Telefonunuz Zaten Zihninizin Bir Parçası: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
517 kelime 189 kel/dk

Video özeti: telefon hafıza ve kimliğin uzantısıdır; hukuki emsaller gelecekteki gizliliği etkiler. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Thinking of your phone as an extension of yourself — Dil bilgisi: -ing özneyi ve kavramsal karşılaştırma kuran think of A as B kalıbını anlayın. 2. complicated brick structure of individual laws, each resting on what came before. — Mecazlı ifadeler: tuğla metaforuyla eski yasaların sonraki kararları nasıl taşıdığını görün. 3. slippery slope fallacy — Kültür ve bağlam: temelsiz sonuç zincirini emsal mekanizmasıyla desteklenen gelecek riskinden ayırın.

Bu derste

Thinking of your phone as an extension of yourself isn't crazy. Dilbilgisi

0:00

Telefonunuzu kendinizin bir uzantısı olarak düşünmek delilik değildir.

Dilbilgisi

Thinking of A as B: -ing yan cümleciğini özne olarak kullanma

Thinking of your phone as an extension of yourself şeklindeki -ing yan cümleciğinin tamamı, isn't crazy yükleminin öznesidir. Bir -ing yan cümleciği bir düşünceyi veya etkinliği adlandırabilir; bu nedenle cümle, telefonu bu şekilde görmeyi değerlendirir. Yan cümlecik içinde think of A as B, A'nın yalnızca akla gelmesi değil, A'yı B olarak görmek veya anlamak demektir. Özne olarak kullanılabilen kalıp Thinking of A as B + tekil fiil biçimindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede think of A as B içeren bir -ing yan cümleciği özne olarak doğru kullanılmıştır?

  1. Thinking the checklist as a guide makes the task easier.
  2. Thinking of the checklist a guide makes the task easier.
  3. Thinking of the checklist as a guide makes the task easier.
Cevabı göster

Thinking of the checklist as a guide makes the task easier.

To say that your phone knows more about you

0:03

Telefonunuzun sizin hakkınızda sizin bildiğinizden

than you know about you isn't an exaggeration. Anlatım akışı

0:05

daha fazlasını bildiğini söylemek abartı olmaz.

It's a statement of fact.

0:08

Bu somut bir gerçektir.

Anlatım akışı

isn't an exaggeration ... It's a statement of fact: düzeltici yeniden sınıflandırma

İddiadan sonra isn't an exaggeration daha zayıf bir tanımlamayı reddeder: düşünce yalnızca bir abartı değildir. It's a statement of fact ise hemen daha güçlü bir tanımlama getirir. Bu, düzeltici bir kalıptır: X değil, Y. Dinleyiciyi olası bir itirazdan konuşanın kesin sınıflandırmasına yönlendirir. Bir şeyi statement of fact olarak adlandırmak kesinlik ifade eder, ancak bu söz tek başına iddiayı kanıtlamaz.

Alıştırma

Konuşan kişi şu ifadede ne yapıyor: The delay isn't a small inconvenience. It's a serious risk.?

  1. Birbiriyle ilgisiz iki olguyu sıralar ve ilk tanımlamayı düzeltmez.
  2. Daha zayıf bir tanımlamayı reddeder ve yerine daha güçlü bir tanımlama getirir.
  3. Eşit derecede olası iki tanımlama sunarak belirsizlik gösterir.
Cevabı göster

Daha zayıf bir tanımlamayı reddeder ve yerine daha güçlü bir tanımlama getirir.

Do you remember your location every minute of every day?

0:10

Her günün her dakikasında nerede olduğunuzu hatırlıyor musunuz?

Do you remember what you said to your friend

0:13

Geçen artık yıl saat 10:47'de arkadaşınıza

last leap day at 10:47 word for word? Kalıp ifadeler

0:16

kelimesi kelimesine ne dediğinizi hatırlıyor musunuz?

Kalıp ifadeler

word for word: sözleri aynen tekrarlama

Word for word, yalnızca genel anlamı aktarmak yerine tamamen aynı sözcükleri aynı sırayla kullanmak demektir. Burada kişinin söylediği şeyi ne kadar doğru hatırlaması gerektiğini gösterir: Hatırlanan sözler özgün ifadeyle tamamen aynı olmalıdır.

Alıştırma

‘Tamamen aynı sözcükleri kullanarak’ anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: She repeated the witness's statement ____.

Cevabı göster

word for word

Yeah, of course not.

0:18

Evet, tabii ki hayır.

Hell, without photos

0:19

Kahretsin, fotoğraflar olmasa

entire holidays would slide out of your mind. Deyimler

0:20

koskoca tatiller aklınızdan uçup giderdi.

