Gerçekten günde 10.000 adım atmanız gerekiyor mu? - Shannon Odell: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
753 kelime 149 kel/dk

Video özeti: Jean Beliveau’nun 75.000 kilometrelik yolculuğunu çerçeve olarak kullanan video, günlük yürüyüşü artırmanın 10.000 adıma ulaşmadan da ruh sağlığını, kalp-damar sistemini ve kemikleri nasıl destekleyebileceğini açıklıyor. Ayrıca yürünebilir mahalleleri toplumsal ve çevresel yararlarla ilişkilendiriyor; altyapı engellerini ve sokakları dönüştüren uygulanabilir örnekleri inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. While most people avoid spending the night in jail, Jean Beliveau jumped at the opportunity. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: while sözcüğünün sıradan bir tepkiyi beklenmedik bir seçimle karşı karşıya getirerek nasıl hemen anlatısal merak uyandırdığını fark edin; bu karşıtlık kalıbını sıra dışı bir davranışı veya hikâyenin temel çatışmasını tanıtmak için kullanın. 2. don't need to be taken continuously. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: need fiilinin olumsuz biçimiyle edilgen yapının, biriken adımların kesintisiz atılmasının zorunlu olmadığını nasıl anlattığını kavrayın; görevlerin, aşamaların veya etkinliklerin ayrı zamanlarda tamamlanabileceğini belirtirken bu kalıbı uygulayın. 3. prioritize funding for highways and roads over sidewalks and public parks. — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: prioritize funding for X over Y yapısının kaynakların bir alana diğerinden önce ayrılmasını açıkça anlattığını öğrenin; kamu politikalarında, kurum bütçelerinde veya kişisel kararlarda yarışan öncelikleri tartışırken kullanın.

Bu derste

While most people avoid spending the night in jail, Notlar

0:07

Çoğu insan geceyi hapishanede geçirmekten kaçınırken,

Jean Beliveau jumped at the opportunity. Deyimler

0:10

Jean Beliveau bu fırsatın üzerine atladı.

Anlatım akışı

While A, B: olağan bir seçimle istisnayı karşılaştırmak

Burada while, “bir şey olurken” anlamındaki zamanı değil, “oysa” veya “-mesine rağmen” anlamındaki karşıtlığı belirtir. İlk yan cümle çoğu insanın hapisten kaçınması gibi olağan tepkiyi verir; ana cümle ise Jean'ın tam tersine bu fırsatı hevesle kabul ettiğini gösterir. While A, B kalıbı önce normal beklentiyi, ardından şaşırtıcı istisnayı vererek bilgiyi düzenler. Karşıtlığı daha en başta öne çıkarmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle while kullanarak yaygın bir seçimle alışılmadık bir seçimi karşılaştırır?

  1. Because Ava was tired, she went to bed.
  2. While Ava was sleeping, the rain started.
  3. While most campers slept in tents, Ava chose to sleep under the stars.
Cevabı göster

While most campers slept in tents, Ava chose to sleep under the stars.

Kalıp ifadeler

spending the night in jail: spend the night + yer

Spend the night, gece boyunca bir yerde kalmak ve çoğu zaman orada uyumak anlamına gelir. Bu ifadede spend para harcamayı değil, zamanın nasıl geçirildiğini anlatır; in jail ise gecenin nerede geçirildiğini belirtir. Burada spending kullanılmasının nedeni avoid fiilinden sonra -ing biçiminin gelmesidir: avoid spending the night in jail. Başka cümlelerde spend fiilinin biçimini dil bilgisine göre değiştirin.

Alıştırma

Cümleyi, spend kullanan ve “gece boyunca bir yerde kalmak” anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: Because the roads were closed, we had to ____ at the airport.

Cevabı göster

spend the night

Deyimler

jumped at the opportunity: bir fırsatı hevesle kabul etmek

Jump at an opportunity, bir fırsatı hevesle ve neredeyse hiç tereddüt etmeden kabul etmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede jumped hızlı ve olumlu bir tepkiyi gösterir; fiziksel olarak zıplamayı anlatmaz. Yapı jump at + bir teklif ya da fırsat bildiren isim şeklindedir; offer, chance veya opportunity kullanılabilir. Nötr accept fiilinin tek başına vermeyebileceği heves ve hazır olma anlamını ekler.

Alıştırma

jump at the opportunity ifadesini doğru geçmiş zaman biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: The internship was exactly what Nina wanted, so she ____ to work abroad.

Cevabı göster

jumped at the opportunity

For the past three years, Dilbilgisi

0:13

Geçtiğimiz üç yıl boyunca,

Beliveau had been walking from country to country Kalıp ifadeler

0:14

Beliveau ülkeden ülkeye yürüyordu

Dilbilgisi

For the past three years ... had been walking: geçmişteki bir noktaya kadar süren faaliyet

Had been walking, had been + fiil-ing yapısındaki geçmişte tamamlanmış süreklilik biçimidir. Yürümeyi, geçmişteki başka bir noktadan önce belirli bir süre boyunca devam eden bir faaliyet olarak sunar. For the past three years sürenin ne kadar olduğunu belirtir. Geçmişte geçen bu anlatıda ifade, yalnızca tamamlanmış bir yürüyüşü bildirmek yerine, o geçmiş noktaya kadar sürekli yürümekte olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi wait fiilinin geçmişte tamamlanmış süreklilik biçimiyle tamamlayın: By the time the bus arrived, we ____ for forty minutes.

Cevabı göster

had been waiting

with the goal of circumnavigating the globe on foot. Kalıp ifadeler

0:17

dünyayı yürüyerek dolaşmak amacıyla.

Kalıp ifadeler

from country to country: aynı tür yerler arasında art arda hareket

Bu cümlede from country to country, bir dizi ülke boyunca bir ülkeden sonrakine tekrar tekrar geçmek anlamına gelir. Yalnızca belirli bir başlangıç ülkesiyle belirli bir varış ülkesini anlatmaz. Başka durumlara aktarılabilen kalıp from + tekil sayılabilen isim + to + aynı tekil isim şeklindedir. from city to city örneğindeki gibi yerleri veya from job to job örneğindeki gibi tekrarlanan değişiklikleri anlatabilir.

Alıştırma

village ismini ve tekrarlanan hareket kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The nurse traveled ____ to provide free checkups.

Cevabı göster

from village to village

Kalıp ifadeler

with the goal of circumnavigating the globe: planlanmış bir amacı belirtmek

With the goal of ... bir eylem, plan ya da projenin amaçlanan hedefini açıklar. Burada yaya yolculuğunun amacını, yani dünyanın çevresini tamamen dolaşmayı anlatır. of bir edat olduğundan, ardından gelen fiil -ing biçimini alır: with the goal of circumnavigating. Kalıptan sonra with the goal of greater access örneğindeki gibi bir isim öbeği de gelebilir.

Alıştırma

with the goal of ifadesini ve protect fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: The group launched a campaign ____ local wetlands.

Cevabı göster

with the goal of protecting

Kalıp ifadeler

on foot: yürüyerek yolculuk etmek

On foot, “yürüyerek” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada eylemin nasıl yapıldığını belirtir: kişinin dünyanın çevresini hangi yolla dolaşmayı planladığını gösterir. Kalıbın biçimi değişmez: foot tekil kullanılır ve önüne tanımlık gelmez.

Alıştırma

Yürümenin ulaşım biçimi olduğunu doğal şekilde anlatan cümle hangisidir?

  1. We explored the old town by foot.
  2. We explored the old town on foot.
  3. We explored the old town with foot.
Cevabı göster

We explored the old town on foot.

This required sleeping in tents,

0:21

Bu, çadırlarda uyumayı,

strangers' homes,

0:23

yabancıların evlerini,

and the occasional jail cell along the way. Kalıp ifadeler

0:24

ve yol boyunca ara sıra bir hapishane hücresini gerektiriyordu.

Kalıp ifadeler

the occasional ... along the way: yolculuk sırasında seyrek yaşanan olaylar

the occasional + tekil sayılabilen isim yapısı, uzun bir süre içinde o tür bir şeyin ara sıra gerçekleştiğini anlatır. Buradaki the occasional jail cell, sürekli kalınan tek bir yeri anlatmaz; bazen uyunan yerlerden birinin bir hapishane hücresi olduğunu belirtir. Along the way gerçek bir yolculuğun çeşitli noktalarını veya daha genel olarak uzun bir sürecin bazı anlarını anlatabilir. Bu sözler birlikte, hücrede kalma olaylarını yolculuğun olağan düzeni olarak değil, seyrek yaşanan olaylar olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede “the occasional jail cell along the way” ne anlama geliyor?

  1. Geçtikleri her hapishane hücresini incelemek için durdular.
  2. Bir hapishane hücresi tüm yolculuk boyunca onların olağan eviydi.
  3. Yolculuk sırasında bazen bir geceyi hapishane hücresinde geçirmek zorunda kaldılar.
Cevabı göster

Yolculuk sırasında bazen bir geceyi hapishane hücresinde geçirmek zorunda kaldılar.

But this morning,

0:27

Ama bu sabah,

as Beliveau was ready to leave,

0:28

Beliveau yola çıkmaya hazırken,

the police chief,

0:30

uyku düzenlemesini kabul eden

who had agreed to his sleeping arrangement,

0:31

polis şefi,

was nowhere to be found, Deyimler

0:34

ortada yoktu,

and the guards weren't buying his story. Deyimler

0:35

ve gardiyanlar onun hikayesine inanmıyorlardı.

Deyimler

was nowhere to be found: hiçbir yerde bulunamıyordu

Was nowhere to be found, be nowhere to be found ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Genellikle arandıktan sonra bile kişinin hiçbir yerde bulunamadığını belirtir. Nowhere bir yer adı değildir; ifadenin tamamı, o anda kişiyi bulmanın tamamen imkânsız olduğu anlamına gelir. Bu cümlede kayıp polis şefi, yapılan anlaşmayı doğrulayabilecek kişiydi. Bu ifade, onun yokluğunu özellikle sorunlu gösterir ve yalnızca orada olmadığını söylemekten daha güçlü bir anlatım etkisi yaratır.

