Bebek Baba 🍼 | Tam Bölüm | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video açıklaması: Bluey ile Bingo eski bir bebek taşıyıcısını oyuna çevirir; baba hamileymiş gibi davranır, abartılı ağrılar ve aşermeler yaşar ve Lucky’nin babasının yardımıyla zorlu bir doğumu canlandırdıktan sonra yine her şeyin kolay olduğunu iddia eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. I'm with child. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu ifadenin “hamileyim” demenin resmî veya eski moda bir yolu olduğunu fark edin. Babanın komik bir drama yaratmak için neden gösterişli bir söyleyiş seçtiğini anlayabilir, çağdaş gündelik konuşmada ise normal seçimin pregnant olduğunu ayırt edebilirsiniz. 2. how hard can this be? — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bu retorik soruyu, zorluk hakkında gerçekten bilgi istemek yerine görevi küçümseyen rahat bir özgüven ifadesi olarak yorumlayın. Bir hikâyede yaklaşan sorunların habercisi oluşunu fark edebilir ve aşırı kendinden emin bir kişiyi betimlemek için kullanabilirsiniz. 3. That was a doddle. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: a doddle ifadesinin çok kolay bir iş için kullanılan samimi bir Britanya ve Avustralya İngilizcesi sözü olduğunu öğrenin. Böylece babanın kargaşalı doğumdan sonraki övünmesindeki ironiyi anlayabilir ve tamamlanan bir işin zorluğunu hafife alırken bu ifadeyi doğal biçimde kullanabilirsiniz.
Bu derste
missed a spot: küçük bir alanı işlemeden bırakmak
Miss a spot; temizlik, boyama, bir şey sürme veya kontrol etme sırasında küçük bir alanı işlemeden bırakmak anlamına gelir. Burada missed geçmiş zamandadır: konuşan kişi Bluey'nin kaplamadığı bir alanı gösterir. Bu ifadede spot, “turistik yer” değil, “küçük alan” anlamındadır. Doğal kalıp miss a spot şeklindedir; birden fazla alan atlandıysa miss a few spots da denebilir.
Alıştırma
Küçük bir alanın temizlenmeden bırakıldığını anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The rest of the mirror is clean, but this small area is still dirty—you ____.
Cevabı göster
missed a spot
do I have to ...?: bir şeyin zorunlu olup olmadığını sormak
Do I have to + fiilin yalın hâli...? bir eylemin zorunlu olup olmadığını sorar. Do, geniş zamanda soru kuran yardımcı fiildir; have to gereklilik bildirir ve sonraki fiil yalın hâlde kalır: Do I have to finish...? Soru tarafsız olabilir, ancak bu cümlede Oh isteksizliği göstermeye yardımcı olur: konuşan kişi aslında bunun gerçekten gerekli olup olmadığını sorar. Bunun basit bir doğrulama mı yoksa hafif bir karşı çıkış mı gibi duyulacağını ses tonu belirler.
Alıştırma
Bir şeyin zorunlu olup olmadığını sormak için dersteki yapıyla soruyu tamamlayın: ____ wear a helmet on this trail?
Cevabı göster
Do I have to
If you're going to ..., do it ...: niyeti kesin bir öğüde bağlamak
If you're going to + fiil, dinleyicinin yapmayı düşündüğü veya yapmaya karar verdiği bir eylemi koşul olarak sunar. Burada yalnızca geleceğe ilişkin bir tahmin değil, “madem yapacaksın” anlamı vardır. Ana cümle bir emir cümlesidir: do it properly. If you're going to X, do Y kalıbı birlikte, bir eylemi üstlenen kişinin uyması gereken ölçüt veya yöntem hakkında kesin bir öğüt verir.
Alıştırma
Koşul ve emir kalıbını keep ile a promise ifadesinin yerine geçen zamiri kullanarak tamamlayın: If you're going to make a promise, ____.
Cevabı göster
keep it
papoose: bebek taşıyıcısı için eskimiş bir terim
Bu cümlede papoose, bebeği bir yetişkinin vücuduna yakın tutmak için kullanılan bebek taşıyıcısı anlamına gelir. Bir bebek bakım eşyasıdır; oyuncak veya bebeğin kendisi değildir. Sözcük İngilizceye Algonkin dillerinden birinden girmiştir ve tarihsel olarak Kuzey Amerika Yerlisi bir bebeği belirtmek için de kullanılmıştır. Bu eski kullanım günümüzde incitici olabilir; burada yalnızca eski bir bebek taşıyıcısı anlamını bilmek yeterlidir.
Alıştırma
"Oh, that's your old papoose," cümlesinde papoose neyi belirtir?
- bakıcılık oyununda kullanılan oyuncak bebek
- bebeği bir yetişkine yakın tutmak için kullanılan taşıyıcı
- bir zamanlar taşınmış olan bebeğin kendisi
Cevabı göster
bebeği bir yetişkine yakın tutmak için kullanılan taşıyıcı
We used to walk you around the park in it instead of sleeping. Notlar
0:41Uyuman yerine seni bununla parkta gezdirirdik.
used to walk: geçmişteki bir alışkanlık
Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte var olan bir alışkanlığı veya durumu anlatır ve bunu genellikle şimdiki zamanla karşılaştırır. Burada used to walk, çocuğu parkta gezdirmenin konuşanların o zamanlar düzenli olarak yaptığı, fakat artık normalde yapmadığı bir şey olduğunu belirtir. Bu yapıda used to, geçmiş alışkanlığı gösteren sabit bir kalıptır ve walk yalın hâlde kalır. ‘Yürümek için bir şey kullandı’ anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi walk fiilinin geçmiş alışkanlık bildiren biçimiyle tamamlayın: When I was younger, I ____ five kilometres to school, but now I take the bus.
Cevabı göster
used to walk
walk you around the park: birini bir alanda dolaştırmak
Walk someone around a place, o kişiyi götürerek, yönlendirerek, taşıyarak veya ona eşlik ederek alanın içinde yürümek demektir. Bu cümlede walk you, çocuğun kendisinin yürüdüğü anlamına gelmek zorunda değildir; bir yetişkin bebeği taşırken veya bebek arabasında iterken de walk a baby diyebilir. Burada around the park, parkın dış kenarı boyunca tam bir tur atmak zorunda olmadan parkın farklı yerlerinde dolaşmak anlamına gelir. Yeniden kullanılabilecek kalıp walk + kişi + around + yer şeklindedir.
Alıştırma
Konuşanın bir bebeği bahçenin farklı yerlerinde dolaştırdığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- I walked the baby around the garden until she fell asleep.
- I walked the garden around the baby until she fell asleep.
- I walked around the baby in the garden until she fell asleep.
Cevabı göster
I walked the baby around the garden until she fell asleep.
instead of sleeping: instead of + -ing kullanımı
Instead of, yerine geçen şeyi veya eylemi gösterir. B instead of A kalıbında gerçekleşen ya da seçilen B'dir; A gerçekleşmez. Bu cümlede bebeği parkta gezdirmek, uyumanın yerini almıştır. Instead of bir edat gibi işlev gördüğü için ardından bir eylem geldiğinde bu eylem genellikle -ing biçiminde kullanılır: instead of sleeping, instead of driving. Bu kalıpta yalın fiil sleep kullanılmaz.
Alıştırma
Cümleyi instead of ve take fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Mia walked to work ____ a taxi.
Cevabı göster
instead of taking
go around here: bir parçanın izlediği yolu anlatmak
Bu takma gösteriminde go, bir parçanın nerede durması gerektiğini veya izlediği yolu anlatır. Straps go around here, kayışların gösterilen bölgenin çevresinden geçecek şekilde yerleştirilmesi gerektiği anlamına gelir; kayışların kendi kendine hareket ettiği anlamına gelmez. Around, kıvrılan veya bir şeyin çevresinden geçen yolu gösterirken here, gösterimde görülebilen bir yeri belirtir. Bu kalıp kayışların, kabloların, boruların ve benzer parçaların nereden geçmesi gerektiğini anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Bir kablonun monitörün arka tarafının çevresinden geçmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. Hangi cümle kablonun yolunu doğal biçimde ifade eder?
- The cable carries the monitor around.
- The cable goes around the back of the monitor.
- The cable goes inside the monitor.
