Marka ve Jenerik: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
610 kelime 181 kel/dk

Video özeti: video jenerik ve markalı ürünleri karşılaştırıp üretimi, ilaç standartlarını, yardımcı maddeleri ve ambalaj ya da fiyatın algılanan kalite ile ağrı azalmasına etkisini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. stereotype generic brands as — Eşdizimler: stereotype A as B ile önyargıyı anlatıp yargıyı kanıttan ayırın. 2. placebo effect — Gerçek yaşam bağlamı: görünüm veya fiyatın, ürün değişmeden bildirilen tat ve ağrıyı nasıl değiştirdiğini anlayın. 3. narrow therapeutic index — Sözcük anlamı ve kullanım: etkili ve zararlı dozlar arasındaki küçük farkı ve marka değişiminin neden doktor gerektirebileceğini tanıyın.

Bu derste

People often stereotype generic brands as less tasty, Kalıp ifadeler

0:00

İnsanlar genellikle jenerik ürünlerin daha lezzetsiz,

of poor quality, or less effective than their brand name counterparts.

0:03

düşük kaliteli ya da markalı muadillerinden daha etkisiz olduğunu düşünür.

Kalıp ifadeler

stereotype A as B: A'ya sabit bir B etiketi vermek

Bu cümlede stereotype bir fiildir. stereotype A as B kalıbı, dikkatli kanıtlara değil genel bir varsayıma dayanarak A'yı sabit bir B özelliğine sahipmiş gibi değerlendirmek anlamına gelir. Burada A generic brands; B etiketleri ise less tasty, of poor quality ve less effective ifadeleridir. Bu kalıp önyargılı veya aşırı genelleştirilmiş yargıları anlatmak için kullanışlıdır: stereotype + kişi, grup veya şey + as + etiket ya da tanım. Birinin bir şeyi nasıl sınıflandırdığını bildirir; etiketin doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle bir yazarın bütçesine göre alışveriş yapan kişilere adaletsiz biçimde sabit bir etiket verdiğini söylüyor?

  1. The writer proves that every budget shopper is careless.
  2. The writer interviews budget shoppers about their choices.
  3. The writer stereotypes budget shoppers as careless.
Cevabı göster

The writer stereotypes budget shoppers as careless.

But given that trusted brands demand more of your money, Dilbilgisi

0:07

Ama güvendiğiniz markalara daha fazla para ödediğinize göre,

is there really a difference between brand name

0:10

markalı ürünlerle

and generic food or drugs?

0:13

jenerik gıda veya ilaçlar arasında gerçekten bir fark var mı?

Dilbilgisi

given that: kabul edilmiş bir öncülü sunmak

Given that, konuşmacının zaten bilinen veya kabul edilmiş saydığı bir gerçeği ya da öncülü sunar. “Şu gerçek göz önüne alındığında” anlamına gelir; “verilmiş olmak” veya yalnızca “eğer” anlamına gelmez. Burada güvenilen markaların daha yüksek fiyat istemesi, ardından gelen sorunun dayanağını oluşturur. Yapı, given that + yan cümle biçiminde akıl yürütmeyi düzenler; bu yan cümleye dayanan sonuç, karar veya soru yapının önünde ya da arkasında bulunabilir.

Alıştırma

Kabul edilmiş bir gerçeği kararın dayanağı olarak sunan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The roads are already icy. ____ the conditions are dangerous, the school has canceled the trip.”

Cevabı göster

Given that

When it comes to food,

0:15

Konu gıda olduğunda,

while there are many companies dedicated to producing generic brands,

0:16

jenerik markalar üretmeye odaklanan birçok şirket olsa da,

the truth is that many large brand name manufacturers Anlatım akışı

0:19

gerçek şu ki birçok büyük marka üreticisi de

often use their excess capacity and expertise Kelime

0:23

atıl kapasitesini ve uzmanlığını sık sık kullanarak

to produce generic label products as well.

0:26

jenerik etiketli ürünler üretir.

Anlatım akışı

The truth is that: bir beklentiyi olguyla düzeltmek

The truth is that burada söylemi düzenleyen bir ifadedir. Konuşmacının yaygın bir varsayımın yerine gerçek durum olarak sunduğu bir olguyu koymak üzere olduğunu belirtir; böylece ardından gelen yan cümle temel düzeltici iddiayı taşır. Genel olarak the truth is that + yan cümle kalıbı yalnızca yeni bir olgu eklemez. O yan cümleyi, dinleyicinin beklentilerini yeniden değerlendirmesini gerektiren kesin bir gerçeklik olarak çerçeveler.

Alıştırma

Cümleyi kesin bir gerçekliği sunan ve iyimser bir varsayımı düzelten dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ we need another week to finish the safety tests.

Cevabı göster

The truth is that

Kelime

Excess capacity: kullanılmayan üretim gücü

Bu imalat bağlamında excess capacity, bir şirketin mevcut üretim gücünün güncel üretim için gerekmeyen bölümüdür. Şirket, bugünkü talebin gerektirdiğinden daha fazlasını üretebilecek ekipmana, iş gücüne veya uzmanlığa zaten sahiptir. İfade burada ekonomik açıdan tarafsızdır: bir üreticinin başka bir etiket için neden mal üretebildiğini açıklar. Capacity bir kabın hacmi veya kişinin yeteneği anlamına gelmez; excess de otomatik olarak israf değerlendirmesi taşımaz.

Alıştırma

Bir fabrika ayda 20.000 birim üretebilir, ancak mevcut siparişleri yalnızca 15.000 birim gerektiriyor. Bir operasyon raporunda fabrikanın excess capacity ifadesi neyi belirtir?

