Telefonunuz Zaten Zihninizin Bir Parçası: İngilizce çalışma notları
CGP Grey
Video özeti: telefon hafıza ve kimliğin uzantısıdır; hukuki emsaller gelecekteki gizliliği etkiler. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Thinking of your phone as an extension of yourself — Dil bilgisi: -ing özneyi ve kavramsal karşılaştırma kuran think of A as B kalıbını anlayın. 2. complicated brick structure of individual laws, each resting on what came before. — Mecazlı ifadeler: tuğla metaforuyla eski yasaların sonraki kararları nasıl taşıdığını görün. 3. slippery slope fallacy — Kültür ve bağlam: temelsiz sonuç zincirini emsal mekanizmasıyla desteklenen gelecek riskinden ayırın.
Bu derste
Thinking of your phone as an extension of yourself isn't crazy. Dilbilgisi
0:00Telefonunuzu kendinizin bir uzantısı olarak düşünmek delilik değildir.
Thinking of A as B: -ing yan cümleciğini özne olarak kullanma
Thinking of your phone as an extension of yourself şeklindeki -ing yan cümleciğinin tamamı, isn't crazy yükleminin öznesidir. Bir -ing yan cümleciği bir düşünceyi veya etkinliği adlandırabilir; bu nedenle cümle, telefonu bu şekilde görmeyi değerlendirir. Yan cümlecik içinde think of A as B, A'nın yalnızca akla gelmesi değil, A'yı B olarak görmek veya anlamak demektir. Özne olarak kullanılabilen kalıp Thinking of A as B + tekil fiil biçimindedir.
Alıştırma
Hangi cümlede think of A as B içeren bir -ing yan cümleciği özne olarak doğru kullanılmıştır?
- Thinking the checklist as a guide makes the task easier.
- Thinking of the checklist a guide makes the task easier.
- Thinking of the checklist as a guide makes the task easier.
Cevabı göster
Thinking of the checklist as a guide makes the task easier.
than you know about you isn't an exaggeration. Anlatım akışı
0:05daha fazlasını bildiğini söylemek abartı olmaz.
isn't an exaggeration ... It's a statement of fact: düzeltici yeniden sınıflandırma
İddiadan sonra isn't an exaggeration daha zayıf bir tanımlamayı reddeder: düşünce yalnızca bir abartı değildir. It's a statement of fact ise hemen daha güçlü bir tanımlama getirir. Bu, düzeltici bir kalıptır: X değil, Y. Dinleyiciyi olası bir itirazdan konuşanın kesin sınıflandırmasına yönlendirir. Bir şeyi statement of fact olarak adlandırmak kesinlik ifade eder, ancak bu söz tek başına iddiayı kanıtlamaz.
Alıştırma
Konuşan kişi şu ifadede ne yapıyor: The delay isn't a small inconvenience. It's a serious risk.?
- Birbiriyle ilgisiz iki olguyu sıralar ve ilk tanımlamayı düzeltmez.
- Daha zayıf bir tanımlamayı reddeder ve yerine daha güçlü bir tanımlama getirir.
- Eşit derecede olası iki tanımlama sunarak belirsizlik gösterir.
Cevabı göster
Daha zayıf bir tanımlamayı reddeder ve yerine daha güçlü bir tanımlama getirir.
Do you remember your location every minute of every day?
0:10Her günün her dakikasında nerede olduğunuzu hatırlıyor musunuz?
last leap day at 10:47 word for word? Kalıp ifadeler
0:16kelimesi kelimesine ne dediğinizi hatırlıyor musunuz?
word for word: sözleri aynen tekrarlama
Word for word, yalnızca genel anlamı aktarmak yerine tamamen aynı sözcükleri aynı sırayla kullanmak demektir. Burada kişinin söylediği şeyi ne kadar doğru hatırlaması gerektiğini gösterir: Hatırlanan sözler özgün ifadeyle tamamen aynı olmalıdır.
Alıştırma
‘Tamamen aynı sözcükleri kullanarak’ anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: She repeated the witness's statement ____.
