Jeomühendislik: Yapmak Zorunda Kalabileceğimiz Korkunç Bir Fikir: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.354 kelime 163 kel/dk

Video Özeti: Stratosfer aerosolleri ısınmayı yavaşlatabilir; ancak yağışı bozabilir, ozona zarar verebilir veya durdurma şoku yaratabilir. Araştırma çözüm değil, acil durum hazırlığıdır. Başlıca İngilizce Noktaları: 1. “far from certain” / “far from impossible.” — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: far from + sıfat, karşıtını kesinleştirmeden uç bir yargıyı reddeder ve belirsizliği ölçülü anlatır. 2. “as an excuse to delay” — Kalıp Söz Öbekleri ve Eşdizimler: use X as an excuse to delay Y, bir gerekçenin gerekli eylemi erteleme bahanesi yapılmasını eleştirir. 3. “sitting on a time bomb.” — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: bu mecaz, ani bir krize doğru biriken gizli tehlikeyi anlatır.

Bu derste

By the end of the 21st century, Kalıp ifadeler

0:00

21. yüzyılın sonlarına gelindiğinde,

Kalıp ifadeler

By the end of + zaman dilimi

“By the end of + zaman dilimi”, en geç ulaşılacak noktayı veya sınırı belirtir: Bir şeyin o zaman dilimi bitmeden ya da bittiği anda gerçekleşmesi, doğru hâle gelmesi veya ölçülmesi beklenir. Burada 21. yüzyılın sonu gelecekteki referans noktasıdır. Bu ifade, bir şeyin yalnızca son anda gerçekleştiği anlamına gelmez. Cümlenin devamına göre değişim daha önce yavaş yavaş gerçekleşebilir veya o noktaya gelindiğinde değerlendirilebilir.

Alıştırma

“By the end of Friday, I will send the report” cümlesindeki zaman ifadesi ne anlama gelir?

  1. Rapor yalnızca cuma gününün son anında gönderilecek.
  2. Rapor en geç cuma gününün sonunda gönderilecek.
  3. Rapor cuma günü bittikten sonra gönderilecek.
Cevabı göster

Rapor en geç cuma gününün sonunda gönderilecek.

humanity is becoming desperate.

0:02

insanlık giderek çaresizleşiyor.

Decades of heatwaves and droughts have led to unusually poor harvests, Dilbilgisi

0:04

Onlarca yıl süren sıcak hava dalgaları ve kuraklıklar alışılmadık derecede kötü hasatlara yol açarken,

Dilbilgisi

have led to: present perfect yapıda neden ve sonuç

Present perfect yapıdaki “have led to”, geçmişteki bir dönem boyunca gelişen nedeni şu anda önemli olan bir sonuca bağlar. Çoğul özne “Decades of heatwaves and droughts” have alır; led ise lead fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Lead to ifadesindeki to bir edattır. Ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: lead to poor harvests; lead to prices rising. İfade, bir sonuca neden olmak veya bir sonuç doğurmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “lead to” fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Several years of poor maintenance ____ serious safety problems.

Cevabı göster

have led to

while the warming oceans yield fewer fish each year.

0:09

ısınan okyanuslar her yıl daha az balık veriyor.

In the tropical zones,

0:12

Tropikal kuşaklarda

millions suffer from famines

0:14

milyonlarca insan kıtlıktan acı çekiyor

and resource wars have made millions more flee to the north. Dilbilgisi

0:15

ve kaynak savaşları milyonlarcasının daha kuzeye kaçmasına neden oldu.

Dilbilgisi

“have made millions more flee” içinde make + nesne + fiilin yalın hâli

Burada have made ifadesinden sonra nesne olan millions more ve fiilin yalın hâli flee gelir. make + kişi + fiilin yalın hâli yapısı, “birinin bir şey yapmasına neden olmak veya onu buna zorlamak” anlamına gelir. İnsanların yalnızca kendi seçimleriyle ayrılmadığını, kaçışa savaşların neden olduğunu gösterir. Millions more, daha önce sözü edilen gruba ek olarak milyonlarca kişi daha demektir. Etken make yapısında sonraki fiilden önce to kullanılmaz: make someone flee denir, make someone to flee denmez.

Alıştırma

Cümleyi make fiilinin geçmiş hâli ve leave fiilinin yalın hâliyle tamamlayın: The sudden alarm ____ everyone ____ the building.

Cevabı göster

made · leave

As things quickly get worse,

0:19

İşler hızla kötüye giderken,

in an act of desperation, Kalıp ifadeler

0:21

bir çaresizlik anında,

Kalıp ifadeler

Gerekçeyi çerçeveleyen “in an act of desperation” ifadesi

In an act of desperation, ardından gelen bölümü anlamlandıran bir çerçeve ifadesidir: Sonraki eylemin, iyi bir seçeneğin kalmadığı duygusuyla yapıldığını belirtir. Desperation, sıradan endişe veya aciliyetten daha güçlüdür. Bir cümlenin başına geldiğinde belirli bir kararın gerekçesini verir ve dinleyiciyi sıra dışı, riskli ya da aşırı bir eyleme hazırlar. Davranışı belirgin bir eylem olarak sunduğu için haberlerde ve hikâye anlatımında yaygındır.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bize ne anlatıyor? In an act of desperation, Maya broke the window to escape.

  1. Sakin ve rutin bir planın parçası olarak harekete geçti.
  2. İyi bir seçeneği kalmadığını hissettiği için harekete geçti.
  3. Esas olarak başarısını kutlamak için harekete geçti.
Cevabı göster

İyi bir seçeneği kalmadığını hissettiği için harekete geçti.

the world's governments decide to enact an emergency plan. Kelime

0:22

dünya hükümetleri acil durum planı yürürlüğe koymaya karar veriyor.

Kelime

enact an emergency plan: acil durum planını resmen yürürlüğe koymak

Bu cümlede enact, bir planı resmen kabul edip yürürlüğe koymak anlamına gelir. Hükümetler acil durum planını yalnızca tasarlamıyor veya tartışmıyor; onu resmî bir eylem biçimi hâline getiriyor. Bu resmî fiil, yetkili bir kurum yasa, politika, önlem veya plana resmî geçerlilik kazandırdığında ya da onu uygulamaya başladığında sıkça kullanılır.

Alıştırma

Konsey bir önlemi resmen kabul edip yürürlüğe koyuyorsa cümleyi en iyi hangi fiil tamamlar? After the final vote, the council will ___ the new safety measure.

  1. discuss
  2. enact
  3. design
Cevabı göster

enact

It's far from certain that a grim scenario like this will play out, Notlar

0:26

Böylesine acımasız bir senaryonun gerçekleşeceği kesin olmaktan çok uzak,

Öbek fiiller

play out: bir durumun nasıl geliştiği

Bu cümlede play out, “zaman içinde gelişmek ve belirli bir sonuca ulaşmak” demektir. Karamsar senaryo bir şeyi sergilemiyor veya oynamıyor; ifade, durumun nasıl gelişebileceğini anlatıyor. Will ile fiilin yalın biçimi kullanılır: will play out. Özne, gidişatı ve sonucu hâlâ belirsiz olan bir olay, plan, çatışma veya senaryo olduğunda bu geçişsiz kalıbı kullanın.

Alıştırma

“Zaman içinde gelişip bir sonuca ulaşmak” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: No one knows how the peace talks will ____.

Cevabı göster

play out

but the failure of world leaders to effectively address climate change

0:30

ancak dünya liderlerinin iklim değişikliğini etkili bir şekilde ele almaktaki başarısızlığı

makes it far from impossible.

0:33

bunu imkansız olmaktan da çıkarıyor.

Dilbilgisi

far from certain ... far from impossible: kesin olmaktan çok uzak ... imkânsız olmaktan çok uzak

far from + sıfat kalıbı, belirtilen niteliğin hiç geçerli olmadığını ya da ona yaklaşılmadığını anlatır. Burada far from certain, senaryonun gerçekleşmesinin garanti olmadığını söyler. İkinci ifade olumsuz bir sıfat kullanır: far from impossible, durumun imkânsız olmaktan çok uzak olduğunu ve gerçek bir olasılık olarak kaldığını anlatır. İki ifade birlikte iki aşırı ucu da reddeder: Olay ne kesindir ne de imkânsız diye güvenle göz ardı edilebilir.