Alıştırma

Yöneticiyi kimsenin bulamadığını belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The meeting was about to begin, but the manager was ____.

Cevabı göster

nowhere to be found

Deyimler

weren't buying his story: anlattıklarına inanmıyorlardı

Burada weren't buying his story, gardiyanların onun açıklamasına inanmadığı veya açıklamayı kabul etmediği anlamına gelir. Buy mecaz anlamda kullanılmıştır: Bir iddiayı, bahaneyi veya hikâyeyi buy etmek, onu doğru ya da ikna edici olarak kabul etmektir. Bu ifade yalnızca belirsizliği değil, açık bir kuşkuyu gösterir. Gardiyanlar onun anlattıklarını dinlemiş, ancak bunları inandırıcı bulmamıştı.

Alıştırma

They weren't buying his story ne anlama gelir?

  1. Yazdığı bir kitap için ödeme yapmayı reddettiler.
  2. Onun açıklamasına inanmadılar.
  3. Hikâyeyi yeniden anlatmasını istediler.
Cevabı göster

Onun açıklamasına inanmadılar.

Few people have the time or desire Dilbilgisi

0:39

Çok az insanın zamanı veya arzusu vardır

to walk such extreme lengths.

0:41

bu kadar uç mesafeleri yürümek için.

Dilbilgisi

Few people have the time or desire to ...: neredeyse hiç kimsenin zamanı ya da isteği yok

Few people, sayının çok az, yani neredeyse hiç kimse düzeyinde olduğunu anlatır. Burada olumsuz bir yönelim taşır: Konuşan kişi, ardından gelen koşulları karşılayan insanların ne kadar ender olduğunu vurgular. have the time or desire to do something yapısında or, insanlarda eksik olabilecek iki şeyi bağlar: yeterli zaman ve bunu yapma isteği. Bu kalıp, zorlu bir etkinliği neden neredeyse hiç kimsenin üstlenmediğini açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, neredeyse hiç kimsenin her sayfayı kontrol edecek kadar sabrı olmadığını söyler?

  1. Nobody has the patience to check every page.
  2. Few people have the patience to check every page.
  3. A few people have the patience to check every page.
Cevabı göster

Few people have the patience to check every page.

However,

0:44

Bununla birlikte,

research shows that adding even a modest amount Kalıp ifadeler

0:45

araştırmalar, günlük rutininize

of walking to your daily routine

0:48

mütevazı bir miktar yürüyüş eklemenin bile

can dramatically improve your health. Kalıp ifadeler

0:50

sağlığınızı önemli ölçüde iyileştirebileceğini gösteriyor.

Kalıp ifadeler

adding even a modest amount of walking to your daily routine: az miktarda yürüyüşü bile günlük rutine eklemek

Adding something to your daily routine, bir şeyi her gün normal olarak yaptıklarınızın düzenli bir parçası hâline getirmek demektir. Yapı add + etkinlik veya alışkanlık + to + your daily routine şeklindedir. Burada even a modest amount of walking, eklenen yürüyüş miktarının büyük olması gerekmediğini anlatır. Even, küçük ve uygulanabilir bu değişikliğin yine de güçlü bir etkisi olabileceğini vurgular.

Alıştırma

add + activity + to + daily routine yapısını ve parantez içindeki ifadeyi kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: To feel less stiff after work, you can ____. (a short stretching session)

Cevabı göster

add a short stretching session to your daily routine

Kalıp ifadeler

Dramatically improve: büyük ve fark edilir bir iyileşme

dramatically improve your health ifadesinde dramatically, improve fiilini niteleyen bir zarftır. İyileşmenin büyük ve fark edilir olduğunu belirtir; yani cümle, yürümenin sağlığı yalnızca biraz değil, çok daha iyi hâle getirebileceğini söyler. Burada dramatically, teatral bir biçimde anlamına gelmez. Bu kalıp, kalite veya sonuç bakımından değişebilen başka şeylerle de kullanılabilir: dramatically improve performance, safety veya efficiency.

Alıştırma

Cümleyi, bu notta öğrendiğiniz ve büyük, fark edilir ölçüde iyileştirmek anlamına gelen iki sözcüklü kalıpla tamamlayın: Good lighting can ____ the quality of a photo.

Cevabı göster

dramatically improve

So,

0:52

Peki,

what exactly happens to your body Anlatım akışı

0:53

günlük adım sayınızı artırdığınızda

when you increase your daily step count?

0:55

vücudunuza tam olarak ne olur?

Anlatım akışı

What exactly happens ... when ...?: geçiş sorusu olarak kullanımı

What exactly happens to X when Y? soru kalıbı, neden-sonuç açıklamasına zemin hazırlar. What happens sonucu sorar, exactly belirli ayrıntıların geleceğini gösterir ve when yan cümlesi incelenecek koşulu belirtir. Bu cümlede anlatıcı, yürümenin sağlığa faydalı olduğu yönündeki genel iddiadan, daha fazla adımın vücutta ne yaptığına ilişkin ayrıntılı açıklamaya geçmek için bu soruyu kullanır. Sadece kısa bir cevap istemek yerine sonraki bölümü düzenler.

Alıştırma

Açıklayıcı bir içerikte bu soru temel olarak ne yapar? So, what exactly happens to the brain when we sleep?

  1. Daha fazla ayrıntı gerekmediği için konuyu kapatır.
  2. Uykuya dalmak için eksiksiz bir talimat listesi verir.
  3. Genel bir konudan etkilerin veya süreçlerin ayrıntılı açıklamasına geçer.
Cevabı göster

Genel bir konudan etkilerin veya süreçlerin ayrıntılı açıklamasına geçer.

A single afternoon stroll Kelime

0:58

Sadece bir öğleden sonra yürüyüşü

can improve your mood and ease symptoms Kalıp ifadeler

1:00

ruh halinizi iyileştirebilir ve

of anxiety and depression.

1:02

anksiyete ve depresyon belirtilerini hafifletebilir.

Kelime

A single afternoon stroll: rahat bir gezinti

Bu cümlede a stroll, bir yere hızla ulaşmak için değil, keyif almak için yapılan yavaş ve rahat bir yürüyüştür. Afternoon bunun ne zaman yapıldığını, a single ise böyle yalnızca bir yürüyüşü belirtir. Stroll seçimi, nötr walk sözcüğüne göre daha sakin ve keyifli bir görüntü oluşturur. a single + etkinlik yapısı, bir kez yapmanın bile etkisi olabileceğini vurgulayabilir.

Alıştırma

Hangi cümle stroll sözcüğünü en doğal biçimde anlatıyor?

  1. They climbed a steep mountain trail for six hours.
  2. She sprinted to the gate before it closed.
  3. We took a leisurely stroll around the lake after lunch.
Cevabı göster

We took a leisurely stroll around the lake after lunch.

Kalıp ifadeler

ease symptoms of anxiety and depression: belirtileri hafifletmek

Burada ease, bir şeyi daha az şiddetli veya daha kolay katlanılır hâle getirmek anlamındaki geçişli bir fiildir. Nesnesi symptoms, of anxiety and depression ise bu belirtilerin ilişkili olduğu durumları belirtir. Ease symptoms, belirtilerin şiddetini azaltmayı anlatır; durumların iyileştiğini veya ortadan kalktığını söylemez. Aynı yapı ease symptoms of a cold gibi ifadelerde de kullanılır.

Alıştırma

This treatment may ease symptoms of a cold cümlesinin en doğru anlamı nedir?

  1. Durumun tamamen iyileştirileceğini garanti eder.
  2. Belirtilerin kötüleşmesine neden olur.
  3. Belirtileri daha az şiddetli hâle getirebilir.
Cevabı göster

Belirtileri daha az şiddetli hâle getirebilir.

Walking,

1:04

Yürüyüşün,

especially at a brisk pace, Kalıp ifadeler

1:05

özellikle de tempolu bir şekilde,

Kalıp ifadeler

at a brisk pace: hızlı ve enerjik hareket etmek

Bu cümlede at a brisk pace, “oldukça hızlı ve enerjik bir tempoda” anlamına gelir ve yürümenin nasıl yapıldığını anlatır. Brisk, rahat bir gezintiye göre daha fazla çaba olduğunu, ancak tam hızla koşulmadığını düşündürür. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp at a/an + sıfat + pace şeklindedir: at a slow pace, at a steady pace veya at a brisk pace. Belirli bir hızda devam eden herhangi bir etkinliği anlatabilir.

Alıştırma

“Hızlı ve enerjik bir tempoda” anlamındaki dört kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: We walked ____ so that we would not miss the train.

Cevabı göster

at a brisk pace

is thought to trigger the release Dilbilgisi

1:07

ağrı kesici

of pain-relieving endorphins Kelime

1:08

endorfinlerin salınımını tetiklediği

Dilbilgisi

is thought to trigger: temkinli bir aktarma yapısı

Is thought to trigger, genel bir görüşü veya araştırma yorumunu aktarmak için özne + be thought to + fiilin yalın hâli yapısını kullanır. Thought, Walking eyleminin düşündüğü anlamına gelmez; edilgen bir aktarma yapısının parçasıdır. Bu ifade, iddiayı Walking triggers the release cümlesine göre daha dolaylı ve temkinli kılar. Yeniden kullanılabilen kalıp X is thought to + fiilin yalın hâli şeklindedir.

Alıştırma

thought içeren üç kelimelik yapıyla bu temkinli araştırma ifadesini tamamlayın: Regular walking ____ improve sleep quality.

Cevabı göster

is thought to

Kelime

pain-relieving endorphins: işlev bildiren birleşik sıfat

pain-relieving endorphins ifadesinde pain-relieving, endorphins sözcüğünden önce kullanılan birleşik bir sıfattır. “Ağrıyı hafifletebilen” anlamına gelir; yani ağrının değil, endorfinlerin ne yaptığını açıklar. İsim + -ing biçimi, bir işlevi isim öbeği içinde kısa biçimde anlatabilir. X-relieving Y, X’i hafifleten Y anlamına gelir; burada pain-relieving endorphins, endorphins that relieve pain şeklinde açılabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede aynı isim + -ing birleşik yapısı bir isimden önce doğru kullanılmıştır?

