Modern deyimler kafanızı mı karıştırıyor? - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
967 kelime 169 kel/dk

Video özeti: Sunucular İngilizce deyimlerin nasıl değiştiğini; filmlerin, internetin ve sosyal medyanın kültürel göndermeleri ve çevrim içi olayları nasıl geniş kitlelerce anlaşılan ifadelere dönüştürdüğünü inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Groundhog Day, — Kültür, Medya ve Gerçek Yaşam Bağlamı: Bir film adının, aynı olayların sürekli tekrarlandığı herhangi bir durumu anlatan genel bir ifadeye nasıl dönüştüğünü anlayın ve filmden söz edilmese bile bu kültürel göndermeyi tanıyın. 2. breaking the internet — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bu ifadeyi, internete gerçekten zarar vermek şeklinde değil; olağanüstü çevrim içi ilgi ve trafik yaratıp bir siteyi aşırı yükleyebilecek bir şeyi anlatan mecaz olarak yorumlayın. 3. trivial problem — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: “small problem” ifadesine göre daha resmî ve değerlendirici olan bu seçeneği öğrenin; küçük şikâyetler ciddi sıkıntılarla karşılaştırıldığında first-world problem ifadesine nasıl ironik ve küçümseyici bir ton kattığını anlayın.

Bu derste

Six Minute English from BBC Learning English dot com.

0:01

BBC Learning English dot com'dan Six Minute English.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, ben BBC Learning English'ten Six Minute English.

I'm Rob.

0:12

Ben Rob.

And I'm Sam.

0:13

Ve ben Sam.

Can you wait a second, Rob? Kalıp ifadeler

0:14

Bir saniye bekleyebilir misin, Rob?

Kalıp ifadeler

wait a second: birinden kısa süre beklemesini istemek

Can you wait a second? cümlesinde wait a second, “kısa bir süre beklemek” anlamına gelir. Buradaki a second tam olarak bir saniyeyi değil, kısa bir anı ifade eder. Can you ...? soru kalıbı, konuşan kişi bir şeyle ilgilenirken karşısındakinden duraklamasını isteyen nazik bir rica oluşturur. Aynı söz grubunu bir konuşmaya veya etkinliğe kısa bir ara vermek gerektiğinde de kullanabilirsin.

Alıştırma

Cümleyi “kısa süre beklemek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamla: Can you ____ while I tie my shoe?

Cevabı göster

wait a second

I have to um spend a penny. Deyimler

0:16

Benim ııı spend a penny yapmam (tuvalete gitmem) lazım.

Deyimler

spend a penny: eski moda bir Britanya İngilizcesi örtmecesi

Bu cümlede spend a penny, “tuvalete gitmek” anlamına gelen, eski moda bir Britanya İngilizcesi örtmecesidir. Burada alışveriş yapmakla veya para harcamakla hiçbir ilgisi yoktur. Bu ifade, Britanya’daki bazı umumi tuvaletlerin kapısını açmak için bir penny gerektiği dönemden gelir. Bu tarih sözcüklerin neden seçildiğini açıklar, ancak ifadenin tamamı tek bir deyim olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Samimi Britanya İngilizcesinde “I need to spend a penny” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Ucuz bir şey almam gerekiyor.
  2. Bir madeni para bulmam gerekiyor.
  3. Tuvalete gitmem gerekiyor.
Cevabı göster

Tuvalete gitmem gerekiyor.

Uh what?

0:18

Iıı ne?

You're going shopping now, are you? Dilbilgisi

0:19

Şimdi alışverişe çıkıyorsun, öyle mi?

Dilbilgisi

are you?: aynı kutuplu bir tepki sorusu

Burada are you?, olumlu You're going... ifadesinin sonuna eklenen kısa bir soru bölümüdür. Hem ana ifade hem de ek soru olumlu olduğu için bu, daha yaygın olan olumlu ifade + olumsuz ek soru kalıbından farklı, aynı kutuplu bir yapıdır. Bu yapı, konuşanın yeni duyduğu veya çıkardığı bir sonuca tepki verir. Onay isterken şaşkınlık, inanmama ya da hafif bir itiraz da gösterir; bu nedenle tarafsız bir bilgi sorusu değildir.

Alıştırma

Hangi cümle şaşırtıcı bir habere hafif kuşkuyla en iyi tepkiyi verir?

  1. You're leaving already, aren't you?
  2. Are you leaving already?
  3. You're leaving already, are you?
Cevabı göster

You're leaving already, are you?

Uh we're just about to start the program. Dilbilgisi

0:21

Iıı tam programa başlamak üzereyiz.

Dilbilgisi

just about to + fiil: neredeyse hemen gerçekleşmek

Be just about to + fiilin yalın hâli, bir eylemin henüz başlamadığını ancak neredeyse hemen başlayacağını belirtir. Buradaki we're just about to start, programın başlamasına yalnızca birkaç an kaldığını anlatır. Be, özneye ve zamana göre değiştirilir: I'm just about to leave; we were just about to begin. Bu yapıda about, about to kalıbının bir parçasıdır ve hakkında anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, about içeren ve 'neredeyse hemen' anlamına gelen üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: The concert is ____ begin.

Cevabı göster

just about to

No, no.

0:22

Hayır, hayır.

I have to um you know, spend a penny.

0:23

Benim ııı bilirsin, spend a penny yapmam lazım.

Haven't you heard that expression before? Ton ve niyet

0:27

Bu ifadeyi daha önce hiç duymadın mı?

Ton ve niyet

Haven't you heard ...?: beklenti ve şaşkınlık

Haven't you heard ...? olumsuz bir sorudur. Dinleyicinin daha önce herhangi bir zamanda bir şeyi duyup duymadığını sorar; ancak olumsuz biçim, konuşanın cevabın “evet” olmasını beklediğini de gösterir. Burada konuşan kişi hem kontrol eder hem de şaşkınlığını gösterir: “Bu ifadeyi bildiğini sanıyordum.” Ses tonu, bu şaşkınlığın dostça, alaycı veya eleştirel duyulmasına neden olabilir.

Alıştırma

Anlamı değerlendirin: “Haven't you heard that expression before?” cümlesinde konuşan kişi muhtemelen dinleyicinin bu ifadeyi daha önce duyduğunu düşünüyordu.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

Spend a penny means go to the toilet.

0:29

Spend a penny, tuvalete gitmek demektir.

It's an old idiom from the days when it cost a penny to unlock the door of a public toilet. Kalıp ifadeler

0:33

Bir umumi tuvaletin kapısını açmanın bir peniye (penny) mal olduğu günlerden kalma eski bir deyimdir.

Kalıp ifadeler

from the days when: bir şeyi eski bir dönemle ilişkilendirmek

From the days when ... “…… olduğu dönemden gelen” anlamına gelir. Burada eski deyimi, umumi tuvalet kullanmak için ödeme yapılan eski bir yöntemle ilişkilendirir. Days burada takvimdeki birkaç gün değil, bir çağ veya dönem anlamındadır. When, o dönemde hayatın nasıl olduğunu anlatan bir yan cümleyi başlatır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “…… olduğu dönemden gelen” anlamındaki dört sözcüklük ifadeyle tamamlayın: This handwritten recipe dates ____ most homes did not have electric ovens.

Cevabı göster

from the days when

Okay, I see.

0:38

Tamam, anlıyorum.

Well, you're showing your age there, Sam. Deyimler

0:39

Valla, yaşını belli ediyorsun, Sam.

Deyimler

you're showing your age: sözlerin veya bilgilerin yaşını ya da kuşağını belli etmesi

You're showing your age, bildiğiniz, söylediğiniz veya yaptığınız bir şeyin yaşınızı ya da ait olduğunuz kuşağı belli etmesi demektir. Yaşınızı gösteren bir sayıyı gerçekten sergilemek anlamına gelmez. Burada konuşan kişi, eski moda bir ifadeyi tanıdığı için Sam'e hafifçe takılıyor. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp show your age ifadesidir: sözler, zevkler veya alışkanlıklar birinin yaşı ya da kuşağı hakkında ipucu verir.

Alıştırma

Değerlendirin: Resmî bir toplantıda sizden yaşça büyük bir iş arkadaşınızı pek tanımıyorsunuz. "You're showing your age" demek güvenli ve kibar bir iltifat mıdır?

  1. Evet, güvenli bir iltifattır.
  2. Hayır, kaba veya yaşa fazla odaklanmış gibi duyulabilir.
Cevabı göster

Hayır, kaba veya yaşa fazla odaklanmış gibi duyulabilir.

Most young people today wouldn't know what that phrase meant. Dilbilgisi

0:42

Bugünlerde çoğu genç bu ifadenin ne anlama geldiğini bilmez.

Dilbilgisi

wouldn't know what that phrase meant: bir grubun şimdiki durumu hakkında tahminde bulunmak

wouldn't know içindeki would, konuşanın hayal edilen bir durumda beklediği sonucu anlatır: çoğu gence sorulsaydı muhtemelen bilmezlerdi. today sözcüğü bunun geçmişteki bir olay veya geçmişten bakılan bir gelecek değil, günümüz hakkında genel bir yargı olduğunu gösterir. Hayal edilen koşul açıkça söylenmez ama kolayca tamamlanabilir: ifadeyi duysalardı veya anlamı kendilerine sorulsaydı. Bu, belli bir insan grubunun neyi bilmesinin muhtemel olduğu hakkında genel bir tahminde bulunmanın yaygın bir yoludur.

Alıştırma

"Most visitors wouldn't know what this symbol meant," cümlesinde wouldn't know ne anlatır?

