İnsanlara Karşı Nasıl Sakin Kalınır: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
780 kelime 174 kel/dk

Video özeti: Eylem ile niyeti ayırmak öfkeyi azaltır; gizli öz nefret düşmanca yorumları besler; görünmeyen acıyı hayal etmek şefkate götürür. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Kalıplaşmış ifade ve eşdizim "a distinction between what someone does and what they meant to do." ile gözlenen eylemi asıl niyetle karşılaştırın. 2. "just below the radar of conscious awareness," sözünü, fark edilmeden etkileyen bir örüntüyü anlatan deyim ve mecaz olarak kavrayın. 3. "look for the pin." sözünü konuşmacının yarattığı deyim ve mecaz olarak okuyun: kişiyi kötü saymak yerine, zarar verici davranışın ardındaki gizli acıyı arayın.

Bu derste

One of the most important ways to calm down is the power to hold on, even in challenging situations, Öbek fiiller

0:00

Sakinleşmenin en önemli yollarından biri, zorlu durumlarda bile,

Öbek fiiller

calm down: daha az gergin hâle gelmek

Calm down, “daha az gergin, heyecanlı veya öfkeli hâle gelmek” anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada güçlü bir duygusal tepkiden daha dengeli bir duruma geçişi anlatır; down fiziksel bir yönü göstermez. Bu cümlede to calm down, kişinin yapabileceği bir eylemi adlandırır. Burada geçişsizdir, yani nesnesi yoktur. Başka bir kişiyi sakinleştirmeyi anlatmak için nesneyi öbeğin ortasına koyun: calm someone down.

Alıştırma

Öbek fiili doğru parçacıkla tamamlayın: After the argument, Leo took a walk to calm ____.

Cevabı göster

down

Öbek fiiller

hold on: baskı altında devam etmek

Hold on ifadesinin birkaç yaygın anlamı vardır. Bu cümlede even in challenging situations ana ipucunu verir: Buradaki hold on, baskı bunu zorlaştırsa bile “devam etmek ve pes etmemek” anlamındadır. Bu, kararlılığı sürdürmek veya önemli bir yargıyı zihinde açık tutmakla ilgili mecazi bir kullanımdır. Bir şeyi fiziksel olarak kavramak anlamına gelmez ve konuşmada “bekle” anlamındaki emir de değildir.

Alıştırma

Hangi durumda hold on “devam etmek ve pes etmemek” anlamına gelir?

  1. Telefondaki biri karşısındakinden beklemesini istiyor: “Hold on while I check the schedule.”
  2. Bir koşucu kendini cesaretlendiriyor: “Hold on for one more minute.”
  3. Bir çocuk korkuluğu tutuyor: “Hold on to the rail.”
Cevabı göster

Bir koşucu kendini cesaretlendiriyor: “Hold on for one more minute.”

to a distinction between what someone does and what they meant to do. Kalıp ifadeler

0:07

birinin yaptığı şey ile yapmayı amaçladığı şey arasındaki ayrıma tutunabilme gücüdür.

Kalıp ifadeler

a distinction between A and B: A ile B arasındaki ayrım

a distinction between A and B kalıbı, birbiriyle ilişkili iki şeyi aynı saymak yerine aralarında önemli bir ayrım olduğunu gösterir. Burada A birinin gerçekte yaptığı şeyi, B ise yapmayı amaçladığı şeyi ifade eder. meant to do içindeki meant, «yapmayı amaçladı» demektir; «yapması gerekiyordu» ya da «yapması kaderinde vardı» demek değildir. Tam cümlede baştaki to, hold on to yapısına aittir; bu yapının nesnesi a distinction between... ifadesidir.

Alıştırma

Cümleyi a distinction between A and B kalıbıyla tamamlayın: We need to make ____ the written rule and its practical application.

Cevabı göster

a distinction between

In law,

0:13

Hukukta,

the difference is enshrined in the contrasting concepts of murder and manslaughter. Notlar

0:13

bu fark kasıtlı adam öldürme ve taksirle adam öldürme şeklindeki zıt kavramlarla güvence altına alınmıştır.

Kelime

enshrined in: resmen yerleşik hâle getirilmiş ve korunmuş

Enshrined in, bir şeyin yetkili bir sistem veya belgede resmen yerleşik hâle getirildiğini, korunduğunu ya da kalıcı biçimde ifade edildiğini anlatan resmî bir mecazdır. Burada eylem ile niyet arasındaki fark, murder ve manslaughter şeklindeki karşıt hukuk kavramları yoluyla hukuka yerleştirilmiştir. Bu ifade, bir şeyin fiziksel olarak bir tapınağa konduğunu anlatmaz. X is enshrined in Y yapısı, «X, Y içinde sağlam biçimde somutlaştırılmış veya koruma altına alınmıştır» şeklinde anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi «resmen yerleşik hâle getirilmiş ve korunmuş» anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The right to a fair trial is ____ the constitution.

Cevabı göster

enshrined in

Kültür

Murder ve manslaughter

Bu hukuki karşılaştırmada hem murder hem de manslaughter bir kişinin ölümüne neden olmayı içerir, ancak birbirinin yerine kullanılamaz. Murder genellikle kasıtlı bir öldürmeyi veya hukukun daha ağır gördüğü başka bir kusur düzeyini içerir. Manslaughter ise genellikle pervasız davranış ya da daha düşük bir kasıt düzeyi gibi nedenlerle murder’dan daha az kusurlu sayılan hukuka aykırı bir öldürmeyi kapsar. Kesin tanımlar ve kategoriler yargı çevresine göre değişir. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir şudur: Sonuç aynı, yani bir ölüm olsa bile niyet ve diğer koşullar sorumluluğu değiştirdiği için hukuki adlandırma da değişebilir.

Alıştırma

Bir haberde pervasız davranışın neden olduğu hukuka aykırı bir ölüm anlatılıyor, ancak öldürme kastı olmadığı belirtiliyor. Yerel hukuka bağlı olarak daha hafif öldürme kategorisini hangi terimin adlandırması daha olasıdır?

