300 günlük vlogging maceramdan öğrendiklerim (şimdiye kadar): İngilizce çalışma notları
Life Of Riza
Video özeti: İçerik üreticisi, 304 günlük vlog deneyiminin ardından birbiriyle bağlantılı üç dersi değerlendiriyor: kusursuzluğun peşinde koşmak yerine işi bitirmek, başarısız deneyleri yararlı bilgiye dönüştürmek ve kişisel ilgi alanlarını benimseyerek kendine özgü bir yaratıcı tarz geliştirmek. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. would spend so long working on — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: would yapısının tek seferlik bir olayı değil, geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatabileceğini öğrenin. Bu kalıp, her projeye tekrar tekrar gereğinden fazla zaman ayırmak gibi eski bir üretim rutinini aktarmanızı ve bunu bugünkü daha hızlı çalışma biçiminizle karşılaştırmanızı sağlar. 2. successfully figured out what doesn't work, — Phrasal Verbs: figure out ifadesini deneyim veya inceleme sonucunda bir cevaba ulaşmak anlamıyla kavrayın. Burada başarısız bir deney değerli bilgi olarak yeniden yorumlanır; böylece proje değerlendirmelerinde denemelerden, aksaklıklardan ve çıkarılan derslerden doğal biçimde söz edebilirsiniz. 3. rediscovering who I am — Kalıplaşmış İfadeler ve Eşdizimler: Kimliğinizi yeniden anlamayı anlatmak için rediscover fiilini dolaylı soru cümleciğiyle kullanın. Bu yapı, kabul görmek uğruna bastırılmış zevkleri, değerleri, etkilenme kaynaklarını veya yaratıcı sesi yeniden bulmayı konu alan kişisel gelişim anlatılarında işe yarar.
Bu derste
just under a year: bir yıldan biraz az
Just under + bir sayı veya ölçülebilir miktar, o miktardan biraz daha az demektir. Burada just under a year, sürenin bir yıla yakın olduğunu ancak tam bir yıla ulaşmadığını anlatır. Miktar ifadelerinde under, fiziksel olarak bir şeyin altında olmayı değil, bir sınırın altında kalmayı ifade eder. Bu kalıp zaman, fiyat, mesafe, yaş veya başka bir ölçülebilir miktarla kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle konuşmanın bir saatten biraz daha kısa sürdüğünü belirtir?
- The talk lasted just over an hour.
- The talk lasted just under an hour.
- The talk lasted exactly an hour.
Cevabı göster
The talk lasted just under an hour.
the past 10 months have been consumed with recording my life fairly consistently. Kalıp ifadeler
0:09geçtiğimiz 10 ay oldukça tutarlı bir şekilde hayatımı kaydetmekle geçti.
while I am not ...: karşıtlık bildiren while
Bu cümlede while, zaman ilişkisi değil, karşıtlık içeren bir kabulleniş anlatır ve although anlamına gelir. Her gün vlog çeken biri olmamak, ardından sözü edilen düzenli kaydı biraz beklenmedik hâle getirir. Bu kullanımı tanımak için cümlecikler arasındaki mantığa bakın. Bir cümlecik bir gerçeği kabul ederken diğeri onunla karşıtlık oluşturan bir gerçek sunuyorsa while, although ilişkisi kurar; iki eylemin aynı anda olduğunu söylemez.
Alıştırma
Hangi cümlede while, although anlamına gelir?
- While the apartment is small, it feels bright and comfortable.
- Please wait here while I check the schedule.
- While I was making dinner, the phone rang.
Cevabı göster
While the apartment is small, it feels bright and comfortable.
have been consumed with: zamanın neredeyse tamamen dolması
Bu cümlede have been consumed with, konuşanın hayatını kaydetme işinin geçtiğimiz on ayın çok büyük bir bölümünü kapladığı anlamına gelir. Buradaki consumed mecazidir; bir şeyi yeme veya bir ürünü tüketme anlamında kullanılmaz. be consumed with + isim ya da -ing biçimi, bir kişinin dikkatinin veya bir zaman diliminin neredeyse tamamen bir şeyle dolduğunu anlatır. Have been, edilgen present perfect biçimidir; çoğul özne the past 10 months ile uyumludur ve bu dönemi şimdiki zamana bağlar.
Alıştırma
Cümleyi be consumed with ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Since January, his free time ____ training for the race.
Cevabı göster
has been consumed with
The whole experience so far has come with ups and downs Deyimler
0:15Şimdiye kadarki tüm bu deneyim inişler, çıkışlar,
has come with ups and downs: iyi ve zor dönemler içermek
Bu cümlede has come with, iyi ve zor kısımların deneyime eşlik ettiği anlamına gelir. Ups and downs, fiziksel hareketi değil, dönüşümlü olarak yaşanan olumlu ve zor dönemleri anlatan kalıplaşmış bir mecazdır. Kullanışlı X comes with Y kalıbı, Y’yi X’in içinde bulunan veya doğal olarak X’e bağlı olan bir şey gibi sunar. So far, deneyimi başlangıcından bugüne kadar anlatmak için present perfect biçimindeki has come ile birlikte kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi come with ups and downs ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Starting at a new school ____.
Cevabı göster
comes with ups and downs
learning curves: yeni bir şeye uyum sağlamanın zorluğu ve süreci
Learning curve, yeni bir konuda rahat hale gelmek için gereken zamanı, çabayı ve yaşanan zorluğu anlatır. Burada learning curves çoğul kullanılmıştır; çünkü konuşmacı farklı öğrenme ve uyum sağlama deneyimlerini birlikte ele alıyor. Günlük konuşmada bu ifade mecazidir: Genellikle öğrenme sürecini veya bir şeyi öğrenmenin ne kadar zor olduğunu anlatır, grafikte çizilmiş gerçek bir eğriyi değil.
Alıştırma
Yeni bir şeyi öğrenme sürecini ve zorluğunu anlatan iki sözcüklü İngilizce ifadeyi yazın: This professional camera has a steep ____.
Cevabı göster
learning curve
All that to say: ayrıntıları bir sonuçta toplamak
All that to say, bir dizi arka plan bilgisini veya ayrıntıyı kapatıp konuşmacının temel özetini ya da sonucunu sunan bir konuşma işaretidir. Bu cümlede all that, daha önce anlatılan deneyimlere gönderme yapar; to say ise asıl noktaya, yani sürecin çok fazla deneme yanılma içerdiği sonucuna geçiş yapar. İfadeyi sözcük sözcük değil, “tüm bunları söyledikten sonra asıl demek istediğim...” şeklinde anlayın.
Alıştırma
Konuşmacı az önce karmaşık bir planla ilgili birkaç sorunu anlattı. Hangi cümle bu ayrıntıları doğal biçimde bir sonuca bağlar?
- By the way, I bought a new backpack.
- That said, the complicated plan has one important advantage.
- All that to say, we need a simpler plan.