Deyimler

slide out of your mind: bir anının sessizce kaybolması

Slide out of your mind, bir anının yavaş yavaş ve sessizce kaybolmasını hareket yoluyla anlatan bir benzetmedir. Tatiller gerçek anlamda bir yere kaymaz. Burada without photos koşulu kurar, would ise hayal edilen sonucu verir: Sen fark etmeden bütün deneyimler hafızadan silinebilir. Slide fiili unutma sürecini yumuşak ve fark edilmesi zor gösterir.

Alıştırma

'Without a diary, those summer days might slide out of my mind,' cümlesinde slide out of my mind ne anlama gelir?

  1. O günler fiziksel olarak kayıp uzaklaşabilir.
  2. Bir randevuyu kısa süreliğine unutabilirim.
  3. Anılar ben fark etmeden yavaş yavaş kaybolabilir.
Cevabı göster

Anılar ben fark etmeden yavaş yavaş kaybolabilir.

While paperwork that tracks us has existed since papyrus

0:22

Bizi takip eden belgeler papirüsten beri var olsa da

without people feeling like those hieroglyphs

0:25

insanlar o hiyerogliflerin kelimenin tam anlamıyla

were literally an extension of the human mind.

0:27

insan zihninin bir uzantısı olduğunu düşünmüyorlardı.

A phone can hold the equivalent

0:29

Bir telefon, milyonlarca papirüs sayfasına

of millions of papyrus pages.

0:31

eşdeğer bilgiyi barındırabilir.

At some point

0:33

Bir noktadan sonra

a difference of amount becomes a difference of kind. Anlatım akışı

0:34

miktar farkı, tür farkına dönüşür.

Anlatım akışı

miktar farkı nitelik farkına dönüşür

“a difference of X becomes a difference of Y” paralel kalıbı, iddiayı nicelikten niteliğe geçiş olarak düzenler. “Amount” ne kadar ya da kaç tane olduğunu; “kind” ise yalnızca başka bir miktarı değil, şeyin niteliğini veya kategorisini belirtir. Cümle, yeterli niceliksel büyümeden sonra sonucun artık özgün şeyin yalnızca daha büyük bir sürümü gibi davranmadığını savunur. Tekrarlanan yapı, amount'tan kind'a geçişi akıl yürütmenin sonucu olarak öne çıkarır.

Alıştırma

“A difference of amount becomes a difference of kind” cümlesi ne iddia ediyor?

  1. Miktardaki her artış, özgün şeyle tamamen ilgisiz bir nesne yaratır.
  2. İki şey yalnızca birinde daha büyük bir sayı bulunduğu için farklıdır.
  3. Yeterli niceliksel değişim, niteliksel veya kategori düzeyinde bir değişim üretebilir.
Cevabı göster

Yeterli niceliksel değişim, niteliksel veya kategori düzeyinde bir değişim üretebilir.

Since you bought it,

0:37

Satın aldığınızdan beri,

how many hours has your phone

0:37

telefonunuz kaç saat

been more than an arm's reach away? Kalıp ifadeler

0:39

bir kol mesafesinden daha uzakta kaldı?

Kalıp ifadeler

bir kol mesafesi uzakta

An arm's reach, bir kolu uzatarak erişebileceğiniz yaklaşık mesafedir. “More than an arm's reach away” ifadesinin tamamında telefon, yakın ve kolayca alınabilecek bu bölgenin ötesindedir. Away, bir kişiden veya referans noktasından olan mesafeyi belirtir. Önceki more than, within arm's reach fikrini tersine çevirir: soru, telefonun hemen erişilebilecek kadar yakında olmadığı sürenin ne kadar olduğunu sorar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki away ile biten dört sözcüklük arm's-reach ifadesiyle tamamlayın: My notebook is only ____, so I can grab it without standing up.

Cevabı göster

an arm's reach away

Possibly zero.

0:41

Muhtemelen sıfır.

There's no other object like that in your life.

0:43

Hayatınızda buna benzer başka hiçbir nesne yok.

Given the choice to have someone read your mind Dilbilgisi

0:46

Birinin zihninizi okuması ile

or read your phone,

0:48

telefonunuzu okuması arasında bir seçim yapmanız istense,

if you seriously think about it,

0:49

eğer ciddi olarak düşünürseniz,

you'd probably pick the former.

0:50

muhtemelen ilkini seçerdiniz.