Cevabı göster
word for word
entire holidays would slide out of your mind. Deyimler
0:20koskoca tatiller aklınızdan uçup giderdi.
slide out of your mind: bir anının sessizce kaybolması
Slide out of your mind, bir anının yavaş yavaş ve sessizce kaybolmasını hareket yoluyla anlatan bir benzetmedir. Tatiller gerçek anlamda bir yere kaymaz. Burada without photos koşulu kurar, would ise hayal edilen sonucu verir: Sen fark etmeden bütün deneyimler hafızadan silinebilir. Slide fiili unutma sürecini yumuşak ve fark edilmesi zor gösterir.
Alıştırma
'Without a diary, those summer days might slide out of my mind,' cümlesinde slide out of my mind ne anlama gelir?
- O günler fiziksel olarak kayıp uzaklaşabilir.
- Bir randevuyu kısa süreliğine unutabilirim.
- Anılar ben fark etmeden yavaş yavaş kaybolabilir.
Cevabı göster
Anılar ben fark etmeden yavaş yavaş kaybolabilir.
While paperwork that tracks us has existed since papyrus
0:22Bizi takip eden belgeler papirüsten beri var olsa da
without people feeling like those hieroglyphs
0:25insanlar o hiyerogliflerin kelimenin tam anlamıyla
were literally an extension of the human mind.
0:27insan zihninin bir uzantısı olduğunu düşünmüyorlardı.
a difference of amount becomes a difference of kind. Anlatım akışı
0:34miktar farkı, tür farkına dönüşür.
miktar farkı nitelik farkına dönüşür
“a difference of X becomes a difference of Y” paralel kalıbı, iddiayı nicelikten niteliğe geçiş olarak düzenler. “Amount” ne kadar ya da kaç tane olduğunu; “kind” ise yalnızca başka bir miktarı değil, şeyin niteliğini veya kategorisini belirtir. Cümle, yeterli niceliksel büyümeden sonra sonucun artık özgün şeyin yalnızca daha büyük bir sürümü gibi davranmadığını savunur. Tekrarlanan yapı, amount'tan kind'a geçişi akıl yürütmenin sonucu olarak öne çıkarır.
Alıştırma
“A difference of amount becomes a difference of kind” cümlesi ne iddia ediyor?
- Miktardaki her artış, özgün şeyle tamamen ilgisiz bir nesne yaratır.
- İki şey yalnızca birinde daha büyük bir sayı bulunduğu için farklıdır.
- Yeterli niceliksel değişim, niteliksel veya kategori düzeyinde bir değişim üretebilir.
Cevabı göster
Yeterli niceliksel değişim, niteliksel veya kategori düzeyinde bir değişim üretebilir.
bir kol mesafesi uzakta
An arm's reach, bir kolu uzatarak erişebileceğiniz yaklaşık mesafedir. “More than an arm's reach away” ifadesinin tamamında telefon, yakın ve kolayca alınabilecek bu bölgenin ötesindedir. Away, bir kişiden veya referans noktasından olan mesafeyi belirtir. Önceki more than, within arm's reach fikrini tersine çevirir: soru, telefonun hemen erişilebilecek kadar yakında olmadığı sürenin ne kadar olduğunu sorar.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki away ile biten dört sözcüklük arm's-reach ifadesiyle tamamlayın: My notebook is only ____, so I can grab it without standing up.
Cevabı göster
an arm's reach away
There's no other object like that in your life.
0:43Hayatınızda buna benzer başka hiçbir nesne yok.
Given the choice to ... you'd probably pick the former: varsayımsal bir seçim sunup ilkini seçmek
Given the choice to do A or (to) do B, yapılabilecek iki eylemi varsayımsal bir seçim olarak sunar. Birinin size gerçekten bir şey “verdiği” anlamına değil, “A ile B arasında seçim yapabilseydiniz” anlamına gelir. Ana cümlede, bu varsayımsal koşul altında verilmesi muhtemel kararı belirtmek için you'd kısaltmasındaki would kullanılır. The former iki seçeneğin ilkine, yani birinin zihninizi okumasına gönderme yapar; the latter ise ikinci seçeneği belirtirdi.