Cevabı göster
All that to say, we need a simpler plan.
loads of trial and error: çok sayıda deneme ve düzeltme
Loads of, büyük miktarda anlamına gelen gündelik bir ifadedir. Trial and error, bir şeyi tekrar tekrar deneme, neyin işe yaramadığını görme ve değişiklik yapma sürecini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki trial, mahkeme davası değil deneme anlamındadır. İfadenin tamamı, başarının ancak çok sayıda deneme ve düzeltmeden sonra geldiğini vurgular.
Alıştırma
Cümleyi dersteki gündelik ifadenin aynısıyla tamamlayın: Getting the settings right took ____.
Cevabı göster
loads of trial and error
And we have two more months until my 1-year anniversary
0:24İlk vlog bölümümü yüklediğim günden bu yana
and when everything really started to change, honestly.
0:30ve dürüst olmak gerekirse her şey asıl o zaman gerçekten değişmeye başladı.
whether ... or ...: iki seçeneği de kapsamak
Bu cümlede whether A or B, izlemek için iki nedeni bir araya getirir: yolculuğu takip etmek için burada olmak ve süreci merak etmek. Virgülden sonra gelen mesaj her ikisi için de geçerlidir; yani hangi neden doğru olursa olsun anlamını verir. İkinci bölümde tekrarlanan sözcükler atılmıştır: or [you are] curious about the process. Burada whether seçenekleri tanıtır; cevap gerektiren doğrudan bir soru sormaz.
Alıştırma
Cümleyi whether A or B eşli yapısıyla tamamlayın: ____ you're joining online ____ in person, please register by Friday.
Cevabı göster
Whether · or
over the course of the last 10 months or 304 days Kalıp ifadeler
0:39vlog maceram boyunca öğrendiğim üç dersten bahsetmek istiyorum
over the course of: zaman içinde gelişen bir dönem
Over the course of + bir zaman dilimi, “olaylar geliştikçe o sürenin tamamı boyunca” anlamına gelir. Burada üç dersin tek bir anda değil, son on ay boyunca yavaş yavaş öğrenildiğini gösterir. Bu kalıplaşmış ifadede course, zamanın ilerleyişi veya geçişi anlamındadır. Ders ya da okulda okutulan bir konu anlamına gelmez.
Alıştırma
“Okul yılı ilerledikçe” anlamına gelen dört sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Her confidence grew ____ the school year.
Cevabı göster
over the course of
Ana sav “Done is better than perfect.”
Done is better than perfect. atasözüne benzeyen bir ana savdır: yararlı bir işi bitirmek, onu kusursuz hâle getirmeye çalışırken sonsuza kadar geciktirmekten çoğu zaman daha iyidir. done ile perfect arasındaki karşıtlık, savı kısa ve akılda kalıcı yapar. Bu cümle örneklerden veya kişisel bir öyküden önce kullanıldığında, ardından gelen bilgileri düzenler. Önce ana savı açıklar; sonraki ayrıntılar da bu savı destekleyen nedenler veya kanıtlar olur.
Alıştırma
Mükemmeliyetçiliği aşma konulu bir konuşmada “Done is better than perfect.” örneklerden önce gelirse hangi görevi görür?
- Her ayrıntının nasıl düzenleneceğini adım adım anlatır.
- Ardından gelen örneklerin destekleyeceği ana savı belirtir.
- Konuyu yaratıcı çalışmadan zaman ölçümüne geçirir.
Cevabı göster
Ardından gelen örneklerin destekleyeceği ana savı belirtir.
and making things fast.
0:54ve bir an önce bir şeyler ortaya çıkarmanın önemini çabucak fark ettim.
pick up the pace: hızlanmak
Pick up the pace, bir etkinliğin veya sürecin hızını artırmak demektir. Bu cümlede picking up the pace, daha hızlı çalışma eylemini ifade eder; bir şeyi fiziksel olarak kaldırmak anlamına gelmez. the importance of ifadesinden sonra gelen picking, eylemi konuşanın önemini fark ettiği bir şey hâline getiren -ing biçimidir. Bu ifade hareket, çalışma, iş veya proje için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “daha hızlı hareket etmeye veya çalışmaya başlamak” anlamına gelen deyimle tamamlayın: We have only twenty minutes left, so we need to ____.
Cevabı göster
pick up the pace
I had to change my mindset and my approach to creating. Kalıp ifadeler
0:56Zihniyetimi ve üretmeye olan yaklaşımımı değiştirmek zorundaydım.
change my mindset and my approach to ...: hem düşünceyi hem yöntemi değiştirmek
Change my mindset and my approach to ... birbiriyle bağlantılı iki değişikliği anlatır: mindset bir şey hakkında nasıl düşündüğümü, approach ise kullandığım yöntemi belirtir. Bu cümlede konuşan kişi hem düşünme biçimini hem de pratikte yaratma yöntemini değiştirmiştir. approach to creating ifadesinde to bir edattır, mastarın parçası değildir. Ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: approach to the task; approach to solving the problem.
Alıştırma
Cümleyi solve fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: She changed her mindset and her approach to ____ difficult problems.
Cevabı göster
solving
I think I've suffered from perfectionism in the past Kalıp ifadeler
0:59Sanırım geçmişte mükemmeliyetçilikten yana dertliydim
suffered from perfectionism: mükemmeliyetçiliğin olumsuz etkilerini yaşamak
Bu cümlede suffered from perfectionism, mükemmeliyetçiliğin konuşan kişiye uzun süre boyunca zorluk veya sıkıntı yaşattığını anlatır. Suffer from, fiziksel hastalıkların yanı sıra zihinsel ya da davranışsal sorunlar için de kullanılabilir. Kalıp suffer from + durum ya da sorun şeklindedir. Olumsuz etkileri vurgular; bu yüzden yalnızca birinin mükemmeliyetçi olduğunu söylemekten daha fazlasını anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle devam eden bir sorunu anlatmak için suffer from ifadesini doğal biçimde kullanır?
- Maya suffers severe anxiety from before major exams.
- Maya suffers from severe anxiety before major exams.
- Maya suffers from careful notes before major exams.
Cevabı göster
Maya suffers from severe anxiety before major exams.
and it has prevented me from putting more things out there. Notlar
1:02ve bu durum dışarıya daha fazla şey sunmamı engelledi.
has prevented me from: prevent + kişi + from + fiil-ing
has prevented me from putting... ifadesinde me engellenen kişiyi, putting ise engellenen eylemi gösterir. Yeniden kullanılabilen kalıp prevent + kişi veya şey + from + fiil-ing şeklindedir. Bu kalıpta from bir edattır; bu yüzden sonraki fiil -ing biçimini alır: from putting denir, from put denmez.
Alıştırma
Cümleyi from ve enter fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The locked gate prevented us ____ the park.