Cevabı göster
The cable goes around the back of the monitor.
baby goes in here: yerleştirilmesi gereken konumu belirtme
Burada baby goes in here, bebeğin gösterilen boşluğun içine yerleştirilmesi gerektiği anlamına gelir. Go, bir kişinin veya nesnenin ait olduğu yeri belirtir; bebeğin oraya yürüyerek girdiği anlamına gelmez. Go fiilinin bu konum bildiren kullanımı, bir şeyin nasıl düzenleneceği, saklanacağı veya monte edileceği gösterilirken yaygındır. X goes in here, “X’i buraya koyun” demektir.
Alıştırma
Hangi cümle pillerin nereye takılacağını doğal biçimde belirtir?
- The batteries go in here.
- The batteries come from here.
- The batteries stay near here.
Cevabı göster
The batteries go in here.
oh, hang on: kısa bir ara istemek
Bu cümlede hang on, karşıdaki kişiden kısa süre beklemesini veya durmasını isteyen gündelik bir ifadedir. Konuşan kişi bir şey fark eder ve devam eden durumu keser; burada “sıkıca tutunmak” veya “asılı kalmak” şeklindeki gerçek anlamda kullanılmaz. Hang on tek başına kullanıldığında, konuşan kişinin bir şeyi kontrol etmesi, hatırlaması veya düzeltmesi için bir eylemi ya da konuşmayı duraklatan kısa bir araya giriş işlevi görür.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz tam cümleyi seçin. hang kelimesinden sonra gelen sözcüğe odaklanın.
- Hang back; I need to check something.
- Hang on, I need to check something.
- Hang up; I need to check something.
Cevabı göster
Hang on, I need to check something.
This isn't going to end well: kötü bir sonuç beklemek
Burada this, o anda yaşanan durumun tamamını ifade eder. Isn't going to end well, konuşanın gerçekleşmekte olan şeylere bakarak kötü veya sorunlu bir sonuç beklediğini belirtir. Bu ifade genellikle bir sorun çıkmadan hemen önce uyarı ya da mizahi bir tahmin olarak kullanılır. Bir hikâyenin son bölümünün iyi yazılıp yazılmadığını değil, bütün durumun nasıl sonuçlanacağını anlatır.
Alıştırma
Bir arkadaşınız sallanan bir sandalyenin üzerine çok fazla kutu yığıyor. Hangi yorum kötü bir sonucu en iyi şekilde tahmin eder?
- This isn't going to end soon.
- This isn't going to end well.
- This isn't going to end here.
Cevabı göster
This isn't going to end well.
pregnant with baby Bingo: hangi bebeğin taşındığını belirtmek
be pregnant with + isim öbeği yapısı, birinin hangi bebeği veya bebekleri taşıdığını belirtir. İsim öbeği bebeğin adını verebilir ya da pregnant with twins ve pregnant with her first child örneklerinde olduğu gibi hamileliği açıklayabilir. Buradaki with baby Bingo, rol oyunundaki karakterin Bingo adlı bebeğe hamile olduğu anlamına gelir. Bu yapıda with, «birlikte» anlamına gelmez. Pregnant sözcüğünden sonraki isim bebeği veya bebekleri belirtiyorsa with kullanılmalıdır.
Alıştırma
Taşınan bebekleri tanıtan edatı yazarak cümleyi tamamlayın: She is pregnant ____ twins.
Cevabı göster
with
act pregnant: hamileymiş gibi davranmak
Burada act, “harekete geçmek” değil, “rol yapmak veya ... gibi davranmak” anlamındadır. act pregnant yapısında act fiilinden sonra gösterilecek durumu adlandıran pregnant sıfatı gelir. Bu ifade, bir oyun veya gösteri sırasında hamileymiş gibi davranmak anlamına gelir; gerçekten hamile olunduğunu söylemez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp act + sıfat biçimindedir: act surprised, act calm veya act normal. Birinin kasıtlı olarak gösterdiği görünüşü ya da davranışı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi act + surprised sıfatıyla tamamlayın: You already know what the gift is, but please ____ when you open it.
Cevabı göster
act surprised
If we're going to do this içindeki to do this
Burada to do this, be going to + fiilin yalın hâli kalıbının bir parçasıdır: we're going to do this, “bunu yapmaya niyetliyiz” anlamına gelir. Do ana fiildir; this ise konuşanların zaten sözünü ettiği etkinliğe gönderme yapar. If bu niyeti bir koşula dönüştürür. If we're going to do this, “bunu gerçekten yapmaya devam edeceksek...” düşüncesini ortaya koyar ve virgülden sonra genellikle bir gereklilik, karar veya sonraki adımı bildiren ana cümle ister.
Alıştırma
Ortak bir plan için koşul oluşturmak üzere If we're going to do this ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- If we're going to do this, we should choose a date today.
- If we're going to doing this, we should choose a date today.
- If we're going this to do, we should choose a date today.
Cevabı göster
If we're going to do this, we should choose a date today.
Rub my feet: birinden ayaklarını rahatlatmasını istemek
Burada Rub my feet, “ellerinle ayaklarıma bastırıp ellerini üzerlerinde hareket ettir” anlamına gelir ve genellikle yorgunluğu ya da rahatsızlığı hafifletmek için söylenir. Bu cümlede rub, temizlemek veya kurulamak anlamına gelmez. Bu bir emir cümlesidir, bu yüzden özne olan you söylenmez. My, bu hareketin kimin ayaklarına uygulandığını gösterir; aynı kalıp rub her feet ve rub your feet ifadelerinde de görülür.
Alıştırma
Bir arkadaşınız uzun bir yürüyüşten sonra ayaklarının ağrıdığını söylüyor. Hangi rica, ellerle nazikçe masaj yapılmasını doğal biçimde ister?
- Could you rub my feet for a minute?
- Could you wipe my feet for a minute?
- Could you rub my shoes for a minute?
Cevabı göster
Could you rub my feet for a minute?
Bandit Heeler: tam adı ciddi bir uyarı olarak kullanmak
Yakın bir ilişkide birinin adını ve soyadını aniden birlikte kullanmak, hitabı ciddi hâle getirebilir. Burada tek başına söylenen Bandit Heeler bir uyarı işlevi görür: konuşan kişi onu tanıtmıyor, “Ciddiyim; dur veya dikkatli ol” mesajını veriyor. Bu etki, alışılmış samimi hitaptan tam ada geçilmesinin yanı sıra kararlı tonlama ve durumdan kaynaklanır. Tam adın kendisi her zaman öfke ifade etmez.
Alıştırma
Daniel’a normalde “Dan” diye hitap edilen bir ailede, Daniel ablasının dizüstü bilgisayarına uzanırken ablası kararlı bir şekilde “Daniel Brooks.” diyor. Tam adın buradaki en olası işlevi nedir?
- Onu yeni biriyle resmî olarak tanıştırır.
- Ciddi bir uyarıda bulunur veya ona durmasını söyler.
- Onun takma adını hatırlayamadığını gösterir.
Cevabı göster
Ciddi bir uyarıda bulunur veya ona durmasını söyler.
stretch marks: cildin gerilmesiyle oluşan çizgiler
Stretch marks, cilt hızla gerildiğinde veya değiştiğinde ortaya çıkan çizgi ya da izlerdir. Hamilelik, hızlı büyüme dönemleri veya kilo değişimleri sırasında oluşabilir. Hamilelikle ilgili bu cümlede stretch marks, ciltte görülen ve özellikle hamilelik sırasında oluşan çizgileri ifade eder. İfade genellikle çoğul kullanılır; tek bir çizgi için a stretch mark denir.
Alıştırma
Cildin gerilmesiyle oluşan çizgileri anlatan iki sözcüklü yaygın ifadeyle cümleyi tamamlayın: After a growth spurt, Leo noticed ____ on his skin.
Cevabı göster
stretch marks
How dare you? güçlü bir azarlama olarak
How dare you? gerçek bir bilgi isteme sorusu değildir. Konuşanın şoke edici, kaba veya kırıcı bulduğu bir şeyi yapan ya da söyleyen kişiyi güçlü biçimde azarlar. Bağlam hangi davranıştan söz edildiğini açıkça gösteriyorsa davranış belirtilmeden bırakılabilir. Abartılı bir oyunculukta veya açıkça yapılan bir şakada aynı ifade eğlenceli biçimde dramatik gelebilir, ancak temel etkisi yine de güçlüdür.