  1. manslaughter
  2. Tam olarak aynı anlama geldikleri için ikisi de
  3. murder
Cevabı göster

manslaughter

The result may be the same,

0:19

Sonuç aynı olabilir,

the body is inert in a pool of blood,

0:20

beden bir kan gölü içinde hareketsiz yatıyor olabilir,

but we collectively feel it makes a huge difference what the perpetrators intentions were. Dilbilgisi

0:22

ama failin niyetinin ne olduğunun çok büyük bir fark yarattığını hep birlikte hissederiz.

Dilbilgisi

It makes a huge difference what ... kalıbı

It makes a huge difference + what yan cümlesi kalıbı, what yan cümlesinin belirttiği bilginin bir sonucu, değerlendirmeyi veya kararı büyük ölçüde değiştirdiğini anlatır. Bu cümlede önemli etken, faillerin niyetleridir. It, sonradan gelen içeriği önceden temsil eden biçimsel öznedir. Daha uzun what yan cümlesi sonra gelir, fakat asıl içeriği taşır. Yan cümle, doğrudan soru dizilişini değil, what the perpetrators' intentions were örneğindeki gibi düz cümle dizilişini kullanır.

Alıştırma

Ekibin bulduğu kanıtların sonucu büyük ölçüde etkileyeceğini bu kalıpla doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. It makes a huge difference what evidence does the team find.
  2. It makes a huge difference what evidence the team finds.
  3. What evidence the team finds does it make a huge difference?
Cevabı göster

It makes a huge difference what evidence the team finds.

Motives are crucial,

0:28

Gerekçeler çok önemlidir,

but unfortunately,

0:30

ama ne yazık ki,

we're seldom very good at perceiving what motives happen to be involved in the incidents that frustrate us. Dilbilgisi

0:31

bizi hayal kırıklığına uğratan olaylarda hangi gerekçelerin rol oynadığını algılamakta nadiren çok iyiyizdir.

Dilbilgisi

happen to be involved in: tesadüfi bir bağlantıyı ifade etmek

happen to + fiilin yalın hâli yapısında happen, “meydana gelmek” anlamına gelmez. Bir gerçeği planlanmış bir durum olarak değil, tesadüfi, beklenmedik veya sonradan fark edilmiş bir durum olarak sunar. Burada happen to ifadesinden sonra yalın hâlde be gelir. be involved in ise “bir şeyle bağlantılı olmak veya onda rol almak” demektir. Özne what motives olduğundan ifade, hangi güdülerin bu can sıkıcı olaylarla tesadüfen bağlantılı olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi “beklenmedik biçimde … ile bağlantılıdır” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: It turns out that Leo ____ the museum project.

Cevabı göster

happens to be involved in

We're easily and wildly mistaken.

0:37

Kolayca ve fena halde yanılırız.

We see intention where there was none Dilbilgisi

0:40

Hiç niyetin olmadığı yerde niyet ararız

and escalate and confront when no strenuous or agitated responses are in fact warranted.

0:42

ve aslında hiçbir zorlayıcı veya telaşlı tepki gerekmezken olayları tırmandırır ve yüzleşiriz.

Dilbilgisi

We see intention where there was none: var olmayan bir şeyi görmek

see X where there was none kalıbı, “X gerçekte bulunmadığı hâlde bir durumda X'in var olduğuna inanmak” demektir. Özgün cümlede none, intention sözcüğüne gönderme yapar. Where burada fiziksel bir yerden çok yorumlanan durumu veya kanıtı tanıtır. Bu kalıp; aslında olmayan bir örüntü, tehdit, hakaret veya sorun görmek gibi aşırı yorumları eleştirmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Antrenörün gerçekte var olmayan bir eleştiri hayal ettiğini anlatan tam kalıpla cümleyi tamamlayın: The coach saw criticism ____.

Cevabı göster

where there was none

Part of the reason why we jump so readily to dark conclusions and see plots to insult and harm us Notlar

0:48

Karanlık sonuçlara bu kadar kolay varmamızın ve bize hakaret edip zarar verecek komplolar görmemizin nedeninin bir kısmı,

Deyimler

jump so readily to dark conclusions: karanlık sonuçlara bu kadar kolay atlamak

Jump to conclusions, yeterli kanıt olmadan neyin doğru olduğuna karar vermek anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki conclusions tarafsız değildir: dark sözcüğü bu sonuçları kuşkucu, kötümser veya zarar verme niyetlerine odaklı hâle getirir. So readily, bu zihinsel sıçramanın çok kolay ya da neredeyse hiç tereddüt etmeden gerçekleştiğini ekler. İfade bütünüyle, hemen en kötüsünü varsayma alışkanlığını eleştirir; fiziksel olarak sıçramayı anlatmaz.

Alıştırma

Bir yönetici bir dosyanın eksik olduğunu görür ve hemen bir çalışanın dosyayı bilerek sildiğini varsayar. Yöneticiyi en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The manager reached a careful conclusion after reviewing the evidence.
  2. The manager refused to draw any conclusion.
  3. The manager jumped too readily to dark conclusions.
Cevabı göster

The manager jumped too readily to dark conclusions.

is a rather poignant psychological phenomenon,

0:55

oldukça dokunaklı bir psikolojik olgudur,

self-hatred.

0:58

yani kendinden nefret etmektir.

Dilbilgisi

Part of the reason why ... is ...: “Nedenin bir kısmı ...” yapısı

Part of the reason why + yan cümle + is + neden yapısı, “bu duruma katkıda bulunan nedenlerden biri ...” anlamına gelir. Part of başka nedenlerin de bulunabileceğini gösterir; dolayısıyla iddia kesin ve mutlak değil, ölçülüdür. why yan cümlesi açıklanması gereken durumu belirtir: insanların hızla karanlık varsayımlar yapması ve kendilerine zarar vermeyi amaçlayan komplolar hayal etmesi. is sonrasındaki bilgi ise öne sürülen nedeni, yani kendinden nefret etmeyi belirtir. why yan cümlesi uzun olsa bile Part of the reason why ... is bütünü tek bir açıklama çerçevesidir.

