Marilyn vos Savant Hariç Herkesi Şaşkına Çeviren O Basit Soru: İngilizce çalışma notları
Newsthink
Video özeti: Savant ve Monty Hall, bilginin kazanma olasılığını nasıl değiştirdiğini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “shot into the spotlight.” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: ışığa gitmeyi değil, aniden kamu ilgisi görmeyi anlattığını kavrayın. 2. “one in three chance” — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: kesirli olasılığı doğal söyleyin ve iki kapıyı karşılaştırın. 3. “the more you know, the more informed decisions you can make.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bağıntılı karşılaştırmayla bilgiyi karar kalitesindeki değişime bağlayın.
Bu derste
It's quite fitting that Marilyn vos Savant's last name in French means learned. Anlatım akışı
0:00Marilyn vos Savant'ın soyadının Fransızcada bilgin anlamına gelmesi oldukça yerinde bir durum.
It's quite fitting that: temayla örtüşen bir bağlantıyı sunmak
Burada It's quite fitting that, kişiyle ya da temayla anlamlı ve yerinde biçimde örtüşen bir olguyu tanıtır. Konuşan kişi bunun yalnızca ilginç olduğunu söylemez; soyadının anlamı, olağanüstü zekâsıyla tanınan birine çok uygundur. Olguyu vermeden önce bu bağlantıyı göstermek için It's fitting that + yan cümle kalıbını kullanabilirsin. Quite değerlendirmeyi güçlendirir ve eşleşmenin özellikle yerinde bulunduğunu gösterir.
Alıştırma
Tesadüfü temaya uygun olarak sunan ifadeyle cümleyi tamamla: ____ the librarian received a book-shaped trophy.
Cevabı göster
It's quite fitting that
Learning came easy to her considering she has an IQ of 228. Kalıp ifadeler
0:04228 IQ'ya sahip olduğu düşünüldüğünde öğrenmek onun için oldukça kolaydı.
came easy to her: bir şeyin ona zahmetsiz gelmesini anlatmak
Learning came easy to her cümlesinde came easy, “doğal geliyordu ve çok az çaba gerektiriyordu” anlamındadır. Learning kolay olan etkinliktir; to her ise bunu böyle deneyimleyen kişiyi belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp something comes/came easy to someone biçimindedir. Burada easy, zarf benzeri bir görev üstlenerek yeteneğin veya etkinliğin ne kadar doğal gerçekleştiğini anlatır.
Alıştırma
“Onun için çok az çaba gerektiriyordu” anlamındaki gündelik kalıpla cümleyi tamamla: Nina had always loved numbers, so algebra ____.
Cevabı göster
came easy to her
to immigrants from Germany and Italy.
0:14Almanya ve İtalya'dan gelen göçmenlerin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Her parents never told her she was exceptional.
0:16Ailesi ona hiçbir zaman olağanüstü biri olduğunu söylemedi.
But the world would pay attention in 1985 Anlatım akışı
0:25Fakat 1985 yılında, Guinness Dünya Rekorları kitabında
But ... would pay attention: geçmiş zamanlı bir anlatıda sonraki dönüşü haber verme
But, daha önce onun pek ilgi görmediği durumdan anlatıyı başka bir yöne çevirir ve bir değişimin yaklaştığını gösterir. Would pay attention geçmişten bakılan geleceği anlatır: anlatıcı, onun yaşamındaki daha erken bir noktada durur ve 1985'te gerçekten yaşananları önceden haber verir. Buradaki would bir koşul veya isteklilik ifade etmez.
Alıştırma
Geçmiş zamanda anlatılan bir biyografide the public would later recognize her work ne anlama gelir?
- Halk onun çalışmalarını takdir etmeye istekliydi, ancak bunu yapmadı.
- Halk onun çalışmalarını ancak bir koşul yerine getirilirse takdir edebilir.
- Halk, hikâyenin daha sonraki bir zamanında onun çalışmalarını takdir etti.
Cevabı göster
Halk, hikâyenin daha sonraki bir zamanında onun çalışmalarını takdir etti.
Guinness Book of World Records: dünya rekorları başvuru kitabı
Guinness Book of World Records burada önemli dünya rekorlarını kataloglayan tanınmış yayının adıdır. 1985 bağlamında bu listenin başında yer almak, iddianın geniş kitlelerce görülmesini sağladı ve ardından neden ilgi geldiğini açıklamaya yardımcı olur. Guinness burada özel adın bir parçasıdır; tek başına birayı ifade etmez. Cümle, tarihî bir rekor kaydını anlatır; bu tür zekâ sıralamalarının günümüzde de tamamen aynı biçimde sürdürüldüğünü iddia etmez.
Alıştırma
Bu cümlede Guinness Book of World Records neyi ifade ediyor?
- Dünya rekorlarını kataloglamasıyla tanınan bir yayın
- Tek bir sınıfı sıralayan hayalî bir okul raporu
- Guinness birasının nasıl üretildiğini açıklayan bir kitap
Cevabı göster
Dünya rekorlarını kataloglamasıyla tanınan bir yayın
She was nearly 40 when she shot into the spotlight. Deyimler
0:33Gözlerin üzerine çevrildiği bu dönemde 40 yaşına yaklaşmıştı.
shot into the spotlight: aniden kamuoyunun ilgi odağı olmak
Burada shot into the spotlight, aniden yoğun bir kamuoyu ilgisinin odağı hâline gelmek demektir. Shot, shoot fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ancak ifade mecazidir: kimse silah ateşlememiş ve onu gerçekten bir spot ışığının altına taşımamıştır. Shot fiili hız ve çarpıcı değişim duygusu katar. İfade yalnızca başarıyı veya saygınlığı değil, görünürlüğün hızla artmasını vurgular.
Alıştırma
Tek bir olayın ani ve yoğun kamuoyu ilgisine yol açtığını en iyi vurgulayan cümle hangisidir?
- After years of steady work, Maya became more experienced.
- After the interview went viral, Maya shot into the spotlight.
- Maya stood under a spotlight during the interview.
Cevabı göster
After the interview went viral, Maya shot into the spotlight.
Parade Magazine wrote a profile on her
0:36Parade dergisi onun hakkında bir profil yazısı yayınladı
and readers had so many questions for her Dilbilgisi
0:38ve okurların ona soracak o kadar çok sorusu vardı ki
so many + çoğul isim + that: miktar ve sonuç
so many + çoğul sayılabilen isim + that yan cümlesi yapısı, sayının bir sonuca yol açacak kadar yüksek olduğunu gösterir. Burada questions çoğuldur ve that yan cümlesi sonucu verir: dergi ona bir köşe yazısı teklif etti. Many, çoğul olarak sayılabilen şeylerle kullanılır. Bu sonuç yapısında that sonucu başlatır; questions sözcüğünü bir ilgi zamiri gibi nitelemez.
Alıştırma
Eksik iki bölümü tamamlayarak sonuç yapısını oluşturun: There were ____ messages ____ I could not answer them all.
