300 günlük vlogging maceramdan öğrendiklerim (şimdiye kadar): İngilizce çalışma notları

Life Of Riza

Öğrenme zorluğu
1.250 kelime 199 kel/dk

Video özeti: İçerik üreticisi, 304 günlük vlog deneyiminin ardından birbiriyle bağlantılı üç dersi değerlendiriyor: kusursuzluğun peşinde koşmak yerine işi bitirmek, başarısız deneyleri yararlı bilgiye dönüştürmek ve kişisel ilgi alanlarını benimseyerek kendine özgü bir yaratıcı tarz geliştirmek. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. would spend so long working on — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: would yapısının tek seferlik bir olayı değil, geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatabileceğini öğrenin. Bu kalıp, her projeye tekrar tekrar gereğinden fazla zaman ayırmak gibi eski bir üretim rutinini aktarmanızı ve bunu bugünkü daha hızlı çalışma biçiminizle karşılaştırmanızı sağlar. 2. successfully figured out what doesn't work, — Phrasal Verbs: figure out ifadesini deneyim veya inceleme sonucunda bir cevaba ulaşmak anlamıyla kavrayın. Burada başarısız bir deney değerli bilgi olarak yeniden yorumlanır; böylece proje değerlendirmelerinde denemelerden, aksaklıklardan ve çıkarılan derslerden doğal biçimde söz edebilirsiniz. 3. rediscovering who I am — Kalıplaşmış İfadeler ve Eşdizimler: Kimliğinizi yeniden anlamayı anlatmak için rediscover fiilini dolaylı soru cümleciğiyle kullanın. Bu yapı, kabul görmek uğruna bastırılmış zevkleri, değerleri, etkilenme kaynaklarını veya yaratıcı sesi yeniden bulmayı konu alan kişisel gelişim anlatılarında işe yarar.

Bu derste

Okay.

0:00

Tamam.

Just under a year ago, Kelime

0:03

Neredeyse bir yıl önce,

Kelime

just under a year: bir yıldan biraz az

Just under + bir sayı veya ölçülebilir miktar, o miktardan biraz daha az demektir. Burada just under a year, sürenin bir yıla yakın olduğunu ancak tam bir yıla ulaşmadığını anlatır. Miktar ifadelerinde under, fiziksel olarak bir şeyin altında olmayı değil, bir sınırın altında kalmayı ifade eder. Bu kalıp zaman, fiyat, mesafe, yaş veya başka bir ölçülebilir miktarla kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle konuşmanın bir saatten biraz daha kısa sürdüğünü belirtir?

  1. The talk lasted just over an hour.
  2. The talk lasted just under an hour.
  3. The talk lasted exactly an hour.
Cevabı göster

The talk lasted just under an hour.

I decided that I wanted to start vlogging.

0:04

vlog çekmeye başlamak istediğime karar verdim.

And while I am not a daily vlogger, Dilbilgisi

0:07

Ve günlük vlog çeken biri olmasam da,

the past 10 months have been consumed with recording my life fairly consistently. Kalıp ifadeler

0:09

geçtiğimiz 10 ay oldukça tutarlı bir şekilde hayatımı kaydetmekle geçti.

Dilbilgisi

while I am not ...: karşıtlık bildiren while

Bu cümlede while, zaman ilişkisi değil, karşıtlık içeren bir kabulleniş anlatır ve although anlamına gelir. Her gün vlog çeken biri olmamak, ardından sözü edilen düzenli kaydı biraz beklenmedik hâle getirir. Bu kullanımı tanımak için cümlecikler arasındaki mantığa bakın. Bir cümlecik bir gerçeği kabul ederken diğeri onunla karşıtlık oluşturan bir gerçek sunuyorsa while, although ilişkisi kurar; iki eylemin aynı anda olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümlede while, although anlamına gelir?

  1. While the apartment is small, it feels bright and comfortable.
  2. Please wait here while I check the schedule.
  3. While I was making dinner, the phone rang.
Cevabı göster

While the apartment is small, it feels bright and comfortable.

Kalıp ifadeler

have been consumed with: zamanın neredeyse tamamen dolması

Bu cümlede have been consumed with, konuşanın hayatını kaydetme işinin geçtiğimiz on ayın çok büyük bir bölümünü kapladığı anlamına gelir. Buradaki consumed mecazidir; bir şeyi yeme veya bir ürünü tüketme anlamında kullanılmaz. be consumed with + isim ya da -ing biçimi, bir kişinin dikkatinin veya bir zaman diliminin neredeyse tamamen bir şeyle dolduğunu anlatır. Have been, edilgen present perfect biçimidir; çoğul özne the past 10 months ile uyumludur ve bu dönemi şimdiki zamana bağlar.

Alıştırma

Cümleyi be consumed with ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Since January, his free time ____ training for the race.

Cevabı göster

has been consumed with

The whole experience so far has come with ups and downs Deyimler

0:15

Şimdiye kadarki tüm bu deneyim inişler, çıkışlar,

Deyimler

has come with ups and downs: iyi ve zor dönemler içermek

Bu cümlede has come with, iyi ve zor kısımların deneyime eşlik ettiği anlamına gelir. Ups and downs, fiziksel hareketi değil, dönüşümlü olarak yaşanan olumlu ve zor dönemleri anlatan kalıplaşmış bir mecazdır. Kullanışlı X comes with Y kalıbı, Y’yi X’in içinde bulunan veya doğal olarak X’e bağlı olan bir şey gibi sunar. So far, deneyimi başlangıcından bugüne kadar anlatmak için present perfect biçimindeki has come ile birlikte kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi come with ups and downs ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Starting at a new school ____.

Cevabı göster

comes with ups and downs

and adventures and learning curves. Kelime

0:19

maceralar ve öğrenme eğrileriyle doluydu.

Kelime

learning curves: yeni bir şeye uyum sağlamanın zorluğu ve süreci

Learning curve, yeni bir konuda rahat hale gelmek için gereken zamanı, çabayı ve yaşanan zorluğu anlatır. Burada learning curves çoğul kullanılmıştır; çünkü konuşmacı farklı öğrenme ve uyum sağlama deneyimlerini birlikte ele alıyor. Günlük konuşmada bu ifade mecazidir: Genellikle öğrenme sürecini veya bir şeyi öğrenmenin ne kadar zor olduğunu anlatır, grafikte çizilmiş gerçek bir eğriyi değil.

Alıştırma

Yeni bir şeyi öğrenme sürecini ve zorluğunu anlatan iki sözcüklü İngilizce ifadeyi yazın: This professional camera has a steep ____.

Cevabı göster

learning curve

All that to say, Anlatım akışı

0:21

Yani demek istediğim,

it's been loads of trial and error. Kalıp ifadeler

0:22

bir sürü deneme yanılma süreci oldu.

Anlatım akışı

All that to say: ayrıntıları bir sonuçta toplamak

All that to say, bir dizi arka plan bilgisini veya ayrıntıyı kapatıp konuşmacının temel özetini ya da sonucunu sunan bir konuşma işaretidir. Bu cümlede all that, daha önce anlatılan deneyimlere gönderme yapar; to say ise asıl noktaya, yani sürecin çok fazla deneme yanılma içerdiği sonucuna geçiş yapar. İfadeyi sözcük sözcük değil, “tüm bunları söyledikten sonra asıl demek istediğim...” şeklinde anlayın.

Alıştırma

Konuşmacı az önce karmaşık bir planla ilgili birkaç sorunu anlattı. Hangi cümle bu ayrıntıları doğal biçimde bir sonuca bağlar?

  1. By the way, I bought a new backpack.
  2. That said, the complicated plan has one important advantage.
  3. All that to say, we need a simpler plan.
Cevabı göster

All that to say, we need a simpler plan.

Kalıp ifadeler

loads of trial and error: çok sayıda deneme ve düzeltme

Loads of, büyük miktarda anlamına gelen gündelik bir ifadedir. Trial and error, bir şeyi tekrar tekrar deneme, neyin işe yaramadığını görme ve değişiklik yapma sürecini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki trial, mahkeme davası değil deneme anlamındadır. İfadenin tamamı, başarının ancak çok sayıda deneme ve düzeltmeden sonra geldiğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi dersteki gündelik ifadenin aynısıyla tamamlayın: Getting the settings right took ____.

Cevabı göster

loads of trial and error

And we have two more months until my 1-year anniversary

0:24

İlk vlog bölümümü yüklediğim günden bu yana

since uploading my first ever episode of the vlog

0:27

1. yıl dönümüme iki ayımız daha var

and when everything really started to change, honestly.

0:30

ve dürüst olmak gerekirse her şey asıl o zaman gerçekten değişmeye başladı.

So, whether you are here for the journey Dilbilgisi

0:32

Yani, ister bu yolculuk için burada olun

or curious about the process,

0:34

ister süreci merak edin,

Dilbilgisi

whether ... or ...: iki seçeneği de kapsamak

Bu cümlede whether A or B, izlemek için iki nedeni bir araya getirir: yolculuğu takip etmek için burada olmak ve süreci merak etmek. Virgülden sonra gelen mesaj her ikisi için de geçerlidir; yani hangi neden doğru olursa olsun anlamını verir. İkinci bölümde tekrarlanan sözcükler atılmıştır: or [you are] curious about the process. Burada whether seçenekleri tanıtır; cevap gerektiren doğrudan bir soru sormaz.

Alıştırma

Cümleyi whether A or B eşli yapısıyla tamamlayın: ____ you're joining online ____ in person, please register by Friday.

Cevabı göster

Whether · or

today I want to talk about three lessons that I've learned

0:35

bugün, son 10 ayda veya 304 günlük

over the course of the last 10 months or 304 days Kalıp ifadeler

0:39

vlog maceram boyunca öğrendiğim üç dersten bahsetmek istiyorum

Kalıp ifadeler

over the course of: zaman içinde gelişen bir dönem

Over the course of + bir zaman dilimi, “olaylar geliştikçe o sürenin tamamı boyunca” anlamına gelir. Burada üç dersin tek bir anda değil, son on ay boyunca yavaş yavaş öğrenildiğini gösterir. Bu kalıplaşmış ifadede course, zamanın ilerleyişi veya geçişi anlamındadır. Ders ya da okulda okutulan bir konu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Okul yılı ilerledikçe” anlamına gelen dört sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Her confidence grew ____ the school year.

Cevabı göster

over the course of

of vlogging so far

0:42

şimdiye kadarki süre zarfında,

because we're not done yet.

0:43

çünkü henüz işimiz bitmedi.

Done is better than perfect. Anlatım akışı

0:46

Bitirmek mükemmel olmaktan iyidir.

Anlatım akışı

Ana sav “Done is better than perfect.”

Done is better than perfect. atasözüne benzeyen bir ana savdır: yararlı bir işi bitirmek, onu kusursuz hâle getirmeye çalışırken sonsuza kadar geciktirmekten çoğu zaman daha iyidir. done ile perfect arasındaki karşıtlık, savı kısa ve akılda kalıcı yapar. Bu cümle örneklerden veya kişisel bir öyküden önce kullanıldığında, ardından gelen bilgileri düzenler. Önce ana savı açıklar; sonraki ayrıntılar da bu savı destekleyen nedenler veya kanıtlar olur.

Alıştırma

Mükemmeliyetçiliği aşma konulu bir konuşmada “Done is better than perfect.” örneklerden önce gelirse hangi görevi görür?

  1. Her ayrıntının nasıl düzenleneceğini adım adım anlatır.
  2. Ardından gelen örneklerin destekleyeceği ana savı belirtir.
  3. Konuyu yaratıcı çalışmadan zaman ölçümüne geçirir.
Cevabı göster

Ardından gelen örneklerin destekleyeceği ana savı belirtir.

When I first started making vlogs,

0:49

Vlog çekmeye ilk başladığımda,

I quickly realized the importance of picking up the pace Deyimler

0:51

tempoyu artırmanın

and making things fast.

0:54

ve bir an önce bir şeyler ortaya çıkarmanın önemini çabucak fark ettim.

Deyimler

pick up the pace: hızlanmak

Pick up the pace, bir etkinliğin veya sürecin hızını artırmak demektir. Bu cümlede picking up the pace, daha hızlı çalışma eylemini ifade eder; bir şeyi fiziksel olarak kaldırmak anlamına gelmez. the importance of ifadesinden sonra gelen picking, eylemi konuşanın önemini fark ettiği bir şey hâline getiren -ing biçimidir. Bu ifade hareket, çalışma, iş veya proje için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “daha hızlı hareket etmeye veya çalışmaya başlamak” anlamına gelen deyimle tamamlayın: We have only twenty minutes left, so we need to ____.

Cevabı göster

pick up the pace

I had to change my mindset and my approach to creating. Kalıp ifadeler

0:56

Zihniyetimi ve üretmeye olan yaklaşımımı değiştirmek zorundaydım.

Kalıp ifadeler

change my mindset and my approach to ...: hem düşünceyi hem yöntemi değiştirmek

Change my mindset and my approach to ... birbiriyle bağlantılı iki değişikliği anlatır: mindset bir şey hakkında nasıl düşündüğümü, approach ise kullandığım yöntemi belirtir. Bu cümlede konuşan kişi hem düşünme biçimini hem de pratikte yaratma yöntemini değiştirmiştir. approach to creating ifadesinde to bir edattır, mastarın parçası değildir. Ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: approach to the task; approach to solving the problem.

Alıştırma

Cümleyi solve fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: She changed her mindset and her approach to ____ difficult problems.

Cevabı göster

solving

I think I've suffered from perfectionism in the past Kalıp ifadeler

0:59

Sanırım geçmişte mükemmeliyetçilikten yana dertliydim

Kalıp ifadeler

suffered from perfectionism: mükemmeliyetçiliğin olumsuz etkilerini yaşamak

Bu cümlede suffered from perfectionism, mükemmeliyetçiliğin konuşan kişiye uzun süre boyunca zorluk veya sıkıntı yaşattığını anlatır. Suffer from, fiziksel hastalıkların yanı sıra zihinsel ya da davranışsal sorunlar için de kullanılabilir. Kalıp suffer from + durum ya da sorun şeklindedir. Olumsuz etkileri vurgular; bu yüzden yalnızca birinin mükemmeliyetçi olduğunu söylemekten daha fazlasını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle devam eden bir sorunu anlatmak için suffer from ifadesini doğal biçimde kullanır?