Cevabı göster
from entering
putting more things out there: daha fazla yaratıcı çalışmayı kamuya sunmak
Burada putting more things out there, konuşanın ürettiği daha fazla yaratıcı çalışmayı başkalarının görebilmesi, duyabilmesi veya tepki verebilmesi için kamuya açmak anlamına gelir. things üretilen çalışmaları, out there ise belirli fiziksel bir yeri değil, kamuya ya da bir kitleye açık olmayı anlatır. put something out there kalıbı, paylaşımı çoğu zaman bir fikir veya çalışmayı insanların dikkatine sunup tepki ya da değerlendirme alma olasılığını kabul etmek olarak gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede put ... out there yaratıcı bir çalışmayı kamuya açık biçimde paylaşmak anlamında kullanılmıştır?
- She kept the draft private and showed it to no one.
- She put her new illustration out there and invited feedback.
- She put the boxes out there beside the gate.
Cevabı göster
She put her new illustration out there and invited feedback.
But I've learned that done is way better than perfect Kalıp ifadeler
1:05Ancak öğrendim ki bitirmek, mükemmel olmaktan çok daha iyi
way better than perfect: güçlü ve resmî olmayan bir karşılaştırma
way better than perfect ifadesinde way, karşılaştırma biçimi olan better sözcüğünü güçlendiren bir zarftır. “Çok daha iyi” veya “çok daha üstün” anlamına gelir; burada “yol” ya da “yöntem” demek değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp way + karşılaştırma biçimidir: way faster, way easier, way more useful. way, iki şey arasındaki farkın büyük ve güçlü biçimde vurgulandığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi way ve fast sözcüğünün doğru karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: This route is ____ the old one.
Cevabı göster
way faster than
and done feels better than hanging on to something for way too long. Öbek fiiller
1:08ve bitirmek, bir şeye çok uzun süre takılıp kalmaktan çok daha iyi hissettiriyor.
hanging on to something: bir şeyi bırakmamak
Burada hanging on to something, bir şeyi bırakıp bitmiş saymak yerine onu elde tutmaya veya üzerinde çalışmayı sürdürmeye devam etmek demektir. Nesne, elle gerçekten tutulan bir şey değil, henüz tamamlanmamış bir çalışmadır. Yapı hang on to + isim veya zamirdir. Fiziksel bir eşyayı saklamayı ya da bir fikirden, umuttan, plandan veya projeden vazgeçmemeyi anlatabilir; anlamın gerçek mi mecaz mı olduğunu bağlam gösterir.
Alıştırma
Cümleyi hang on to ifadesinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: Even after moving, Maya kept ____ her childhood books.
Cevabı göster
hanging on to
there's always going to be things to add on and to change Notlar
1:12her zaman eklenecek ve değiştirilecek bir şeyler olacak
there's always going to be: bir şeyin var olmaya devam edeceğini söylemek
Varoluş bildiren there is/are going to be yapısı, bir şeyin gelecekte var olmasının veya gerçekleşmesinin beklendiğini söyler. Always eklendiğinde durum tekrarlanan ya da kaçınılmaz bir şey olarak sunulur. Burada konuşan kişi, her zaman başka eklemelerin ve değişikliklerin mümkün olacağını anlatır. Going to burada bir yere doğru hareketi değil, geleceğe ilişkin beklentiyi belirtir. Be sonrasındaki isim öbeği neyin var olacağını veya gerçekleşeceğini açıklar.
Alıştırma
Cümleyi dersteki “there will always be” anlamına gelen beş sözcüklük ifadeyle tamamlayın: ____ another chance to improve.
Cevabı göster
There's always going to be
add on: mevcut bir bütüne ek parça katmak
Bu cümlede add on, temel bir sürüm zaten varken sonradan fazladan bir şey eklemek veya ona yeni bir parça katmak anlamına gelir. Things to add on, projeye hâlâ eklenebilecek fazladan parçaları anlatır. on parçacığı, yeni parçanın mevcut bir bütünün üzerine eklendiği fikrini verir. Bu nedenle ifade ek özellikler, bölümler veya fiziksel genişletmeler için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi, mevcut bir şeye fazladan bir parça eklemek anlamındaki bu dersin öbek fiiliyle tamamlayın: The cabin is finished, but we can ____ a small porch later.
Cevabı göster
add on
I would spend so long working on a singular project Dilbilgisi
1:20tek bir proje üzerinde çalışarak çok uzun zaman geçirirdim
would spend so long working on: tekrarlanan geçmiş alışkanlık
Bu cümlede would + spend geçmişte tekrar tekrar gerçekleşen bir eylemi anlatır: Konuşan kişi birçok kez tek bir projeye çok uzun zaman ayırmıştır. Buradaki would bir koşul ifade etmez. would geçmiş bir alışkanlığı gösterdiğinde çevredeki bağlam genellikle back then veya when I was younger gibi geçmiş bir zaman çerçevesi kurar. spend + time + -ing kalıbı bir etkinliğin süresini belirtir; so long bu sürenin uzunluğunu vurgular, work on ise yapılan işi tanıtır.
Alıştırma
Hangi cümlede would geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatmak için kullanılmıştır?
- Last Tuesday, I spent an hour setting up the room.
- Back when our club met every Friday, I would spend an hour setting up the room.
- If I had more time tomorrow, I would spend an hour setting up the room.
Cevabı göster
Back when our club met every Friday, I would spend an hour setting up the room.
by the time that: bir zaman sınırı belirlemek
By the time (that) + yan cümle, o yan cümledeki zamanı bir sınır noktası olarak belirler. Ana cümle de bu sınıra ulaşıldığında neyin zaten gerçekleşmiş veya tamamlanmış olduğunu anlatır. Buradaki by, yanında anlamına değil, en geç o zamana kadar anlamına gelir. Bağlayıcı that çıkarılabilir: by the time it was out in the world aynı temel yapıyı ve anlamı korur.
Alıştırma
Varışı bir zaman sınırı yapan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ we reached the station, the train had already left.
Cevabı göster
By the time
out in the world: halka sunulmuş
Bu bağlamda be out in the world, bir projenin özel üretim aşamasından çıkıp artık başkalarının görebileceği, kullanabileceği veya tartışabileceği duruma gelmesi demektir. İfade, eserin kamusal yaşama girdiğini hayal ettirir. Gezegenin dışında ya da yalnızca açık havada olmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi durum örnekteki out in the world ifadesinin anlamıyla eşleşir?
- Bir oyun yayımlandı ve herkes onu indirebilir.
- Bir oyun gizli tutuldu ve hiç kimseyle paylaşılmadı.
- Bir oyun dışarıya, bir parka götürüldü.