  1. Yöneticilerin sipariş pazarlığı yapma konusundaki kişisel yeteneği
  2. Mevcut kaynaklarla 5.000 ek birim üretme gücü
  3. Depolama kaplarının fiziksel hacmi
Cevabı göster

Mevcut kaynaklarla 5.000 ek birim üretme gücü

In fact,

0:28

Aslında,

In 2007, the Peter Pan brand of peanut butter

0:29

2007'de Peter Pan marka fıstık ezmesinin

was found to be contaminated with salmonella and recalled,

0:32

salmonellayla kontamine olduğu tespit edildi ve ürün geri çağrıldı;

and as a result, Walmart's Great Value brand of peanut butter Anlatım akışı

0:35

bunun sonucunda Walmart'ın Great Value marka fıstık ezmesi de

was also taken off the shelves. Kalıp ifadeler

0:38

raflardan kaldırıldı.

Anlatım akışı

as a result: bir sonucu sunmak

As a result, sonucu belirten bir bağlayıcıdır. Ardından gelen ifadenin, biraz önce verilen nedenin sonucu olduğunu dinleyiciye bildirir; bu cümlede kirlenme ve geri çağırma, ilgili ürünün de satıştan kaldırılmasına yol açmıştır. Cümleciğin başına geldiğinde açıklamayı neden → sonuç biçiminde düzenler. Yalnızca daha sonra ne olduğunu belirtmez; açıkça nedensel bir bağ kurar.

Alıştırma

Gecikmenin yolun su altında kalması nedeniyle olduğunu en iyi hangi bağlayıcı gösterir? The road was flooded. ___, the buses were delayed.

  1. Meanwhile
  2. As a result
  3. Then
Cevabı göster

As a result

Kalıp ifadeler

taken off the shelves: satıştan kaldırılmış

Bu cümlede was taken off the shelves, take a product off the shelves ifadesinin edilgen biçimidir. Walmart markalı fıstık ezmesinin yalnızca fiziksel bir raftan taşındığını değil, satıştan kaldırıldığını belirtir. Yapı ürün + be + taken off the shelves biçimindedir. Ürünü kimin kaldırdığından çok ürünün ve satıştan kaldırma kararının önemli olduğu durumlarda yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi take ... off the shelves ifadesinin doğru edilgen biçimiyle tamamlayın: After the safety warning, the toy was ____.

Cevabı göster

taken off the shelves

Next time you're at the grocery store, Dilbilgisi

0:40

Bir dahaki sefere markete gittiğinizde,

try and compare the ingredient list and nutritional information Dilbilgisi

0:42

içerik listesiyle besin değerlerini karşılaştırmayı deneyin.

of a generic item with its brand counterpart.

0:45

Bunu jenerik bir ürünle markalı muadili arasında yapın.

Dilbilgisi

Next time you're ...: gelecekteki bir durum için geniş zaman

Next time you're at the grocery store, zaman belirten bir zarf cümleciğidir. Next time, “bir sonraki sefer ... olduğunda” anlamına gelir; you're at the grocery store ise ana cümledeki önerinin geçerli olduğu durumu belirtir. Markete gitme olayı gelecekte olsa da İngilizcede bu tür zaman cümleciklerinde genellikle geniş zaman kullanılır: Next time you'll be ... değil, Next time you're ... denir. Ardından ana cümle, gelecekteki o durum için bir eylem, plan veya hatırlatma verir.

Alıştırma

Next time sonrasındaki gelecek zaman cümleciğinde olağan zamanı kullanan cümle hangisidir?

  1. Next time you'll be at the grocery store, compare the labels.
  2. Next time you were at the grocery store, compare the labels.
  3. Next time you're at the grocery store, compare the labels.
Cevabı göster

Next time you're at the grocery store, compare the labels.

Dilbilgisi

try and compare: günlük try and + fiil kalıbı

Try and compare, try and + fiilin yalın hâlinin try to + fiilin yalın hâliyle aynı anlama geldiği yaygın ve günlük bir kalıptır. Burada tek bir öneri oluşturur: iki bilgi grubunu karşılaştırmaya çalışmak. and sözcüğü ifadeyi birbirinden ayrı ve art arda gelen iki eyleme bölmez. Bu kalıp öneriyi konuşma diline yakın ve doğrudan hâle getirir.

Alıştırma

Günlük try and kalıbını tamamlayın: Try ____ compare the two prices before you buy.

Cevabı göster

and

Even if they aren't identical, which they sometimes are, Dilbilgisi

0:47

Tamamen aynı olmasalar bile (ki bazen aynıdırlar),

it will give you a sense of how similar they can be. Kalıp ifadeler

0:50

ne kadar benzer olabileceklerini anlarsınız.

Dilbilgisi

Even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul

“Even if” ödünleyici bir koşul getirir: ardından gelen koşulun doğru olduğunu varsaysak bile ana sonuç geçerliliğini korur. Bu cümlede, ürünler birebir aynı olmasa da etiketleri karşılaştırmak yine değerlidir. Kalıp “even if + yan cümle, ana cümle” şeklindedir; sıralama tersine de çevrilebilir. Olası veya varsayımsal bir engelin sonucu, öneriyi ya da savı değiştirmediğini göstermek için kullanılır.

Alıştırma

Sonucu değiştirmeyecek olası bir koşulu belirten iki sözcüklü İngilizce bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ the bus is late, the museum will hold our tickets until noon.

Cevabı göster

Even if

Kalıp ifadeler

Give you a sense of: yaklaşık bir izlenim oluşturmak

“Give someone a sense of”, birinin yaklaşık bir izlenim veya sezgisel bir anlayış edinmesine yardımcı olmak anlamına gelir. Burada bilgileri incelemek, ürünlerin ne kadar benzer olabileceği hakkında kabaca bir fikir verir; kesin bir ölçüm veya nihai bir kanıt sunmaz. Yaygın kalıp “give + kişi + a sense of + isim, -ing biçimi veya wh-yan cümlesi” şeklindedir; örneğin “give us a sense of the scale” veya “give me a sense of how it works”. Bu ifade, iddiayı bilinçli olarak temkinli tutar.