  1. The clinic offers stress-relieving exercises.
  2. The clinic offers stress-relieve exercises.
  3. The clinic offers stress-relieved exercises.
Cevabı göster

The clinic offers stress-relieving exercises.

and curb the release Kelime

1:10

ve stres hormonu kortizolün salınımını

of the stress hormone cortisol. Kelime

1:12

engellediği düşünülmektedir.

Kelime

curb the release of the stress hormone cortisol: salgılanmayı sınırlamak ve kontrol etmek

Burada curb, “sınırlamak veya kontrol altına almak” anlamına gelen bir fiildir. Curb the release of ... ifadesi, salgılanan miktarın sınırlandığını veya azaltıldığını anlatır; salgılanmanın tamamen durduğu anlamına gelmez. the stress hormone cortisol ifadesinde cortisol, hangi stres hormonunun kastedildiğini belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen curb the release of + isim kalıbı, bir maddenin salınımını kontrol etmeyi anlatan resmî bir ifadedir.

Alıştırma

Bir politika, devam eden bir sorunu tamamen durduracağını iddia etmeden kontrol altına almayı amaçlıyor. Bu anlamı en doğru ifade eden cümle hangisidir?

  1. The policy reports that spending has decreased.
  2. The policy aims to curb excessive spending.
  3. The policy aims to prevent all spending.
Cevabı göster

The policy aims to curb excessive spending.

Kelime

stress hormone cortisol: kategoriden sonra gelen belirli ad

the stress hormone cortisol ad öbeğinde stress hormone kategoriyi, cortisol ise belirli adı verir. Bu nedenle ifade, kortizolü bir stres hormonu olarak tanımlar; iki ayrı maddeden söz etmez. Bilim ve haber metinlerinde İngilizce, the planet Mars örneğinde olduğu gibi, bir kategori adını özel veya teknik adın hemen önüne sıkça yerleştirir. Böylece bilinmeyen bir ad tanıtılırken onun ne tür bir şey olduğu da açıklanır.

Alıştırma

the stress hormone cortisol ifadesi nasıl bir ilişki anlatır?

  1. Cortisol, burada tanımlanan belirli hormondur.
  2. Stress hormone ile cortisol iki ayrı maddedir.
  3. Cortisol başka bir stres hormonu salgılar.
Cevabı göster

Cortisol, burada tanımlanan belirli hormondur.

Within weeks of adding more steps Dilbilgisi

1:14

Rutininize daha fazla adım ekledikten sonraki

to your routine,

1:16

birkaç hafta içinde,

your body adapts.

1:18

vücudunuz uyum sağlar.

Dilbilgisi

Within weeks of adding...: kısa bir zaman sınırı içinde ortaya çıkan sonuç

Within weeks of adding more steps to your routine ifadesi, yeni etkinlik başladıktan sonra en geç birkaç hafta içinde uyum gerçekleşmesi demektir. within, sonraki dönemi bir zaman sınırı olarak sunar; bu nedenle sonuç, bu haftalar bitmeden ortaya çıkabilir. of sözcüğünden sonraki adding more steps to your routine, başlangıç eylemini adlandıran -ing biçimli bir ad öbeği olarak çalışır. Yeniden kullanılabilen kalıp within weeks of + ad veya -ing biçimi şeklindedir ve ardından sonuç gelir.

Alıştırma

Değişiklik başladıktan sonra sonucun en geç birkaç hafta içinde ortaya çıktığını anlatan üç sözcüklü ders kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____ changing her sleep schedule, Lena felt more energetic.

Cevabı göster

Within weeks of

While it may seem simple, Dilbilgisi

1:19

Basit görünse de,

walking requires the coordination

1:21

yürümek bacaklarınızdaki,

and effort of many muscles

1:23

gövdenizdeki

in your legs,

1:25

ve sırtınızdaki

torso,

1:26

birçok kasın koordinasyonunu

and back.

1:26

ve çabasını gerektirir.

Dilbilgisi

While it may seem simple: ödünleme bildiren while

Burada while, “sırasında” değil, “-se de” anlamına gelir. Açılış yan cümlesi yürümenin basit göründüğünü kabul eder; ana cümle ise bu görünüşle çelişen daha derin bir gerçeği verir. While X may seem + sıfat, Y... kalıbını, “bir şekilde görünebilir ama gerçeğin tamamı farklıdır” biçiminde bir düşünce düzenlemek için kullanabilirsiniz. May, ilk izlenimi kesin bir yargı yerine ihtiyatlı bir olasılık olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede while, önce görünürdeki bir gerçeği kabul edip ardından bir karşıtlık sunmak için kullanılmıştır?

  1. While the train crossed the bridge, we took photos.
  2. While the app may seem simple, it can handle complex projects.
  3. While Maya was cooking, the phone rang.
Cevabı göster

While the app may seem simple, it can handle complex projects.

To keep up with the increase Öbek fiiller

1:27

Artan enerji talebine

in energy demand, Kelime

1:29

ayak uydurmak için,

Öbek fiiller

keep up with the ...: yükselen bir seviyeye ayak uydurmak

Keep up with, bir hızın, değişimin, iş yükünün veya talebin gerisinde kalmamak için yeterince hızlı karşılık vermek ya da ilerlemek anlamına gelir. Burada enerji talebindeki artışa uyum sağlamak anlamındadır. Nesne with sözcüğünden sonra gelir. keep up with the increase ifadesinde the, the increase in energy demand isim öbeğine aittir; keep up with ifadesinin sabit bir parçası değildir.

Alıştırma

“Yükselen bir seviyeye ayak uydurmak” anlamındaki hedef ifadeyi tamamlayın: The clinic hired more nurses to keep up ____ the growing demand.

Cevabı göster

with

the vessels around these muscles

1:30

bu kasların etrafındaki damarlar

are remodeled to deliver more oxygen. Dilbilgisi

1:32

daha fazla oksijen sağlamak üzere yeniden şekillenir.

Kelime

energy demand: ihtiyaç duyulan enerji miktarı

Energy demand, bir vücudun, organın, makinenin veya sistemin ihtiyaç duyduğu enerji miktarıdır. Burada artan şey bu ihtiyaç miktarıdır: Kaslar çalışırken daha fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Bilimsel ve teknik metinlerde demand, genellikle bir kişinin yönelttiği sert bir talebi değil, ihtiyacı veya gerekli miktarı ifade eder. Electricity demand ve oxygen demand benzer birleşimlerdir.

Alıştırma

Bu cümlede "an increase in energy demand" ne anlama geliyor?

  1. İhtiyaç duyulan enerji miktarı artıyor.
  2. Enerji sert bir emir veriyor.
  3. Ek enerji zaten depolanmış durumda.
Cevabı göster

İhtiyaç duyulan enerji miktarı artıyor.

Dilbilgisi

are remodeled to deliver more: edilgen değişim ve amaç

Are remodeled, remodel fiilinin edilgen biçimidir. Odağı, damarları kasıtlı olarak yeniden tasarlayan dışarıdaki bir kişiye değil, damarlara ve onların geçirdiği yapısal değişime yerleştirir. To deliver more oxygen amaç bildiren bir mastardır: Yeniden biçimlenmenin neyi mümkün kıldığını veya ne işe yaradığını açıklar. be + past participle + to + verb kalıbı bilimsel açıklamalarda yaygındır; bir şeyin belirli bir işlevi yerine getirmek üzere değiştirildiğini veya uyarlandığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede edilgen bir değişimin ardından amaç bildiren bir mastar kullanılmıştır?

  1. The pipes carry more water after the storm.
  2. To carry the pipes, the workers widen the road.
  3. The pipes are widened to carry more water.
Cevabı göster

The pipes are widened to carry more water.

At the same time, Anlatım akışı

1:35

Aynı zamanda,

your heart becomes more efficient Kalıp ifadeler

1:36

kalbiniz kan pompalamada

at pumping blood.

1:38

daha verimli hale gelir.

Anlatım akışı

Paralel bir değişim eklemek için “At the same time”

At the same time, sıradaki noktanın daha önce belirtilen bir değişimle birlikte gerçekleşen başka bir değişim olduğunu gösterir. İki gelişmeyi, biri diğerine neden oluyormuş gibi değil, paralel olarak sunar. Birden fazla etkisi olan bir süreci açıklarken, dinleyicinin aynı dönemde neler olduğunu izlemesine yardımcı olmak için bu bağlayıcıyı sonraki etkiden önce kullanın. Yalnızca tam olarak aynı anı değil, genel olarak aynı dönemi de anlatabilir.

Alıştırma

Aynı dönemde gerçekleşen ikinci bir değişimi eklemek için en uygun bağlayıcı hangisidir?

  1. As a result
  2. For example
  3. At the same time
Cevabı göster

At the same time

Kalıp ifadeler

become more efficient at + -ing: bir işi yaparken daha verimli hâle gelmek

Burada becomes more efficient at pumping blood, kalbin değişerek aynı işi daha az çabayla yapıp kan pompalayabilmesi anlamına gelir. becomes bir durum değişikliğini gösterir; more efficient ise yeni durumu önceki durumla karşılaştırır. become more efficient at + isim veya -ing biçimi kalıbını kullanın. at bir edat olduğu için pump burada -ing biçimini alır: efficient at pumping blood.

Alıştırma

Cümleyi at ve process fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The new system became more efficient ____ data.

Cevabı göster

at processing

In a few months,

1:40

Birkaç ay içinde,

these changes can lower your blood pressure Kalıp ifadeler

1:41

bu değişiklikler kan basıncınızı düşürebilir

and reduce your risk of heart attack Kalıp ifadeler

1:43

ve kalp krizi ve felç riskinizi

and stroke.

1:45

azaltabilir.