Cevabı göster
Bir oyun yayımlandı ve herkes onu indirebilir.
was completely over it: artık ilgilenmemek veya emek vermek istememek
Be over it, bir şeye duyulan ilginin, sabrın veya duygusal bağlılığın sona erdiğini anlatan gündelik bir ifadedir. Burada I was completely over it, konuşanın ilgisini ya da sabrını tamamen kaybettiğini ve konuya artık dikkat vermek istemediğini belirtir. Completely, kişinin o konuyla işinin tamamen bittiği duygusunu güçlendirir. Over burada fiziksel olarak bir şeyin üzerinde bulunmayı değil, konuşanın tutumunu anlatır.
Alıştırma
After another pointless argument, I was completely over it cümlesinde was completely over it ne anlama gelir?
- Tartışmanın tam üzerinde duruyordum.
- Onu daha fazla önemsemeye yeni başlamıştım.
- İlgimi tamamen kaybetmiş ve artık konuya dahil olmak istemiyordum.
Cevabı göster
İlgimi tamamen kaybetmiş ve artık konuya dahil olmak istemiyordum.
and it wouldn't be relevant in my life anymore.
1:28ve hayatımda artık hiçbir geçerliliği kalmazdı.
rather than painting something like the Sistine Chapel. Notlar
1:36daha küçük tuvaller üzerinde pratik yapardım.
if I was a painter, I would practice...: hayalî bir rol ve sonucu
If yan cümlesi konuşana hayalî bir kimlik verir; konuşan gerçekten ressam olduğunu söylemez. Sonuç cümlesi I would practice..., bu gerçek dışı durumda hangi seçimi yapacağını belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı if + geçmiş zaman biçimi, would + fiilin yalın hâlidir. Buradaki ressam örneği bir benzetme işlevi görür. Konuşan, başka bir yaratıcı alanda ne yapacağını söyleyerek daha genel bir düşünceyi destekler: çok büyük bir şeye girişmeden önce daha küçük bir projeyle başlamak.
Alıştırma
Hangi cümle, özenli resmî İngilizcede hayalî bir şimdiki rolü kullanarak varsayımsal bir seçimi doğru biçimde açıklar?
- If I am chosen as the coach, I will let every player try each position.
- If I were the coach, I will let every player try each position.
- If I were the coach, I would let every player try each position.
Cevabı göster
If I were the coach, I would let every player try each position.
rather than: bir seçeneği seçip diğerini elemek
A rather than B yapısında A, konuşanın seçtiği, önerdiği veya daha uygun gördüğü eylem ya da seçenektir; B ise elenen alternatiftir. Bu cümlede, çok büyük ve zor bir resme girişmek yerine daha küçük tuvallerde pratik yapmak tercih ediliyor. rather than ifadesinden sonra bir isim öbeği, -ing yapısı veya önceki bölümle eşleşen başka bir yapı gelebilir. Bu cümlede painting, elenen eylemi başlatır.
Alıştırma
Hangi cümle Leo'nun ikinci eylem yerine ilk eylemi seçtiğini açıkça belirtir?
- Leo chose to save the draft after he deleted it.
- Leo chose to save the draft because he deleted it.
- Leo chose to save the draft rather than delete it.
Cevabı göster
Leo chose to save the draft rather than delete it.
the Sistine Chapel: anıtsal sanata kültürel bir gönderme
Sistina Şapeli, Vatikan'da bulunan ve büyük freskleriyle, özellikle de Michelangelo'nun tavan resmiyle ünlü bir şapeldir. Burada gereken tek arka plan bilgisi budur: Şapelin sanatı, çok büyük ve yüksek beceri isteyen bir projeyi çağrıştırır. Konuşan kişi bu adı yalnızca bir yer olarak değil, kültürel bir karşılaştırma olarak kullanır. Painting something like the Sistine Chapel, küçük tuvallerde pratik yapmanın aksine, büyük ölçekli bir başyapıt ortaya koymaya çalışmak demektir.
Alıştırma
Bu karşılaştırmada the Sistine Chapel esas olarak neyi temsil eder?
- Resim malzemeleri satın alınan sıradan bir yer
- Hızlı günlük alıştırmalar için küçük bir yüzey
- Son derece iddialı ve zorlayıcı bir sanat projesi
Cevabı göster
Son derece iddialı ve zorlayıcı bir sanat projesi
Different approaches, different final products, different learning priorities: paralel bir liste
Konuşmacı, yaklaşımları, nihai ürünleri ve öğrenme önceliklerini aynı düzeye yerleştirmek için Different + çoğul isim öbeği kalıbını üç kez tekrarlar. Tekrarlanacak fiilin çıkarılması listeyi kısa ve ritmik hâle getirir. Bu paralel yapı, tek bir savı birbiriyle ilişkili üç boyutta düzenler; ilgisiz üç etiket sunmaz. Ardından gelen All very necessary parçası da aynı sonucu üçüne birden uygular.
Alıştırma
Different approaches, different final products, different learning priorities ifadesinin anlatımdaki görevini en iyi hangisi açıklar?
- Birbiriyle ilgisiz üç konu sunar ve dinleyiciden birini seçmesini ister.
- Tekrarlanan paralel bir kalıpla birbiriyle ilişkili üç boyutu düzenler.
- Her birinin kendi fiili olan üç tam tanım verir.
Cevabı göster
Tekrarlanan paralel bir kalıpla birbiriyle ilişkili üç boyutu düzenler.
just having a continuous cycle of working on something new and being excited about it Kalıp ifadeler
1:47sürekli olarak yeni bir şeyler üzerinde çalışmak, heyecan duymak
move on: bir aşamayı bırakıp sonrakine başlamak
Burada move on, mevcut aşamaya zaman veya dikkat ayırmayı bırakıp sıradaki şeye başlamak demektir. Başka bir yere fiziksel olarak hareket etmeyi değil, odak ya da eylem değişikliğini anlatır. Sonraki adım belliyse move on tek başına kullanılabilir. Yeni bir görev veya konu için move on to, geride bırakılan şey ya da deneyim için move on from kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi sonraki konuyu tanıtan move on biçimiyle tamamlayın: We've finished the safety review, so let's ____ the schedule.
Cevabı göster
move on to
has sort of been this antidote to perfectionism. Deyimler
1:55mükemmeliyetçiliğe karşı bir tür panzehir oldu.
continuous cycle of working on something new: devam eden ve tekrarlanan bir süreç
Burada continuous cycle of working on something new, devam eden ve tekrarlanan bir çalışma düzenini anlatır: kişi sürekli yeni projelere veya görevlere geçer. Cycle burada bisiklet değil, soyut bir süreç anlamındadır. cycle of + -ing biçimi, döngüyü oluşturan etkinliğin adını verir. Continuous bu düzenin zaman içinde devam ettiğini vurgular; her an hiç ara vermeden çalışmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede a continuous cycle of working on something new neyi anlatıyor?