  1. Geçmişteki tek bir olaya dair bir anı
  2. Grubun daha sonra ne öğreneceğine dair bir plan
  3. Grubun muhtemelen bilmediğine dair genel bir beklenti
Cevabı göster

Grubun muhtemelen bilmediğine dair genel bir beklenti

And there aren't many public toilets left nowadays anyway. Dilbilgisi

0:45

Zaten bugünlerde geriye pek fazla umumi tuvalet de kalmadı.

Dilbilgisi

there aren't many ... left: geriye pek fazla kalmaması

there aren't many + çoğul isim + left, geriye yalnızca az sayıda şey kaldığını anlatır. Genellikle önceden daha fazla olduğunu, ancak bazılarının kullanıldığını, kaldırıldığını ya da yok olduğunu düşündürür. Bu cümlede left, public toilets ifadesinden sonra gelir ve neyin geriye kaldığını açıklar. leave fiilinin “geriye kalmak” anlamıyla bağlantılıdır; right yönünün karşıtı olan “sol” demek değildir.

Alıştırma

there aren't many ... left yapısını ve tickets kelimesini kullanarak cümleyi tamamlayın: There ____ for tomorrow's train.

Cevabı göster

aren't many tickets left

Language changes fast, Anlatım akışı

0:48

Dil hızla değişir,

Anlatım akışı

Language changes fast: sonrasında gelecekler için konu cümlesi

Language changes fast kısa bir konu cümlesidir. Önce ana fikri belirtir; ardından gelen açıklama da daha yeni deyimler ve internet ifadeleriyle bu fikri geliştirebilir. Bir sunucu bir bölüme böyle genel bir ifadeyle başladığında, sırada örnekler, nedenler veya açıklamalar olmasını bekleyebilirsiniz. Burada bu cümle, önceki konudan modern dil değişimine geçildiğini de gösterir.

Alıştırma

Açıklamanın bu bölümünün başında Language changes fast cümlesinin temel düzenleyici görevi nedir?

  1. Ardından gelen ayrıntıların geliştireceği ana fikri tanıtır.
  2. Ana fikir belirtilmeden önce küçük bir örnek verir.
  3. Tüm ayrıntılar verildikten sonra konuyu bitirir.
Cevabı göster

Ardından gelen ayrıntıların geliştireceği ana fikri tanıtır.

and new words and phrases are being created all the time. Dilbilgisi

0:49

ve her zaman yeni kelimeler ve ifadeler yaratılmaktadır.

Dilbilgisi

are being created all the time: devam eden edilgen bir süreç

Are being created, şimdiki zamanın edilgen yapısıdır: are + being + fiilin üçüncü hâli. New words and phrases eylemi yapan değil, eylemden etkilenen ögedir. Bu nedenle cümle, bunları kimin oluşturduğundan çok nelerin ortaya çıktığına odaklanır. All the time, bu sürecin sürekli gerçekleştiğini belirtir. Are created genel bir gerçeği bildirirdi; are being created ise süreci şu anda devam eden bir olay olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi build fiilinin şimdiki zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: New playgrounds ____ in our town this month.

Cevabı göster

are being built

In this program, we'll be learning some modern idioms, Anlatım akışı

0:53

Bu programda bazı modern deyimleri öğreneceğiz,

Anlatım akışı

In this program, we'll be learning: önce kapsamı belirten bir duyuru

In this program önce çerçeveyi belirler ve dinleyicilere bilginin hangi programa ait olduğunu söyler. Ardından we'll be learning, bu çerçeve içinde planlanan öğrenme etkinliğini önceden bildirir. Bu iki bölüm, girişi önce kapsamı, sonra içeriği verecek şekilde düzenler. Buradaki will be learning programın yaklaşan akışını sunar; temel amacı gelecekteki belirli bir anda devam eden bir eylemi anlatmak değildir.

Alıştırma

Hangisi mevcut programı önce kapsamını belirterek, ardından izleyicilerin ne öğreneceğini duyurarak en iyi şekilde açar?

  1. In last week's program, we learned how bees make honey.
  2. After this program, you can review how bees make honey.
  3. In this program, we'll be learning how bees make honey.
Cevabı göster

In this program, we'll be learning how bees make honey.

new expressions that have been introduced to English through the internet, TV, and social media. Dilbilgisi

0:57

internet, TV ve sosyal medya aracılığıyla İngilizceye giren yeni ifadeleri.

Dilbilgisi

have been introduced to English through: present perfect edilgen yapı ve aktarım kanalı

Bu ilgi yan cümlesinde have been introduced, have + been + geçmiş zaman ortacı biçimindeki present perfect edilgen yapıdır. Expressions eylemden etkilenen ögedir; bu yapı onların daha önce İngilizceye girişini bugün İngilizcedeki yerleriyle ilişkilendirir. To English, İngilizce diline veya onun söz varlığına girmek demektir; “İngiliz insanlara tanıtılmak” anlamına gelmez. Through, ifadelerin yayılmasına yardımcı olan kanalı belirtir.

Alıştırma

Vurgulanan kalıpla cümleyi tamamlayın. Present perfect edilgen yapıyı kullanın ve sosyal medyanın aktarım kanalı olduğunu gösterin: Many new terms ____ everyday English ____ social media.

Cevabı göster

have been introduced to · through

And of course, we'll be learning their meanings as well.

1:02

Ve elbette anlamlarını da öğreneceğiz.

Great.

1:05

Harika.

I am raring to go, another idiom there. Deyimler

1:06

Ben raring to go'yum (başlamak için sabırsızlanıyorum), işte sana başka bir deyim.

Deyimler

be raring to go: hazır ve başlamaya çok istekli olmak

Be raring to go, “tamamen hazır ve başlamaya çok istekli olmak” anlamına gelen bir deyimdir. Enerji ve heyecan katar; yalnızca be ready demekten daha güçlüdür. Be fiili özneye göre değişir: I am raring to go, she is raring to go ve they are raring to go. Burada raring sözcüğünü tek başına sıradan bir fiil gibi yorumlamak yerine raring to go ifadesini sabit bir kalıp olarak öğrenin.

Alıştırma

Hem hazır olmayı hem de heyecanı göstermek için cümleyi vurgulanan deyimle tamamlayın: The runners have warmed up and are ____.

Cevabı göster

raring to go

But first, as usual, I have a question for you, Sam. Anlatım akışı

1:09

Ama önce, her zamanki gibi, sana bir sorum var, Sam.

Anlatım akışı

But first, as usual: ana konudan önce düzenli bir aşama

But first ana konuya geçişi kısa süreliğine erteler ve ondan önce yapılacak bir aşamayı tanıtır. Burada soru, başlamak üzere olan konuşmadan önce gelir. As usual bu aşamanın tek seferlik bir araya giriş değil, düzenli akışın bir parçası olduğunu belirtir. İki ifade birlikte sıralamayı düzenler ve dinleyiciye ne beklemesi gerektiğini gösterir: önce alışılmış soru, ardından ana konu.

Alıştırma

Hangi cümle ana konudan önce düzenli bir aşamayı doğal biçimde tanıtır?

  1. This is our first lesson, and we do not have a usual routine yet.
  2. We've finished today's story, so it's time to go home.
  3. We'll start today's story soon, but first, as usual, let's review the new words.
Cevabı göster

We'll start today's story soon, but first, as usual, let's review the new words.

Many well-known idioms come from the world of sport. Kalıp ifadeler

1:12

Birçok iyi bilinen deyim spor dünyasından gelir.

Kalıp ifadeler

come from the world of sport: kaynak alanı belirtmek

Come from bir kaynak ya da köken belirtir. Bu cümlede deyimlerin kökeninin spora dayandığı anlatılır. The world of sport fiziksel bir dünya değil, sporla bağlantılı alanı, insanları ve etkinlikleri ifade eder. come from the world of yapısının ardından bir etkinlik ya da alan getirerek bir kelimenin, fikrin, tarzın veya uygulamanın nereden doğduğunu açıklayabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi come from the world of yapısıyla tamamlayın. Gerekirse fiilin biçimini değiştirin: This idea ____ architecture.

Cevabı göster

comes from the world of

For example, throw in the towel, which means give up or surrender. Deyimler

1:16

Örneğin, pes etmek veya teslim olmak anlamına gelen throw in the towel (havlu atmak).

Deyimler

throw in the towel: vazgeçmek veya teslim olmak

Throw in the towel, denemeyi bırakmak ve yenilgiyi kabul etmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede give up or surrender ifadesi deyimin mecaz anlamını açıklar. Deyim bokstan gelir. Ringe havlu atılması, boksörün maçı bırakması gerektiğini gösterir. Boks dışında genellikle zor bir görevden, plandan veya yarışmadan vazgeçmeyi anlatır; gerçekten havlu atılması gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki boks deyimiyle tamamlayın: Even after the first plan failed, Maya refused to ____.

Cevabı göster

throw in the towel

But which sport does the idiom throw in the towel come from?

1:20

Peki throw in the towel deyimi hangi spordan gelmektedir?

Is it A, football, B, tennis, or C, boxing?

1:25

A) futbol mu, B) tenis mi, yoksa C) boks mu?

I think I know this one.

1:29

Sanırım bunu biliyorum.

It's C, boxing.

1:31

C, boks.

Okay, Sam.

1:33

Tamam, Sam.

I'll reveal the answer at the end of the program. Anlatım akışı

1:34

Cevabı programın sonunda açıklayacağım.

