Evlerin Bu Kadar Pahalı Olmasının Bir Nedeni: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video Özeti: Britanya'daki konut maliyeti kıt arza ve çirkin projelere bağlanıyor; kolay kredi yerine daha iyi yapılaşma öneriliyor. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. “rose by 4,255%” — Kalıplaşmış Öbekler ve Eşdizimler: rise by artış miktarını, rise to son düzeyi bildirir; bu ayrım fiyat değişimini doğru anlatmayı sağlar. 2. “crying crocodile tears” — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: fiyat artışından yararlanan hükümet ve ev sahiplerine yöneltilen samimiyetsiz kaygı suçlamasını tanıyın. 3. “architectural idiom” — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: idiom sözcüğünü kalıp söz değil tasarım üslubu olarak anlayıp tarihî kopyalar yerine çağdaş mimari savını izleyin.
Bu derste
Prices have been rising consistently for many decades. Dilbilgisi
0:05Fiyatlar onlarca yıldır sürekli olarak yükseliyor.
have been rising ... for many decades: hâlâ süren bir eğilim
Have been rising, have + been + rising biçimindeki present perfect continuous yapısıdır. Yükselişi geçmişte başlayan ve şu anda da devam eden bir süreç olarak gösterir. For many decades bu sürecin ne kadar sürdüğünü belirtir. Consistently ise yükselişin bu uzun dönem boyunca istikrarlı veya düzenli biçimde devam ettiğini ekler; eğilimin geçmişte sona erdiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Devam eden bir eğilimi göstermek için rise fiilini present perfect continuous biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: Average rents ____ for ten years.
Cevabı göster
have been rising
rose by 4,255%: artış miktarı
Rose by + sayı, artışın miktarını belirtir. Buradaki %4.255, 1971 ile 2011 arasındaki dönemde başlangıç seviyesine göre gerçekleşen değişim miktarıdır. Bu ifade son fiyatı veya endeks seviyesini belirtmez. %4.255'lik bir artış, artışın kendisinin başlangıç değerinin 42,55 katı olduğu ve son değerin başlangıç değerinin 43,55 katına ulaştığı anlamına gelir.
Alıştırma
Sales increased from 200 units to 250 units. Değişim miktarını belirten edatla cümleyi tamamlayın: Sales rose ____ 50 units.
Cevabı göster
by
If the price of a supermarket chicken had inflated by the same rate, Dilbilgisi
0:16Süpermarketteki bir tavuğun fiyatı da aynı oranda şişmiş olsaydı,
If ... had inflated ... would cost: şimdiki sonucu olan gerçek dışı bir geçmiş koşul
Bu, karma bir gerçek dışı koşul cümlesidir. If + had inflated geçmişte gerçekleşmemiş bir fiyat değişimini varsayar; would cost ise bunun şimdiki zamandaki varsayımsal sonucunu verir. By now, “şimdiye kadar” veya “şu an itibarıyla” anlamına gelir. Bu nedenle 51,18 sterlin geleceğe yönelik bir tahmin değil, şu an için varsayılan bir fiyattır. Bu yapı, gerçek dışı bir geçmiş gelişmeyi şimdiki bir sonuçla ilişkilendirir.
Alıştırma
Parantez içindeki fiilleri kullanarak karma gerçek dışı koşul cümlesini tamamlayın: If the rent ____ at the same rate, it ____ £3,000 a month by now. (rise; cost)
Cevabı göster
had risen · would cost
could very comfortably have bought this kind of house Dilbilgisi
0:37bu tür bir evi çok rahat bir şekilde satın alabilirdi
could very comfortably have bought: satın almayı doğrulamayan geçmişteki maddi yeterlilik
Could ... have bought, could + have + geçmiş zaman ortacı biçimindeki modal perfect yapısıdır. Burada okul müdürünün o dönemdeki mali durumu geçmişe dönük olarak değerlendirilir ve bu tür bir evi satın almanın bütçesini hiç zorlamayacağı belirtilir. Satın alma işleminin gerçekten gerçekleştiği söylenmez. Very comfortably, maddi açıdan rahatlık anlamını güçlendirir. Zarf could ile have arasına gelebilir: could + very comfortably + have bought.
Alıştırma
Hangi cümle Mia’nın geçmişte yeterli parası olduğunu, ancak daireyi gerçekten satın aldığını söylemeden ifade eder?
- At the time, Mia could comfortably have bought the apartment.
- At the time, Mia should have bought the apartment.
- At the time, Mia bought the apartment without financial difficulty.
Cevabı göster
At the time, Mia could comfortably have bought the apartment.
with a total mortgage somewhere around twice their annual salary.
0:40yıllık maaşının yaklaşık iki katı civarında toplam bir ipotekle.
haven't just increased, they have skyrocketed: bir yargıyı güçlendirmek
not just X, Y kalıbı, X'in doğru olduğunu ancak durumu anlatmak için yetersiz kaldığını gösterir. Burada konuşmacı konut fiyatlarının arttığını kabul eder, ardından sıradan increased ifadesini çok daha güçlü olan skyrocketed ile değiştirir. Bu bir güçlendirme kalıbıdır: önce daha düşük bir düzey belirtilir, ardından daha güçlü ve daha doğru bir yargıya geçilir. İlk ifadeyi reddetmek için değil, durumu olduğundan hafif gösteren bir anlatımı düzeltmek için kullanılır.
Alıştırma
Güçlendirme kalıbını derste kullanılan ifadeyle tamamlayın: Costs ____; they have skyrocketed.
Cevabı göster
haven't just increased
skyrocketed: çarpıcı bir yükseliş
Fiil olarak skyrocket, genellikle büyük miktarda, çok hızlı ve çarpıcı biçimde yükselmek demektir. Bu cümlede konut fiyatları gerçekten artmıştır, ancak skyrocketed bu değişimi sıradan değil, olağanüstü bir yükseliş olarak sunar. Kelime mecaz anlamdadır: fiyatlar gerçek anlamda bir roket gibi hareket etmez. Fiyatlar, maliyetler, satışlar, talep, kiralar ve ölçülebilen diğer düzeylerle sık kullanılır.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: After the announcement, ticket prices skyrocketed. skyrocketed ne anlatıyor?
- Fiyatlar çok keskin biçimde yükseldi.
- Fiyatlar yalnızca biraz yükseldi.
- Fiyatlar değişmedi.
Cevabı göster
Fiyatlar çok keskin biçimde yükseldi.
But why is housing so expensive? ile neden açıklamasına geçiş
Baştaki But, bu soruyu daha önce verilen şaşırtıcı fiyat bilgisine bağlar. Yalnızca tek bir cümle içindeki karşıtlığı değil, sorunun belirtilmesinden nedeninin açıklanmasına geçildiğini gösterir. Konuşmacı bir cevap beklemiyordur. But why...? diye sorarak sonraki bölüme yön verecek soruyu ortaya koyar ve dinleyicileri gelecek açıklamaya hazırlar.
Alıştırma
Bir sunucu şöyle diyor: 'Home prices rose by 20 percent. But why is housing so expensive?' Sorunun temel işlevi nedir?