  1. Maya suffers severe anxiety from before major exams.
  2. Maya suffers from severe anxiety before major exams.
  3. Maya suffers from careful notes before major exams.
Cevabı göster

Maya suffers from severe anxiety before major exams.

and it has prevented me from putting more things out there. Notlar

1:02

ve bu durum dışarıya daha fazla şey sunmamı engelledi.

Dilbilgisi

has prevented me from: prevent + kişi + from + fiil-ing

has prevented me from putting... ifadesinde me engellenen kişiyi, putting ise engellenen eylemi gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp prevent + kişi veya şey + from + fiil-ing şeklindedir. Bu kalıpta from bir edattır; bu yüzden sonraki fiil -ing biçimini alır: from putting denir, from put denmez.

Alıştırma

Cümleyi from ve enter fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The locked gate prevented us ____ the park.

Cevabı göster

from entering

Öbek fiiller

putting more things out there: daha fazla yaratıcı çalışmayı kamuya sunmak

Burada putting more things out there, konuşanın ürettiği daha fazla yaratıcı çalışmayı başkalarının görebilmesi, duyabilmesi veya tepki verebilmesi için kamuya açmak anlamına gelir. things üretilen çalışmaları, out there ise belirli fiziksel bir yeri değil, kamuya ya da bir kitleye açık olmayı anlatır. put something out there kalıbı, paylaşımı çoğu zaman bir fikir veya çalışmayı insanların dikkatine sunup tepki ya da değerlendirme alma olasılığını kabul etmek olarak gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede put ... out there yaratıcı bir çalışmayı kamuya açık biçimde paylaşmak anlamında kullanılmıştır?

  1. She kept the draft private and showed it to no one.
  2. She put her new illustration out there and invited feedback.
  3. She put the boxes out there beside the gate.
Cevabı göster

She put her new illustration out there and invited feedback.

But I've learned that done is way better than perfect Kalıp ifadeler

1:05

Ancak öğrendim ki bitirmek, mükemmel olmaktan çok daha iyi

Kalıp ifadeler

way better than perfect: güçlü ve resmî olmayan bir karşılaştırma

way better than perfect ifadesinde way, karşılaştırma biçimi olan better sözcüğünü güçlendiren bir zarftır. “Çok daha iyi” veya “çok daha üstün” anlamına gelir; burada “yol” ya da “yöntem” demek değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp way + karşılaştırma biçimidir: way faster, way easier, way more useful. way, iki şey arasındaki farkın büyük ve güçlü biçimde vurgulandığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi way ve fast sözcüğünün doğru karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: This route is ____ the old one.

Cevabı göster

way faster than

and done feels better than hanging on to something for way too long. Öbek fiiller

1:08

ve bitirmek, bir şeye çok uzun süre takılıp kalmaktan çok daha iyi hissettiriyor.

Öbek fiiller

hanging on to something: bir şeyi bırakmamak

Burada hanging on to something, bir şeyi bırakıp bitmiş saymak yerine onu elde tutmaya veya üzerinde çalışmayı sürdürmeye devam etmek demektir. Nesne, elle gerçekten tutulan bir şey değil, henüz tamamlanmamış bir çalışmadır. Yapı hang on to + isim veya zamirdir. Fiziksel bir eşyayı saklamayı ya da bir fikirden, umuttan, plandan veya projeden vazgeçmemeyi anlatabilir; anlamın gerçek mi mecaz mı olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hang on to ifadesinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: Even after moving, Maya kept ____ her childhood books.

Cevabı göster

hanging on to

Because trust me,

1:11

Çünkü inanın bana,

there's always going to be things to add on and to change Notlar

1:12

her zaman eklenecek ve değiştirilecek bir şeyler olacak

Dilbilgisi

there's always going to be: bir şeyin var olmaya devam edeceğini söylemek

Varoluş bildiren there is/are going to be yapısı, bir şeyin gelecekte var olmasının veya gerçekleşmesinin beklendiğini söyler. Always eklendiğinde durum tekrarlanan ya da kaçınılmaz bir şey olarak sunulur. Burada konuşan kişi, her zaman başka eklemelerin ve değişikliklerin mümkün olacağını anlatır. Going to burada bir yere doğru hareketi değil, geleceğe ilişkin beklentiyi belirtir. Be sonrasındaki isim öbeği neyin var olacağını veya gerçekleşeceğini açıklar.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “there will always be” anlamına gelen beş sözcüklük ifadeyle tamamlayın: ____ another chance to improve.

Cevabı göster

There's always going to be

Öbek fiiller

add on: mevcut bir bütüne ek parça katmak

Bu cümlede add on, temel bir sürüm zaten varken sonradan fazladan bir şey eklemek veya ona yeni bir parça katmak anlamına gelir. Things to add on, projeye hâlâ eklenebilecek fazladan parçaları anlatır. on parçacığı, yeni parçanın mevcut bir bütünün üzerine eklendiği fikrini verir. Bu nedenle ifade ek özellikler, bölümler veya fiziksel genişletmeler için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi, mevcut bir şeye fazladan bir parça eklemek anlamındaki bu dersin öbek fiiliyle tamamlayın: The cabin is finished, but we can ____ a small porch later.

Cevabı göster

add on

and so it's better to just know when a video is done

1:15

bu yüzden bir videonun ne zaman bittiğini

and when to finish something.

1:19

ve bir şeyi ne zaman tamamlamak gerektiğini bilmek daha iyidir.

Prior to this,

1:20

Bundan önce,

I would spend so long working on a singular project Dilbilgisi

1:20

tek bir proje üzerinde çalışarak çok uzun zaman geçirirdim

Dilbilgisi

would spend so long working on: tekrarlanan geçmiş alışkanlık

Bu cümlede would + spend geçmişte tekrar tekrar gerçekleşen bir eylemi anlatır: Konuşan kişi birçok kez tek bir projeye çok uzun zaman ayırmıştır. Buradaki would bir koşul ifade etmez. would geçmiş bir alışkanlığı gösterdiğinde çevredeki bağlam genellikle back then veya when I was younger gibi geçmiş bir zaman çerçevesi kurar. spend + time + -ing kalıbı bir etkinliğin süresini belirtir; so long bu sürenin uzunluğunu vurgular, work on ise yapılan işi tanıtır.

Alıştırma

Hangi cümlede would geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatmak için kullanılmıştır?

  1. Last Tuesday, I spent an hour setting up the room.
  2. Back when our club met every Friday, I would spend an hour setting up the room.
  3. If I had more time tomorrow, I would spend an hour setting up the room.
Cevabı göster

Back when our club met every Friday, I would spend an hour setting up the room.

and by the time that it was out in the world, Notlar

1:24

ve dünyayla paylaşıldığı zaman,

Dilbilgisi

by the time that: bir zaman sınırı belirlemek

By the time (that) + yan cümle, o yan cümledeki zamanı bir sınır noktası olarak belirler. Ana cümle de bu sınıra ulaşıldığında neyin zaten gerçekleşmiş veya tamamlanmış olduğunu anlatır. Buradaki by, yanında anlamına değil, en geç o zamana kadar anlamına gelir. Bağlayıcı that çıkarılabilir: by the time it was out in the world aynı temel yapıyı ve anlamı korur.

Alıştırma

Varışı bir zaman sınırı yapan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ we reached the station, the train had already left.

Cevabı göster

By the time

Deyimler

out in the world: halka sunulmuş

Bu bağlamda be out in the world, bir projenin özel üretim aşamasından çıkıp artık başkalarının görebileceği, kullanabileceği veya tartışabileceği duruma gelmesi demektir. İfade, eserin kamusal yaşama girdiğini hayal ettirir. Gezegenin dışında ya da yalnızca açık havada olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum örnekteki out in the world ifadesinin anlamıyla eşleşir?

  1. Bir oyun yayımlandı ve herkes onu indirebilir.
  2. Bir oyun gizli tutuldu ve hiç kimseyle paylaşılmadı.
  3. Bir oyun dışarıya, bir parka götürüldü.
Cevabı göster

Bir oyun yayımlandı ve herkes onu indirebilir.

I was completely over it Kelime

1:26

ondan tamamen bıkmış olurdum

Kelime

was completely over it: artık ilgilenmemek veya emek vermek istememek

Be over it, bir şeye duyulan ilginin, sabrın veya duygusal bağlılığın sona erdiğini anlatan gündelik bir ifadedir. Burada I was completely over it, konuşanın ilgisini ya da sabrını tamamen kaybettiğini ve konuya artık dikkat vermek istemediğini belirtir. Completely, kişinin o konuyla işinin tamamen bittiği duygusunu güçlendirir. Over burada fiziksel olarak bir şeyin üzerinde bulunmayı değil, konuşanın tutumunu anlatır.

Alıştırma

After another pointless argument, I was completely over it cümlesinde was completely over it ne anlama gelir?

  1. Tartışmanın tam üzerinde duruyordum.
  2. Onu daha fazla önemsemeye yeni başlamıştım.
  3. İlgimi tamamen kaybetmiş ve artık konuya dahil olmak istemiyordum.
Cevabı göster

İlgimi tamamen kaybetmiş ve artık konuya dahil olmak istemiyordum.

and it wouldn't be relevant in my life anymore.

1:28

ve hayatımda artık hiçbir geçerliliği kalmazdı.

So, this time around,

1:30

Bu yüzden, bu sefer,

my mindset was,

1:31

zihniyetim şuydu:

if I was a painter, Dilbilgisi

1:32

eğer bir ressam olsaydım,

I would practice on smaller canvases

1:33

Sistine Şapeli gibi bir şey çizmek yerine

rather than painting something like the Sistine Chapel. Notlar

1:36

daha küçük tuvaller üzerinde pratik yapardım.

Dilbilgisi

if I was a painter, I would practice...: hayalî bir rol ve sonucu

If yan cümlesi konuşana hayalî bir kimlik verir; konuşan gerçekten ressam olduğunu söylemez. Sonuç cümlesi I would practice..., bu gerçek dışı durumda hangi seçimi yapacağını belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı if + geçmiş zaman biçimi, would + fiilin yalın hâlidir. Buradaki ressam örneği bir benzetme işlevi görür. Konuşan, başka bir yaratıcı alanda ne yapacağını söyleyerek daha genel bir düşünceyi destekler: çok büyük bir şeye girişmeden önce daha küçük bir projeyle başlamak.

Alıştırma

Hangi cümle, özenli resmî İngilizcede hayalî bir şimdiki rolü kullanarak varsayımsal bir seçimi doğru biçimde açıklar?

  1. If I am chosen as the coach, I will let every player try each position.
  2. If I were the coach, I will let every player try each position.
  3. If I were the coach, I would let every player try each position.
Cevabı göster

If I were the coach, I would let every player try each position.

Dilbilgisi

rather than: bir seçeneği seçip diğerini elemek

A rather than B yapısında A, konuşanın seçtiği, önerdiği veya daha uygun gördüğü eylem ya da seçenektir; B ise elenen alternatiftir. Bu cümlede, çok büyük ve zor bir resme girişmek yerine daha küçük tuvallerde pratik yapmak tercih ediliyor. rather than ifadesinden sonra bir isim öbeği, -ing yapısı veya önceki bölümle eşleşen başka bir yapı gelebilir. Bu cümlede painting, elenen eylemi başlatır.

Alıştırma

Hangi cümle Leo'nun ikinci eylem yerine ilk eylemi seçtiğini açıkça belirtir?

  1. Leo chose to save the draft after he deleted it.
  2. Leo chose to save the draft because he deleted it.
  3. Leo chose to save the draft rather than delete it.
Cevabı göster

Leo chose to save the draft rather than delete it.

Kültür

the Sistine Chapel: anıtsal sanata kültürel bir gönderme

Sistina Şapeli, Vatikan'da bulunan ve büyük freskleriyle, özellikle de Michelangelo'nun tavan resmiyle ünlü bir şapeldir. Burada gereken tek arka plan bilgisi budur: Şapelin sanatı, çok büyük ve yüksek beceri isteyen bir projeyi çağrıştırır. Konuşan kişi bu adı yalnızca bir yer olarak değil, kültürel bir karşılaştırma olarak kullanır. Painting something like the Sistine Chapel, küçük tuvallerde pratik yapmanın aksine, büyük ölçekli bir başyapıt ortaya koymaya çalışmak demektir.

Alıştırma

Bu karşılaştırmada the Sistine Chapel esas olarak neyi temsil eder?

  1. Resim malzemeleri satın alınan sıradan bir yer
  2. Hızlı günlük alıştırmalar için küçük bir yüzey
  3. Son derece iddialı ve zorlayıcı bir sanat projesi
Cevabı göster

Son derece iddialı ve zorlayıcı bir sanat projesi

That's what we're going for.

1:39

Bizim de amacımız tam olarak bu.

Different approaches, Anlatım akışı

1:41

Farklı yaklaşımlar,

different final products,

1:41

farklı nihai ürünler,

different learning priorities.

1:43

farklı öğrenme öncelikleri.

All very necessary.

1:45

Hepsi çok gerekli.

Anlatım akışı

Different approaches, different final products, different learning priorities: paralel bir liste

Konuşmacı, yaklaşımları, nihai ürünleri ve öğrenme önceliklerini aynı düzeye yerleştirmek için Different + çoğul isim öbeği kalıbını üç kez tekrarlar. Tekrarlanacak fiilin çıkarılması listeyi kısa ve ritmik hâle getirir. Bu paralel yapı, tek bir savı birbiriyle ilişkili üç boyutta düzenler; ilgisiz üç etiket sunmaz. Ardından gelen All very necessary parçası da aynı sonucu üçüne birden uygular.

Alıştırma

Different approaches, different final products, different learning priorities ifadesinin anlatımdaki görevini en iyi hangisi açıklar?

  1. Birbiriyle ilgisiz üç konu sunar ve dinleyiciden birini seçmesini ister.
  2. Tekrarlanan paralel bir kalıpla birbiriyle ilişkili üç boyutu düzenler.
  3. Her birinin kendi fiili olan üç tam tanım verir.
Cevabı göster

Tekrarlanan paralel bir kalıpla birbiriyle ilişkili üç boyutu düzenler.