Anlatım akışı

reveal the answer at the end of the program: cevabı programın sonunda açıklamak

Bu yan cümle, dinleyicilere cevabın şimdilik saklandığını ve daha sonra açıklanacağını söyler. At the end of the program, ileride ne olacağını gösteren ve programın akışını düzenleyen bir zaman ifadesidir. Reveal, saklanmış veya açıklanmamış bir bilgiyi bilinir hâle getirmek demektir. Burada merak yaratır: sunucu yalnızca bilgi vermekle kalmaz, cevabı daha sonra açıklayacağına da söz verir.

Alıştırma

Sunucunun hangi sözü cevabı şimdilik saklar ve ne zaman açıklanacağını da söyler?

  1. I'll explain the question at the end of the program.
  2. I'll reveal the answer at the end of the program.
  3. I'll reveal the answer before the quiz begins.
Cevabı göster

I'll reveal the answer at the end of the program.

So, just hold your horses for now. Deyimler

1:36

Bu yüzden şimdilik hold your horses (acele etme).

Deyimler

hold your horses ... for now: birine acele etmemesini söylemek

Hold your horses, “bekle” ya da “acele etme” anlamına gelen günlük ve resmî olmayan bir deyimdir. Bu cümlede konuşan kişi, karşısındaki kişinin hemen bir cevap istemek için ısrar etmemesini söylüyor; for now beklemenin şimdilik geçerli olduğunu, just ise emri biraz yumuşattığını gösterir. Sözler gerçek atlarla ilgili değildir. Deyim canlı ve şakacı bir hava verir, ancak hâlâ emir biçimindedir; ilişkiye ve söyleyiş tarzına göre buyurgan gelebilir.

Alıştırma

“Bekle, acele etme” anlamındaki deyimi yerleştirin: Just ____ until we know what happened.

Cevabı göster

hold your horses

Ah, another idiom there, Rob.

1:39

Ah, bir deyim daha, Rob.

Hold your horses meaning stop and think for a moment.

1:42

Hold your horses, durup bir an düşünmek anlamına gelir.

That's an idiom that Gareth Carrol might teach his university students.

1:46

Bu, Gareth Carrol'ın üniversite öğrencilerine öğretebileceği bir deyim.

Dr. Carrol is the author of a new book, Dropping the Mic and Jumping the Shark.

1:51

Dr. Carrol, Dropping the Mic and Jumping the Shark adlı yeni bir kitabın yazarı.

Where do modern idioms come from?

1:56

Modern deyimler nereden geliyor?

He became interested in idioms when he realized

1:59

Öğrencilerinin günlük konuşmalarında kullandığı ifadelerin birçoğunu

that he didn't know many of the expressions his students used in their everyday speech.

2:02

bilmediğini fark ettiğinde deyimlerle ilgilenmeye başladı.

Modern idioms like jump the shark. Deyimler

2:07

jump the shark gibi modern deyimlerle.

Deyimler

jump the shark: düşüşü gösteren absürt gelişme

Jump the shark, medya dünyasında kullanılan günlük ve resmî olmayan bir deyimdir. Bir dizi, program veya devam eden başka bir proje dikkat çekmek için saçma ve aşırı abartılı bir gelişme eklediğinde ve böylece düşüşe geçtiğini gösterdiğinde, o noktayı anlatır. Bu cümlede deyim, modern bir deyim örneği olarak veriliyor; gerçek bir köpek balığının üzerinden atlamayı anlatmıyor. Bu ifade ünlü bir televizyon sahnesinden kaynaklanır. Kullanmak için ilk sahneyi bilmek gerekmez: temel fikir, aşırıya kaçan bir gelişmenin kalite veya güvenilirlik kaybının işareti olmasıdır.

Alıştırma

Aşırı bir gelişmenin bir dizinin düşüşünü başlattığını anlatmak için jump the shark kullanılan cümleyi seçin.

  1. The shark jumped over the boat.
  2. The series became more realistic after the new writer joined.
  3. The series jumped the shark when the hero suddenly became a giant.
Cevabı göster

The series jumped the shark when the hero suddenly became a giant.

Here is Gareth Carrol telling BBC Radio 4 program Word of Mouth about one source of many modern idioms, the movies. Anlatım akışı

2:10

Gareth Carrol, BBC Radio 4 programı Word of Mouth'a birçok modern deyimin kaynağı olan filmlerden bahsediyor.

Anlatım akışı

Here is Gareth Carrol telling ... about: sıradaki konuşmacıyı ve konuyu tanıtmak

Here is + kişi + -ing, sunma işlevli bir kalıptır. Bu cümlede dinleyiciye sıradaki bölümde konuşacak kişinin Gareth Carrol olduğunu bildirir; böylece sunucunun girişinden onun sözlerine geçildiğini gösterir. telling + alıcı + about + konu yapısında telling'den sonra bilginin aktarıldığı kişi veya kurum, about'tan sonra konu gelir. Burada BBC Radio 4'ün Word of Mouth programı konuşulan tarafı ya da röportaj bağlamını, one source ... ise konuyu belirtir.

Alıştırma

Bir sunucu, Maya'nın BBC Radio'ya bir keşfi anlattığı kaydı oynatmak üzere. Kaydı en iyi hangi cümle tanıtır?

  1. Here is Maya telling BBC Radio about the discovery.
  2. Here is Maya hearing about the discovery from BBC Radio.
  3. Here is BBC Radio telling Maya about the discovery.
Cevabı göster

Here is Maya telling BBC Radio about the discovery.

Anlatım akışı

one source of many modern idioms, the movies: genel olarak belirtilen kaynağı açıkça adlandırmak

one source of many modern idioms ad öbeği önce genel bir tanım verir. Virgülden sonra gelen the movies, aynı kaynağı daha belirgin biçimde yeniden adlandırır. Buna eşleme denir: cümle önce kategoriyi verir, sonra onun ne olduğunu açıklar. Burada the movies, belirli tek bir filmi değil, genel olarak filmleri veya bir araç olarak sinemayı ifade eder. Ayrıca one source ifadesi, sinemanın tek kaynak olarak sunulmadığını gösterir.

Alıştırma

one source of many modern idioms, the movies ifadesinde the movies ne yapar?

  1. İlkinden bağımsız ikinci bir kaynak verir.
  2. Kaynağın ne olduğunu daha belirgin sözlerle açıklar.
  3. Bütün deyimleri içeren belirli bir filmi adlandırır.
Cevabı göster

Kaynağın ne olduğunu daha belirgin sözlerle açıklar.

So, Groundhog Day, I think more or less has the meaning of deja vu now, Notlar

2:20

Yani, Groundhog Day'in (Bugün Aslında Dündü) bugün aşağı yukarı deja vu anlamına geldiğini düşünüyorum,

Kültür

Tekrarlanan bir durumun benzetmesi olarak Groundhog Day

Groundhog Day, ana karakterin aynı günü tekrar tekrar yaşadığı bir filmin adıdır. Bu hikâyeden dolayı bu ad, aynı olayların veya sorunların sürekli tekrarlandığı bir durumu anlatabilir. Bu cümlede konuşan kişi yalnızca bayramın ya da filmin adını söylemiyor; bu kültürel anlamı kullanıyor. deja vu ile yapılan karşılaştırma yaklaşık bir karşılaştırmadır: Groundhog Day tekrarlanan duruma, deja vu ise tanıdıklık hissine odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümlede Groundhog Day sürekli tekrarlanan bir durum anlamında kullanılmıştır?

  1. We fix the same problem every week; it feels like Groundhog Day.
  2. I had a brief feeling of deja vu in this new room.
  3. Groundhog Day is a holiday in North America.
Cevabı göster

We fix the same problem every week; it feels like Groundhog Day.

Kalıp ifadeler

more or less: bir yargıyı yaklaşık hâle getirmek

Bu cümlede more or less, “yaklaşık olarak” veya “aşağı yukarı” anlamına gelir. İddiayı yumuşatır: konuşan kişi anlamların benzer olduğunu, ancak tamamen aynı olmadığını söyler. Bu ifade more or less ready örneğinde olduğu gibi tahminleri, betimlemeleri veya durumları niteleyebilir. Burada sabit bir ifade olarak çalışır; more ile less arasında gerçek anlamda bir seçim sunmaz.

Alıştırma

“Yaklaşık olarak hazır, ancak tamamen hazır değil” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The room is ____ ready for the party.

Cevabı göster

more or less

Kelime

deja vu: bunun daha önce yaşandığı hissi

Deja vu, İngilizceye Fransızcadan geçmiş bir ifadedir. Bir yerin ya da olayın, sanki daha önce yaşanmış gibi tuhaf biçimde tanıdık gelmesi duygusunu anlatır. Özgün Fransızca yazımı déjà vu şeklindedir; İngilizcede aksan işaretleri sık sık kaldırılarak deja vu da yazılır. Bu cümlede konuşmacı, Groundhog Day'in modern anlamını açıklamak için deja vu ifadesini kullanıyor: Bir durum tekrar ediyormuş gibi gelir. Deja vu tekrar hissini anlatır; aynı olayın gerçekten daha önce gerçekleştiğini kanıtlamaz.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz seçeneği seçin. /ʒ/ sesine ve sondaki vurgulu /vuː/ bölümüne dikkat edin.

  1. I had a strange sense of joy when I entered the room.
  2. I had a strange sense of deja vu when I entered the room.
  3. I had a strange sense of danger when I entered the room.
Cevabı göster

I had a strange sense of deja vu when I entered the room.

and it's in its completely embedded in the language. Kelime

2:23

ve bu, dile tamamen yerleşmiş durumda.