Alıştırma
Maya araba kullanmak yerine trene binmeyi tercih ediyor. Hangi cümle iki seçeneği bu sırayla doğru biçimde sunup onun muhtemel seçimini belirtir?
- Given the choice to take the train or drive, she'd probably pick the former.
- Given the choice to take the train or drive, she'd probably avoid the former.
- Given the choice to take the train or drive, she'd probably pick the latter.
Cevabı göster
Given the choice to take the train or drive, she'd probably pick the former.
much of it wrong, all of it lossy: paralel yapıyla kapsamı genişletmek
İki kısa ifade, beyindeki bilgiye aynı biçimde ek açıklamalar getirir. Bu paralel yapıda tekrarlanan sözcükler atılır: much of it [is] wrong; all of it [is] lossy. of it ifadesini tekrarlayıp much yerine all kullanmak iddiayı güçlendirir: bilginin büyük bir bölümü yanlış olabilir, ancak tamamı bazı ayrıntıları kaybetmiştir. Lossy, veri sıkıştırma teriminden alınmıştır; burada her ayrıntıyı korumayan belleği anlatır.
Alıştırma
“much of it wrong, all of it lossy” yapısı ne anlatır?
- Bilginin tamamı yanlıştır ve yalnızca büyük bölümünde ayrıntı kaybı vardır.
- Yalnızca küçük bir bölüm yanlıştır ve hiçbirinde ayrıntı kaybı yoktur.
- Bilginin büyük bölümü yanlıştır ve tamamında bazı ayrıntılar kaybolmuştur.
Cevabı göster
Bilginin büyük bölümü yanlıştır ve tamamında bazı ayrıntılar kaybolmuştur.
It's easy to forget what kind of embarrassment your phone contains
0:59Telefonunuzun ne tür utanç verici şeyler içerdiğini unutmak kolaydır
because it has so much you can't even remember,
1:02çünkü içinde sizin bile hatırlayamadığınız kadar çok şey var,
as you discover when someone flips through a bunch of photos Öbek fiiller
1:05birisinin güvenli sandığınız bir sürü fotoğrafa göz atarken
Hızlıca göz atmak için flip through kullanımı
Bu cümlede flips through, her fotoğrafı dikkatle incelemeden bir grup fotoğrafa hızla, birinden diğerine geçerek bakmak demektir. Buradaki flip, flip through öbek fiilinin bir parçasıdır. Her fotoğrafı ters çevirmek veya arkasını döndürmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi flip through ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: While waiting for the dentist, Leo ____ a comic book without reading every page.
Cevabı göster
flipped through
you thought were safe but suddenly discover aren't. Dilbilgisi
1:08aniden öyle olmadığını keşfetmeniz gibi.
you thought were safe but suddenly discover aren't: ortak photos göndermesi ve düşürülen safe
Photos ismi iki bölümde de örtük olarak anlaşılır: photos [that] you thought were safe ve [that] you suddenly discover aren't safe. Her iki bölümde de düşünen veya fark eden kişi you, güvenli ya da güvensiz olarak nitelenen şey ise photos sözcüğüdür. İlgi belirteci that söylenmemiştir. Sondaki aren't, aren't safe anlamına gelir. Tekrarlanan safe sıfatının çıkarılması cümleyi daha kısa ve yoğun yapar; önceki inanç ile sonraki keşif arasındaki karşıtlığı da güçlendirir.
Alıştırma
“photos you thought were safe but suddenly discover aren't” ifadesinin anlamını hangi seçenek doğru biçimde açar?
- You thought the photos weren't safe, but you suddenly discover that they are safe.
- You thought the photos were safe, but you suddenly discover that the photos aren't safe.
- The photos thought you were safe, but they suddenly discover that you aren't safe.