- Konutun pahalı olduğu görüşüne karşı çıkmak
- Fiyatla ilgili gerçekten onun nedenlerinin açıklamasına geçmek
- Dinleyicilerden bir evin fiyatını tahmin etmelerini istemek
Cevabı göster
Fiyatla ilgili gerçekten onun nedenlerinin açıklamasına geçmek
The cost of houses has very little to do Kalıp ifadeler
1:01Evlerin maliyetinin neredeyse hiç ilgisi yoktur
has very little to do with: zayıf bir bağlantı
has very little to do with yapısında to do with, “ilişkili olmak” veya “bağlantılı olmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Özne, bağlantısı değerlendirilen şeyi; with sonrasındaki isim öbeği ise olası etkeni belirtir. Very little, bağlantının zayıf olduğunu söyler; tamamen bulunmadığını söylemez. Burada cümle, yapı malzemelerinin ev maliyetlerinin yalnızca küçük bir bölümünü açıkladığını belirtir. Evlerin “yapacak neredeyse hiçbir işi olmadığı” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle, trafiğin gecikme nedeninin yalnızca küçük bir parçası olduğunu ifade eder?
- The delay has a lot to do with traffic.
- The delay has very little to do with traffic.
- The delay has nothing to do with traffic.
Cevabı göster
The delay has very little to do with traffic.
on which the house sits: edatın öne alındığı bir ilgi cümleciği
Which, the house değil, the land ifadesine gönderme yapar. Temel cümle the house sits on the land şeklindedir; bu nedenle on, sits on yapısının parçasıdır ve ev ile arsa arasındaki ilişkiyi gösterir. İlgi cümleciğinde on, which sözcüğünün önüne getirilir: the land on which the house sits. Buna edatın öne alınması denir ve cümleciğin tamamı hangi arsadan söz edildiğini belirtir.
Alıştırma
The cabin stands on the platform cümlesini temel alarak resmî ilgi cümleciğini edatı öne alacak şekilde tamamlayın: The platform ____ the cabin stands is made of steel.
Cevabı göster
on which
Well, one reason is that demand for housing keeps growing. Dilbilgisi
1:11Bunun bir nedeni, konut talebinin sürekli artmasıdır.
one reason is that: birkaç nedenden birini belirtmek
One reason is that yapısındaki one, dinleyiciye bunun olası birkaç nedenden biri olduğunu belirtir. That, nedeni açıklayan tam bir yan cümleyi başlatır: demand for housing keeps growing. Belirttiğiniz nedenin tüm cevap olduğunu iddia etmeden açıklamayı düzenlemek için one reason is that + yan cümle yapısını kullanın.
Alıştırma
Bir proje birkaç nedenden dolayı gecikmiştir. Hangi cümle bunlardan yalnızca birini doğal biçimde tanıtır?
- One reason that the team lost a week to bad weather.
- The reason is that the team lost a week to bad weather.
- One reason is that the team lost a week to bad weather.
Cevabı göster
One reason is that the team lost a week to bad weather.
household: tek bir konut birimini paylaşan kişiler
Burada household, birlikte yaşayan ve konut ya da istatistik açısından tek bir birim sayılan bir kişiyi veya kişi grubunu ifade eder. Bu kişilerin akraba olması gerekmez; tek başına yaşayan biri de bir household oluşturabilir. Bu nedenle, the number of people in each household ifadesi, içinde yaşanılan her konut birimindeki kişi sayısını belirtir; house denilen fiziksel bir binanın içindeki kişi sayısını değil.
Alıştırma
Birlikte yaşayan ve tek bir birim olarak sayılan bir kişiyi veya grubu ifade eden nüfus terimiyle cümleyi tamamlayın: A person who lives alone still forms a ____.
Cevabı göster
household
More people live alone or just as couples
1:22Daha fazla insan yalnız yaşıyor veya sadece çift olarak
so the demand for accommodation is growing all the time.
1:25bu yüzden barınma talebi her zaman artıyor.
keep up with: değişen bir hıza veya seviyeye ayak uydurmak
keep up with the demand ifadesinde keep up with, taleple aynı hızda kalacak kadar hızlı artmak veya hareket etmek anlamına gelir. Burada konut ihtiyacı büyürken konut inşaatının geride kalmaması gerekir. Yapı keep up with + isim veya kişi şeklindedir. Zaman içinde bir hıza, miktara, iş yüküne, değişime veya rakibe ayak uydurmayı sıkça anlatır.
Alıştırma
Bir şeyle aynı hızda devam etmek anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Orders are rising fast, so the factory must ____ demand.
Cevabı göster
keep up with
Per annum: yılda demenin resmî bir yolu
Per annum, “her yıl” veya “yılda” anlamına gelir. Burada 500.000 yeni konut ihtiyacının hangi sıklıkla ölçüldüğünü belirtir: Her yıl 500.000 konuta ihtiyaç vardır. İfadenin tamamı zaman sıklığı bildirir. Annum, Latince kökenli bu kalıp ifadenin bir parçasıdır; konutları saymak için kullanılan bir birim değildir.
Alıştırma
Hangi seçenek “her yıl” anlamına gelir ve yıllık bir raporun resmî üslubuna en uygundur?
- per month
- per annum
- from time to time
Cevabı göster
per annum
Fare worse: daha az başarılı bir sonuç almak
Burada fare, belirli bir durumda “nasıl performans göstermek” veya “durumu nasıl gitmek” anlamına gelen bir fiildir. Fare worse, başka bir kişi, grup, yer veya önceki sonuçla karşılaştırıldığında daha az başarılı ya da daha zor bir sonuç yaşamak demektir. Worse bir karşılaştırma kurar. Bu nedenle cümle, daha önce ele alınan konu bakımından büyük şehirleri değerlendirir. Büyük şehirlerin her yönden daha kötü olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“Small businesses may fare worse during a long closure,” cümlesinde fare worse ne anlama gelir?
- daha az başarılı bir sonuç almak
- daha adil muamele görmek
- daha yüksek bir yolculuk ücreti almak
Cevabı göster
daha az başarılı bir sonuç almak
London will face a shortfall of over 700,000 homes by 2031. Kalıp ifadeler
1:44Londra, 2031 yılına kadar 700.000'den fazla konut açığı ile karşı karşıya kalacak.
face a shortfall of + miktar
Bu rapor üslubundaki cümlede face, fiziksel olarak bir yöne bakmak değil, bir durumu yaşaması veya onunla başa çıkması beklenmek anlamına gelir. A shortfall, arzın ihtiyaç duyulan ya da planlanan düzeyin altında kaldığı miktardır. face a shortfall of + miktar kalıbı açığın büyüklüğünü belirtir. Burada Londra'nın 2031 yılına kadar ihtiyaç duyulandan 700.000'den fazla daha az konuta sahip olacağı öngörülüyor. Bu kalıp bütçe, personel ve kapasite için de kullanılabilir.
Alıştırma
Tahmini, ihtiyaç duyulan düzeyin altında ölçülebilir bir açık yaşamak anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The hospital is expected to ____ 120 nurses next year.