Alıştırma

“Yaklaşık bir izlenim edinmenize yardımcı olmak” anlamına gelen beş sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Reading the first chapter will ____ the author's style.

Cevabı göster

give you a sense of

And studies show that on average

0:53

Araştırmalar da ortalama olarak

generic brands run 30% cheaper. Kelime

0:55

jenerik markaların %30 daha ucuz olduğunu gösteriyor.

Kelime

run 30% cheaper: fiyat bildiren fiil olarak run

Burada run, “koşmak” değil, “maliyeti olmak” veya “belirli bir fiyatta olmak” anlamına gelir. Ürün + run + fiyat ya da karşılaştırma yapısında olağan veya beklenen fiyat düzeyini anlatır. generic brands run 30% cheaper, jenerik markaların karşılaştırılan markalardan genellikle %30 daha ucuz olduğu anlamına gelir. on average karşılaştırmayı sınırladığı için burada ortalama fiyat farkından söz edilir. 30% cheaper, referans fiyattan %30 daha düşük demektir; fiyatın referansın yalnızca %30'u olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“The basic plan runs 20% cheaper than the premium plan,” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Temel planın fiyatı premium plan fiyatının yalnızca %20'sidir.
  2. Temel plan genellikle premium plandan %20 daha ucuzdur.
  3. Temel plan premium plandan %20 daha hızlı hareket eder.
Cevabı göster

Temel plan genellikle premium plandan %20 daha ucuzdur.

Furthermore,

0:58

Dahası,

Many staple food products like sugar and salt Kelime

0:58

şeker ve tuz gibi birçok temel gıda ürünü

are regulated by the FDA. Kültür

1:01

FDA tarafından düzenlenir.

Kelime

staple food products: günlük temel ürün anlamındaki staple

Burada staple, “temel olan ve düzenli olarak kullanılan, yenilen veya satın alınan” anlamında bir sıfattır. Staple food products, insanların günlük yaşamda ihtiyaç duyduğu ve sık sık satın aldığı temel yiyeceklerdir; bu tüketim bağlamında şeker ve tuz buna örnektir. Bu ifade, bir toplumun beslenmesinin büyük bölümünü sağlayan yiyeceği anlatan dar beslenme terimi staple food ifadesinden daha geniş olabilir. Ortak fikir düzenli ve temel bir roldür; kâğıtları tutturmak için kullanılan küçük metal zımba teli değildir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, düzenli satın alınan temel gıdalar anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: Rice, flour, and cooking oil are common ____ in this store.

Cevabı göster

staple food products

Kültür

regulated by the FDA: FDA düzenlemelerine tabi

Regulated by the FDA edilgen bir yapıdır: ürünler ABD Gıda ve İlaç Dairesinin kurallarına ve denetimine tabidir. Burada FDA ürünlerin üreticisi değil, düzenleyici kurumdur. ABD'deki gıda bağlamlarında düzenlemeler güvenlik gerekliliklerini, etiketlemeyi ve izin verilen bileşenleri kapsayabilir. Bu ifade tek başına FDA'nın her ürünü ayrı ayrı onayladığı ya da bütün markaların aynı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümlede regulated by the FDA ne anlama geliyor?

  1. Ürünler FDA'nın kurallarına ve denetimine tabidir.
  2. FDA her ürünü ayrı ayrı onaylamıştır.
  3. Ürünler FDA tarafından üretilir.
Cevabı göster

Ürünler FDA'nın kurallarına ve denetimine tabidir.

And think about it,

1:03

Bir de şöyle düşünün:

table salt, also known as sodium chloride,

1:04

sodyum klorür olarak da bilinen sofra tuzu,

only contains two elements from the periodic table.

1:07

periyodik tablodaki yalnızca iki elementten oluşur.

How variable could it really be? Anlatım akışı

1:10

Gerçekten ne kadar değişebilir ki?

Anlatım akışı

How variable could it really be?: Gerçekte ne kadar değişken olabilir ki?

How + adjective + could + subject + really + be? kalıbı, bir özelliğin mümkün olan derecesini sorar. Burada variable farklılık gösterebilir anlamındadır; could ise geçmişteki bir yeteneği değil, olasılığı ifade eder. Bu bağlamda konuşmacı tarafsız biçimde bir ölçüm istemek yerine şüphe belirtiyor. Retorik anlam, muhtemelen fazla değişkenlik olamayacağıdır; really bu sorgulamayı daha da güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için verilen sözcükleri retorik kalıba göre sıralayın: The process has only one step. ____? Kullanılacak sözcükler: how / complicated / could / it / really / be.

Cevabı göster

How complicated could it really be

Think they taste different? Dilbilgisi

1:12

Tatlarının farklı olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Dilbilgisi

Think they taste different? sorusunda düşürülen Do you

Gündelik konuşmada Think they taste different?, Do you think they taste different? sorusunun eksiltili biçimidir. Atılan sözcükler Do you'dur; they ise taste fiilinin öznesi olarak kalır. Bu kısaltma soruyu hızlı ve konuşma diline uygun hâle getirir. Burada think, dinleyenin görüşünü sormaya yarar; düşünmesini emreden bir fiil değildir.

Alıştırma

Samimi konuşmadaki Think they taste different? sorusunda hangi tam biçim anlaşılır?

  1. Do they taste different?
  2. Do you think they taste different?
  3. Why do they taste different?
Cevabı göster

Do you think they taste different?