Dilbilgisi

Given the choice to ... you'd probably pick the former: varsayımsal bir seçim sunup ilkini seçmek

Given the choice to do A or (to) do B, yapılabilecek iki eylemi varsayımsal bir seçim olarak sunar. Birinin size gerçekten bir şey “verdiği” anlamına değil, “A ile B arasında seçim yapabilseydiniz” anlamına gelir. Ana cümlede, bu varsayımsal koşul altında verilmesi muhtemel kararı belirtmek için you'd kısaltmasındaki would kullanılır. The former iki seçeneğin ilkine, yani birinin zihninizi okumasına gönderme yapar; the latter ise ikinci seçeneği belirtirdi.

Alıştırma

Maya araba kullanmak yerine trene binmeyi tercih ediyor. Hangi cümle iki seçeneği bu sırayla doğru biçimde sunup onun muhtemel seçimini belirtir?

  1. Given the choice to take the train or drive, she'd probably pick the former.
  2. Given the choice to take the train or drive, she'd probably avoid the former.
  3. Given the choice to take the train or drive, she'd probably pick the latter.
Cevabı göster

Given the choice to take the train or drive, she'd probably pick the former.

Compared to what's in your phone,

0:52

Telefonunuzdakilerle kıyaslandığında,

your brain holds a tiny amount of information,

0:54

beyniniz çok küçük bir miktar bilgi tutar,

much of it wrong, Anlatım akışı

0:56

çoğu da yanlıştır,

all of it lossy.

0:58

hepsi de kayba uğramaya müsaittir.

Anlatım akışı

much of it wrong, all of it lossy: paralel yapıyla kapsamı genişletmek

İki kısa ifade, beyindeki bilgiye aynı biçimde ek açıklamalar getirir. Bu paralel yapıda tekrarlanan sözcükler atılır: much of it [is] wrong; all of it [is] lossy. of it ifadesini tekrarlayıp much yerine all kullanmak iddiayı güçlendirir: bilginin büyük bir bölümü yanlış olabilir, ancak tamamı bazı ayrıntıları kaybetmiştir. Lossy, veri sıkıştırma teriminden alınmıştır; burada her ayrıntıyı korumayan belleği anlatır.

Alıştırma

“much of it wrong, all of it lossy” yapısı ne anlatır?

  1. Bilginin tamamı yanlıştır ve yalnızca büyük bölümünde ayrıntı kaybı vardır.
  2. Yalnızca küçük bir bölüm yanlıştır ve hiçbirinde ayrıntı kaybı yoktur.
  3. Bilginin büyük bölümü yanlıştır ve tamamında bazı ayrıntılar kaybolmuştur.
Cevabı göster

Bilginin büyük bölümü yanlıştır ve tamamında bazı ayrıntılar kaybolmuştur.

It's easy to forget what kind of embarrassment your phone contains

0:59

Telefonunuzun ne tür utanç verici şeyler içerdiğini unutmak kolaydır

because it has so much you can't even remember,

1:02

çünkü içinde sizin bile hatırlayamadığınız kadar çok şey var,

as you discover when someone flips through a bunch of photos Öbek fiiller

1:05

birisinin güvenli sandığınız bir sürü fotoğrafa göz atarken

Öbek fiiller

Hızlıca göz atmak için flip through kullanımı

Bu cümlede flips through, her fotoğrafı dikkatle incelemeden bir grup fotoğrafa hızla, birinden diğerine geçerek bakmak demektir. Buradaki flip, flip through öbek fiilinin bir parçasıdır. Her fotoğrafı ters çevirmek veya arkasını döndürmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi flip through ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: While waiting for the dentist, Leo ____ a comic book without reading every page.

Cevabı göster

flipped through

you thought were safe but suddenly discover aren't. Dilbilgisi

1:08

aniden öyle olmadığını keşfetmeniz gibi.

Dilbilgisi

you thought were safe but suddenly discover aren't: ortak photos göndermesi ve düşürülen safe

Photos ismi iki bölümde de örtük olarak anlaşılır: photos [that] you thought were safe ve [that] you suddenly discover aren't safe. Her iki bölümde de düşünen veya fark eden kişi you, güvenli ya da güvensiz olarak nitelenen şey ise photos sözcüğüdür. İlgi belirteci that söylenmemiştir. Sondaki aren't, aren't safe anlamına gelir. Tekrarlanan safe sıfatının çıkarılması cümleyi daha kısa ve yoğun yapar; önceki inanç ile sonraki keşif arasındaki karşıtlığı da güçlendirir.

Alıştırma

“photos you thought were safe but suddenly discover aren't” ifadesinin anlamını hangi seçenek doğru biçimde açar?

  1. You thought the photos weren't safe, but you suddenly discover that they are safe.
  2. You thought the photos were safe, but you suddenly discover that the photos aren't safe.
  3. The photos thought you were safe, but they suddenly discover that you aren't safe.
Cevabı göster

You thought the photos were safe, but you suddenly discover that the photos aren't safe.