Alıştırma

Başarının garanti olmadığını ancak gerçek bir olasılık olarak kaldığını anlatmak için cümleyi iki far from + sıfat ifadesiyle tamamlayın: Success is ____, but it is ____.

Cevabı göster

far from certain · far from impossible

So in the near future,

0:35

Bu nedenle yakın gelecekte,

it might become necessary to try something radical Dilbilgisi

0:37

hızlı iklim değişikliğini yavaşlatmak için

Dilbilgisi

it might become necessary to + fiil

Buradaki it biçimsel öznedir; belirli bir şeyi göstermez. Asıl eylem to ifadesinden sonra gelir: to try something radical. Might olasılığı, become zaman içindeki değişimi, necessary ise eylemin gerekli hâle gelebileceğini belirtir. it might become necessary to + fiil kalıbı, gelecekte doğabilecek bir ihtiyacı temkinli ve kişisiz biçimde tahmin eder.

Alıştırma

Gelecekte bir eylemin gerekli hâle gelebileceğini belirten, dersteki temkinli kalıbın aynısıyla cümleyi tamamlayın: If the snowstorm gets worse, ____ close the school.

Cevabı göster

it might become necessary to

to slow down rapid climate change.

0:39

köklü bir şeyler denemek gerekli hale gelebilir.

Geoengineering.

0:42

Jeomühendislik.

Interventions so massive in scale that they might undo centuries of human behavior, Kalıp ifadeler

0:44

Yüzyıllar boyunca süren insan davranışlarını geri alabilecek

Kalıp ifadeler

massive in scale: boyut veya kapsam bakımından son derece büyük

Massive in scale, boyut, erişim alanı ya da kapsam bakımından son derece büyük demektir. Burada massive, müdahalelerin ne kadar geniş kapsamlı olacağını anlatır; fiziksel bir nesnenin ne kadar ağır olduğunu değil. Sıfat + in scale kalıbı, bir projenin, eylemin veya etkinin ölçeğini çözümleyici biçimde sınıflandırır; small in scale ve global in scale gibi.

Alıştırma

Operasyonun fiziksel ağırlığını değil, olağanüstü geniş kapsamını vurgulamak için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The rescue operation was (blank), involving teams across the whole country.

  1. heavy in weight
  2. long in duration
  3. massive in scale
Cevabı göster

massive in scale

or make everything much worse.

0:49

veya her şeyi çok daha kötü hale getirebilecek devasa ölçekteki müdahaleler.

What is geoengineering?

0:52

Jeomühendislik nedir?

Is it really an option?

0:54

Gerçekten bir seçenek mi?

And what if it goes wrong? Dilbilgisi

0:55

Peki ya ters giderse?

Dilbilgisi

What if it goes wrong? ile risk gündeme getirme

What if + yan cümle, bir olasılığı hayal edip sonuçlarını düşünmeyi ister. Bu cümlede, bilinen bir gerçeği sormak yerine müdahalenin başarısız olma riskini gündeme getirir. Go wrong; başarısız olmak, bir sorun çıkması veya kötü bir sonuç doğurmak anlamına gelir. Sorunun bütünü, dikkati planın denenip denenemeyeceğinden, başarısız olursa neler olabileceğine çevirir.

Alıştırma

Risk sorusunu burada öğretilen iki sözcüklük başlangıçla tamamlayın: Planı onaylamadan önce şunu sorun: ____ it fails during a storm?

Cevabı göster

What if

Geoengineering methods vary from fantastic ones like constructing giant light sails in space

1:05

Jeomühendislik yöntemleri uzayda devasa ışık yelkenleri inşa etmek gibi fantastik yöntemlerden,

to seeding clouds with salt Kelime

1:11

bulutlara tuz ekmeye

Kelime

bulutları tuzla tohumlamak

Meteoroloji ve iklim teknolojisi bağlamında to seed clouds, su damlalarının veya buz kristallerinin daha kolay oluşması için bulutlara küçük parçacıklar eklemek demektir. Burada with salt, eklenen maddenin tuz olduğunu belirtir. Seed burada tarımla ilgili gerçek anlamında değil, teknik bir fiil olarak kullanılır. Bu müdahale bulutların gelişimini veya yağışı değiştirmeyi amaçlar; yoktan bulut yaratmak ya da yağmuru garanti etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir hava durumu haberinde seed the clouds with salt ne anlama gelir?

  1. Bulutların gelişimini veya yağışı etkilemeye çalışmak için bulutlara tuz parçacıkları eklemek.
  2. Yeni bulutların içinde tuzun doğal olarak ortaya çıkmasını beklemek.
  3. Bulutların üzerindeki gökyüzüne ekin dikmek.
Cevabı göster

Bulutların gelişimini veya yağışı etkilemeye çalışmak için bulutlara tuz parçacıkları eklemek.

or wilder ones like fertilizing the oceans with iron

1:13

veya trilyonlarca alg hücresinin büyümesini hızlandırmak için

to speed up the growth of trillions of algae cells.

1:16

okyanusları demirle gübrelemek gibi daha çılgın yöntemlere kadar çeşitlilik gösterir.

In this video,

1:19

Bu videoda,

we'll focus on an intervention we could see during our lifetimes,

1:20

kendi yaşam süremiz içinde görebileceğimiz bir müdahaleye odaklanacağız:

stratospheric aerosol injection.

1:24

Stratosferik aerosol enjeksiyonu.

A clunky term that means spraying stuff very high up in the atmosphere Kelime

1:27

Güneşi uzak tutmak için

Kelime

Hantal bir terim

Clunky bir terimi nitelediğinde, adın kulağa beceriksizce, hantal ya da söylenmesi veya kullanılması zor geldiğini anlatır. Eleştiri fiziksel ağırlıkla değil, ifadenin işleyişiyle ilgilidir. Bir şeye a clunky term demek onun yanlış olduğu anlamına gelmez. Bir ad teknik olarak doğru olsa bile fazla uzun veya kulağa doğal gelmeyen bir yapıda olabilir.

Alıştırma

a clunky term, söz konusu terim hakkında ne söyler?

  1. Fiziksel olarak kaldırılamayacak kadar ağırdır.
  2. Kulağa hantal veya kullanışsız gelir, ancak yine de doğru olabilir.
  3. Hiçbir anlamı yoktur ve yanlış olmalıdır.
Cevabı göster

Kulağa hantal veya kullanışsız gelir, ancak yine de doğru olabilir.

to keep the sun away.

1:31

atmosferin çok yükseklerine bir şeyler püskürtmek anlamına gelen kaba bir terim.

Keeping the sun away.

1:33

Güneşi uzak tutmak.

CO2 doesn't heat up the planet on its own. Kalıp ifadeler

1:35

CO2 gezegeni tek başına ısıtmaz.

Kalıp ifadeler

on its own: yardım veya başka etkenler olmadan

On its own, “yardım, destek ya da katkıda bulunan başka etkenler olmadan” demektir. Bu cümlede neden hakkındaki iddiayı sınırlar: CO2 tek başına gezegeni ısıtmaya yetmez; daha büyük bir sürecin parçası olarak iş görür. Öznenin insan olması gerekmez. Bir madde, makine ya da süreçle kullanıldığında bu ifade yalnızca o şeyin sonucu tek başına üretemediğini anlatır; seçim veya niyet bildirmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “yardım veya başka etkenler olmadan” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: This app cannot fix the problem ____; it needs your input.

Cevabı göster

on its own

Almost all of the energy on Earth comes from the sun

1:38

Dünya'daki enerjinin neredeyse tamamı güneşten

in the form of electromagnetic radiation. Kalıp ifadeler

1:40

elektromanyetik radyasyon formunda gelir.

Kalıp ifadeler

in the form of: biçim veya araç belirtmek

In the form of + isim öbeği, bir şeyin var olduğu, göründüğü veya sunulduğu biçimi, aracı ya da yolu belirtir. Burada elektromanyetik radyasyon, enerjinin Dünya’ya ulaştığı biçimdir. Bu ifade bir şeyin biçimini sınıflandırır. Bir şeyin başka bir şeyle yalnızca aynı fiziksel dış çizgiye sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “belirli bir tür veya araç olarak” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The prize was given ____ a book voucher.