Alıştırma
Bir iş arkadaşı yanlışlıkla küçük bir hata yapıyor. How dare you? ne olduğunu sormanın tarafsız bir yolu mudur?
- Hayır. Güçlü bir azarlamadır ve durumu daha da kötüleştirebilir.
- Evet. Tarafsız bir açıklama isteğidir.
Cevabı göster
Hayır. Güçlü bir azarlamadır ve durumu daha da kötüleştirebilir.
You have no idea what I went through: yaşanan zorluğu vurgulamak
Burada You have no idea, dinleyicinin yalnızca bilgisiz olduğunu söylemez; onun durumu tam olarak anlayamayacağını veya hayal edemeyeceğini güçlü biçimde belirtir. What I went through, konuşanın katlandığı zor deneyimi ifade eder. Tüm cümle, dinleyiciyi konuşanın sıkıntısını ciddiye almaya zorlar.
Alıştırma
Başka birinin yaşadığı deneyimin ne kadar zor olduğunu anlayamayacağını güçlü biçimde hangi cümle anlatır?
- You have no idea what she went through during that year.
- You know exactly how easy that year was for her.
- You have no idea which route she took during that year.
Cevabı göster
You have no idea what she went through during that year.
with child: pregnant demenin eski moda bir yolu
With child, pregnant anlamına gelen kalıplaşmış ve eski moda bir ifadedir. I'm with child cümlesinde child sözcüğünden önce tanımlık yoktur; ifade konuşanın bir çocukla birlikte olduğunu söylemez. Bu kullanım çoğu zaman edebî, tarihî, örtmeceli veya kasıtlı biçimde teatral gelir. Günümüzün sıradan konuşmalarında doğrudan kullanılan biçim genellikle I'm pregnant olur.
Alıştırma
Cümleyi pregnant anlamına gelen iki sözcüklü eski moda kalıpla tamamlayın: In the historical play, the queen says, "I am ____."
Cevabı göster
with child
slow down: hızı veya tempoyu düşürmek
Slow down, daha yavaş hareket etmek veya bir şeyi daha yavaş yapmak demektir. Bu cümlede baba, Bluey’den koşma hızını azaltmasını istiyor. Buradaki down, daha alçak bir yere doğru hareketi değil, hızın veya temponun azalmasını gösterir. Bu öbek fiil hareket, konuşma, araç kullanma veya bir etkinliğin temposu için kullanılabilir.
Alıştırma
“Daha yavaş konuşmak” anlamındaki öbek fiille ricayı tamamlayın: You're speaking too fast. Could you ____, please?
Cevabı göster
slow down
I better: I’d better ifadesinin gayriresmî biçimi
Gündelik konuşmada I better, I had better anlamındaki I’d better ifadesinin gayriresmî ve standart dışı biçimidir. Konuşanın bir eylemi şimdi yapmayı akıllıca veya gerekli bulduğunu, çoğu zaman da beklemenin sorun yaratabileceğini anlatır. Standart yapı özne + had better + fiilin yalın hâlidir; bu nedenle clean yalın hâldedir. Buradaki better, kalıplaşmış had better ifadesinin bir parçasıdır ve iki şeyi karşılaştırmaz.
Alıştırma
Gayriresmî I better biçiminin standart hâlini tamamlayın: I ____ leave now, or I'll miss the bus.
Cevabı göster
had better
clean that up: dağınıklığı tamamen temizlemek
Clean that up, that sözcüğünün işaret ettiği dağınıklığı veya kiri giderip yeri ya da nesneyi temiz bırakmak demektir. Burada up, işin tamamlandığı anlamını katar; yukarı doğru hareketi anlatmaz. Clean up nesne aldığında ayrılabilen bir öbek fiildir. Bir isim, öbek fiilin tamamından sonra veya iki parçasının arasında gelebilir: clean up the spill ya da clean the spill up. Bir zamir mutlaka ortaya gelir: clean it up.
Alıştırma
Cümleyi clean up ve it zamirini doğru sırada kullanarak tamamlayın: The dog tracked mud inside, so we need to ____.
Cevabı göster
clean it up
cheese and crackers: hafif ve eğlenceli bir ünlem
Cheese and crackers sözcükleri gerçek anlamda iki yiyeceğin adıdır, ancak burada eğlenceli ve hafif bir ünlem olarak kullanılmıştır. Konuşan kişi bir şey ters gidince şaşkınlık, rahatsızlık veya hayal kırıklığı göstermek için bunu söyler; yiyecek istemez. Bu, daha güçlü bir ünlemin yerine zararsız sözcüklerin kullanıldığı yumuşatılmış bir ifadedir. Söyleniş tonuna göre Oh no! veya For goodness' sake! ile benzer bir etki yaratır.
Alıştırma
Cheese and crackers! I left my keys at home cümlesindeki ilk ünlem neyi gösterir?
- Konuşan kişi biraz hayal kırıklığına uğramış.
- Konuşan kişi bir tarif açıklıyor.
- Konuşan kişi atıştırmalık istiyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi biraz hayal kırıklığına uğramış.
Bluey, can you clean this up for me, mate? Ton ve niyet
2:01Bluey, bunu benim için temizleyebilir misin, dostum?
Samimi bir ricada for me, mate?
Can you clean this up for me? ricasında for me, işi doğrudan bir emir olarak değil, konuşana yardım eden bir iyilik olarak sunar. Mate, dinleyiciye yönelik dostça bir hitaptır. For me ve mate birlikte ricayı daha sıcak ve kişisel gösterir; burada mate romantik partner anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu ricada for me, mate? nasıl bir işlev görüyor?
- Dinleyiciden konuşanın romantik partneri olarak söz eder.
- Ricayı daha dostça ve kişisel gösterir.
- Konuşanın yardım almadan temizlik yapmayı planladığını söyler.
Cevabı göster
Ricayı daha dostça ve kişisel gösterir.
Anlık bir uyarı olarak Watch it!
Watch it!, Be careful veya Pay attention to what you're doing anlamına gelen kalıplaşmış bir sözlü uyarıdır. Bu cümlede istenmeyen bir fiziksel temasa tepki verir ve hafif bir yakınma tonu taşır. it zamiri, izlenecek bir programı veya nesneyi göstermez. İfade, dinleyiciye hareketini ya da davranışını kontrol etmesini söyler.
Alıştırma
Hangi cümlede Watch it!, dinleyicinin hareketiyle ilgili bir uyarı olarak kullanılmıştır?
- Watch it! You're about to bump into me.
- I put the watch beside it.
- Watch it tonight; the documentary is excellent.
Cevabı göster
Watch it! You're about to bump into me.
eating for two people: hamilelikle ilgili bir ifade
Bu cümlede eating for two people, hamilelik sırasında hem hamile kişiyi hem de gelişmekte olan bebeği düşünerek yemek demektir. Yaygın kalıp eating for two ifadesidir. Bu, iştah artışını ya da daha fazla yemeyi anlatan hafif ve gerçek anlamlı olmayan bir ifadedir. Burada hamileymiş gibi yapma şakasını da destekler. Birinin gerçekten iki yetişkin porsiyonu yemesi gerektiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hamilelikle ilgili yaygın ifadeyi tamamlayın: Now that Lena is pregnant, she says she's ____.
Cevabı göster
eating for two
Sounds good to me: bir öneriyi veya planı kabul etmek
Sounds good to me, bir öneriye, plana veya düzenlemeye verilen gündelik ve olumlu bir yanıttır. “Bence uygun” ya da “Kabul ediyorum” anlamına gelir. Burada sounds, yalnızca kulağa hoş gelen bir sesi değil, az önce söylenen şeyin yarattığı izlenimi anlatır. Eksiksiz biçim That sounds good to me şeklindedir; that sözcüğü düşürülmüştür. To me, bunun konuşanın kendi görüşü olduğunu belirtir.
Alıştırma
Dersteki ifadeyle gündelik yanıtı tamamlayın: 'We can start at nine.' — '____.'