Kalıp ifadeler

lower your blood pressure: fiil olarak lower

lower your blood pressure ifadesinde lower, “tansiyonu düşürmek” anlamına gelen bir fiildir. your blood pressure değiştirilen ögedir. Bu yapı, ölçülebilen başka düzey ve miktarlarla da kullanılabilir: lower the temperature, lower costs ve lower cholesterol levels.

Alıştırma

Hangi cümlede lower, “tansiyonu düşürmek” anlamında fiil olarak kullanılmıştır?

  1. Regular exercise can lower your blood pressure.
  2. Regular exercise can low your blood pressure.
  3. Regular exercise can lower with your blood pressure.
Cevabı göster

Regular exercise can lower your blood pressure.

Kalıp ifadeler

reduce your risk of ...: zararlı bir sonucun olasılığını azaltmak

Reduce your risk of + isim, “o zararlı sonucu yaşama olasılığınızı azaltmak” anlamına gelir. Cümlede heart attack ve stroke, of sonrasında belirtilen iki sonuçtur. Reduce, riskin küçüldüğünü anlatır; tamamen ortadan kalktığını anlatmaz. risk of sonrasında injury gibi bir isim grubu veya getting injured gibi -ing biçimi kullanın.

Alıştırma

reduce your risk of + isim kalıbını ve injury sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: Wearing a helmet can ____.

Cevabı göster

reduce your risk of injury

Carrying the weight of your body

1:46

Yürürken

as you walk

1:48

vücudunuzun ağırlığını taşımak

places stress on the bones. Kalıp ifadeler

1:49

kemiklere baskı uygular.

Kalıp ifadeler

place stress on the bones: fiziksel yük bindirmek

Place stress on + isim, bir şeye basınç uygulamak veya yük bindirmek demektir. Burada vücut ağırlığı kemiklerde mekanik bir yük oluşturur; stress endişe veya kaygı anlamına gelmez. Özne, yükü oluşturan şeydir; on sonrasındaki nesne ise bu yükü alan şeydir. Yani vücut ağırlığını taşımak kemiklere yük bindirir.

Alıştırma

Cümleyi place stress on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Poor posture ____ the lower back.

Cevabı göster

places stress on

But this stress actually makes

1:51

Ancak bu baskı aslında

the bones stronger,

1:53

kalsiyum ve minerallerin emilimini

as it stimulates the absorption Dilbilgisi

1:55

uyardığı için

of calcium and minerals.

1:57

kemikleri güçlendirir.

Dilbilgisi

as it stimulates...: neden bildiren as

Bu cümlede as, because yani “çünkü” anlamındadır. As yan cümlesi, bu yükün kemikleri neden güçlendirebildiğini açıklar: kalsiyum ve minerallerin emilimini artırır. As bir neden sunduğunda, bunu yan cümleler arasındaki mantıktan anlayın. Burada ikinci bölüm, olayın ne zaman gerçekleştiğini değil, “Bu yük neden böyle bir etki yaratıyor?” sorusunu yanıtlar.

Alıştırma

Bu cümlede as neyi sunuyor? Maya took a jacket, as the forecast predicted snow.

  1. Maya'nın tahmin hazırlanırken ceketi aldığını söyler.
  2. Maya ile hava tahminini karşılaştırır.
  3. Maya'nın ceket alma nedenini sunar.
Cevabı göster

Maya'nın ceket alma nedenini sunar.

That's why years of consistent walking

1:59

İşte bu yüzden yıllar süren düzenli yürüyüş,

can help retain bone density, Kelime

2:01

genellikle yaşla birlikte azalan

which usually declines with age. Dilbilgisi

2:03

kemik yoğunluğunu korumaya yardımcı olabilir.

Kelime

retain bone density: zaten var olanı korumak

retain bone density ifadesinde retain, “zaten var olan bir düzeyin kaybolmasını önleyerek onu korumak” anlamına gelir. Yürümek kemik yoğunluğunu korumaya yardımcı olabilir; ifade yeni kemik yoğunluğu oluşturmak ya da başlangıç düzeyinin üzerine çıkarmak anlamına gelmez. retain + isim kalıbı, var olan bir şeyin korunmasını anlatır. retain strength, retain moisture ve retain information buna örnektir.

Alıştırma

“Insulation helps the house retain heat” cümlesinde retain ne anlama gelir?

  1. Isının tam miktarını ölçmek
  2. İlk kez ısı üretmek
  3. Isının kaçmasını önlemek
Cevabı göster

Isının kaçmasını önlemek

Dilbilgisi

which usually declines with age: virgülden sonra ek bilgi vermek

Virgül + which yapısı, neyi belirttiği zaten açık olan bone density hakkında ek bilgi verir. Bu yan cümle çıkarılsa da “years of consistent walking can help retain bone density” ana ifadesi tamamlanmış olarak kalır. Yan cümlede which, bone density yerine geçer ve declines fiilinin öznesidir. Bone density tekil olduğu için fiil declines biçimindedir. Bu, sınırlayıcı olmayan bir ilgi cümleciğidir: belirli bir kemik yoğunluğu türünü seçmek yerine isim hakkında ek yorum yapar.

Alıştırma

Zaten tanımlanmış bir bisiklet hakkında ek bilgi veren ilgi zamiriyle cümleyi tamamlayın: My bicycle, ____ has a new bell, is parked outside.

Cevabı göster

which

Building a lifelong walking habit Dilbilgisi

2:06

Ömür boyu sürecek bir yürüyüş alışkanlığı edinmek,

comes with many other benefits,

2:08

kilo kontrolüne yardımcı olmaktan

from aiding in weight management Dilbilgisi

2:10

tip 2 diyabet,

to reducing your risk for type two diabetes,

2:12

çeşitli kanserler

numerous cancers,

2:15

ve demans riskinizi azaltmaya kadar

and dementia.

2:16

birçok başka fayda da sağlar.

Dilbilgisi

Özne olarak Building a lifelong walking habit

Building a lifelong walking habit, tüm özne görevini gören bir -ing öbeğidir. Bir alışkanlık geliştirme eylemini cümlenin ele aldığı konu hâline getirir. Öznenin tamamı tek bir etkinliği adlandırdığı için ana fiil tekildir: come değil comes. Bu kalıp, bir eylem, etkinlik veya alışkanlığı genel bir fikir olarak ele almayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle bir -ing öbeğini özne olarak doğru kullanır ve tekil bir fiille eşleştirir?

  1. Building a daily reading habit take time.
  2. Building a daily reading habit takes time.
  3. Build a daily reading habit takes time.
Cevabı göster

Building a daily reading habit takes time.

Dilbilgisi

Paralel bir aralık olarak from aiding ... to reducing ...

Burada from ... to ..., faydaların çeşitliliğini gösteren örnekleri sunar. Bir yolculuğu ya da zaman dilimini anlatmaz; farklı sonuç türlerini tek ve kısa bir listede düzenler. İki taraf paralel -ing öbekleridir: from aiding ... to reducing .... Biçimlerin eşleşmesi aralığı takip etmeyi kolaylaştırır. İki uç, çeşitliliği gösteren örneklerdir; mutlaka eksiksiz bir liste oluşturmaz.

Alıştırma

Paralel aralığı tamamlamak için improve ve reduce fiillerinin -ing biçimlerini kullanın: The program offers benefits from ____ sleep to ____ stress.

Cevabı göster

improving · reducing

Simply put, Anlatım akışı

2:18

Basitçe söylemek gerekirse,

walking is exercise.

2:19

yürümek bir egzersizdir.

Anlatım akışı

Simply put: basit bir sonucu belirtme

Simply put, konuşmacının uzun veya karmaşık bir açıklamayı ana fikrine indirgeyeceğini gösterir. Burada walking is exercise ifadesini net sonuç olarak sunar. Buradaki put, “yerleştirmek” değil, “ifade etmek” anlamındadır. Bu kalıp, sıradaki ifadenin daha önce söylenenlerle nasıl ilişkili olduğunu göstererek bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Bu cümlede Simply put dinleyiciye ne anlatır?

  1. Karşıtlık oluşturan bir istisna geliyor.
  2. Ana fikrin daha basit bir ifadesi geliyor.
  3. Gerekli ekipmanların listesi geliyor.
Cevabı göster

Ana fikrin daha basit bir ifadesi geliyor.

And unlike other forms, Anlatım akışı

2:21

Ve diğer türlerinden farklı olarak,

it doesn't require equipment

2:23

ekipman gerektirmez

and is often more accessible Kelime

2:25

ve farklı yaş

to people of varying ages

2:26

ve kondisyon seviyelerindeki insanlar için

and fitness levels.

2:28

genellikle daha erişilebilirdir.

Anlatım akışı

unlike other forms: karşılaştırma çerçevesi kurma

Unlike other forms, ana ifadeden önce bir karşıtlık çerçevesi kurar. Bu bağlamda forms, forms of exercise anlamındadır. Okura yürümeyi diğer egzersiz türleriyle karşılaştırmasını söyler; cümlenin geri kalanı ise yürümeyi farklı kılan avantajları açıklar. Unlike bir edattır; bu nedenle burada ardından other forms isim öbeği gelir. Cümlenin başındaki bu karşılaştırma öbeği önce referans noktasını verir ve ana cümledeki farklılıkların daha kolay fark edilmesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle karşılaştırma kurmak için unlike sözcüğünü doğru kullanır?

  1. Unlike the old model, this one uses less energy.
  2. Unlike the old model uses more energy, this one uses less.
  3. Unlike from the old model, this one uses less energy.
Cevabı göster

Unlike the old model, this one uses less energy.

Kelime

more accessible to people of varying ages and fitness: farklı grupların daha kolay katılabilmesi

Bu cümlede accessible, yalnızca “içine girilebilir” değil, “insanların katılması veya kullanması kolay” anlamına gelir. İfade, farklı yaşlara ve kondisyon düzeylerine sahip kişilerin bu etkinliğe katılırken daha az engelle karşılaştığını anlatır. More, diğer etkinlik türleriyle karşılaştırma yapıldığını gösterir. accessible to + kişi veya grup yapısı, bir şeye kimin nispeten kolayca erişebildiğini, onu kullanabildiğini, anlayabildiğini veya ona katılabildiğini belirtir. Varying, çeşitli yaşları ve kondisyon düzeylerini anlatır.