Cevabı göster

in the form of

About 71% of this energy is absorbed by the Earth's surface and atmosphere.

1:43

Bu enerjinin yaklaşık %71'i Dünya'nın yüzeyi ve atmosferi tarafından emilir.

This absorbed energy is emitted again as infrared radiation.

1:49

Emilen bu enerji kızılötesi radyasyon olarak tekrar yayılır.

And CO2 is able to trap this infrared radiation

1:53

CO2 ise bu kızılötesi radyasyonu hapsedebilme

and keep it in the atmosphere for a while.

1:56

ve atmosferde bir süre tutabilme yeteneğine sahiptir.

You can compare this effect with snuggling under a blanket in the morning. Kalıp ifadeler

1:59

Bu etkiyi sabahları bir battaniyenin altına girmekle kıyaslayabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

compare this effect with: tanıdık bir benzetmeyle açıklamak

“Compare this effect with ...” ifadesi, dinleyiciden bu etkiyi tanıdık bir deneyimle yan yana düşünmesini ve işe yarayan bir benzerliği fark etmesini ister. Burada battaniye deneyimi, tanıdık olmayan bir mekanizmayı zihinde canlandırmayı kolaylaştırır. compare A with B kalıbı, açıklanan konu olan A’yı referans noktası B’ye bağlar. Bir benzetme kurar; A ve B’nin her yönden aynı olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

compare this effect with snuggling under a blanket ifadesi dinleyiciden ne yapmasını ister?

  1. Tanıdık battaniye deneyimini kullanarak etkinin benzer bir özelliğini anlamak, ancak ikisini tamamen aynı saymamak.
  2. Etkinin her tür battaniyeden daha sıcak olup olmadığına karar vermek.
  3. Etkinin açıklamasını battaniye kullanma talimatlarıyla değiştirmek.
Cevabı göster

Tanıdık battaniye deneyimini kullanarak etkinin benzer bir özelliğini anlamak, ancak ikisini tamamen aynı saymamak.

Even in a really cold room,

2:02

Gerçekten soğuk bir odada bile,

your body emits infrared radiation

2:04

vücudunuz kızılötesi radyasyon yayar

and the air between your body and the blanket traps it

2:06

ve vücudunuzla battaniye arasındaki hava bunu hapsederek

and creates a warm and comfy feeling.

2:09

sıcak ve rahat bir his yaratır.

So one way to cool down the planet Dilbilgisi

2:12

Gezegeni soğutmanın bir yolu da,

would be to prevent energy from getting trapped Dilbilgisi

2:14

zaten doğal olarak gerçekleşmekte olan bir şekilde,

Dilbilgisi

one way to ... would be to: hedefi önerilen yöntemden ayırmak

“One way to cool down the planet” hedefi, yani gezegeni soğutmayı belirtir. one way ifadesinden sonraki to + fiil bölümü, yöntemin neyi gerçekleştirmeyi amaçladığını gösterir. Ardından “would be to prevent ...” olası bir yöntemi sunar. Would, öneriyi varsayımsal ve ölçülü hale getirir; böylece konuşan kişi bir emir vermek veya sonucu garanti etmek yerine bir seçenek sunar. Yeniden kullanılabilen one way to X would be to Y kalıbında X hedef, Y ise önerilen eylemdir. Buradaki would geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıbın iki bölümüyle tamamlayın: ____ reduce classroom noise ____ put felt pads under the chairs.

Cevabı göster

One way to · would be to

Dilbilgisi

prevent + nesne + from + -ing yapısı

prevent energy from getting trapped ifadesinde prevent, engellenmek istenen olayı belirtir. Yapı prevent + nesne + from + -ing şeklindedir: energy nesnedir, getting trapped ise istenmeyen olaydır. Burada getting trapped edilgen bir anlam taşır: enerji hapsolur; başka bir şeyi hapseden enerji değildir. from sonrasında to ile mastar değil, -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi prevent + nesne + from + -ing yapısıyla tamamlayın: The screen can ____ insects ____ entering the room.

Cevabı göster

prevent · from

under our planet blanket,

2:16

enerjinin gezegenimizin battaniyesi altında

which is already happening naturally.

2:18

hapsolmasını engellemek olabilir.

About 29% of the solar radiation hitting Earth is reflected back to space

2:20

Dünya'ya vuran güneş radyasyonunun yaklaşık %29'u,

by bright surfaces like ice, deserts, snow, or clouds.

2:25

buz, çöller, kar veya bulutlar gibi parlak yüzeyler tarafından uzaya geri yansıtılır.

More reflection, less energy, less warming.

2:30

Daha fazla yansıma, daha az enerji ve daha az ısınma demektir.

We can look at nature for inspiration. Kalıp ifadeler

2:34

İlham almak için doğaya bakabiliriz.

Kalıp ifadeler

look at X for inspiration: ilham almak için X'i incelemek

Burada look at nature for inspiration, doğayı bir fikir kaynağı olarak incelemek veya değerlendirmek anlamına gelir. Yalnızca gözleri doğaya çevirmekten daha geniş bir anlam taşır. Yeniden kullanılabilen kalıp look at + kaynak + for inspiration şeklindedir. Kaynak doğa, önceki bir çalışma, başka bir alan veya yeni bir yaklaşım düşündürebilecek herhangi bir örnek olabilir.

Alıştırma

Cümleyi look at ... for inspiration ile tamamlayın: When planning the playground, we can ____ other community spaces ____.

Cevabı göster

look at · for inspiration

Specifically,

2:36

Özellikle,

the 1991 Mount Pinatubo eruption,

2:37

20. yüzyılın en büyük ikinci volkanik patlaması olan

the second largest volcanic eruption of the 20th century.

2:40

1991 Pinatubo Dağı patlamasına.

Aside from massive devastation and almost 900 dead, Anlatım akışı

2:44

Büyük çaplı yıkım ve neredeyse 900 ölümün yanı sıra,

Anlatım akışı

Aside from massive devastation and almost 900 dead: kaybı kabul edip başka bir etkiye geçmek

Bu cümlede Aside from, başka bir olguya veya sonuca geçmeden önce bazı olguları bir kenara alır. Burada “bunlara ek olarak” veya “bunların ötesinde” anlamındadır; yıkımın ve ölümlerin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bu ifade bilgiyi düzenler: Cümle önce insanlara ve maddi varlıklara verilen zararı kabul eder, sonra olayın iklim üzerindeki etkisine odaklanır. Başka bağlamlarda aside from “hariç” anlamına da gelebilir; bu nedenle anlamı çevreleyen bağlam belirler.

Alıştırma

Aside from bu cümlede ne yapıyor? Aside from the noisy construction, the office was comfortable?

  1. Konuşanın ilk olgu hakkında konuşmayı reddettiği anlamına gelir
  2. Bir olguyu bir kenara bırakıp başka bir noktaya geçer
  3. Bir olgunun diğerine doğrudan neden olduğunu gösterir
Cevabı göster

Bir olguyu bir kenara bırakıp başka bir noktaya geçer

scientists noted its strong impact on the global climate. Kalıp ifadeler

2:47

bilim insanları bunun küresel iklim üzerindeki güçlü etkisine dikkat çekti.

Kalıp ifadeler

strong impact on the global climate: küresel iklim üzerindeki güçlü etki

Strong impact on, bir şey üzerindeki önemli etki anlamına gelen bir isim öbeğidir. Strong etkinin derecesini belirtir; on ise etkilenen kişiyi, grubu, sistemi veya yeri tanıtır. Bu cümlede its strong impact on the global climate, daha önce sözü edilen püskürmenin küresel iklimi belirgin biçimde etkilediği anlamına gelir. Buradaki its, o püskürmeye gönderme yapar. Etkilenen şeyi on’dan sonra tutun: impact on the global climate.

Alıştırma

Öğrenilen kalıpla cümleyi doğru tamamlayan ifade hangisidir? The new policy had a ___ small businesses.

  1. strong impact to
  2. strong impact on
  3. strong impact of
Cevabı göster

strong impact on

The explosion ejected millions of tons of particles and gas

2:51

Patlama, milyonlarca ton parçacık ve gazı

as high as the stratosphere,

2:55

stratosfere kadar püskürttü

which hung around there for a while. Öbek fiiller

2:56

ve bunlar bir süre orada asılı kaldı.