Cevabı göster
Sounds good to me
Uh, I've actually got cravings for these dim sims. Notlar
2:22Ih, aslında canım bu dim sumlardan çekiyor.
got cravings for: güçlü ve görmezden gelmesi zor bir istek
Bu cümlede I've got cravings for these dim sims, konuşanın bu dim simleri yemeyi çok güçlü biçimde istediği anlamına gelir. Burada have got, have yani «sahip olmak» anlamındadır; kişinin bu isteği elde ettiği anlamına gelmez. Craving, sıradan bir want ifadesinden daha güçlüdür ve çoğu zaman bedensel ya da duygusal bir dürtü gibi hissedilir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıplar have got cravings for + isim ve have a craving for + isim şeklindedir.
Alıştırma
Güçlü ve tekrarlanan bir isteği belirtmek için cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: Since I began training every day, I've ____ salty foods.
Cevabı göster
got cravings for
dim sims: bir Avustralya atıştırmalığı
Dim sim, Çin mutfağından esinlenen bir Avustralya atıştırmalığının adıdır: içi doldurulan bu hamur işi genellikle buharda pişirilir veya kızartılır. Bu cümlede dim sims çoğuldur; yani konuşan kişi bu atıştırmalıktan birden fazla istemektedir. Terim esas olarak Avustralya İngilizcesinde kullanılır. Çin dim sum geleneğiyle tarihsel bir ilişkisi vardır; ancak dim sim belirli bir Avustralya yemeğinin adıdır, dim sum ifadesinin farklı bir yazılışı değildir.
Alıştırma
Bu cümledeki dim sims ifadesini hangi açıklama doğru biçimde anlatır?
- Kanton usulü bir dim sum öğününün çoğul adıdır.
- Buharda pişirilebilen veya kızartılabilen ayrı Avustralya atıştırmalıklarıdır.
- Bilgisayar simülasyonu oyunlarıdır.
Cevabı göster
Buharda pişirilebilen veya kızartılabilen ayrı Avustralya atıştırmalıklarıdır.
I'll try again: aynı şeyi yeniden denemek
'I'll try again', önceki denemenin başarılı olmadığını ve konuşanın şimdi bunu tekrarlamaya karar verdiğini anlatır. I'll, I will ifadesinin kısaltılmış hâlidir; buradaki will, o anda alınan bir kararı belirtir. Again, try fiilini niteler ve aynı görev ya da hedef için bir deneme daha yapmak anlamına gelir. Farklı bir hedefe geçildiğini anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi I'll ve “aynı şeyi bir kez daha denemek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: That didn't work, so ____.
Cevabı göster
I'll try again
Come on: birini harekete geçmesi için acele ettirmek
Bu cümlede Come on, karşıdaki kişiyi devam etmeye ya da daha hızlı davranmaya yönelten bir ünlemdir. I'm hungry, konuşanın neden sabırsızlandığını açıklar. Burada “bana doğru gel” anlamına gelmez. Come on, birini cesaretlendirmek ya da inanmama duygusunu göstermek için de kullanılabilir; bu nedenle anlamı duruma ve tonlamaya bağlıdır. Bu cümledeki işlevi, eylemin devam etmesini sağlamaktır.
Alıştırma
"I'm hungry. Come on." cümlesinde Come on büyük olasılıkla hangi işlevi görür?
- Karşıdaki kişiden konuşana doğru yürümesini ister.
- Karşıdaki kişiyi devam etmeye veya daha hızlı davranmaya yöneltir.
- Konuşanın artık aç olmadığını söyler.
Cevabı göster
Karşıdaki kişiyi devam etmeye veya daha hızlı davranmaya yöneltir.
Forget this: bıkıp bırakmak
Bu cümlede Forget this. ifadesi, ‘Buna devam etmeyeceğim’ anlamına gelir. Konuşan kişi sinirlenmiş ya da bıkmıştır ve mevcut etkinliği veya durumu bırakmaya karar verir. this sözcüğü o anda yaşanan şeyi gösterir. İfadenin tamamı, bir şeyi gerçekten hafızadan silme isteği değil, ani bir reddetme veya çekilme işlevi görür.
Alıştırma
Hangi cümlede Forget this, konuşan kişinin sinirlenip mevcut etkinliği bıraktığını gösterir?
- Forget this. I'm done with this game.
- Let's keep going. I'm enjoying this game.
- Could we take a short break and continue later?
Cevabı göster
Forget this. I'm done with this game.
How's it going?: bir durumu veya ilerlemeyi sormak
How's it going? birinin mevcut durumunu ya da bağlamdan zaten anlaşılan bir işin gidişatını sormanın samimi bir yoludur. Burada it belirli bir nesneyi değil, kişinin o anki durumunu ve deneyimini anlatır. Genel bir selamlaşma olarak How are things?, yani ‘Nasıl gidiyor?’ anlamına gelebilir. Belirli bir etkinliğin olduğu bağlamda çoğu zaman How is that going?, yani ‘O iş nasıl gidiyor?’ demektir. Good, Not bad veya It's going well gibi kısa yanıtlar doğaldır.
Alıştırma
Hangi cümle bir arkadaşına yeni projesinin nasıl ilerlediğini doğal biçimde sorar?
- What does your new project look like?
- How's it going with your new project?
- When did you start your new project?
Cevabı göster
How's it going with your new project?
Gayriresmî Avustralya cevabı olarak Too easy, man.
Gayriresmî Avustralya İngilizcesinde Too easy, “çok kolay” anlamına gelebilir; cevap olaraksa “sorun değil” demektir. Bu cümlede konuşan kişi durumun kolayca halledileceğini özgüvenle söylüyor; aşırı kolay olmasından şikâyet etmiyor. Man, rahat tonu güçlendiren samimi bir hitaptır. Anlamı bağlamdan seçin: Too easy bir ricadan sonra onu kabul edebilir; bir işi anlatırken de işin zahmetsiz olduğunu vurgulayabilir.
Alıştırma
Hangi cevap, gayriresmî Avustralya kullanımındaki “sorun değil” anlamını doğal biçimde taşır?
- The puzzle was too easy, so it was boring.
- Could you send me the address? — Too easy.
Cevabı göster
Could you send me the address? — Too easy.
Dolaylı soruda what all the fuss is about
Fuss, bir konu etrafındaki gereksiz heyecan, endişe, hareketlilik veya şikâyet anlamına gelir. What all the fuss is about, “böylesine güçlü bir tepkinin nedeni” demektir. Don't know ifadesinden sonra konuşan kişi insanların neden bu kadar güçlü tepki verdiğini anlamadığını söyler ve onların aşırı tepki verdiğini ima edebilir. Bu, know sonrasında gelen dolaylı bir sorudur; bu yüzden düz cümle dizilişi kullanır: what all the fuss is about. Doğrudan soru ise devrik diziliş kullanır: What is all the fuss about? All, büyük miktarda yaygara olduğu hissini güçlendirir.
Alıştırma
Hangi cümlede dolaylı soru için doğru sözcük dizilişi kullanılmıştır?
- I don't understand what is all the fuss about.
- I don't understand what all the fuss is about.
Cevabı göster
I don't understand what all the fuss is about.
Well, soon you'll start feeling the baby kicking. Dilbilgisi
3:01Yakında bebeğin tekmelerini hissetmeye başlarsın o zaman.
start feeling the baby kicking: hissin başlaması
Start + -ing biçimi bir etkinliğin, sürecin ya da deneyimin başladığını gösterir. Burada start feeling, bedensel hissin yakında başlayacağı anlamına gelir. Bu yapının içindeki feel + nesne + -ing, bir eylemi gerçekleşirken algılamak demektir: the baby hissedilen nesnedir, kicking ise bebeğin yaptığı eylemdir. Tekme atan, dinleyen kişi değildir.
Alıştırma
Cümleyi start ve feel fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: As the train gets closer, you'll ____ the floor shaking.
Cevabı göster
start feeling
not ... for a little while: kısa bir bekleyiş
For a little while genellikle kısa bir süreyi belirtir. Bu cümlede olumsuz bir düşüncenin içinde yer alır: that's not for a little while. Not ... for a little while bir bütün olarak, olayın önümüzdeki kısa süre içinde gerçekleşmeyeceğini ve biraz daha beklemek gerektiğini anlatır. Olumsuzlukla zaman ifadesini tek bir birim olarak okuyun; cümle olayın ne kadar süreceğini değil, gecikmeyi anlatır.
Alıştırma
“The package won't arrive for a little while,” cümlesindeki zaman ifadesi ne anlama gelir?