For me,

1:47

Benim için,

just having a continuous cycle of working on something new and being excited about it Kalıp ifadeler

1:47

sürekli olarak yeni bir şeyler üzerinde çalışmak, heyecan duymak

and being able to move on faster Öbek fiiller

1:52

ve daha hızlı bir şekilde ilerleyebilmek

Öbek fiiller

move on: bir aşamayı bırakıp sonrakine başlamak

Burada move on, mevcut aşamaya zaman veya dikkat ayırmayı bırakıp sıradaki şeye başlamak demektir. Başka bir yere fiziksel olarak hareket etmeyi değil, odak ya da eylem değişikliğini anlatır. Sonraki adım belliyse move on tek başına kullanılabilir. Yeni bir görev veya konu için move on to, geride bırakılan şey ya da deneyim için move on from kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi sonraki konuyu tanıtan move on biçimiyle tamamlayın: We've finished the safety review, so let's ____ the schedule.

Cevabı göster

move on to

has sort of been this antidote to perfectionism. Deyimler

1:55

mükemmeliyetçiliğe karşı bir tür panzehir oldu.

Kalıp ifadeler

continuous cycle of working on something new: devam eden ve tekrarlanan bir süreç

Burada continuous cycle of working on something new, devam eden ve tekrarlanan bir çalışma düzenini anlatır: kişi sürekli yeni projelere veya görevlere geçer. Cycle burada bisiklet değil, soyut bir süreç anlamındadır. cycle of + -ing biçimi, döngüyü oluşturan etkinliğin adını verir. Continuous bu düzenin zaman içinde devam ettiğini vurgular; her an hiç ara vermeden çalışmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede a continuous cycle of working on something new neyi anlatıyor?

  1. Kişinin tekrar tekrar yeni işlere geçtiği, devam eden bir düzen
  2. Odağı hiç değişmeyen tek bir uzun proje
  3. Hiçbir zaman mola verilmeyen bir çalışma programı
Cevabı göster

Kişinin tekrar tekrar yeni işlere geçtiği, devam eden bir düzen

Deyimler

an antidote to perfectionism: bir sorunu azaltan panzehir benzetmesi

Burada this antidote to perfectionism, mükemmeliyetçiliğin zararlı etkilerini azaltan bir süreç veya alışkanlık için kullanılan bir benzetmedir. Antidote sözcüğü gerçek anlamıyla zehrin etkisini azaltan bir tedaviyi ifade eder; ancak bir sorunu ya da olumsuz eğilimi etkisizleştiren şey anlamına da gelebilir. Yaygın yapı an antidote to + isim şeklindedir: an antidote to boredom, stress veya perfectionism. Tam bir çözümden çok yararlı bir rahatlama ya da düzeltme sağlar.

Alıştırma

Cümleyi antidote ile kullanılan standart ifadeyle tamamlayın: A short walk can be ____ afternoon fatigue.

Cevabı göster

an antidote to

And it has really helped me embrace a more looser creative process. Dilbilgisi

1:58

Ve bu durum gerçekten daha rahat bir yaratım sürecini benimsememe yardımcı oldu.

Dilbilgisi

embrace a more looser creative process: standart dışı çift karşılaştırma

Burada embrace, “kabul edip kullanmaya başlamak” anlamındadır; a looser creative process ise daha az katı bir yaratıcı çalışma biçimini ifade eder. More looser standart dışı bir çift karşılaştırma biçimidir: Hem more hem de -er eki karşılaştırma bildirir. Kendiliğinden gelişen konuşmalarda duyulabilir, ancak standart yazı dilinde a looser creative process kullanılır. Flexible gibi bir sıfatla ise more flexible denir.

Alıştırma

Yargı: Standart yazılı İngilizcede “a more looser creative process” doğru bir karşılaştırma biçimidir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

There's definitely a time and place for things to be perfected Kalıp ifadeler

2:01

Elbette işlerin mükemmelleştirilmesi gereken

and to be very meticulous.

2:05

ve çok titiz olunması gereken zamanlar ve yerler vardır.

Kalıp ifadeler

There's definitely a time and place: doğru koşullar

There's a time and place for... bir eylemin veya yaklaşımın bazı koşullarda yararlı ya da uygun olduğunu, ancak her durumda uygun olmadığını anlatır. Time and place burada gerçek bir tarih ve konumdan çok “doğru koşullar” anlamında mecaz olarak kullanılır. Definitely, bu uygun koşulların gerçekten var olduğunun kabulünü güçlendirir. For sözcüğünden sonra isim veya -ing biçimi kullanılabilir; for things to be perfected örneğindeki gibi “isim + to ile mastar” yapısı da gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi “yalnızca bazı koşullarda uygun” anlamındaki sabit kalıpla tamamlayın: ____ careful planning, but not every decision needs a long meeting.

Cevabı göster

There's a time and place for

But this is not really one of them.

2:07

Ama bu gerçekten onlardan biri değil.

It's more of a learning experience for me.

2:09

Benim için daha çok bir öğrenme deneyimi.

It's also been a way for me to decide what I'm trying to prioritize at the moment. Dilbilgisi

2:13

Bu aynı zamanda o an neye öncelik vermeye çalıştığıma karar vermemin de bir yolu oldu.

Dilbilgisi

what I'm trying to prioritize: gömülü wh yan cümlesinde sözcük sırası

what I'm trying to prioritize at the moment, daha büyük bir cümlenin içine yerleştirilmiş bir wh yan cümlesidir ve decide fiilinin tamamlayıcısıdır. Karar verilen bilgiyi, yani konuşanın şu anda neye ya da nelere öncelik vermeye çalıştığını ifade eder. Bu wh yan cümlesi daha büyük bir cümlenin içinde olduğu için what + I + am trying biçimindeki düz cümle sırasını kullanır; what + am + I biçimindeki soru sırasını kullanmaz. Bağımsız ve doğrudan bir soru olsaydı What am I trying to prioritize at the moment? denirdi.

Alıştırma

Gömülü soruyu tamamlamak için verilen sözcükleri doğru sıraya koyun: what / the class / should / discuss. At the meeting, the teacher will decide ____.

Cevabı göster

what the class should discuss

Am I making portfolio pieces Kelime

2:17

Portföy çalışmaları mı yapıyorum

Kelime

portfolio pieces: becerileri göstermek için seçilen tamamlanmış çalışmalar

Sanat, tasarım ve benzeri yaratıcı alanlarda portfolio pieces, üreticinin becerilerini, tarzını veya deneyimini gösterdiği için portföy için seçilen ya da özellikle hazırlanan tamamlanmış çalışmalardır. Portfolio koleksiyonun tamamıdır; içindeki her bir çalışma a portfolio piece olarak adlandırılabilir. Buradaki pieces, kırık parçalar değil, ayrı ayrı çalışmalar anlamına gelir. Soru, yapılan çalışmanın birinin yeteneğini göstermeye uygun olup olmadığını sorar; yalnızca birden fazla fiziksel nesnenin üretilip üretilmediğini sormaz.

Alıştırma

Bir tasarım okuluna başvururken portfolio pieces ne anlama gelir?

  1. Başvuran kişinin becerilerini göstermek için seçilmiş tamamlanmış çalışmalar
  2. Kimseye gösterilmesi amaçlanmayan özel notlar
  3. Tamamlanmamış nesnelerden kalan kırık parçalar
Cevabı göster

Başvuran kişinin becerilerini göstermek için seçilmiş tamamlanmış çalışmalar

or am I just trying to practice?

2:18

yoksa sadece pratik mi yapmaya çalışıyorum?

And from this,

2:20

Ve buradan yola çıkarak,

I just want more of a place to explore Anlatım akışı

2:20

her şeyi biliyormuşum gibi davranmak

versus like I know everything

2:23

ve şimdi de hayatımın başyapıtını yaratmaya çalışıyormuşum gibi davranmaktansa

and now I'm trying to make the masterpiece of my life. Deyimler

2:25

sadece keşfedecek daha fazla alan istiyorum.

Anlatım akışı

more of a place to explore versus...: yaratıcı bir seçimi karşıtlıkla çerçevelemek

Bu ifade bir A versus B karşıtlığı kurar. A, more of a place to explore ifadesidir: yeni şeyler keşfetmeye yer bırakan bir ortam veya yaklaşım. B ise versus sonrasında özetlenen düşünce biçimidir: konuşan kişi sanki her şeyi zaten biliyormuş ve şimdi hayatını tanımlayacak bir başyapıt yaratmak zorundaymış gibi davranmak. Bu karşıtlık, konuşan kişinin baskı ve kesinlik yerine keşfi tercih ettiğini gösterir. Burada more of, yalnızca fiziksel olarak daha büyük bir yer değil, “bu tür bir şeye daha yakın” anlamına gelir. Konuşma dilindeki like, reddedilen düşünce biçiminin samimi bir özetini tanıtır. Versus iki seçeneği düzenler; bir spor karşılaşmasından söz etmez.

Alıştırma

Vurgulanan karşıtlık hangi seçimi düzenliyor?

  1. Mükemmel ve hayatı tanımlayan bir eser üretme baskısı yerine keşfe yer bırakmayı tercih eder.
  2. İki sanatçı arasındaki resmi bir yarışmayı anlatır.
  3. Keşfetmenin ve bir konuda tam ustalaşmanın aynı yaratıcı hedef olduğunu söyler.
Cevabı göster

Mükemmel ve hayatı tanımlayan bir eser üretme baskısı yerine keşfe yer bırakmayı tercih eder.

Deyimler

make the masterpiece of my life: abartılı bir nihai hedef

Make the masterpiece of my life, “tüm hayatımın en büyük ve beni en iyi tanımlayan eserini yaratmak” anlamına gelir. Belirli tanımlık the, onu tek ve nihai eser olarak sunar; of my life ise iddiayı bir ömür ölçeğine çıkarır. Bu bağlamda ifade bilinçli bir abartıdır. Mevcut çalışmanın nihai ve kusursuz bir başarı olmasını talep etmenin yarattığı baskıyı anlatır; gerçek bir başyapıtın zaten belirlenmiş veya kabul görmüş olduğunu söylemez.

Alıştırma

Burada make the masterpiece of my life ne anlatıyor?

  1. Eleştirmenlerin tamamlanmış bir başyapıtı zaten kabul ettiğini bildirir.
  2. Hayatı tanımlayacak tek ve nihai bir eser yaratma baskısını abartır.
  3. Özel bir önemi olmayan sıradan bir işi tarafsız biçimde anlatır.
Cevabı göster

Hayatı tanımlayacak tek ve nihai bir eser yaratma baskısını abartır.

But that could change.

2:27

Ancak bu durum değişebilir.

depending on where you're at. Kalıp ifadeler

2:29

hangi aşamada olduğunuza bağlı olarak.

Kalıp ifadeler

depending on where you're at: mevcut aşamaya uyum sağlamak

Depending on bir koşul getirir: doğru seçim belirli bir etkene göre değişebilir. Burada depending on where you're at, yalnızca fiziksel konumunu değil, “mevcut aşamanı, ilerleme düzeyini, ihtiyaçlarını veya durumunu dikkate alarak” anlamını taşır. Where you're at, bir kişinin bir süreçte ulaştığı “noktayı” anlatan konuşma diline özgü bir ifadedir. İfadenin tamamı, yakındaki bir düşünceyi sınırlar ve o düşüncenin herkese tamamen aynı biçimde uygulanmadığını gösterir.

Alıştırma

Burada depending on where you're at büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. Herkes için aynı kalır.
  2. Yalnızca fiziksel konumuna göre değişir.
  3. Mevcut aşamana veya durumuna göre değişir.
Cevabı göster

Mevcut aşamana veya durumuna göre değişir.

Different processes for different seasons. Anlatım akışı

2:30

Farklı dönemler için farklı süreçler.

Anlatım akışı

Different processes for different seasons: paralel bir özet

Different processes for different seasons, tam bir yan cümle olmaktan çok ögeleri eksiltilmiş, slogan benzeri bir ifadedir. Different X for different Y kalıbında different sözcüğünün tekrarlanması paralel bir yapı oluşturur ve düşünceyi kısa, akılda kalıcı bir sonuca dönüştürür: aşama değiştiğinde sürecin de değişmesi gerekebilir. Burada seasons mecaz anlamdadır. Yalnızca ilkbahar, yaz, sonbahar ve kışı değil; hayatın, işin veya yaratıcı bir sürecin farklı aşamalarını anlatır. Bu ifade, başka ayrıntılı bir örnek eklemek yerine genel bir ilkeyi özetleyerek mesajı düzenler.

Alıştırma

Metinde Different processes for different seasons ifadesinin temel görevi nedir?

  1. Hava durumuna göre bir süreci değiştirmek için adım adım talimat verir.
  2. Her aşamanın farklı bir çalışma biçimi gerektirebileceği düşüncesini özetler.
  3. Tek bir sabit süreçle ilgili ayrıntılı bir örnek sunar.
Cevabı göster

Her aşamanın farklı bir çalışma biçimi gerektirebileceği düşüncesini özetler.

Experimentation is key.

2:34

Deney yapmak çok önemlidir.

You never really know what will resonate Kelime

2:37

Farklı bir şeyler yapmaya istekli olmadığınız sürece

Kelime

what will resonate: insanlarla güçlü bağ kuracak şey

Burada what will resonate, “hangi fikir, mesaj veya yaratıcı seçimin insanlarla duygusal ya da kişisel açıdan güçlü bir bağ kuracağı” anlamına gelir. Resonate burada mecazidir; sesin fiziksel olarak titreşmesini anlatmaz. İfadenin tamamı what ile başlayan bir ad yan cümleciğidir. Bilinebilecek veya bilinemeyecek şeyi belirtir. Hedef kitleyi açıkça söylemek için resonate with someone kalıbı kullanılır; resonate with readers buna bir örnektir.

Alıştırma

Bu cümlede what will resonate ne anlama geliyor?

  1. En güçlü fiziksel titreşimi oluşturacak şey.
  2. İnsanlarla kişisel veya duygusal açıdan güçlü bir bağ kuracak şey.
  3. Herkesin kesinlikle hoşlanmayacağı şey.
Cevabı göster

İnsanlarla kişisel veya duygusal açıdan güçlü bir bağ kuracak şey.

unless you're willing to do something different. Dilbilgisi

2:39

neyle yankı uyandıracağını asla tam olarak bilemezsiniz.

Dilbilgisi

unless you're willing to...: gerekli bir koşul koymak

Unless, ana sonucun mümkün olması için karşılanması gereken bir koşul getirir. Anlamı if ... not yapısına yakındır: farklı bir şey yapmaya istekli değilsen neyin insanlarda karşılık bulacağını hiçbir zaman tam olarak bilemezsin. Be willing to do something, bir eylemi kabul etmek veya o eylemi yapmaya hazır olmak anlamına gelir. İstekli olmak sonucu garanti etmez; yalnızca sonucu öğrenmeyi engelleyen koşulu ortadan kaldırır.