Cevabı göster
so many · that
"Ask Marilyn," which exists to this day. Kalıp ifadeler
0:42bugün bile hala devam eden "Marilyn'e Sor" (Ask Marilyn).
to this day: geçmişten bugüne kadar sürmek
“To this day”, bir şeyin geçmişte başladığını veya gerçek hâle geldiğini ve şimdi de geçerli olduğunu anlatır. Cümlede köşe yazısı daha önce başlamış ve anlatım anında da varlığını sürdürmektedir. İfade, uzun bir zaman aralığına geriye dönerek bakar ve durumun değişmediğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi “o zamandan şimdiye kadar ve durum hâlâ geçerli” anlamındaki üç kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The library opened in 1910 and remains in use ____.
Cevabı göster
to this day
ignited one of the fiercest debates: yoğun bir tartışmayı ateşlemek
Burada “ignited” mecazidir: Yazdığı köşe, sanki bir ateş yakılmış gibi büyük bir anlaşmazlığın başlamasına ve yayılmasına neden olmuştur. “Debate”, mutlaka önceden planlanmış bir münazara değil, geniş çaplı bir kamuoyu tartışması veya karşıt görüşlerin alışverişi anlamına gelir. “one of the + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim” kalıbı, bu tartışmayı belirtilen grup veya dönemdeki en yoğun tartışmalar arasına yerleştirir. Bu nedenle one of the sonrasında debates çoğuldur.
Alıştırma
Cümleyi “olağanüstü yoğun bir kamuoyu anlaşmazlığına neden oldu” anlamındaki altı kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The proposed phone ban ____ the school had ever seen.
Cevabı göster
ignited one of the fiercest debates
"Suppose you're on a game show and you're given the choice of three doors. Dilbilgisi
0:54"Diyelim ki bir yarışma programındasınız ve size üç kapı seçeneği sunuluyor.
Suppose you're ...: varsayımsal bir başlangıç noktası kurmak
Burada Suppose + yan cümle, dinleyiciden bir durumu geçici olarak hayal etmesini ister. Ardından gelecek akıl yürütme için ortak bir başlangıç noktası oluşturur; durumun gerçek olduğunu ileri sürmez. suppose sözcüğünden sonraki özne ve fiil, suppose you're on a game show örneğindeki gibi normal bir yan cümle oluşturur. Açıklamalarda ve düşünce deneylerinde bu kalıp “şimdilik bunu varsayımımız olarak kabul edelim” anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi başlangıç, dinleyiciden varsayımsal bir durumu hayal etmesini ister?
- The train was canceled yesterday.
- I suppose the train is canceled.
- Suppose the train is canceled. How will we get home?
Cevabı göster
Suppose the train is canceled. How will we get home?
You pick a door, say number one, Anlatım akışı
1:01Bir kapı seçiyorsunuz, diyelim ki bir numaralı kapı,
say number one / say number three: geçici örnekler eklemek
Her iki yerde de say uygun bir örnek sunar: seçilen kapı bir numaralı kapı olarak belirlenir, ardından sunucunun açtığı kapı üç numaralı kapı kabul edilir. Numaralar açıklamanın kolay izlenmesi için geçici olarak seçilen etiketlerdir; say burada “konuşmak” anlamına gelmez. Bir ara söz düzenleyicisi olarak say, genel bir yönlendirmeyi somut bir duruma dönüştürür; ancak bu durumun özel veya zorunlu olduğunu ileri sürmez. Genellikle virgüllerle ayrılır: bir seçim, say X ve ardından açıklama devam eder.
Alıştırma
“Choose a color, say blue, for the logo,” cümlesinde say ne yapar?
- blue renginin tek doğru seçenek olduğunu gösterir.
- blue rengini geçici bir örnek olarak verir.
- Birine blue sözcüğünü telaffuz etmesini söyler.
Cevabı göster
blue rengini geçici bir örnek olarak verir.
Is it to your advantage to switch your choice of doors?" Kalıp ifadeler
1:12Kapı seçiminizi değiştirmek sizin avantajınıza olur mu?"
be to your advantage to do something: bir şeyi yapmanın yararınıza olması
It is to someone's advantage to do something yapısı, eylemin o kişiye yarar sağlama olasılığının yüksek olduğu anlamına gelir. Bu soruda it zamiri ileride gelen to switch mastar ifadesine gönderme yapar; dolayısıyla konuşan kişi kapıyı değiştirmenin oyuncunun sonucunu veya kazanma olasılığını iyileştirip iyileştirmeyeceğini sorar. Buradaki advantage, kişinin sahip olduğu bir yetenek veya beceri değil, pratik ya da nesnel bir yarardır.
Alıştırma
Cümleyi "sizin için yararlı" anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: It could be ____ to compare both offers before signing.
Cevabı göster
to your advantage
named after the former host of the game show
1:17adını "Let's Make a Deal" adlı yarışma programının
Monty Hall problemi ve "Let's Make a Deal"
Monty Hall problemi, Let's Make a Deal adlı yarışma programının eski sunucusu Monty Hall'un adını taşıyan bir olasılık problemidir. Monty Hall bir kişinin adıdır, yer adı değildir. Problem, programdaki kapı seçme düzenini kullanır; ancak bu ad, cümlenin belirli bir program bölümünü anlattığı anlamına gelmez. Let's Make a Deal programın adıdır; tırnak işaretleri problemde birinin söylediği sözleri değil, bir başlığı gösterir.
Alıştırma
Cümledeki adları doğru açıklayan seçenek hangisidir?
- İki ad, iki farklı olasılık kuralını ifade eder.
- Monty Hall bir yer adıdır ve Let's Make a Deal problemde verilen bir komuttur.
- Monty Hall eski sunucunun adıdır ve Let's Make a Deal yarışma programının adıdır.
Cevabı göster
Monty Hall eski sunucunun adıdır ve Let's Make a Deal yarışma programının adıdır.
to switch from door number one to door number two?
1:26iki numaralı kapıya geçmek sizin yararınıza olur mu?
I'll give you a few seconds to think about it.
1:29Bunu düşünmeniz için size birkaç saniye vereceğim.
Most people assume that both doors are equally likely to have the prize, Kalıp ifadeler
1:33Çoğu insan her iki kapının da ödülü barındırma ihtimalinin eşit olduğunu varsayar,
equally likely to: aynı olasılığa sahip olmak
Equally likely to, iki veya daha fazla kişinin, şeyin ya da sonucun bir şeyi yapma veya belirli bir durumda olma olasılığının aynı olduğunu belirtir. Buradaki iddia, her kapının ödülü içerme olasılığının aynı olduğudur. Yapı subject + be + equally likely to + base verb şeklindedir. Equally, likely sözcüğünü niteler; öznelerin ne kadar sevildiğini değil, olasılıkları karşılaştırır.
Alıştırma
Cümleyi “aynı olasılığa sahip olmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The red and blue spinners are ____ land on a star.