Cevabı göster
You thought the photos were safe, but you suddenly discover that the photos aren't safe.
And while the phone now is an extension of the self,
1:11Ve telefon artık benliğin bir uzantısı olsa da,
know where this is going: gidişatı öngörmek
Bu cümlede know where this is going, “mevcut durumun veya eğilimin nasıl gelişeceğini öngörebilmek” anlamına gelir. where fiziksel bir varış noktasını değil, beklenen sonucu belirtir. Konuşmadaki, hikâyedeki veya eğilimdeki işaretler muhtemel bir sonraki adımı gösterdiğinde bu kalıp sıkça kullanılır. Burada telefonlarla benlik arasındaki bağın güçlenmesi, birazdan gelecek tahminin kolayca öngörülebildiğini gösterir.
Alıştırma
“Bu durumun nasıl gelişeceğini öngörebilmek” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The coach is listing all our mistakes, and I ____.
Cevabı göster
know where this is going
will eventually be as quasi-mandatory as a phone is today Dilbilgisi
1:17eninde sonunda bugünkü bir telefon kadar yarı zorunlu hale gelecek
as quasi-mandatory as: niteleyiciyle eşitlik karşılaştırması
as + sıfat + as kalıbı iki şeyi aynı derece bakımından karşılaştırır. Burada gelecekteki bir çipin, günümüzde bir telefonun olduğu ölçüde zorunlu olmaya yaklaşacağı öngörülür. quasi- ön eki “neredeyse, fakat tamamen veya resmen değil” anlamına gelir. Bu nedenle quasi-mandatory, yasa veya kural gereği zorunlu olmayabilen, ancak beklenti ya da yarar nedeniyle neredeyse gerekli hissettiren bir şeyi anlatır.
Alıştırma
quasi-mandatory kullanarak eşitlik karşılaştırmasını tamamlayın: For many office workers, biometric login may become ____ email is today.
Cevabı göster
as quasi-mandatory as
and avoiding one will make you seem Amish. Notlar
1:21ve bundan kaçınmak sizi Amiş gibi gösterecek.
make you seem: make + nesne + yalın fiil
make you seem Amish ifadesinde make bir sonuca neden olmak anlamındadır, you nesnedir ve seem to almayan yalın fiildir. Yapı make + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada yapı, seni bilinçli olarak bir şey yapmaya zorlamak anlamına gelmez. Bir seçimin, başkalarının senin hakkındaki izlenimini etkilediğini anlatır. Bu etken yapıda seem önüne to getirilmez: make you seem kullanılır, make you to seem kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi make, nesne you ve to almayan yalın fiil seem ile tamamlayın: Wearing muddy shoes to the ceremony can ____ careless.
Cevabı göster
make you seem
seem Amish ifadesinde Amish'in kültürel anlamı
Amish, Kuzey Amerika’da gerçekten yaşayan, sade hayat tarzıyla ve modern teknoloji konusunda topluluk içinde dikkatli kararlar almasıyla bilinen Hristiyan bir kültürel ve dinî grubun özel adıdır. Uygulamalar Amiş toplulukları arasında farklılık gösterir; bu nedenle Amish, eski moda veya bütün teknolojilere karşı anlamına gelen genel bir sıfat değildir. Bu cümlede seem Amish, abartılı bir kültürel benzetmedir. Çipi reddetmenin kişiyi teknoloji odaklı ana akım yaşamın çok dışında göstereceğini ima eder. Şaka, toplumsal baskıyı göstermek için yaygın bir imge kullanır; her Amiş kişiyi doğru biçimde tarif etmez.
Alıştırma
Değerlendirme: Yalnızca akıllı telefon kullanmamayı seçtiği için bir sınıf arkadaşına Amish demek saygılı ve doğru bir ifadedir.