Alıştırma

Katkıda bulunan bir nedeni sunan iki parçalı yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ people distrust the update ____ that the company explained it poorly.

Cevabı göster

Part of the reason why · is

The less we like ourselves, Dilbilgisi

0:59

Kendimizi ne kadar az seversek,

the more we appear in our own eyes as really rather plausible targets for mockery and harm. Kalıp ifadeler

1:01

kendi gözümüzde alay ve zarar görmek için o kadar makul hedefler olarak görünürüz.

Dilbilgisi

The less ..., the more ...: birbirine bağlı iki değişim

The less X, the more Y, eşleşmiş bir karşılaştırma kalıbıdır. X azaldıkça Y'nin arttığını ifade eder. Burada kendimizi daha az sevmemiz, kendimizi alay veya zarar için giderek daha inandırıcı hedefler olarak görmemizle ilişkilendirilir. İki the da bu kalıbın parçasıdır; belirli tanımlık değildir. In our own eyes, ikinci yargıyı öznel hâle getirir: Başkalarının bizi nesnel olarak nasıl gördüğünü değil, bizim kendimizi nasıl gördüğümüzü anlatır.

Alıştırma

Eşleşmiş karşılaştırma kalıbını tamamlayın: ____ sleep I get, ____ tired I feel the next day.

Cevabı göster

The less · the more

Kalıp ifadeler

plausible targets for mockery and harm: alay ve zarar için makul hedefler

Plausible targets for mockery and harm ifadesinde plausible, bu kişilerin hedef seçilmesinin inandırıcı veya anlaşılabilir göründüğü yargısını anlatır. Kişilerin kendilerinin güvenilir olduğu ya da alay ve zarar vermenin haklı olduğu anlamına gelmez. Target for + isim, targets for mockery, criticism, or attack örneklerinde olduğu gibi hedefe yöneltilebilecek eylemi veya muameleyi belirtir. Burada appear in our own eyes, bunun nesnel bir gerçek değil, kişinin kendisine dair algısı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Konuşan kişi zorbanın hatalı görüşünü aktarmak istiyor: Çocuk, alay etmek için inandırıcı bir seçim gibi görünüyor, ancak konuşan kişi zorbalığı onaylamıyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. To the bully, the child may seem like a plausible target for mockery.
  2. To the bully, the child may be an easy target for mockery.
  3. To the bully, the child may be a possible target for mockery.
Cevabı göster

To the bully, the child may seem like a plausible target for mockery.

Why would a drill have started up outside just as we were settling down to work? Notlar

1:07

Tam çalışmaya oturduğumuz sırada dışarıda neden bir matkap çalışmaya başlasın ki?

Dilbilgisi

Tam zaman çakışmasını gösteren just as

Bu cümlede just as, “tam …… olduğu anda” anlamına gelen bir zaman bağlayıcısıdır. Matkabın çalışmaya başlamasıyla grubun sakinleşip işe odaklanmaya başlamasını birbirine bağlar ve iki olayın neredeyse tam olarak aynı anda gerçekleştiğini vurgular. Bu yapı, bir olayın diğerini böldüğünü veya iki olayın aynı zamana denk geldiğini gösterebilir. Burada just, as sözcüğünün zaman anlamını daha kesin hâle getirir; “aynı şekilde” anlamına gelmez.

Alıştırma

Tam zaman çakışmasını göstermek için just as kullanın: The bell rang ____ I opened the door.

Cevabı göster

just as

Öbek fiiller

settling down to work: sakinleşip odaklanmak

Settle down to work; sakinleşmek, hazırlığını tamamlamak ve işe odaklanmaya başlamak demektir. were settling down ifadesindeki sürerlik yapısı, matkap çalışmaya başladığında bu değişimin hâlâ devam ettiğini gösterir. Burada to, etkinliği tanıtan bir edattır ve work etkinliği belirten bir isimdir. Aynı kalıpta bir fiil kullanıldığında fiil -ing biçimine girer: settle down to studying.

Alıştırma

settle down to ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: After the noisy break, we finally ____ our homework.

Cevabı göster

settled down to

Why did the email not arrive,

1:12

E-posta neden gelmedi,

even though we'll have to be in a meeting very soon?

1:14

çok yakında bir toplantıda olmamız gerekmesine rağmen?

Why would the phone operator be taking so long to find our details?

1:17

Telefon operatörü bilgilerimizi bulmak için neden bu kadar uzun süre bekliyor?

Because there is,

1:21

Çünkü,

logically enough,

1:21

oldukça mantıklı bir şekilde,

a plot against us,

1:23

bize karşı bir komplo var,

because we're appropriate targets for these kinds of things,

1:25

çünkü biz bu tür şeyler için uygun hedefleriz,

because we're the sort of people against whom disruptive drilling is legitimately likely to be directed.

1:28

çünkü biz rahatsız edici matkap seslerinin haklı olarak yöneltilebileceği türden insanlarız.

It's what we deserve.

1:34

Biz bunu hak ediyoruz.

When we carry a background excess of self-disgust around with us,

1:36

Kendimize karşı aşırı bir iğrenme duygusunu arka planda taşıdığımızda,

operating just below the radar of conscious awareness, Deyimler

1:40

ki bu bilinçli farkındalık radarının hemen altında çalışır,

we'll constantly seek confirmation from the wider world that we really are the worthless people we take ourselves to be. Dilbilgisi

1:44

dış dünyadan sürekli olarak, kendimizi sandığımız gibi değersiz insanlar olduğumuza dair bir onay ararız.

Deyimler

bilinçli farkındalık radarının hemen altında

Below the radar, kelime anlamıyla bir şeyin radar tarafından algılanamayacak kadar aşağıda olmasını ifade eder. Burada just below the radar of conscious awareness bir mecazdır: arka plandaki kendinden tiksinme duygusu etkilidir, ancak açık ve bilinçli farkındalığın hemen dışında kalır. of conscious awareness bölümü, bunu algılayamayan şeyi belirtir. Aynı imge, kişiyi etkileyen fakat açıkça fark edilmeyen bir duygu, alışkanlık veya etkiyi anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede just below the radar of conscious awareness ne anlama geliyor?