Öbek fiiller

hung around: bir yerde bir süre kalmak

Bu ilgi cümleciğinde hung around, “bir süre aynı bölgede kaldı” veya “hızla dağılmadı” anlamına gelir. hung fiilinin öznesi parçacıklar ve gazdır; bunlar stratosferde kalmıştır, gerçek anlamda bir yere asılmamıştır. Hang around bir öbek fiildir. Geçmiş zaman biçimi hung around şeklindedir. Bir yerde kalan insanları anlatabildiği gibi varlığını sürdüren duman, bulut, koku veya etkileri de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “bir süre kaldı” anlamına gelen geçmiş zamanlı öbek fiille tamamlayın: After the rain stopped, the clouds ____ above the hills until sunset.

Cevabı göster

hung around

The stuff that's interesting for geoengineering is sulfur dioxide,

2:58

Jeomühendislik için ilginç olan madde kükürt dioksittir,

a nasty-smelling and invisible gas.

3:02

pis kokulu ve görünmez bir gaz.

High in the atmosphere,

3:05

Atmosferin yükseklerinde,

it produced a haze of sulfuric acid droplets

3:06

suyla karışarak devasa örtüler oluşturan

that mixed with water and created giant veils.

3:09

sülfürik asit damlacıklarından oluşan bir pus yarattı.

These veils reduced the sunlight reaching Earth's surface

3:13

Bu örtüler, Dünya yüzeyine ulaşan güneş ışığını

by roughly 1%.

3:16

yaklaşık %1 oranında azalttı.

Global average temperatures dropped by 0.5 degrees Celsius.

3:18

Küresel ortalama sıcaklıklar 0,5 santigrat derece düştü.

It took three years until this cooling effect had stopped.

3:23

Bu soğutma etkisinin durması üç yıl sürdü.

Humans could imitate this process

3:26

İnsanlar, sülfür parçacıklarını doğrudan stratosfere enjekte ederek

by injecting sulfur particles directly into the stratosphere.

3:29

bu süreci taklit edebilir.

According to some scientists, Anlatım akışı

3:33

Bazı bilim insanlarına göre

this might be surprisingly easy to do,

3:34

bunu yapmak şaşırtıcı derecede kolay olabilir

Anlatım akışı

According to some scientists: bir iddiayı kaynağına atfetmek

According to some scientists, kaynağı iddiadan önce belirtir. Dinleyiciye ardından gelen değerlendirmenin kime ait olduğunu bildirir; böylece ifade, konuşmacının doğrudan garanti ettiği bir iddia olarak değil, bir kaynağa atfedilen bilgi olarak sunulur. Burada some, kaynağı kim oldukları belirtilmeyen bir grup bilim insanıyla sınırlar; might kullanımı ise sonucu kesinlikten uzaklaştırır. Bu yapı, kaynak ile iddiayı ayırarak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz kaynak belirtme ifadesiyle tamamlayın: ____ the museum website, tickets are free on Sundays.

Cevabı göster

According to

and we don't even need a lot of new technology for it.

3:36

ve bunun için çok fazla yeni teknolojiye bile ihtiyacımız yok.

According to one study,

3:39

Bir araştırmaya göre,

it also might be pretty cheap compared with the costs of rapid climate change. Kelime

3:41

hızlı iklim değişikliğinin maliyetleriyle karşılaştırıldığında bu oldukça ucuz da olabilir.

Kelime

Pretty cheap: derece zarfı olarak pretty

Burada pretty, cheap sözcüğünü niteler ve “oldukça” ya da “epey” anlamına gelir. Ucuzluğun belirgin bir derecesini anlatır; çekici bir görünümden söz etmez. Fiyat değerlendirmesi görecelidir: öneri, hızlı iklim değişikliğinin maliyetleriyle karşılaştırıldığında oldukça ucuz olabilir, ancak mutlak anlamda ucuz olmak zorunda değildir.

Alıştırma

“The tickets are pretty cheap for a weekend show,” cümlesinde pretty ne anlama gelir?

  1. oldukça veya epey
  2. yalnızca biraz
  3. görünüş olarak çekici
Cevabı göster

oldukça veya epey

A small fleet of specialized aircraft could ascend once a year

3:46

Özel uçaklardan oluşan küçük bir filo yılda bir kez yükselerek

and distribute aerosols along the equator

3:50

ekvator boyunca aerosolleri dağıtabilir

from where they would be spread around the world.

3:52

ve buradan tüm dünyaya yayılmaları sağlanabilir.

Projections assume that injecting between 5 and 8 megatons of material per year

3:55

Projeksiyonlar, yılda 5 ila 8 megaton arasında malzeme enjekte etmenin,

would reflect enough sunlight to slow down or even stop global warming,

3:59

küresel ısınmayı yavaşlatacak ve hatta durduracak kadar güneş ışığını yansıtacağını

giving us precious time to transition away from fossil fuels. Notlar

4:04

ve bize fosil yakıtlardan uzaklaşmamız için değerli bir zaman kazandıracağını öngörüyor.

Dilbilgisi

Giving us precious time: sonuç bildiren -ing yan cümleciği

Virgülden sonraki giving yan cümleciği, önceki öngörünün beklenen sonucunu ekler: yeterince güneş ışığı yansıtmak, fosil yakıtlardan uzaklaşmak için değerli zaman sağlayabilir. Giving, injecting ile eş görevli ikinci bir ana eylem değildir. Ana cümle + virgül + -ing yan cümleciği kalıbı, sonucu kısa ve sıkı bir biçimde eklemeyi sağlar. Ana cümlede would kullanıldığı için sonuç, gerçekleşmiş bir olay olarak değil, öngörü olarak sunulur.

Alıştırma

Sonucu eklemek için cümleyi give fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The new filter removes harmful particles, ____ families cleaner air.

Cevabı göster

giving

Kalıp ifadeler

to transition away from fossil fuels: fosil yakıtlardan aşamalı olarak uzaklaşmak

time to transition away from fossil fuels bölümündeki mastar öbeği, bu ek zamanın insanların ve ekonomilerin ne yapmasına olanak vereceğini anlatır. transition away from X, X'in kullanımını veya X'e bağımlılığı azaltıp sonunda onun yerine başka bir şey koymak için planlı ve aşamalı bir değişim yapmak demektir. Bu ifade aniden bırakmaya değil, bir sürece odaklanır. Yapı transition away from + isim veya -ing biçimidir. Hedef ayrıca belirtilebilir: transition away from coal to renewable energy.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin doğru biçimiyle tamamlayın: The hospital has a five-year plan ____ paper records and adopt a secure digital system.

Cevabı göster

to transition away from

Unfortunately,

4:09

Ne yazık ki,

there might be a few unhappy side effects. Anlatım akışı

4:10

bunun hoş olmayan birkaç yan etkisi olabilir.

Anlatım akışı

a few unhappy side effects ifadesinde kasıtlı hafifletme

Burada unhappy duyguları anlatmaz. İstenmeyen veya zararlı anlamını yumuşak biçimde verir; a few da uyarının küçük görünmesini sağlar. Ardından çok daha ciddi zararlar anlatıldığı için bu yumuşak ifade, kasıtlı hafifletme görevi görür: ciddi bir şeyi küçükmüş gibi sunar. Böylece ayrıntılardan önce sakin ve biraz ironik bir uyarı vererek açıklamayı düzenler.

Alıştırma

Bir anlatıcı "The new system has a few unhappy side effects," diyor ve ardından sistemin hastaneleri günlerce çalışamaz hâle getirebileceğini açıklıyor. Bu ifade ne yapıyor?

  1. Çok daha ciddi bir sorunu tanıtmak için yumuşak sözler kullanır.
  2. Yan etkilerin duygusal olarak üzgün olduğunu söyler.
  3. Yalnızca az sayıda zararsız etki bulunduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

Çok daha ciddi bir sorunu tanıtmak için yumuşak sözler kullanır.

There are a number of potential issues with aerosol injections.

4:13

Aerosol enjeksiyonlarıyla ilgili bazı potansiyel sorunlar vardır.