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
we're going to be in some scary places in the future
1:29gelecekte bazı korkutucu durumlara düşeceğiz
Öncekilere dayanan tuğlalardan oluşan hukuk yapısı
Bu cümle, yapı kurma imgesini sürdüren bir metafor kullanır. Hukuk sistemi karmaşık bir tuğla yapı olarak gösterilirken tek tek yasalar bütünü oluşturan ayrı tuğlalar olarak düşünülür. Each resting on what came before, her yasanın daha eski yasalara ve hukuki emsallere dayandığı anlamına gelir; tıpkı bir tuğlanın altındaki tuğlalar tarafından desteklenmesi gibi. Sistem her defasında sıfırdan başlamak yerine birikerek gelişir.
Alıştırma
Yapı metaforu hukuk sistemi hakkında ne anlatıyor?
- Her yasanın ayrı olduğunu ve eski yasalara dayanmadığını söyler.
- Yasaların adliye binalarındaki tuğlaların üzerine yazıldığını söyler.
- Hukuk sistemini, önceki yasaların üzerine katman katman inşa edilmiş bir yapıya benzetir.
Cevabı göster
Hukuk sistemini, önceki yasaların üzerine katman katman inşa edilmiş bir yapıya benzetir.
not by X, but by Y ile neden açıklamasını düzeltmek
not by X, but by Y kalıbı önce bir açıklamayı reddeder, ardından onun yerine konuşanın asıl açıklamasını getirir. Burada by insanity reddedilen açıklamadır; by design ise bu uygulamanın hukuk sisteminin bilinçli bir özelliği olduğunu belirtir. Bu paralel karşıtlık, dinleyiciyi olası bir yanlış yargıdan gerçek nedene yönlendirir. Kısa ve vurguludur; bu nedenle bir eylemin, sonucun veya sistemin nedenini açıklama biçimini düzeltmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Aynı paralel kalıbı kullanarak düzeltmeyi tamamlayın: The unusual shape was chosen ____ chance, ____ design.
Cevabı göster
not by · but by
And it's why people freak out over court cases Öbek fiiller
1:46Ve insanların yeni bir alana yeni bir tuğla koyan
freak out over: bir şey yüzünden aşırı tepki vermek
Bu cümlede freak out, yoğun korku, telaş veya gerginlikle çok sert tepki vermek anlamındadır. over edatı bu tepkiye neden olan şeyi gösterir; bu yüzden over court cases, “mahkeme davaları yüzünden veya mahkeme davaları konusunda” demektir, “bitmiş” demek değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp freak out over + isim veya -ing biçimidir. Bu kalıp, sıradan bir endişeden çok daha güçlü ve daha az kontrollü bir tepki anlatır.
Alıştırma
Maya, defteri kayıp olduğu için aniden çok telaşlandı. Hangi cümle bu anlamı günlük bir tonla en iyi ifade eder?
- Maya forgot about her missing notebook.
- Maya freaked out over her missing notebook.
- Maya was mildly concerned about her missing notebook.
Cevabı göster
Maya freaked out over her missing notebook.
that lay down a new brick in a new area.
1:48mahkeme davaları yüzünden çıldırmalarının nedeni de budur.
To argue X is to argue Y: mantıksal eşdeğerlik
To argue X is to argue Y kalıbı iki görüşü eşdeğer sayar. To argue X mastar öbeği öznedir; is to argue Y ise özne tamamlayıcısıdır. X iddiasını ortaya atmanın mantıksal olarak Y tutumunu benimsemekle aynı anlama geldiğini belirtir. Burada iki vurgulu bölüm arasındaki sözler incelenen iddiayı oluşturur. Bu nedenle baştaki To argue, “savunmak için” anlamında bir amaç ifadesi değildir; daha sonraki is to argue eşitliği tamamlar.
Alıştırma
Tam To argue X is to argue Y eşdeğerlik kalıbını tamamlayın: To argue that evidence never matters ____ argue against fact-checking.