  1. Fiziksel bir radar cihazıyla ölçülebilir.
  2. Etkilidir, ancak bilinçli zihin tarafından açıkça fark edilmez.
  3. Dış dünyaya kasıtlı olarak duyurulmuştur.
Cevabı göster

Etkilidir, ancak bilinçli zihin tarafından açıkça fark edilmez.

Dilbilgisi

take ourselves to be: kendimizi ... sanmak

Take + nesne + to be + tamamlayıcı yapısı, nesnenin belirtilen kişi veya şey olduğuna inanmak ya da böyle olduğuna hükmetmek anlamına gelir. Ourselves dönüşlü zamirdir; bu nedenle take ourselves to be, kendimizin bir şey olduğuna inanmak demektir. İlgi cümleciği worthless people ifadesini fiilden önceye taşır: the worthless people we take ourselves to be. Temel anlamı we take ourselves to be worthless people şeklindedir. Buradaki take, taşımayı veya götürmeyi değil, bir yargıyı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi, ‘bizim ... olduğumuza inanmak’ anlamındaki vurgulanan ifadeyle tamamlayın: We ____ responsible people.

Cevabı göster

take ourselves to be

The expectation is almost always set in childhood,

1:50

Bu beklenti neredeyse her zaman çocuklukta oluşur,

where someone close to us is likely to have left us feeling dirty and culpable. Dilbilgisi

1:54

yakınımızdaki birinin bizi muhtemelen kirli ve suçlu hissettirdiği zamanlarda.

Dilbilgisi

is likely to have left us feeling: önceki bir nedeni ve sonucunu tahmin etme

is likely ifadesinin öznesi someone close to us bölümüdür. is likely to have left, şu anda yapılan bir değerlendirmeyle daha önceki bir eylemin muhtemel ama kesin olmadığını anlatır. Tamamlanmış mastar yapısı to have left, nedeni şu anki değerlendirmeden önceye yerleştirir. leave someone feeling + sıfat, “birinin olaydan sonra belli bir duygu içinde kalmasına neden olmak” demektir. Burada left, “ayrıldı” anlamında değildir; feeling dirty and culpable ortaya çıkan duygusal sonuçtur.

Alıştırma

Daha önceki muhtemel bir neden hakkında şu anda yapılan değerlendirmeyi göstermek için likely ve leave fiiliyle cümleyi tamamlayın: The long delay ____ everyone feeling frustrated.

Cevabı göster

is likely to have left

And as a result,

1:58

Ve sonuç olarak,

we now travel through society assuming the worst, Kalıp ifadeler

1:59

şimdi toplumda en kötüsünü varsayarak dolaşıyoruz,

Kalıp ifadeler

assuming the worst: en kötü beklentiyi sürdürmek

Assume the worst, yeterli kanıt olmadan en olumsuz sonucu veya yorumu beklemek demektir. En kötü şeyin gerçekleştiğine dair kanıtı değil, kötümser bir varsayımı anlatır. Burada assuming the worst, insanların toplum içinde ilerlerken taşıdığı tutumu açıklayan bir şimdiki zaman ortacı grubudur. “Hangi varsayımla?” sorusunu yanıtlar ve bu beklentinin eylemlerle birlikte sürdüğünü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi assume the worst deyiminin uygun biçimiyle tamamlayın: Without checking the facts, Nia was ____ when her friend did not answer.

Cevabı göster

assuming the worst

not because it's necessarily true or pleasant to do so, Dilbilgisi

2:02

bunu yapmak mutlaka doğru veya hoş olduğu için değil,

but because it feels familiar

2:05

tanıdık hissettirdiği için

and because we're the prisoners of past patterns we haven't yet understood. Deyimler

2:07

ve henüz anlamadığımız geçmiş kalıpların esiri olduğumuz için.

Dilbilgisi

not because A, but because B: bir nedeni reddedip gerçek nedeni verme

not because A, but because B yapısı önce açıklama olarak A'yı reddeder, ardından gerçek neden olarak B'yi verir. Burada not yalnızca ilk because yan cümlesini olumsuz yapar; açıklanan eylemin kendisini olumsuz yapmaz. Daha sonra gelen and because, but because ile birlikte bir gerçek neden daha ekler. Bu yapıyı yanlış anlaşılan bir nedeni düzeltmek ve asıl vurguyu but sonrasındaki nedene vermek için kullanabilirsin.

Alıştırma

Cümleyi not because ... but because yapısıyla tamamla: I stayed ____ I was afraid, ____ I wanted to help.

Cevabı göster

not because · but because

Deyimler

prisoners of past patterns ifadesinin mecaz anlamı

prisoners of past patterns ifadesinde prisoners mecazdır. İnsanlar gerçekten hapsedilmiş değildir; eski düşünme ve tepki verme biçimleri, sanki onları hapiste tutuyormuş gibi seçimlerini sınırlar. prisoner(s) of + soyut bir güç yapısı, o güç tarafından kuvvetle kontrol edilen veya kapana kısılmış birini anlatır. Buradaki past patterns, henüz fark edilmemiş veya anlaşılmamış, sonradan öğrenilmiş zihinsel ve duygusal alışkanlıklardır.

Alıştırma

Hangi cümlede prisoner of, soyut bir güç tarafından kontrol edilmek anlamında mecaz olarak kullanılmıştır?

  1. The prisoner of war was finally released.
  2. The prisoner walked back to his cell.
  3. He was a prisoner of his fear and never spoke up.
Cevabı göster

He was a prisoner of his fear and never spoke up.

We'd be so much calmer around adults

2:12

Yetişkinlerin yanında çok daha sakin olurduk

if we could resort to some of the unflustered poise we naturally use around children. Kelime

2:15

eğer çocukların yanında doğal olarak kullandığımız o telaşsız duruşun bir kısmına başvurabilseydik.