Alıştırma

Cümleyi if ... not anlamındaki bağlaçla tamamlayın: You won't know whether the new plan works ____ you're willing to test it.

Cevabı göster

unless

I'm always trying to be open to experimenting Kalıp ifadeler

2:41

Her zaman denemeye açık olmaya çalışıyorum

Kalıp ifadeler

be open to experimenting: denemeye açık olmak

Be open to experimenting, farklı yolları değerlendirmeye veya denemeye istekli olmak anlamına gelir. Burada open, esnek ve yeniliklere açık bir tutumu anlatır; bir şeyin fiziksel olarak açık olması anlamına gelmez. Kalıp be open to + isim veya -ing biçimidir. Bu kalıpta to bir edattır; bu yüzden experiment değil experimenting doğrudur.

Alıştırma

Cümleyi try fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I'm open to ____ a different approach.

Cevabı göster

trying

whether that's how I film, Dilbilgisi

2:44

ister çekim şeklim olsun,

the topics that I want to talk about,

2:45

ister konuşmak istediğim konular

or refining my process behind the scenes. Deyimler

2:47

veya kamera arkasındaki sürecimi geliştirmek olsun.

Dilbilgisi

whether that's A, B, or C: olası biçimleri sıralamak

whether ile başlayan yan cümle, daha önce sözü edilen deneme fikrini genişletir ve bunun alabileceği farklı biçimleri sıralar: çekim yapma biçimi, konu seçimi veya perde arkasındaki süreci geliştirme. That's, that is ifadesinin kısaltmasıdır ve that az önce sözü edilen genel fikre gönderme yapar. Burada whether bir soru başlatmaz. whether that's A, B, or C kalıbı, aynı geniş kapsam içindeki birkaç alternatifi örnek olarak sunar. Doğal konuşmada maddeler tam olarak paralel olmayabilir; özenli yazıda ise dil bilgisi biçimlerini eşleştirmek listeyi izlemeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

"The plan works whether we start today, next week, or after the holiday," cümlesinde whether ... or ... ne yapar?

  1. Başlangıç tarihlerinin hiçbirinin mümkün olmadığını söyler.
  2. Planın hâlâ işe yaradığı durumları sıralar.
  3. Dinleyiciden bir başlangıç tarihi seçmesini ister.
Cevabı göster

Planın hâlâ işe yaradığı durumları sıralar.

Deyimler

behind the scenes: kamuoyunun gözünden uzakta yapılan işler

Behind the scenes, “önemli hazırlıklar veya iç işler yürütülürken kamuoyunun gözünden uzakta” anlamına gelen bir deyimdir. Burada izleyicilerin doğrudan görmediği yaratıcı bir süreci geliştirmeyi anlatır; fiziksel olarak bir dekorun arkasında durmak anlamına gelmez. Bu ifade yalnızca film ve tiyatroyla sınırlı değildir. Birçok projede kamuya açık olmayan planlama, koordinasyon, görüşme veya teknik çalışmaları da anlatabilir.

Alıştırma

Dersin “kamuoyunun gözünden uzakta” anlamına gelen üç sözcüklük deyimiyle cümleyi tamamlayın: The legal team worked ____ to prepare the agreement.

Cevabı göster

behind the scenes

One part of the process that I really enjoy doing Dilbilgisi

2:50

Sürecin gerçekten zevk aldığım

and that I've been doing for a while,

2:53

ve bir süredir yaptığım bir parçası,

actually even before I started to vlog,

2:55

aslında vlog çekmeye başlamadan öncesinde bile,

is make storyboards.

2:57

storyboard yapmaktır.

Dilbilgisi

One part ... that ... is ...: ana cümleyi bulma

Ana cümle One part of the process ... is make storyboards biçimindedir. Uzun öznenin temel ismi part, ana fiil ise is sözcüğüdür. Make storyboards, sürecin bu bölümü olarak tanımlanan faaliyeti belirtir. Birbirine bağlı ilgi cümlecikleri that I really enjoy doing ve that I've been doing for a while, one part hakkında ek bilgi verir. Actually even before I started to vlog araya giren bir zaman ayrıntısıdır. Dinlerken veya okurken bu ekleri geçici olarak bir kenara bırakıp One part of the process ile is arasında yeniden bağlantı kurarak cümlenin ana hattını bulabilirsiniz.

Alıştırma

Niteleyiciler çıkarılıp doğaçlama ifade standart yazılı İngilizceye dönüştürüldüğünde hangi cümle ana mesajı korur?

  1. One part of the process is making storyboards.
  2. The speaker started making storyboards only after starting the vlog.
  3. Making storyboards is the entire process.
Cevabı göster

One part of the process is making storyboards.

Honestly,

2:59

Dürüst olmak gerekirse,

my storyboards kind of look like Kalıp ifadeler

3:00

benim storyboard'larım biraz şuna benziyor

I'm the only one who can decipher what's going on in there, Kelime

3:01

orada neler olup bittiğini benden başka kimse çözemezmiş gibi,

Kalıp ifadeler

kind of look like: görsel bir yargıyı yumuşatmak

kind of look like ifadesinde kind of, “biraz” veya “bir bakıma” anlamına gelir. look like yargısını yumuşatır; böylece konuşan kişi benzetmeyi kesin bir iddia yerine bir izlenim olarak sunar. Burada kind of, “bir tür” anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp özne + kind of + look(s) like + karşılaştırma veya yan cümledir.

Alıştırma

kind of look like hedef ifadesini doğru fiil biçimiyle kullanarak cümleyi tamamlayın: From here, the shadow ____ a cat.

Cevabı göster

kind of looks like

Kelime

decipher what's going on in there: karmaşık içeriği çözmek

Decipher what's going on in there, karmaşık malzemenin ne içerdiğini veya ne gösterdiğini çözmek anlamına gelir. Decipher yalnızca gizli şifreler için kullanılmaz; dağınık el yazısı, belirsiz şemalar veya anlamak için çaba gerektiren bilgiler için de kullanılır. what's going on in there gömülü soru cümlesinin tamamı decipher fiilinin nesnesidir. Bu cümlede in there, hikâye panolarını gösterir; decipher ise başkalarının bunları yorumlamakta zorlandığını vurgular.

Alıştırma

The handwriting was so messy that I could barely read or make sense of it. Bu çabayı en iyi hangi fiil anlatır?

  1. decipher
  2. announce
  3. decorate
Cevabı göster

decipher

but they help a lot.

3:04

ama çok işe yarıyorlar.

This is something that I cannot go without now. Öbek fiiller

3:06

Bu artık olmadan yapamayacağım bir şey.

Öbek fiiller

something that I cannot go without: onsuz yapamadığım bir şey

Cannot go without something, bir şey olmadan idare edememek ya da çok zorlanmak anlamına gelir. Bu cümlede konuşan kişi, o şeyin artık günlük yaşamında vazgeçilmez olduğunu söylüyor; buradaki go, yürümek veya seyahat etmek anlamında değildir. Yaygın yapı cannot go without + isim şeklindedir. something that I cannot go without ifadesinde something, without'un nesnesidir; that ise onu açıklayan ilgi cümleciğini başlatır.

Alıştırma

Konuşan kişi “This is something that I cannot go without now.” derken ne demek istiyor?

  1. Konuşan kişi o şeyi kullanmayı bırakmayı planlamaktadır.
  2. Konuşan kişi yürürken o şeyi taşıyamaz.
  3. O şey, konuşan kişi için vazgeçilmez hâle gelmiştir.
Cevabı göster

O şey, konuşan kişi için vazgeçilmez hâle gelmiştir.

Even if it's just a little squiggle.

3:10

Sadece küçük bir karalama olsa bile.

Without experimenting, Dilbilgisi

3:12

Deney yapmadan,

we tend to stay at this very comfortable level.

3:13

bu çok rahat seviyede kalma eğilimindeyizdir.

Dilbilgisi

Without experimenting, we tend to stay: koşul ve eğilim

Without experimenting olumsuz bir koşul kurar: deneme yapmazsak muhtemel sonuç aynı rahat seviyede kalmamızdır. Cümlenin başındaki without öbeği önce koşulu çerçeveler, ana cümle ise sonucu verir. Without bir edattır; bu nedenle ardından bir eylem geldiğinde fiil -ing biçimini alır: without experimenting. Fiilin yalın biçimi olan experiment doğrudan without'tan sonra kullanılmaz. Tend to genellikle bir şeyi yapmak veya yapma eğiliminde olmak anlamına gelir; dolayısıyla sonuç kesin değil, olası bir eğilimdir.

Alıştırma

Cümleyi without'tan sonra check fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Without ____ the details, we tend to miss small errors.

Cevabı göster

checking

But the moment we stop pursuing beyond that Dilbilgisi

3:16

Ancak bunun ötesini aramayı bıraktığımız an

is when things start to feel stuck or redundant. Kelime

3:19

işlerin tıkanmaya başladığı veya gereksiz hissettirdiği andır.

Dilbilgisi

the moment ... is when ...: bir dönüm noktası belirtmek

the moment + yan cümle + is/was when + yan cümle kalıbı kesin bir dönüm noktasını belirtir. the moment sonrasındaki yan cümle değişimin gerçekleştiği noktayı, when ile başlayan yan cümle ise o anda neyin başladığını veya doğru hâle geldiğini anlatır. Bu cümlede daha ileri gitmek için çabalamayı bırakmak, işlerin tıkanmış veya tekrarlı görünmeye başladığı nokta olarak sunuluyor. Burada the moment, “tam … olduğu anda” anlamındadır ve değişimi tarafsız bir zaman ifadesinden daha güçlü biçimde vurgular.

Alıştırma

Cümleyi The moment ... was when ... dönüm noktası kalıbıyla tamamlayın: ____ we stopped checking the map ____ we began to get lost.

Cevabı göster

The moment · was when

Kelime

feel stuck or redundant: ilerleyememek ile yeni değer katmamak

Burada feel, ardından sıfat gelen bir bağ fiilidir. Feel stuck, bir projenin veya etkinliğin ilerleyemiyormuş gibi görünmesi; feel redundant ise yeni bir şey katmadığı için tekrarlı ya da gereksiz görünmesi demektir. Bu iki sıfat farklı sorunları anlatır: stuck ilerleme eksikliğiyle, redundant ise tekrar veya yararlı bir amacın bulunmamasıyla ilgilidir.

Alıştırma

Bir ekip sonraki adımda ne yapacağına karar veremiyor, bu yüzden proje ilerlemiyor. Hangi cümle bu duruma uyar?

  1. The project feels relaxed.
  2. The project feels stuck.
  3. The project feels redundant.
Cevabı göster

The project feels stuck.

There's always going to be some level of risk involved

3:23

Konu deney yapmaya geldiğinde

when it comes to experimenting. Kalıp ifadeler

3:25

her zaman belirli bir düzeyde risk olacaktır.

Kalıp ifadeler

when it comes to experimenting: konunun kapsamını belirlemek

Burada when it comes to experimenting, “denemekten söz ederken” veya “deneme alanında” anlamına gelir. Riskle ilgili ifadenin kapsamını bu konuyla sınırlar; herhangi bir şeyin fiziksel olarak bir yere gelmesini anlatmaz. Kalıp when it comes to + isim öbeği veya -ing biçimidir. Buradaki to bir edattır. Sonraki sözcük bir eylemi belirtiyorsa fiilin yalın biçimi experiment değil, -ing biçimi experimenting kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen sabit konu belirtme kalıbıyla tamamlayın: ____ planning a class trip, safety comes first.

Cevabı göster

When it comes to

that's just the name of the game. Deyimler

3:27

işin kuralı böyledir.

Deyimler

that's just the name of the game: kaçınılmaz bir gerçeği kabul etmek

That's just the name of the game, “bu etkinlik böyle işler” veya “bu, etkinliğin kaçınılmaz bir parçasıdır” anlamına gelen bir deyimdir. Bu bağlamda belirli bir risk, denemeler yapmanın olağan bir parçası olarak sunulur; gerçek bir oyunun adından söz edilmez. Just, yoruma durumu olduğu gibi kabul eden sakin bir ton katar: konuşan kişi bu durumu şaşırtıcı değil, beklenen bir şey olarak görür.

Alıştırma

Bir muhabir, “Schedules change quickly, but that's just the name of the game in live news.” diyor. Deyim ne anlama geliyor?

  1. Muhabir herkesin bir oyun oynamasını istiyor.
  2. Canlı haber programının adı Programlar Hızla Değişir'dir.
  3. Programın hızla değişmesi canlı haber işinin olağan bir parçasıdır.
Cevabı göster

Programın hızla değişmesi canlı haber işinin olağan bir parçasıdır.

whether something didn't go the way we expected Notlar

3:29

bir şeyin beklediğimiz gibi gitmemesi

Kalıp ifadeler

go the way we expected: beklediğimiz gibi ilerlemek

go the way we expected ifadesinde go, bir olayın nasıl geliştiğini veya nasıl sonuçlandığını anlatır. The way we expected, “beklediğimiz biçimde” anlamına gelir. Buradaki way gerçek bir yol değildir. didn't ile kullanıldığında ifade, sürecin veya sonucun beklediğimizden farklı olduğunu söyler. Planlar, etkinlikler, testler veya projeler hakkında konuşurken go the way + yan cümle yapısını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

“Beklediğimiz gibi gelişmek” anlamını vermek için cümleyi go the way ... yapısıyla tamamlayın: The launch didn't ____.

Cevabı göster

go the way we expected

or we have to scrap something altogether. Kelime

3:31

veya bir şeyi tamamen çöpe atmak zorunda kalmamız gibi.

Dilbilgisi

whether ... or ...: iki olası aksiliği aynı risk altında toplamak

Burada whether A or B, iki olası başarısızlık biçimini sunar: bir şey beklendiği gibi gelişmeyebilir ya da tamamen bırakılması gerekebilir. Bu, hangisinin gerçekleştiğini soran bir soru değildir. Yapı, iki olasılığı da aynı genel risk düşüncesi altında toplar; dolayısıyla ana fikir her iki durum için de geçerlidir.

Alıştırma

Hangi cümle, iki olası aksiliği aynı genel risk altında toplamak için whether ... or ... yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. The plan involves risk, because it takes longer than expected or canceled entirely.
  2. The plan involves risk, although whether it takes longer than expected.
  3. The plan involves risk, whether it takes longer than expected or has to be canceled entirely.
Cevabı göster

The plan involves risk, whether it takes longer than expected or has to be canceled entirely.