Cevabı göster
is to
Like a chess player saying to his opponent, Anlatım akışı
2:04Tıpkı bir satranç oyuncusunun rakibine,
Like a chess player saying...: bir savı benzetmeyle kurmak
Like burada bir benzetme kurar: Bir satranç oyuncusunun rakibine mevcut hamlenin sonraki hamlelerle hiçbir ilgisi olmadığını söylediğini düşünün. Bu benzetmede this move mevcut karara, future moves ise daha sonra gelebilecek kararlara karşılık gelir. Satranç sahnesi, soyut bir sonuç zincirini görmeyi kolaylaştırır. Bir hamle, sonrasında nelerin mümkün olduğunu değiştirdiği için bu benzetme, mevcut bir kararın gelecekteki etkilerinden ayrı düşünülemeyeceği yönündeki karşı çıkışı destekler.
Alıştırma
Satranç benzetmesi bu savda ne işe yarıyor?
- Konuyu hukuktan gerçek bir satranç maçının kurallarına çevirir.
- Gelecekteki kararların her zaman kesin olarak tahmin edilebileceğini söyler.
- Hukuki sonuçlarla ilgili soyut bir iddiayı, hamlelerin birbirine bağlı olduğu bir oyun sahnesine dönüştürür.
Cevabı göster
Hukuki sonuçlarla ilgili soyut bir iddiayı, hamlelerin birbirine bağlı olduğu bir oyun sahnesine dönüştürür.
That's not how any of this works: kapsamlı ve sert bir düzeltme
That's not how ... works, bir sürecin veya sistemin gerçekte nasıl işlediğinin yanlış anlaşıldığını söyleyerek bir açıklamayı reddeder. Burada any of this, reddetmenin kapsamını genişletir: Konuşan kişi küçük bir ayrıntıyı düzeltmek yerine karşısındakinin genel anlayışını geçersiz sayar. Cümle aynı zamanda bir tutum da taşır. Bu bağlamda karşı çıkışı kendinden emin ve sabırsız bir şekilde bitirir ve yaklaşık olarak “Bu konudaki anlayışının tamamı yanlış” anlamına gelir.
Alıştırma
Değerlendirme: Yeni bir iş arkadaşınız küçük bir hata yaptıktan sonra ona “That's not how any of this works.” diyorsunuz. Bu, kibar ve tarafsız bir düzeltme midir?
- Hayır; kapsamlı bir reddetmedir ve sabırsız veya küçümseyici gelebilir.
- Evet, kibar ve tarafsız bir düzeltmedir.
Cevabı göster
Hayır; kapsamlı bir reddetmedir ve sabırsız veya küçümseyici gelebilir.
300 years ago someone writes a law about papers in your house Dilbilgisi
2:11300 yıl önce, kağıtların ve kitapların lüks olduğu
300 years ago sonrasında writes: tarihsel şimdiki zaman
writes biçim olarak İngilizce geniş zamandadır, ancak 300 years ago yasanın yazılmasını geçmişe yerleştirir. Konuşmacı tarihsel şimdiki zamanı kullanır: geçmişteki bir olayı şimdiki zamanla anlatarak açıklamayı, olay adım adım gözümüzün önünde oluyormuş gibi canlı kılar. Olayın gerçekleştiği zaman değişmez. Bir öyküde ya da adım adım açıklamada geçmiş olaylar için şimdiki zaman biçimleri sürdürülebilir; nötr bir tarih anlatımında ise genellikle wrote kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede olay 300 years ago gerçekleştiği hâlde writes neden şimdiki zaman biçimindedir?
- Yasayı yazan kişinin her gün aynı yasayı yazdığını göstermek için.
- Açıklama ilerlerken geçmişteki olayı şimdi oluyormuş gibi hissettirmek için.
- Yasanın şu anda yazıldığını söylemek için.
Cevabı göster
Açıklama ilerlerken geçmişteki olayı şimdi oluyormuş gibi hissettirmek için.
At a time when + arka plan koşulu
at a time when, when yan cümlesindeki koşulla tanımlanan bir dönemi anlatıma katar. Buradaki koşul, kâğıt ve kitapların lüks sayıldığı ve nüfusun yarısının okuyamadığı bir toplumu betimler. Saat üzerindeki belirli bir zamanı göstermez. Olay + at a time when + arka plan koşulu kalıbını kullanarak olayın yaşandığı dönemde dünyanın nasıl olduğunu gösterebilirsiniz.