And while the phone now is an extension of the self,

1:11

Ve telefon artık benliğin bir uzantısı olsa da,

we all know where this is going. Deyimler

1:14

hepimiz işin nereye varacağını biliyoruz.

Deyimler

know where this is going: gidişatı öngörmek

Bu cümlede know where this is going, “mevcut durumun veya eğilimin nasıl gelişeceğini öngörebilmek” anlamına gelir. where fiziksel bir varış noktasını değil, beklenen sonucu belirtir. Konuşmadaki, hikâyedeki veya eğilimdeki işaretler muhtemel bir sonraki adımı gösterdiğinde bu kalıp sıkça kullanılır. Burada telefonlarla benlik arasındaki bağın güçlenmesi, birazdan gelecek tahminin kolayca öngörülebildiğini gösterir.

Alıştırma

“Bu durumun nasıl gelişeceğini öngörebilmek” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The coach is listing all our mistakes, and I ____.

Cevabı göster

know where this is going

A computer chip in your skull

1:15

Kafatasınızdaki bir bilgisayar çipi

will eventually be as quasi-mandatory as a phone is today Dilbilgisi

1:17

eninde sonunda bugünkü bir telefon kadar yarı zorunlu hale gelecek

Dilbilgisi

as quasi-mandatory as: niteleyiciyle eşitlik karşılaştırması

as + sıfat + as kalıbı iki şeyi aynı derece bakımından karşılaştırır. Burada gelecekteki bir çipin, günümüzde bir telefonun olduğu ölçüde zorunlu olmaya yaklaşacağı öngörülür. quasi- ön eki “neredeyse, fakat tamamen veya resmen değil” anlamına gelir. Bu nedenle quasi-mandatory, yasa veya kural gereği zorunlu olmayabilen, ancak beklenti ya da yarar nedeniyle neredeyse gerekli hissettiren bir şeyi anlatır.

Alıştırma

quasi-mandatory kullanarak eşitlik karşılaştırmasını tamamlayın: For many office workers, biometric login may become ____ email is today.

Cevabı göster

as quasi-mandatory as

and avoiding one will make you seem Amish. Notlar

1:21

ve bundan kaçınmak sizi Amiş gibi gösterecek.

Dilbilgisi

make you seem: make + nesne + yalın fiil

make you seem Amish ifadesinde make bir sonuca neden olmak anlamındadır, you nesnedir ve seem to almayan yalın fiildir. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada yapı, seni bilinçli olarak bir şey yapmaya zorlamak anlamına gelmez. Bir seçimin, başkalarının senin hakkındaki izlenimini etkilediğini anlatır. Bu etken yapıda seem önüne to getirilmez: make you seem kullanılır, make you to seem kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi make, nesne you ve to almayan yalın fiil seem ile tamamlayın: Wearing muddy shoes to the ceremony can ____ careless.

Cevabı göster

make you seem

Kültür

seem Amish ifadesinde Amish'in kültürel anlamı

Amish, Kuzey Amerika’da gerçekten yaşayan, sade hayat tarzıyla ve modern teknoloji konusunda topluluk içinde dikkatli kararlar almasıyla bilinen Hristiyan bir kültürel ve dinî grubun özel adıdır. Uygulamalar Amiş toplulukları arasında farklılık gösterir; bu nedenle Amish, eski moda veya bütün teknolojilere karşı anlamına gelen genel bir sıfat değildir. Bu cümlede seem Amish, abartılı bir kültürel benzetmedir. Çipi reddetmenin kişiyi teknoloji odaklı ana akım yaşamın çok dışında göstereceğini ima eder. Şaka, toplumsal baskıyı göstermek için yaygın bir imge kullanır; her Amiş kişiyi doğru biçimde tarif etmez.

Alıştırma

Değerlendirme: Yalnızca akıllı telefon kullanmamayı seçtiği için bir sınıf arkadaşına Amish demek saygılı ve doğru bir ifadedir.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

If we don't protect our most intimate digital devices

1:24

Eğer en mahrem dijital cihazlarımızı

as part of the self legally,

1:27

yasal olarak benliğimizin bir parçası olarak korumazsak,

we're going to be in some scary places in the future

1:29

gelecekte bazı korkutucu durumlara düşeceğiz

because the law is a complicated brick structure of individual laws, Deyimler

1:32

çünkü hukuk, her biri kendinden öncekine dayanan

each resting on what came before.

1:37

bireysel yasaların karmaşık bir tuğla yapısıdır.