Cevabı göster
face a shortfall of
governments have tried to intervene to help people
1:51hükümetler insanlara yardım etmek için müdahale etmeye çalıştılar
and the Community Reinvestment Act.
1:59ve Topluluk Yeniden Yatırım Yasası (Community Reinvestment Act) gibi.
Federal Home Loan Banks, Community Reinvestment Act ve Help to Buy
Bunlar üç farklı konut politikası aracının özel adlarıdır. Federal Home Loan Banks, üyelerine ait bölgesel toptan finansman bankalarından oluşan ve üye finans kuruluşlarına fon sağlayan bir ABD ağıdır. Community Reinvestment Act, düzenleyici kurumların kapsam dâhilindeki bankaların düşük ve orta gelirli bölgeler de dâhil olmak üzere yerel toplulukların kredi ihtiyaçlarını nasıl karşıladığını değerlendirdiği bir ABD yasasıdır. Help to Buy, uygun kişilerin konut satın almasına yardımcı olmak amacıyla oluşturulan Birleşik Krallık hükümet programları için kullanılan bir addır; ayrıntılar ve erişilebilirlik yere ve döneme göre değişir. Bu cümlede üç ad, konut finansmanını veya ev alımını destekleyebilecek kamusal müdahale örnekleri olarak bir araya getirilmiştir. Bunlar tek bir program değildir: ilki bir bankacılık sistemi, ikincisi bir yasa, üçüncüsü ise bir program adıdır.
Alıştırma
Cümledeki üç adı doğru biçimde tanımlayan açıklama hangisidir?
- Aynı uluslararası konut yasasının üç farklı adı
- ABD'de konut finansmanı sağlayan bir bankacılık sistemi, ABD'de topluluk kredilerine ilişkin bir yasa ve Birleşik Krallık'ta ev alıcılarını destekleyen bir program
- Birleşik Krallık'ta konut kredisi veren üç sıradan ticari banka
Cevabı göster
ABD'de konut finansmanı sağlayan bir bankacılık sistemi, ABD'de topluluk kredilerine ilişkin bir yasa ve Birleşik Krallık'ta ev alıcılarını destekleyen bir program
The underlying idea is that people would buy houses Anlatım akışı
2:05Bunun altında yatan fikir, insanların ev satın alacağıdır
The underlying idea is that: söylenmemiş bir öncülü belirtmek
“The underlying idea is that”, dinleyiciye yüzeydeki iddianın ötesine bakıp onu destekleyen öncülü belirlemesi gerektiğini bildirir. That ile başlayan yan cümle bu öncülü açıklar. Buradaki öncül, insanların ev satın almasını engelleyen tek şeyin para eksikliği olduğudur. Underlying burada mecazidir; fiziksel olarak bir şeyin altında bulunmayı değil, “daha derindeki temeli oluşturmayı” ifade eder.
Alıştırma
Daha derin ve açıkça söylenmemiş bir öncülü tanıtan ifadeyle analiz cümlesini tamamlayın: ____ customers will remain loyal if the company lowers its fees.
Cevabı göster
The underlying idea is that
if only they had the money: vurgulu bir varsayımsal koşul
“people would buy houses if only they had the money” cümlesinde if only yan cümlesi, would buy sonucunun gerçekleşmesi için varsayımsal bir koşul verir. Only, paranın eksik olan tek koşul olarak sunulduğunu vurgular: paraları olsa sonuç gerçekleşecektir. Had biçim olarak geçmiş zamandır, ancak burada gerçek dışı ya da gerçekleşmesi kuşkulu şimdiki bir duruma gönderme yapar. Yan cümle açıkça belirtilen bir sonuca bağlı olduğu için if only burada pişmanlık bildiren bağımsız bir ünlem değil, koşul işlevindedir.
Alıştırma
Daha fazla boş zamanı eksik olan tek koşul olarak göstermek için varsayımsal cümleyi if only ile tamamlayın: People would travel more ____ more free time.
Cevabı göster
if only they had
most governments are just crying crocodile tears about high property prices. Deyimler
2:10çoğu hükümet yüksek emlak fiyatları hakkında sadece timsah gözyaşı döküyor.
crying crocodile tears: üzülüyor veya kaygılanıyormuş gibi yapmak
To cry crocodile tears, samimi olmayan bir üzüntü, acıma veya kaygı göstermek demektir. Bu cümlede yazar, hükümetlerin yüksek konut fiyatlarından yakındığını ancak fiyatların gerçekten düşmesini istemediğini söylüyor. Bu deyim güçlü bir ikiyüzlülük suçlamasıdır; kaygının yalnızca zayıf veya şüpheli olduğunu söylemekle kalmaz.
Alıştırma
Samimiyetsiz üzüntü veya kaygı anlatan deyimle cümleyi tamamlayın: After voting against the relief plan, the senator was just ____ for the families affected.
Cevabı göster
crying crocodile tears
the bulk of: bir grubun veya miktarın ana kısmı
Burada the bulk of their voters, seçmenlerinin çoğu, yani grubun ana ve en büyük kısmı anlamına gelir; kesin bir yüzde vermez. Bulk başka bağlamlarda fiziksel büyüklüğü ifade edebilir, ancak the bulk of + isim yapısında genellikle ana kısım veya çoğunluk anlamındadır. of sonrasındaki isim, bölünen bütünün ne olduğunu gösterir: the bulk of the voters, the bulk of the work veya the bulk of the cost.
Alıştırma
Ana kısım anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the maintenance work will happen this weekend.
Cevabı göster
The bulk of
The number of people who want new houses at any time
2:20Herhangi bir zamanda yeni ev isteyen kişilerin sayısı
in relation to the huge numbers who already have a home,
2:26halihazırda evi olan büyük sayılara kıyasla,
has a vested interest in seeing the value of homes go up. Kalıp ifadeler
2:32evlerin değerinin arttığını görmekte kişisel bir çıkara sahiptir.
a vested interest in: … konusunda doğrudan çıkarı olmak
To have a vested interest in an outcome, bir sonucun gerçekleşmesini istemek için kişisel ve genellikle mali bir nedene sahip olmak demektir. Burada evlerin değeri yükseldiğinde mülk sahipleri kazançlı çıkar; dolayısıyla tarafsız gözlemciler değildirler. Kalıp, have a vested interest in + isim veya -ing biçimidir. Birinin görüşünün ya da eyleminin elde edeceği çıkardan etkilenebileceğini belirtmek için sıkça kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “sonuçta kişisel bir çıkarı olmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The contractor has ____ the city choosing its proposal, because winning would bring it a large contract.
Cevabı göster
a vested interest in
Creating easy credit doesn't actually make housing more affordable. Kelime
2:36Kolay kredi yaratmak aslında konutu daha karşılanabilir hale getirmez.
easy credit: kolay erişilen kredi
Easy credit, kredi verme koşulları gevşek veya esnek olduğu için kredilerin ve diğer borçlanma biçimlerinin kolayca kullanılabilir olması demektir. Easy, kavramın anlaşılmasının basitliğini değil, krediye erişimi anlatır. Bu cümlede krediye erişimi kolaylaştırmak, ev fiyatlarını düşürmeden alıcıların harcama gücünü artırabilir. Bu nedenle konutları otomatik olarak daha karşılanabilir hâle getirmez.