- Kişinin tekrar tekrar yeni işlere geçtiği, devam eden bir düzen
- Odağı hiç değişmeyen tek bir uzun proje
- Hiçbir zaman mola verilmeyen bir çalışma programı
Cevabı göster
Kişinin tekrar tekrar yeni işlere geçtiği, devam eden bir düzen
an antidote to perfectionism: bir sorunu azaltan panzehir benzetmesi
Burada this antidote to perfectionism, mükemmeliyetçiliğin zararlı etkilerini azaltan bir süreç veya alışkanlık için kullanılan bir benzetmedir. Antidote sözcüğü gerçek anlamıyla zehrin etkisini azaltan bir tedaviyi ifade eder; ancak bir sorunu ya da olumsuz eğilimi etkisizleştiren şey anlamına da gelebilir. Yaygın yapı an antidote to + isim şeklindedir: an antidote to boredom, stress veya perfectionism. Tam bir çözümden çok yararlı bir rahatlama ya da düzeltme sağlar.
Alıştırma
Cümleyi antidote ile kullanılan standart ifadeyle tamamlayın: A short walk can be ____ afternoon fatigue.
Cevabı göster
an antidote to
And it has really helped me embrace a more looser creative process. Dilbilgisi
1:58Ve bu durum gerçekten daha rahat bir yaratım sürecini benimsememe yardımcı oldu.
embrace a more looser creative process: standart dışı çift karşılaştırma
Burada embrace, “kabul edip kullanmaya başlamak” anlamındadır; a looser creative process ise daha az katı bir yaratıcı çalışma biçimini ifade eder. More looser standart dışı bir çift karşılaştırma biçimidir: Hem more hem de -er eki karşılaştırma bildirir. Kendiliğinden gelişen konuşmalarda duyulabilir, ancak standart yazı dilinde a looser creative process kullanılır. Flexible gibi bir sıfatla ise more flexible denir.
Alıştırma
Yargı: Standart yazılı İngilizcede “a more looser creative process” doğru bir karşılaştırma biçimidir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
There's definitely a time and place for things to be perfected Kalıp ifadeler
2:01Elbette işlerin mükemmelleştirilmesi gereken
There's definitely a time and place: doğru koşullar
There's a time and place for... bir eylemin veya yaklaşımın bazı koşullarda yararlı ya da uygun olduğunu, ancak her durumda uygun olmadığını anlatır. Time and place burada gerçek bir tarih ve konumdan çok “doğru koşullar” anlamında mecaz olarak kullanılır. Definitely, bu uygun koşulların gerçekten var olduğunun kabulünü güçlendirir. For sözcüğünden sonra isim veya -ing biçimi kullanılabilir; for things to be perfected örneğindeki gibi “isim + to ile mastar” yapısı da gelebilir.
Alıştırma
Cümleyi “yalnızca bazı koşullarda uygun” anlamındaki sabit kalıpla tamamlayın: ____ careful planning, but not every decision needs a long meeting.
Cevabı göster
There's a time and place for
It's also been a way for me to decide what I'm trying to prioritize at the moment. Dilbilgisi
2:13Bu aynı zamanda o an neye öncelik vermeye çalıştığıma karar vermemin de bir yolu oldu.
what I'm trying to prioritize: gömülü wh yan cümlesinde sözcük sırası
what I'm trying to prioritize at the moment, daha büyük bir cümlenin içine yerleştirilmiş bir wh yan cümlesidir ve decide fiilinin tamamlayıcısıdır. Karar verilen bilgiyi, yani konuşanın şu anda neye ya da nelere öncelik vermeye çalıştığını ifade eder. Bu wh yan cümlesi daha büyük bir cümlenin içinde olduğu için what + I + am trying biçimindeki düz cümle sırasını kullanır; what + am + I biçimindeki soru sırasını kullanmaz. Bağımsız ve doğrudan bir soru olsaydı What am I trying to prioritize at the moment? denirdi.
Alıştırma
Gömülü soruyu tamamlamak için verilen sözcükleri doğru sıraya koyun: what / the class / should / discuss. At the meeting, the teacher will decide ____.
Cevabı göster
what the class should discuss
portfolio pieces: becerileri göstermek için seçilen tamamlanmış çalışmalar
Sanat, tasarım ve benzeri yaratıcı alanlarda portfolio pieces, üreticinin becerilerini, tarzını veya deneyimini gösterdiği için portföy için seçilen ya da özellikle hazırlanan tamamlanmış çalışmalardır. Portfolio koleksiyonun tamamıdır; içindeki her bir çalışma a portfolio piece olarak adlandırılabilir. Buradaki pieces, kırık parçalar değil, ayrı ayrı çalışmalar anlamına gelir. Soru, yapılan çalışmanın birinin yeteneğini göstermeye uygun olup olmadığını sorar; yalnızca birden fazla fiziksel nesnenin üretilip üretilmediğini sormaz.
Alıştırma
Bir tasarım okuluna başvururken portfolio pieces ne anlama gelir?
- Başvuran kişinin becerilerini göstermek için seçilmiş tamamlanmış çalışmalar
- Kimseye gösterilmesi amaçlanmayan özel notlar
- Tamamlanmamış nesnelerden kalan kırık parçalar
Cevabı göster
Başvuran kişinin becerilerini göstermek için seçilmiş tamamlanmış çalışmalar
versus like I know everything
2:23ve şimdi de hayatımın başyapıtını yaratmaya çalışıyormuşum gibi davranmaktansa
and now I'm trying to make the masterpiece of my life. Deyimler
2:25sadece keşfedecek daha fazla alan istiyorum.
more of a place to explore versus...: yaratıcı bir seçimi karşıtlıkla çerçevelemek
Bu ifade bir A versus B karşıtlığı kurar. A, more of a place to explore ifadesidir: yeni şeyler keşfetmeye yer bırakan bir ortam veya yaklaşım. B ise versus sonrasında özetlenen düşünce biçimidir: konuşan kişi sanki her şeyi zaten biliyormuş ve şimdi hayatını tanımlayacak bir başyapıt yaratmak zorundaymış gibi davranmak. Bu karşıtlık, konuşan kişinin baskı ve kesinlik yerine keşfi tercih ettiğini gösterir. Burada more of, yalnızca fiziksel olarak daha büyük bir yer değil, “bu tür bir şeye daha yakın” anlamına gelir. Konuşma dilindeki like, reddedilen düşünce biçiminin samimi bir özetini tanıtır. Versus iki seçeneği düzenler; bir spor karşılaşmasından söz etmez.
Alıştırma
Vurgulanan karşıtlık hangi seçimi düzenliyor?
- Mükemmel ve hayatı tanımlayan bir eser üretme baskısı yerine keşfe yer bırakmayı tercih eder.
- İki sanatçı arasındaki resmi bir yarışmayı anlatır.
- Keşfetmenin ve bir konuda tam ustalaşmanın aynı yaratıcı hedef olduğunu söyler.