Rainfall patterns could change,

4:16

Yağış düzenleri değişebilir,

which could negatively affect agriculture and cause famine.

4:18

bu da tarımı olumsuz etkileyebilir ve kıtlığa neden olabilir.

Billions of people could be affected in the worst case.

4:22

En kötü senaryoda milyarlarca insan etkilenebilir.

Also,

4:25

Ayrıca,

after the 1991 Mount Pinatubo eruption,

4:26

1991 Pinatubo Dağı patlamasından sonra,

the acid water veils not only cooled down the surface, Dilbilgisi

4:28

asitli su örtüleri sadece yüzeyi soğutmakla kalmadı,

they also heated up the stratosphere.

4:32

stratosferi de ısıttı.

Dilbilgisi

yalnızca yüzeyi soğutmakla kalmadı ... stratosferi de ısıttı

not only cooled ... they also heated, aynı kaynaktan ortaya çıkan ve ikisi de gerçekten gerçekleşen iki sonucu ifade eder. Asitli su perdeleri yüzeyi soğuttu ve stratosferi de ısıttı; not only ilk sonucu reddetmez. Vurgulanan iki bölüm bilgiyi şöyle düzenler: önce bir sonuç verilir, ardından ikinci sonuç eklenir ve öne çıkarılır. İkinci cümlecikte özne tekrarlandığı için burada iki cümlecikten oluşan not only ... also yapısı vardır; iki fiil öbeği tek bir ortak özneye bağlanmamıştır.

Alıştırma

İki sonucun da doğru olduğunu ve ikinci sonucun vurgulandığını göstermek için bu yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The treatment lowered the fever but did not ease the pain.
  2. The treatment not only lowered the fever; it also eased the pain.
  3. The treatment either lowered the fever or eased the pain.
Cevabı göster

The treatment not only lowered the fever; it also eased the pain.

As it turns out, Anlatım akışı

4:34

Görünen o ki,

acid is bad for the ozone layer,

4:35

asit ozon tabakası için kötüdür

Anlatım akışı

Meğer, gerçek şu ki...

As it turns out, konuşmacının daha sonra elde edilen kanıt, deneyim veya keşif sonucunda ortaya çıkan bir gerçeği şimdi sunduğunu gösterir. Bu ifade çoğu zaman gerçeğin beklenmedik olduğunu veya önceki izlenimden farklı çıktığını belirtir. Burada ifade, açıklamayı önceki gözlemden yeni ortaya çıkan bir sonuca taşır: asit ozon tabakasına zarar verir. Bu bir söylem belirtecidir; bir şeyin fiziksel olarak dönmesini anlatmaz.

Alıştırma

Bu bağlamda ifadenin kullanımını değerlendirin: Daha önce herhangi bir belirsizlik veya şaşkınlıktan söz edilmemiştir ve konuşmacı As it turns out, water freezes at 0°C. der. Bu doğal bir seçim midir?

  1. Doğal
  2. Doğal değil
Cevabı göster

Doğal değil

and the ozone hole over Antarctica was the largest it has ever been.

4:37

ve Antarktika üzerindeki ozon deliği o zamana kadarki en büyük halini almıştı.

Injecting sulfur particles over decades could have a similar effect.

4:42

Onlarca yıl boyunca sülfür parçacıkları enjekte etmek benzer bir etki yaratabilir.

Scientists have already suggested using a combination of different minerals

4:47

Bilim insanları, ozon tabakası üzerinde çok daha az zararlı etkiye sahip olabilecek

that might have much less harmful effects on the ozone layer,

4:51

farklı minerallerin bir kombinasyonunu kullanmayı halihazırda önerdiler,

but more research and experiments need to be done to make sure this could work.

4:53

ancak bunun işe yarayacağından emin olmak için daha fazla araştırma ve deneye ihtiyaç var.

But even if we don't damage the ozone layer, Dilbilgisi

4:58

Fakat ozon tabakasına zarar vermesek bile

Dilbilgisi

even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul

Even if, olası ya da varsayılan bir koşulu belirtir ve ardından ana sonucun yine de geçerli olacağını gösterir. Bu cümlede ozon tabakasına zarar vermemek iyi olurdu, ancak bu durum daha sonra söz edilen diğer riskleri ortadan kaldırmazdı. Yapı even if + koşul, ana sonuç biçimindedir. Sade if yapısından daha güçlüdür çünkü ödünleme anlamı ekler: o koşula rağmen sonuç değişmez.

Alıştırma

Olası bir koşula ödünleme anlamı katan iki kelimelik bağlacı kullanarak tamamlayın: I will keep practicing ____ I make mistakes.

Cevabı göster

even if

there are other risks.

5:00

başka riskler de var.

Politicians and industry might use the cooling effect as an excuse to delay the switch to a carbon-neutral economy. Kalıp ifadeler

5:02

Politikacılar ve sanayi, soğutma etkisini karbon-nötr ekonomiye geçişi ertelemek için bir bahane olarak kullanabilir.

Kalıp ifadeler

as an excuse to delay: zayıf bir gerekçeyi eleştirmek

use X as an excuse to delay Y yapısında X, Y'yi ertelemek için bir gerekçe olarak sunulur. Ona yalnızca reason demek yerine excuse denmesi, konuşan kişinin bu gerekçeyi zayıf, dürüst olmayan veya stratejik biçimde kullanılan bir şey olarak gördüğünü gösterir. Yapı use + şey veya durum + as an excuse + to mastarı biçiminde uyarlanabilir. Yalnızca bir gecikme olduğunu söylemek yerine, gecikmenin arkasındaki amacı eleştirmenizi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle belirtilen gerekçeyi zayıf veya stratejik bir bahane olarak açıkça eleştiriyor?

  1. The committee announced that the vote would take place on Friday.
  2. The committee cited a safety review as a reason to delay the vote.
  3. The committee used a minor typo as an excuse to delay the vote.
Cevabı göster

The committee used a minor typo as an excuse to delay the vote.

Even if geoengineering slows down global warming,

5:09

Jeomühendislik küresel ısınmayı yavaşlatsa bile,

humanity is still adding extra CO2 to the atmosphere.

5:12

insanlık atmosfere hala fazladan CO2 eklemeye devam edecektir.

More CO2 in the air means that the oceans absorb more CO2, Dilbilgisi

5:16

Havadaki CO2 miktarının artması, okyanusların daha fazla CO2 emmesi anlamına gelir

Dilbilgisi

More X means that Y yapısı

“More X means that Y” kalıbında özne, More X’in anlattığı durumun tamamıdır. “Means that”, Y sonucunu ya da buradan çıkan anlamı tanıtır. Burada atmosferdeki CO2 artışını ardından gelen sonuca bağlar: okyanuslar daha fazla CO2 emer. Bir sözcüğü tanımlamaz; neden-sonuç ilişkisini açıklar.

Alıştırma

“More rain overnight” ifadesinden sonra en uygun ifadeyi yerleştirin: “More rain overnight … the river may rise by morning.”

  1. means that
  2. is defined as
  3. is called
Cevabı göster

means that

which makes them more acidic.

5:20

ki bu da onları daha asidik hale getirir.

This is already beginning to be deadly to huge ecosystems like coral reefs,

5:22

Bu durum halihazırda mercan resifleri gibi devasa ekosistemler için ölümcül olmaya başladı

and the longer this continues, Dilbilgisi

5:26

ve bu ne kadar uzun sürerse

the more severe the effects will be.

5:28

etkileri de o kadar şiddetli olacaktır.

Dilbilgisi

The longer ..., the more severe ... yapısı

“The + comparative ..., the + comparative ...” yapısı iki değişimi birbirine bağlar. Biri değiştikçe diğeri de onunla birlikte değişir. Burada durum daha uzun sürdükçe etkilerin daha ciddi hâle geleceği anlatılır. İki the zorunlu bir çift oluşturur; belirli şeylere işaret eden sıradan tanımlıklar değildir. Gelecekteki bir sonucu anlatırken ikinci cümlecikte “the more severe the effects will be” örneğindeki gibi will kullanılabilir.

Alıştırma

Eşleşmiş karşılaştırmayı tamamlayın: ____ you wait to begin, ____ time you will have to finish.