- Hemen gelmeyecek; biraz beklemek gerekiyor.
- Daha önce kısa bir ziyaret için geldi.
- Hemen gelecek ve kısa süre kalacak.
Cevabı göster
Hemen gelmeyecek; biraz beklemek gerekiyor.
Me guts: my anlamındaki ağız özelliği taşıyan me
Me guts ifadesinde me, guts isminden önce standart dışı bir iyelik belirleyicisi gibi kullanılır. Standart İngilizcede burada my gelir; dolayısıyla ifade “my guts”, bu bağlamda daha genel olarak “karnım/içim” anlamındadır. Bu, me sözcüğünün alışılmış nesne zamiri kullanımı değildir. Bu kısa ünlem kaba saba, abartılı ve karaktere özgü duyulur. Konuşan kişi acısını haykırırken komik ve ağız özelliği taşıyan bir ses de yaratır.
Alıştırma
Bu cümledeki Me guts ifadesinin standart İngilizcedeki anlamını hangi seçenek verir?
- “Give me courage.” anlamına gelir.
- “I am brave.” demenin standart bir yoludur.
- “My guts.” demenin standart dışı bir yoludur.
Cevabı göster
“My guts.” demenin standart dışı bir yoludur.
you never forget that first...: unutulmaz bir ilk deneyimi vurgulamak
You never forget..., bir deneyimi çok güçlü ve unutulmaz bir anı olarak sunar. Bu cümlede that first kick, bebeğin hissedilen ilk tekmesini anlatır; kalıp bu ilk deneyime özel bir duygusal ağırlık verir. Buradaki you geneldir: yalnızca konuşulan kişiyi değil, genel olarak insanları anlatabilir. Never burada çoğu zaman duygusal vurgu taşır ve hiç kimsenin bunu asla unutamayacağına dair kelimesi kelimesine bir garantiden çok “unutması çok zordur” anlamına yakındır.
Alıştırma
Çok unutulmaz bir deneyimi anlatan dersteki iki sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: You ____ your first day at a new school.
Cevabı göster
never forget
that's a wrap: sona erdiğini duyurmak
“That’s a wrap”, bir çekimin, görevin veya etkinliğin bittiğini belirten kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Burada oyunun sona erdiğini duyurur. Bu ifadede “wrap” bir isimdir; bir şeyi sarma eylemi anlamına gelmez. İfade film ve televizyon yapımlarından çıkmıştır, ancak artık toplantıları, provaları, projeleri ve günlük grup etkinliklerini bitirirken de kullanılır.
Alıştırma
Bir etkinliğin bittiğini duyuran çekim seti ifadesini tamamlayın: Great work, everyone. That's ____.
Cevabı göster
a wrap
had the baby: doğumun tamamlanması
Doğum bağlamında “had the baby”, “bebeği doğurdu” anlamına gelir. Bu ifade bir olayı anlatır; yalnızca birinin çocuğunun olduğu veya bir çocuğa baktığı aile durumunu anlatmaz. “You haven’t had the baby”, have not + had yapısındaki olumsuz present perfect biçimini kullanır. Beklenen doğumun şu ana kadar gerçekleşmediğini belirtir. “The baby”, konuşmadaki kişilerin zaten bildiği belirli bebeği ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle Mia'nın bu sabah erkenden doğum yaptığını açıkça belirtir?
- Mia had the baby early this morning.
- Mia is looking after the baby this morning.
- Mia has a baby at home.
Cevabı göster
Mia had the baby early this morning.
get this thing off: bir şeyi çıkarmak
get + nesne + off yapısında off, nesnenin bir kişinin üzerinden, bir yüzeyden veya bağlı olduğu yerden çıkarıldığını gösteren bir parçacıktır. Burada get this thing off, takılı ya da giyilmiş olan şeyi çıkarmak anlamına gelir; bir araçtan inmek anlamına gelmez. Nesne, get ile off arasına gelir. Nesne bir zamirse bu anlamdaki normal biçim get it off olur.
Alıştırma
Soruyu tamamlamak için get, it ve off sözcüklerini doğru sıraya koyun: This sticker will not move. How can I ____?
Cevabı göster
get it off
You said ...: birinin kendi sözlerini yeniden gündeme getirmek
Konuşan kişi You said ile başlayıp karşısındaki kişinin daha önce söylediği bir kuralı tekrar eder. Böylece kuralı yeni bir bilgi olarak sunmak yerine eski bilgiyi mevcut konuşmaya geri getirir. Karşısındaki kişinin sözlerini yine o kişiye uygulayarak kuralı tutarlı davranması için bir baskıya dönüştürür. Kuralı ilk söyleyen kişi artık kendi ölçütüne takıldığı için bu geri dönüş hem bir terslik hem de mizah yaratır.
Alıştırma
Bu cümlenin konuşmadaki temel söylem işlevi nedir: You said if you're going to do something, do it properly.?
- Ondan properly sözcüğünün anlamını açıklamasını istiyor.
- Daha önce kimsenin söz etmediği yeni bir kural getiriyor.
- Onun kendi kuralını yeniden gündeme getirip bu kurala uyması için baskı yapıyor.
Cevabı göster
Onun kendi kuralını yeniden gündeme getirip bu kurala uyması için baskı yapıyor.
advice doesn't apply to me: geçerlilik için apply to kullanımı
Burada apply to, “biri için geçerli veya ilgili olmak” anlamına gelir. Geçerli olabilecek şey advice, bundan etkilenen kişiyi gösteren bölüm ise to me ifadesidir. Olumsuz biçim, konuşanın bu tavsiyenin kendisine yönelik olmadığını söylediğini gösterir. Buradaki apply, “başvuruda bulunmak” anlamında değildir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp rule, advice, law veya condition + apply to + kişi ya da durum şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi apply to ifadesinin olumsuz biçimiyle tamamlayın: This advice ____ freelancers.
Cevabı göster
doesn't apply to
having a baby: mevcut sahnede doğum yapmak
Bu canlandırma amaçlı doğum sahnesinde is having a baby, doğumun şu anda gerçekleştiği anlamına gelir: erkek karakter doğum yapan kişiyi canlandırmaktadır. Having burada sahipliği değil bir olayı anlatır; present progressive ise olayın sürmekte olduğunu gösterir. Başka bir bağlamda be having a baby, bir çocuk beklemek veya ebeveyn olmak üzere olmak anlamına gelebilir. Bu özellikle in June gibi gelecek zaman belirten ifadelerle görülür. Hangi olayın kastedildiğini çevredeki hareketler ve zaman sözleri belirler.
Alıştırma
Bir karakter canlandırma amaçlı bir doğum odasında sancılar sırasında nefes alıyor ve biri "He's having a baby." diyor. Bu cümle o sahnede ne anlama gelir?
- Karakter bir bebeğin sahibidir.
- Karakter bir bebeğe bakıyor.
- Karakter, doğumun şu anda gerçekleştiğini canlandırıyor.
Cevabı göster
Karakter, doğumun şu anda gerçekleştiğini canlandırıyor.
What are you asking me for?: “Bunu neden bana soruyorsun?”
What ... for? yapısı bir neden veya amaç sorar ve çoğu zaman Why ...? ile aynı anlama gelir. Burada What are you asking me for?, “Bunu neden bana soruyorsun?” veya “Cevap vermek için neden beni seçtin?” demektir. Sorunun içeriğini sormaz. Konuşan kişi kendisini soru sorulacak doğru kişi olarak görmediği için bu soru şaşkınlık, kararsızlık veya sorumluluğu üstlenmek istememe anlamı taşıyabilir.
Alıştırma
Birisi sizden bir kararı açıklamanızı istiyor, ancak siz o karara dahil değildiniz. Hangi soru “Bunu neden bana soruyorsun?” anlamına gelir?
- What are you asking me for?
- What are you asking me?
- What are you asking for?
Cevabı göster
What are you asking me for?
midwife: gebelik ve doğuma destek olan ebe
Midwife, gebelik, doğum sancısı, doğum ve doğumdan hemen sonraki dönemde bakım sağlamak üzere eğitim almış bir sağlık uzmanı, yani ebe demektir. Aren't you the midwife? cümlesinde konuşan kişi, karşısındakinin doğuma yardımcı olacak uzman olduğunu düşünüyordu. Midwife belirli bir mesleğin adıdır. Herhangi bir eş veya hemşire için kullanılan genel bir kelime değildir ve her cinsiyetten kişi ebe olabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede midwife doğru anlamıyla kullanılmıştır?