Alıştırma
Cümleyi, kolayca kullanılabilen borçlanmayı anlatan iki sözcüklü ekonomi terimiyle tamamlayın: When approval standards are loose, ____ can increase demand for homes.
Cevabı göster
easy credit
The real issue is one of supply: asıl sorun arz meselesidir
Bu cümle, savı yeniden temel iddiaya yöneltir: asıl sorun krediye erişimi kolaylaştırmak değil, konut arzıdır. one of supply ifadesinde one, an issue ifadesinin yerini tutar ve sorunun türünü sınıflandırır. The issue/problem/question is one of + noun kalıbı, temel meselenin o isimle ilgili olduğunu belirtir; arzı eşit önemdeki birkaç sorundan biri olarak sıralamaz.
Alıştırma
Kalan sorunun zamanlamayla ilgili olduğunu anlatmak için cümleyi resmî one of + noun kalıbıyla tamamlayın: The design is ready; the remaining problem is ____.
Cevabı göster
one of timing
If you simply ease credit without increasing supply,
2:42Eğer arzı artırmadan sadece krediyi kolaylaştırırsanız,
stoke house inflation: inflasi harga rumah yang digenjot
Buradaki stoke, ateşe yakıt eklemekten gelen bir mecazdır. Stoke house inflation, konut fiyatlarındaki artışı beslemek veya şiddetlendirmek demektir. Bu ifade, arz büyümediğinde krediye erişimi kolaylaştırmanın zaten baskı altındaki konut piyasasını daha da ısıttığını anlatır. House inflation, evlerin fiziksel olarak genişlemesi değil, konut fiyatlarındaki enflasyon anlamına gelir.
Alıştırma
Politika, sürmekte olan fiyat artışını besleyip şiddetlendiriyorsa cümleyi en iyi hangi fiil tamamlar? Extra demand could ___ inflation in an already overheated market.
- measure
- trigger
- stoke
Cevabı göster
stoke
It's the same with the big expansion of mortgage lending. Anlatım akışı
2:49İpotek kredilerinin büyük oranda genişlemesiyle de durum aynıdır.
It's the same with: benzer bir duruma geçiş yapma
It's the same with yeni bir durum ortaya koyar ve az önce belirtilen ilkenin bu durum için de geçerli olduğunu anlatır. Burada kredilerin kolaylaştırılmasıyla ilgili önceki akıl yürütme, konut kredilerindeki büyük genişlemeye uygulanır. Same, bütünüyle eşitliği değil, ilgili düzenin veya mekanizmanın aynı olmasını ifade eder. İki önlemin ölçeği veya ayrıntıları aynı olmak zorunda değildir.
Alıştırma
"Lower interest rates can push up apartment prices. It's the same with houses," cümlesinde "It's the same with houses" ne anlama gelir?
- Aynı düzen evler için de geçerlidir.
- Evler faiz oranlarının düşmesine neden olur.
- Evler her açıdan apartman daireleriyle tamamen aynıdır.
Cevabı göster
Aynı düzen evler için de geçerlidir.
so can other people: de anlamındaki so ile devriklik
but so can other people ifadesinde so, bu yüzden değil, de anlamındadır. İfade, başka insanların da daha fazla borç alabileceğini söyler; dolayısıyla hitap edilen kişinin bu imkânı kendisine özgü bir avantaj değildir. Olumlu bir cümleden sonra aynı ifadenin başka bir özne için de geçerli olduğunu göstermek üzere so + yardımcı fiil veya kiplik fiil + özne yapısını kullanın: You can borrow more; so can other people. can, önceki fiil öbeğinin yerini alarak tekrarı önler.
Alıştırma
Leo'nun da aynı beceriye sahip olduğunu göstermek için cümleyi so devrikliğiyle tamamlayın: "Maya can solve the puzzle, and ____."
Cevabı göster
so can Leo
You're all chasing the same limited number of homes, Deyimler
2:54Hepiniz aynı sınırlı sayıdaki evin peşindesiniz,
rekabet benzetmesi olarak chasing the same limited number of homes
Burada chasing, başkalarıyla rekabet içinde bir şeyi elde etmeye etkin biçimde çalışmak anlamına gelir. Alıcılar gerçekten koşmuyor; hepsi aynı küçük konut arzından ev edinmeye çalışıyor. Bu fiil talebi sürmekte olan bir yarış gibi sunar. Başarıyı değil, rekabeti ve kıtlığı vurgular: Bir kişi bir evin peşinden gidip yine de onu alamayabilir.
Alıştırma
"Several buyers are chasing the same two apartments." cümlesinde chasing neyi gösterir?
- Dairelerin arkasından gerçekten koşuyorlar.
- Daireleri zaten satın aldılar.
- Daireleri elde etmek için yarışıyorlar.
Cevabı göster
Daireleri elde etmek için yarışıyorlar.
so this just pushes prices up and up.
2:57bu yüzden bu sadece fiyatları yukarı ve daha yukarı iter.
Well, because there's enormous opposition to the building of new homes Kalıp ifadeler
3:03Çünkü yeni evlerin inşasına çok büyük bir muhalefet var
opposition to ... restrictions on: edatları seçme
Karşı çıkılan fikir, plan veya eylemi belirtmek için opposition to + isim ya da -ing biçimi kullanılır. Sınırlandırılan faaliyet, kaynak veya kullanımı belirtmek için restrictions on + isim ya da -ing biçimi kullanılır. Paralel iki ifade, iki farklı engeli anlatır. Enormous opposition çok güçlü bir karşı çıkışı, great restrictions ise kuralların getirdiği büyük sınırlamaları ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi doğru edatlarla tamamlayın: There was strong opposition ____ the plan and strict restrictions ____ parking.
Cevabı göster
to · on
There are lots of immediate answers to do with planning regulations and zoning,
3:09Planlama düzenlemeleri ve imar bölgeleri ile ilgili birçok doğrudan cevap var,
and what we have really are society-wide fears of new housing
3:14gerçekte sahip olduğumuz şey, toplum çapında yeni konut korkusudur
Temel nedene geçiş olarak but dig deeper
Burada but, az önce sözü edilen doğrudan açıklamalardan farklı bir analize geçiş yapar. Dig deeper düşünmeyle ilgili bir mecazdır: toprağı kazmak değil, daha az belirgin bir neden bulmak için konuyu daha dikkatli incelemek anlamına gelir. but dig deeper birlikte kullanıldığında, savın yüzeysel cevaplardan temel bir teşhise geçtiğini gösterir. Dinleyicinin şu düzeni izlemesine yardımcı olur: önce açık açıklama, sonra daha temel iddia.
Alıştırma
Bu cümlede but dig deeper neyi gösterir?
- Bölgeyi fiziksel olarak kazmaya başlamak.
- Açık bir açıklamadan daha az görünür olan temel bir nedene geçmek.
- Analizi bırakıp ilk açıklamayı kabul etmek.