Alıştırma

“The online class is accessible to learners of varying experience levels” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Yalnızca belirli bir binaya girebilen öğrenciler bu dersi alabilir.
  2. Farklı deneyim düzeylerine sahip öğrenciler dersi nispeten kolayca kullanabilir ve takip edebilir.
  3. Ders, her öğrencinin bütün çalışmaları hiç zorlanmadan yapacağını garanti eder.
Cevabı göster

Farklı deneyim düzeylerine sahip öğrenciler dersi nispeten kolayca kullanabilir ve takip edebilir.

While activity trackers usually bill 10,000 steps Kelime

2:30

Aktivite takip cihazları genellikle 10.000 adımı

as the ideal benchmark,

2:33

ideal bir ölçüt olarak gösterse de,

Kelime

bill 10,000 steps as the ideal benchmark: 10.000 adımı ideal ölçüt olarak tanıtmak

Bill X as Y, “X’i kamuya Y olarak sunmak, tanıtmak veya pazarlamak” anlamına gelir. Burada aktivite takip cihazları 10.000 adımı ideal referans noktası olarak sunar; bill, “ücret talep etmek” anlamında değildir. Yapı bill + nesne + as + tanıtılan kimlik, konum veya özellik şeklindedir. Bir şeyin hedef kitleye nasıl konumlandırıldığına odaklanır ve tek başına bu tanımın doğru ya da yanlış olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

bill X as Y yapısındaki eksik sözcükle cümleyi tamamlayın: The studio bills the film ____ a bold new comedy.

Cevabı göster

as

studies show that any increase Kalıp ifadeler

2:35

çalışmalar, günlük adımdaki herhangi bir artışın

in steps per day can yield health benefits.

2:37

sağlığa fayda sağlayabileceğini göstermektedir.

Kalıp ifadeler

any increase in ... can yield health benefits: herhangi bir artış fayda sağlayabilir

Any increase in steps per day, günlük adım sayısındaki küçük bir yükselişi bile kapsar. Any, ifadenin kapsamını genişletir: artışın belirli bir alt sınıra ulaşması gerekmez. Can yield health benefits, bu artışın sağlık açısından faydalar üretebileceği veya bu faydalara yol açabileceği anlamına gelir. Yield, bir sonuç üretmeyi anlatan resmî bir fiildir; can ise herkes için garanti değil, olası bir fayda bildirir.

Alıştırma

Cümleyi yield fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Any improvement in insulation can ____ energy savings.

Cevabı göster

yield

And these steps don't Dilbilgisi

2:41

Ve bu adımların

need to be taken continuously.

2:43

kesintisiz olarak atılması gerekmez.

Dilbilgisi

don't need to be taken continuously: kesintisiz yapılması gerekmiyor

Don't need to, bir zorunluluk olmadığını belirtir; eylemi yasaklamaz. Burada be taken edilgen yapıdadır çünkü adımlar yürüyen kişi değil, yürüme yoluyla biriken şeydir. Continuously, ara vermeden anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen noun + don't/doesn't need to be + past participle kalıbı, bir şeyin belirli bir biçimde yapılmasının gerekmediğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, formların aynı anda teslim edilmesinin zorunlu olmadığını ifade eder?

  1. The forms mustn't be submitted at the same time.
  2. The forms don't need to submit at the same time.
  3. The forms don't need to be submitted at the same time.
Cevabı göster

The forms don't need to be submitted at the same time.

For those who live in walkable neighborhoods, Kelime

2:45

Yürünebilir mahallelerde yaşayanlar için,

steps are easily accumulated Kalıp ifadeler

2:47

adımlar kolayca birikir

throughout the day,

2:49

gün boyunca,

walking to work,

2:50

işe yürüyerek giderken,

to pick up groceries, Öbek fiiller

2:51

market alışverişi yaparken

Öbek fiiller

pick up groceries: market alışverişi yapmak veya siparişi teslim almak

Pick up groceries ifadesinde pick up, yiyecek ve temel ev ihtiyaçlarını satın almak veya teslim alıp yanında götürmek anlamına gelir. Pick up tek bir phrasal verb olarak anlaşılmalıdır; burada bir ürünü seçmek ya da kaldırmak anlamına gelmez. Groceries, marketten satın alınan yiyecekleri ve yaygın ev ihtiyaçlarını ifade eder. Bu ifade genellikle işi tamamlanması gereken günlük bir görev olarak sunar. Ürünleri mağazada satın almak veya verilmiş bir siparişi teslim almak anlamına gelebilir; hangisi olduğu bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Hangi cümlede pick up groceries, ürünleri günlük bir iş olarak satın almak veya teslim almak anlamında kullanılmıştır?

  1. Maya will pick up the bag that fell before she goes home.
  2. Maya will pick out a new backpack before she goes home.
  3. Maya will pick up groceries before she goes home.
Cevabı göster

Maya will pick up groceries before she goes home.

or to meet with friends.

2:53

veya arkadaşlarla buluşmaya giderken.

Kelime

walkable neighborhoods: günlük yerlere yürüyerek ulaşılabilen mahalleler

Walkable neighborhood; mağaza, okul, park veya toplu taşıma durağı gibi günlük yerlerin yürüyerek rahatça ulaşılabilecek kadar yakın olduğu mahalledir. Walkable yalnızca fiziksel olarak yürünebildiğini anlatmaz; mesafelerin ve yürüme koşullarının yürümeyi pratik bir seçenek hâline getirdiğini de belirtir. Bu cümlede ifade, ayrı bir egzersiz yapmadan sıradan yolculuklarla neden adım biriktirilebildiğini açıklar. Bu anlam şehir tasarımı, konut ve halk sağlığı tartışmalarında yaygındır.

Alıştırma

Hangi açıklama walkable neighborhood ifadesine en uygundur?

  1. Bir yürüyüş yolu vardır, ancak bütün mağazalar ve hizmetler uzaktadır.
  2. Günlük yerler, güvenli ve rahat biçimde yürüyerek ulaşılabilecek kadar yakındır.
  3. Tüm araçlar yasak olduğu için mahalle sakinleri her yere yürümek zorundadır.
Cevabı göster

Günlük yerler, güvenli ve rahat biçimde yürüyerek ulaşılabilecek kadar yakındır.

Kalıp ifadeler

steps are easily accumulated throughout the day: kısa yürüyüşlerle oluşan adım toplamı

Buradaki steps, artabilen bir miktar olan adım sayısını ifade eder. Edilgen are easily accumulated yapısı, biriktiren kişiden çok oluşan toplam miktara odaklanır. Throughout the day, bütün günün farklı zamanlarında anlamına gelir. İfade bir bütün olarak birkaç kısa yürüyüşün yavaş yavaş birbirine eklenebileceğini anlatır; bütün gün kesintisiz yürümek anlamına gelmez.

Alıştırma

Accumulate fiilinin edilgen biçimini ve “bütün günün farklı zamanlarında” anlamına gelen zaman ifadesini kullanın: Minutes of movement are ____ the day.

Cevabı göster

accumulated throughout

And living where shops and amenities Dilbilgisi

2:54

Ve mağazalara ve olanaklara

are easy to get to on foot

2:56

yürüyerek kolayca ulaşılabilecek yerlerde yaşamanın

comes with its own set of perks. Kalıp ifadeler

2:58

kendi avantajları vardır.

Dilbilgisi

amenities are easy to get to on foot: easy + to-infinitive yapısı

Amenities are easy to get to ifadesinde amenities, insanların ulaşabildiği şeydir: people can easily get to the amenities. İngilizcede özne + be + easy + to-infinitive yapısı kullanılır; özne, mastar yapısının içinde nesne veya varış noktası olarak anlaşılır. Get to, ulaşmak anlamına gelir; bu nedenle sondaki to korunmalıdır. On foot, insanların nasıl yolculuk ettiğini belirtir. Aynı yapı The station is easy to get to ve This map is easy to use cümlelerinde de kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, kliniğe yürüyerek kolayca ulaşılabildiğini belirtecek eksik sözcükle tamamlayın: The clinic is easy to get ____ on foot.

Cevabı göster

to

Kalıp ifadeler

comes with its own set of perks: kendine özgü bir dizi avantajı vardır

comes with ifadesi, bir yararı bir seçime, duruma veya düzenlemeye doğal olarak bağlı bir şey gibi sunar; bir şeyin kelimenin gerçek anlamıyla onunla birlikte gelmesini anlatmaz. Its own set of perks, o duruma özgü birkaç ek avantaj demektir. X comes with its own set of perks kalıbıyla önce X’i anlatıp ardından onun çekici yan faydalarını ekleyebilirsiniz. Bu cümlede özne, mağaza ve olanaklara yürüyerek ulaşılabilen bir yerde yaşama eyleminin tamamıdır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: A flexible schedule ____.

Cevabı göster

comes with its own set of perks

Residents in these communities

3:00

Bu topluluklardaki sakinler

are often less reliant on vehicles, Kalıp ifadeler

3:02

genellikle araçlara daha az bağımlıdır,

which translates to improved air quality Kalıp ifadeler

3:05

bu da hava kalitesinin artması

and reduced local greenhouse gas emissions.

3:07

ve yerel sera gazı emisyonlarının azalması anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

less reliant on vehicles: araçlara daha az bağımlı

Be reliant on, destek almak veya işleyebilmek için birine ya da bir şeye bağımlı olmak demektir. Less reliant on vehicles daha düşük bir bağımlılık derecesini anlatır; sakinlerin araçları hiç kullanmadığı anlamına gelmez. Kalıp be + less reliant on + isim veya isim öbeğidir. Vehicles yerine technology, outside funding veya başka destek kaynakları kullanılabilir.