Kelime

embedded in the language: dil kullanımına sağlam biçimde yerleşmiş

Burada embedded in the language fiziksel bir konumu değil, mecazlı bir anlamı ifade eder. Bir ifadenin dilin sağlam biçimde yerleşmiş bir parçası hâline geldiğini, bu nedenle insanlar tarafından yaygın olarak bilindiğini ve kullanıldığını anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı be embedded in + daha büyük bir bütündür. Bir sözcük, fikir veya alışkanlık bir dile, kültüre, sisteme ya da geleneğe embedded in olabilir; embedded, onun bu bütünün içine derinden yerleştiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, "dilin bir parçası olarak sağlam biçimde yerleşmiş" anlamına gelen vurgulanmış ifadeyle tamamlayın: The expression is now deeply ____.

Cevabı göster

embedded in the language

Actually, that's probably one of the first phrases that got me thinking about these modern idioms in the first place because it is so ubiquitous. Kalıp ifadeler

2:25

Aslında, o muhtemelen çok her yerde bulunduğu (ubiquitous) için en başta beni bu modern deyimler hakkında düşünmeye sevk eden ilk ifadelerden biridir.

Kalıp ifadeler

got me thinking: get + kişi + -ing ile bir etkinliği başlatmak

Bu cümlede got me thinking, “düşünmeye başlamama neden oldu” demektir. Bu ifade, konuşanın modern deyimler üzerine düşünmesini tetiklemiştir. Kalıp get + kişi + -ing şeklindedir. Burada got geçmiş zamandadır, me etkilenen kişidir ve thinking düşünmeyi başlayan ve devam eden bir süreç olarak gösterir. Birinin konuşana düşünmesini emrettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“Düşünmeye başlamama neden oldu” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The science show ____ about space.

Cevabı göster

got me thinking

Kalıp ifadeler

in the first place: ilk nedene dönmek

In the first place, bir şeyin neden olduğunu geriye dönüp açıklarken “başlangıçta” veya “en başta” anlamına gelir. Burada konuşanın modern deyimler üzerine düşünmeye başlama nedenini gösterir. Bu ifadede place gerçek bir yeri göstermez. Why did you choose it in the first place? örneğinde olduğu gibi, ilk nedeni soran veya açıklayan cümlelerde sıkça kullanılır.

Alıştırma

Bir neden sorarken “en başta” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Why did you join the club ____?

Cevabı göster

in the first place

It's used in a huge range of contexts, Kalıp ifadeler

2:32

Çok geniş bir bağlam yelpazesinde kullanılıyor,

Kalıp ifadeler

be used in a huge range of contexts: çok çeşitli bağlamlarda kullanılmak

It's used in a huge range of contexts, bir kelimenin, ifadenin, yöntemin ya da başka bir şeyin birçok farklı durumda kullanıldığını anlatır. Edilgen be used in ... kalıbı bir şeyin kullanıldığı durumlara odaklanırken a huge range of çeşitliliğin ve kapsamın genişliğini vurgular. Buradaki contexts, kullanımı ve anlamı etkileyen durumları ya da çevredeki dili anlatır; yalnızca fiziksel yerleri ifade etmez. Bu kalıp, bir şeyin ne kadar geniş bir uygulama alanı olduğunu da anlatabilir.

Alıştırma

Yöntemin birçok farklı durumda uygulandığını anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: This method is ____.

Cevabı göster

used in a huge range of contexts

and one of the things that kind of made me sit up and take notice is I had a number of students who know the phrase Groundhog Day, Deyimler

2:34

ve benim bir nevi dik oturup dikkat etmemi sağlayan şeylerden biri, Groundhog Day ifadesini bilen,

Deyimler

make someone sit up and take notice: birinin birden ciddi biçimde dikkat kesilmesini sağlamak

Made me sit up and take notice, “birden uyanık hâle gelmemi ve ciddi biçimde dikkat etmemi sağladı” demektir. Şaşırtıcı ya da önemli bir şey yüzünden bedenini doğrultan birini akla getirir, ancak ifade genellikle mecazidir. Yapı make + kişi + fiilin yalın hâli şeklindedir: made me sit up. sit up ve take notice bölümleri birlikte tek bir kalıplaşmış ifade oluşturur. Burada öğrencilerin bildikleri, konuşmacıya konunun daha yakından ilgilenilmeyi hak ettiğini düşündürmüştür.

Alıştırma

Doğru make yapısını ve sit up and take notice deyimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The unexpected result ____.

Cevabı göster

made me sit up and take notice

but had no idea it was a film. Kalıp ifadeler

2:42

ancak bunun bir film olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan birkaç öğrencimin olmasıydı.

Kalıp ifadeler

had no idea it was a film: bir gerçeği hiç bilmemek

but had no idea it was a film cümlesinde had no idea, konuşanın bu gerçeği hiç bilmediği anlamına gelir. Geçmiş zaman biçimi had, geçmişteki duruma uyar ve konuşanın gerçeği öğrenmeden önce bundan habersiz olduğunu gösterir. had no idea ifadesinden sonra doğrudan tam bir cümlecik gelebilir: had no idea + özne + fiil. That da kullanılabilir, ancak konuşma dilinde sık sık düşürülür. Bu ifade, gerçek daha sonra öğrenildiğinde ortaya çıkan şaşkınlığı da anlatabilir.

Alıştırma

Onun yönetmen olduğunu hiç bilmediğini doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. I had no idea about she was the director.
  2. I had no idea she was the director.
  3. I had no idea she the director.
Cevabı göster

I had no idea she was the director.

In the film Groundhog Day,

2:44

Groundhog Day filminde,

the main character wakes up to live the same day over and over again. Kalıp ifadeler

2:46

ana karakter her gün uyanıp aynı günü tekrar tekrar yaşar.

Kalıp ifadeler

over and over: birçok kez tekrarlamak

Over and over, aynı eylemin veya olayın birçok kez tekrarlanması anlamına gelir. Bu cümlede karakter aynı günü tekrar tekrar yaşar; yani tekrar, durumun temel parçasıdır. over and over ifadesinden sonra gelen again vurguyu artırır, ancak over and over tek başına da tekrarı anlatır. Bu ifade tekrarlanan çalışmayı, soruları, hataları veya deneyimleri anlatabilir.

Alıştırma

Aynı mesajın birçok kez tekrarlandığını açıkça gösteren cümle hangisidir?

  1. The phone played the same alert over and over.
  2. The phone played the same alert once again.
  3. The phone played the same alert for the first time.
Cevabı göster

The phone played the same alert over and over.

Gradually, the movie title itself became an idiom, Groundhog Day, Kelime

2:52

Zamanla, filmin adının kendisi bir deyim haline geldi, Groundhog Day,

Kelime

became an idiom: yerleşmiş bir deyime dönüşmek

Burada became an idiom, film adının zamanla ortak bir anlamı olan tanıdık bir ifade olarak kullanılmaya başladığını anlatır. Özne the movie title itself ifadesidir; became ise zaman içindeki değişimi gösterir. Buradaki konu, insanların bu adı kullanma ve anlama biçiminin değişmesidir; adın bir dil bilgisi kategorisine dönüşmesi değildir. become + isim öbeği yapısı, yeni bir rol veya statü kazanmayı anlatabilir.

Alıştırma

Hedef ifade become an idiom için geçmiş zaman biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: After years of public use, the phrase ____.

Cevabı göster

became an idiom

meaning a situation in which events that have happened before happen again in exactly the same way. Dilbilgisi

2:56

daha önce olmuş olayların tekrar tamamen aynı şekilde gerçekleştiği bir durum anlamına gelir.

Dilbilgisi

situation in which events: soyut bir durumu tanımlamak

a situation in which + özne + fiil kalıbı, o durumda ne olduğunu anlatarak durumu tanımlar. Bu cümlede which, situation sözcüğüne gönderimde bulunur; events ise ilgi cümleciğinin öznesidir. in edatı “o durumun içinde” anlamını verir. situation fiziksel bir yer olmasa da bu yapı açık tanımlar kurmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

situation sözcüğünden sonra kullanılan iki sözcüklü resmî ilgi ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The new rule created a situation ____ every child got a turn.

Cevabı göster

in which

It's similar in meaning to another expression, deja vu. Kalıp ifadeler

3:03

Anlam olarak başka bir ifade olan deja vu'ya benzer.

Kalıp ifadeler

similar in meaning to: ifadeleri anlamlarına göre karşılaştırmak

be similar in meaning to + isim kalıbı, iki kelimenin, ifadenin veya düşüncenin anlamlarının birbirine yakın olduğunu belirtir. In meaning karşılaştırılan yönün anlam olduğunu gösterir, to ise karşılaştırma yapılan ögeyi tanıtır; kalıptaki sabit edat to'dur, with değildir. Similar, yakınlık bildirir; mutlaka tamamen aynı olmayı bildirmez. Bu kalıp, kullanım veya anlam inceliği bakımından küçük farklara izin verdiği için kelime ya da çeviri açıklarken kullanışlıdır.

Alıştırma

Öğrenilen ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: In this lesson, 'quick' is ____ 'fast', but the words are not always interchangeable.

