, bir şeyi açıkça anlamaya başlamak anlamına gelen mecazi bir ifadedir. Zor bir konuyu zihinde düzene sokmayı da düşündürebilir. Buradaki nesne the elusive parts of ourselves olduğundan grasp, bir şeyi fiziksel olarak tutmayı değil anlamayı ifade eder. Karşılaştırma biçimi clearer gelişme olduğunu gösterir: araçlar her şeyi tamamen anlamayı vaat etmez, ancak anlayışı daha kesin ve daha az belirsiz hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi, bu nottaki daha açık anlamak anlamına gelen hedef ifadeyle eksiksiz tamamlayın: The diagram helped me ____ the process.

Cevabı göster

get a clearer grasp on