Deyimler

Öncekilere dayanan tuğlalardan oluşan hukuk yapısı

Bu cümle, yapı kurma imgesini sürdüren bir metafor kullanır. Hukuk sistemi karmaşık bir tuğla yapı olarak gösterilirken tek tek yasalar bütünü oluşturan ayrı tuğlalar olarak düşünülür. Each resting on what came before, her yasanın daha eski yasalara ve hukuki emsallere dayandığı anlamına gelir; tıpkı bir tuğlanın altındaki tuğlalar tarafından desteklenmesi gibi. Sistem her defasında sıfırdan başlamak yerine birikerek gelişir.

Alıştırma

Yapı metaforu hukuk sistemi hakkında ne anlatıyor?

  1. Her yasanın ayrı olduğunu ve eski yasalara dayanmadığını söyler.
  2. Yasaların adliye binalarındaki tuğlaların üzerine yazıldığını söyler.
  3. Hukuk sistemini, önceki yasaların üzerine katman katman inşa edilmiş bir yapıya benzetir.
Cevabı göster

Hukuk sistemini, önceki yasaların üzerine katman katman inşa edilmiş bir yapıya benzetir.

This is why you hear lawyers argue

1:39

Avukatların 300 yıl önceki yasalara dayanarak

based on laws from 300 years ago.

1:41

tartıştıklarını duymanızın nedeni budur.

That's not by insanity, Anlatım akışı

1:43

Bu bir delilik değil,

but by design.

1:45

tasarımdır.

Anlatım akışı

not by X, but by Y ile neden açıklamasını düzeltmek

not by X, but by Y kalıbı önce bir açıklamayı reddeder, ardından onun yerine konuşanın asıl açıklamasını getirir. Burada by insanity reddedilen açıklamadır; by design ise bu uygulamanın hukuk sisteminin bilinçli bir özelliği olduğunu belirtir. Bu paralel karşıtlık, dinleyiciyi olası bir yanlış yargıdan gerçek nedene yönlendirir. Kısa ve vurguludur; bu nedenle bir eylemin, sonucun veya sistemin nedenini açıklama biçimini düzeltmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Aynı paralel kalıbı kullanarak düzeltmeyi tamamlayın: The unusual shape was chosen ____ chance, ____ design.

Cevabı göster

not by · but by

And it's why people freak out over court cases Öbek fiiller

1:46

Ve insanların yeni bir alana yeni bir tuğla koyan

Öbek fiiller

freak out over: bir şey yüzünden aşırı tepki vermek

Bu cümlede freak out, yoğun korku, telaş veya gerginlikle çok sert tepki vermek anlamındadır. over edatı bu tepkiye neden olan şeyi gösterir; bu yüzden over court cases, “mahkeme davaları yüzünden veya mahkeme davaları konusunda” demektir, “bitmiş” demek değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp freak out over + isim veya -ing biçimidir. Bu kalıp, sıradan bir endişeden çok daha güçlü ve daha az kontrollü bir tepki anlatır.

Alıştırma

Maya, defteri kayıp olduğu için aniden çok telaşlandı. Hangi cümle bu anlamı günlük bir tonla en iyi ifade eder?

  1. Maya forgot about her missing notebook.
  2. Maya freaked out over her missing notebook.
  3. Maya was mildly concerned about her missing notebook.
Cevabı göster

Maya freaked out over her missing notebook.

that lay down a new brick in a new area.

1:48

mahkeme davaları yüzünden çıldırmalarının nedeni de budur.

It's not about this brick.

1:51

Bu tuğlayla ilgili değil.

It's about what will inevitably

1:53

Kaçınılmaz olarak onun üzerine

be built on top of it.

1:55

neyin inşa edileceği ile ilgilidir.

To argue, don't worry, Dilbilgisi

1:57

Endişelenmeyin,

this law is just for this case this time

1:58

bu yasa bu seferlik sadece bu dava için demek,

is to argue against what the law is.

2:01

hukukun ne olduğuna karşı çıkmaktır.

Dilbilgisi

To argue X is to argue Y: mantıksal eşdeğerlik

To argue X is to argue Y kalıbı iki görüşü eşdeğer sayar. To argue X mastar öbeği öznedir; is to argue Y ise özne tamamlayıcısıdır. X iddiasını ortaya atmanın mantıksal olarak Y tutumunu benimsemekle aynı anlama geldiğini belirtir. Burada iki vurgulu bölüm arasındaki sözler incelenen iddiayı oluşturur. Bu nedenle baştaki To argue, “savunmak için” anlamında bir amaç ifadesi değildir; daha sonraki is to argue eşitliği tamamlar.