Cevabı göster

similar in meaning to

When phrases the movies used develop into idioms, Dilbilgisi

3:07

Filmlerin kullandığı ifadeler deyimlere dönüştüğünde,

Dilbilgisi

When phrases the movies used develop into idioms: when yan cümlesi ve düşürülen ilgi zamiri

Baştaki When yan cümlesi, ana cümlede belirtilmesi gereken bir sonucun zamanını veya genel durumunu kurar; “belirli ifadeler deyime dönüştüğünde” anlamına gelir. Bu parça yalnızca bağımlı cümleden oluşup virgülle bittiği için tek başına tam bir cümle değildir. Öznenin içindeki phrases the movies used, phrases that/which the movies used anlamına gelir. The movies, used fiilinin öznesi; phrases ise anlamca nesnesidir. İlgi zamiri nesne görevinde olacağı için düşürülebilir; phrases the movies used isim öbeğinin tamamı da develop fiilinin öznesi olur.

Alıştırma

Öznesinde nesne görevindeki ilgi zamirinin düşürüldüğü bir yapı bulunan when yan cümlesini hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. When phrases films use develop into idioms, their meanings may change.
  2. When phrases that use films develop into idioms, their meanings may change.
  3. When phrases films use them develop into idioms, their meanings may change.
Cevabı göster

When phrases films use develop into idioms, their meanings may change.

it's often because they are ubiquitous.

3:11

bu genellikle onların ubiquitous (her yerde) olmalarından kaynaklanır.

They seem to appear everywhere.

3:13

Her yerde ortaya çıkıyor gibi görünürler.

And one of the ways they appear everywhere is, of course, Anlatım akışı

3:16

Ve her yerde ortaya çıkmalarının yollarından biri de elbette,

Anlatım akışı

one of the ways they appear everywhere is, ...: birkaç yöntemden birini tanıtmak

one of the ways ... is ... yapısı, daha geniş bir küme içindeki yöntemlerden veya kanallardan birini tanıtır. Ardından gelen şeyin bir örnek olduğunu, bunun tek yol olmadığını gösterir. Buradaki they, hakkında konuşulan ifadeleri belirtir. Bu cümlede appear everywhere, birçok yerde bulunmak anlamındadır. Dil bilgisi açısından özne one olduğu için fiil tekil is olur: one of the ways ... is. is sonrasındaki tamamlayıcı, seçilen yolu belirtir.

Alıştırma

Birkaç yöntemden birini tanıtan yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ we keep food fresh ____ by storing it in a cool place.

Cevabı göster

One of the ways · is

the internet.

3:19

internettir.

Here's Gareth Carrol again telling more to Michael Rosen,

3:20

İşte yine BBC Radio 4 programı Word of Mouth'un sunucusu

presenter of BBC Radio 4 program Word of Mouth.

3:24

Michael Rosen'a daha fazlasını anlatan Gareth Carrol.

The vocabulary of the internet, even the word internet, Anlatım akışı

3:29

İnternetin kelime dağarcığı, hatta internet kelimesinin kendisi bile,

Anlatım akışı

even the word internet, ...: beklenmedik bir unsuru vurgulamak

Even bir odaklama belirtecidir: şaşırtıcı olan veya beklenen ölçeğin daha uç bir noktasında bulunan bir unsuru öne çıkarır. even the word internet ifadesinde vurgu bütün isim öbeğindedir; yani yalnızca internetle ilgili kelime dağarcığı değil, bu temel görünen kelimenin kendisi de söz konusu nispeten modern kümenin içindedir. Buradaki even zaman zarfı değildir. Genellikle dahil edilmesi özellikle şaşırtıcı gösterilmek istenen kişi, şey veya düşüncenin hemen önüne gelir.

Alıştırma

Beklenmedik bir kişiyi vurgulamak için even kullanın: ____ the youngest player finished the race.

Cevabı göster

Even

is relatively modern. Kalıp ifadeler

3:31

nispeten moderndir.

Kalıp ifadeler

is relatively modern: ölçülü bir karşılaştırma

is relatively modern ifadesinde relatively, “başka bir şeyle karşılaştırıldığında” demektir. Modern mutlak bir yargı değildir; ifade, öznenin ilgili zaman ölçeği ya da grup içinde modern sayıldığını anlatır. Burada karşılaştırma, dilin çok daha uzun tarihiyle yapılır. Relatively yargıyı ölçülü hâle getirir; very veya extremely modern anlamına gelmez.

Alıştırma

“The design is relatively modern compared with the others,” cümlesinde “relatively modern” ne anlama gelir?

  1. hiçbir karşılaştırma olmadan son derece modern
  2. pahalı olduğu için modern
  3. diğerleriyle karşılaştırıldığında modern
Cevabı göster

diğerleriyle karşılaştırıldığında modern

The idea of breaking the internet is now a phrase that I think people uh would use and recognize. Deyimler

3:32

breaking the internet fikri bence insanların ııı kullanacağı ve tanıyacağı bir ifadedir artık.

Deyimler

breaking the internet: internette büyük ilgi yaratmak

Breaking the internet şakacı bir abartıdır. İnternet bunu kaldıramıyormuş gibi, çevrim içi ortamda alışılmadık ölçüde büyük bir ilgi, paylaşım ya da trafik yaratmak anlamına gelir. Bu cümlede breaking fiziksel değil, mecazidir. İfade, bir sitenin aşırı yoğunluk altında kalmasını düşündürebilir; ancak günümüzde hiçbir şey gerçekten çalışmayı bırakmasa bile büyük bir çevrim içi sansasyon yaratmak anlamında sıkça kullanılır.

Alıştırma

Bir şarkıcının sürpriz şarkısı çevrim içi ortamda dev bir ilgi dalgası yaratıyor. Hangi cümle deyimi doğal biçimde kullanır?

  1. The new song repaired the internet.
  2. The new song caused a small internet outage in one office.
  3. The new song nearly broke the internet.
Cevabı göster

The new song nearly broke the internet.

So, something that causes such a stir online Deyimler

3:37

Yani, çevrimiçi ortamda o kadar büyük bir yankı uyandıran bir şey ki

Deyimler

causes such a stir online: internette böylesine büyük yankı uyandırmak

Cause a stir, birçok insanın tepki vermesine, dikkat kesilmesine, konuşmasına veya tartışmasına yol açmak demektir. Bu cümlede such, tepkinin özellikle büyük olduğunu vurgular. Online, toplumsal tepkinin nerede gerçekleştiğini gösterir. İfade, fiziksel bir karıştırma eylemini değil, insanların bir şeye verdiği tepkiyi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle yeni bir uygulamanın internette çok fazla ilgi ve tartışma yarattığını doğal biçimde anlatır?

  1. The new app quietly disappeared without attention.
  2. The new app caused a stir online.
  3. The new app stirred the soup on the stove.
Cevabı göster

The new app caused a stir online.

that metaphorically so many people rush to a website that it sort of threatens to bring it down, something like that. Notlar

3:40

mecazi olarak çok fazla insan bir web sitesine akın eder ve bu adeta onu çökertme tehlikesi yaratır, bunun gibi bir şey.

Kelime

metaphorically: mecazi anlamı belirtmek

Metaphorically, “mecazi olarak, kelimesi kelimesine olmayan bir biçimde” demektir. İnsanların bir internet sitesine koşması görüntüsünün, çok sayıda insanın siteyi aynı anda ziyaret etmesini anlatan bir imge olduğunu belirtir. Bu zarf, ardından gelen sözlerin nasıl yorumlanacağını gösterir: benzetmeyi veya ana fikri koruyun, fakat her fiziksel ayrıntıyı gerçek bir olay olarak kabul etmeyin.

Alıştırma

Konuşmacının metaphorically kullanımıyla hangi yorum uyuşur?

  1. Anlatım, insanların fiziksel olarak bir internet sitesinin içine koştuğunu bildiriyor.
  2. Konuşmacı, bir internet sitesi arızasının kesin teknik nedenini veriyor.
  3. Anlatım, fiziksel bir olayı bildirmek yerine bir imge kullanıyor.
Cevabı göster

Anlatım, fiziksel bir olayı bildirmek yerine bir imge kullanıyor.

Kalıp ifadeler

rush to a website: ani bir çevrim içi ziyaret dalgası

Rush to a website ifadesinde rush mecazi anlamda kullanılır: İnsanlar fiziksel olarak bir yere koşmaz; çoğu zaman çok sayıda kişi siteyi hızla ziyaret eder. Bu ifade, normal ve sakin bir gezinmeyi değil, ilginin veya trafiğin birden yükselmesini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle rush to a website ifadesini, ani ilgi nedeniyle siteyi hızla ziyaret etmek anlamında doğal biçimde kullanır?

  1. Fans visited the website little by little over several months.
  2. Fans carried the website into the ticket office.
  3. Fans rushed to the website as soon as tickets went on sale.
Cevabı göster

Fans rushed to the website as soon as tickets went on sale.

Öbek fiiller

threatens to bring it down: siteyi çökertme riski

Bring it down ifadesindeki it, internet sitesini belirtir. Bring a website down, sitenin çalışmayı durdurmasına veya erişilemez hâle gelmesine neden olmak demektir; burada olası neden alışılmadık derecede yoğun trafiktir. Threaten to ifadesinden sonra fiil geldiğinde, bir durumun istenmeyen bir sonuç doğurabileceği anlatılır. Bu kullanımda bir kişinin tehdit savurması gerekmez.

Alıştırma

Site arızası riskini göstermek için cümleyi threaten to ve bring ... down ile tamamlayın: The rapidly growing traffic ____.