Kelime

have to scrap something altogether: bir şeyi tamamen rafa kaldırmak zorunda olmak

Burada have to scrap something altogether, koşulların bir fikri, planı veya çalışmayı bütünüyle bırakmaktan başka makul bir seçenek bırakmadığını anlatır. Scrap burada “atmak veya iptal etmek” anlamında bir fiildir; “hurda” anlamındaki isim değildir. Altogether, “tamamen” anlamını ekler: yalnızca bir bölümün düzeltilmesi değil, tamamının bırakılması söz konusudur.

Alıştırma

Hangi cümle, devam ettirilemediği için planın tamamından vazgeçilmesi gerektiğini söylüyor?

  1. We have to collect scrap for the plan.
  2. We have to revise part of the plan.
  3. We have to scrap the plan altogether.
Cevabı göster

We have to scrap the plan altogether.

But even then,

3:33

Ama o zaman bile,

it allows us to be more engaged with whatever we're working on. Kalıp ifadeler

3:34

üzerinde çalıştığımız her neyse onunla daha fazla ilgilenmemizi sağlar.

Kalıp ifadeler

be more engaged with whatever we're working on: üzerinde çalışılan şeye daha fazla odaklanmak

Be engaged with something, bir şeye etkin biçimde dikkat vermek ve ona katılmak demektir. More engaged, katılım düzeyinin daha yüksek olduğunu gösterir; engaged burada “nişanlı” anlamına gelmez. Whatever we're working on, “o sırada üzerinde çalıştığımız herhangi bir şey” anlamında bir isim yan cümlesidir. With sözcüğünün nesnesidir; bu nedenle ifade, adı belirtilmiş tek bir proje yerine o anki herhangi bir göreve uygulanabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, çocukların fen etkinliğine aktif biçimde katıldığını doğal olarak ifade eder?

  1. The children were deeply engaged for the science activity.
  2. The children were deeply engaged with the science activity.
  3. The children were deeply engaged to the science activity.
Cevabı göster

The children were deeply engaged with the science activity.

And even if there are failed experiments,

3:37

Ve başarısız deneyler olsa bile,

and trust me,

3:39

ve inanın bana,

there will be a lot,

3:41

bir sürü olacak,

you just successfully figured out what doesn't work, Öbek fiiller

3:42

sadece neyin işe yaramadığını başarıyla anlamış olursunuz,

Öbek fiiller

successfully figured out what doesn't work: neyin işe yaramadığını başarıyla bulmak

Bu cümlede figure out what doesn't work, düşünerek veya deneyerek hangi yaklaşımın başarısız ya da etkisiz olduğunu bulmak anlamına gelir. Figure out bir öbek fiildir; bu nedenle figure ve out birlikte anlam taşır. Successfully zarfı, başarısız bir denemeyi yararlı bir ilerleme olarak yeniden gösterir: bir yöntemin işe yaramadığını bulmak da gerçek bir sonuçtur. Bu düşünceyi testleri, planları veya sorun çözme girişimlerini değerlendirirken kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: After three failed trials, we ____, so now we can test a new plan.

Cevabı göster

successfully figured out what doesn't work

which is equally as valuable.

3:44

ki bu da aynı derecede değerlidir.

There has been times over the past 10 months where Dilbilgisi

3:46

Geçtiğimiz 10 ay boyunca öyle zamanlar oldu ki

Dilbilgisi

There has been times → There have been times: çoğulla doğru uyum

There has been times biçiminde, doğaçlama konuşmada ortaya çıkabilen bir özne-fiil uyumsuzluğu vardır. Standart İngilizcede çoğul times, have ile kullanılır: There have been times. Tekil bir isimle has, çoğul bir isimle have kullanılır: There has been a time, ancak There have been times. Dinlerken özgün biçimi tanıyın; dikkatli konuşmada ve yazıda ise standart uyumu kullanın.

Alıştırma

Cümleyi There has been veya There have been biçimlerinden doğru olanıyla standart İngilizcede tamamlayın: ____ times when I needed help.

Cevabı göster

There have been

I've either random time,

3:49

ya zamanlama tutmadı,

things were not meshing together, Kelime

3:52

işler birbirine uymadı

Kelime

things were not meshing together: parçalar bir bütün olarak çalışmıyordu

Bu cümlede things were not meshing together, farklı parçaların sorunsuz biçimde birleşmediği veya tek bir bütün olarak çalışmadığı anlamına gelir. Her parça tek başına uygun olabilir, ancak ortaya çıkan sonuç uyumlu değildir. Burada mesh, ağ biçimli malzeme anlamındaki isim değil, fiildir. X meshes/does not mesh (together) kalıbı; fikirlerin, tarzların, planların, programların veya kişilerin birbirine uyup başarılı biçimde birlikte çalışıp çalışmadığını anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “tek bir bütün olarak sorunsuz çalışmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The music and pictures were good separately, but they were not ____.

Cevabı göster

meshing together

and I would have to go through the very painful process of scrapping an idea. Kalıp ifadeler

3:53

ve bir fikri çöpe atmak gibi çok acı verici bir süreçten geçmek zorunda kaldım.

Kalıp ifadeler

go through the very painful process of scrapping an ...: zor bir sürece katlanmak

Go through the process of doing something, bir işin içerdiği bütün adımları yaşamak ve bunlarla uğraşmak anlamına gelir. Burada konuşan kişi bir fikirden vazgeçmenin zor sürecine katlanmayı beklemektedir; bu nedenle go through fiziksel bir yerden geçmek anlamına gelmez. process of ifadesinden sonra bir eylem genellikle -ing biçimiyle anlatılır: the process of scrapping an idea. Scrapping, bir fikri atmaya veya geliştirmeyi bırakmaya karar vermektir. Painful ise mutlaka fiziksel acıyı değil, duygusal ya da uygulamaya ilişkin zorluğu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “bütün adımları yaşamak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After the storm, the town had to ____ rebuilding the library.

Cevabı göster

go through the process of

But it allows me to move on,

3:58

Ancak bu benim devam etmeme olanak tanıyor,

which is the more important thing.

4:00

ki bu daha önemli bir şey.

And nothing is ever really,

4:01

Ve hiçbir şey gerçekten,

you know,

4:03

bilirsiniz,

tossed in the bin. Deyimler

4:04

çöpe atılmış olmuyor.

Deyimler

tossed in the bin: saklanmayıp gözden çıkarılmak

be tossed in the bin ifadesi kelime anlamıyla “çöpe atılmak” demektir. Burada bir benzetmedir: fikirler istenmeyen nesneler gibi ele alınır; bu yüzden ifade, fiziksel olarak bir kabın içine konmayı değil, “tamamen gözden çıkarılmayı veya terk edilmeyi” anlatır. Konuşan kişi nothing is ever really tossed in the bin dediği için, kullanılmayan fikirlerin sonsuza kadar kaybolmadığını ve daha sonra yeniden ele alınabileceğini vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede tossed in the bin, bir fikrin gözden çıkarıldığını anlatan mecaz anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The animation idea was saved for next year's project.
  2. The animation idea was tossed in the bin, so the team started again.
  3. The empty bottle was tossed in the bin after lunch.
Cevabı göster

The animation idea was tossed in the bin, so the team started again.

I think you could always revisit ideas or make them part of a bigger project later on. Kalıp ifadeler

4:05

Sanırım fikirleri her zaman tekrar gözden geçirebilir veya daha sonra daha büyük bir projenin parçası yapabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

make A part of B ... later: bir şeyi daha sonra bütüne katmak

make A part of B kalıbı, “A'yı B'ye dâhil etmek” veya “A'yı B'nin bir parçası hâline getirmek” demektir. Bu cümlede A, daha önce sözü edilen ideas sözcüğünü karşılayan them; B ise a bigger project ifadesidir. Later, fikirlerin şimdi değil gelecekte projeye katılabileceğini gösterir. Tam cümledeki later on da “daha sonra” demektir; on bir yeri belirtmez.

Alıştırma

make A part of B kalıbını tamamlayın: We can make this interview ____ the larger documentary next month.

Cevabı göster

part of

I've come to learn this is always going to be an evolving process, Kalıp ifadeler

4:09

Bunun her zaman gelişen bir süreç olacağını öğrendim,

Kalıp ifadeler

I've come to learn: zaman içinde gelişen bir anlayış

Burada I've come to learn, “deneyim yoluyla zamanla öğrendim veya fark ettim” anlamına gelir. Come bir yere hareket etmeyi anlatmaz; come to + fiil, bir durumun ya da anlayışın zaman içinde geliştiğini gösterir. I've come to learn yapısındaki present perfect, önceki deneyimleri konuşanın şu anki anlayışıyla bağlar. Burada ardından bu anlayışın içeriğini belirten bir yan cümle gelir ve that söylenmez.

Alıştırma

“Deneyim yoluyla zamanla fark ettim” anlamındaki hedef ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ that asking for help saves time.

Cevabı göster

I've come to learn

but that is a good thing

4:13

ama bu iyi bir şey

because it means that your work is growing too. Anlatım akışı

4:14

çünkü bu, işinizin de büyüdüğü anlamına geliyor.

Anlatım akışı

because it means that...: değişimi gelişmenin kanıtına dönüştürmek

Because yan cümlesi, konuşanın gelişmeye devam eden bir süreci neden olumlu gördüğünü açıklar. It, sürecin değişmeye devam ettiği gerçeğine gönderme yapar; means that ise bu gerçekten çıkarılan sonucu sunar. Bilgi, bir gözlemden onun olumlu yorumuna ilerler: devam eden değişim, yapılan işin de geliştiğinin kanıtı olarak sunulur. Bu kalıp, bir açıklamayı “gerçek veya durum + because it means that + yorum” şeklinde düzenleyebilir.

Alıştırma

Vurgulanan because yan cümlesi, konuşanın açıklamasında hangi işlevi görür?

  1. Önceki düşünceyle bağlantısı olmayan yeni bir çalışma sunar.
  2. Sürecin değişmeyi bıraktığını söyler.
  3. Devam eden değişimi, çalışmanın geliştiğine dair bir kanıta dönüştürür.
Cevabı göster

Devam eden değişimi, çalışmanın geliştiğine dair bir kanıta dönüştürür.

So far,

4:21

Şimdiye kadar,

I'm coming to see what I naturally gravitate towards Kelime

4:22

doğal olarak neye yöneldiğimi görmeye başladım

Kelime

what I naturally gravitate towards: tekrarlanan doğal bir tercih

Bu cümlede what I naturally gravitate towards, “bilerek seçmeden tekrar tekrar ilgi duyduğum şeyler” anlamına gelir. Gravitate towards burada mecazidir: yer çekiminin neden olduğu fiziksel bir hareketi değil, giderek ortaya çıkan bir tercihi anlatır. Yan cümle what ile başlar çünkü konuşan kişi bu tercihin yöneldiği şeyi keşfetmektedir. Naturally, bu örüntünün kişinin tekrarlanan seçimleri yoluyla kendiliğinden belirginleştiğini vurgular.

Alıştırma

Tekrarlanan seçimlerle belirginleşen sürekli bir tercihi en iyi hangi cümle anlatır?

  1. I liked the café I visited yesterday.
  2. I chose the closest café because it was raining.
  3. I keep gravitating towards quiet cafés when I need to work.
Cevabı göster

I keep gravitating towards quiet cafés when I need to work.

and finding my style with every vlog that I make. Kalıp ifadeler

4:24

ve yaptığım her vlog ile tarzımı buluyorum.

Kalıp ifadeler

finding my style: kişisel bir yaratıcı ifade geliştirmek

Yaratıcı bir bağlamda finding my style, belirgin biçimde kişiye özgü hissettiren bir üretme yolunu yavaş yavaş keşfetmek ve geliştirmek anlamına gelir. Burada find, kayıp bir şeyi bulmak demek değildir. -ing biçimi bunu devam eden bir süreç olarak sunar. Tekrarlanan çalışmalar sayesinde kişi ton, tempo, görseller veya diğer yaratıcı özelliklerle ilgili tercihlerini daha net anlamaya başlar.

Alıştırma

Devam eden bir süreci gösteren find my style ifadesinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: By experimenting with colour and layout, I'm slowly ____.

Cevabı göster

finding my style

A big part of that happens in the edit Kelime

4:28

Bunun büyük bir kısmı kurguda gerçekleşiyor

Kelime

happens in the edit: kurgu aşamasında gerçekleşmesi

Video yapımında the edit, kurgu aşamasını veya bazı bağlamlarda kurgulanmış sürümü belirten bir isim grubudur. Burada happens in the edit, yaratıcı sonucun büyük bölümünün çekim sırasında tamamen belirlenmek yerine görüntüler kurgulanırken ortaya çıktığı anlamına gelir. the sözcüğü, edit sözcüğünün burada isim olarak kullanıldığını göstermeye de yardımcı olur. happen in the edit kalıbı; tempo, zamanlama veya ton gibi post prodüksiyon sırasında şekillenen kararları ya da etkileri anlatabilir.

Alıştırma

Tempo kararlarının çoğunun kurgu aşamasında alındığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Most of the actors happen after the premiere.
  2. Most of the cameras happen in the studio.
  3. Most of the pacing decisions happen in the edit.
Cevabı göster

Most of the pacing decisions happen in the edit.

and especially with music.

4:30

ve özellikle de müzikle.

And that is where Epidemic Sound comes in. Öbek fiiller

4:32

Ve Epidemic Sound tam bu noktada devreye giriyor.

Öbek fiiller

where Epidemic Sound comes in: rolünü tanıtmak

that is where X comes in kalıbı, “X’in yararlı veya konuyla ilgili hâle geldiği nokta budur” anlamına gelir. Bu cümlede Epidemic Sound, az önce açıklanan ihtiyaca yardımcı olabilecek hizmet olarak tanıtılır; comes in fiziksel bir hareketi anlatmaz. Bu kalıp bilgiyi iki adımda düzenler: önce bir sorun veya ihtiyaç belirtilir, ardından bir kişi, araç, hizmet ya da fikir tanıtılarak rolü açıklanır.

Alıştırma

Çözüm sunmak için where ... comes in kalıbını doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. We need accurate captions, but the meeting starts at noon.
  2. We need accurate captions, so this tool is sitting beside the computer.
  3. We need accurate captions, and that is where this tool comes in.
Cevabı göster

We need accurate captions, and that is where this tool comes in.