Alıştırma

Tam To argue X is to argue Y eşdeğerlik kalıbını tamamlayın: To argue that evidence never matters ____ argue against fact-checking.

Cevabı göster

is to

Like a chess player saying to his opponent, Anlatım akışı

2:04

Tıpkı bir satranç oyuncusunun rakibine,

this move isn't about future moves.

2:06

bu hamlenin gelecekteki hamlelerle ilgisi yok demesi gibi.

Anlatım akışı

Like a chess player saying...: bir savı benzetmeyle kurmak

Like burada bir benzetme kurar: Bir satranç oyuncusunun rakibine mevcut hamlenin sonraki hamlelerle hiçbir ilgisi olmadığını söylediğini düşünün. Bu benzetmede this move mevcut karara, future moves ise daha sonra gelebilecek kararlara karşılık gelir. Satranç sahnesi, soyut bir sonuç zincirini görmeyi kolaylaştırır. Bir hamle, sonrasında nelerin mümkün olduğunu değiştirdiği için bu benzetme, mevcut bir kararın gelecekteki etkilerinden ayrı düşünülemeyeceği yönündeki karşı çıkışı destekler.

Alıştırma

Satranç benzetmesi bu savda ne işe yarıyor?

  1. Konuyu hukuktan gerçek bir satranç maçının kurallarına çevirir.
  2. Gelecekteki kararların her zaman kesin olarak tahmin edilebileceğini söyler.
  3. Hukuki sonuçlarla ilgili soyut bir iddiayı, hamlelerin birbirine bağlı olduğu bir oyun sahnesine dönüştürür.
Cevabı göster

Hukuki sonuçlarla ilgili soyut bir iddiayı, hamlelerin birbirine bağlı olduğu bir oyun sahnesine dönüştürür.

That's not how this works.

2:08

İşler böyle yürümez.

That's not how any of this works. Ton ve niyet

2:09

Bunların hiçbiri böyle yürümez.

Ton ve niyet

That's not how any of this works: kapsamlı ve sert bir düzeltme

That's not how ... works, bir sürecin veya sistemin gerçekte nasıl işlediğinin yanlış anlaşıldığını söyleyerek bir açıklamayı reddeder. Burada any of this, reddetmenin kapsamını genişletir: Konuşan kişi küçük bir ayrıntıyı düzeltmek yerine karşısındakinin genel anlayışını geçersiz sayar. Cümle aynı zamanda bir tutum da taşır. Bu bağlamda karşı çıkışı kendinden emin ve sabırsız bir şekilde bitirir ve yaklaşık olarak “Bu konudaki anlayışının tamamı yanlış” anlamına gelir.

Alıştırma

Değerlendirme: Yeni bir iş arkadaşınız küçük bir hata yaptıktan sonra ona “That's not how any of this works.” diyorsunuz. Bu, kibar ve tarafsız bir düzeltme midir?

  1. Hayır; kapsamlı bir reddetmedir ve sabırsız veya küçümseyici gelebilir.
  2. Evet, kibar ve tarafsız bir düzeltmedir.
Cevabı göster

Hayır; kapsamlı bir reddetmedir ve sabırsız veya küçümseyici gelebilir.

300 years ago someone writes a law about papers in your house Dilbilgisi

2:11

300 yıl önce, kağıtların ve kitapların lüks olduğu

Dilbilgisi

300 years ago sonrasında writes: tarihsel şimdiki zaman

writes biçim olarak İngilizce geniş zamandadır, ancak 300 years ago yasanın yazılmasını geçmişe yerleştirir. Konuşmacı tarihsel şimdiki zamanı kullanır: geçmişteki bir olayı şimdiki zamanla anlatarak açıklamayı, olay adım adım gözümüzün önünde oluyormuş gibi canlı kılar. Olayın gerçekleştiği zaman değişmez. Bir öyküde ya da adım adım açıklamada geçmiş olaylar için şimdiki zaman biçimleri sürdürülebilir; nötr bir tarih anlatımında ise genellikle wrote kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede olay 300 years ago gerçekleştiği hâlde writes neden şimdiki zaman biçimindedir?