Cevabı göster

threatens to bring the website down

In early days, we had go viral, Deyimler

3:45

İlk zamanlarda, go viral vardı,

Deyimler

go viral: internette hızla yayılmak

Go viral, bir içeriğin internette paylaşım yoluyla son derece hızlı yayılması ve büyük ilgi görmesi demektir. Buradaki viral, bir virüsün hızlı yayılmasını çağrıştıran mecazlı bir kullanımdır; hastalık anlamına gelmez. go + sıfat yapısı bir durum değişikliğini anlatır. Bu nedenle go viral, geniş çapta yayılan bir duruma gelmek demektir. Bu cümlede konuşmacı, cümledeki bir şeyin popüler olduğunu söylemiyor; go viral ifadesinin ilk zamanlarda zaten var olduğunu belirtiyor.

Alıştırma

Cümleyi go viral ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: Her dance clip ____ after a famous actor shared it.

Cevabı göster

went viral

which has stayed with us, hasn't it? Öbek fiiller

3:47

ki bu bizimle kaldı, değil mi?

Öbek fiiller

has stayed with us: kullanımda kalmak

Burada has stayed with us, ifadenin dilin bir parçası olarak kaldığını ve bugün hâlâ bilindiğini ya da kullanıldığını anlatır. With us fiziksel birliktelik değil, mecazlı bir kullanımdır. Has stayed, has + past participle yapısındaki present perfect biçimidir. İfadenin geçmişte ortaya çıkışıyla bugün de sürmesini birbirine bağlar. İlgi zamiri which, go viral ifadesine gönderme yapar.

Alıştırma

Bu cümlede has stayed with us ne anlama geliyor?

  1. İfade bugün hâlâ biliniyor ve kullanılıyor.
  2. İfade fiziksel olarak konuşmacıların yanında yaşıyor.
  3. İfade ortaya çıktıktan kısa süre sonra kayboldu.
Cevabı göster

İfade bugün hâlâ biliniyor ve kullanılıyor.

Yeah.

3:49

Evet.

Yeah, so the idea of something going viral is certainly very much in the vocabulary now.

3:49

Evet, yani bir şeyin go viral (viral olması) fikri artık kesinlikle kelime dağarcığında büyük ölçüde yer alıyor.

Um but things like Twitter have lent uh sort of phrases.

3:54

Iıı ama Twitter gibi şeyler ııı bu tür ifadeleri ödünç verdi.

So, the idea of first-world problems, Deyimler

3:57

Örneğin, first-world problems (birinci dünya sorunları) fikri,

Deyimler

first-world problems: küçük şikâyetler için ironik bir etiket

first-world problems ifadesi; yoksulluk, savaş veya afet gibi ciddi sıkıntıların yanında önemsiz görünen küçük rahatsızlıkları ya da şikâyetleri ironik biçimde adlandırır. Buradaki çoğul biçim, bu tür şikâyetlerin oluşturduğu kategorinin tamamını ifade eder. Bu ifadeyi kullanmak çoğu zaman “Bunun can sıkıcı olduğunu ama ciddi bir sıkıntı olmadığını biliyorum” mesajını verir. Yalnızca sorunun küçüklüğünü değil, böyle bir şeyi dert etmeyi mümkün kılan rahat yaşam koşullarını da değerlendirir.

Alıştırma

Bu kullanım uygun mu? Bir arkadaşınız ciddi bir ailevi acil durum yaşıyor ve ona şöyle diyorsunuz: That's just a first-world problem.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

uh meaning uh sort of ironically things that we complain about, Ton ve niyet

4:00

ııı ironik bir şekilde ııı şikayet ettiğimiz şeyleri ifade eder,

Ton ve niyet

ironically things that we complain about: ironik bir tutumu belirtmek

Burada ironically, konuşmacının “şikâyet ettiğimiz şeylere” karşı tutumunu gösterir. İnsanlar gerçekten şikâyet eder, ancak konuşmacı bu konuların problems sözcüğünün düşündürebileceğinden çok daha az ciddi olduğunu düşünür. Sort of bu yorumu yumuşatır ve “biraz ironik biçimde” anlamı verir. Dinleyici, şikâyetlerin gerçek olduğunu ama şaka yapılabilecek kadar küçük görüldüğünü anlamalıdır; konuşmacı bunları tamamen kabul ettiği ciddi sorunlar olarak sunmaz.

Alıştırma

Ironically burada nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Her şikâyet ciddi bir acil durumdur.
  2. Konuşmacı hiçbir görüş belirtmeden yalnızca şikâyetleri sıralamaktadır.
  3. Şikâyetler gerçektir, ancak konuşmacı onların şaka yapılabilecek kadar küçük olduğunu düşünür.
Cevabı göster

Şikâyetler gerçektir, ancak konuşmacı onların şaka yapılabilecek kadar küçük olduğunu düşünür.

but actually compared to other parts of the world may well be relatively minor. Notlar

4:03

ama aslında dünyanın diğer bölgelerine kıyasla bunlar oldukça küçük kalabilir.

Kalıp ifadeler

compared to other parts of the world: karşılaştırma ölçütü belirlemek

Compared to other parts of the world, durumun başka yerlerdeki koşullar temel alınarak değerlendirildiğini gösterir. Ardından gelen değerlendirme için karşılaştırma ölçütünü belirler. Compared to ifadesinden sonra referans alınan kişi, şey, zaman veya durum belirtilir. Böylece ortaya çıkan yargı mutlak değil, göreli olur.

Alıştırma

Geçen kışı karşılaştırma ölçütü yapmak için cümleyi compared to ile tamamlayın: ____ last winter, our heating costs are lower.

Cevabı göster

Compared to

Dilbilgisi

may well be relatively minor: güçlü bir olasılığa dayanan göreli yargı

May well be, bir şeyin doğru olma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu belirtir. Well, may ile ifade edilen olasılığı güçlendirir; bir şeyin iyi biçimde yapıldığı anlamına gelmez. Konuşan kişi oldukça emin görünür, ancak yine de kesin bir yargıdan kaçınır. Relatively minor, bir şeyin başka bir şeyle karşılaştırıldığında çok ciddi olmadığını belirtir. Tamamen önemsiz olduğu anlamına gelmez; bu nedenle ifadenin bütünü karşılaştırmaya dayanan temkinli bir değerlendirme sunar.

Alıştırma

İlgili bir karşılaştırmaya göre değerlendirildiğinde aksaklığın küçük olma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The disruption may be handled well despite being serious.
  2. The disruption may well be relatively minor.
  3. The disruption is definitely minor and does not matter.
Cevabı göster

The disruption may well be relatively minor.

Uh that started life as a Twitter hashtag, for example. Kültür

4:08

Iıı bu, örneğin bir Twitter hashtagi olarak hayata başladı.

Kültür

started life as a Twitter hashtag: ilk biçimi anlatmak

Started life as, “değişmeden veya gelişmeden önce ilk olarak bu biçimde var olmak” anlamına gelir. Buradaki that, first-world problems ifadesine gönderme yapar: bu ifade ilk olarak bir Twitter etiketi olarak kullanılmıştır. Life sözcüğü mecazidir; ifade gerçekten doğmuş değildir. Hashtag, sosyal medya gönderilerini gruplandıran ve başında # bulunan bir kelime veya söz grubudur. Bir ifadenin hashtag olarak başlaması, tekrarlanmasına ve daha geniş bir kullanıma yayılmasına yardımcı olabilir.

Alıştırma

Cümleyi started life as ile tamamlayın: The app ____ a school science project.

Cevabı göster

started life as

Another modern idiom is breaking the internet,

4:11

Bir başka modern deyim de breaking the internet'tir,

causing so much excitement about something online that too many people visit the website at the same time,

4:15

çevrimiçi bir şey hakkında o kadar fazla heyecan yaratmaktır ki çok sayıda kişi aynı anda web sitesini ziyaret eder,

making it crash. Dilbilgisi

4:21

ve çökmesine neden olur.

Dilbilgisi

making it crash: -ing yan cümleciğiyle sonuç eklemek

Making it crash, önceki durumun sonucunu ekleyen bir -ing yan cümleciğidir: önceki olay onun çökmesine neden olmuştur. Videoda it, internet sitesini ifade eder. Bu yan cümlecikte make, make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını kullanır: making + it + crash. Crash fiilin yalın hâlidir; bu nedenle to crash ve crashed bu yapıya uymaz.

Alıştırma

Sonuç belirtmek için making + object + base verb yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The faulty update overloaded the app, making it crashed.
  2. The faulty update overloaded the app, making it to crash.
  3. The faulty update overloaded the app, making it crash.
Cevabı göster

The faulty update overloaded the app, making it crash.

Social media outlets like Twitter have also created their own idioms, Notlar

4:22

Twitter gibi sosyal medya organları da kendi deyimlerini yarattılar,

Kelime

Social media outlets: mağaza değil, medya kanalları

Bu cümlede social media outlets, bilgi yayımlayan ve yayan sosyal medya hizmetleri veya kanalları anlamına gelir. Twitter buna örnek olarak verilmiştir. Burada outlet, içeriğin halka ulaştığı bir kanaldır. Mağaza veya elektrik prizi anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede outlet bir medya kuruluşu veya yayın kanalı anlamına gelir?

  1. We bought the coat at a retail outlet.
  2. Plug the lamp into the electrical outlet.
  3. Several news outlets reported the result.
Cevabı göster

Several news outlets reported the result.

Kalıp ifadeler

have also created their own idioms: bir topluluğa özgü ifadeler

Have also created their own idioms, bu platformların ve çevrelerindeki toplulukların kendi çevrim içi kültürlerine özgü ifadeler geliştirdiği anlamına gelir. Their own, bu ifadelerin özellikle söz konusu topluluklarla ilişkili olduğunu gösterir. Have created geçmişe bugünden bakar: ifadeler zaman içinde gelişmiştir ve şimdi de önem taşır. Created, şirketin her ifadeyi bilinçli olarak icat ettiği anlamına gelmek zorunda değildir; kullanıcılar ve platform ortamı bunları birlikte oluşturabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir topluluğun kendi kültürüne özgü ifadeler geliştirdiğini doğal biçimde anlatır?