- The midwife cared for the patient during labour and helped with the birth.
- The midwife fixed the broken television.
- A midwife is any person who has a wife.
Cevabı göster
The midwife cared for the patient during labour and helped with the birth.
at a petrol station: yakıt satan bir yer için İngiliz İngilizcesi ifadesi
Petrol station, sürücülerin araçları için yakıt satın aldığı yeri anlatan yaygın İngiliz İngilizcesi ifadesidir. Burada at, bu yeri konuşanın iş yeri olarak gösterir; dolayısıyla work at a petrol station, orada çalışmak anlamına gelir. Amerikan İngilizcesinde aynı yere genellikle gas station denir.
Alıştırma
Cümleyi, sürücülerin yakıt aldığı yer için kullanılan yaygın İngiliz İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: We stopped at a ____ to fill up.
Cevabı göster
petrol station
deliver my baby: doğum bağlamında deliver
Deliver my baby ifadesinde deliver, doğum sırasında bebeğin dünyaya gelmesine yardım etmek, yani doğumu gerçekleştirmek anlamındadır. Soru, hangi doktorun, ebenin veya başka bir yardımcının doğuma yardım edeceğini sorar; bebeği bir yere taşımaktan söz etmez. Cümledeki roller önemlidir: my baby, konuşan kişiyle ilişkili bebeği gösterirken deliver the baby yapacak kişi doğuma yardım eden kişidir.
Alıştırma
Cümleyi, doğuma yardım etme anlamındaki deliver ile tamamlayın: The midwife will ____ the baby at the hospital.
Cevabı göster
deliver
true blue: sadık, samimi veya gerçek bir Avustralyalı
Avustralya İngilizcesinde true blue, bir kişiyi sadık ve samimi diye övebilir; ayrıca tamamen veya gerçekten Avustralyalı anlamına da gelebilir. “Hey, true blue.” cümlesinde bir rengi tarif etmekten çok, sevgi dolu bir hitap gibi duyulur. Burada konuşan kişi, Avustralya şarkısı “True Blue” ile bağlantılı sözleri de söylüyor. Bu şarkı göndermesini fark etmek, ifadenin sahneye neden ek bir Avustralya kültürü havası kattığını açıklar.
Alıştırma
Bu Avustralya bağlamında true blue büyük olasılıkla neyi anlatır?
- Birinin üşüdüğü anlamına gelir.
- Birinin tam olarak belirli bir mavi tonunu giydiğini söyler.
- Birinin sadık, samimi veya gerçekten Avustralyalı olduğunu düşündürür.
Cevabı göster
Birinin sadık, samimi veya gerçekten Avustralyalı olduğunu düşündürür.
give us a hand with something: yardım istemek
give + person + a hand + with + task kalıbı, “o kişiye bir görevde yardım etmek” anlamına gelir. Bu cümlede us yardıma ihtiyacı olan kişileri belirtirken with something görevin ne olduğunu açıklamadan bırakır. Burada hand vücut bölümünü değil, yardımı ifade eder. Can you, deyimi doğal ve samimi bir rica hâline getirir.
Alıştırma
give someone a hand deyimindeki eksik sözcüklerle cümleyi tamamlayın: Could you give me ____ with this heavy suitcase?
Cevabı göster
a hand
didn't know this was ...: ne olduğunu ancak şimdi fark etmek
Didn't know this was ..., konuşanın karşısındaki şeyin ya da durumun ne olduğunu şimdiye kadar anlamadığını gösterir. This, konuşanın gördüğü veya yaşadığı şeyi belirtir. Didn't know önceki bilgisizliği anlatır ve konuşanın artık durumu anladığını ima eder. Burada the something, daha önce kullanılan belirsiz something sözcüğünü esprili biçimde tekrarlar. Konuşan, yapmayı kabul ettiği işin bu beklenmedik iş olduğunu yeni fark etmiştir; bu yüzden cümle şaşkınlık ve kabul etmiş olmaya dair tereddüt taşıyabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşanın şu anki toplantının daha önce sözü edilen toplantı olduğunu yeni fark ettiğini gösterir?
- I didn't know this was the meeting you meant.
- I knew this was the meeting you meant.
- I don't know where the meeting will be.
Cevabı göster
I didn't know this was the meeting you meant.
Harden up: daha güçlü olmayı isteyen sert bir emir
Harden up, “daha güçlü ol”, “şikâyet etmeyi bırak” veya “geri adım atma” anlamına gelen gündelik bir emirdir. Buradaki harden fiziksel değildir; duygularda veya tavırda daha güçlü olmayı anlatır. Pat adını kullanmak emri çok doğrudan hâle getirir. Burada konuşan kişi, Pat'e vazgeçmek yerine devam etmesi için baskı yapmaktadır.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: Ciddi sıkıntı yaşayan ve pek tanımadığınız bir iş arkadaşınıza “Harden up!” demek genellikle nazik ve düşünceli bir davranıştır.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
thought you grew up on a farm: bir çiftlikte büyüdüğünü sanıyordum
Burada grew up on a farm, çocukluğunu bir çiftlikte yaşayarak geçirmek anlamına gelir. Grow up bir insanın çocukluktan itibaren büyümesini anlatırken on a farm büyüdüğü ortamı belirtir. Bu ifade, kişinin ürün yetiştirdiği anlamına gelmez. I thought you ... bunun konuşanın daha önce sahip olduğu bir inanç olduğunu gösterir. Bu bağlamda mevcut durum o inançla uyuşmadığı için konuşan kişi kendi varsayımını sorgular. İngilizcede farm; live, work veya grow up gibi ifadelerle kullanıldığında genellikle on alır: live on a farm.
Alıştırma
Cümleyi “çocukluğunu bir çiftlikte geçirdi” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Maya ____, so she is comfortable around farm animals.
Cevabı göster
grew up on a farm
krikette a wicket
Wicket krikette birkaç anlama sahiptir: vurucunun arkasındaki üç çubuklu hedefi ve bir vurucunun oyun dışı kalmasını ifade edebilir. Just shout if there's a wicket cümlesinde, bir vurucunun oyun dışı kaldığı anlamına gelir. Konuşan kişi maçtaki bu önemli olay gerçekleştiğinde kendisine haber verilmesini ister; burada küçük bir kapının ortaya çıkması kastedilmez.
Alıştırma
Krikette “there's a wicket” bu bağlamda büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Küçük bir bahçe kapısı açıldı.
- Bir vurucu oyun dışı kaldı.
- Maç iptal edildi.
Cevabı göster
Bir vurucu oyun dışı kaldı.
How hard can this be?: kendinden emin bir retorik soru
How hard can this be? zorluk hakkında bir soru biçimindedir, ancak burada retorik bir sorudur. Konuşan kişi nesnel bir değerlendirme istemek yerine işin muhtemelen çok zor olmayacağını ima eder. Bu tür kendinden emin bir söz ironik bir gelişmeye zemin hazırlayabilir: iş kısa süre sonra zorlaşırsa ilk baştaki güven ile sonuç arasındaki fark mizah yaratır.
Alıştırma
İşin muhtemelen çok zor olmayacağı anlamına gelen kendinden emin retorik soruyu tamamlayın: I've watched one tutorial. ____?
Cevabı göster
How hard can this be
I'm not going anywhere: kalmak veya kararlı durmak
I'm not going anywhere, konuşan kişinin ayrılmayacağı anlamına gelir. Burada kişi çekilirken bulunduğu yerden uzaklaşmayı kesin biçimde reddeder. Aynı cümle mecazi olarak da kullanılabilir: desteğin süreceğine dair söz verebilir veya bir kişinin vazgeçmeyeceğini ve dışarı itilmeyi kabul etmeyeceğini belirtebilir. Odağın fiziksel konum mu yoksa bağlılık mı olduğunu bağlam gösterir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız ayrılacağınızdan korkuyor. Hangi cümle kalacağınızı söyleyerek ona en doğal biçimde güven verir?
- I'm going nowhere with this project.
- I'm going somewhere after lunch.
- I'm not going anywhere.