Alıştırma
Hangi ifade cümleyi en iyi tamamlar ve sonraki yan cümleyi tarihsel arka plan olarak sunar? The hospital opened ___ few homes had electricity.
- at the clock when
- at a time when
- at a place where
Cevabı göster
at a time when
“half the population illiterate” ifadesinde atılan “was”
Cümle, when yan tümcesinde iki durumu paralel biçimde bağlar: papers and books were luxury items ve half the population [was] illiterate. İkinci was söylenmese ve yazılmasa da paralel yapı sayesinde anlaşılır. Bu eksiltme, sıralamayı daha kısa ve etkileyici hâle getirir. Sıkıştırılmış paralel bir cümleyi okurken ilk bölümdeki bağlayıcı fiilin ikinci bölümü de tamamlayıp tamamlamadığına bakın.
Alıştırma
Bu cümlede “unable” sözcüğünden önce hangi fiil anlaşılmaktadır? It was an era when medicine was expensive and many people unable to see a doctor.
- had
- were
- did
Cevabı göster
were
and then it's applied to millions of intangible files on your phone,
2:18ve sonra bu yasa, telefonunuzda hayatınızın her detayını toplu olarak
which in aggregate record every detail of your life. Kelime
2:21kaydeden milyonlarca soyut dosyaya uygulanır.
Resmî ifade “in aggregate”
In aggregate, “ayrı ayrı olan tüm unsurlar birlikte ele alındığında” anlamına gelir. Burada tek bir dosyanın bütün bir hayatı kaydetmesi gerekmez; milyonlarca dosya bir arada hayatın ayrıntılarını kaydedebilir. Bu ifade, bakış açısını tek tek unsurlardan bunların birleşik etkisine taşır. Cümlede record fiilini niteleyen zarf görevli bir ifadedir.
Alıştırma
Cümleyi “tüm değişiklikler birlikte ele alındığında” anlamındaki iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The changes are small, but ____ they significantly reduce energy use.
Cevabı göster
in aggregate
but either way the modern law is built atop the old. Anlatım akışı
2:26ama öyle ya da böyle modern hukuk eskisinin üzerine inşa edilmiştir.
but either way: sonuç değişmeden kalır
Maybe you think that's good ve maybe you don't bölümleri birbirine zıt iki görüş sunar. But either way bu iki olasılık dalını kapatır ve sonraki ifadenin ikisinde de doğru olduğunu gösterir. Buradaki way, bir şeyi yapma ‘yöntemi’ değil, ‘olasılık’ veya ‘durum’ anlamındadır. Bu ifade, tartışılabilir bir görüşü o görüşe bağlı olmayan bir sonuçtan ayırır.
Alıştırma
Varış zamanının seçime göre değişmediğini gösteren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: We can take the bus or walk. ____, we'll arrive before noon.
Cevabı göster
Either way
precedent-setting law: sonraki kararları şekillendiren yasa
Precedent-setting, ‘emsal oluşturan’ anlamına gelen birleşik bir sıfattır. precedent-setting olarak tanımlanan bir yasa, sonraki davalar, yasalar veya hukuk kuralları için bir referans ya da örnek olabilir; bu nedenle etkisi mevcut konunun ötesine geçebilir. Kısa çizgi, precedent ve setting sözcüklerinin law önünde birlikte tek bir sıfat gibi çalışmasını sağlar. Setting geleceğe yöneliktir: yasa bir emsal oluşturmaya yardımcı olur, yalnızca eski bir emsali izlemez.
Alıştırma
Yeni bir mahkeme kararı, gelecekteki benzer davalarda hâkimlere yol gösterecek. Bu kararı en iyi hangi ifade tanımlar?
- a ruling based on an earlier precedent
- a record-setting ruling
- a precedent-setting ruling
Cevabı göster
a precedent-setting ruling
and why slippery slope fallacy does not apply here. Kültür
2:34ve kaygan zemin safsatasının burada geçerli olmadığı gerçeği ortaya çıkar.