  1. Gaming communities have also created their own idioms.
  2. Gaming communities have also banned all informal language.
  3. Gaming communities have also translated several old novels.
Cevabı göster

Gaming communities have also created their own idioms.

including first-world problems.

4:27

bunlara first-world problems de dahildir.

A trivial problem that does not seem very important when compared to the serious problems faced by people in poorer parts of the world. Notlar

4:30

Dünyanın daha fakir bölgelerindeki insanların karşılaştığı ciddi sorunlarla kıyaslandığında pek de önemli görünmeyen önemsiz bir sorun.

Kelime

trivial problem: önemsiz sayılan bir sorun

Trivial problem, önemi veya sonucu yok denecek kadar az olduğu düşünülen bir sorun demektir. Trivial yalnızca fiziksel büyüklüğü değil, önem derecesini değerlendirir; small sözcüğünden daha resmî ve daha güçlüdür. Bu tanımda ifade, sorunu ciddi güçlüklerin yanında önemsiz gösterir. Güçlü bir yargı bildirdiği için trivial, başka birinin önem verdiği bir şey için kullanıldığında küçümseyici gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “neredeyse hiç önemli olmadığı düşünülen bir konu” anlamına gelen iki sözcüklük ifadeyle tamamlayın: A loose thread inside my old bag is a ____.

Cevabı göster

trivial problem

Dilbilgisi

compared to ... problems faced by people: kısaltılmış edilgen yan cümleler

when compared to... yapısında özne ile be fiilinin bir biçimi düşürülür: when it is compared to.... Örtük it, önceki a trivial problem ifadesini belirtir. Bu kısaltılmış edilgen yan cümle, sorunun hangi karşılaştırma koşulunda veya bakış açısından önemsiz göründüğünü belirtir. serious problems faced by people... içinde faced by people..., problems sözcüğünü niteleyen bir geçmiş ortaç yan cümlesidir. Anlamı problems that are faced by people şeklindedir. Compared ve faced edilgen anlam taşır, ancak cümlenin farklı bölümlerine bağlanır.

Alıştırma

Ana cümlenin öznesi karşılaştırılan şey olacak şekilde kısaltılmış edilgen karşılaştırmayı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. When compared to the old map, the guide reads the new map easily.
  2. When compared to the old map, the new map is easier to read.
  3. When comparing to the old map, the new map is easier to read.
Cevabı göster

When compared to the old map, the new map is easier to read.

If you don't know some of these idioms, don't worry. Ton ve niyet

4:39

Bu deyimlerin bazılarını bilmiyorsan endişelenme.

Ton ve niyet

If you don't know ..., don't worry: dinleyeni rahatlatmak

If you don't know some of these idioms, olası bir zorluğu koşul olarak sunar. Ardından gelen don't worry, dinleyenlere bunları henüz bilmemenin sorun olmadığını ve devam etmelerine engel olmaması gerektiğini söyler. If + olası bir zorluk, don't worry kalıbı önce sorunu kabul eder, ardından kaygıyı azaltarak konuşmacının açıklamasına devam etmesini sağlar.

Alıştırma

Düşük riskli bir öğretim durumunda bu güven verme biçimi uygun mudur? Bir öğretmen şöyle diyor: "If you don't understand every word, don't worry."

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun

Unlike general vocabulary, Anlatım akışı

4:42

Genel kelime dağarcığından farklı olarak,

Anlatım akışı

Unlike general vocabulary: karşıtlık çerçevesi kurmak

Unlike general vocabulary, cümlenin başında bir karşıtlık çerçevesi kurar. Unlike bir edattır ve ardından gelen general vocabulary isim öbeği karşılaştırma noktasını verir. Virgül, ana cümlenin henüz gelmediğini gösterir; bu ifade ana cümle değildir. Karşıtlığı başa koymak, dinleyiciye sonraki bilgiyi nasıl düzenleyeceğini gösterir: başka bir konunun —burada deyimleri öğrenmenin— tanıtılmasını ve bunun genel kelime bilgisinden nasıl farklı olduğunun açıklanmasını bekleyebilir.

Alıştırma

Bu yeni cümleyi okuyun: "Unlike printed books, e-books require a device." Baştaki ifade size ne anlatır?

  1. Basılı kitaplarla e-kitapların aynı olduğunu söyler.
  2. Basılı kitapları karşılaştırma noktası olarak kullanır ve bir farka hazırlık yapar.
  3. Basılı kitaplarla ilgisi olmayan yeni bir fikir başlatır.
Cevabı göster

Basılı kitapları karşılaştırma noktası olarak kullanır ve bir farka hazırlık yapar.

a native speaker's full knowledge of idioms takes longer to develop, Notlar

4:44

anadili İngilizce olan birinin deyimler hakkındaki tam bilgisinin gelişmesi daha uzun sürer,

Kelime

a native speaker's full knowledge of idioms: ana dili konuşurunun deyimler hakkındaki kapsamlı bilgisi

Burada native speaker, dili çocukluğundan beri kullanarak büyümüş kişidir. İyelik biçimi speaker's bilginin kime ait olduğunu, of idioms ise bilginin ne hakkında olduğunu gösterir. Full knowledge, birçok deyimin anlamını ve nasıl kullanıldığını geniş ve gelişmiş düzeyde bilmektir. Bu, yalnızca günlük sözcükleri veya birkaç yaygın ifadeyi bilmekten daha kapsamlıdır. Bu ifade, ana dili konuşan herkesin bütün deyimleri bildiği anlamına gelmez. Bu cümlede full, zamanla oluşan yüksek bir bilgi düzeyini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede a native speaker's full knowledge of idioms ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Ana dili konuşan herkes doğuştan bütün deyimleri bilir.
  2. Yalnızca günlük sözcükleri bilmek, kalıplaşmış ifadeleri bilmemek demektir.
  3. Bu, ana dili konuşan birinin zaman içinde edindiği, birçok deyime ilişkin kapsamlı bir anlayıştır.
Cevabı göster

Bu, ana dili konuşan birinin zaman içinde edindiği, birçok deyime ilişkin kapsamlı bir anlayıştır.

Kalıp ifadeler

takes longer to develop: gelişmesi daha uzun sürer

Takes longer to develop, bir şeyin oluşmak, gelişmek veya güçlenmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyduğu anlamına gelir. Kalıp, bir şey + takes longer + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Longer, gereken süreyi başka bir süreçle, başka bir beceriyle veya önceki bir beklentiyle karşılaştırır. Burada develop geçişsizdir: bilginin kendisi zamanla oluşur. Bir kişinin bir ürünü geliştirmesi veya yaratması anlamına gelmez.

Alıştırma

Dersin dört sözcüklük ifadesini tam olarak kullanarak cümleyi tamamlayın: Compared with basic cooperation, trust in a new group ____.

Cevabı göster

takes longer to develop

usually at around the age of 30 to 40. Kalıp ifadeler

4:48

genellikle 30 ile 40 yaş civarında olur.

Kalıp ifadeler

at around the age of 30 to 40: yaklaşık bir yaş aralığı

At around the age of 30 to 40, bir şeyi insanların yaklaşık 30 ila 40 yaşında olduğu geniş döneme yerleştirir. At yaş dönemini başlatır, around sayıların kesin olmadığını gösterir ve 30 to 40 aralığı verir. Bu ifade tek bir kesin yaşı veya kesin başlangıç ve bitiş noktalarını göstermez. Gelişim, yaşam değişiklikleri veya araştırmalardaki genel bir örüntüyü anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlede yaş ifadesi ne anlama geliyor? The skill usually develops at around the age of 30 to 40.

  1. Yaklaşık 30 ila 40 yaş arasındaki bir dönemde
  2. Tam olarak 30 yaşında ve asla daha sonra değil
  3. 40 yaşından sonraki tek bir kesin yaşta
Cevabı göster

Yaklaşık 30 ila 40 yaş arasındaki bir dönemde

Meanwhile, you can still rely on classic English idioms like pull my leg, kick the bucket, and throw in the towel, Notlar

4:50

Bu arada, pull my leg, kick the bucket ve throw in the towel gibi klasik İngilizce deyimlere güvenebilirsin,

Kalıp ifadeler

rely on classic English idioms: rely on + güvenilir bir kaynak

Rely on, güvenilir olduğu için bir kişiyi veya şeyi kullanmak, ona güvenmek ya da ondan destek almak anlamına gelir. Burada klasik İngilizce deyimler, yeni ifadeler bilinmediğinde de işe yarayan güvenilir bir dil kaynağı olarak sunulur. Kalıp rely on + kişi, şey veya yöntem biçimindedir. On zorunludur: rely on a friend, rely on a map veya rely on a familiar expression denir.

Alıştırma

Cümleyi rely ve gerekli edatıyla tamamlayın: You can ____ this map to find the museum.

Cevabı göster

rely on

Deyimler

pull my leg: biriyle şakalaşmak

Pull my leg, “benimle şakalaşmak” veya “eğlenmek için gerçek olmayan bir şeye beni inandırmaya çalışmak” anlamına gelen bir deyimdir. Örnekte birkaç klasik deyimden biri olarak verilir; birinin bacağını gerçekten çekmesini anlatmaz. Şakanın hedefindeki kişiye göre iyelik sözcüğü değişir: pull my leg, pull your leg veya pull her leg. Yaygın Are you pulling my leg? sorusu, karşınızdaki kişinin ciddi olup olmadığını sorar.