Cevabı göster
equally likely to
The first door has a one in three chance of winning, Kalıp ifadeler
1:44İlk kapının kazanma şansı üçte birdir,
Olasılık kalıbı a one in three chance
A one in three chance, toplam üç olasılık içinden bir başarılı veya seçilmiş sonucun olasılığını, yani 1/3'ü veya yaklaşık %33'ü ifade eder. Cümlede ilk kapının üçte birlik kazanma olasılığı, ikinci kapının üçte ikilik olasılığıyla karşılaştırılır. Yapı a + number + in + total number + chance of + noun veya -ing form şeklindedir: a one in three chance of winning. Bu yapı olasılık bildirir; her üç denemede mutlaka tam olarak bir başarı olacağını garanti etmez.
Alıştırma
1/3 olasılığı göstermek için cümleyi one in + toplam sayı + chance yapısıyla tamamlayın: You have a ____ of choosing the marked card.
Cevabı göster
one in three chance
and couldn't have imagined the backlash that would follow. Dilbilgisi
1:52sonrasında yaşanacak olan sert geri dönüşleri hayal bile edemezdi.
get heat for: sert eleştiri almak
Get heat for something, bir şey yüzünden sert eleştiri, şikâyet veya baskıyla karşılaşmak anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Heat burada mecazidir; sıcaklığı veya popülerliği değil, rahatsız edici düzeyde olumsuz ilgiyi anlatır. Bu cümledeki tepki, basit bir görüş ayrılığından çok daha güçlüdür. Yeniden kullanılabilen yapı get heat for + isim veya -ing biçimidir; get heat for a decision ve get heat for changing the rules buna örnektir.
Alıştırma
The company got heat for raising its prices cümlesinde ne oldu?
- Birçok kişi şirketi sert biçimde eleştirdi.
- Şirket fiziksel olarak ısındı.
- Şirket içten övgüler aldı.
Cevabı göster
Birçok kişi şirketi sert biçimde eleştirdi.
couldn't have imagined: öngörülemeyen bir sonuca geriye dönüp bakmak
Couldn't have imagined, could not + have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Bu modal perfect yapısı daha sonraki bir noktadan geçmişe bakar ve o sırada daha sonra ortaya çıkacak sonucu gerçekçi biçimde hayal etmenin mümkün olmadığını anlatır. Burada, gelecek tepkinin onun öngörebileceği her şeyin çok ötesinde olduğu anlamına gelir. Genel olarak hayal gücünden yoksun olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Daha sonraki başarının, Ava'nın o sırada gerçekçi biçimde öngörebileceği şeylerin ötesinde olduğunu en iyi hangi cümle vurgular?
- Ava didn't imagine that her small project would reach millions of people.
- Ava can't imagine her small project reaching millions of people.
- Ava couldn't have imagined that her small project would reach millions of people.
Cevabı göster
Ava couldn't have imagined that her small project would reach millions of people.
She received thousands of angry letters and said 90% of them told her she was wrong.
1:55Binlerce öfkeli mektup aldı ve %90'ının kendisine yanıldığını söylediğini belirtti.
Scott Smith, who has a PhD from the University of Florida, wrote,
2:00Florida Üniversitesi'nden doktora derecesine sahip Scott Smith şöyle yazdı:
"There is enough mathematical illiteracy in this country
2:03"Bu ülkede yeterince matematik cehaleti var
and we don't need the world's highest IQ propagating more.
2:06ve dünyanın en yüksek IQ'suna sahip kişinin bunu daha fazla yaymasına ihtiyacımız yok.
Here's a letter from Professor Robert Sachs of George Mason University:
2:11George Mason Üniversitesi'nden Profesör Robert Sachs'tan gelen bir mektup ise şöyleydi:
You blew it: kendi hatanla başarısızlığa yol açmak
Blew it, günlük konuşmada kullanılan blow it deyiminin geçmiş zaman biçimidir. Burada You blew it, “Yaptığın bir hata denemenin, cevabın veya fırsatın başarısız olmasına yol açtı” anlamına gelir. Gerçek anlamda birinin üflemesinden söz edilmez. it zamiri fiziksel bir nesneyi değil, durumun veya görevin tamamını gösterir. Özne you olduğunda cümle karşıdaki kişiyi doğrudan suçlar; I blew it örneğindeki gibi I kullanıldığında ise kişi kendi sorumluluğunu kabul eder.
Alıştırma
Cümleyi bu derste öğrendiğiniz iki sözcüklü geçmiş zaman deyimiyle tamamlayın: I had one chance to fix the error, but I ____.
Cevabı göster
blew it
I'm very concerned with the general public's lack of mathematical skills.
2:17genel halkın matematiksel beceri eksikliğinden çok endişeliyim.
"Maybe women look at math problems differently than men."
2:28"Belki de kadınlar matematik problemlerine erkeklerden farklı bakıyordur."
But actually the people who sent her the not so friendly letters were absolutely wrong. Ton ve niyet
2:31Fakat aslında ona pek de dostça olmayan o mektupları gönderenler kesinlikle yanılıyorlardı.
not so friendly: olduğundan hafif söylenen ölçülü eleştiri
not so friendly ifadesinde not so, olumlu friendly sıfatını yüzeyde yumuşatır: sözcük anlamıyla “dostça sayılmaz” veya “pek dostça değil” gibi duyulur. Ancak bu cümlede önceki mektuplar sert olduğu için yumuşak ifade, durumu olduğundan hafif anlatır. Konuşan kişi sakin ve ölçülü bir ifadeyle daha güçlü bir olumsuz yargı aktarır: mektuplar ciddi biçimde dostluktan uzaktı, hatta düşmancaydı. İfadenin gücünü bağlam belirler; not so friendly her zaman yalnızca biraz sıcaklık eksikliği anlamına gelmez.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: "The review was not so friendly—it called the book a complete disaster." not so friendly ne anlatıyor?
- Eleştirinin çoğunlukla nazik olduğunu belirten bir iltifat
- Belirgin bir görüş içermeyen bir eleştirinin tarafsız biçimde tanımlanması
- Çok olumsuz bir eleştirinin ölçülü biçimde tanımlanması
Cevabı göster
Çok olumsuz bir eleştirinin ölçülü biçimde tanımlanması
Switching your door does increase your probability of winning the prize. Dilbilgisi
2:35Kapınızı değiştirmek ödülü kazanma olasılığınızı gerçekten de artırır.
Vurgulu does increase
Bu olumlu cümlede does, increase fiilini vurgular. Konuşmacı soru sormaz; özellikle biri bundan kuşku duyduktan veya bunu inkâr ettikten sonra, kapıyı değiştirmenin olasılığı artırdığını güçlü biçimde doğrular. Kalıp do/does/did + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada switching your door öznesi geniş zamanda üçüncü tekil kişi kabul edilir; bu yüzden does increases değil, does increase kullanılır.
Alıştırma
Düzenli yürümenin hiçbir etkisi olmadığı iddiasını düzeltmek için cümleyi increase fiilinin vurgulu geniş zaman biçimiyle tamamlayın: Regular walking ____ your energy.
Cevabı göster
does increase
there's a one in three chance that the prize is behind that one
2:41ödülün o kapının arkasında olma ihtimali üçte birdir
and a two in three chance that it's behind one of the other two.
2:43ve diğer ikisinden birinin arkasında olma ihtimali ise üçte ikidir.