Cevabı göster

The longer · the less

But it gets worse. Anlatım akışı

5:30

Fakat durum daha da kötüleşiyor.

Anlatım akışı

But it gets worse: sıradaki noktanın daha ciddi olduğunu belirtmek

But it gets worse, dinleyiciye sıradaki noktanın az önce anlatılan sorundan daha ciddi olacağını bildiren kısa bir geçiş ifadesidir. But bir yön değişikliğini, gets worse ise ciddiyetin arttığını gösterir. Buradaki it, belirli bir isme değil, genel olarak durumun tamamına gönderme yapar. Böylece konuşmacı kısa bir ara verebilir, merak yaratabilir ve açıklamayı daha yüksek bir risk düzeyine açıkça taşıyabilir.

Alıştırma

Kötüleşmeyi bildiren tam ifadeyle geçişi tamamlayın: The leak has damaged the floor. ____: it may also have weakened the building.

Cevabı göster

But it gets worse

Once we start pumping particles into the atmosphere on a massive scale,

5:32

Atmosfere büyük ölçekte parçacık pompalamaya başladığımızda,

we might be forced to do so for a long time

5:35

bunu çok uzun süre yapmak zorunda kalabiliriz

or we could risk a termination shock. Kelime

5:38

ya da bir sonlandırma şoku riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.

Kelime

termination shock: müdahale durduktan sonra ani ısınma

Termination shock, iklim müdahalesi alanında kullanılan teknik bir terimdir. Sıcaklıkları baskılayan, güneş ışığını yansıtıcı uzun süreli bir müdahale, sera gazı yoğunlukları hâlâ yüksekken aniden durdurulursa ortaya çıkabilecek hızlı ısınma geri dönüşünü ifade eder. Termination müdahalenin sona ermesini, shock ise iklim tepkisinin hızını ve şiddetini vurgular. Elektrik çarpması veya yalnızca bir makinenin kapanması anlamına gelmez.

Alıştırma

Güneş ışığını yansıtan bir iklim müdahalesi hakkında konuşulurken termination shock ne anlama gelir?

  1. Bir müdahale başladığında ortaya çıkan ilk soğutma etkisi.
  2. Uzun süreli bir soğutma müdahalesi aniden durdurulduktan sonra ısınmanın hızla geri dönmesi.
  3. İklim izleme ekipmanına zarar veren bir elektrik arızası.
Cevabı göster

Uzun süreli bir soğutma müdahalesi aniden durdurulduktan sonra ısınmanın hızla geri dönmesi.

What that means is that if humanity continues to enrich the atmosphere with CO2, Anlatım akışı

5:41

Bunun anlamı şudur: İnsanlık atmosfere CO2 eklemeye devam ederken,

but at the same time prevents the planet from heating up by blocking solar radiation,

5:45

aynı zamanda güneş radyasyonunu engelleyerek gezegenin ısınmasını önlerse,

we're sitting on a time bomb. Deyimler

5:49

saatli bir bombanın üzerinde oturuyoruz demektir.

Anlatım akışı

What that means is that: bir fikirden onun sonucuna geçmek

Burada ilk that, az önce sözü edilen termination shock fikrine gönderme yapar. What that means yan cümlesi, önceki fikrin pratikte ne anlama geldiğini belirtir. İkinci that, ardından gelen açıklamayı başlatır. What that means is that... kalıbının tamamı, konuşmacının soyut bir terim veya olgudan daha açık bir mekanizmaya, sonuca ya da neticeye geçmesini sağlar.

Alıştırma

Önceki olguyu bir sonuç olarak yeniden ifade eden tam kalıpla cümleyi tamamlayın: The bridge has lost one of its main supports. ____ it must be closed immediately.

Cevabı göster

What that means is that

Deyimler

sitting on a time bomb: ertelenmiş ama büyüyen bir tehlike

Burada sitting on a time bomb bir mecazdır. Gerçek bir bomba yoktur: İnsanlık, altta yatan baskı büyümeye devam ederken en kötü etkisi ertelenen tehlikeli bir durumdadır. Bu görüntü, tehlikenin birden patlak verip ağır zarara yol açabileceğini anlatır. Yalnızca bir sorun olduğunu söylemekten daha güçlüdür, çünkü beklemenin gelecekteki bir krizi daha olası hâle getirdiği uyarısını verir.

Alıştırma

Bu cümledeki mecaz ne anlama geliyor? The hospital is sitting on a time bomb because its backup generator has not been tested in years.

  1. Hastane sorunu tamamen çözmüştür.
  2. Ertelenmiş ciddi bir risk birden krize dönüşebilir.
  3. Hastanenin altında gerçek bir patlayıcı cihaz saklıdır.
Cevabı göster

Ertelenmiş ciddi bir risk birden krize dönüşebilir.

Once we stop geoengineering,

5:51

Jeomühendisliği durdurduğumuz anda,

the natural cycle will take over again and Earth would heat up. Öbek fiiller

5:53

doğal döngü yeniden devralır ve Dünya ısınır.

Öbek fiiller

take over: kontrolü ele alan güç olmak

Take over, kontrolü elinde tutan kişi, sistem veya süreç hâline gelmek demektir. Bu cümlede insan müdahalesi durduğunda doğal döngü yeniden baskın hâle gelir; fiziksel olarak bir şeyi alıp götürmek anlamına gelmez. Özne kontrolü devraldığında ifade, "The backup system took over." örneğindeki gibi nesnesiz kullanılabilir. "She took over the project." örneğindeki gibi bir nesne de alabilir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “kontrolü elinde tutan sistem hâline gelmek” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: When the main computer shuts down, the backup system will ____.

Cevabı göster

take over

But after a few decades of keeping the planet artificially cold while still releasing massive amounts of CO2,

5:57

Ancak bir yandan büyük miktarlarda CO2 salmaya devam edip diğer yandan gezegeni birkaç on yıl boyunca yapay olarak soğuk tuttuktan sonra,

it would heat up much, much quicker. Anlatım akışı

6:02

ısınma çok ama çok daha hızlı gerçekleşecektir.

Anlatım akışı

much, much quicker: vurgulu karşılaştırma

Much, karşılaştırma biçimi olan quicker sözcüğünü niteler ve hızda büyük bir fark olduğunu gösterir. Much sözcüğünün tekrarlanması dereceyi daha da artırır: ısınma yalnızca daha hızlı değil, çok büyük ölçüde daha hızlı gerçekleşirdi. Tekrar, farkın büyüklüğünü mesajın ana noktası yaparak bilgiyi de düzenler. İkinci bir karşılaştırma eklemek yerine konuşmaya aciliyet duygusu katar.

Alıştırma

Hangi cümle, değişimin eskisinden daha hızlı gerçekleştiğini en güçlü ve konuşma diline özgü biçimde vurgular?

  1. It would happen much, much quicker.
  2. It would happen very quickly.
  3. It would happen much quicker.
Cevabı göster

It would happen much, much quicker.

An increase in temperature that would take 50 years today could happen in just 10 years. Dilbilgisi

6:05

Bugün 50 yıl sürecek bir sıcaklık artışı sadece 10 yıl içinde gerçekleşebilir.

Dilbilgisi

would take ... could happen: iki zaman ölçeğini karşılaştırmak

that would take 50 years today ilgi cümleciği bir ölçüt verir: bugünküne benzer koşullarda veya hızlarda bu sıcaklık artışı normalde 50 yıl sürerdi. Today, bugün içinde değil, bugünkü durum ölçüt alındığında anlamına gelir. could happen in just 10 years ana cümlesi ise daha hızlı gerçekleşebilecek olası sonucu verir. Would varsayımsal ölçütü kurarken could olasılık bildirir; burada iki kip de yalnızca geçmiş zamanı göstermez.

Alıştırma

Cümledeki zaman karşılaştırmasını en doğru hangi açıklama ifade eder?

  1. Artış 50 yıl önce oldu ve 10 yıl önce sona erdi.
  2. Bugünküne benzer koşullarda artış normalde 50 yıl sürerdi, ancak risk senaryosunda yalnızca 10 yılda gerçekleşebilir.
  3. Bugünden başlayarak artışın tam 10 yıl süreceği kesindir.
Cevabı göster

Bugünküne benzer koşullarda artış normalde 50 yıl sürerdi, ancak risk senaryosunda yalnızca 10 yılda gerçekleşebilir.