Alıştırma

“Benimle şakalaşmak” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: You can't be serious. You're ____, aren't you?

Cevabı göster

pulling my leg

Deyimler

kick the bucket: ölmek anlamındaki gündelik bir deyim

Kick the bucket, “ölmek” anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Örnekte klasik bir deyim olarak listelenir; gerçekten bir kovayı tekmelemekten söz etmez. Bu ifade komik, rahat veya kara mizah içeren bir tınıya sahip olabilir. Doğrudan die sözcüğünü kullanmaz, ancak ciddi durumlar için saygılı bir örtmece değildir.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Dedesini yeni kaybetmiş birine “I'm sorry your grandfather kicked the bucket.” demek uygun mudur?

  1. Evet. Başsağlığı dilemek için kullanılan saygılı bir ifadedir.
  2. Hayır. Bu durumda düşüncesizce veya kırıcı gelebilir.
Cevabı göster

Hayır. Bu durumda düşüncesizce veya kırıcı gelebilir.

which I think comes from the sport of boxing,

4:59

ki sanırım o da boks sporundan geliyordu,

Rob. Ah, yes.

5:02

Rob. Ah, evet.

In my question, I asked which sport gave birth to the phrase throw in the towel. Deyimler

5:04

Sorumda, hangi sporun throw in the towel ifadesini doğurduğunu sormuştum.

Deyimler

gave birth to: mecazen yeni bir şey ortaya çıkarmak

Burada gave birth to mecazi anlamdadır: bu spor, throw in the towel ifadesinin ortaya çıkıp geliştiği kaynaktır. Gerçek anlamda doğumdan söz edilmez. Kalıp give birth to + isim şeklindedir; gave, give fiilinin geçmiş zamanıdır. Özne insan olmadığında bir olayın, icadın ya da hareketin yeni bir düşüncenin, sistemin veya ifadenin ortaya çıkmasına yol açtığını anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The invention of the camera ____ a new kind of art.

Cevabı göster

gave birth to

And Sam's answer was correct.

5:08

Ve Sam'in cevabı doğruydu.

Well done.

5:11

Aferin.

The idiom throw in the towel comes from boxing,

5:12

throw in the towel deyimi bokstan gelir,

where the coach of the losing boxer would literally throw a towel into the ring to surrender. Kültür

5:16

burada kaybeden boksörün antrenörü pes etmek için tam anlamıyla ringe bir havlu atardı.

Kültür

into the ring to surrender: bokstaki gerçek teslim olma işareti

Burada ring, bir takı olan “yüzük” değil, boks maçının yapıldığı yükseltilmiş alandır. Antrenörün bu alana havlu atması, maçın durması gerektiğini ve boksör adına yenilgiyi kabul ettiğini bildirir. Into the ring havlunun nereye gittiğini, to surrender ise hareketin amacını belirtir. Bokstaki bu gerçek işaret, günümüzde yenilgiyi kabul etmek veya denemeyi bırakmak anlamına da gelen throw in the towel ifadesinin kaynağıdır.

Alıştırma

Bu boks bağlamında havluyu ringe atmak ne anlatır?

  1. Boksörün kazanmasını kutlar.
  2. Boksörün pes ettiğini ve maçın durması gerektiğini bildirir.
  3. Boksörden zemini silmesini ister.
Cevabı göster

Boksörün pes ettiğini ve maçın durması gerektiğini bildirir.

Okay, let's recap the rest of the idioms, old and new, Anlatım akışı

5:22

Tamam, bugün öğrendiğimiz eski ve yeni

Anlatım akışı

let's recap: kısa bir gözden geçirmeye geçiş

Let's recap, yeni bilgi vermekten daha önce ele alınmış konuları kısaca gözden geçirmeye geçildiğini bildirir. Bu cümlede izleyiciye kalan deyimlerin şimdi özetleneceğini söyler. Let's, let us ifadesinin yaygın kısaltmasıdır ve geçişe kapsayıcı bir ton verir. Recap, her ayrıntıyı tekrarlamak değil, ana noktaları yeniden ele almak demektir.

Alıştırma

Hangi cümle bir gözden geçirmeyi başlatmak için let's recap ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. Let's recap a new topic that nobody has discussed yet.
  2. Before we finish, let's recap the main points.
  3. Let's recap by skipping everything we already covered.
Cevabı göster

Before we finish, let's recap the main points.

that we've learned today.

5:26

diğer deyimleri özetleyelim.

To spend a penny is an old-fashioned way of saying go to the toilet. Kelime

5:27

To spend a penny, tuvalete gitmek demek için kullanılan eski moda bir yöntemdir.

Kelime

an old-fashioned way of saying: eski bir ifadeyi belirtmek

X is an old-fashioned way of saying Y yapısı, X'i daha eski bir dönemle ilişkili bir ifade olarak tanımlar ve Y'yi onun daha bilinen anlamı olarak verir. Burada spend a penny, go to the toilet anlamına gelen eski bir ifade olarak tanıtılır. Old-fashioned dil bilgisi doğruluğunu değil, üslubu ve eskiliği anlatır. İfade hâlâ anlaşılabilir veya mizah ya da nostalji amacıyla kullanılabilir. way of saying yapısında of edatından sonra -ing biçimi saying gelir.

Alıştırma

Eski bir terimi belirtmek için dersteki tam ifadeyi kullanın: A 'wireless set' is ____ 'radio'.

Cevabı göster

an old-fashioned way of saying

Groundhog Day describes a situation in which events that have happened before

5:32

Groundhog Day, daha önce gerçekleşen olayların

happen again exactly the same way.

5:37

tekrar tamamen aynı şekilde gerçekleştiği bir durumu tanımlar.

If something is ubiquitous, Kelime

5:39

Eğer bir şey ubiquitous ise,

it seems to appear everywhere.

5:41

her yerde ortaya çıkıyor gibi görünür.

Kelime

ubiquitous: neredeyse her yerde bulunan

Ubiquitous, neredeyse her yerde bulunan veya görülen bir şeyi anlatan bir sıfattır. Bu cümlede kelime, bir şeyin yalnızca popüler olduğunu değil, çok geniş bir alana yayıldığını vurgular. Teknoloji, markalar, medya veya birçok yerde görülen toplumsal olguları anlatmak için kullanılan, görece resmî bir ifadedir.

Alıştırma

İnsanlar günlük yolculuklarının neredeyse her bölümünde çevrim içi haritaları kullanıyor, ancak her harita uygulamasını sevmiyor. Bu durumu en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. Online maps have become ubiquitous in daily travel.
  2. Online maps have become popular with one small group of travelers.
  3. Online maps have become rare in daily travel.
Cevabı göster

Online maps have become ubiquitous in daily travel.

The modern idiom break the internet means to cause so much excitement about something online

5:43

Modern deyim break the internet, çevrimiçi bir şey hakkında o kadar çok heyecan yaratmak demektir ki

that you can make the website crash. Dilbilgisi

5:49

web sitesinin çökmesine neden olabilirsiniz.

Dilbilgisi

make the website crash: make + nesne + fiilin yalın hâli

make the website crash, make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindeki ettirgen yapıyı kullanır. The website etkilenen nesnedir; crash ise nesnenin gerçekleştirdiği eylemdir. Burada make, internette oluşan heyecanın web sitesinin çalışmayı durdurmasına yol açabilmesi anlamına gelir. Bu etken yapıda make fiilinden sonra to gelmez; fiilin yalın hâli kullanılır: make the website crash.

Alıştırma

make + nesne + fiilin yalın hâli yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Heavy traffic can ____.

Cevabı göster

make the website crash

And finally, a first world problem is a problem that does not seem very important

5:51

Ve son olarak, first world problem, dünyanın daha fakir bölgelerindeki insanların karşılaştığı

when compared to the serious problems faced by people in poorer parts of the world.

5:56

ciddi sorunlara kıyaslandığında pek de önemli görünmeyen bir sorundur.

Unfortunately for us, Ton ve niyet

6:02

Bizim için ne yazık ki,

Ton ve niyet

Unfortunately for us: bizi etkileyen kötü bir haberi sunmak

Unfortunately for us, dinleyiciye sıradaki durumun konuşmacının grubu için kötü ya da hayal kırıklığı yaratıcı olduğunu bildiren bir giriş ifadesidir. Buradaki for us, kötü sonuçtan etkilenen kişileri belirtir. “Bizim açımızdan” demektir; “bizim adımıza bir şey yapmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi Unfortunately for us ile tamamlayın: ____, the school trip has been cancelled.

Cevabı göster

Unfortunately for us

our six minutes are up. Kalıp ifadeler

6:03

altı dakikamız doldu.

Kalıp ifadeler

our six minutes are up: ayrılan sürenin bittiğini söylemek

Our six minutes are up, bize verilen altı dakikalık sürenin bittiği anlamına gelir. Buradaki up, bir yönü değil, “bitmiş” veya “sona ermiş” olmayı ifade eder. Bu cümlede minutes çoğuldur, bu yüzden are kullanılır. Tekil time adıyla Our time is up denir.

Alıştırma

İzin verilen sürenin bittiğini anlatmak için be up ifadesini tamamlayın: The game must stop now—our time is ____.

Cevabı göster

up

Bye for now.

6:05

Şimdilik hoşça kal.

Bye-bye.

6:06

Hoşça kal.

Six Minute English from the BBC.

6:08

BBC'den Six Minute English.