But then the host steps in and gives you some help Öbek fiiller
2:47Ancak ardından sunucu araya girer ve
by opening up the door they know is a loser.
2:49kaybettiren kapı olduğunu bildiği kapıyı açarak size biraz yardım eder.
Müdahale etmek anlamındaki steps in
Steps in içindeki step in, bir duruma dâhil olup harekete geçmek anlamına gelir. Genellikle yardım, kontrol veya karar gerektiğinde kullanılır. Burada sunucu yalnızca bir yere girmez; müdahale eder ve mevcut bilgiyi değiştirir. Bu öbek fiil, bir kişi devam eden bir soruna veya sürece önemli bir anda katıldığında sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi step in ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: When the argument became unsafe, the coach ____ and separated the players.
Cevabı göster
stepped in
So door number two must have the rest of the chances. Dilbilgisi
2:52Yani ihtimalin geri kalanı mutlaka iki numaralı kapıya geçmelidir.
Şimdiki duruma ilişkin güçlü çıkarım için must have + isim öbeği
Burada must, kanıtlara dayanarak şimdiki durum hakkında güçlü bir çıkarım bildirir: Konuşan kişi, kalan olasılığın iki numaralı kapıda olduğu sonucuna varır. Bu bir emir değildir. Yapı must + have + isim öbeğidir. Have, “sahip olmak” veya “içermek” anlamındaki yalın biçimli ana fiildir; the rest of the chances ise onun nesnesidir. Bu yapı, daha önceki bir olay veya durum hakkında çıkarım bildiren must have + geçmiş zaman ortacı yapısından farklıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede must have yapısındaki have, “sahip olmak” anlamında ana fiil olarak kullanılmıştır?
- With all the other seats taken, this row must have the last two open seats.
- Leah must have taken the last open seat.
- Leah must take the last open seat.
Cevabı göster
With all the other seats taken, this row must have the last two open seats.
Değişimi anlatan go from A to B
Go from A to B, başlangıç durumunu ve bitiş durumunu tek bir değişim kalıbında bir araya getirir. Burada yeni bilgi açıklandıktan sonra değerlendirilen olasılık üçte birden üçte ikiye değişir; fiziksel bir hareket anlatılmaz. From sözcüğünden sonraki having a one in three chance başlangıç durumunu, to sözcüğünden sonraki a two in three shot at the prize ise bitiş durumunu belirtir. A ve B, karşılaştırılabilir durumları açıkça gösterdiği sürece farklı dil bilgisi biçimlerinde olabilir.
Alıştırma
Başlangıç ve bitiş durumlarını gösteren iki sözcükle İngilizce cümleyi tamamlayın: The library went ____ twenty visitors a day ____ more than fifty.
Cevabı göster
from · to
Since the host filtered out the bad door for you, door number three, Öbek fiiller
2:58Sunucu sizin için yanlış kapıyı, yani üç numaralı kapıyı elediği için,
switching doubles your odds of winning. Kalıp ifadeler
3:02değiştirmek kazanma şansınızı ikiye katlar.
Filtered out: bir gruptan ölçüte göre çıkarılmış
Bu cümlede filtered out, olası seçenekler arasındaki uygun olmayan bir seçeneğin belirlenip çıkarıldığı anlamına gelir. Sunucu o kapının kaybettiren seçenek olduğunu bildiği için onu çıkarır; yani işlem rastlantıya değil bilgiye dayanır. Filter out ayrılabilen bir öbek fiildir: filter out an option veya filter an option out denebilir. Out, ilgili seçeneğin artık değerlendirilen grubun içinde olmadığını gösterir.
Alıştırma
Filter out hangi durumda en doğal tanımdır?
- Bir kişi listedeki bütün sonuçları kaydeder.
- Bir çocuk bakmadan bir kart seçer.
- Bir arama aracı, seçilen ayarlara uymayan sonuçları kaldırır.
Cevabı göster
Bir arama aracı, seçilen ayarlara uymayan sonuçları kaldırır.
Doubles your odds of winning: kazanma olasılığını iki katına çıkarır
Buradaki günlük kullanımda odds, şans veya olasılık anlamına gelir. Doubles your odds of winning, kapıyı değiştirmenin kazanma olasılığını başlangıçtakinin iki katına çıkardığını belirtir. Bu durumda olasılık 1/3’ten 2/3’e çıkar. İki yüzde puan eklemek anlamına gelmez. Yapı double + kişinin iyelik biçimi + odds of + -ing şeklindedir: This doubles our odds of finding it. Double göreli bir değişimi anlatır, bu yüzden başlangıç olasılığı önemlidir.
Alıştırma
Bir uygulama başarı olasılığını %25’ten %50’ye çıkarıyor. Değişimi hangi cümle doğru biçimde açıklar?
- It doubles your odds of succeeding.
- It adds two percentage points to your chance of succeeding.
- It cuts your chance of succeeding in half.
Cevabı göster
It doubles your odds of succeeding.
Yeniden ifade işareti olarak put another way
Put another way bir yeniden ifade işaretidir: ardından gelen bölüm aynı düşünceyi farklı sözlerle anlatır. Dinleyiciye yeni bir sav beklememesi, önceki düşünceyi farklı biçimde yorumlaması veya daha kolay anlaması gerektiğini bildirir. Burada put, ifade etmek veya dile getirmek; way ise söyleme biçimi anlamındadır. Bu ifade, anlamca eşdeğer iki anlatımı birbirine bağlayarak açıklamayı düzenler.
Alıştırma
İkinci cümlenin ilk cümleyi yeniden ifade ettiğini gösteren geçişi seçin: The ticket now costs $10 instead of $20. ___, the price has been cut in half.
- Put another way
- On the other hand
- For example
Cevabı göster
Put another way
The outcry against Vos Savant was so extreme
3:12Vos Savant'a karşı yükselen tepki o kadar aşırıydı ki
Güçlü yükümlülük duygusu için felt compelled to
Felt compelled to, baskı veya nedenler görmezden gelinemeyecek kadar güçlü olduğu için kişinin harekete geçmesi gerektiğini düşündüğünü anlatır. Yapı feel + compelled + to’lu mastardır ve kişinin hissettiği zorunluluğa odaklanır. Bu cümlede söz konusu baskıyı yoğun kamuoyu tepkisi oluşturmuştur. İfade tek başına bir yasanın, tehdidin veya doğrudan emrin onu kelimenin gerçek anlamıyla zorladığını göstermez.
Alıştırma
Birinin doğrudan emir verdiğini iddia etmeden, kamuoyu baskısının yarattığı ciddi yükümlülük duygusunu en iyi hangi cümle ifade eder?
- She felt compelled to respond to the criticism.
- She wanted to respond to the criticism.
- She was ordered to respond to the criticism.
Cevabı göster
She felt compelled to respond to the criticism.
devote several other columns to explaining: devote + kaynak + to + -ing
devote several other columns to explaining her logic ifadesindeki devote, bir kaynağı belirli bir etkinliğe ayırmak anlamına gelir. Buradaki columns, daha sonra yayımlanan birkaç dergi köşe yazısını ifade eder; yani mantığını açıklamak için bu yazı alanını kullandı. Yapı devote + kaynak + to + isim veya -ing biçimidir. Buradaki to bir ilgeç öbeğinin parçasıdır; bu nedenle explaining bir gerund biçimidir. To explain yapısındaki mastar işareti değildir.