Kelime

resort to: bir yönteme başvurmak

Bu cümlede resort to, “bir şeye yönelip onu kullanmak” anlamına gelir. Başvurulan şey bir kişi ya da yer değil, sakin davranma biçimidir. Kalıp resort to + isim veya -ing biçimidir. Genellikle alışılmış yaklaşım kullanılamadığında ya da işe yaramadığında başka bir şeyin seçildiğini anlatır; ancak burada çaresizce başvurulan “son çare” anlamı güçlü değildir.

Alıştırma

Cümleyi “daha kolay seçenekler başarısız olduğunda bir yönteme yönelmek” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: After the simple fixes failed, the technicians had to ____ replacing the whole unit.

Cevabı göster

resort to

Kelime

unflustered poise: telaşsız soğukkanlılık

Unflustered poise, stresli veya rahatsız edici bir durumda bile dışarıdan görülebilen sakin, kontrollü bir özgüven demektir. Unflustered kişinin telaşlanmadığını veya kafasının karışmadığını anlatır; poise ise öz denetim ve dışarıdan görülen sakin bir duruş anlamını ekler. Burada ifade, insanların çocukların yanında doğal olarak gösterdiği dengeli tutumu anlatır. Yalnızca calm demekten daha kesin ve daha özenli bir ifadedir.

Alıştırma

Konuşan kişi, gergin bir mülakatta sakin kalan ve kendinden emin biçimde duruma hâkim görünen Lina’yı övmek istiyor. Hangi ifade en uygundur?

  1. calm
  2. composure
  3. unflustered poise
Cevabı göster

unflustered poise

Small children sometimes behave in really maddening ways.

2:21

Küçük çocuklar bazen gerçekten çıldırtıcı şekillerde davranırlar.

They scream at the person who's looking after them,

2:24

Kendilerine bakan kişiye bağırırlar,

angrily push away a bowl of animal pasta,

2:26

bir kase hayvan figürlü makarnayı öfkeyle itiverirler,

throw away something you've just fetched for them.

2:29

onlara az önce getirdiğiniz bir şeyi fırlatıp atarlar.

But we rarely feel personally agitated or wounded by their behavior.

2:32

Ama onların bu davranışları karşısında nadiren kişisel olarak sinirlenir veya inciniriz.

And the reason is that we don't assign a negative motive or mean intention to a small person. Kalıp ifadeler

2:36

Bunun nedeni ise, küçük bir insana olumsuz bir gerekçe veya kötü bir niyet atfetmememizdir.

Kalıp ifadeler

Assign a negative motive or mean intention to someone: birine olumsuz güdü veya kötü niyet atfetmek

Burada assign ... to, bir kişiye bir güdü veya niyet atfetmek, yani o kişinin davranışının arkasındaki nedenin bu olduğuna karar vermek anlamına gelir. Kanıtlanmış bir olgudan çok gözlemcinin yorumunu anlatır. Kalıp assign + motive/intention + to + person şeklindedir. Cümlede a negative motive ile mean intention, kişiye atfedilen paralel iki ögedir; a small person ise bu yargının yöneltildiği kişidir. Assign burada “görev vermek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hedef kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: Without more evidence, we shouldn't ____ the new student.

Cevabı göster

assign a negative motive to

We reach around for the most benevolent interpretations.

2:42

En iyi niyetli yorumlara uzanırız.

We probably think that they're just a bit tired

2:45

Muhtemelen sadece biraz yorgun olduklarını,

or their gums are sore

2:47

ya da diş etlerinin acıdığını,

or they're upset by the arrival of a younger sibling.

2:49

ya da küçük bir kardeşin gelişine üzüldüklerini düşünürüz.

We've got a large repertoire of alternative explanations ready in our heads Kalıp ifadeler

2:52

Kafamızda hazır bir sürü alternatif açıklama dağarcığımız vardır

Kalıp ifadeler

A large repertoire of alternative explanations: geniş ve kullanıma hazır bir alternatif açıklamalar repertuvarı

Bu cümlede a repertoire of explanations, insanların önceden bildiği ve gerektiğinde aklına getirip kullanabildiği bir açıklamalar bütünü demektir. Large, birçok alternatifin mevcut olduğunu gösterir. Repertoire sıklıkla şarkılar veya sahne eserleri için kullanılır, ancak beceriler, stratejiler, tepkiler ve kullanılabilen başka kümelerle de kullanılabilir. Yalnızca sayının çokluğunu değil, zamanla oluşturulmuş ve kullanıma hazır bir kaynağı anlatır.

Alıştırma

Hangi ifade, bir danışmanın gerektiğinde yararlanabileceği, zamanla edinilmiş bir stratejiler bütününü en güçlü biçimde anlatır?

  1. a wide range of strategies
  2. a repertoire of strategies
  3. a written list of strategies
Cevabı göster

a repertoire of strategies

and none of these lead us to panic or get terribly agitated.

2:56

ve bunların hiçbiri paniğe kapılmamıza ya da feci şekilde sinirlenmemize yol açmaz.

This is the reverse of what tends to happen around adults.

3:00

Bu, yetişkinlerin yanında olan bitenin tam tersidir.

Here we imagine that people have deliberately got us in their sights. Deyimler

3:04

Burada insanların kasten bizi gözlerine kestirdiğini hayal ederiz.

Deyimler

got us in their sights: birini hedefe koymak

have/get someone in your sights ifadesi, bir silahın nişangâhından hedefe nişan almaktan gelir. Mecaz anlamda yalnızca birini görmek değil, o kişiyi hedef olarak belirlemek ve ona karşı harekete geçmeye hazır olmak demektir. Burada have deliberately got us in their sights, konuşanları kasıtlı olarak seçilmiş ve istismar edilecek kişiler olarak gösterir. Kalıp have/get + kişi + in + iyelik bildiren sözcük + sights şeklindedir.

Alıştırma

Birisi “The rival company has us in its sights” dediğinde büyük olasılıkla neyi kasteder?