And a big thank you to them for sponsoring today's video. Ton ve niyet

4:34

Bugünkü videonun sponsoru oldukları için onlara kocaman teşekkürler.

Ton ve niyet

a big thank you to ... for ...: kime ve neden teşekkür edildiğini belirtmek

a big thank you to someone for doing something kalıbı, insanlara herkesin önünde teşekkür etmenin yaygın bir yoludur. to, teşekkür edilen kişi veya grubu; for ise genellikle bir isim ya da -ing biçimiyle teşekkür nedenini gösterir. Burada them sponsoru, sponsoring today's video ise teşekkür nedenini gösterir. İfade, I want to give gibi sözcüklerin anlaşılır biçimde düşürüldüğü kısa bir teşekkür olarak tek başına kullanılabilir.

Alıştırma

Herkese açık teşekkür cümlesini tamamlayın: A big thank you ____ Maya ____ organizing the event.

Cevabı göster

to · for

Epidemic Sound is a music licensing platform Kelime

4:37

Epidemic Sound bir müzik lisanslama platformu

with a whole catalog of sound effects and music.

4:39

bütün bir ses efektleri ve müzik kataloğuna sahip.

Kelime

music licensing platform: müzik lisanslama platformu

Bir music licensing platform, insanların belirli lisans koşulları altında yasal olarak kullanabilecekleri müzikleri sunan bir hizmettir. Medya çalışmalarında licensing, kullanım hakkı vermek anlamına gelir; müziğin telif hakkı olmadığı anlamına gelmez. Bu birleşik isimde ana isim platform sözcüğüdür. music licensing, platformun sunduğu hizmetin türünü açıklar.

Alıştırma

Hangi açıklama music licensing platform ifadesine en uygundur?

  1. Her şarkının telif hakkını kaldıran bir hizmet.
  2. Yalnızca müzik aletlerini onarmak için kullanılan bir internet sitesi.
  3. İçerik üreticilerinin belirlenmiş koşullar altında müzik kullanım hakkı alabildiği bir hizmet.
Cevabı göster

İçerik üreticilerinin belirlenmiş koşullar altında müzik kullanım hakkı alabildiği bir hizmet.

This is where I love finding the soundtrack to my videos Kalıp ifadeler

4:42

Burası videolarım için müzik bulmayı sevdiğim yer

Kalıp ifadeler

the soundtrack to my videos: videolarımın müzikleri

Bu cümlede the soundtrack to my videos, konuşanın videoları için seçtiği müzik anlamına gelir. Soundtrack; film, video, oyun veya benzeri bir eserde kullanılan müzik ya da müziklerin bütünüdür. Kalıp the soundtrack to + eser şeklindedir. to, müziği eşlik ettiği eserle bağlar. Vurgulanan bölüm my ile biter, ancak tam isim öbeği videos sözcüğüyle devam eder.

Alıştırma

Cümleyi “belgeselin müziği” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The composer created ____ the documentary.

Cevabı göster

the soundtrack to

and I even have a little playlist on there

4:45

ve hatta ilgilenirseniz diye

just in case you were interested. Ton ve niyet

4:47

orada küçük bir çalma listem bile var.

Ton ve niyet

just in case you were interested: isteğe bağlı bilgiyi nazikçe eklemek

Burada just in case you were interested, isteğe bağlı bir bilgiyi nazikçe ekler; yaklaşık olarak “belki ilgini çeker diye” demektir. Konuşan kişi, dinleyicinin çalma listesini istediğini varsaymadan ve yanıt beklemeden listeden söz eder. Buradaki were, ilginin yalnızca geçmişte olduğunu göstermez. Geçmiş zaman biçimi sosyal bir mesafe yaratıp öneriyi yumuşatır; bu yüzden doğrudan bir soru veya satış söylemi kadar ısrarcı gelmez.

Alıştırma

İfadenin bu durumda uygun olup olmadığına karar verin: İsteğe bağlı bir makaleyi rahatça paylaşıyor ve "I left the link below, just in case you were interested." diye yazıyorsunuz.

  1. Uygun
  2. Uygun değil
Cevabı göster

Uygun

I just search up the kind of mood or specific genre Öbek fiiller

4:48

Sadece zihnimdeki

Öbek fiiller

search up: internette arama yapmanın gündelik bir yolu

Burada search up, bir şeyi bulmak için internet sitesi, uygulama veya veri tabanı kullanmak demektir. Konuşmacı bir atmosferi ya da türü arama terimi olarak kullanıyor. Bu, bazı konuşurların kullandığı gündelik bir kalıptır; İngilizcenin her çeşidinde standart değildir. Up, bilgi arama anlamına gündelik bir hava katar; yukarı doğru hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle search up ifadesini olağan gündelik çevrim içi arama bağlamında doğal biçimde kullanıyor?

  1. I'll search up the bus schedule on my phone.
  2. The guard will search up every bag at the entrance.
  3. The rescue team will search up the mountain for the hiker.
Cevabı göster

I'll search up the bus schedule on my phone.

that I have in mind, Kalıp ifadeler

4:50

ruh halini veya belirli bir türü aratıyorum,

Kalıp ifadeler

that I have in mind: zaten düşünülen bir fikir

Have something in mind, bir şeyi olası bir seçim, plan veya hedef olarak önceden düşünüyor olmak demektir. Bu cümlede konuşmacının aklında belirli bir atmosfer ya da tür vardır; bunun tam adını söylememiş olabilir. That, the kind of mood or specific genre ifadesini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır. Have fiilinin nesnesidir ve önceki isim öbeğine gönderme yapar. Burada mind, düşünce veya niyet anlamındadır; bir şeye itiraz etmek anlamındaki mind fiili değildir.

Alıştırma

‘Zaten bir seçim veya fikri olmak’ anlamındaki kalıbı tamamlayın: Do you have a particular date ____?

Cevabı göster

in mind

download,

4:51

indiriyorum,

drop it in my timeline, Kelime

4:52

zaman çizelgeme bırakıyorum

Kelime

drop it in my timeline: medyayı kurgu zaman çizelgesine yerleştirmek

Video düzenleme yazılımında drop it in my timeline, seçilen medya öğesini kurgu zaman çizelgesine yerleştirmek demektir. Buradaki drop, genellikle bir öğeyi çalışma alanına sürükleyip bırakma biçimindeki bir yazılım işlemini anlatır; fiziksel bir nesneyi düşürmek anlamına gelmez. Timeline; video, ses, görsel ve efektlerin zamana göre düzenlendiği çalışma alanıdır. Bu cümlede my timeline, konuşanın üzerinde çalıştığı mevcut kurgu projesinin zaman çizelgesidir.

Alıştırma

Hangi cümlede drop, bir medya öğesini kurgu zaman çizelgesine yerleştirmek anlamındadır?

  1. I dropped the microphone, and it hit the floor.
  2. I dragged the voice-over file into my project and dropped it in the timeline.
  3. I wrote the filming dates on the project timeline.
Cevabı göster

I dragged the voice-over file into my project and dropped it in the timeline.

and go from there. Deyimler

4:53

ve oradan devam ediyorum.

Deyimler

go from there: mevcut adımdan devam etmek

Go from there, önceki adımdan sonra ulaşılan durumdan veya sonuçtan devam etmek demektir. There, o aşamaya gönderme yapar ve genellikle fiziksel bir yeri anlatmaz. Bu ifade çoğu zaman bir sonraki adımın tam olarak ne olacağını açık bırakır: önce ilk adımı uygulayın, sonucu görün ve ardından nasıl devam edeceğinize karar verin.

Alıştırma

Hangi cümle “şimdi bir adım atıp sonuca göre daha sonra ne yapılacağına karar vermek” anlamındadır?

  1. Let's go from the studio to the station.
  2. Let's follow the full plan without changing anything.
  3. Let's test the shorter opening and go from there.
Cevabı göster

Let's test the shorter opening and go from there.

And the best part?

4:54

Peki ya en iyi kısmı?

I don't have to worry about copyright on a user subscription. Kelime

4:56

Kullanıcı aboneliğinde telif hakkı konusunda endişelenmeme gerek kalmıyor.

Kelime

to worry about copyright: korunan bir eseri kullanma izni konusunda endişelenmek

To worry about copyright, korunan bir içeriği kullanmanın hak veya lisans sorunu doğurabileceğinden endişe etmek demektir. Copyright; müzik, görsel, yazı, yazılım ve video gibi özgün eserleri koruyan yasal haktır. Don't have to worry ifadesindeki don't have to, bu durumda endişelenmeye gerek olmadığını belirtir. Bu ifade tek başına her türlü kullanımın izinli olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede worry about copyright, korunan bir içeriği kullanma hakkıyla ilgili endişe anlamında kullanılmıştır?

  1. I don't have to worry about the camera because the song is short.
  2. With a valid licence for this track, I don't have to worry about copyright when I post the video.
  3. I don't have to worry about the weather because the video has subtitles.
Cevabı göster

With a valid licence for this track, I don't have to worry about copyright when I post the video.

Music is where it all comes alive for me. Deyimler

4:59

Müzik her şeyin benim için canlandığı yerdir.

Deyimler

where it all comes alive for me: bir eseri canlandıran aşamayı belirtmek

Come alive burada mecazdır: bir eser canlı, enerjik ve duygusal açıdan etkileyici hâle gelir. It all, yaratıcının videosunun tamamını veya bitmiş çalışmayı anlatır; bir şeyin gerçekten canlı olmasını değil. X is where Y happens kalıbı, X'i önemli bir etkinin ortaya çıktığı süreç bölümü veya aşaması olarak gösterir. For me kişisel bakış açısını belirtir; yani konuşan kişi müziği, bütün çalışmayı kendisi için tamamen canlı kılan aşama olarak görür.

Alıştırma

Hangi cümle bir aşamayı, yaratıcı bir çalışmayı konuşan kişi için canlı kılan bölüm olarak sunar?

  1. The sound designer tells me where the game files are stored.
  2. The whole game was finished before I chose the sound effects.
  3. The sound design is where the whole game comes alive for me.
Cevabı göster

The sound design is where the whole game comes alive for me.

It sets the tone and influences a big part of the final product. Deyimler

5:01

Tonu belirliyor ve nihai ürünün büyük bir bölümünü etkiliyor.

Deyimler

sets the tone: genel havayı belirlemek

Burada sets the tone, daha sonra gelecekleri etkileyen genel ruh hâlini, tutumu veya tarzı belirlemek anlamına gelir. Bu cümlede müziğin, izleyicilerin tamamlanmış videoyu nasıl algıladığını etkilediğini anlatır. Bu ifadede tone, tek bir sesin perdesi değil, genel his veya karakterdir.

Alıştırma

Cümleyi, geniş zamanda tekil özneye uyan set the tone biçimiyle tamamlayın: Her warm welcome ____ for a friendly evening.

Cevabı göster

sets the tone

If you want to take a chance on yourself and level up your videos, Notlar

5:04

Kendinize bir şans vermek ve videolarınızın seviyesini yükseltmek istiyorsanız,

Deyimler

take a chance on yourself: belirsizliğe rağmen kendine güvenmek

Take a chance on yourself, başarı kesin olmasa da kendi becerine güvenip denemeyi seçmek demektir. Buradaki chance, karşına rastgele çıkan bir fırsat değildir; take a chance, belirsizliği bilinçli olarak kabul etme kararıdır. Bu tanıtım cümlesinde ifade, izleyiciyi videolarını geliştirmek için yatırım yapmaya teşvik eder. Motive edici bir dil kullandığı için bir satın almayı kendine güvenme eylemi gibi de gösterebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, sonuç belirsiz olsa da kendi becerisine güvenip denemeyi seçen birini gösterir?

  1. I'm going to take a chance on myself and apply for the program.
  2. I'm going to give my friend a chance to apply for the program.
  3. I know for certain that the program will accept me.
Cevabı göster

I'm going to take a chance on myself and apply for the program.

Öbek fiiller

level up your + isim

Burada level up your videos, videolarının kalitesini veya yapım düzeyini artırmak anlamına gelir. Level up, oyunlarda bir karakterin daha yüksek bir seviyeye ulaşmasını anlatır; burada ise beceriler, işler veya yaratıcı ürünler için mecaz anlamda kullanılır. Aktarılabilir yapı level up + nesne biçimindedir. Birine doğrudan seslenirken level up your skills örneğindeki gibi level up your + isim kalıbı yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki oyun kökenli, samimi kalıpla tamamla: A weekend workshop can ____ photography skills.

Cevabı göster

level up your

then I highly recommend Epidemic Sound for all your music and sound effect needs. Ton ve niyet

5:07

tüm müzik ve ses efekti ihtiyaçlarınız için Epidemic Sound'u şiddetle tavsiye ederim.

Ton ve niyet

I highly recommend ... for all your ... needs: güçlü tavsiye ve kullanım amacı

I highly recommend + ürün veya hizmet yapısı güçlü ve olumlu bir tavsiye verir. Highly, recommend fiilini güçlendirdiği için konuşan kişi yalnızca I recommend dediğinden daha emin görünür. For all your + kategori + needs, ürünün karşılamayı amaçladığı ihtiyaç alanını belirtir. Tanıtım dilinde all sözcüğü geniş kapsam ve kolaylık hissi verir; mümkün olan her ihtiyacın karşılanacağına dair gerçek anlamda bir garanti olması gerekmez.

Alıştırma

Tanıtım amaçlı tavsiye cümlesini kalıbın iki bölümüyle tamamla: If you're starting a podcast, ____ this microphone ____ recording needs.

Cevabı göster

I highly recommend · for all your

And when you use the link in my description, Kültür

5:11

Açıklamadaki bağlantıyı kullandığınızda,

Kültür

use the link in my description: video açıklamasındaki bağlantıyı kullanmak

Bir video platformu bağlamında use the link in my description, içerik üreticisinin videonun altındaki veya yanındaki açıklama bölümüne yerleştirdiği bağlantıyı takip etmek anlamına gelir. Burada description, içerik üreticilerinin bağlantı ve ek bilgi eklediği video sayfasının belirli bir bölümünü ifade eder. Use, bağlantıya tıklamayı veya dokunmayı ve ardından bu bağlantı üzerinden bir sayfaya, teklife ya da kaynağa gitmeyi kapsayabilir. Bu ifade, izleyicileri videodan bağlantının yönlendirdiği yere götürür.

Alıştırma

Bir videoda use the link in my description ne anlama gelir?