Alıştırma
devote yapısını doğru tamamlayan seçeneği seçin: The editor devoted two pages ____ the new policy.
- to explain
- for explaining
- to explaining
Cevabı göster
to explaining
that exhaust all possibilities. Kalıp ifadeler
3:23değiştirmenin faydalarının kanıtlanabileceğini belirtti.
if you were to play through: resmî bir varsayım koşulu
if you were to play through, iddiayı sınamak için hayalî bir yol sunar: gerçekten yapmayı planlamasanız bile altı oyunun tamamını oynadığınızı varsayın. Play through, bir diziyi baştan sona tamamlamak anlamına gelir. Yapı if + özne + were to + fiilin yalın biçimidir. Burada were, varsayımsal mesafeyi ve resmî bir tonu gösterir; eylemi geçmiş zamana yerleştirmez.
Alıştırma
Bir araştırmacı tamamen hayalî bir testi resmî bir şekilde anlatıyor. Hangi cümle bu niyete en uygundur?
- If you test every case, you will see the same pattern.
- When you test every case, you will see the same pattern.
- If you were to test every case, you would see the same pattern.
Cevabı göster
If you were to test every case, you would see the same pattern.
Exhaust all possibilities: tüm olasılıkları kapsamak
Burada exhaust, “bir kümedeki her bir durumu kapsamak” anlamına gelir. Exhaust all possibilities, olası her durumun analize dâhil edildiğini veya kontrol edildiğini ve dışarıda hiçbir durum kalmadığını belirtir. Bu resmî kullanım kanıtlarda, testlerde ve sistemli aramalarda yaygındır. Olasılıkların yorulması anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “olası her durumu kapsamak” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The four cases ____.
Cevabı göster
exhaust all possibilities
This is contingent on the host always opening a door with a goat. Kelime
3:24Bu, sunucunun her zaman arkasında keçi olan bir kapı açmasına bağlıdır.
Be contingent on: bir koşula bağlı olmak
Be contingent on, “belirtilen bir koşula bağlı olmak” anlamına gelir. Bu cümlede iddia, yalnızca sunucu her zaman arkasında keçi olan bir kapıyı açarsa geçerlidir. Kalıp be + contingent on + isim ya da -ing yapılı yan cümledir. Konuşanın bir sonucu her durumda doğruymuş gibi sunmak yerine bir koşulla sınırlamasını sağlar.
Alıştırma
Cümleyi “bir koşula bağlı olmak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: Final approval is ____ a successful safety inspection.
Cevabı göster
contingent on
if you switch than if you stay.
3:31kalmaya kıyasla kazanma ihtimalinizin daha yüksek olduğunu gösterir.
“Mapping out”: bütün yapıyı düzenli biçimde ortaya koymak
Burada “mapping out all the possibilities”, mümkün olan her durumu belirleyip genel düzen açıkça görülecek biçimde organize etmek anlamına gelir. -ing ile kurulan ifadenin tamamı shows fiilinin öznesidir ve sonucu ortaya çıkaran analizi adlandırır. “Map out” yalnızca coğrafi bir harita çizmek anlamında kullanılmaz. Karmaşık bir şeyin parçalarını düzenli biçimde planlamak veya göstermek anlamına da gelebilir; basit bir listeden çok bütün yapıyı vurgular.
Alıştırma
Cümleyi “sistemli biçimde planlamak veya göstermek” anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: Before we begin, let's ____ every step.
Cevabı göster
map out
“a higher chance ... if ... than if ...”: iki koşulu karşılaştırmak
Bu yapı, aynı sonucun gerçekleşme olasılığını iki farklı koşul altında karşılaştırır. “A higher chance of winning” sonucu ve olasılığını belirtir; “if you switch” ilk koşulu, “than if you stay” ise ikinci koşulu verir. Than sözcüğünden sonra if sözcüğünü korumak karşılaştırmayı paralel hâle getirir: olasılık A koşulunda B koşuluna göre daha yüksektir. Burada switch ve stay derece bakımından karşılaştırılmaz; her durumda kazanmanın ne kadar olası olduğu karşılaştırılır.
Alıştırma
Her iki seçeneğin de koşul olduğu açıkça görülecek şekilde karşılaştırmayı tamamlayın: There is a higher chance of arriving on time if we take the train ____ we drive in rush-hour traffic.
Cevabı göster
than if
It's easier to understand the problem if there are many more doors.
3:33Eğer çok daha fazla kapı olsaydı, problemi anlamak daha kolay olurdu.
the one you chose and the only other one remaining.
3:44sizin seçtiğiniz kapı ve kalan tek diğer kapı.
you only had a one in 100 chance of getting the right door.
3:50doğru kapıyı bulma şansınız 100'de sadece 1'di.
The odds of it being behind the other doors Dilbilgisi
3:53Ödülün diğer kapıların arkasında olma ihtimali ise
The odds ... was: gerçek özneyi bulmak
Bu cümlede öznenin temel sözcüğü çoğul isim odds'tur. of it being behind the other doors sözleri, odds'u açıklayan bir of öbeği oluşturur; fiilin biçimini belirlemez. Bu nedenle standart yazılı İngilizcede fiil were olmalıdır: The odds ... were 99 out of a hundred. Altyazıda was korunmuştur çünkü doğaçlama konuşmada özne-fiil uyumu hataları olabilir. Uzun bir öbek özneyle fiilin arasına girdiğinde, fiil biçimini seçmeden önce öznenin temel ismini bulun.
Alıştırma
Standart yazılı İngilizceye göre cümleyi tamamlayın: The odds of getting a ticket ____ very low.
Cevabı göster
were
This is to your advantage because it leaves the remaining door
4:04Bu sizin avantajınızadır çünkü bu durum kalan o kapıyı
Some eventually admitted they were in the wrong. Deyimler
4:12Bazıları sonunda hatalı olduklarını kabul ettiler.
be in the wrong: bir anlaşmazlıkta haksız olmak
In the wrong, bir anlaşmazlıkta haksız, hatalı veya sorumlu olmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada admitted they were in the wrong, önceki görüşlerinin ya da değerlendirmelerinin haklı olmadığını kabul ettikleri anlamına gelir. Bu ifade çoğu zaman bir anlaşmazlığın iki tarafını gösterir: bir taraf in the right, diğer taraf ise in the wrong durumundadır. the tanımlığı bu deyimin sabit bir parçasıdır.
Alıştırma
“Anlaşmazlıkta haksız olmak” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: After reviewing the complaint, the manager admitted she was ____.