Fancier brand name packaging may play a role. Kalıp ifadeler

1:14

Markalı ürünlerin daha şık ambalajları bunda rol oynayabilir.

Kalıp ifadeler

Bir sonuca katkıda bulunmak anlamında play a role

play a role ifadesinde role, bir oyuncunun canlandırdığı karakter değil, bir sonucun ortaya çıkmasına katkıda bulunan ya da onu etkileyen pay anlamındadır. Burada may, bu etkinin olasılık olduğunu gösterir ve ifade ambalajı ürünlerin tatlarının nasıl değerlendirildiğini etkileyebilecek unsurlardan biri olarak sunar. Bu ifade, bir etkeni tek neden ilan etmeden katkıda bulunan unsurlardan biri olarak belirtmek için kullanışlıdır. Genellikle play a role in + isim veya -ing yan cümlesi yapısında görülür; buradaki gibi sonuç zaten belliyse in öbeği atılabilir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “etkenlerden biri olarak katkıda bulunmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Good communication can ____ in preventing mistakes.

Cevabı göster

play a role

In one study, university students were given free coffee Dilbilgisi

1:16

Bir araştırmada üniversite öğrencilerine ücretsiz kahve verildi

and asked to rate it.

1:19

ve kahveyi değerlendirmeleri istendi.

Dilbilgisi

were given ... and asked to ...: paylaşılan tek bir edilgen yardımcı fiil

were given free coffee and asked to rate it ifadesinde university students öznesi iki eyleme de maruz kalır: araştırmacılar öğrencilere kahve vermiş ve kahveyi değerlendirmelerini istemiştir. Cümle öğrencileri öne çıkardığı için araştırmacıların ayrıca belirtilmesi gerekmez. Yardımcı fiil were, hem given hem de asked geçmiş zaman ortaçları için geçerlidir. Bu sıralı edilgen yapı subject + was/were + past participle ... and + past participle + to ... kalıbını izler ve aynı özneyi etkileyen iki işlemi kısa biçimde aktarır. Asked, öğrencilerin başka birinden bir şey istediği anlamına gelmez; ikinci edilgen eylemdir.

Alıştırma

Cümleyi kısa sıralı edilgen yapıyla tamamlayın. İlk eylem için give, ikinci eylem için ask kullanın: In the trial, participants ____ a map and ____ to mark the safest route.

Cevabı göster

were given · asked

It turns out that if the cream and sugar Notlar

1:20

Görüldü ki krema ve şeker

were placed in fancy containers on a silver tray

1:22

gümüş bir tepsi üzerindeki şık kaplarda sunulduğunda,

versus placed in Styrofoam cups

1:25

strafor bardaklarda sunuldukları

with haphazardly written labels,

1:27

ve bu bardaklara gelişigüzel yazılmış etiketler yapıştırıldığı duruma kıyasla,

they would prefer the fancy brew,

1:29

öğrenciler şık sunulan kahveyi tercih ediyordu;

Anlatım akışı

It turns out that: sonradan öğrenilen bir sonucu tanıtmak

It turns out that, ardından gelen ifadenin kanıt, deneyim veya araştırmayla ortaya çıkarılmış bir sonuç olduğunu belirtir. Genellikle önceki bir varsayımı düzeltir veya biraz şaşırtıcı bir bilgi ekler. Burada anlatımı kahvenin nasıl sunulduğundan çalışmanın ne keşfettiğine taşır. Bu, kalıplaşmış bir giriş yapısıdır: önden gelen it belirli bir şeyi göstermez, that ise sonucu bildiren yan cümleyi başlatır. Buradaki turn out, “doğru olduğu ortaya çıkmak” anlamındadır; “kapatmak” veya “arkasını dönmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, keşfedilen bir sonucu tanıtan dört sözcüklü kişisiz ifadeyle tamamlayın: After we checked the schedule, ____ the museum stays open until nine.

Cevabı göster

it turns out that

Dilbilgisi

If ... were placed, they would prefer ...: varsayımsal koşul-sonuç kalıbı

Burada if varsayımsal bir koşul getirir. Were placed, simple past edilgen yapıdır: krema ve şeker eylemden etkilenen ögelerdir; geçmiş biçimi, yerleştirme eylemini geçmiş zamana taşımaktan çok gerçeklikten uzak bir varsayım bildirir. Ana cümlede, bu koşul altında beklenen sonucu belirtmek için would + fiilin yalın hâli, yani would prefer kullanılır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp şöyledir: If + özne + simple past veya geçmiş edilgen, özne + would + fiilin yalın hâli.

Alıştırma

Display fiilinin geçmiş edilgen biçimini ve would + choose yapısını kullanarak varsayımsal kalıbı tamamlayın: If the samples ____ in plain boxes, customers ____ the cheaper one.

Cevabı göster

were displayed · would choose

despite the coffee being the exact same. Dilbilgisi

1:30

oysa kahve tamamen aynıydı.

Dilbilgisi

Despite the coffee being the exact same: ödünleme bildiren -ing yapısı

Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: normalde karşıt bir sonuç beklememize yol açacak bilgiyi işaretler. The coffee being the exact same, despite sözcüğünün tamamlayıcısıdır; bağımsız bir çekimli yan cümle değildir. İsim işlevli bu -ing yapısında the coffee mantıksal öznedir, being ise be fiilinin -ing biçimidir. Aktarılabilir kalıp despite + isim veya zamir + -ing fiildir; although the coffee was exactly the same gibi tam bir yan cümleyi daha kısa hâle getirebilir.

Alıştırma

Despite + the weather + be fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: We finished the match ____ cold.

Cevabı göster

despite the weather being

The placebo effect can be quite strong Kültür

1:33

Plasebo etkisi oldukça güçlü olabilir,

when it comes to your taste preferences.

1:35

özellikle de damak zevkiniz söz konusu olduğunda.