  1. Yasayı yazan kişinin her gün aynı yasayı yazdığını göstermek için.
  2. Açıklama ilerlerken geçmişteki olayı şimdi oluyormuş gibi hissettirmek için.
  3. Yasanın şu anda yazıldığını söylemek için.
Cevabı göster

Açıklama ilerlerken geçmişteki olayı şimdi oluyormuş gibi hissettirmek için.

at a time when papers and books were luxury items Notlar

2:14

ve nüfusun yarısının okuma yazma bilmediği bir dönemde

and half the population illiterate

2:16

birisi evinizdeki belgeler hakkında bir yasa yazar

Kalıp ifadeler

At a time when + arka plan koşulu

at a time when, when yan cümlesindeki koşulla tanımlanan bir dönemi anlatıma katar. Buradaki koşul, kâğıt ve kitapların lüks sayıldığı ve nüfusun yarısının okuyamadığı bir toplumu betimler. Saat üzerindeki belirli bir zamanı göstermez. Olay + at a time when + arka plan koşulu kalıbını kullanarak olayın yaşandığı dönemde dünyanın nasıl olduğunu gösterebilirsiniz.

Alıştırma

Hangi ifade cümleyi en iyi tamamlar ve sonraki yan cümleyi tarihsel arka plan olarak sunar? The hospital opened ___ few homes had electricity.

  1. at the clock when
  2. at a time when
  3. at a place where
Cevabı göster

at a time when

Dilbilgisi

“half the population illiterate” ifadesinde atılan “was”

Cümle, when yan tümcesinde iki durumu paralel biçimde bağlar: papers and books were luxury items ve half the population [was] illiterate. İkinci was söylenmese ve yazılmasa da paralel yapı sayesinde anlaşılır. Bu eksiltme, sıralamayı daha kısa ve etkileyici hâle getirir. Sıkıştırılmış paralel bir cümleyi okurken ilk bölümdeki bağlayıcı fiilin ikinci bölümü de tamamlayıp tamamlamadığına bakın.

Alıştırma

Bu cümlede “unable” sözcüğünden önce hangi fiil anlaşılmaktadır? It was an era when medicine was expensive and many people unable to see a doctor.

  1. had
  2. were
  3. did
Cevabı göster

were

and then it's applied to millions of intangible files on your phone,

2:18

ve sonra bu yasa, telefonunuzda hayatınızın her detayını toplu olarak

which in aggregate record every detail of your life. Kelime

2:21

kaydeden milyonlarca soyut dosyaya uygulanır.

Kelime

Resmî ifade “in aggregate”

In aggregate, “ayrı ayrı olan tüm unsurlar birlikte ele alındığında” anlamına gelir. Burada tek bir dosyanın bütün bir hayatı kaydetmesi gerekmez; milyonlarca dosya bir arada hayatın ayrıntılarını kaydedebilir. Bu ifade, bakış açısını tek tek unsurlardan bunların birleşik etkisine taşır. Cümlede record fiilini niteleyen zarf görevli bir ifadedir.

Alıştırma

Cümleyi “tüm değişiklikler birlikte ele alındığında” anlamındaki iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The changes are small, but ____ they significantly reduce energy use.

Cevabı göster

in aggregate

Maybe you think that's good,

2:24

Belki bunun iyi olduğunu düşünüyorsunuz,

maybe you don't,

2:26

belki de düşünmüyorsunuz,

but either way the modern law is built atop the old. Anlatım akışı

2:26

ama öyle ya da böyle modern hukuk eskisinin üzerine inşa edilmiştir.

Anlatım akışı

but either way: sonuç değişmeden kalır

Maybe you think that's good ve maybe you don't bölümleri birbirine zıt iki görüş sunar. But either way bu iki olasılık dalını kapatır ve sonraki ifadenin ikisinde de doğru olduğunu gösterir. Buradaki way, bir şeyi yapma ‘yöntemi’ değil, ‘olasılık’ veya ‘durum’ anlamındadır. Bu ifade, tartışılabilir bir görüşü o görüşe bağlı olmayan bir sonuçtan ayırır.

Alıştırma

Varış zamanının seçime göre değişmediğini gösteren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: We can take the bus or walk. ____, we'll arrive before noon.

Cevabı göster

Either way

And it's why people are right to be concerned

2:30

İşte bu yüzden insanların emsal teşkil eden

about each precedent-setting law Kelime

2:33

her bir yasa hakkında endişelenmekte haklı oldukları

Kelime

precedent-setting law: sonraki kararları şekillendiren yasa

Precedent-setting, ‘emsal oluşturan’ anlamına gelen birleşik bir sıfattır. precedent-setting olarak tanımlanan bir yasa, sonraki davalar, yasalar veya hukuk kuralları için bir referans ya da örnek olabilir; bu nedenle etkisi mevcut konunun ötesine geçebilir. Kısa çizgi, precedent ve setting sözcüklerinin law önünde birlikte tek bir sıfat gibi çalışmasını sağlar. Setting geleceğe yöneliktir: yasa bir emsal oluşturmaya yardımcı olur, yalnızca eski bir emsali izlemez.