Cevabı göster
Mükemmel ve hayatı tanımlayan bir eser üretme baskısı yerine keşfe yer bırakmayı tercih eder.
make the masterpiece of my life: abartılı bir nihai hedef
Make the masterpiece of my life, “tüm hayatımın en büyük ve beni en iyi tanımlayan eserini yaratmak” anlamına gelir. Belirli tanımlık the, onu tek ve nihai eser olarak sunar; of my life ise iddiayı bir ömür ölçeğine çıkarır. Bu bağlamda ifade bilinçli bir abartıdır. Mevcut çalışmanın nihai ve kusursuz bir başarı olmasını talep etmenin yarattığı baskıyı anlatır; gerçek bir başyapıtın zaten belirlenmiş veya kabul görmüş olduğunu söylemez.
Alıştırma
Burada make the masterpiece of my life ne anlatıyor?
- Eleştirmenlerin tamamlanmış bir başyapıtı zaten kabul ettiğini bildirir.
- Hayatı tanımlayacak tek ve nihai bir eser yaratma baskısını abartır.
- Özel bir önemi olmayan sıradan bir işi tarafsız biçimde anlatır.
Cevabı göster
Hayatı tanımlayacak tek ve nihai bir eser yaratma baskısını abartır.
depending on where you're at: mevcut aşamaya uyum sağlamak
Depending on bir koşul getirir: doğru seçim belirli bir etkene göre değişebilir. Burada depending on where you're at, yalnızca fiziksel konumunu değil, “mevcut aşamanı, ilerleme düzeyini, ihtiyaçlarını veya durumunu dikkate alarak” anlamını taşır. Where you're at, bir kişinin bir süreçte ulaştığı “noktayı” anlatan konuşma diline özgü bir ifadedir. İfadenin tamamı, yakındaki bir düşünceyi sınırlar ve o düşüncenin herkese tamamen aynı biçimde uygulanmadığını gösterir.
Alıştırma
Burada depending on where you're at büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Herkes için aynı kalır.
- Yalnızca fiziksel konumuna göre değişir.
- Mevcut aşamana veya durumuna göre değişir.
Cevabı göster
Mevcut aşamana veya durumuna göre değişir.
Different processes for different seasons: paralel bir özet
Different processes for different seasons, tam bir yan cümle olmaktan çok ögeleri eksiltilmiş, slogan benzeri bir ifadedir. Different X for different Y kalıbında different sözcüğünün tekrarlanması paralel bir yapı oluşturur ve düşünceyi kısa, akılda kalıcı bir sonuca dönüştürür: aşama değiştiğinde sürecin de değişmesi gerekebilir. Burada seasons mecaz anlamdadır. Yalnızca ilkbahar, yaz, sonbahar ve kışı değil; hayatın, işin veya yaratıcı bir sürecin farklı aşamalarını anlatır. Bu ifade, başka ayrıntılı bir örnek eklemek yerine genel bir ilkeyi özetleyerek mesajı düzenler.
Alıştırma
Metinde Different processes for different seasons ifadesinin temel görevi nedir?
- Hava durumuna göre bir süreci değiştirmek için adım adım talimat verir.
- Her aşamanın farklı bir çalışma biçimi gerektirebileceği düşüncesini özetler.
- Tek bir sabit süreçle ilgili ayrıntılı bir örnek sunar.
Cevabı göster
Her aşamanın farklı bir çalışma biçimi gerektirebileceği düşüncesini özetler.
You never really know what will resonate Kelime
2:37Farklı bir şeyler yapmaya istekli olmadığınız sürece
what will resonate: insanlarla güçlü bağ kuracak şey
Burada what will resonate, “hangi fikir, mesaj veya yaratıcı seçimin insanlarla duygusal ya da kişisel açıdan güçlü bir bağ kuracağı” anlamına gelir. Resonate burada mecazidir; sesin fiziksel olarak titreşmesini anlatmaz. İfadenin tamamı what ile başlayan bir ad yan cümleciğidir. Bilinebilecek veya bilinemeyecek şeyi belirtir. Hedef kitleyi açıkça söylemek için resonate with someone kalıbı kullanılır; resonate with readers buna bir örnektir.
Alıştırma
Bu cümlede what will resonate ne anlama geliyor?
- En güçlü fiziksel titreşimi oluşturacak şey.
- İnsanlarla kişisel veya duygusal açıdan güçlü bir bağ kuracak şey.
- Herkesin kesinlikle hoşlanmayacağı şey.
Cevabı göster
İnsanlarla kişisel veya duygusal açıdan güçlü bir bağ kuracak şey.
unless you're willing to do something different. Dilbilgisi
2:39neyle yankı uyandıracağını asla tam olarak bilemezsiniz.
unless you're willing to...: gerekli bir koşul koymak
Unless, ana sonucun mümkün olması için karşılanması gereken bir koşul getirir. Anlamı if ... not yapısına yakındır: farklı bir şey yapmaya istekli değilsen neyin insanlarda karşılık bulacağını hiçbir zaman tam olarak bilemezsin. Be willing to do something, bir eylemi kabul etmek veya o eylemi yapmaya hazır olmak anlamına gelir. İstekli olmak sonucu garanti etmez; yalnızca sonucu öğrenmeyi engelleyen koşulu ortadan kaldırır.
Alıştırma
Cümleyi if ... not anlamındaki bağlaçla tamamlayın: You won't know whether the new plan works ____ you're willing to test it.
Cevabı göster
unless
I'm always trying to be open to experimenting Kalıp ifadeler
2:41Her zaman denemeye açık olmaya çalışıyorum
be open to experimenting: denemeye açık olmak
Be open to experimenting, farklı yolları değerlendirmeye veya denemeye istekli olmak anlamına gelir. Burada open, esnek ve yeniliklere açık bir tutumu anlatır; bir şeyin fiziksel olarak açık olması anlamına gelmez. Kalıp be open to + isim veya -ing biçimidir. Bu kalıpta to bir edattır; bu yüzden experiment değil experimenting doğrudur.
Alıştırma
Cümleyi try fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I'm open to ____ a different approach.
Cevabı göster
trying
or refining my process behind the scenes. Deyimler
2:47veya kamera arkasındaki sürecimi geliştirmek olsun.
whether that's A, B, or C: olası biçimleri sıralamak
whether ile başlayan yan cümle, daha önce sözü edilen deneme fikrini genişletir ve bunun alabileceği farklı biçimleri sıralar: çekim yapma biçimi, konu seçimi veya perde arkasındaki süreci geliştirme. That's, that is ifadesinin kısaltmasıdır ve that az önce sözü edilen genel fikre gönderme yapar. Burada whether bir soru başlatmaz. whether that's A, B, or C kalıbı, aynı geniş kapsam içindeki birkaç alternatifi örnek olarak sunar. Doğal konuşmada maddeler tam olarak paralel olmayabilir; özenli yazıda ise dil bilgisi biçimlerini eşleştirmek listeyi izlemeyi kolaylaştırır.
Alıştırma
"The plan works whether we start today, next week, or after the holiday," cümlesinde whether ... or ... ne yapar?