Kültür

placebo effect: beklentiler deneyimi nasıl değiştirir

Placebo effect, test edilen şeydeki bir farktan değil, beklenti veya inançlardan kaynaklanan gerçek bir deneyim değişikliğidir. Kişinin bilerek yalan söylediği anlamına gelmez; ilaçlara verilen tepkilerin yanı sıra tat gibi öznel deneyimleri de etkileyebilir. Burada kahvenin kendisi aynıydı, ancak sunum biçimi farklı beklentiler oluşturdu. Bu beklentiler insanların tadı farklı değerlendirmesine yol açabilirdi.

Alıştırma

Kör bir karşılaştırmada aynı cilt kremi iki kavanoza konur. Bir katılımcı, üzerinde «premium» yazan kavanozdaki kremin daha rahatlatıcı olduğunu söyler. Hangi açıklama placebo effect ile en iyi eşleşir?

  1. Katılımcı krem hakkında bilerek yalan söyledi.
  2. Kavanozlar kremlerin farklı içeriklere sahip olduğunu kanıtlar.
  3. The placebo effect: etiket katılımcının deneyimini değiştirdi.
Cevabı göster

The placebo effect: etiket katılımcının deneyimini değiştirdi.

But when it comes to drugs, Anlatım akışı

1:37

Ama konu ilaçlara gelince,

things are a little different.

1:38

durum biraz farklıdır.

Anlatım akışı

when it comes to drugs: konuyu sınırlamak ve değiştirmek

When it comes to drugs, “ilaçları değerlendirirken” veya “ilaçlar söz konusu olduğunda” anlamına gelir. Sonraki ifadenin geçerli olduğu belirli alanı drugs olarak sınırlar; comes to burada hareket bildirmez. But ile birlikte kullanıldığında karşıtlık içeren bir konu değişimini gösterir: konuşmacı gıdalarla ilgili tartışmayı bırakıp durumun veya kuralların farklı olduğu ilaçlara geçer. Yeniden kullanılabilir kalıp when it comes to + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi when it comes to ifadesiyle tamamlayın: The two phones cost the same, but ____ battery life, the cheaper one lasts longer.

Cevabı göster

when it comes to

In fact, generic drugs have to be the same as the brand name. Dilbilgisi

1:40

Aslında jenerik ilaçların markalı ilaçlarla aynı olması gerekir.

Dilbilgisi

have to be the same as: zorunlu eşdeğerlik

Bu cümlede have to, konuşanın kişisel tercihini değil, standartların veya kuralların getirdiği bir zorunluluğu belirtir. be the same as tamamlayıcısı, jenerik ilaçları zorunlu referans olarak kullanılan markalı ürünle ilişkilendirir. Burada the same as; doz, güç, güvenlik ve kullanım amacı gibi bağlamda açıklanan düzenlemeye tabi yönlerde eşdeğerlik anlamına gelir. Her fiziksel özelliğin veya etkin olmayan bileşenin tamamen aynı olduğunu iddia etmez. Aktarılabilir X has/have to be the same as Y kalıbı, X'in ilgili ölçüte göre Y ile aynı olması gerektiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi hedef zorunluluk kalıbıyla tamamlayın: Under the safety rule, replacement components ____ the approved components in size and strength.

Cevabı göster

have to be the same as

For example, ibuprofen is a non-steroidal anti-inflammatory drug Kelime

1:44

Örneğin ibuprofen, steroid olmayan bir antienflamatuvar ilaçtır

that treats headaches, fevers, and minor aches and pains. Kalıp ifadeler

1:48

ve baş ağrısı, ateş, hafif sızı ve ağrıların tedavisinde kullanılır.

Kelime

Steroid olmayan anti-inflamatuvar ilaç (NSAID)

Non-steroidal anti-inflammatory drug, steroid olmadan iltihabı azaltan bir ilaç sınıfının resmî adıdır. Bu cümlede ibuprofeni sınıflandırır; non-steroidal, anti-inflammatory drug birleşiminin tamamını niteler. Sözcüklerin ilk harfleri, ilaç etiketlerinde ve sağlık bilgilerinde yaygın bir kısaltma olan NSAID biçimini oluşturur. Bir ilaca NSAID demek onun ilaç sınıfını belirtir; risksiz veya herkes için uygun olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

İlaç sınıfının tam terimini tamamlayın: Ibuprofen is a ____, commonly abbreviated as NSAID.

Cevabı göster

non-steroidal anti-inflammatory drug

Kalıp ifadeler

minor aches and pains: hafif sızı ve ağrılar

Aches and pains, vücudun farklı yerlerindeki hafif ve genel fiziksel rahatsızlıkları anlatan kalıplaşmış bir ikilidir. İki isim, ache ile pain arasında tıbbi bir ayrım yapmak yerine tek ve geniş bir fikir olarak birlikte kullanılır. Buradaki minor, rahatsızlığın ciddi olmadığını gösterir. Ağrıyan her yeri ayrı ayrı saymadan gündelik sızıları özetlemek için bu ifade kullanılabilir.

Alıştırma

Hafif ve genel fiziksel rahatsızlıkları anlatan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: After gardening, I had a few minor ____, but I felt better the next day.

Cevabı göster

aches and pains

It's also sold under brand names like Advil and Nurofen. Kalıp ifadeler

1:51

Ayrıca Advil ve Nurofen gibi marka adlarıyla da satılır.

Kalıp ifadeler

be sold under a brand name: bir marka adıyla satılmak

Be sold under a name yapısında under, bir ürün pazarlanırken kullanılan ticari adı tanıtır. Ürünün kendisiyle onu satmak için kullanılan ad aynı şey olmak zorunda değildir. Edilgen kalıp “ürün + be sold under + ad” şeklindedir. Altyazıda ürün ibuprofen, Advil ve Nurofen ise onu satmak için kullanılan adlara örnektir.