Such a temperature shock in such a short time

6:10

Böylesine kısa bir sürede yaşanacak böyle bir sıcaklık şoku,

would disrupt every major system on Earth

6:12

Dünya üzerindeki tüm önemli sistemleri o kadar bozacaktır ki

so much that it would be impossible to adapt in time. Dilbilgisi

6:15

zamanında uyum sağlamak imkansız olacaktır.

Dilbilgisi

so much that: derecenin yol açtığı sonucu göstermek

fiil + so much that + sonuç yapısında so much, eylemin veya etkinin derecesinin çok yüksek olduğunu gösterir; that cümleciği ise bu derece yüzünden ortaya çıkan sonucu belirtir. Burada sistemler, zamanında uyum sağlamayı imkânsız kılacak kadar büyük ölçüde bozulurdu. Buradaki that bir sonuç bağlacıdır. Bir ismi açıklayan ilgi cümleciğini başlatmaz.

Alıştırma

'Öyle yüksek bir derecede ki' anlamındaki üç sözcüklü sonuç yapısıyla cümleyi tamamlayın: The children laughed ____ their stomachs hurt.

Cevabı göster

so much that

The worst-case scenario could be dramatic famines and the rapid destruction of ecosystems.

6:19

En kötü senaryo, dramatik kıtlıklar ve ekosistemlerin hızla yok olması olabilir.

Humanity might survive,

6:24

İnsanlık hayatta kalabilir,

but the survivors would inhabit an unfamiliar and hostile world.

6:26

ancak hayatta kalanlar tanıdık olmayan ve düşmanca bir dünyada yaşamak zorunda kalır.

The best-case scenario is that once the world

6:30

En iyi senaryo, dünyanın

has finally fully understood the existential danger

6:33

hızlı iklim değişikliğinin,

of rapid climate change,

6:36

varoluşsal tehlikesini nihayet tam olarak anlamasının ardından,

geoengineering can buy us a crucial decade or two. Deyimler

6:37

jeomühendisliğin bize çok önemli bir ya da iki on yıl kazandırabilmesidir.

Deyimler

buy us a crucial decade or two: bize kritik bir on ya da yirmi yıl kazandırmak

Bu cümlede buy us a crucial decade or two, “harekete geçebilmemiz için bize on ila yirmi yıl kadar ek süre kazandırmak” anlamına gelir. Buy burada mecazidir; kimse gerçekten zaman satın almamaktadır. Kalıp buy + kişi veya grup + süre şeklindedir. Harekete geçmeye fırsat vermek için yakın bir baskıyı ya da sonucu geciktirmeyi anlatır. Temel sorunun çözüldüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi buy someone time deyimiyle tamamlayın: The temporary repair will ____ until the new pump arrives.

Cevabı göster

buy us time

Time to transition our economies and maybe even pull CO2 out of the atmosphere,

6:40

Ekonomilerimizi dönüştürmek ve belki de gelecekteki bir videoda tartışacağımız teknolojilerle

maybe with technologies that we'll discuss in a future video.

6:46

atmosferdeki CO2'yi dışarı çekmek için gereken zamanı.

Conclusion.

6:50

Sonuç.

Geoengineering is a scary concept.

6:51

Jeomühendislik korkutucu bir kavramdır.

It's not a solution to climate change,

6:54

İklim değişikliği için bir çözüm değildir

and it might even be a welcome excuse for the fossil fuel industry to delay the end of the fossil fuel age.

6:56

ve hatta fosil yakıt endüstrisinin fosil yakıt çağının sonunu ertelemesi için iyi bir bahane bile olabilir.

Over the last few decades,

7:02

Geçtiğimiz birkaç on yıl boyunca,

geoengineering has been so controversial that it stopped many scientists from doing the experiments Dilbilgisi

7:04

jeomühendislik o kadar tartışmalı bir konu oldu ki, birçok bilim insanını

necessary to understand it better.

7:09

bunu daha iyi anlamak için gereken deneyleri yapmaktan alıkoydu.

Dilbilgisi

so controversial that: derece ve sonuç

so controversial that dizisi dereceyi sonuca bağlar: jeomühendislik o kadar tartışmalıydı ki bu tartışma birçok bilim insanının gerekli deneyleri yapmasını engelledi. Yapı so + sıfat veya zarf + that + sonuç cümleciği biçimindedir. Burada that sonucu belirtir; geoengineering sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciği değildir.

Alıştırma

Derece ve sonuç göstermek için cümleyi so ... that yapısıyla tamamlayın: The road was ____ icy ____ the buses stopped running.

Cevabı göster

so · that

Dilbilgisi

stopped many scientists from doing yapısı

stop + kişi veya grup + from + -ing yapısı, o kişinin veya grubun bir eylemi yapmasını engellemek anlamına gelir. Bu cümlede tartışmalı olması, birçok bilim insanının deneyleri yapmasını engellemiştir; from sözcüğünden sonra doing gibi -ing biçimi kullanılır. Bu yapı, bir engeli veya nedeni engellenen eylemle bağlar. stop sözcüğünden sonra gelen kişi, engelleyen değil, eylemi yapamayan taraftır.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: The broken elevator ___ the top floor。

  1. stopped reaching us from
  2. stopped us to reach
  3. stopped us from reaching
Cevabı göster

stopped us from reaching

But blankly opposing geoengineering is short-sighted. Deyimler

7:11

Ancak jeomühendisliğe körü körüne karşı çıkmak dar görüşlülüktür.

Deyimler

short-sighted ifadesinin mecaz anlamı

Burada short-sighted bir mecazdır; görme yetisi hakkında bir yorum değildir. Yalnızca hemen ortaya çıkan sorunlara odaklanan ve daha sonraki etkileri hesaba katmayan bir kararı, politikayı veya düşünme biçimini anlatır. Bu cümlede jeomühendisliğe bütünüyle karşı çıkmak short-sighted olarak nitelendirilir, çünkü bütün bu çalışmaları şimdi reddetmek, gelecekte yararlı hâle geldiğinde insanları hazırlıksız bırakabilir. Sıfat, kararın uzun vadeli bakıştan yoksun olmasını eleştirir.

Alıştırma

But blankly opposing geoengineering is short-sighted cümlesinde short-sighted ne anlama gelir?

  1. Yalnızca hemen ortaya çıkan sorunlara odaklanıp gelecekteki sonuçları hesaba katmayan
  2. Uzakta bulunan şeyleri görmekte zorlanan
  3. Kendi fikrinden farklı hiçbir düşünceyi değerlendirmek istemeyen
Cevabı göster

Yalnızca hemen ortaya çıkan sorunlara odaklanıp gelecekteki sonuçları hesaba katmayan

The sad truth is,

7:15

Acı gerçek şu ki,

we are already running a geoengineering experiment. Kalıp ifadeler

7:16

zaten bir jeomühendislik deneyi yürütüyoruz.

Kalıp ifadeler

run an experiment: bir deneyi düzenleyip yürütmek

Burada run an experiment, bir deneyi düzenlemek ve belirli bir süre boyunca yürütmek anlamına gelir. Run fiziksel olarak koşmayı değil, yönetmeyi ve işletmeyi anlatan bir fiildir. Cümlede experiment, riski anlatan bir benzetme olarak kullanılır: insanlık, normal bir bilimsel deneydeki kontrol olmadan büyük ölçekli bir değişime neden olmaktadır. Bu kalıp ayrıca run fiilinin proje, test, toplantı ve sistemlerde “yönetmek ve uygulamak” anlamını tanımanıza yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümlede run, düzenlemek ve yürütmek anlamına gelir?

  1. The researchers will run an experiment on plant growth.
  2. The children will run around the playground.
  3. The river will run through the valley.
Cevabı göster

The researchers will run an experiment on plant growth.

We're testing how fast the world changes if we add about 40 billion tons of CO2 each year.

7:20

Her yıl yaklaşık 40 milyar ton CO2 eklersek dünyanın ne kadar hızlı değiştiğini test ediyoruz.

This experiment is about to get really exciting. Ton ve niyet

7:26

Bu deney gerçekten çok heyecan verici olmak üzere.