Alıştırma

Sabit be reliant on kalıbını tamamlayın: The clinic is less reliant ____ paper records than it was last year.

Cevabı göster

on

Kalıp ifadeler

which translates to ...: bir değişikliği pratik sonucuna bağlamak

which translates to... ifadesindeki which, önceki durumun tamamına, yani bölge sakinlerinin araçlara daha az bağımlı olmasına gönderme yapar. Translates to, “somut bir sonuç doğurur veya bu sonuç biçiminde ortaya çıkar” anlamındadır. Burada diller arası çeviriden söz edilmez. Kullanılabilir kalıp X translates to Y şeklindedir. Bir davranışı, ölçüyü veya değişikliği sonucuna bağlayan açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Sonuç bildiren cümleyi “translate to” ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Lower energy use ____ smaller monthly bills.

Cevabı göster

translates to

And it can even change Deyimler

3:10

Hatta

the way you see the world.

3:12

dünyayı görme şeklinizi bile değiştirebilir.

Deyimler

change the way you see the world: see fiilinin ‘anlamak’ anlamı

Buradaki see the world mecazidir. “Dünyayı anlamak veya dünya hakkında düşünmek” anlamına gelir; dolayısıyla change the way you see the world, görme yetisini değiştirmek değil, bakış açısını yeniden şekillendirmek demektir. change the way + özne + fiil kalıbında yan cümle, hangi düşünme veya davranma biçiminin değiştiğini açıklar: change the way you learn, work, or make decisions. the way ifadesinden sonra özne ve fiil doğrudan gelir.

Alıştırma

Hangi cümlede see “anlamak veya zihinsel olarak değerlendirmek” anlamında kullanılmış ve the way kalıbı doğru kurulmuştur?

  1. A year abroad can change what your eyes are able to see.
  2. A year abroad can change the way you see your own culture.
  3. A year abroad can change the way how you see your own culture.
Cevabı göster

A year abroad can change the way you see your own culture.

One study of seniors in Hong Kong

3:13

Hong Kong'daki yaşlılar üzerinde yapılan bir çalışma,

found that those living in more walkable neighborhoods

3:15

daha yürünebilir mahallelerde yaşayanların,

reported feeling less loneliness Kalıp ifadeler

3:18

daha az yürünebilir mahallelerde yaşayanlara kıyasla

and more life satisfaction

3:20

daha az yalnızlık

than those living in less walkable neighborhoods.

3:22

ve daha fazla yaşam doyumu hissettiklerini ortaya koymuştur.

Kalıp ifadeler

reported feeling less ... and more ...: daha az... ve daha fazla... hissettiğini bildirmek

Bu çalışma cümlesinde reported feeling, yaşlıların bu durumları yaşadıklarını söylediklerini ya da belirttiklerini anlatır. Reported öz bildirimi tanıtır, feeling ise ardından gelen -ing biçimidir; çalışma, bu duyguları doğrudan gözlemlediğini ileri sürmek yerine katılımcıların yanıtlarını özetler. Less loneliness ve more life satisfaction, and ile bağlanan paralel isim öbekleridir. Birbiriyle eşleşen less ... and more ... yapısı, nicelik bakımından zıt yönlerde değişen iki olumlu sonucu sunar.

Alıştırma

Katılımcıların kendi duygularını anlattığını belirten iki sözcüklü araştırma raporu yapısıyla cümleyi tamamlayın: In the survey, participants ____ less anxious after the workshop.

Cevabı göster

reported feeling

So, Anlatım akışı

3:26

O halde,

why doesn't everyone just walk more?

3:27

neden herkes daha fazla yürümüyor?

Anlatım akışı

So, why doesn't everyone just walk more?: engellere geçiş yapan soru

So, soruyu az önce ele alınan yürümenin yararlarına bağlar: yürümek faydalıysa sıradaki doğal soru, insanların neden daha fazla yürümediğidir. Bu soru, açıklamayı yararlardan engellere taşır ve bir sonraki bölümü hazırlar. Just, walk more ifadesinin kolay ve bariz bir çözüm gibi duyulmasını sağlar. Böylece sonraki bölümün açıklayacağı bir karşıtlık oluşur: çözüm basit görünür, ancak gerçek engeller onu zorlaştırabilir. Burada soru, dinleyiciden yanıt istemekten çok geçiş yapma işlevi taşır.

Alıştırma

Burada So, why doesn't everyone just walk more? sorusunun temel söylem işlevi nedir?

  1. Yürümenin herkes için kolay olduğunu kanıtlar.
  2. Yeni bir soru ortaya atmadan konuyu kapatır.
  3. Konuyu yürümenin yararlarından, yürümeyi engelleyebilecek unsurlara taşır.
Cevabı göster

Konuyu yürümenin yararlarından, yürümeyi engelleyebilecek unsurlara taşır.

One big reason is that many people Anlatım akışı

3:29

En büyük nedenlerden biri, birçok insanın

don't have access to safe, Kalıp ifadeler

3:31

yürüyüş yapmak için güvenli,

well-maintained places to stroll.

3:34

bakımlı yerlere erişiminin olmamasıdır.

Anlatım akışı

One big reason is that...: önemli bir nedeni sunmak

One big reason is that... dinleyiciye sırada önemli bir açıklama olduğunu bildirir. that sözcüğünden sonra nedeni belirten tam bir yan cümle gelir. One başka nedenlerin de olabileceğini gösterirken big bu nedenin önemli olduğunu vurgular. Bu kalıp, bir sorunu anlatmaktan o sorunun nedenini açıklamaya geçiş sağlar.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıp One big reason is that ile tamamlayın: ____ the buses stop running too early.

Cevabı göster

One big reason is that

Kalıp ifadeler

don't have access to...: kullanılamayan kaynakları veya yerleri anlatmak

don't have access to... içindeki have access to, bir şeye ulaşabilmek, onu elde edebilmek ya da kullanabilmek veya bunu yapma iznine sahip olmak demektir. Burada birçok kişinin güvenli ve kullanılabilir bir yürüyüş alanına erişemediği anlatılır; böyle bir yerin sahibi olmadıkları söylenmez. Kalıp have access to + isim veya isim öbeği şeklindedir. safe, well-maintained places to stroll ifadesinde safe ve well-maintained, places sözcüğünü niteler. well-maintained iyi durumda tutulan anlamına gelir; to stroll ise bu yerlerin amacını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi have access to ifadesinin dört sözcüklü kısaltılmış olumsuz biçimiyle tamamlayın: Families in remote areas ____ reliable internet.

Cevabı göster

don't have access to

Despite the known benefits of walking, Dilbilgisi

3:36

Yürümenin bilinen faydalarına rağmen,

many cities and towns

3:38

birçok şehir ve kasaba

have been designed with only driving in mind. Kalıp ifadeler

3:40

sadece araç kullanımı düşünülerek tasarlanmıştır.

Dilbilgisi

Despite the known benefits of walking: despite + isim öbeği

Despite, normalde farklı bir sonuç beklenmesine yol açacak bir gerçeği belirtir. Bu cümlede yürümenin bilinen faydaları böyle bir beklenti oluşturur; ancak ana cümle birçok yerin yine de yalnızca araba kullanımı düşünülerek tasarlandığını söyler. Despite bir edattır; bu nedenle ardından bir isim öbeği, zamir veya -ing biçimi gelir: despite the benefits, despite this, despite knowing the benefits. Normal bir özne ve çekimli fiil içeren yan cümleyi doğrudan başlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?

  1. Despite of the heavy rain, the game continued.
  2. Despite the heavy rain, the game continued.
  3. Despite it rained heavily, the game continued.
Cevabı göster

Despite the heavy rain, the game continued.

Kalıp ifadeler

have been designed with only driving in mind: yalnızca araba kullanımı düşünülerek tasarlanmış

with X in mind, planlama veya karar verme sırasında X'in dikkate alındığı anlamına gelir. Burada only driving, kasabaların araba kullanan kişilerin ihtiyaçları çevresinde planlandığını, diğer ulaşım biçimlerinin ise çok az dikkate alındığını ya da hiç alınmadığını belirtir. have been designed, present perfect zamanındaki edilgen bir yapıdır: have been + past participle. Şehir ve kasabalara ne yapıldığına odaklanır ve geçmişteki tasarım kararlarını bugünkü durumlarıyla bağlantılı olarak sunar.

Alıştırma

Kalıp ifadeyi iki sözcükle tamamlayın: The museum added low displays because it was designed with young children ____.

Cevabı göster

in mind

State and local governments across the globe

3:43

Dünya çapındaki eyalet ve yerel yönetimler,

often prioritize funding for highways Kalıp ifadeler

3:46

genellikle kaldırımlar ve halka açık parklar yerine

and roads over sidewalks and public parks.

3:48

otoyollar ve yollar için finansmana öncelik verir.

Kalıp ifadeler

prioritize funding for X over Y: X'in finansmanına Y'den daha fazla öncelik vermek

Prioritize funding for X over Y, paranın nereye gideceğine karar verirken X'e Y'den daha yüksek öncelik vermek demektir. Bu cümlede otoyollar ve yollar, kaldırımlar ve halka açık parklardan daha yüksek finansman önceliği alır. Buradaki kalıp prioritize funding for X over Y şeklindedir ve Y'den önce funding for ifadesi söylenmeden anlaşılır. Over, daha düşük öncelikli seçeneği getirir; bu, Y'nin hiç finansman almadığı anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Otobüslere park alanlarından daha yüksek finansman önceliği veren kalıpla cümleyi tamamlayın: The city ____.

Cevabı göster

prioritizes funding for buses over parking

And even when walkable spaces exist,

3:51

Yürünebilir alanlar mevcut olduğunda bile,

the routes to get to them

3:54

bunlara ulaşan rotalar

aren't always pedestrian-friendly. Kelime

3:55

her zaman yaya dostu değildir.