Cevabı göster
Açık bir açıklamadan daha az görünür olan temel bir nedene geçmek.
because almost all new housing developments are very, very ugly,
3:20çünkü hemen hemen tüm yeni konut projeleri çok, çok çirkindir,
and no one in their right mind wants a new development anywhere near them. Deyimler
3:25ve aklı başında hiç kimse yakınında herhangi bir yeni proje istemez.
Güçlü bir yargı olarak no one in their right mind
Bu cümlede no one in their right mind, “mantıklı veya makul hiç kimse” anlamına gelir. Bu bir deyimdir; ruh sağlığı hakkında gerçek anlamda tıbbi bir yargı değildir. Konuşmacı bunu retorik bir abartı olarak kullanır: yakındaki projeyi kabul eden herkes mantıksız gösterilir. Bu kullanım iddiayı güçlü hâle getirir ve yalnızca çoğu insanın tercihini anlatmak yerine karşıt görüşleri küçümseyerek reddeder.
Alıştırma
Bir iş arkadaşına karşı çıkmak için şu ifade tarafsız ve uygun mudur: "No one in their right mind would choose your plan"?
- Evet, tarafsız bir karşı çıkıştır.
- Hayır, sert ve küçümseyici bir yargıdır.
Cevabı göster
Hayır, sert ve küçümseyici bir yargıdır.
Most of the large housing developments built in the Southeast of England in the last 25 years
3:29Son 25 yılda İngiltere'nin Güneydoğusunda inşa edilen büyük konut projelerinin çoğu
share one common, generally undiscussed feature ile geciktirilmiş açıklamaya hazırlık
Bu ifade, tüm konut projelerinin aynı özelliğe sahip olduğunu dinleyiciye bildirir, ancak bu özelliğin ne olduğunu söylemeyi erteler. Böylece kısa bir hazırlık oluşturur ve dinleyicinin sonraki açıklamayı beklemesini sağlar. Buradaki generally undiscussed, insanların bu özellikten genellikle söz etmediğini ekler. Feature nötrdür; “özellik” anlamına gelir ve mutlaka olumlu bir nitelik değildir. Ardından gelen they're very ugly bölümü ertelenen noktayı açıklar ve bu yarguyu daha vurgulu hâle getirir.
Alıştırma
Vurgulanan ifade bu cümlede ne işe yarıyor?
- Projelerin hiçbir ortak özelliği olmadığını söyler.
- Birden fazla olumlu niteliği hemen sıralar.
- Ortak bir özelliği haber verir ve onu adlandırmayı sonraki bölüme kadar erteler.
Cevabı göster
Ortak bir özelliği haber verir ve onu adlandırmayı sonraki bölüme kadar erteler.
they're far uglier than the countryside that they've replaced. Dilbilgisi
3:40yerini aldıkları kırsal alandan çok daha çirkindirler.
Or to be more precise ile kesinleştirme sinyali
Or to be more precise, konuşmacının önceki iddiayı daha kesin bir biçimde yeniden ifade edeceğini gösterir. Burada they're very ugly, daha belirli bir karşılaştırma olan they're far uglier than the countryside that they've replaced biçimine dönüşür. Buradaki Or ayrı bir seçenek sunmaz. Or rather anlamına gelir: Konuşmacı temel yargıyı korur, ancak bu yargının nasıl ölçüldüğünü daha açık hâle getirir. Bu kalıp, dinleyiciyi genel bir ifadeden daha kesin bir ifadeye yönlendirir.
Alıştırma
Hangi devam cümlesi ilk ifadeyi kesinleştirmek için Or to be more precise kalıbını kullanıyor?
- The meeting is in the afternoon. Or to be more precise, it starts at 2:30 p.m.
- The meeting is in the afternoon. Or to be more precise, I dislike long meetings.
- The meeting is in the afternoon. Or to be more precise, should we cancel it?
Cevabı göster
The meeting is in the afternoon. Or to be more precise, it starts at 2:30 p.m.
far uglier than: büyük bir farkı vurgulamak
far uglier than ifadesinde far, karşılaştırma biçimindeki uglier sıfatını güçlendirir. much uglier than anlamına gelir ve aradaki farkın büyük olduğunu belirtir; buradaki far fiziksel uzaklığı anlatmaz. Başka durumlara aktarılabilen yapı far + karşılaştırma biçimi + than şeklindedir. far more useful than ve far less crowded than örneklerinde olduğu gibi more veya less ile kurulan karşılaştırmalarda da kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle bir dizüstü bilgisayarın diğerinden çok daha pahalı olduğunu doğal biçimde vurgular?
- This laptop is far more expensive than that one.
- This laptop is far expensive than that one.
- This laptop is very more expensive than that one.
Cevabı göster
This laptop is far more expensive than that one.
people looked on without dismay as the hills around the little town of Bath Öbek fiiller
3:45insanlar Bath adlı küçük kasabanın etrafındaki tepelerin
looked on: katılmadan izlemek
Looked on, look on fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada insanların bir olayın gerçekleşmesini katılmadan veya durdurmaya çalışmadan izlediğini anlatır. Bu ifade onları yalnızca gözlerini bir yere çeviren kişiler olarak değil, seyirci kalan kişiler olarak gösterir. Without dismay onların tepkisini ekler: izlediler ve üzülmediler. Look on tek başına her zaman onaylama veya kayıtsızlık anlamına gelmez; tutumu çevredeki sözcükler gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle Mia'nın kurtarma çalışmasını katılmadan izlediği anlamına gelir?
- Mia looked for the rescue team while they worked.
- Mia looked after the rescue team while they worked.
- Mia looked on as the rescue team worked.
Cevabı göster
Mia looked on as the rescue team worked.
were given up to: araziyi yeni bir kullanıma bırakmak
Buradaki were given up to, give something up to something yapısının edilgen biçimidir. Tepelerden vazgeçilmiş ya da onların yerini yeni yapıların almasına izin verilmiş ve böylece Queen's Square araziyi kaplamıştır. Bu yapı, ilk yeri kaybedilen şey; ardından gelen yapılaşmayı ise onun yerini alan şey olarak sunar. Genellikle değerli bir alanın başka bir kullanım için terk edildiğini ima eder.
Alıştırma
Cümleyi given up to ile tamamlayın: The riverside land was ____ housing development.
Cevabı göster
given up to
when the wetlands, scrubby reedbeds and sandy islands
3:55sulak alanlar, bodur sazlıklar ve kum adaları
were sacrificed to urban expansion: ağır bir kayıp mecazı
were sacrificed to urban expansion ifadesindeki sacrificed mecazidir. Şehrin büyüyebilmesi için sulak alanlar ve adalar yok edilmiş ya da terk edilmiştir; başka bir sonuç elde etmek uğruna kaybedilen değerli şeyler olarak sunulurlar. Bu ifade yalnızca bir değişikliği bildirmez. Kentsel büyümeyi ciddi bir çevresel bedeli olan bir tercih şeklinde gösterir ve yazarın onaylamadığını ya da üzüntüsünü belirtir.
Alıştırma
The community garden was sacrificed to a road project cümlesinde sacrificed neyi ima ediyor?