Cevabı göster
in the wrong
A team at the Massachusetts Institute of Technology worked on the problem
4:14Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'ndeki bir ekip bu problem üzerinde çalıştı
and afterwards Seth Kalson of MIT admitted,
4:18ve sonrasında MIT'den Seth Kalson şunu itiraf etti:
and I dare say that most of them, Ton ve niyet
4:24ve itiraf etmeliyim ki, başlangıçta ben de dahil olmak üzere
had a ball with: bir şeyle uğraşırken çok eğlenmek
had a ball with this problem ifadesinde had a ball, “çok eğlendiler” veya “çok keyif aldılar” demektir. Bu bir deyimdir; ball burada oyuncak topu, bir sporu ya da resmî bir baloyu anlatmaz. with ile başlayan bölüm, bu keyfin kaynağını belirtir. Burada zor olmasına rağmen problemi tartışmayı ve çözmeyi canlı ve eğlenceli buldukları anlatılır.
Alıştırma
Cümleyi “üzerinde çalışmaktan çok keyif aldılar” anlamındaki canlı deyimle tamamlayın: The designers ____ the puzzle.
Cevabı göster
had a ball with
I dare say: temkinli bir kişisel yargı sunmak
I dare say, “bence bunu söylemek makuldür” veya “sanırım” anlamına gelen kalıplaşmış bir ara sözdür. Konuşanın kendi yargısını temkinli bir tonda sunarken yine de belli bir güven gösterir. Burada, iş arkadaşlarının çoğunun başlangıçta diğer kişinin yanıldığını düşündüğü iddiasını çerçeveler. Bir risk almayı anlatmaz ve dare someone to do something biçimindeki meydan okuma yapısı değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede dare, birine meydan okumak yerine temkinli bir kişisel yargı sunmak için kullanılmıştır?
- I dare say the train will be late.
- I dare you to stop me.
- She dared him to ask.
Cevabı göster
I dare say the train will be late.
Resmî anlatı bağlantısı olarak To which she responded
To which, she responded ifadesini önceki sözün veya olayın tamamına bağlar. Burada which, MIT'nin takdirini belirtir; to ise respond to yapısının parçasıdır. Yani kadın bu takdire yanıt vermiştir. To which ifadesini başa almak kısa ve resmî bir anlatı bağlantısı kurar. Bu, bir ilgi cümleciği bağlantısıdır; To which? şeklinde bir soru değildir. Önceki mesajı tekrarlamadan tepkiyi aktarmayı sağlar.
Alıştırma
İki kelimelik resmî ilgi bağlantısını doldurun: The committee approved her proposal, ____ she responded, "I'm grateful for your trust."
Cevabı göster
to which
Zamanında gelen duygusal desteği anlatan I needed that
I needed that ifadesindeki that, kadının az önce aldığı takdiri belirtir. Needed burada bir nesneyi elde etme ihtiyacı anlamına gelmez; söz konusu ifadeler ona önemli bir anda ihtiyaç duyduğu desteği vermiştir. Bu kalıp, az önce gerçekleşen yararlı bir şeye karşılık olarak kullanılabilir: bir iltifat, kahkaha, dinlenme fırsatı veya iyi haber gibi. Çoğu zaman “Bu, fark ettiğinden daha çok işime yaradı” anlamını taşır.
Alıştırma
Moral bozucu bir günün ardından bir arkadaşınız çalışmanızı övüyor ve siz "Thanks. I needed that." diyorsunuz. I needed that burada ne anlama gelir?
- Arkadaşımın bana belirli bir nesne vermesini istedim.
- İltifat bana tam ihtiyacım olduğu anda destek verdi.
- Önce arkadaşımı övmeyi planlamıştım.
Cevabı göster
İltifat bana tam ihtiyacım olduğu anda destek verdi.
As for that math professor I mentioned earlier Anlatım akışı
4:31Daha önce bahsettiğim, pek de dostane olmayan mektubu gönderen
As for: daha önceki bir konuya dönmek
As for, konuşmacının sırada ele alacağı konuyu tanıtır. Dikkati daha önce sözü edilen bir kişiye veya şeye geri getirir ya da birkaç konudan birine geçiş yapar. Burada bu ifade, hikâyenin başka bir bölümünden sonra odağın yeniden profesöre döndüğünü gösterir. Dinleyicinin dikkatini düzenler; bir neden veya onay bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki konu değiştirme ifadesiyle tamamlayın: "____ the school trip, we'll decide the date tomorrow."
Cevabı göster
As for
removing my foot from my mouth: deyimin yaratıcı bir biçimde değiştirilmesi
Standart deyim put your foot in your mouth, aptalca, düşüncesizce veya utanç verici bir şey söylemek anlamına gelir. removing my foot from my mouth bu imgeyi eğlenceli bir biçimde değiştirir: konuşmacı önceki sözlerinin yanlış olduğunu anlamış ve yaptığı sözlü hatayı telafi etmeye çalışmaktadır. Bu kullanım, bir deyimin bilinen biçimini hatırlatmaya devam ederken mizah için yeniden şekillendirilebileceğini gösterir. Hareketi gerçek bir fiziksel eylem olarak değil, mecaz olarak anlayın.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: "Maya apologized, saying she was trying to take her foot out of her mouth." Burada neden take her foot out kullanılmıştır?
- Gerçek anlamda ağzını yaraladığını söyler.
- Birinin sözünü yeniden kesmek istediği anlamına gelir.
- Daha önce yaptığı sözlü hatayı fark ettiğini ve telafi etmeye çalıştığını eğlenceli biçimde gösterir.
Cevabı göster
Daha önce yaptığı sözlü hatayı fark ettiğini ve telafi etmeye çalıştığını eğlenceli biçimde gösterir.
Eating humble pie: Yanıldığını Kabul Etmek
Eating humble pie, yanıldığını kabul etmek ve bunun getirdiği mahcubiyeti göze almak demektir. Burada gerçekten turta yemekten söz edilmez; ifade, gururu bir kenara bırakmayı anlatır. Bu cümlede konuşmacı önceki bir yargısını herkesin önünde düzeltiyor. Bu deyim, yalnızca "I was wrong" demekten daha güçlü ve daha fazla boyun eğme içeren bir kabul oluşturur.
Alıştırma
Cümlede eating humble pie, konuşmacının ne yaptığını gösteriyor?
- Hata hakkında yorum yapmaktan nazikçe kaçınmak
- Özel bir yemekle başarıyı kutlamak
- Bir hatayı kabul edip biraz mahcubiyeti göze almak
Cevabı göster
Bir hatayı kabul edip biraz mahcubiyeti göze almak
I vowed as penance to answer all the people who wrote to castigate me.
4:41Beni azarlamak için yazan tüm insanlara ceza niyetine cevap vermeye yemin ettim.
Our biggest misconception is assuming that two choices mean a 50-50 chance of something happening. Anlatım akışı
4:48En büyük yanılgımız, iki seçeneğin bir şeyin gerçekleşme ihtimalinin 50-50 olduğu anlamına geldiğini varsaymaktır.
Our biggest misconception is assuming that...: Yanlış Bir İnanışı Adlandırmak
Our biggest misconception, açıklamadaki en önemli yanlış inanışı adlandırır. is fiili bu etiketi assuming that... bölümüne bağlar; bu bölüm de iki seçeneğin otomatik olarak eşit olasılıklı sayılması şeklindeki belirli varsayımı açıklar. Bu kalıp bilgiyi iki adımda düzenler: önce düşüncenin yanlış olduğunu belirtir, sonra içeriğini söyler. Ayrıca ardından bir açıklama veya düzeltme geleceğine işaret eder.