Ton ve niyet

about to get really exciting: yakın gelecek ve ironi

Be about to + fiilin yalın hâli, bir şeyin çok yakında gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. Get + sıfat bir durum değişikliğini gösterir; bu nedenle get really exciting ifadesinin gerçek anlamı “çok heyecan verici hâle gelmek”tir. Bu uyarı bağlamında exciting ironiktir. Konuşmacı, normalde olumlu olan bir sözcüğü kullanarak sonuçların eğlenceli değil, yakında daha tehlikeli ve ciddi hâle geleceğini belirtir. About to ifadesinin yakın gelecek anlamını koruyun; yalnızca exciting sözcüğünün taşıdığı tutumu tersinden anlayın.

Alıştırma

Birisi “The failure rate is rising, and this is about to get really exciting.” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Durum yakında daha tehlikeli veya daha karmaşık hâle gelecek.
  2. Durum yakında keyifli bir eğlenceye dönüşecek.
  3. Durum zaten güvenli biçimde sona erdi.
Cevabı göster

Durum yakında daha tehlikeli veya daha karmaşık hâle gelecek.

Hopefully,

7:29

Umarız,

we'll never have to use geoengineering,

7:30

jeomühendisliği asla kullanmak zorunda kalmayız,

but if we need to in the future,

7:33

ancak gelecekte ihtiyacımız olursa,

we better have done the science. Dilbilgisi

7:35

bilimsel çalışmalarını önceden yapmış olmamız çok daha iyi.

We better be prepared.

7:37

Hazırlıklı olsak iyi olur.

Dilbilgisi

We better have done ... ile We better be ... karşılaştırması

Konuşma dilinde we better, we had better yapısında had'in atıldığı yaygın bir biçimdir. Had better güçlü bir tavsiye ya da uyarı verir: buna uymamak kötü sonuçlara yol açabilir. Better have done the science içindeki have + geçmiş zaman ortacı, daha sonraki bir noktadan geriye bakar. Harekete geçmek gerektiğinde gerekli araştırmanın zaten tamamlanmış olması gerekir. Better be prepared ise o anda bulunulması gereken hazırlıklı olma durumuna odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi had better ve testin denetimden önce bitmesi gerektiğini gösteren biçimle tamamlayın: Before the inspectors arrive, we ____ the alarm.

Cevabı göster

had better have tested

Or a panicking humanity might accidentally press the self-destruct button. Deyimler

7:39

Yoksa paniğe kapılan insanlık yanlışlıkla kendini yok etme düğmesine basabilir.

Deyimler

Press the self-destruct button mecazı

Kelime anlamıyla self-destruct button, bir makinenin kendisini yok eden sistemi çalıştırır. Burada press the self-destruct button, kararı veren kişilere veya sisteme felaket boyutunda zarar verebilecek bir eylemde bulunmanın mecazıdır. Accidentally sözcüğü önemlidir: hiç kimse kendini yok etmeyi amaçlamasa bile panik veya bir sorunu aceleyle çözme girişimi böyle bir sonuç doğurabilir.

Alıştırma

Bir ekip bütün güvenlik uyarılarını görmezden gelip yine de fırlatmayı gerçekleştiriyor. They are pressing the self-destruct button ne anlama gelir?

  1. Kendi felaketlerine yol açması muhtemel bir eylemde bulunuyorlar.
  2. Sorunu çözmesi için başka birinden yardım istiyorlar.
  3. Rutin bakım için bir makineyi sakince kapatıyorlar.
Cevabı göster

Kendi felaketlerine yol açması muhtemel bir eylemde bulunuyorlar.

It's time to reveal our darkest secret.

7:49

En karanlık sırrımızı açıklamanın zamanı geldi.

This may come as a surprise to you, Kalıp ifadeler

7:52

Bu size sürpriz gelebilir,

Kalıp ifadeler

come as a surprise to you: size şaşırtıcı gelmek

Come as a surprise to someone, bir gerçeğin, olayın veya mesajın o kişi için beklenmedik olduğu anlamına gelir. Buradaki come, fiziksel hareketi değil, bilginin nasıl karşılandığını anlatır. Şaşırtıcı olan şey özne olur; şaşıran kişi ise to ile belirtilir. This may come as a surprise to you cümlesinde may kullanılması, konuşmacının dinleyicinin bilmediğini veya beklemediğini düşündüğü bilgiyi daha yumuşak biçimde sunmasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: This may ____, but our school has a garden on the roof.

Cevabı göster

come as a surprise to you

but Kurzgesagt is not actually run by birds,

7:54

ancak Kurzgesagt aslında kuşlar tarafından değil,

but by humans.

7:58

insanlar tarafından yönetiliyor.

Now you might wonder,

8:00

Şimdi şunu merak edebilirsiniz:

how's this possible?

8:01

Bu nasıl mümkün olabilir?

So many people spending hundreds of hours on research, Dilbilgisi

8:03

Yüzlerce saati araştırma yapmaya,

writing, and animating the Kurzgesagt videos

8:06

yazmaya ve animasyonlar oluşturmaya harcayıp

that are then released for free.

8:09

bu Kurzgesagt videolarını daha sonra ücretsiz olarak yayınlayan bu kadar çok insan.

Dilbilgisi

araştırma, yazma ve animasyona yüzlerce saat harcamak

Spend + bir zaman miktarı + on + isim, o zamanı bir şeye ayırmak anlamına gelir. Spend + bir zaman miktarı + -ing fiili ise zamanı bir etkinliğe ayırmak anlamına gelir. Burada hundreds of hours zaman miktarıdır. Tek bir on sıralı bir listeyi başlatır: research bir isimdir; writing ve animating ise etkinlikleri adlandıran -ing biçimleridir. Satırın tamamı önceki bir soruya cevap veren bilinçli bir cümle parçasıdır; ancak içindeki spend yapısı normaldir.

Alıştırma

Hangi cümle bir etkinliği anlatmak için spend + time yapısını doğru kullanır?

  1. Leo spent two hours to fix his bike.
  2. Leo spent two hours fixing his bike.
  3. Leo spent two hours fix his bike.
Cevabı göster

Leo spent two hours fixing his bike.

Well,

8:11

Şey,

the answer is simple.

8:12

cevap basit.

It's possible because of our shop.

8:13

Bu, mağazamız sayesinde mümkün.

Our products are a piece of Kurzgesagt that you can touch,

8:16

Ürünlerimiz, dokunabileceğiniz, okuyabileceğiniz

read, and have around you.

8:19

ve yanınızda bulundurabileceğiniz Kurzgesagt'ın birer parçasıdır.

Just like our videos,

8:21

Tıpkı videolarımız gibi,

they're a vital part of our dream to inspire people all around the world.

8:23

dünyanın dört bir yanındaki insanlara ilham verme hayalimizin hayati bir parçasıdırlar.

Our carefully researched infographic posters

8:27

Özenle araştırılmış infografik posterlerimiz

are now part of so many people's homes,

8:30

artık pek çok insanın evinin bir parçası

teaching them about evolution, black holes, and the night sky.

8:32

ve onlara evrim, kara delikler ve gece gökyüzü hakkında bilgi veriyor.

While our gratitude journal helps improve lives every day.

8:36

Şükran günlüğümüz ise her gün hayatları iyileştirmeye yardımcı oluyor.

A special thanks goes out to everyone who appreciates our weirder product ideas.

8:40

Daha tuhaf ürün fikirlerimizi takdir eden herkese özel bir teşekkür borçluyuz.

Every Kurzgesagt product you buy directly funds another moment we get to spend working on our videos,

8:45

Satın aldığınız her Kurzgesagt ürünü, videolarımız üzerinde çalışmak için harcayacağımız ekstra zamanı doğrudan finanse ediyor

and you get a special piece of Kurzgesagt in return.

8:51

ve siz de karşılığında Kurzgesagt'ın özel bir parçasına sahip oluyorsunuz.

Thank you so much for being a part of our story

8:55

Hikayemizin bir parçası olduğunuz

and for making this channel possible.

8:58

ve bu kanalı mümkün kıldığınız için çok teşekkür ederiz.

The bird humans of Kurzgesagt are eternally grateful.

9:01

Kurzgesagt'ın kuş-insanları sonsuza dek minnettar.