- Bahçe gerçek anlamda dinî bir törende kullanıldı.
- Bahçe güvenli bir şekilde yolun yanına taşındı.
- Bahçeden, projenin ağır bedeli olarak vazgeçildi.
Cevabı göster
Bahçeden, projenin ağır bedeli olarak vazgeçildi.
given what would come to replace them, Dilbilgisi
4:04onların yerini alacak olan şey düşünüldüğünde,
given what would come to replace them: bir gerekçe sunmak
Bu cümlede given, “göz önünde bulundurulduğunda” veya “hesaba katıldığında” anlamına gelir. Çok az kişinin itiraz etmiş olacağı sonucunu destekleyen gerekçeyi sunar. What would come to replace them, given’dan sonra isim öbeği gibi işlev gören bir wh yan cümlesidir. “Daha sonra onların yerini alacak şey” anlamına gelir; burada Venedik şehrini ifade eder. Aktarılabilir kalıp, bir bilgiyi sonucun dayanağı olarak sunmak için given + isim öbeği/wh yan cümlesi biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi given ve ardından doğru wh sözcüğüyle tamamlayın: Few residents complained, ____ would be built on the empty lot.
Cevabı göster
given what
History shows us that people don't object to new housing per se. Kelime
4:08Tarih bize insanların kendi başına yeni konutlara itiraz etmediklerini gösteriyor.
per se: şeyin kendisini koşullarından ayırmak
Per se, “kendi başına” veya “kendi özü itibarıyla” anlamına gelen Latince bir ifadedir. Burada yeni konut, yalnızca yeni konut olduğu için sorun olarak sunulmuyor. Bu ifade iddianın kapsamını daraltır: İnsanlar belirli bir konut projesine veya onun görünüşüne karşı çıkabilir, ancak bu, yeni konutu bir kategori olarak reddettikleri anlamına gelmez. Per se genellikle çevresindeki ayrıntılardan ayrılan şeyin hemen ardından gelir.
Alıştırma
Cümleyi “kendi başına” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The technology is not dangerous ____; the risk comes from careless use.
Cevabı göster
per se
They object when the houses are less beautiful
4:12İnsanlar evlerin daha az güzel olmasına itiraz ediyorlar
Bir manzaranın yok edilmesini anlatan metafor olarak devoured
Burada devoured sözcüğü gerçek anlamda yemek demek değildir. Evler, doğal manzarayı ele geçirip onun yerini alan yapılaşmayı temsil eder. Fiil, açgözlü ve zorlayıcı bir tüketme görüntüsü oluşturur. Böylece güçlü bir olumsuz yargı ekler: Kayıp, nötr bir arazi kullanımı değişikliği değil, yıkıcı ve geri çevrilmesi zor bir durum gibi görünür.
Alıştırma
Cümlede devoured, evler ile doğal manzara arasındaki ilişki hakkında ne anlatıyor?
- Yapılaşma doğal manzaranın yerini hızlı ve yıkıcı biçimde aldı.
- Doğal manzara evlerden daha güzel hâle geldi.
- Evler bitkileri ve kayaları gerçekten yedi.
Cevabı göster
Yapılaşma doğal manzaranın yerini hızlı ve yıkıcı biçimde aldı.
This starts to isolate the cause of expensive houses,
4:18Bu, pahalı evlerin nedenini ayırmaya başlar,
as well as point the way to a solution to the issue. Deyimler
4:21ve aynı zamanda sorunun çözümüne giden yolu işaret eder.
Point the way to a solution: çözüme giden yolu göstermek
Point the way to, birine yol gösterme görüntüsüne dayanan bir deyimdir. Burada analiz gerçekten bir yeri işaret etmez; çözüm bulmak için umut verici bir yön gösterir. İfade temkinlidir. Sonraki aşamada neyin araştırılacağını veya ne yapılacağını önerir, ancak çözümün tamamlandığını ya da garanti olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
“Bir cevaba doğru umut verici bir yön göstermek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: These findings ____ a solution to the problem.
Cevabı göster
point the way to
that is largely to blame for the current social catastrophe of high house prices. Kalıp ifadeler
4:25günümüzün yüksek ev fiyatları sosyal felaketinin büyük ölçüde sorumlusu olan.
It is literally ugliness that ...: it-cleft yapısında odak
Bu bir it-cleft, yani it ile kurulan yarık cümledir: It is + odaklanan öge + that + yan cümle. Baştaki it yapısal bir yer tutucudur; daha önce sözü edilen bir şeyi göstermez. Burada literally ugliness odak noktasına yerleştirilir. Daha az vurgulu ifade Ugliness is largely to blame for ... olurdu; yarık yapı ise ugliness ögesini konuşanın dinleyiciye özellikle fark ettirmek istediği etken olarak sunar. Yapı, temel neden-sonuç iddiasını değil, bilginin odağını değiştirir.
Alıştırma
Hangi cümle poor planning ögesine özel odak vermek için it-cleft yapısını kullanır?
- The delay was caused by poor planning.
- It was poor planning that caused the delay.
- Poor planning caused the delay.
Cevabı göster
It was poor planning that caused the delay.
to blame for: kötü bir sonuç için sorumluluk belirtme
Be to blame for, “kötü bir şeye neden olmaktan veya katkıda bulunmaktan sorumlu olmak” anlamına gelir. Cümlede ugliness, toplumsal sorunun önemli bir nedeni olarak sunulur. To blame, sabit be to blame yükleminin bir parçasıdır; “gidip suçlamak” anlamına gelmez. Kalıp özne + be + to blame for + isim veya -ing biçimidir: Bad wiring was to blame for the fire.
Alıştırma
Cümleyi “neden olmaktan sorumlu olmak” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: The faulty wiring was ____ the fire.
Cevabı göster
to blame for
elegance, and a touch of grandeur in architecture.
4:36incelik ve biraz ihtişam için anlaşılabilir bir yakarıştır.
entrenched NIMBYism: kökleşmiş NIMBY'cilik
NIMBYism, “Not In My Back Yard” (“benim arka bahçemde olmasın”) sözünden gelir. Kişi bu tür projelerin bir yerde gerekli olabileceğini kabul etse bile, kendi çevresinin yakınındaki bir projeye karşı çıkmasını anlatır. Burada entrenched, derin biçimde yerleşmiş ve değiştirilmesi zor demektir. İfade önce yerel direnci kalıcı ve olumsuz olarak sunar; ardından cümle, bunun arkasında ne olabileceğini yeniden yorumlar.
Alıştırma
Yakındaki gelişmelere karşı kökleşmiş direnci anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The mayor found it difficult to overcome ____ when she proposed new apartment buildings.
Cevabı göster
entrenched NIMBYism
at heart: özünde
Bu cümlede at heart, “özünde” veya “yüzeyin altına bakıldığında” anlamına gelir. Yazarın NIMBYism hakkındaki görünürdeki tanımdan, bunun motivasyonuna dair daha derin bir yoruma geçtiğini gösterir. Yaygın kalıp X is, at heart, Y biçimindedir: önce bir şeyin nasıl görünebileceği söylenir, sonra temelde ne olduğu belirtilir.