Alıştırma

“Bu ad kullanılarak pazarlanan” anlamını veren edatı yazın: This tea is sold ____ the brand name Green Valley.

Cevabı göster

under

But at the base of these pills is the exact same thing,

1:54

Ancak bu hapların temelindeki madde tamamen aynıdır:

200 mg of ibuprofen,

1:58

200 mg ibuprofen;

the same dosage, safety, strength, and intended use. Kelime

2:00

dozajları, güvenlikleri, etki güçleri ve kullanım amaçları da aynıdır.

Kelime

Ürün ve düzenleme dilinde intended use

Burada intended use, bir ürünün hangi amaç için tasarlandığını, etiketlendiğini veya onaylandığını belirtir. Listedeki bu özellik, jenerik bir ilacın eşleşmesi gereken temel niteliklerden biridir. Bu ifade garanti edilmiş bir sonucu değil, tanımlanmış bir amacı gösterir. Bir kişinin ürünü belirli bir seferde nasıl kullandığından ziyade ürünün genel olarak onaylanmış işlevini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi bir ürünün tasarlandığı veya onaylandığı amacı belirten düzenleyici terimle tamamlayın: The label states the device’s ____: monitoring heart rate during exercise.

Cevabı göster

intended use

The generic drugs go through a series of stringent regulatory testing Öbek fiiller

2:03

Jenerik ilaçlar bir dizi sıkı düzenleyici testten geçirilir;

to prove their bioequivalence to the brand name. Kelime

2:07

böylece markalı ilaçlarla biyoeşdeğer oldukları kanıtlanır.

Öbek fiiller

Bir süreçten geçmek anlamındaki go through

Burada go through, bir süreci yaşamak veya o sürece tabi tutulmak anlamına gelir. İlaçlar test sürecine katılan unsurlardır; fiziksel olarak bir yerin içinden geçmezler. Kalıp go through + a process, review, check, test, stage veya experience biçimindedir. Aynı deyimsel fiil resmî prosedürleri veya zor kişisel deneyimleri anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi zorunlu bir süreçten geçmek anlamına gelen deyimsel fiille tamamlayın: Before release, every device must ____ several safety checks.

Cevabı göster

go through

Kelime

bioequivalence: ilacın vücuttaki performansının yeterince benzer olması

Bioequivalence, iki ilaç ürününün aynı etkin maddeyi vücuda yeterince benzer bir hız ve düzeyde ulaştırdığını gösteren kanıtlar için kullanılan bir düzenleyici terimdir. Bu cümlede testlerin, jenerik ürünün vücutta markalı ürüne yeterince yakın performans gösterdiğini kanıtlaması gerekir. Bu, hapların renk, tat, şekil veya tüm etkisiz bileşenler açısından aynı olması gerektiği anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir, tamamen fiziksel aynılık değil, kabul edilebilir sınırlar içinde benzer biyolojik performanstır.

Alıştırma

Bu cümlede bioequivalence ne anlama geliyor?

  1. Jenerik hapın renk, tat ve etkisiz bileşenler açısından tamamen aynı olduğunun kanıtı
  2. Jenerik ürünün etkin maddeyi vücuda yeterince benzer bir hız ve düzeyde ulaştırdığına dair kanıt
  3. Markalı ilacın düzenleyici testlere ihtiyaç duymadığı iddiası
Cevabı göster

Jenerik ürünün etkin maddeyi vücuda yeterince benzer bir hız ve düzeyde ulaştırdığına dair kanıt

The only way in which the pills may differ

2:10

Hapların farklılık gösterebileceği tek nokta

is between their filler ingredients, Kelime

2:12

dolgu maddeleridir;

which may include starch or gelatin,

2:13

bunlar nişasta veya jelatin,

flavoring, and different colors.

2:16

aroma vericiler ve farklı renklendiriciler içerebilir.

Kelime

filler ingredients: haptaki etkisiz maddeler

Burada filler ingredients, hapa hacim, şekil, dayanıklılık, kaplama, renk veya tat kazandırmak için eklenen etkisiz maddeleri ifade eder. Bunlar ilacın amaçlanan ana etkisini oluşturan etkin maddeden farklıdır. Bu ifade işe yaramaz atık anlamına gelmez. Bu maddeler hapın nasıl üretildiğini ve kullanım deneyimini etkileyebilir; ayrıca belirli bir bileşen alerji veya intolerans nedeniyle hasta için önemli olabilir.

Alıştırma

“The label lists starch among the filler ingredients.” cümlesini okuyun. filler ingredients ne anlama geliyor?

  1. Yanlışlıkla hapın içinde bırakılmış hasarlı malzeme
  2. Hapın şekillenmesine veya tatlandırılmasına yardımcı olmak için kullanılan etkisiz maddeler
  3. Hapın amaçlanan ana etkisinden sorumlu tıbbi madde
Cevabı göster

Hapın şekillenmesine veya tatlandırılmasına yardımcı olmak için kullanılan etkisiz maddeler

So while they aren't exactly the same,

2:17

Yani birebir aynı olmasalar da

they are effectively the same. Kelime

2:20

pratikte aynıdırlar.

Kelime

effectively the same: pratikte aynı

“Effectively the same”, bazı ayrıntılar birebir aynı olmasa bile pratik etki veya önemli yönler bakımından aynı demektir. Cümle önce “aren't exactly the same” ile farklılıkları kabul eder, ardından “effectively” ile bu farklılıkların ana sonucu değiştirmediğini gösterir. Başka bağlamlarda, farklılıkların bulunduğu ancak işlev veya sonuç üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı durumlarda kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “her ayrıntısı özdeş olmasa da pratik etkisi aynı” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The two designs use different colors, but the user experience is ____.