  1. Şirket yalnızca nasıl göründüğümüzü fark etti.
  2. Şirket aramızdaki mesafeyi ölçüyor.
  3. Şirket bizi hedef olarak seçti ve bize karşı harekete geçebilir.
Cevabı göster

Şirket bizi hedef olarak seçti ve bize karşı harekete geçebilir.

If someone edges in front of us in the airport queue,

3:07

Eğer biri havalimanı kuyruğunda önümüze geçerse,

it's natural to suppose that they've sized us up and have reasoned that they can safely take advantage of us. Notlar

3:10

bizi süzdüklerini ve bizden güvenle faydalanabileceklerine kanaat getirdiklerini varsaymak doğaldır.

Öbek fiiller

sized us up: birini hızla değerlendirmek

Size someone up, bir kişinin yeteneklerini, karakterini, güçlü ve zayıf yönlerini ya da durumunu gözlemleyip hızla değerlendirmek anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. Fiziksel boyutu ölçmeyi değil, bir yargıya varmayı anlatır. Nesne bir zamirse size ile up arasına konur: size us up denir, size up us denmez. Bu cümlede they've sized us up, konuşanları değerlendirdikleri ve bu değerlendirmeye dayanarak onları güvenle istismar edebilecekleri sonucuna vardıkları anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “onları hızla değerlendirmek” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Before the match, the coach watched the new players to ____.

Cevabı göster

size them up

Kalıp ifadeler

take advantage of us: birinden haksızca yararlanmak

Bu cümlede take advantage of us, “bizden haksızca yararlanmak” anlamına gelir. Hayal edilen karşı taraf, konuşanların muhtemelen direnmeyeceğine karar verdiği için onları risk almadan kötüye kullanabileceğini düşünür. take advantage of ifadesinden sonra bir kişi veya grup geldiğinde, bu ifade genellikle o kişilerin güvenini, zayıflığını, iyiliğini ya da bilgi eksikliğini kendi çıkarı için kullanmayı anlatır.

Alıştırma

“The scammer tried to take advantage of her because she was inexperienced,” cümlesinde take advantage of her ne anlama gelir?

  1. Onun deneyimsizliğini haksızca kullanmak
  2. Bir fırsatı iyi değerlendirmek
  3. Onun avantajlı olduğunu kabul etmek
Cevabı göster

Onun deneyimsizliğini haksızca kullanmak

They probably relish the thought of causing us a little distress. Kalıp ifadeler

3:15

Muhtemelen bize biraz sıkıntı verme düşüncesinden zevk alıyorlardır.

Kalıp ifadeler

relish the thought of: hayal edilen bir olaydan zevk almak

Burada relish the thought of, “bir şeyi hayal ederken büyük bir zevk veya heyecanlı bir beklenti duymak” anlamına gelir. Cümle, onların konuşan kişilerin rahatsızlığını hayal etmekten gerçekten hoşlanabileceklerini düşündürür ve bu da anlatıma belirgin biçimde eleştirel bir ton verir. Kalıp relish the thought of + isim veya -ing biçimidir. Altyazıda causing, of sonrasında gelen -ing biçimidir: relish the thought of causing us a little distress.

Alıştırma

Hangi cümle, onun bu olayı hayal ederken büyük zevk aldığını ifade eder ve kalıbı doğru kullanır?

  1. She accepts the thought of leading the parade.
  2. She relishes to lead the parade.
  3. She relishes the thought of leading the parade.
Cevabı göster

She relishes the thought of leading the parade.

But if we employ the infant model of interpretation,

3:19

Ancak bebekler için kullandığımız yorumlama modelini kullanırsak,

our first assumptions would be very different.

3:22

ilk varsayımlarımız çok farklı olurdu.

We'd think that maybe they didn't sleep well that night,

3:24

Belki o gece iyi uyuyamadıklarını,

have a sore knee,

3:26

dizlerinin ağrıdığını,

or have been upset by their lover.

3:27

ya da sevgililerine canlarının sıkıldığını düşünürdük.

The French philosopher Emile Auguste Chartier,

3:30

Fransız filozof Emile Auguste Chartier'nin,

known as Alain,

3:32

namıdiğer Alain,

was said to be the finest teacher in France in the first half of the 20th century, Dilbilgisi

3:33

20. yüzyılın ilk yarısında Fransa'daki en iyi öğretmen olduğu söylenirdi

Dilbilgisi

was said to be: Kaynağı belirtmeden bir ünü aktarmak

Was said to be, “özne + be fiilinin bir biçimi + said + to’lu mastar” yapısındaki edilgen bir aktarım kalıbıdır. Burada insanların Alain’i Fransa’nın en iyi öğretmeni olarak nitelediği anlatılır, ancak bunu söyleyenlerin kim olduğu belirtilmez. Bu yapı, yazarın doğrudan bir iddiada bulunması yerine bir ünü ya da iddiayı aktarır. Be fiilinin biçimi zamana ve özne uyumuna göre değişir (is said, was said); mastar ise aktarılan içeriği belirtir (to be, to have, to know).

Alıştırma

Dersimizdeki dört sözcüklü edilgen aktarım ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The explorer ____ the first person to cross the desert alone.

Cevabı göster

was said to be

and he developed a formula for calming himself and his pupils down in the face of irritating people. Kalıp ifadeler

3:37

ve sinir bozucu insanlarla karşılaştığında kendisini ve öğrencilerini sakinleştirmek için bir formül geliştirmişti.

Kalıp ifadeler

in the face of: Bir zorlukla karşı karşıyayken

In the face of + isim öbeği, zorlayıcı, tehdit edici veya cesaret kırıcı bir şeyle karşı karşıyayken anlamına gelir. Durumun yarattığı baskıyı ve kişinin buna verdiği tepkiyi öne çıkarır. Burada sinir bozucu insanlar, Alain ve öğrencilerinin sakin bir şekilde başa çıkması gereken zorluktur. Face sözcüğü gerçek anlamında değildir; öbek fiziksel bir konumu anlatmaz.