Alıştırma
Hangi cümlede at heart bir meselenin temel niteliğini anlatmak için kullanılmıştır?
- She knows the whole speech by heart.
- The disagreement is, at heart, about trust.
- His apology came from the heart.
Cevabı göster
The disagreement is, at heart, about trust.
plea for grace: güzellik için içten bir çağrı
A plea for something, bir şeye yönelik içten ve duygu yüklü bir çağrı ya da yakarıştır. Tarafsız bir request ifadesinden daha güçlüdür ve konuşan kişi ihtiyacın önemli olduğunu ya da şimdiye kadar duyulmadığını düşündüğünde sıkça kullanılır. Burada plea for grace, güzel ve incelikli bir mimari için gizli bir çağrı anlamına gelir. Bu bağlamda plea hukuki bir beyan değildir; grace de dini değil, estetik bir niteliği anlatır.
Alıştırma
Ciddi ve içten bir çağrı anlamına gelen bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The campaign ended with a ____ cleaner air.
Cevabı göster
plea for
And the reason for that has nothing to do with prices.
4:48Ve bunun nedeninin fiyatlarla hiçbir ilgisi yoktur.
The argument isn't that we should build replicas of Georgian crescents,
4:51Buradaki argüman, İngiltere'nin George dönemi mimarisine özgü hilal biçimli konut sıralarının kopyalarını inşa etmemiz gerektiği değildir,
let alone rows of canal-side Gothic palaces, Kalıp ifadeler
4:54kanal kenarı gotik saray sıraları şöyle dursun,
let alone: daha uç bir olasılığı elemek
Let alone, olumsuz veya güçlü biçimde sınırlayıcı bir ifadeden sonra, gerçekleşmesi, mümkün olması ya da makul olması daha da düşük olan ikinci bir öğeyi getirir. Kalıp not A, let alone B şeklindedir: A zaten eleniyorsa daha uç olan B çok daha kesin biçimde elenir. Burada yazar, Georgian tarzı hilal biçimli yapı sıralarının kopyalarını bile savunmuyor; kanal kenarlarında sıralanmış Gotik saraylar daha abartılı bir fikir olduğu için daha da açık biçimde reddediliyor. Bu bir bağlama ifadesidir; bir şeyi kendi hâline bırakmak anlamındaki gerçek fiil öbeği değildir.
Alıştırma
Daha zor olan ikinci başarıyı getiren bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Leo hasn't finished the first chapter, ____ the whole book.
Cevabı göster
let alone
to begin addressing strangers in Shakespearean dialect. Kelime
5:00yabancılara Shakespeare lehçesiyle hitap etmeye başlaması gibi.
Olumsuz benzetme kuran any more than
Bu cümlede any more than, konuşanın reddettiği iki düşünceyi birbirine bağlar. İddia “eski mimariyi kopyalamalıyız” değildir; tıpkı İngilizceyi seven birinin yabancılarla Shakespeare dönemi lehçesinde konuşması gerektiği önerisinin makul olmaması gibi. Kalıp not A, any more than B şeklindedir. B genellikle açıkça yanlış, mantıksız ya da kabul edilemez bir düşüncedir ve bu benzetme A’nın reddini güçlendirir. Burada more than miktar ya da derece karşılaştırmaz.
Alıştırma
Burada any more than ne anlama geliyor? We should not copy every old custom, any more than we should return to using typewriters.
- Biraz yapılırsa iki eylemin de kabul edilebilir olduğunu söyler.
- Eski gelenekleri kopyalamanın daktilo kullanmaktan daha aşırı olduğunu söyler.
- Her iki eylemi de olumsuz bir benzetmeyle reddeder.
Cevabı göster
Her iki eylemi de olumsuz bir benzetmeyle reddeder.
addressing strangers: “doğrudan hitap etmek” anlamındaki address
addressing strangers ifadesinde address, “birine doğrudan hitap etmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir ve çoğu zaman bilinçli ya da resmî bir konuşma biçimini anlatır. Burada yabancı kişilere Shakespeare dönemi lehçesiyle konuşmak kastedilir; onların posta adresini yazmak değil. Strangers doğrudan nesnedir; bu nedenle kullanılabilir kalıp address + person or audience şeklindedir ve to almaz.
Alıştırma
“Birine doğrudan hitap etmek” anlamındaki resmî fiille cümleyi tamamlayın: At the ceremony, the mayor began to ____ the crowd.
Cevabı göster
address
Görsel bir tasarım dili olarak architectural idiom
Burada idiom, ayırt edilebilir bir sanatsal ifade biçimi anlamına gelir: mimariyi belirli bir döneme veya akıma özgü kılan biçimler, malzemeler, oranlar ve tasarım gelenekleri. Bu nedenle architectural idiom, dilbilimsel değil görsel anlamda mimari dil demektir. Cümlede the best architectural idiom of our times, günümüzün en güçlü tasarım dilini ifade eder. Bu söz, eski bir tarihsel görünümü kopyalamak yerine iyi bir çağdaş tasarım oluşturma düşüncesini destekler.
Alıştırma
Bu cümlede architectural idiom ne anlama gelir?
- Mimaride ayırt edilebilir bir görsel dil veya tasarım yaklaşımı
- Bir mimarın kendine özgü konuşma biçimi
- Konut projelerini onaylamaya yönelik yasal kurallar
- Mimarların yaygın olarak kullandığı sabit İngilizce ifadeler
Cevabı göster
Mimaride ayırt edilebilir bir görsel dil veya tasarım yaklaşımı
to which, unsurprisingly, no one objected.
5:13şaşırtıcı olmayan bir şekilde, kimsenin itiraz etmediği.
that we get better at grasping the nature of the problem we're facing.
5:19yüzleştiğimiz sorunun doğasını kavramada daha iyi olmamızı.
it's a longing that we shouldn't build unless we can build beautifully. Dilbilgisi
5:25bu, güzel bir şekilde inşa edemiyorsak inşa etmememiz gerektiğine dair bir özlemdir.
The issue isn't X; it's Y: bir açıklamayı diğeriyle değiştirmek
The issue isn't X; it's Y kalıbı önce en iyi açıklamanın X olduğunu reddeder, ardından onun yerine Y'yi koyar. Böylece düzeltmeyi izlemek kolaylaşır: önce eski teşhis, sonra yeni çerçeve gelir. Burada stubborn selfishness reddedilen teşhistir, a longing ise önerilen güdüdür. Kalıp, bu özlemi söz konusu savın ana meselesi olarak sunar; ancak bencilliğin her insanda veya durumda bulunmadığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Düzeltmeyi The issue isn't X; it's Y kalıbıyla tamamlayın: The issue ____ a lack of time; ____ poor planning.
Cevabı göster
isn't · it's
unless we can build beautifully: gerekli bir koşul
Unless, ana cümledeki eylemin kabul edilebilir olması için önce karşılanması gereken bir koşulu belirtir. Burada güzel inşa etmek, herhangi bir şey inşa etmenin asgari koşuludur. Ana cümle olumsuz olduğu için we shouldn't build unless P, we should not build if P is not true anlamına gelir. P koşulunun karşılanması bizi inşa etmeye zorlamaz; yalnızca inşa etmemek için bu gerekçeyi ortadan kaldırır.