- Başlangıç tarihlerinin hiçbirinin mümkün olmadığını söyler.
- Planın hâlâ işe yaradığı durumları sıralar.
- Dinleyiciden bir başlangıç tarihi seçmesini ister.
Cevabı göster
Planın hâlâ işe yaradığı durumları sıralar.
behind the scenes: kamuoyunun gözünden uzakta yapılan işler
Behind the scenes, “önemli hazırlıklar veya iç işler yürütülürken kamuoyunun gözünden uzakta” anlamına gelen bir deyimdir. Burada izleyicilerin doğrudan görmediği yaratıcı bir süreci geliştirmeyi anlatır; fiziksel olarak bir dekorun arkasında durmak anlamına gelmez. Bu ifade yalnızca film ve tiyatroyla sınırlı değildir. Birçok projede kamuya açık olmayan planlama, koordinasyon, görüşme veya teknik çalışmaları da anlatabilir.
Alıştırma
Dersin “kamuoyunun gözünden uzakta” anlamına gelen üç sözcüklük deyimiyle cümleyi tamamlayın: The legal team worked ____ to prepare the agreement.
Cevabı göster
behind the scenes
One part ... that ... is ...: ana cümleyi bulma
Ana cümle One part of the process ... is make storyboards biçimindedir. Uzun öznenin temel ismi part, ana fiil ise is sözcüğüdür. Make storyboards, sürecin bu bölümü olarak tanımlanan faaliyeti belirtir. Birbirine bağlı ilgi cümlecikleri that I really enjoy doing ve that I've been doing for a while, one part hakkında ek bilgi verir. Actually even before I started to vlog araya giren bir zaman ayrıntısıdır. Dinlerken veya okurken bu ekleri geçici olarak bir kenara bırakıp One part of the process ile is arasında yeniden bağlantı kurarak cümlenin ana hattını bulabilirsiniz.
Alıştırma
Niteleyiciler çıkarılıp doğaçlama ifade standart yazılı İngilizceye dönüştürüldüğünde hangi cümle ana mesajı korur?
- One part of the process is making storyboards.
- The speaker started making storyboards only after starting the vlog.
- Making storyboards is the entire process.
Cevabı göster
One part of the process is making storyboards.
I'm the only one who can decipher what's going on in there, Kelime
3:01orada neler olup bittiğini benden başka kimse çözemezmiş gibi,
kind of look like: görsel bir yargıyı yumuşatmak
kind of look like ifadesinde kind of, “biraz” veya “bir bakıma” anlamına gelir. look like yargısını yumuşatır; böylece konuşan kişi benzetmeyi kesin bir iddia yerine bir izlenim olarak sunar. Burada kind of, “bir tür” anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp özne + kind of + look(s) like + karşılaştırma veya yan cümledir.
Alıştırma
kind of look like hedef ifadesini doğru fiil biçimiyle kullanarak cümleyi tamamlayın: From here, the shadow ____ a cat.
Cevabı göster
kind of looks like
decipher what's going on in there: karmaşık içeriği çözmek
Decipher what's going on in there, karmaşık malzemenin ne içerdiğini veya ne gösterdiğini çözmek anlamına gelir. Decipher yalnızca gizli şifreler için kullanılmaz; dağınık el yazısı, belirsiz şemalar veya anlamak için çaba gerektiren bilgiler için de kullanılır. what's going on in there gömülü soru cümlesinin tamamı decipher fiilinin nesnesidir. Bu cümlede in there, hikâye panolarını gösterir; decipher ise başkalarının bunları yorumlamakta zorlandığını vurgular.
Alıştırma
The handwriting was so messy that I could barely read or make sense of it. Bu çabayı en iyi hangi fiil anlatır?
- decipher
- announce
- decorate
Cevabı göster
decipher
This is something that I cannot go without now. Öbek fiiller
3:06Bu artık olmadan yapamayacağım bir şey.
something that I cannot go without: onsuz yapamadığım bir şey
Cannot go without something, bir şey olmadan idare edememek ya da çok zorlanmak anlamına gelir. Bu cümlede konuşan kişi, o şeyin artık günlük yaşamında vazgeçilmez olduğunu söylüyor; buradaki go, yürümek veya seyahat etmek anlamında değildir. Yaygın yapı cannot go without + isim şeklindedir. something that I cannot go without ifadesinde something, without'un nesnesidir; that ise onu açıklayan ilgi cümleciğini başlatır.
Alıştırma
Konuşan kişi “This is something that I cannot go without now.” derken ne demek istiyor?
- Konuşan kişi o şeyi kullanmayı bırakmayı planlamaktadır.
- Konuşan kişi yürürken o şeyi taşıyamaz.
- O şey, konuşan kişi için vazgeçilmez hâle gelmiştir.
Cevabı göster
O şey, konuşan kişi için vazgeçilmez hâle gelmiştir.
Without experimenting, we tend to stay: koşul ve eğilim
Without experimenting olumsuz bir koşul kurar: deneme yapmazsak muhtemel sonuç aynı rahat seviyede kalmamızdır. Cümlenin başındaki without öbeği önce koşulu çerçeveler, ana cümle ise sonucu verir. Without bir edattır; bu nedenle ardından bir eylem geldiğinde fiil -ing biçimini alır: without experimenting. Fiilin yalın biçimi olan experiment doğrudan without'tan sonra kullanılmaz. Tend to genellikle bir şeyi yapmak veya yapma eğiliminde olmak anlamına gelir; dolayısıyla sonuç kesin değil, olası bir eğilimdir.
Alıştırma
Cümleyi without'tan sonra check fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Without ____ the details, we tend to miss small errors.
Cevabı göster
checking
But the moment we stop pursuing beyond that Dilbilgisi
3:16Ancak bunun ötesini aramayı bıraktığımız an
is when things start to feel stuck or redundant. Kelime
3:19işlerin tıkanmaya başladığı veya gereksiz hissettirdiği andır.
the moment ... is when ...: bir dönüm noktası belirtmek
the moment + yan cümle + is/was when + yan cümle kalıbı kesin bir dönüm noktasını belirtir. the moment sonrasındaki yan cümle değişimin gerçekleştiği noktayı, when ile başlayan yan cümle ise o anda neyin başladığını veya doğru hâle geldiğini anlatır. Bu cümlede daha ileri gitmek için çabalamayı bırakmak, işlerin tıkanmış veya tekrarlı görünmeye başladığı nokta olarak sunuluyor. Burada the moment, “tam … olduğu anda” anlamındadır ve değişimi tarafsız bir zaman ifadesinden daha güçlü biçimde vurgular.
Alıştırma
Cümleyi The moment ... was when ... dönüm noktası kalıbıyla tamamlayın: ____ we stopped checking the map ____ we began to get lost.