Cevabı göster
I'm not going anywhere.
we'll see about this: harekete geçme veya meydan okuma
Burada we'll see about this, birinin daha sonra yalnızca bir nesneye bakacağı anlamına gelmez. Konuşan kişinin mevcut sonucu kabul etmek yerine durumla ilgili harekete geçeceğini gösterir. Söyleyişe göre kararlı bir “Bununla ben ilgileneceğim” ya da meydan okuyan bir “Sen dur da gör” anlamına gelebilir. Bu cümlede meydan okuyan ve eyleme dönük anlam vardır.
Alıştırma
Gergin bir konuşmada we'll see about this en çok neyin sinyalini verir?
- Konuşan kişi herkesin bir nesneye bakmasını istiyor.
- Konuşan kişi durumla ilgili harekete geçmeyi veya ona karşı çıkmayı planlıyor.
- Konuşan kişi durumu görmezden gelmeye karar verdi.
Cevabı göster
Konuşan kişi durumla ilgili harekete geçmeyi veya ona karşı çıkmayı planlıyor.
none for six: altı koşu ve sıfır wicket kaybı
Krikette none for six, vuruş yapan takımın hiç wicket kaybetmeden altı koşu yaptığını bildiren kısa bir skor ifadesidir. None kaybedilen wicket sayısını, six ise yapılan koşu sayısını gösterir. İfade, kriket oyuncuları ile taraftarların bağlamdan anladığı sözcükleri atar: altı koşuya karşılık sıfır wicket kaybı. Sıfır koşu anlamına gelmez.
Alıştırma
Burada kullanılan skor düzeninde none for six ne anlama gelir?
- Hiç koşu yapılmadı ve altı wicket kaybedildi.
- Altı koşu yapıldı ve hiç wicket kaybedilmedi.
- Altı koşu yapıldı ve altı wicket kaybedildi.
Cevabı göster
Altı koşu yapıldı ve hiç wicket kaybedilmedi.
Kriket skoru: boundaries ... boundary, two singles
Burada boundary ve single, krikette kullanılan sayı terimleridir. Top yere değdikten sonra saha sınırına ulaşırsa boundary normalde dört koşu, yere değmeden sınırı geçerse altı koşu kazandırır. Single ise genellikle iki vurucunun wicket'lar arasında bir kez koşmasıyla alınan bir koşudur. Any boundaries? sayı getiren boundary vuruşları olup olmadığını sorar. One boundary, two singles koşuların nasıl kazanıldığını kısaca açıklar; burada boundary kişisel sınır, singles da bekâr kişiler anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu kriket konuşmasında One boundary, two singles neyi bildiriyor?
- Bir kişisel sınır ile iki bekâr kişiyi konuştular.
- Bir saha kenarı ile iki ayrı oyuncu belirlediler.
- Bir boundary ve iki single yaptılar.
Cevabı göster
Bir boundary ve iki single yaptılar.
do like to: olumlu cümlede vurgulu do
I do like to... yapısındaki do vurgu amaçlıdır. I like to... olumlu cümlesini güçlendirir ve bir şeyi gerçekten sevme anlamı verir. Soru oluşturmamaktadır. Vurgulu do, does veya did kullanıldığında ana fiil yalın hâlde kalır: do like, does enjoy, did want. Burada like to yapısından sonra yalın fiil be gelir.
Alıştırma
Olumlu cümleyi vurgulu do ile tamamlayın: I ____ like to read by the window.
Cevabı göster
do
get me out: birini kapalı bir yerden çıkarmak
Get me out, get + kişi veya nesne + out kalıbını kullanır ve o kişiyi ya da nesneyi kapalı, sıkışıp kaldığı veya çıkması zor bir yerden çıkarmak ya da çıkmasına yardım etmek anlamına gelir. me hareket ettirilen kişiyi, out ise içeriden dışarıya yönelen hareketi gösterir. You'll never get me out cümlesinde never söze meydan okuyan bir ton katar: konuşan kişi, diğerlerinin kendisini çıkarmayı başaramayacağını iddia eder.
Alıştırma
Hangi cümle “Lütfen çocuğun arabanın içinden çıkmasına yardım et” anlamına gelir?
- Please get the child out of the car.
- Please get out and call the child.
- Please take the child out to buy a car.
Cevabı göster
Please get the child out of the car.
She's not budging: çabaya rağmen hiç hareket etmiyor
Budge, çok az bile olsa hareket etmek anlamına gelir ve genellikle itilmesi veya çekilmesi zor bir kişi ya da şey için kullanılır. She's not budging, gösterilen çabaya rağmen onun hiç hareket etmediğini belirtir. Aynı fiil mecazi olarak da kullanılabilir: budge etmeyen biri kararını veya tutumunu değiştirmeyi reddeder. Bu cümlede kastedilen fiziksel harekettir.
Alıştırma
Cümleyi budge fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The drawer is stuck. It isn't ____.
Cevabı göster
budging
have to go through the sunroof: doğumla ilgili eğlenceli bir metafor
Bu cümlede beden bir arabaya, bebek de başka bir çıkış arayan birine benzetiliyor. Açılır tavan, bebeğin başka bir yöntemle dünyaya gelmesini temsil ediyor; yani sözler gerçek bir aracı anlatmak yerine eğlenceli bir benzetme oluşturuyor. Mizah, bir araba parçasının doğum sahnesine uygulanmasından doğuyor. Başka bir bağlamda benzer bir ifadeyle karşılaşırsanız, kelimesi kelimesine imkânsız olan eylemi anlamlı kılan ortak benzetmeyi arayın.
Alıştırma
Bu sahnede have to go through the sunroof ne anlama geliyor?
- Bebeğin başka bir şekilde dünyaya gelmesi gerekebilir ve bu durum şakayla bir arabanın tavan açıklığından çıkmaya benzetiliyor.
- Bebek doğmadan önce açılır tavanı onarmaları gerekiyor.
- Gerçek bir arabanın içindeler ve tavandan tırmanarak çıkmaları gerekiyor.
Cevabı göster
Bebeğin başka bir şekilde dünyaya gelmesi gerekebilir ve bu durum şakayla bir arabanın tavan açıklığından çıkmaya benzetiliyor.
Give me a go: denemek için sıra istemek
Buradaki a go, bir deneme veya bir sıra anlamına gelen sayılabilen bir isimdir. Bu nedenle Give me a go, “bir de ben deneyeyim” veya “sıra bana gelsin” anlamına gelir; go burada hareket etmeyi anlatmaz. Başka biri bir şey yaparken ya da denerken işi devralıp deneme fırsatı istediğinizde bu ifadeyi kullanın.
Alıştırma
B'nin yanıtını, bu derste öğrendiğiniz ve “bir de ben deneyeyim” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: A: I've tried twice, but the lid is stuck. B: ____, please.
Cevabı göster
Give me a go
Caught behind: krikette wicketkeeper yakalamasıyla oyun dışı kalma
“Caught behind”, krikette vurucunun oyun dışı kalma biçimlerinden biridir. Top vurucunun sopasına değer ya da hafifçe sürtünür; wicket’ın arkasındaki wicketkeeper da top yere sekmeden onu yakalar. Bu kısa maç anlatımında ifade, oyuncunun nasıl oyun dışı kaldığını açıklar. “Behind”, wicketkeeper’ın konumunu belirtir; sıradan bir kovalamacada birinin arkadan yakalandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Krikette hangi olay caught behind olarak anlatılır?
- Bir saha oyuncusu sınır çizgisi yakınında yüksek bir topu yakalar.
- Top vurucuyu geçer ve wicketkeeper’ın arkasına doğru yuvarlanır.
- Top sopaya hafifçe temas eder ve wicketkeeper top sekmeden onu yakalar.
Cevabı göster
Top sopaya hafifçe temas eder ve wicketkeeper top sekmeden onu yakalar.
Oh, biscuits! içindeki yumuşak ünlem biscuits
“Biscuits” normalde fırınlanmış bir yiyecek türü anlamına gelir; ancak “Oh, biscuits!” içinde hayal kırıklığını veya hafif rahatsızlığı belirten yumuşak bir ünlem olarak kullanılır. Konuşan kişi daha güçlü bir küfür yerine zararsız, gündelik bir kelime kullanır. Böylece tepki çocuklara uygun ve şakacı olur; burada yemekten söz edilmez, ifade “Ah, olamaz!” veya “Tüh!” gibi anlaşılır.