Alıştırma

Dersimizdeki “bir zorlukla karşı karşıyayken” anlamına gelen dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The coach remained patient ____ constant criticism.

Cevabı göster

in the face of

"Never say that people are evil,"

3:44

"Asla insanların kötü olduğunu söylemeyin,"

he wrote.

3:46

diye yazmıştı.

"You just need to look for the pin." Deyimler

3:47

"Sadece iğneyi aramanız gerekir."

Deyimler

Bağlam içinde kurulan “look for the pin” mecazı

Bu bölümde “look for the pin”, çevresindeki bağlamla oluşturulan bir mecazdır. “Pin”, bir kişiyi sürekli inciten gizli bir acı kaynağını temsil eder; gerçek bir iğne değildir. Bu söz, zalimce veya dehşet verici davranışların ötesine bakıp kişiyi itiyor olabilecek acıyı aramayı ister. Bu, İngilizcede yerleşik bir deyim değil, bağlam içinde oluşturulmuş bir mecazdır; dolayısıyla anlamı daha sonra gelen “the source of the agony” açıklamasından çıkarılır.

Alıştırma

Burada “look for the pin” okuyucudan ne yapmasını istiyor?

  1. Kişinin kaybettiği küçük bir metal nesneyi aramak.
  2. Kişinin zarar verici davranışını tetikliyor olabilecek gizli acıyı aramak.
  3. Kişiyle bağlantılı bir parola veya kod bulmak.
Cevabı göster

Kişinin zarar verici davranışını tetikliyor olabilecek gizli acıyı aramak.

What he meant was,

3:50

Kastettiği şey şuydu,

look for the source of the agony that drives a person to behave in appalling ways. Dilbilgisi

3:51

bir insanı dehşet verici şekillerde davranmaya iten ızdırabın kaynağını arayın.

Dilbilgisi

“drives a person to behave”: drive someone to do something kalıbı

“drives a person to behave” ifadesinde drive, “araç sürmek” değil, “güçlü biçimde itmek veya yöneltmek” anlamındadır. Kalıp drive + someone + to + fiilin yalın hâlidir. Burada agony neden, a person etkilenen kişi, behave ise ortaya çıkan eylemdir. Bu kalıp korku, acı, koşullar veya çaresizlikten doğan güçlü baskıyı vurgular. Tek başına kişinin fiziksel olarak zorlandığı, hiç seçeneği olmadığı ya da davranışından sorumlu tutulamayacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi drive + people + to kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: Constant noise can ____ lose focus.

Cevabı göster

drive people to

The calming thought is to imagine that they're suffering off stage in some area we can't see. Deyimler

3:56

Sakinleştirici olan düşünce, onların bizim göremediğimiz bir alanda, sahne arkasında acı çektiklerini hayal etmektir.

Deyimler

suffering off stage: toplumun gözünden gizlenen acı

Tiyatroda off stage, seyircinin göremediği sahne dışını ifade eder. Burada ise bir mecazdır: Bu kişiler, yaşamlarının veya zihinlerinin başkalarının göremediği özel bir bölümünde acı çekmektedir. Acı gerçektir; bir gösterinin parçası değildir. Sahne imgesi, görünen davranışlarla gizli deneyimleri karşılaştırır ve bir kişinin toplum içindeki davranışlarının onun acısını göstermeyebileceğini anlatır.

Alıştırma

“Maya jokes with everyone at school, but she may be suffering off stage,” cümlesinde “off stage” ne anlama gelir?

  1. yaşamının başkalarının göremediği özel bir bölümünde
  2. bir tiyatronun perdelerinin arkasında
  3. seyirci önünde acı çekiyormuş gibi yaparken
Cevabı göster

yaşamının başkalarının göremediği özel bir bölümünde

To be mature is to learn to imagine this zone of pain in spite of the lack of much available evidence. Notlar

4:02

Olgun olmak, elde pek fazla kanıt olmamasına rağmen bu acı bölgesini hayal etmeyi öğrenmektir.

Dilbilgisi

To be mature is to learn to imagine: bir niteliği eylemle tanımlamak

To be X is to do Y kalıbı, soyut bir niteliği onu gösteren bir eylem veya alışkanlıkla tanımlar. Bu cümlede To be mature özne, to learn to imagine this zone of pain ise olgunluğun neyi içerdiğini açıklayan özne tamamlayıcısıdır. İki ana bölüm de mastar grubudur. learn önündeki to bir amaç veya daha sonra gerçekleşecek bir olay bildirmez. Cümle eşitlik benzeri bir tanım kurar: Olgun olmak, kanıtlar sınırlı olsa bile gizli acıyı hayal etmeyi öğrenmek demektir.

Alıştırma

Cümleyi To be X is to do Y kalıbıyla tamamlayın: “____ a good teammate ____ listen when others speak.”

Cevabı göster

To be · is to

Kalıp ifadeler

in spite of + isim öbeği

In spite of, ana eylemi zor veya şaşırtıcı hâle getiren bir durumu belirtir. Burada, dayanılabilecek çok az kanıt olsa bile başka birinin acısını hayal etmeye çalışmak olgunluğun bir parçasıdır. Bu bir edat öbeğidir; bu nedenle ardından the lack of much available evidence gibi bir isim öbeği gelir. in spite of feeling unsure örneğindeki gibi bir -ing biçimi de gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi ödünleme bildiren üç sözcüklü edat ifadesiyle tamamlayın: The match continued ____ the heavy rain.

Cevabı göster

in spite of

They may not look as if they were maddened by an inner psychological ailment. Dilbilgisi

4:08

İçsel bir psikolojik rahatsızlık yüzünden çıldırmış gibi görünmeyebilirler.