Alıştırma
Hangi cümle, temel bir yanlış inanışı adlandırıp ardından içeriğini belirtmek için bu kalıbı kullanıyor?
- Our biggest question is whether speed always means efficiency.
- Our biggest goal is to prove that speed always means efficiency.
- Our biggest misconception is assuming that speed always means efficiency.
Cevabı göster
Our biggest misconception is assuming that speed always means efficiency.
This makes sense if we don't have any other information.
4:54Eğer elimizde başka hiçbir bilgi yoksa bu mantıklıdır.
If I pick two people and ask who would win a tennis match
4:57İki kişiyi seçip bir tenis maçını kimin kazanacağını sorsam
But if I said player A just took up the sport yesterday Öbek fiiller
5:04Ama eğer A oyuncusunun spora daha dün başladığını
took up the sport: yeni bir etkinliğe başlamak
Burada took up the sport, “bu sporu yeni bir etkinlik olarak yapmaya başladı” anlamına gelir. Took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve up, take up öbek fiilinin bir parçasıdır; fiziksel olarak bir şeyi almak anlamına gelmez. The sport, önceki bağlamda geçen tenise gönderme yapar. Bu ifade A oyuncusunun çok kısa süre önce başladığını gösterir; dolayısıyla konuşmacı bu oyuncuyu deneyimsiz biri olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi “yeni bir hobiye başladı” anlamına gelen take up ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: Last year, Ava ____ painting and now practices every weekend.
Cevabı göster
took up
just like when the game show host knew which door had a goat.
5:12tıpkı yarışma programı sunucusunun hangi kapıda keçi olduğunu bilmesi gibi.
the more..., the more...: birbirine bağlı iki değişim
the + comparative..., the + comparative... kalıbı, değişen iki miktarı veya dereceyi birbirine bağlar. İlk yan cümle bir değişikliği, ikinci yan cümle ise bununla ilişkili sonucu veya değişikliği verir. Burada bildikleriniz arttıkça daha fazla bilgiye dayalı kararlar verebilirsiniz. Bu kalıpta the, normal belirli tanımlık gibi belirli bir ismi göstermez. İkili karşılaştırma yapısının sabit bir parçasıdır. Cümle genel bir ilişkiyi ifade eder; bu dil bilgisi yapısı tek başına kesin bir neden-sonuç ilişkisini kanıtlamaz.
Alıştırma
Her boşluğu more ile oluşturulan doğru iki sözcüklü ifadeyle tamamlayarak ikili karşılaştırma kalıbını kurun: ____ you practice, ____ confident you become.
Cevabı göster
The more · the more
"People that we think are very smart are not necessarily very smart." Dilbilgisi
5:23"Çok zeki olduğunu düşündüğümüz insanlar illa ki çok zeki olmak zorunda değildir."
not necessarily: fikrin tamamını değil, kesinliği reddetmek
Not necessarily, ardından gelen iddianın kesinliğini sınırlar. Bir şeyin her zaman veya otomatik olarak doğru olmadığını belirtir; böylece iki olasılığı da açık bırakır: bazı insanlar çok zeki olabilir, bazıları olmayabilir. Not sözcüğünün yeri önemlidir. Zeki olmanın garanti olduğunu reddeder; insanların kesinlikle zekâdan yoksun olduğunu söylemez.
Alıştırma
Otomatik bir sonucu reddeden ancak sonucun her zaman yanlış olduğunu söylemeyen ifadeyle cümleyi tamamlayın: A high price does ____ mean better quality.
Cevabı göster
not necessarily
She explained they're more likely to be educated or experienced rather than intelligent.
5:27Onların zeki olmaktan ziyade eğitimli veya deneyimli olma olasılıklarının daha yüksek olduğunu açıkladı.
What does she think is holding people back from their intellectual potential? Öbek fiiller
5:32Ona göre insanları entelektüel potansiyellerinden alıkoyan şey nedir?
holding people back: ilerlemeyi veya potansiyeli engellemek
Hold someone back, bir kişinin ilerlemesini, gelişmesini veya bir hedefe ulaşmasını engellemek demektir. Burada holding people back, insanları fiziksel olarak geriye çekmek değil, entelektüel potansiyellerini tam olarak kullanmalarını sınırlamak anlamındadır. Yaygın kalıp hold + person + back + from + noun or -ing form şeklindedir: Something is holding her back from applying. Nesne zamiri hold ile back arasına gelir: hold them back.
Alıştırma
Cümleyi hold someone back ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: A lack of confidence is ____ from sharing her ideas in class.
Cevabı göster
holding her back
She's been critical of compulsory schooling
5:36Öğrencilerin pasif bir şekilde öğrendiğini söylediği için
instead of learning to think independently.
5:42orada oturup kendilerine neye inanmaları gerektiğinin söylenmesini bekliyorlar.
"I would rather not see compulsory schooling." Dilbilgisi
5:46"Zorunlu eğitimi hiç görmemeyi tercih ederim."
went so far as to say: diyecek kadar ileri gitmek
Went so far as to say, bunu söylemenin beklenmedik ölçüde güçlü veya aşırı bir adım olduğunu belirtir. Far fiziksel uzaklığı değil dereceyi anlatır; as to ise go so far as to + fiilin yalın biçimi kalıbının bir parçasıdır. Bu ifade alıntıdan önce yoğunluğu artırır ve dinleyiciye sıradaki görüşün sıradan bir eleştirinin ötesine geçtiğini bildirir. Go fiili zamana göre goes veya went olabilir; as to + fiilin yalın biçimi ise değişmez.
Alıştırma
go so far as to say ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: The coach ____ that every player should train at 5 a.m.
Cevabı göster
went so far as to say
would rather not + fiilin yalın biçimi
Would rather not + fiilin yalın biçimi, bir eylemin veya durumun gerçekleşmemesini tercih etmeyi anlatır. Not sözcüğünü rather sonrasına koyun ve fiili to olmadan yalın biçimde kullanın: would rather not see doğrudur; would rather not to see değildir. Bu yapı tercihi bir seçim veya değerlendirme olarak sunar ve çoğu zaman don't want ifadesinden daha düşünülmüş duyulur. Buradaki see compulsory schooling, sistemi gözle görmek değil, o sistemin gerçeklik olarak var olması veya uygulanması anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi would rather yapısının olumsuz biçimiyle tamamlayın: After checking the icy roads, we ____ drive tonight.
Cevabı göster
would rather not
dropping out of Washington University in St. Louis Öbek fiiller
5:52gerçek tutkusu olan yazarlığın peşinden gitmeden önce
"dropping out of" ifadesinin anlamı ve yapısı
Dropping out of, bir okul, üniversite, ders veya programı tamamlamadan bırakmak demektir. Burada dropping, onun iki yılın ardından ne yaptığını ekleyen -ing biçimli bir ortaçtır: Washington University in St. Louis'den mezun olmadan ayrılmıştır. Kalıp drop out of + kurum veya program şeklindedir. Kurum ya da program bağlamdan zaten belliyse of ile başlayan bölüm çıkarılabilir: She dropped out after two years.