Kelime

aren't always pedestrian-friendly: her zaman yaya dostu değildir

Pedestrian-friendly, insanların güvenli ve rahat bir şekilde yürüyebilmesi için tasarlanmış demektir. Burada güzergâhlar mevcut olabilir, ancak bazıları yayalar için iyi koşullar sunmaz. -friendly, bir isimden sonra gelerek o kişi, grup veya kullanım için uygun ya da kolay olduğunu belirtebilir. Aren't always, “her durumda değil” anlamına gelir; dolayısıyla bütün güzergâhların yaya dostu olmadığını söylemek yerine iddiayı sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi, yürüyen insanlar için güvenli ve rahat anlamındaki kısa çizgili sıfatla tamamlayın: Wide sidewalks and safe crossings make this route ____.

Cevabı göster

pedestrian-friendly

In the US,

3:58

Amerika Birleşik Devletleri'nde,

residential and commercial areas Kültür

3:59

konut ve ticari alanlar

are typically zoned separately

4:01

genellikle ayrı bölgelere ayrılır

and often only connected by busy roadways.

4:02

ve genellikle yalnızca yoğun yollarla birbirine bağlanır.

Kültür

kawasan tempat tinggal dan komersial biasanya dizonkan secara terpisah

Burada are zoned separately, planlama kurallarının konut ve ticaret arazilerini farklı belirlenmiş bölgelere ayırması demektir. Residential areas esas olarak evler için, commercial areas ise mağaza ve ofis gibi işletmeler için ayrılır. Bu nedenle separately, iki tür yerin tesadüfen birbirinden uzakta olmasını değil, düzenlenmiş bir arazi kullanımı sistemini anlatır. Bu arka plan, evlerle günlük gidilen yerlerin neden çoğunlukla yoğun yollarla bağlantılı olabileceğini açıklamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede residential and commercial areas are typically zoned separately ne anlama geliyor?

  1. Bölge sakinlerinin mağazalara gitmesine izin verilmez.
  2. Planlama kuralları genellikle konut ve ticaret kullanımlarını farklı bölgelere ayırır.
  3. Bölgeler farklı uluslararası saat dilimlerindedir.
Cevabı göster

Planlama kuralları genellikle konut ve ticaret kullanımlarını farklı bölgelere ayırır.

But there are ways

4:06

Ancak

to make places more foot-friendly. Kelime

4:08

yerleri daha yaya dostu yapmanın yolları vardır.

Kelime

make places more foot-friendly: yerleri yürümeye daha uygun hâle getirmek

Foot-friendly, yürümeye uygun ve elverişli demektir. Bu ifade üretken olan ‘isim + friendly’ kalıbını kullanır: isim, bir yerin veya ürünün desteklediği kişiyi, etkinliği ya da şeyi belirtir. Burada foot, on foot yani yürüyerek ulaşım anlamındadır. make places more foot-friendly yapısında make fiilinden sonra bir nesne (places) ve bir sıfat öbeği (more foot-friendly) gelir. More iyileşmeyi gösterir: yapılan değişiklikler bir yerde yürümeyi eskisine göre kolaylaştırabilir.

Alıştırma

Cümleyi make + the neighborhood + more foot-friendly kullanarak tamamlayın: Adding safe crossings can ____.

Cevabı göster

make the neighborhood more foot-friendly

In 2013,

4:10

2013 yılında,

Vancouver city officials

4:11

Vancouver şehir yetkilileri

opened the Comox Helmcken Greenway,

4:13

Comox Helmcken Greenway'i açarak,

taking a 2-km road Dilbilgisi

4:15

2 kilometrelik bir yolu aldı

and converting it into a walkable

4:17

ve yürünebilir

and bikable space.

4:19

ve bisiklete binilebilir bir alana dönüştürdü.

Dilbilgisi

taking ... and converting ...: paralel -ing yapılarıyla yöntemi açıklama

Bu cümlede taking ... and converting ..., projenin nasıl gerçekleştirildiğini açıklayan paralel iki -ing yapısıdır. Yetkililer mevcut bir yolu kullanmış ve onu yürüyüş ile bisiklet kullanımına uygun bir alana dönüştürmüştür. Buradaki taking, bir şeyi fiziksel olarak taşımak değil, onu başlangıç noktası olarak almak veya kullanmak anlamına gelir. İki -ing eyleminin örtük öznesi de ana cümlenin öznesi olan Vancouver city officials ifadesidir. Ana cümle + -ing yapısı, önce ana olayı verip ardından yöntem veya süreci aynı cümlede kısa biçimde açıkladığı için haberlerde ve raporlarda yaygındır. İki eylem and ile bağlandığında biçimleri paralel tutulur: taking ... and converting ....

Alıştırma

Hangi cümlede işin nasıl yapıldığını açıklamak için ana cümlenin ardından paralel iki -ing yapısı doğru biçimde kullanılmıştır?

  1. Adding trees, the sidewalks renewed the city plaza.
  2. The city renewed the plaza, adding trees and widening the sidewalks.
  3. The city renewed the plaza, added trees and widening the sidewalks.
Cevabı göster

The city renewed the plaza, adding trees and widening the sidewalks.

Studies found that after opening,

4:21

Araştırmalar, açıldıktan sonra

people living close to the Greenway

4:23

Greenway'e yakın yaşayan kişilerin

got more exercise,

4:25

daha fazla egzersiz yaptığını,

reduced their daily car trips by 23%, Kalıp ifadeler

4:26

günlük araç yolculuklarını %23 azalttığını,

and cut their personal greenhouse gas emissions Kalıp ifadeler

4:30

ve kişisel sera gazı emisyonlarını

by 21%.

4:33

%21 düşürdüğünü buldu.

Kalıp ifadeler

reduced ... by 23%: azalma miktarını bildirme

reduced their daily car trips by 23% ifadesinde reduce fiilinin nesnesi ölçülen şeydir ve by 23% değişimin miktarını verir. Yolculuk sayısı öncekinden %23 daha düşük hâle gelmiştir; başlangıç düzeyinin %23'üne düşmemiştir. reduce + ölçü + by + miktar kalıbı maliyet, süre, emisyon, enerji kullanımı ve ölçülebilen diğer değerlerdeki değişimleri bildirmek için kullanışlıdır.

Alıştırma

İngilizce raporu tek bir sözcükle tamamlayın. A new system cut energy use from 100 units to 75 units. The new system reduced energy use ____ 25%.

Cevabı göster

by

Kalıp ifadeler

cut greenhouse gas emissions by 21%: sera gazı emisyonlarını %21 azaltmak

Burada cut, “keskin bir araçla kesmek” değil, “azaltmak” anlamına gelir. Nesnesi their personal greenhouse gas emissions olduğu için bu bölüm, her kişiyle bağlantılı emisyon miktarının azaldığını söyler. cut something by 21% yapısında by, azalmanın büyüklüğünü gösterir. Bu, son miktarın %21 olması değil, öncekinden %21 daha az olması demektir. Aynı yapı maliyet, atık ve enerji kullanımı gibi miktarlarla da kullanılabilir.

Alıştırma

Azalmanın büyüklüğünü gösteren edatı yazın: The new lights cut electricity use ____ 18%.

Cevabı göster

by

And even small measures can help. Anlatım akışı

4:35

Ve küçük önlemler bile yardımcı olabilir.

Anlatım akışı

And even small measures can help: büyük bir örnekten küçük eylemlere geçmek

And, bu cümleyi az önce sözü edilen büyük örneğe bağlar ve daha geniş bir sonuç ekler. Konuşanın ilgisiz yeni bir konuya başlamadığını, aynı düşünceyi sürdürdüğünü gösterir. Even, küçük önlemlerin de yararlı olabileceği yönündeki şaşırtıcı noktayı öne çıkarır. Cümle, savı büyük bir örnekten daha fazla insanın deneyebileceği küçük eylemlere taşır.

Alıştırma

“And even small measures can help” cümlesinin sav içindeki temel görevi nedir?

  1. Önceki örnekte sunulan kanıtı reddetmek
  2. Düşünceyi büyük bir örnekten işe yarayabilecek daha küçük eylemlere doğru genişletmek
  3. Yalnızca büyük projelerin anlamlı sonuçlar ürettiğini iddia etmek
Cevabı göster

Düşünceyi büyük bir örnekten işe yarayabilecek daha küçük eylemlere doğru genişletmek

In places like Bethel, Vermont, Anlatım akışı

4:37

Bethel, Vermont gibi yerlerde,

for example,

4:38

örneğin,

community members have improved Kelime

4:39

topluluk üyeleri,

the walkability of their downtowns

4:41

şehir merkezlerinin yürünebilirliğini geliştirdiler,

by adding simple features

4:43

basit özellikler ekleyerek,

like painted crosswalks and curb extensions. Kültür

4:44

boyalı yaya geçitleri ve kaldırım uzantıları gibi.

Anlatım akışı

In places like ..., for example: belirli bir yer örneği sunmak

Cümle başındaki In places like Bethel, Vermont, for example, anlatımı genel bir düşünceden belirli bir yere bağlı somut bir örneğe taşır. In places like X yer çerçevesini kurar ve X'i daha geniş bir yer grubunun temsilî bir örneği olarak sunar. For example, dinleyiciye ana cümlenin ilgisiz yeni bir konu açmadığını, genel fikri örneklediğini gösterir. Bu giriş çerçevesinden sonra cümle, o yerde ne olduğunu açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle çifti genel bir düşünceden belirli bir yere dayalı örneğe en doğal biçimde geçiyor?

  1. Small changes can make streets safer. In towns like Oakville, for example, residents have installed brighter streetlights.
  2. Small changes can make streets safer. Like for example Oakville residents have installed brighter streetlights.
  3. Small changes can make streets safer. For towns are like Oakville, residents have installed brighter streetlights.
Cevabı göster

Small changes can make streets safer. In towns like Oakville, for example, residents have installed brighter streetlights.