Dilbilgisi

look as if they were maddened: çılgına dönmüş gibi görünmek

Look as if + cümlecik, doğrulanmış bir gerçeği değil, görünüşe dayalı bir izlenimi anlatır. Bu cümlede may not look as if, dışarıdan görülen davranışlarının içlerindeki soruna dair hiçbir belirti göstermeyebileceği anlamına gelir; acının varlığını inkâr etmez. They were maddened edilgen bir yapıdır: bir şey, yani içlerindeki psikolojik rahatsızlık, onların sıkıntılı veya mantıksız hâle gelmesinin nedeni olarak sunulur. İfade bütünüyle, başkalarının görebildiği şeylerle içeride yaşanıyor olabilecekleri ayırır.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? They may not look as if they were maddened by an inner psychological ailment.

  1. Kendilerine kesinlikle psikolojik bir hastalık tanısı konmuştur.
  2. Görünüşleri, onları etkileyen iç sıkıntıyı belli etmeyebilir.
  3. Bilerek sakinmiş gibi davranıyorlar.
Cevabı göster

Görünüşleri, onları etkileyen iç sıkıntıyı belli etmeyebilir.

They may seem chirpy and full of themselves, Deyimler

4:12

Neşeli ve kendilerinden emin görünebilirler,

Deyimler

full of themselves: kendini beğenmiş anlamındaki deyim

Bu cümlede full of themselves, kişinin kendinden aşırı derecede memnun veya kendini beğenmiş olması anlamına gelen bir deyimdir. Tutumlarını olumsuz biçimde değerlendirir; gerçekten kendi kendileriyle dolu oldukları anlamına gelmez. Dönüşlülük zamiri özneye uyar: full of myself, yourself, himself, herself, ourselves veya themselves. Böylece deyim farklı kişiler için kullanılabilir ve eleştirel anlamını korur.

Alıştırma

Hangi cümlede, kendisinden gereğinden fazla etkilenen birini eleştiren deyim kullanılmıştır?

  1. After the hike, Leo was full of energy.
  2. After one small win, Leo started acting full of himself.
  3. Leo felt confident because he had practiced.
Cevabı göster

After one small win, Leo started acting full of himself.

but the pin simply must be there or they would not be causing us harm. Dilbilgisi

4:15

ama o iğne kesinlikle orada olmalı, yoksa bize zarar vermezlerdi.

Dilbilgisi

must ... or ... would not: sonuçtan neden çıkarma

Burada must be bir emir anlatmaz. Güçlü bir çıkarım belirtir: zarar meydana geldiği için konuşan kişi, acının gizli kaynağı olduğu varsayılan iğnenin var olması gerektiği sonucuna ulaşır. or ile başlayan bölüm karşıolgusal bir sınama verir: iğne orada olmasaydı zarar vermiyor olurlardı. Kalıp X must be true, or Y would not be happening biçimindedir. Gözlemlenen bir sonuçtan olası nedene doğru geriye akıl yürütür; bu yüzden kesin kanıt değil, bir yorum sunar.

Alıştırma

Çıkarımı tam olarak must be ... or ... would not kalıbıyla tamamlayın: The heater ____, or the room ____ this warm.

Cevabı göster

must be on · would not be

When others madden us,

4:20

Başkaları bizi çıldırttığında,

we need to imagine the turmoil,

4:21

o kargaşayı,

disappointment,

4:23

hayal kırıklığını,

worry,

4:24

endişeyi,

and sadness beneath the aggressive surface. Deyimler

4:25

ve saldırgan görünümün altındaki hüznü hayal etmemiz gerekir.

Deyimler

beneath the aggressive surface ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede beneath mecaz anlamda kullanılır. The aggressive surface, diğer insanların görebildiği öfke veya düşmanlıktır; turmoil, disappointment, worry ve sadness ise bunun altında gizlenen duygular olarak düşünülür. Bu yüzey ve derinlik imgesi, görünen davranışın ötesine bakıp altında olabilecek duyguları düşünmemizi sağlar. Saldırganlığı empatiyle yorumlamayı önerir; her saldırgan kişinin tam olarak bu duygulara sahip olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Örnekte beneath the aggressive surface ne anlama geliyor?

  1. Saldırgan davranış tamamen sona erdikten sonra
  2. İnsanların görebildiği saldırganlığın arkasında gizli
  3. Bir kişinin derisinin fiziksel olarak altında
Cevabı göster

İnsanların görebildiği saldırganlığın arkasında gizli

We need to aim compassion in an unexpected place, Kalıp ifadeler

4:28

Şefkati beklenmedik bir yere yöneltmeliyiz,

at those who annoy us most.

4:32

bizi en çok kızdıranlara.

Kalıp ifadeler

aim compassion ... at someone yapısı

Aim compassion at someone, şefkati bir hedefe yöneltilebilen bir şey gibi ele alır. Burada, bizi en çok sinirlendiren kişilere saldırmak değil, onlara bilinçli olarak şefkat göstermek anlamına gelir. Kalıp aim + şey + at + hedef biçimindedir. In an unexpected place, hedef seçiminin şaşırtıcı olduğunu belirtir; at ise gerçek hedef olan those who annoy us most ifadesini tanıtır.

Alıştırma

aim ... at yön kalıbını tamamlayın: During the discussion, Mia tried to ____ her criticism ____ the plan, not the people.

Cevabı göster

aim · at

We must do that very strange thing,

4:34

O çok garip şeyi yapmalıyız,

move from anger to pity. Kalıp ifadeler

4:37

öfkeden acımaya geçmeliyiz.

Kalıp ifadeler

move from anger to pity: öfkeden merhamete geçmek

move from A to B kalıbı, bir durumdan, duygudan, konumdan veya aşamadan başka birine geçmek anlamına gelir. Burada fiziksel bir hareket yoktur: duygusal tepki öfkeden merhamete dönüşür. From başlangıç noktasını, to ise yeni noktayı belirtir. Bu cümlede pity, birinin gizli acısına duyulan merhameti ifade eder; alay veya küçümseme anlamına gelmez. Aynı kalıp fikirler, konular veya aşamalar arasındaki geçişi de gösterebilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi tam olarak move from X to Y kalıbıyla tamamlayın: After discussing what went wrong, the team needs to ____ blame ____ solutions.

Cevabı göster

move from · to