Alıştırma

Yeni bir mahkeme kararı, gelecekteki benzer davalarda hâkimlere yol gösterecek. Bu kararı en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. a ruling based on an earlier precedent
  2. a record-setting ruling
  3. a precedent-setting ruling
Cevabı göster

a precedent-setting ruling

and why slippery slope fallacy does not apply here. Kültür

2:34

ve kaygan zemin safsatasının burada geçerli olmadığı gerçeği ortaya çıkar.

Kültür

Kaygan zemin safsatası

Kaygan zemin safsatası, zincirdeki bağlantılar yeterince desteklenmediği hâlde küçük bir adımın kaçınılmaz olarak giderek daha ciddi sonuçlar doğuracağını ileri sürer. Burada gelecekteki yasalardan söz etmek, argümanı otomatik olarak bu safsataya dönüştürmez. Argüman gerçek bir bağlantı mekanizmasına işaret eder: daha sonraki yasalar hukuki emsallere dayanabilir ve bu emsallere atıfta bulunabilir. Asıl soru, yalnızca gelecekteki bir zarardan söz edilip edilmediği değil, öngörülen zincirin güvenilir bağlantılara sahip olup olmadığıdır.

Alıştırma

Hangi durum kaygan zemin safsatasının en açık örneğidir?

  1. Sıcaklık donma noktasının altına düşerse dışarıda bırakılan su donabilir.
  2. Bir öğrencinin bir ödevi bir kez geç teslim etmesine izin verilirse yakında hiç kimse hiçbir teslim tarihine uymaz ve bütün okul ödev vermeyi bırakır.
  3. Hâkimler emsallere başvurabildiği için bir mahkeme kararı sonraki davaları etkileyebilir.
Cevabı göster

Bir öğrencinin bir ödevi bir kez geç teslim etmesine izin verilirse yakında hiç kimse hiçbir teslim tarihine uymaz ve bütün okul ödev vermeyi bırakır.

Thinking about today's law Anlatım akışı

2:38

Bugünün hukukunu düşünmek

is thinking about future law.

2:40

geleceğin hukukunu düşünmektir.

Anlatım akışı

Thinking about X is thinking about Y yapısı

Cümle, is ifadesinin iki yanında aynı kalıbı tekrarlar: Thinking about X is thinking about Y. today's law ile future law ifadelerinin eşleşen konumlara yerleştirilmesi paralellik oluşturur; böylece ana sonuç kısa ve akılda kalıcı hâle gelir. Buradaki is, sözcük anlamıyla özdeşliği değil, pratik bir bağlantıyı gösterir. Anlatılmak istenen, bugün yapılan bir yasayı değerlendirmenin o yasanın sonraki yasaları nasıl şekillendirebileceğini de düşünmeyi gerektirmesidir.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak Thinking about X is thinking about Y aynalı kalıbıyla tamamlayın: Thinking about today's energy use ____ tomorrow's climate.

Cevabı göster

is thinking about

And access to your phone today Anlatım akışı

2:42

Ve bugün telefonunuza erişim

is unavoidably about access to your mind tomorrow.

2:44

kaçınılmaz olarak yarın zihninize erişim demektir.

Anlatım akışı

Paralel çerçeve: access to ... today ... access to ... tomorrow

access to ifadesinin tekrarı paralel bir çerçeve kurar: access to your phone today ile access to your mind tomorrow karşı karşıya getirilir. Birbirine karşılık gelen hedefler ve zaman ifadeleri, düşünceyi günümüzdeki bir mahremiyet sorunundan gelecekteki bir soruna taşır. Buradaki is unavoidably about, bu sav içinde ilk meselenin ikincisinden ayrı düşünülemeyeceği anlamına gelir. Cümle, işin içindeki daha geniş ilke hakkında güçlü bir iddiayla biter; bugün bir telefonu kontrol etmenin kelimenin gerçek anlamıyla birinin zihnini okumayı sağladığını söylemez.

Alıştırma

Cümlenin son iddiasını nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama anlatıyor?

  1. Telefona erişimi ve zihne erişimi birbiriyle ilgisiz iki teknoloji konusu olarak sunar.
  2. access to ifadesini tekrarlar ve today ile tomorrow sözcüklerini karşılaştırarak bugünkü telefon mahremiyetini gelecekteki zihinsel mahremiyetle ilişkilendirir.
  3. Bir telefonun bugün bir insanın zihnini okuyabildiğini iddia eder.
Cevabı göster

access to ifadesini tekrarlar ve today ile tomorrow sözcüklerini karşılaştırarak bugünkü telefon mahremiyetini gelecekteki zihinsel mahremiyetle ilişkilendirir.