Kelime

improved the walkability of their downtowns: bir bölgede yürümenin ne kadar kolay olduğunu anlatmak

Walkability, bir bölgede yürüyerek dolaşmanın ne kadar kolay, güvenli ve kullanışlı olduğunu anlatan bir isimdir. improved the walkability of their downtowns ifadesinde nesne, kent merkezi çevresinin daha iyi hâle gelen bir özelliğini adlandırır. Bu ifade, bölge sakinlerinin kişisel yürüme becerilerini geliştirdikleri anlamına gelmez. Improve the walkability of an area genellikle yürümeyi daha işlevsel kılan sokak, geçit, kaldırım veya yakın hedef noktalarındaki değişiklikleri anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede walkability ne anlama geliyor?

  1. bir kişinin yürümeyi ne kadar hızlı öğrenebildiği
  2. bir bölgede yürüyerek dolaşmanın ne kadar kolay, güvenli ve kullanışlı olduğu
  3. bölge sakinlerinin her gün ne kadar yürüdüğü
Cevabı göster

bir bölgede yürüyerek dolaşmanın ne kadar kolay, güvenli ve kullanışlı olduğu

Kültür

painted crosswalks and curb extensions: iki sokak tasarımı unsuru

Painted crosswalks, boya veya yol çizgileriyle kolayca görülebilir hâle getirilen yaya geçiş alanlarıdır. Curb extensions ise bir geçiş noktasının yakınında kaldırım kenarının ve yaya kaldırımının yola doğru uzatılan bölümleridir; böylece yayaların geçmesi gereken mesafe kısalır. Bu cümlede like, bu iki unsuru simple features ifadesinin örnekleri olarak tanıtır. Bu örnekler genel bir düşünceyi, şehir merkezlerini yürümeyi kolaylaştırabilecek somut ve nispeten küçük iki sokak tasarımı değişikliğine dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümledeki painted crosswalks and curb extensions ifadesini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. İnsanların nereden geçeceğini gösterir ve yolun karşısına geçme mesafesini kısaltabilirler.
  2. Sakinlerin yol planlarını konuşmak için toplandığı binalardır.
  3. Daha hızlı trafik şeritleri ekler ve yayalara ayrılan alanı azaltırlar.
Cevabı göster

İnsanların nereden geçeceğini gösterir ve yolun karşısına geçme mesafesini kısaltabilirler.

As for Beliveau, Anlatım akışı

4:48

Beliveau'ya gelince,

Anlatım akışı

As for Beliveau: odağı yeniden bir kişiye yöneltmek

As for + isim öbeği, sonraki yan cümlede ele alınacak kişiyi veya konuyu tanıtır. Burada anlatımı genel bir tartışmadan yeniden Beliveau'ya yönlendirir; böylece dinleyici sırada kimin durumunun anlatılacağını bilir. Bu, konuyu belirleyen bir giriş ifadesidir; tek başına tam bir cümle değildir. Normalde cümlenin başında yer alır, ardından virgül ve o kişi ya da konu hakkında bilgi veren bir yan cümle gelir.

Alıştırma

Ekibin geri kalanının ne yapacağını açıkladınız. Hangi cümle odağı Daniel'a kaydırmak için As for ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. As for Daniel, he will present his idea tomorrow.
  2. Daniel will also present his idea tomorrow.
  3. Because Daniel will present his idea tomorrow.
Cevabı göster

As for Daniel, he will present his idea tomorrow.

the guards eventually let him out. Öbek fiiller

4:50

gardiyanlar sonunda onu bıraktı.

Öbek fiiller

let him: birinin bir şey yapmasına veya bir yere gitmesine izin vermek

let him ifadesinde let “izin vermek” anlamına gelir; him ise izin verilen kişidir. Yaygın yapı let + nesne + fiilin yalın hâlidir: let him leave denir, let him to leave denmez. Let sözcüğünden sonra bir nesne ve yön bildiren bir sözcük de gelebilir: let him out onun çıkmasına izin vermek veya onu serbest bırakmak, let me in ise benim içeri girmeme izin vermek demektir. Vurgulanan sözcükler kime izin verildiğini gösterir; ardından gelen fiil veya yön sözcüğü anlamı tamamlar.

Alıştırma

Hangi cümle muhafızın adamın çıkmasına izin verdiği anlamına gelir?

  1. The guard left him out.
  2. The guard let him out.
  3. The guard let him down.
Cevabı göster

The guard let him out.

He'd walk over 75,000 km in total Dilbilgisi

4:52

Yolculuğunu tamamlamak için

to complete his journey.

4:57

toplamda 75.000 kilometreden fazla yürüyecekti.

Dilbilgisi

He'd walk: geçmiş bir noktadan görülen gelecek

Burada He'd, He had değil He would ifadesinin kısaltmasıdır; çünkü ardından fiilin yalın hâli olan walk gelir. Would + fiilin yalın hâli, hikâyedeki geçmiş bir noktada hâlâ gelecekte olan bir eylemi anlatabilir. Biyografiler ve tarihî anlatılar bu yapıyı, geçmişteki o noktadan ileriye bakıp kişinin daha sonra yaptıklarını veya başardıklarını özetlemek için sıkça kullanır. In total toplam birikmiş mesafeyi belirtir; to complete his... ise yürümenin amacını açıklar.

Alıştırma

“He'd walk over 75,000 km” ifadesinde He'd ne anlama gelir?

  1. He had
  2. He would
  3. He did
Cevabı göster

He would

But it's clear you don't have Dilbilgisi

4:58

Ancak

to take quite this many steps

5:00

bir etki görmek için

to see an impact.

5:02

bu kadar çok adım atmanıza gerek olmadığı açıktır.

Dilbilgisi

don't have to take quite this many steps: gerekli değil, yasak değil

don't have to + fiilin yalın hâli, bir eylemin gerekli olmadığını belirtir. Eylemin yasak olduğu anlamına gelmez. Burada bu kadar adım atmak yine mümkündür, ancak daha az adım da bir etki yaratabilir. quite this many, miktarın az önce sözü edilen sayı kadar büyük olduğunu vurgular; to see an impact ise konuşanın görmek istediği sonucu belirtir. Cümle, uç bir örnekten uygulanabilir bir sonuca geçer: daha küçük bir eylem de önemli olabilir.

Alıştırma

“You don't have to take that many steps to see an impact” ne anlama gelir?

  1. Daha az adım atmak hiçbir zaman değişiklik yaratamaz.
  2. Daha az adım atıp yine de sonuç alabilirsiniz.
  3. Bu kadar çok adım atmanız yasaktır.
Cevabı göster

Daha az adım atıp yine de sonuç alabilirsiniz.

While we work on making our communities more walkable, Kalıp ifadeler

5:06

Topluluklarımızı daha yürünebilir hale getirmeye çalışırken,

we can also work on making driving Dilbilgisi

5:08

aynı zamanda araç kullanımını

more environmentally friendly.

5:10

daha çevre dostu hale getirmeye de çalışabiliriz.

Kalıp ifadeler

work on making our communities more walkable: work on + -ing yapısı

work on + isim veya -ing biçimi, bir şeyi geliştirmek, iyileştirmek ya da tamamlamak için zaman ve çaba harcamak anlamına gelir. on bir edat olduğu için ardından make veya to make değil, making gelir. İfade, iyileştirmenin tamamlanmış değil, devam eden bir süreç olduğunu gösterir. Bu ifadenin içinde make + nesne + sıfat, nesnenin o niteliğe sahip olmasını sağlamak anlamına gelir: make our communities more walkable. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp work on making + nesne + sıfat biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi work on + -ing ile tamamlayın: We are ____ the school safer.

Cevabı göster

working on making

Dilbilgisi

we can also work on making...: eş zamanlı bir eylem eklemek

Önceki while yan cümlesi, hâlihazırda devam eden ilk çabayı belirtir. we can also ifadesi buna ikinci bir olası çaba ekler. also, iki eylemin birlikte yürütülebileceğini ve ikinci eylemin ilk eylemin yerini almadığını gösterir. work on making... ifadesi anlık bir sonucu değil, devam eden bir iyileştirme sürecini anlatır. Bu kalıp, sürmekte olan bir çalışmaya başka bir hedef eklemek için kullanılabilir.

Alıştırma

“Bunu da yapmak mümkündür” anlamındaki iki kelimelik ders ifadesini kullanın: While we plant more trees, we ____ make our buses cleaner.

Cevabı göster

can also

Find out which cars are most fuel-efficient

5:12

Hangi arabaların en fazla yakıt tasarrufu sağladığını öğrenmek için

with this video

5:15

bu videoyu izleyin

or visit ed.ted.com/earthschool

5:16

veya ed.ted.com/earthschool adresini ziyaret edin

to check out our climate action guide Öbek fiiller

5:19

iklim eylemi kılavuzumuza göz atmak

Öbek fiiller

check out: bir kaynağı incelemeye yönelik samimi bir davet

Burada check out, bakmak, incelemek veya hakkında daha fazla bilgi edinmek anlamına gelir. our climate action guide nesnesi, bir kaynağın önerildiğini gösterir. check out ifadesinin birkaç anlamı vardır; doğru anlamı nesne ve durum belirler. Bir rehber, internet sitesi, video, kitap, yer veya etkinlikle kullanıldığında çoğu zaman ona bakmaya yönelik samimi bir davet ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle birine internet sitesine bakmasını doğal biçimde önerir?

  1. Check out this website for more information.
  2. Check in this website for more information.
  3. Check off this website for more information.
Cevabı göster

Check out this website for more information.

and discover the part you can play Kalıp ifadeler

5:21

ve oynayabileceğiniz rolü keşfetmek için

in protecting our planet.

5:23

gezegenimizi korumada.

Kalıp ifadeler

the part you can play in...: üstlenebileceğin rol veya yapabileceğin katkı

The part you can play, üstlenebileceğin rol veya yapabileceğin katkı demektir. Bu cümlede you can play, part sözcüğünü niteler; ilgi zamiri that kullanılmamıştır: the part (that) you can play. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp play a part in + isim veya -ing biçimidir. Bir konuda rol üstlenmek ve katkıda bulunmak anlamına gelir. In bir edat olduğu için ardından protecting gibi bir -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We can all ____ saving water.

Cevabı göster

play a part in