Kaygan zemin safsatası
Kaygan zemin safsatası, zincirdeki bağlantılar yeterince desteklenmediği hâlde küçük bir adımın kaçınılmaz olarak giderek daha ciddi sonuçlar doğuracağını ileri sürer. Burada gelecekteki yasalardan söz etmek, argümanı otomatik olarak bu safsataya dönüştürmez. Argüman gerçek bir bağlantı mekanizmasına işaret eder: daha sonraki yasalar hukuki emsallere dayanabilir ve bu emsallere atıfta bulunabilir. Asıl soru, yalnızca gelecekteki bir zarardan söz edilip edilmediği değil, öngörülen zincirin güvenilir bağlantılara sahip olup olmadığıdır.
Alıştırma
Hangi durum kaygan zemin safsatasının en açık örneğidir?
- Sıcaklık donma noktasının altına düşerse dışarıda bırakılan su donabilir.
- Bir öğrencinin bir ödevi bir kez geç teslim etmesine izin verilirse yakında hiç kimse hiçbir teslim tarihine uymaz ve bütün okul ödev vermeyi bırakır.
- Hâkimler emsallere başvurabildiği için bir mahkeme kararı sonraki davaları etkileyebilir.
Cevabı göster
Bir öğrencinin bir ödevi bir kez geç teslim etmesine izin verilirse yakında hiç kimse hiçbir teslim tarihine uymaz ve bütün okul ödev vermeyi bırakır.
Thinking about X is thinking about Y yapısı
Cümle, is ifadesinin iki yanında aynı kalıbı tekrarlar: Thinking about X is thinking about Y. today's law ile future law ifadelerinin eşleşen konumlara yerleştirilmesi paralellik oluşturur; böylece ana sonuç kısa ve akılda kalıcı hâle gelir. Buradaki is, sözcük anlamıyla özdeşliği değil, pratik bir bağlantıyı gösterir. Anlatılmak istenen, bugün yapılan bir yasayı değerlendirmenin o yasanın sonraki yasaları nasıl şekillendirebileceğini de düşünmeyi gerektirmesidir.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak Thinking about X is thinking about Y aynalı kalıbıyla tamamlayın: Thinking about today's energy use ____ tomorrow's climate.
Cevabı göster
is thinking about
is unavoidably about access to your mind tomorrow.
2:44kaçınılmaz olarak yarın zihninize erişim demektir.
Paralel çerçeve: access to ... today ... access to ... tomorrow
access to ifadesinin tekrarı paralel bir çerçeve kurar: access to your phone today ile access to your mind tomorrow karşı karşıya getirilir. Birbirine karşılık gelen hedefler ve zaman ifadeleri, düşünceyi günümüzdeki bir mahremiyet sorunundan gelecekteki bir soruna taşır. Buradaki is unavoidably about, bu sav içinde ilk meselenin ikincisinden ayrı düşünülemeyeceği anlamına gelir. Cümle, işin içindeki daha geniş ilke hakkında güçlü bir iddiayla biter; bugün bir telefonu kontrol etmenin kelimenin gerçek anlamıyla birinin zihnini okumayı sağladığını söylemez.
Alıştırma
Cümlenin son iddiasını nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama anlatıyor?
- Telefona erişimi ve zihne erişimi birbiriyle ilgisiz iki teknoloji konusu olarak sunar.
- access to ifadesini tekrarlar ve today ile tomorrow sözcüklerini karşılaştırarak bugünkü telefon mahremiyetini gelecekteki zihinsel mahremiyetle ilişkilendirir.
- Bir telefonun bugün bir insanın zihnini okuyabildiğini iddia eder.
Cevabı göster
access to ifadesini tekrarlar ve today ile tomorrow sözcüklerini karşılaştırarak bugünkü telefon mahremiyetini gelecekteki zihinsel mahremiyetle ilişkilendirir.