  1. İçerik üreticisi, izleyicilerin videonun açıklama bölümündeki bağlantıyı takip etmesini istiyor.
  2. İçerik üreticisi, izleyicilerin bağlantıyı anlatan bir açıklama yazmasını istiyor.
  3. İçerik üreticisi, izleyicilerin içerik üreticisini tarif etmesini istiyor.
Cevabı göster

İçerik üreticisi, izleyicilerin videonun açıklama bölümündeki bağlantıyı takip etmesini istiyor.

you can get a free 7-day trial. Kelime

5:13

7 günlük ücretsiz deneme süresi elde edebilirsiniz.

Kelime

a free 7-day trial: 7 günlük ücretsiz deneme

a free 7-day trial, bir ürünün veya abonelik hizmetinin yedi gün boyunca bu deneme süresi için ödeme yapılmadan denenebildiği bir dönemdir. Bu ticari bağlamda trial, hizmeti test etme fırsatı anlamına gelir; mahkemedeki yargılama anlamına gelmez. 7-day yapısında sayı ve tekil zaman birimi, trial sözcüğünden önce birleşik bir niteleyici oluşturur. Bu nedenle day tekil kalır ve sözcükler kısa çizgiyle bağlanır. Süreyi isimden sonra belirtirken The trial lasts seven days. denir.

Alıştırma

Cümleyi a free + 7-day + trial kalıbını kullanarak tamamlayın: The app offers ____ to new users.

Cevabı göster

a free 7-day trial

So, thank you to Epidemic Sound.

5:15

Epidemic Sound'a teşekkür ederim.

Lean into what you like. Öbek fiiller

5:20

Sevdiğiniz şeylerin üzerine gidin.

Öbek fiiller

Lean into what you like: sevdiğin şeyleri aktif biçimde benimseyip geliştirmek

Bu cümlede lean into what you like, ilgi alanlarını aktif biçimde benimsemek ve yaptıklarını yönlendirmelerine ya da şekillendirmelerine izin vermek demektir. Yalnızca bir şeyi sevmekten fazlasını anlatır: ona ilgi gösterir ve onu geliştirirsin. Burada lean into mecazidir. lean into + isim veya lean into + what... yapısı, geri durmak yerine bir özelliği, ilgi alanını, rolü ya da durumu benimsemek, kullanmak veya güçlendirmek anlamında sıkça kullanılır.

Alıştırma

Tavsiyeyi “aktif biçimde benimsemek ve geliştirmek” anlamındaki ifadeyle tamamla: Your unusual design is your strength, so ____ it.

Cevabı göster

lean into

A personal journey for me in my 20s and into adulthood Kelime

5:22

20'li yaşlarımda ve yetişkinliğe doğru ilerlerken benim için kişisel bir yolculuk

Kelime

in my 20s and into adulthood: yaşam evreleri boyunca devamlılık

In my 20s, yolculuğun bir bölümünü 20 ile 29 yaş arasına yerleştirir. And into adulthood ise yolculuğu yetişkinlik hayatı ilerlerken devam eden bir süreç olarak sunar; yolculuk, konuşanın yirmili yaşlarındaki kısa bir anla sınırlı değildir. Burada into, bir yerin içine girmeyi değil, zamanda veya bir yaşam evresi boyunca ilerlemeyi anlatır. through X and into Y ya da from X into Y gibi yapılarda Y, deneyimin ulaştığı daha sonraki dönemdir.

Alıştırma

Cümledeki in my 20s and into adulthood nasıl bir zaman ilişkisi anlatıyor?

  1. Yolculuk yalnızca yetişkinlere ayrılmış bir yere girmeyi içeriyordu.
  2. Yolculuk yalnızca konuşanın yirminci yaş gününde gerçekleşti.
  3. Yolculuk konuşanın yirmili yaşlarında gerçekleşti ve yetişkinlik hayatı ilerlerken devam etti.
Cevabı göster

Yolculuk konuşanın yirmili yaşlarında gerçekleşti ve yetişkinlik hayatı ilerlerken devam etti.

is rediscovering who I am and the things I like. Kalıp ifadeler

5:25

kim olduğumu ve sevdiğim şeyleri yeniden keşfetmektir.

Kalıp ifadeler

rediscovering who I am: kendini yeniden tanımak

Burada rediscovering who I am, kişi gerçek duygularıyla bağını kaybettikten veya zaman içinde değiştikten sonra kendini yeniden tanımaya başlaması demektir. Yeniden keşfedilen şey dışarıdaki bir nesne değildir; konuşmacının yeniden öğrendiği şey who I am, yani kim olduğudur. rediscover sözcüğünden sonra gelen who I am, cümle içine yerleşmiş bir wh-yan cümlesidir. Düz cümle dizilişini korur: who I am denir, who am I denmez. Aynı yapı what matters to me veya what I enjoy gibi yan cümlelerle de kullanılabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “kimliğimi yeniden anlamaya başlamak” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: After years of copying other people, I'm ____.

Cevabı göster

rediscovering who I am

And really leaning into that.

5:29

Ve gerçekten bunun üzerine gitmek.

For a long time,

5:31

Uzun bir süre boyunca,

I felt like I needed to be something else in order to be accepted. Dilbilgisi

5:32

kabul edilmek için başka bir şey olmam gerektiğini hissettim.

Dilbilgisi

in order to be accepted: edilgen mastarla amaç belirtme

In order to + fiilin yalın hâli, amacı açıkça belirtir. Bu cümlede in order to be accepted, konuşmacının neden başka biri olması gerektiğini düşündüğünü açıklar: umduğu sonuç diğer insanlar tarafından kabul edilmekti. Mastar yapısı edilgendir: be + geçmiş zaman ortacı accepted. Konuşmacı eylemi yapan değil, eylemden etkilenen kişidir. Özne eylemi alan taraftaysa in order to be + geçmiş zaman ortacı kullanılır; in order to be chosen ve in order to be heard buna örnektir.

Alıştırma

Hangi cümle, davranışını değiştirmesinin amacının grup tarafından kabul edilmek olduğunu söyler?

  1. She changed her behavior in order to be accepted by the group.
  2. She changed her behavior in order to accept the group.
  3. She changed her behavior because she was accepted by the group.
Cevabı göster

She changed her behavior in order to be accepted by the group.

And as I grew up, Dilbilgisi

5:36

Ve büyüdükçe,

I realized that is completely not true. Kelime

5:37

bunun kesinlikle doğru olmadığını fark ettim.

Dilbilgisi

And as I grew ... up: as ile kademeli ve eş zamanlı değişim

Cümlenin ilerleyen kısmındaki up ile birlikte And as I grew, as I grew up zaman yan cümlesini başlatır ve “yavaş yavaş büyüyüp yetişkin olurken” anlamına gelir. Bu süreçle anlayıştaki değişimi birbirine bağlar. Burada as, iki gelişmenin aynı dönem boyunca ilerlediğini gösteren bir bağlaçtır. as a teacher ifadesindeki gibi “... olarak” anlamına gelmez. And ise bu düşünceyi önceki anlatıma bağlar.

Alıştırma

“Yetişkin olma sürecinde” anlamındaki zaman yan cümlesini as kullanarak tamamlayın: ____, I began to question that belief.

Cevabı göster

As I grew up

Kelime

is completely not true: doğaçlama konuşmada güçlü inkâr

Bu cümlede is completely not true güçlü bir inkârdır: Konuşmacı önceki inancın yalnızca kısmen değil, bütünüyle yanlış olduğunu artık görmektedir. Completely olumsuz yargıyı güçlendirir. Anlamı doğaçlama konuşmada açıktır; ancak completely not true, özenli standart İngilizcede daha az doğaldır. Aynı kesin inkârı ifade etmek için is not true at all ve is completely false daha doğal seçeneklerdir.

Alıştırma

Bir iddiayı bütünüyle reddetmek için özenli İngilizcede en doğal cümle hangisidir?

  1. That is completely not true.
  2. That is not true at all.
  3. That is not completely true.
Cevabı göster

That is not true at all.

And similarly,

5:40

Ve benzer şekilde,

when you start making videos,

5:41

video yapmaya başladığınızda,

you think that you need to make things like everybody else Ton ve niyet

5:43

başarılı olmak için

in order to be successful.

5:45

herkes gibi bir şeyler yapmanız gerektiğini düşünüyorsunuz.

Ton ve niyet

you think that you need to ... ifadesindeki genel anlamlı you

Bu cümlede you genel anlamlıdır: belirli bir izleyiciyi değil, video yapmaya başlayan insanları ifade eder. you think that you need to make things like everybody ifadesi, birçok yeni başlayanın sahip olabileceği bir düşünceyi, yani başarılı olmak için başkalarını taklit etmek gerektiği inancını anlatır. Genel anlamlı you, ortak bir deneyimi dinleyicinin kişisel olarak gözünde canlandırabileceği bir duruma dönüştürür. Bu kullanım, tavsiyeleri ve deneyim paylaşımlarını people kullanımına göre çoğu zaman daha doğrudan ve yakın hissettirir.

Alıştırma

Hangi cümlede you, birçok kişinin yaşayabileceği bir deneyimi anlatmak için genel anlamda kullanılmıştır?

  1. Could you pass me the blue notebook?
  2. When you learn a new skill, you often compare yourself with others.
  3. You, Daniel, left your book on my desk.
Cevabı göster

When you learn a new skill, you often compare yourself with others.

But actually,

5:47

Ama aslında,

the secret sauce is everything that makes you unique. Deyimler

5:48

gizli formül, sizi benzersiz yapan her şeydir.

Deyimler

the secret sauce: başarının anahtarını anlatan samimi bir benzetme

The secret sauce, iyi bir sonuç ortaya çıkaran özel etkeni veya özellikler birleşimini anlatan samimi bir benzetmedir. Bu cümlede yiyecek anlamına gelmez. Burada kişiyi benzersiz yapan her şey başarının anahtarı olarak sunulur. Konuşmacının anlatmak istediği, önemli olanın başkalarını taklit etmek değil, kişiye özgü nitelikler olduğudur.

Alıştırma

Kelime anlamıyla sauce sözcüğünü içeren ve başarının arkasındaki özel etkeni anlatan iki kelimelik samimi benzetmeyle cümleyi tamamlayın: Curiosity is the ____ behind her best ideas.

Cevabı göster

secret sauce

Your style, Anlatım akışı

5:52

Tarzınız,

your interests,

5:53

ilgi alanlarınız,

the movies you like,

5:54

sevdiğiniz filmler,

the music you listen to,

5:55

dinlediğiniz müzikler,

the way you dress,

5:57

giyinme tarzınız,

the way you decorate your room,

5:58

odanızın dekorasyon tarzı,

your influences,

5:59

sizde iz bırakanlar,

your worldview,

6:01

dünya görüşünüz,

everything that is an amalgamation of you,

6:02

sizin bir birleşiminiz olan her şey,

that is what you lean into.

6:05

üzerine gitmeniz gereken şey budur.

Anlatım akışı

Your style ... everything that is an amalgamation of you: birikimli sıralamayla düşünceyi geliştirmek

Cümle, kişisel ayrıntıları art arda ekleyerek düşünceyi geliştirir: tarz, ilgi alanları, film ve müzik tercihleri, giyim, çevre, etkilenilen şeyler ve dünya görüşü. Bunlar birbirinden kopuk iddialar değildir; birlikte bireysel kimlik fikrini somutlaştırır ve düşünceye giderek daha fazla ağırlık kazandırır. Sondaki everything that is an amalgamation of you ifadesi bütün listeyi tek bir düşüncede toplar. Bilgi düzeni önce belirli ayrıntıları, ardından bütünün özetini ve son olarak da that is what you lean into sonucunu verir.

Alıştırma

Vurgulanan uzun liste, konuşmacının düşüncesini nasıl düzenliyor?

  1. Birbiriyle ilgisiz bilgiler verir ve aralarında bağlantı kurmaz.
  2. Olayları gerçekleşme sırasına göre anlatır.
  3. Belirli ayrıntılar ekler, bunları tek bir bütünde toplar ve sonuca zemin hazırlar.
Cevabı göster

Belirli ayrıntılar ekler, bunları tek bir bütünde toplar ve sonuca zemin hazırlar.

And ironically,

6:07

Ve ironik bir şekilde,

that is the first thing we turn off. Öbek fiiller

6:07

kapatıp yok saydığımız ilk şey de budur.

Öbek fiiller

we turn off: kendinin bir yönünü bastırmak

Burada turn off bir benzetmedir. That, daha önce anlatılan kişisel tarzı, ilgi alanlarını, etkilenilen şeyleri ve dünya görüşünü belirtir. We turn off, kendimize özgü bu yönü bastırdığımız, sakladığımız veya artık ifade etmediğimiz anlamına gelir. Bu anlatım, insana ait bir özelliği anahtarla kontrol edilen bir cihaz gibi ele alır. Ironically sözcüğü çelişkiyi gösterir: öne çıkarmaya değer olan yön, çoğu zaman insanların ilk susturduğu yöndür.

Alıştırma

Bu cümlede we turn off ne anlama geliyor?

  1. Elektrikli bir cihazı kapatırız.
  2. Başka bir kişinin bize olan ilgisini kaybetmesine neden oluruz.
  3. Kendimizin o yönünü bastırır veya göstermeyi bırakırız.
Cevabı göster

Kendimizin o yönünü bastırır veya göstermeyi bırakırız.

And the journey is about getting back there. Öbek fiiller

6:11

Ve yolculuk da tekrar oraya geri dönmekle ilgilidir.

Öbek fiiller

getting back there: önceki bir duruma dönmek

Buradaki there gerçek bir yeri belirtmez. Kişinin kendine özgü yanını kabul edip ifade ettiği önceki duruma gönderme yapar. Bu nedenle getting back there, o duruma yavaş yavaş yeniden dönmek demektir. Bu anlatım, içsel bir değişimi hayali bir yolculuğa dönüştürür: get back geri dönüşü belirtir, there ise anlamını daha önce söylenenlerden alır. Aynı yapı güven, denge, motivasyon veya daha önce belirtilmiş başka bir duruma dönmeyi de anlatabilir.

Alıştırma

“I used to enjoy painting, and I'm trying to get back there,” cümlesinde there neye gönderme yapar?