Alıştırma
Bu dersteki hedef yiyecek kelimesini kullanarak yumuşak ünlemi tamamlayın: Oh, ____! I missed the bus.
Cevabı göster
biscuits
got to see this: güçlü bir gereklilik veya dürtü
Bu bağlamda Just got to see this, I've just got to see this cümlesinin hızlı konuşmada kullanılan eksik biçimidir. have got to + fiilin yalın hâli, konuşanın güçlü bir gereklilik ya da dürtü hissettiğini gösterir: Bunu mutlaka görmeliyim. Atlanan özne ve yardımcı fiil durumdan anlaşılır. Burada just, o andaki aciliyeti güçlendirir; got yalnızca get fiilinin geçmiş hâli değildir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız canlı sonuç sayfasını kapatmak üzere, ancak skoru mutlaka görmeniz gerektiğini hissediyorsunuz. Bu güçlü dürtüyü hangi cümle anlatır?
- I just got to see the final score yesterday.
- I've just seen the final score.
- I've just got to see the final score.
Cevabı göster
I've just got to see the final score.
Time to come out: kısa bir harekete geçme işareti
Time to + fiilin yalın hâli, It's time to + fiilin yalın hâli yapısının konuşmada kullanılan kısa biçimidir. Birine sonraki eylemin zamanının geldiğini bildirir. Burada come out, içeriden veya saklanılan bir yerden görünür bir yere çıkmak demektir. Bu cümle saati sormaz; harekete geçme işareti verir.
Alıştırma
Dersteki kısa eylem işaretini kullanın: The hiding game is over. ____.
Cevabı göster
Time to come out
right-o: Britanya ve Avustralya İngilizcesinde samimi bir “peki”
Burada right-o, “peki”, “tamam” veya “yaparım” anlamına gelen, tek başına kullanılan sözlü bir yanıttır. Konuşan kişi kendisinden isteneni rahat bir biçimde kabul eder. Right-o ifadesini tek bir ünlem olarak düşünün. Bu kullanımda right bir yönü belirtmez ve bir şeyin doğru olduğunu söylemez; eklenen -o yanıta rahat ve samimi bir hava verir.
Alıştırma
Bu cümlede right-o ne anlatıyor?
- Sağa dönme talimatı
- Bir cevabın doğru olduğuna dair değerlendirme
- Samimi bir kabul: “Peki, yaparım.”
Cevabı göster
Samimi bir kabul: “Peki, yaparım.”
standing by your mate: bir dostu sadakatle desteklemek
Standing by your mate ifadesinde stand by someone, özellikle işler zorlaştığında o kişiyi desteklemeye devam etmek anlamına gelir. Yalnızca birinin fiziksel olarak yakınında durmayı değil, sadakati anlatır. Mate, özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygın olan, “arkadaş” veya “dost” anlamındaki samimi bir sözcüktür. Soru, konuşulan niteliğin bir dosta sadakat göstermekten ibaret olup olmadığını sorar.
Alıştırma
Hangi cümlede stand by, sadık kalıp desteklemeye devam etmek anlamında kullanılmıştır?
- The spare chair is standing by the window.
- I'll stand by my sister while she recovers.
- Please stand beside my sister for the photo.
Cevabı göster
I'll stand by my sister while she recovers.
give her a name: birine ad vermek
Give someone a name, bir kişi ya da hayvan için bir ad seçip onu adlandırmak demektir. give her a name ifadesinde her adı alan kişiyi, a name ise ona verilen adı gösterir. Buradaki give, fiziksel bir nesneyi uzatmayı değil, adlandırma eylemini anlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp give + kişi veya hayvan + a name şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi give + someone + a name kalıbını ve her zamirini kullanarak tamamlayın: Our new story character is a girl, so we need to ____.
Cevabı göster
give her a name
get a look at you: seni net biçimde görebilmek
Get a look at someone or something, bir kişiyi ya da şeyi görme fırsatı bulmak anlamına gelir; çoğu zaman ilk kez veya daha net görmek söz konusudur. get a look at you ifadesinde look sayılabilen bir isimdir, bu yüzden önünde a gerekir; at ise bakılan kişiyi getirir. Let's get a look at you, kişiyi kendisine bakılması için sıcak bir şekilde davet eder ve “bakalım nasıl görünüyorsun” ya da “sana bir bakayım” anlamına yakındır. Burada get, fiziksel olarak bir şeyi elde etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi get a look at ile tamamlayın: Move the photo closer so I can ____ the details.
Cevabı göster
get a look at
call you Chilli: call + nesne + ad
call you Chilli ifadesinde call, “sana Chilli adını vermek” veya “seni Chilli adıyla çağırmak” anlamına gelir. Kalıp call + kişi + ad şeklindedir: you adı verilen kişidir, Chilli ise o kişi için kullanılan addır. Buradaki call, “telefon etmek” anlamına gelmez. İngilizcede ad doğrudan kişiden sonra gelir: call you Chilli denir, call you as Chilli denmez.
Alıştırma
Parantezdeki sözcükleri kullanarak cümleyi tam call + nesne + ad kalıbıyla tamamlayın: Our new puppy's name is Rocket, so we'll ____. (call / him / Rocket)
Cevabı göster
call him Rocket
don't muck around: gecikmeden harekete geçmek
Muck around; zaman kaybetmek, oyalanmak veya bir işi ciddiye almamak anlamlarına gelebilen gayriresmî bir deyimsel fiildir. Olumsuz biçimdeki Heelers don't muck around, Heeler ailesinin hızlı hareket ettiği ve işleri gecikmeden yaptığı anlamına gelir. Konuşan kişi, onların ne kadar hızlı hareket ettiğine şakacı bir hayranlık gösterir. Burada muck around tek bir bütündür; kir, çamur veya bir şeyi kirletmekle ilgili değildir.
Alıştırma
Örnekteki “you Heelers don't muck around” ne anlama geliyor?
- Heeler ailesi kirlenmekten kaçınır.
- Heeler ailesi harekete geçmek yerine şakalaşarak vakit geçirir.
- Heeler ailesi hızlı davranır ve zaman kaybetmez.
Cevabı göster
Heeler ailesi hızlı davranır ve zaman kaybetmez.
if you're going to do something, do it properly sözünün kapanış göndermesi olarak tekrarlanması
Finalde bu cümle, daha önce ortaya konan bir ilkeyi tekrar eder. Bu, önceki söze yapılan bir göndermedir, yani callback’tir: aynı sözler izleyiciye başlangıcı hatırlatır ve onu artık tamamlanmış olan şeyle ilişkilendirir. Bu nedenle replik, yeni bir dil bilgisi noktası ya da yeni bilgi eklemek yerine hikâyeyi düzenler. Sona tamamlanmışlık duygusu verir ve bu ilkeyi sahnenin ana temasına dönüştürür.
Alıştırma
Bu cümlenin sonda tekrarlanmasının temel anlatısal işlevi nedir?
- Önceki cümlenin dil bilgisini düzeltir.
- İzleyicinin daha önce duymadığı yeni bir kural sunar.
- Daha önceki bir ilkeye gönderme yapar ve hikâyeye tamamlanmışlık duygusu verir.
Cevabı göster
Daha önceki bir ilkeye gönderme yapar ve hikâyeye tamamlanmışlık duygusu verir.
a doddle: çok kolay bir iş
Britanya ve Avustralya İngilizcesinin gündelik kullanımında a doddle, yapılması çok kolay bir şey demektir. That was a doddle. cümlesinde doddle, a’dan sonra gelen sayılabilir bir isimdir; dolayısıyla cümlenin tamamı işin son derece kolay olduğu anlamına gelir. Zor veya karmaşık bir deneyimin ardından konuşan kişi bu cümleyi rahatça kendinden emin görünmek, zorluğu küçümsemek ya da aradaki karşıtlıkla şaka yapmak için kullanabilir. Burada bu karşıtlık, yoruma hafifçe övüngen bir mizah katar.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki Britanya İngilizcesine özgü gündelik isim öbeğiyle tamamlayın. Temel isim dod- ile başlar ve “çok kolay bir şey” anlamına gelir: Everyone warned me about the test, but it was ____.
Cevabı göster
a doddle