Alıştırma
drop out ifadesini doğru kalıpla kullanarak cümleyi tamamlayın: After one semester, Nina decided to ____ the course and start working.
Cevabı göster
drop out of
before following her real passion, writing,
5:57iki yıl sonra St. Louis'deki Washington Üniversitesi'ni bıraktı,
"stumped the world" ifadesinin anlamı
the problem that stumped the world yan cümlesinde problem eyleme yol açan öğe, the world ise nesnedir. Stumped, birini düşündükten sonra bile cevap veremez veya çözüm bulamaz durumda bırakmak demektir. The world bilinçli bir abartıdır: Dünya üzerindeki istisnasız herkesi değil, birçok uzman dâhil çok geniş bir insan grubunu ifade eder. İfade, problemin şaşırtıcı derecede zor olduğunu vurgular.
Alıştırma
"The last riddle stumped every contestant" ne anlama gelir?
- Yarışmacıların hiçbiri son bilmeceyi çözemedi.
- Her yarışmacı son bilmeceyi oluşturdu.
- Son bilmece yarışmadan çıkarıldı.
Cevabı göster
Yarışmacıların hiçbiri son bilmeceyi çözemedi.
There's another way to learn that doesn't involve sitting in a classroom.
6:04Sınıfta oturmayı gerektirmeyen başka bir öğrenme yolu daha var.
Brilliant is an online interactive learning platform
6:08Brilliant, matematik, bilim ve bilgisayar bilimi
brush up on: Önceden öğrenilen bilgileri tazelemek
Brush up on, daha önce öğrendiğiniz ancak zamanla unutmuş veya körelmiş olabileceğiniz bilgi ya da becerileri gözden geçirip tazelemek demektir. Burada platformun, kullanıcıların sıfırdan başlamasından çok mevcut matematik, fen ve bilgisayar bilimi becerilerini güçlendirmesine yardımcı olduğu anlatılır. Yapı brush up on + ders, konu veya beceri şeklindedir; brush up on algebra ve brush up on my Spanish gibi kullanılır. Bir şeyi fırçayla temizlemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, kişinin önceden öğrendiği ancak yakın zamanda kullanmadığı bir beceriyi tazelediğini anlatır?
- I have never studied French, so I need to learn it before visiting Montréal.
- I studied French years ago, so I need to give it up before visiting Montréal.
- I studied French years ago, so I need to brush up on it before visiting Montréal.
Cevabı göster
I studied French years ago, so I need to brush up on it before visiting Montréal.
my sponsor Brilliant has an entire course on probability,
6:16sponsorum Brilliant'ın, o meşhur zeka oyunu da dahil olmak üzere
Speaking of: İlgili bir konuya geçmek
Speaking of + konu bir geçiş işaretidir. Az önce söylenen bir şeyin bağlantılı yeni bir noktayı akla getirdiğini gösterir. Burada Monty Hall problemi, olasılık kursuna geçiş için bağlantı sağlar. Dinleyiciye “Odağı değiştiriyorum ama yeni nokta öncekiyle bağlantılı” diyerek bilgiyi düzenler. Yalnızca konuşmacının o anda bu konuyu tartıştığını anlatmaz; bağlantılı yeni konuşma bölümünü etkin biçimde başlatır.
Alıştırma
Az önce sözü edilen bir konuyu bağlantılı yeni bir noktaya bağlayan iki kelimelik ifadeyle geçişi tamamlayın: “We were talking about outdoor hobbies. ____ hiking, have you tried the new trail?”
Cevabı göster
Speaking of
brain teaser: zekice düşünme gerektiren bir meydan okuma
Brain teaser, zekice ve bazen beklenmedik düşünmeyi gerektiren kısa bir problem ya da bulmacadır. Bu cümlede, derste ele alınan ünlü Monty Hall olasılık problemini ifade eder. Bu ifade, problemi yalnızca zor bir soru olarak değil, ilgi çekici bir zihinsel meydan okuma olarak sunar. Buradaki teaser, merakı ve düşünmeyi harekete geçiren bir şeydir; tanıtım amaçlı bir ön gösterim veya başkasıyla alay eden bir kişi anlamına gelmez.
Alıştırma
Zekice düşünmeyi gerektiren eğlenceli bir problem için kullanılan iki sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The interviewer began with a ____ to see how we approached unusual problems.
Cevabı göster
brain teaser
There's something for everyone,
6:27İster yeni başlayan biri olun ister sadece bildiklerinizi geliştirmek isteyin,
whether you're a beginner or simply want to improve on what you already know. Dilbilgisi
6:28herkese uygun bir şeyler var.
whether ... or ...: iki durumu da kapsamak
Whether A or B iki alternatif durumu sunar ve ana ifadenin her iki durumda da geçerli olduğunu belirtir. Burada There's something for everyone hem yeni başlayanlar hem de biraz bilgisi olup kendini geliştirmek isteyenler için geçerlidir. Buradaki whether belirsizlik göstermez. Dinleyici kitlesini kapsanan iki duruma ayırır ve or bu alternatifleri birbirine bağlar. İkinci durumda improve on what you already know, mevcut bilginin üzerine daha fazlasını eklemek anlamına gelir.
Alıştırma
Etkinliğin her iki durumda da gerçekleşeceğini gösteren iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The picnic will go ahead ____ it is sunny ____ rainy.
Cevabı göster
whether · or
You can solve puzzles with science through their scientific thinking course.
6:31Bilimsel düşünme kursları aracılığıyla bilimi kullanarak bulmacaları çözebilirsiniz.
One of my all-time favorites is their logic course,
6:35Benim tüm zamanların favorilerimden biri de, matematiksel akıl yürütmenin temelini oluşturan
which helps improve critical thinking that forms the basis of mathematical reasoning. Kalıp ifadeler
6:38eleştirel düşünmeyi geliştirmeye yardımcı olan mantık kurslarıdır.
forms the basis of: temel oluşturan bir ilişkiyi belirtmek
Bu cümlede forms the basis of, bir şey için gerekli temeli sağlamak anlamına gelir. Eleştirel düşünme, matematiksel akıl yürütmenin geliştiği temel olarak sunulur. Yapı X forms the basis of Y şeklindedir. X temel oluşturan fikir, beceri, kanıt veya sistemdir; Y ise bunun üzerine kurulan ya da bundan gelişen şeydir. Bu yapıda basis normalde tekil kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade forms the basis of ile tamamlayın. Reliable evidence ____ a strong scientific argument.
Cevabı göster
forms the basis of
Brilliant is free for you to sign up by going to the custom link
6:42Açıklamamdaki veya sabitlenmiş yorumumdaki özel bağlantıya giderek
The first 200 people to use my link will get 20% off their premium membership,
6:49Bağlantımı kullanan ilk 200 kişi tüm kurslarına erişim sağlayan