Cevabı göster

effectively the same

And studies routinely prove that generic drugs

2:22

Araştırmalar da jenerik ilaçların

are as effective as the brand name. Dilbilgisi

2:24

markalı ilaçlar kadar etkili olduğunu sürekli kanıtlıyor.

Dilbilgisi

as effective as: … kadar etkili

X + be + as + adjective + as + Y yapısı, X ile Y'nin sıfatın belirttiği niteliğe eşit derecede sahip olduğunu anlatır. İlk “as” dereceyi işaretler, ikincisi ise karşılaştırma ölçütünü getirir; bu nedenle ikisi de gereklidir. Buradaki sıfat “effective” olduğundan iddia yalnızca etkililikle ilgilidir. Jenerik ve markalı ilaçların diğer her bakımdan özdeş olduğunu söylemez.

Alıştırma

Her boşluğa bir sözcük yazarak eşitlik yapısını tamamlayın: For daily tasks, the budget laptop is ____ reliable ____ the premium model.

Cevabı göster

as · as

In fact, some studies show that individuals are more likely

2:26

Hatta bazı araştırmalar, insanların

to stay on course with generic drugs Deyimler

2:29

jenerik ilaçlarla tedavi planına bağlı kalma olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor,

because of the lower cost.

2:31

çünkü bu ilaçlar daha ucuzdur.

Deyimler

stay on course with + bir plan veya tedavi

Stay on course with X bir yön bulma benzetmesi kullanır: course, önceden belirlenmiş bir rotadır. İfade, durmadan veya yön değiştirmeden X'i izlemeye devam etmek anlamına gelir. Burada düşük fiyat, insanların jenerik ilaçları önerildiği şekilde kullanmayı sürdürme olasılığını artırır. Kalıp stay on course with + isim öbeğidir. X genellikle bir plan, tedavi, rutin veya projedir. Bir derse kayıtlı kalmak ya da gerçek bir rota üzerinde ilerlemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki ifadeyle tamamlayın: Even when the lessons became difficult, Noor decided to ____ her study plan.

Cevabı göster

stay on course with

Of course, there are some very specific drugs Anlatım akışı

2:33

Elbette bazı çok özel ilaçlar

that have a narrow therapeutic index Kelime

2:35

dar bir terapötik indekse sahiptir

which require certain brands.

2:37

ve belirli markaların kullanılmasını gerektirir.

Anlatım akışı

Bir istisna sunan Of course

Bu cümlenin başındaki Of course yalnızca “açıkça” anlamına gelmez. Konuşmacının önceki genel görüşe kabul edilen bir istisna eklediğini gösterir: jenerik ilaçlar genellikle iyi sonuç verir, ancak az sayıdaki bazı ilaçlar belirli markaları gerektirebilir. Bir söylem belirteci olarak Of course, düşünceyi düzenlemeye yardımcı olur: önce genel bir görüş belirtilir, ardından bunun bir sınırı olduğu kabul edilir. Burada önceki görüşü iptal etmeden açıklamayı daha dengeli hâle getirir.

Alıştırma

Şu kısa görüşü okuyun: “Online tools are useful. Of course, they cannot replace every hands-on lesson.” Burada Of course ne işe yarıyor?

  1. Genel görüşe bir sınırlama getirir.
  2. Dersin değiştirilmesine izin verir.
  3. Sınırlamanın tartışılmayacak kadar açık olduğunu söyler.
  4. Zaman sırasındaki bir sonraki olayı tanıtır.
Cevabı göster

Genel görüşe bir sınırlama getirir.

Kelime

Narrow therapeutic index: küçük bir güvenlik payı

Bir ilacın narrow therapeutic index'e sahip olması, istenen yararı sağlayan doz veya yoğunluk ile zararlı ya da toksik etkilere yol açabilecek doz veya yoğunluk arasında yalnızca küçük bir fark bulunması demektir. Bu cümlede terim önemli bir istisnayı belirtir: böyle bir ilacın markasını veya formülasyonunu değiştirmek profesyonel değerlendirme gerektirebilir. İlacın zayıf olduğu veya yalnızca az sayıda hastalığı tedavi ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Tıbbi bir yönlendirmede bir ilacın narrow therapeutic index'e sahip olması ne anlama gelir?

  1. Etkili bir düzey ile potansiyel olarak zararlı bir düzey arasında yalnızca küçük bir pay vardır.
  2. İlaç yalnızca dar bir hastalık grubuna karşı etkilidir.
  3. İlaç henüz farklı dozlarda test edilmemiştir.
  4. İlaç sadece tek bir marka altında satıldığında etkilidir.
Cevabı göster

Etkili bir düzey ile potansiyel olarak zararlı bir düzey arasında yalnızca küçük bir pay vardır.

In these cases, a doctor can help you decide.

2:39

Bu durumlarda karar vermenize bir doktor yardımcı olabilir.

And yet, many people still remain skeptical. Anlatım akışı

2:42

Yine de pek çok kişi kuşkucu olmaya devam ediyor.

Anlatım akışı

And yet, ile beklenti ve gerçekliği karşılaştırmak

Cümle başındaki And yet, önceki bilgilerin yarattığı beklentiyle çelişen bir olguyu sunar. And yeni cümleyi önceki bilgiye bağlarken yet şaşırtıcı karşıtlığı belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp şudur: önce kanıt veya beklenti gelir; ardından And yet, ile bu beklentiye uymayan gerçek sunulur. Burada yet “buna rağmen” anlamındadır, “şu ana kadar” anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede yet, örnekteki And yet, ile aynı tür karşıtlık bağlayıcısı olarak kullanılmıştır?