Alıştırma
Hangi cümle “We shouldn't launch unless we can test it safely” ile aynı anlama gelir?
- We should not launch if we can test it safely.
- We should launch even if we cannot test it safely.
- We should not launch if we cannot test it safely.
Cevabı göster
We should not launch if we cannot test it safely.
Crack that and no one will mind the felled trees too much, Deyimler
5:28Bunu çözün ve hiç kimse kesilen ağaçları çok fazla umursamayacaktır,
Crack that: temel sorunu çözmek
Crack that, o zor veya temel sorunu çözmek anlamına gelir. Crack burada bir nesneyi fiziksel olarak çatlatmayı değil, bir kodu ya da bulmacayı çözme imgesini kullanır. That, hemen önce belirtilen soruna gönderme yapar. “Crack that, and ...” kalıbında kısa emir cümlesi, sorunun çözümünü sonraki cümlecikteki sonuca ulaştıracak adım olarak sunar.
Alıştırma
“The software keeps losing files. Crack that, and users will trust it” cümlesinde “Crack that” ne anlama gelir?
- Bilgisayar ekranını kırmak.
- Yazılım hakkında şaka yapmak.
- Dosya kaybı sorununu çözmek.
Cevabı göster
Dosya kaybı sorununu çözmek.
“azalmak” anlamında come down
Bu cümlede come down, “azalmak” veya “daha düşük hâle gelmek” anlamındadır. Özne mortgages sözcüğüdür ve burada konut kredisi faizlerini veya borçlanma maliyetlerini kısaca ifade eder. Dolayısıyla bu maliyetlerin düşeceği öngörülmektedir. Burada fiziksel olarak aşağı inmeyi anlatmaz. Bu, geçişsiz bir kullanımdır: değişen şey özne olur. Aynı yapı fiyatlar, faiz oranları, sıcaklıklar ve miktarlar için de kullanılabilir: X comes down.
Alıştırma
Hangi cümlede come down “azalmak” anlamında kullanılmıştır?
- The hikers will come down the mountain before dark.
- Mortgage rates may come down next year.
- Please come down and join us.
Cevabı göster
Mortgage rates may come down next year.
It's to stop thinking that creating credit for house purchases does anything.
5:35Ev alımları için kredi yaratmanın herhangi bir işe yaradığını düşünmeyi bırakmaktır.
that are incentivized by volumes rather than prices reached. Kelime
5:44ulaşılan fiyatlardan ziyade hacimlerle teşvik edilen.
Odaklama yapısı olarak What we should be doing is ...
What we should be doing is ... bildirme işlevli bir odaklama yapısıdır ve genellikle sözde bölünmüş cümle olarak adlandırılır. what yan cümlesinin tamamı öznedir; what doğrudan bir soru başlatmaz. is sonrasındaki sözcükler, konuşanın vurgulamak istediği eylemi belirtir. Burada creating ..., gerçek veya daha iyi eylem biçimi olarak sunulur; çoğu zaman mevcut yaklaşımı düzeltir ya da tartışmayı önerilen bir çözüme yöneltir. Kalıp What + özne + should be doing + is + vurgulanan eylem şeklindedir. İlk bölümde be doing kullanıldığında, is sonrasında is creating örneğindeki gibi -ing biçimi kullanmak paralelliği özellikle belirginleştirir.
Alıştırma
Öneriyi tamamlamak için What + we + should be doing + is kalıbını kullanın: “____ checking the safety data before we approve the plan.”
Cevabı göster
What we should be doing is
not-for-profit housing corporations: kâr amacı gütmeyen konut kuruluşları
“Not-for-profit housing corporations”, sahiplerine kâr dağıtmayı temel amaç edinmeden konut geliştiren veya yöneten kuruluşlardır. Bu ifade, konuşmacının kurulmasını önerdiği kuruluş türünü belirtir. “Not-for-profit”, kuruluşun gelir elde edip etmediğini değil, amacını tanımlar. Böyle bir kuruluş ücret alabilir, çalışanlarına maaş ödeyebilir, masraflarını karşılayabilir ve profesyonel biçimde çalışabilir. Gelir fazlası genellikle öncelikle sahiplerine veya hissedarlarına dağıtılmak yerine konut sağlama misyonunu desteklemek için kullanılır.
Alıştırma
Cümledeki not-for-profit housing corporations ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Herhangi bir para alması yasak olan konut şirketleri
- Temel amacı kâr dağıtmak yerine konut sağlamak olan konut kuruluşları
- Her konutun nihai satış fiyatını en üst düzeye çıkaran şirketler
Cevabı göster
Temel amacı kâr dağıtmak yerine konut sağlamak olan konut kuruluşları
incentivized by volumes rather than prices reached: ulaşılan fiyatlar yerine miktara dayalı teşvik
“Incentivized by X”, ödüllerin, hedeflerin veya kurumsal baskıların X'e bağlı olduğu ve bu nedenle davranışı X'in yönlendirdiği anlamına gelir. Burada volumes, kitap ciltlerini veya ses düzeyini değil, üretilen ya da tamamlanan konut sayısını ifade eder. “Rather than”, iki olası başarı ölçütünü karşılaştırır: daha fazla konut inşa etmek ve daha yüksek nihai fiyatlara ulaşmak. “Prices reached”, satışlarda veya işlemlerde sonuçta ulaşılan fiyat düzeylerini ifade eder. Dolayısıyla öneri, yüksek işlem fiyatlarını değil miktarı ödüllendirmektir.
Alıştırma
Cümledeki “incentivized by volumes rather than prices reached” ne anlama geliyor?
- Ödüller, daha yüksek nihai fiyatlara ulaşmak yerine daha fazla konut üretmeye bağlıdır.
- Kuruluşlar daha düşük fiyatlarla daha fazla kitap yayımlamaya teşvik edilmektedir.
- Üretim arttığında her konutun fiyatı otomatik olarak yükselir.
Cevabı göster
Ödüller, daha yüksek nihai fiyatlara ulaşmak yerine daha fazla konut üretmeye bağlıdır.
we should build so beautifully that no one minds a patch of land near them being developed. Dilbilgisi
5:49o kadar güzel inşa etmeliyiz ki kimse yakınındaki bir arazinin geliştirilmesini umursamasın.
so beautifully that: sonuca yol açan derece
Burada so, inşa etme eyleminin nasıl yapılması gerektiğini anlatan beautifully zarfını niteler. so + zarf + that kalıbı, bir eylemin derecesini veya yapılış biçimini that ile başlayan yan cümledeki sonuca bağlar. Beklenen sonuç, çevredeki insanların arazinin geliştirilmesine karşı çıkmamasıdır. Buradaki so “bu yüzden” anlamına gelmez; derece ifadesini başlatır, that ise sonucu tanıtır.
Alıştırma
quiet sözcüğünü so + zarf + that derece-sonuç kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: Leo closed the door ____ the baby did not wake up.
Cevabı göster
so quietly that