  1. gerçek bir sanat atölyesi
  2. konuşanın hiç ziyaret etmediği bir yer
  3. eskisi gibi resim yapmaktan keyif almak
Cevabı göster

eskisi gibi resim yapmaktan keyif almak

I wouldn't say my videos are the traditional definition of vlogs by any means, Deyimler

6:15

Videolarımın hiçbir şekilde geleneksel bir vlog tanımına uyduğunu söyleyemem,

Deyimler

by any means: olumsuz bir ifadeyi güçlendirmek

Olumsuz wouldn't say ... yapısında by any means reddetme anlamını güçlendirir. I wouldn't say my videos are the traditional definition of vlogs by any means, konuşanın videolarını kesinlikle geleneksel vloglar olarak tanımlamadığını belirtir; burada by any means, at all anlamına yakındır. Bu cümlede ifade bir yöntemi anlatmaz. Anlamı, olumsuz wouldn't ifadesiyle birlikte kullanılmasından gelir.

Alıştırma

“Hiç de” anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The job isn't finished ____.

Cevabı göster

by any means

but I wanted to see what my version of that could be. Dilbilgisi

6:19

ama kendi versiyonumun ne olabileceğini görmek istedim.

Dilbilgisi

see what my version of that could be: açık bir olasılığı keşfetmek

Buradaki see yalnızca “gözle görmek” değil, “deneyerek veya araştırarak öğrenmek” anlamına gelir. Konuşmacı, o formatı kendi tarzında yaptığında nasıl bir sonuç çıkabileceğini keşfetmek ister; could be sonucu önceden belirlenmiş değil, açık bir olasılık olarak bırakır. what my version of that could be, see fiilinden sonra gelen gömülü, yani dolaylı bir sorudur. Dolaylı sorularda düz cümle sırası kullanılır: my version ... could be; could my version ... be kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle açık uçlu bir keşif anlatmak için dolaylı soruyu doğru biçimde kullanıyor?

  1. I want to see what my version of the project could be.
  2. I want to see what could my version of the project be.
  3. What could my version of the project be?
Cevabı göster

I want to see what my version of the project could be.

I often think of them as this hybrid sort of thing, Kelime

6:23

Çoğu zaman onları böyle bir melez gibi düşünüyorum,

Kelime

this hybrid sort of thing: karma bir kategori için genel bir etiket

Burada hybrid, farklı türlerin veya tarzların özelliklerini birleştiren bir şeyi ifade eder. Bu nedenle konuşmacı vlogların yalnızca tek bir kategoriye ait olduğunu düşünmez. this ... sort of thing, bir şeyi genel ve konuşma diline özgü biçimde sınıflandırır. sort of thing etiketi daha az kesin hâle getirir: konuşmacı kesin bir resmî tür adı vermek yerine genel bir türü anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle bir etkinliği doğal biçimde this hybrid sort of thing olarak tanımlar?

  1. The event is strange, but it does not combine different formats.
  2. The event follows one fixed format: a standard lecture.
  3. The event is a hybrid sort of thing, part workshop and part performance.
Cevabı göster

The event is a hybrid sort of thing, part workshop and part performance.

but I combine it with the writing and the visuals of filmmaking Kalıp ifadeler

6:25

ancak bunu film yapımcılığının yazım ve görselliğiyle birleştiriyorum

Kalıp ifadeler

combine it with ...: combine A with B kalıbı

combine A with B kalıbında A ilk öğedir, B ise A ile birleştirilen öğedir. Burada it, daha önce söz edilen vlog biçimini; the writing and the visuals of filmmaking ise bu biçimle birleştirilen öğeleri anlatır. Bu kalıp, iki tür malzemenin, yöntemin veya fikrin tek bir yaklaşımda bir araya getirildiğini anlatmak için kullanılır. with ile başlayan bölüm, birleşimin ikinci parçasını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi combine fiilinin doğru biçimiyle ve kalıpta kullanılan edatla tamamlayın: The app ____ live maps ____ local alerts.

Cevabı göster

combines · with

because that's what I know and what I like.

6:28

çünkü bu benim bildiğim ve sevdiğim şey.

I'm coming to accept that everything feels like a work in progress, Deyimler

6:31

Her şeyin sürekli gelişen ve devam eden bir çalışma gibi hissettirmesini kabul etmeye başlıyorum,

Deyimler

like a work in progress: hâlâ gelişen, tamamlanmamış

A work in progress, henüz tamamlanmamış ve geliştirilmeye ya da iyileştirilmeye devam eden bir şeydir. feels like a work in progress ifadesinde like bir karşılaştırma kurar: Her şey tamamlanmamış ve hâlâ değişiyormuş gibi görünür. Bu ifade çoğunlukla mecazidir. Bir projeyi, beceriyi, planı veya kişisel gelişimi anlatabilir; yani gerçek bir inşaatı belirtmek zorunda değildir. Başarısızlığı değil, devam eden bir süreci vurgular.

Alıştırma

Cümleyi “tamamlanmamış ve hâlâ gelişmekte olan bir şey” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The mural isn't finished yet; it's still ____.

Cevabı göster

a work in progress

but the only way to exponentially improve is if you keep doing it. Dilbilgisi

6:34

ancak katlanarak gelişmenin tek yolu bunu yapmaya devam etmektir.

Dilbilgisi

the only way to ... is if ...: gerekli bir koşulu vurgulama

the only way to + fiil ... is if + cümlecik kalıbı, if cümleciğini hedefe ulaşmak için gerekli bir koşul olarak sunar. Buradaki if, whether gibi “olup olmadığı” anlamına gelmez; if you keep doing it, katlanarak gelişmek için neyin gerçekleşmesi gerektiğini belirtir. Bu ifade sıradan bir tavsiyeden daha güçlüdür. Etkinliğe devam edilmezse söz konusu gelişmenin gerçekleşemeyeceğini anlatır.

Alıştırma

Gerekli koşulu başlatan sözcükle cümleyi tamamlayın: The only way to join the trip is ____ you return the permission form.

Cevabı göster

if

And if you're not enjoying it,

6:39

Eğer bundan keyif almıyorsanız,

then you might be taking things a little too seriously. Deyimler

6:40

belki de bazı şeyleri biraz fazla ciddiye alıyor olabilirsiniz.

Deyimler

might be taking things a little too seriously: yumuşatılmış bir uyarı

Take things seriously, fiziksel olarak bir şeyi almak değil, durumları önemli görüp ciddi biçimde ele almak demektir. Too seriously, durumu gerekenden daha ciddi ele almak anlamına gelir ve çoğu zaman gereksiz strese ya da alınan keyfin azalmasına yol açar. Might be değerlendirmeyi daha az kesin hâle getirir, a little ise too seriously ifadesini yumuşatır. Birlikte kullanıldıklarında doğrudan bir eleştiriyi, dinleyenin biraz rahatlaması gerekebileceğini belirten temkinli ve nazik bir öneriye dönüştürürler.

Alıştırma

Bu cümlede konuşan kişi büyük olasılıkla neyi ima ediyor?

  1. Dinleyen kişi durumu gerekenden daha ciddi ele alıyor olabilir.
  2. Dinleyen kişi duruma yeterince dikkat etmiyor olabilir.
  3. Dinleyen kişi fiziksel olarak çok fazla eşya taşıyor olabilir.
Cevabı göster

Dinleyen kişi durumu gerekenden daha ciddi ele alıyor olabilir.

Anyways,

6:43

Her neyse,

it has been an incredible year so far

6:44

şimdiye kadar inanılmaz bir yıl oldu

and it is not over yet. Anlatım akışı

6:46

ve henüz bitmiş de değil.

Anlatım akışı

is not over yet: geriye bakıştan devamlılığa

Burada it, söz edilen yılı gösterir. Is not over yet yalnızca zamansal bir gerçeği bildirmez: so far şimdiye kadar yaşananlara dönüp bakarken is not over yet dikkati yılın hâlâ kalan bölümüne yöneltir. Bir mesajın sonunda bu geçiş, kısmi bir kapanış oluşturur. Konuşan kişi geçmişi özetler ama daha fazlasının yaşanabileceğini de belirtir. Böylece bitiş kesin bir son gibi değil, geleceğe dönük görünür.

Alıştırma

Bu kapanışta is not over yet ifadesinin temel söylem işlevi nedir?

  1. Artık hiçbir şey olamayacağını söyleyerek konuyu tamamen kapatmak
  2. Yaşananları özetlerken ileride daha fazlası olacağını göstermek
  3. Yılın inanılmaz olduğu iddiasını düzeltmek
Cevabı göster

Yaşananları özetlerken ileride daha fazlası olacağını göstermek

Let's finish off strong. Öbek fiiller

6:48

Bunu güçlü bir şekilde bitirelim.

Öbek fiiller

Let's finish off strong: güçlü bir son hamle

Finish off burada bir çabanın son bölümünü tamamlamak demektir. Strong bitiş anındaki performansın niteliğini anlatır: sonuna kadar iyi bir performans göstermeye devam etmek. Let's cümleyi ortak bir teşvike dönüştürür. Konuşan kişi herkesi kendisiyle birlikte kapsar ve grubu son bir güçlü çaba göstermeye çağırır.

Alıştırma

Bir sezonun sonuna doğru antrenör Let's finish off strong dediğinde neyi teşvik eder?

  1. Son aşama boyunca iyi performans göstermeye devam etmek
  2. Bir rakibi olabildiğince hızlı yok etmek
  3. Ana iş tamamlandığı için hemen durmak
Cevabı göster

Son aşama boyunca iyi performans göstermeye devam etmek

And if you like this video,

6:49

Bu videoyu beğendiyseniz,

please consider subscribing. Ton ve niyet

6:50

lütfen abone olmayı düşünün.

Ton ve niyet

please consider subscribing: consider + gerund ile nazik rica

İngilizcede consider + gerund (-ing biçimi), karar vermeden önce bir eylemi yapmayı düşünmek anlamına gelir. Burada consider sözcüğünden sonra subscribing gelir; subscribe ya da to subscribe gelmez. Please eklendiğinde bu ifade, izleyiciye doğrudan emir vermeden onu nazikçe abone olmaya teşvik eder. Son kararı dinleyiciye bıraktığı için Subscribe! emrinden daha yumuşak duyulur.

Alıştırma

Cümleyi nazik consider + gerund yapısıyla tamamlayın: Please consider ____ to our channel.

Cevabı göster

subscribing

I really can't believe we are like over half a million subscribers. Kalıp ifadeler

6:52

Yarım milyonu aşkın abone sayısına ulaştığımıza inanamıyorum.

Kalıp ifadeler

over half a million subscribers: over + miktar ile “-den fazla” anlamı

Half a million 500.000 demektir. Bir miktardan önce kullanılan over “-den fazla” anlamına gelir; bu yüzden over half a million subscribers, 500.000'den fazla abone demektir. İfade tam toplamı belirtmez. Burada over, bir sayının belirli bir eşiği geçtiğini anlatır; fiziksel olarak “üstünde” anlamına gelmez. Aynı kalıp over 100 people ve over two years gibi ifadelerde de kullanılır.

Alıştırma

Bir kanalın 520.000 abonesi var. Hangi ifade sayının 500.000'in üzerinde olduğunu doğru biçimde gösterir?

  1. half a million subscribers
  2. over half a million subscribers
  3. almost half a million subscribers
Cevabı göster

over half a million subscribers

This is it's literally insane. Kelime

6:55

Bu tek kelimeyle inanılmaz.

Kelime

it's literally insane: samimi vurgu ve şaşkınlık

It's literally insane, bir şeyin son derece şaşırtıcı, inanılmaz veya konuşanın beklentilerinin çok ötesinde olduğunu anlatan samimi ve abartılı bir tepkidir. Burada insane duygusal bir değerlendirmedir; tıbbi bir ifade değildir. Literally normalde 'mecaz olmadan, tam anlamıyla' demektir; ancak günlük konuşmada duyguyu güçlendiren bir sözcük olarak da kullanılır. Burada tepkiyi güçlendirir. Bu yüzden sözcükleri tek tek gerçek anlamıyla yorumlamak yerine konuşanın duygusunu anlamak gerekir.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Bir yazar, resmî bir iş raporunda beklenmedik satış artışını 'literally insane' diye tanımlıyor.

  1. Uygundur, çünkü bu ifade her ortamda kesin bir anlam taşır.
  2. Uygun değildir; 'remarkable' gibi daha kesin bir ifade daha iyidir.
Cevabı göster

Uygun değildir; 'remarkable' gibi daha kesin bir ifade daha iyidir.

So, thank you for being here.

6:58

Burada olduğunuz için teşekkürler.

Thank you for being along for the journey. Deyimler

6:59

Bu yolculukta benimle birlikte olduğunuz için teşekkürler.

Deyimler

being along for the journey: ortak gelişimi yolculukla anlatmak

Being along for the journey, devam eden bir süreç boyunca birine eşlik etmek, olanları izlemek ve destek vermek anlamına gelir. Buradaki journey bir benzetmedir; gerçek bir yolculuk değil, üretme, öğrenme veya gelişme dönemi olabilir. Thank you for + -ing kalıbı, teşekkür edilen eylemi belirtir. Konuşan kişi izleyicileri yol arkadaşları olarak anlatarak teşekkürüne yalnızca Thank you for watching demekten daha sıcak ve ortak bir deneyim duygusu katar.

Alıştırma

Uzun süreli destek için söylenen bu sıcak teşekkürü dersteki ifadeyle tamamlayın: Thank you for ____.

Cevabı göster

being along for the journey

And as always,

7:01

Ve her zaman olduğu gibi,

thank you so much for watching

7:01

izlediğiniz için çok teşekkür ederim

and I'll see you in the next one. Ton ve niyet

7:02

ve bir sonraki videoda görüşmek üzere.

Ton ve niyet

Video kapanış sözü olarak "I'll see you in the next one"

I'll see you in the next one, bir videonun veya seri hâlindeki başka bir içeriğin sonunda kullanılan samimi bir kapanış sözüdür. Bu bağlamda the next one sonraki video, bölüm veya ders demektir; one, izleyicinin bağlamdan anlayabildiği içerik türünün yerine geçer. Buradaki see you, yüz yüze görüşme sözü vermez. “Bir sonraki içerikte görüşürüz” anlamına gelir; mevcut içeriği bitirirken izleyiciyi seriyi takip etmeye çağırır.

Alıştırma

Bir videonun sonunda "I'll see you in the next one" genellikle ne anlama gelir?

  1. Yan odaya git ve beni bekle.
  2. Bir sonraki video veya bölümde görüşürüz.
  3. Kararlaştırılan bir yerde yüz yüze buluşacağız.
Cevabı göster

Bir sonraki video veya bölümde görüşürüz.

Bye.

7:05

Hoşça kalın.