  1. I haven't finished the plan yet.
  2. Has the plan started yet?
  3. The plan looked perfect. And yet, it failed.
  4. The plan is not ready yet.
Cevabı göster

The plan looked perfect. And yet, it failed.

In one study, participants were given painkillers

2:44

Bir araştırmada katılımcılara ağrı kesiciler verildi;

that were actually just blank placebo pills

2:47

bunlar aslında sadece etken madde içermeyen plasebo haplarıydı

and administered a small electric shock.

2:49

ve katılımcılara hafif bir elektrik şoku uygulandı.

When they were told that the pill cost 10 cents,

2:52

Hapın fiyatının 10 sent olduğu söylendiğinde,

only 61% of people felt pain relief.

2:54

insanların yalnızca %61'i ağrılarının hafiflediğini hissetti.

But if they were told that the pill cost $2.50,

2:57

Ancak hapın fiyatının 2,50 dolar olduğu söylendiğinde,

a whole 85.4% of participants claimed Notlar

3:00

katılımcıların tam %85,4'ü

to feel relief from the pain.

3:03

ağrılarının hafiflediğini söyledi.

Dilbilgisi

a whole 85.4%: Şaşırtıcı Derecede Yüksek Bir Oranı Vurgulamak

a whole 85.4% ifadesinde a whole, sayısal yüzdeden önce gelen bir vurgu unsurudur. 85,4'ü özellikle yüksek veya şaşırtıcı bir oran olarak sunar; whole burada yüzdenin “tam” olduğu anlamına gelmez. Bu kullanım, önceki %61'e göre artışı daha çarpıcı hâle getirir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp a whole + sayı, miktar veya süredir ve değer beklentiyi aştığında sıkça kullanılır.

Alıştırma

Beklenmedik ölçüde uzun süreyi vurgulayan iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The repair took ____ three weeks, although we expected it in three days.

Cevabı göster

a whole

Kelime

claimed to feel: Bir İddiayı Doğrulamadan Aktarmak

Claimed to feel, claim + to mastarı yapısını birleştirir. Ağrının hafiflemesini bağımsız olarak kanıtlanmış bir durum gibi sunmak yerine, bu deneyimi katılımcıların kendi ifadelerine bağlar. Claim tek başına onların yalan söylediği anlamına gelmez. Kanıtsal bir mesafe yaratır: yazar söylediklerini aktarırken doğruluğu veya nesnel durumu açıkta bırakır. Bu yapı haberlerde, araştırma özetlerinde ve tartışmalı anlatımlarda yararlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle bilgiyi bölge sakinlerine atfederken doğrulanmış bir gerçek gibi sunmaz?

  1. Residents heard an explosion before dawn.
  2. Residents claimed to hear an explosion before dawn.
  3. Investigators confirmed that residents heard an explosion before dawn.
Cevabı göster

Residents claimed to hear an explosion before dawn.

At the end of the day, generic products, Deyimler

3:05

Sonuç olarak jenerik ürünler,

whether food, drugs, or otherwise, Dilbilgisi

3:07

ister gıda, ister ilaç, ister başka bir şey olsun,

can be but aren't always equal

3:09

her zaman olmasa da

to their brand name counterpart.

3:11

markalı muadilleriyle eşdeğer olabilir.

Deyimler

Nihai değerlendirme belirteci olarak At the end of the day

At the end of the day, önemli gerçekler değerlendirildikten sonra konuşanın nihai yargısını sunan bir söylem belirtecidir. Burada jenerik ürünlerin markalı ürünlerle nasıl karşılaştırıldığına ilişkin ana sonucun geldiğini belirtir. Bu kullanım deyimseldir: “her şey göz önüne alındığında” veya “sonuçta” anlamına gelir; sözcüğü sözcüğüne “gün sona erdiğinde” demek değildir.

Alıştırma

Cümleyi “her şey değerlendirildikten sonra” anlamındaki söylem belirteciyle tamamlayın: ____, the safer route is worth the extra ten minutes.

Cevabı göster

At the end of the day

Dilbilgisi

Açık kategori listesi için whether A, B, or otherwise

Ara söz niteliğindeki whether A, B, or otherwise kalıbı, kapsamı belirtilen örneklerle sınırlamak yerine açık bir kategori listesi oluşturur. Burada whether food, drugs, or otherwise, “jenerik ürünler ister gıda ister ilaç ister başka herhangi bir türden olsun” anlamına gelir ve generic products ifadesini niteler. Bu kalıpta otherwise, “başka bir kategoriye ait” demektir. “Aksi takdirde” anlamındaki sonucu başlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede otherwise, açık uçlu bir listede belirtilmeyen kategorileri de kapsamak için kullanılmıştır?

  1. The rule applies to every visitor, whether a tourist, a contractor, or otherwise.
  2. The apartment is small but otherwise comfortable.
  3. Take an umbrella; otherwise, you may get wet.
Cevabı göster

The rule applies to every visitor, whether a tourist, a contractor, or otherwise.

So save those dollar bills and buy something special.

3:13

Öyleyse birkaç dolar biriktirin ve kendinize özel bir şey alın.

We actually put together our own taste test

3:16

Hatta kendi tadım testimizi de hazırladık.

to see if anyone could tell the difference

3:18

Bu testte, birilerinin farkı anlayıp anlayamayacağına baktık:

between their favorite brands and the generic counterpart

3:19

en sevdikleri markalarla jenerik muadilleri arasındaki farkı.

in our new AsapTHOUGHT video.

3:22

Test, yeni AsapTHOUGHT videomuzda yer alıyor.

Use the link in the description to see that video

3:24

Açıklamadaki bağlantıyı kullanarak o videoyu izleyin

and subscribe for more weekly science videos.

3:26

ve her hafta yeni bilim videoları için kanalımıza abone olun.