Cevabı göster
The moment · was when
feel stuck or redundant: ilerleyememek ile yeni değer katmamak
Burada feel, ardından sıfat gelen bir bağ fiilidir. Feel stuck, bir projenin veya etkinliğin ilerleyemiyormuş gibi görünmesi; feel redundant ise yeni bir şey katmadığı için tekrarlı ya da gereksiz görünmesi demektir. Bu iki sıfat farklı sorunları anlatır: stuck ilerleme eksikliğiyle, redundant ise tekrar veya yararlı bir amacın bulunmamasıyla ilgilidir.
Alıştırma
Bir ekip sonraki adımda ne yapacağına karar veremiyor, bu yüzden proje ilerlemiyor. Hangi cümle bu duruma uyar?
- The project feels relaxed.
- The project feels stuck.
- The project feels redundant.
Cevabı göster
The project feels stuck.
when it comes to experimenting: konunun kapsamını belirlemek
Burada when it comes to experimenting, “denemekten söz ederken” veya “deneme alanında” anlamına gelir. Riskle ilgili ifadenin kapsamını bu konuyla sınırlar; herhangi bir şeyin fiziksel olarak bir yere gelmesini anlatmaz. Kalıp when it comes to + isim öbeği veya -ing biçimidir. Buradaki to bir edattır. Sonraki sözcük bir eylemi belirtiyorsa fiilin yalın biçimi experiment değil, -ing biçimi experimenting kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen sabit konu belirtme kalıbıyla tamamlayın: ____ planning a class trip, safety comes first.
Cevabı göster
When it comes to
that's just the name of the game: kaçınılmaz bir gerçeği kabul etmek
That's just the name of the game, “bu etkinlik böyle işler” veya “bu, etkinliğin kaçınılmaz bir parçasıdır” anlamına gelen bir deyimdir. Bu bağlamda belirli bir risk, denemeler yapmanın olağan bir parçası olarak sunulur; gerçek bir oyunun adından söz edilmez. Just, yoruma durumu olduğu gibi kabul eden sakin bir ton katar: konuşan kişi bu durumu şaşırtıcı değil, beklenen bir şey olarak görür.
Alıştırma
Bir muhabir, “Schedules change quickly, but that's just the name of the game in live news.” diyor. Deyim ne anlama geliyor?
- Muhabir herkesin bir oyun oynamasını istiyor.
- Canlı haber programının adı Programlar Hızla Değişir'dir.
- Programın hızla değişmesi canlı haber işinin olağan bir parçasıdır.
Cevabı göster
Programın hızla değişmesi canlı haber işinin olağan bir parçasıdır.
go the way we expected: beklediğimiz gibi ilerlemek
go the way we expected ifadesinde go, bir olayın nasıl geliştiğini veya nasıl sonuçlandığını anlatır. The way we expected, “beklediğimiz biçimde” anlamına gelir. Buradaki way gerçek bir yol değildir. didn't ile kullanıldığında ifade, sürecin veya sonucun beklediğimizden farklı olduğunu söyler. Planlar, etkinlikler, testler veya projeler hakkında konuşurken go the way + yan cümle yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
“Beklediğimiz gibi gelişmek” anlamını vermek için cümleyi go the way ... yapısıyla tamamlayın: The launch didn't ____.
Cevabı göster
go the way we expected
or we have to scrap something altogether. Kelime
3:31veya bir şeyi tamamen çöpe atmak zorunda kalmamız gibi.
whether ... or ...: iki olası aksiliği aynı risk altında toplamak
Burada whether A or B, iki olası başarısızlık biçimini sunar: bir şey beklendiği gibi gelişmeyebilir ya da tamamen bırakılması gerekebilir. Bu, hangisinin gerçekleştiğini soran bir soru değildir. Yapı, iki olasılığı da aynı genel risk düşüncesi altında toplar; dolayısıyla ana fikir her iki durum için de geçerlidir.
Alıştırma
Hangi cümle, iki olası aksiliği aynı genel risk altında toplamak için whether ... or ... yapısını doğal biçimde kullanır?
- The plan involves risk, because it takes longer than expected or canceled entirely.
- The plan involves risk, although whether it takes longer than expected.
- The plan involves risk, whether it takes longer than expected or has to be canceled entirely.
Cevabı göster
The plan involves risk, whether it takes longer than expected or has to be canceled entirely.
have to scrap something altogether: bir şeyi tamamen rafa kaldırmak zorunda olmak
Burada have to scrap something altogether, koşulların bir fikri, planı veya çalışmayı bütünüyle bırakmaktan başka makul bir seçenek bırakmadığını anlatır. Scrap burada “atmak veya iptal etmek” anlamında bir fiildir; “hurda” anlamındaki isim değildir. Altogether, “tamamen” anlamını ekler: yalnızca bir bölümün düzeltilmesi değil, tamamının bırakılması söz konusudur.
Alıştırma
Hangi cümle, devam ettirilemediği için planın tamamından vazgeçilmesi gerektiğini söylüyor?
- We have to collect scrap for the plan.
- We have to revise part of the plan.
- We have to scrap the plan altogether.
Cevabı göster
We have to scrap the plan altogether.
it allows us to be more engaged with whatever we're working on. Kalıp ifadeler
3:34üzerinde çalıştığımız her neyse onunla daha fazla ilgilenmemizi sağlar.
be more engaged with whatever we're working on: üzerinde çalışılan şeye daha fazla odaklanmak
Be engaged with something, bir şeye etkin biçimde dikkat vermek ve ona katılmak demektir. More engaged, katılım düzeyinin daha yüksek olduğunu gösterir; engaged burada “nişanlı” anlamına gelmez. Whatever we're working on, “o sırada üzerinde çalıştığımız herhangi bir şey” anlamında bir isim yan cümlesidir. With sözcüğünün nesnesidir; bu nedenle ifade, adı belirtilmiş tek bir proje yerine o anki herhangi bir göreve uygulanabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, çocukların fen etkinliğine aktif biçimde katıldığını doğal olarak ifade eder?
- The children were deeply engaged for the science activity.
- The children were deeply engaged with the science activity.
- The children were deeply engaged to the science activity.
Cevabı göster
The children were deeply engaged with the science activity.
you just successfully figured out what doesn't work, Öbek fiiller
3:42sadece neyin işe yaramadığını başarıyla anlamış olursunuz,
successfully figured out what doesn't work: neyin işe yaramadığını başarıyla bulmak
Bu cümlede figure out what doesn't work, düşünerek veya deneyerek hangi yaklaşımın başarısız ya da etkisiz olduğunu bulmak anlamına gelir. Figure out bir öbek fiildir; bu nedenle figure ve out birlikte anlam taşır. Successfully zarfı, başarısız bir denemeyi yararlı bir ilerleme olarak yeniden gösterir: bir yöntemin işe yaramadığını bulmak da gerçek bir sonuçtur. Bu düşünceyi testleri, planları veya sorun çözme girişimlerini değerlendirirken kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: After three failed trials, we ____, so now we can test a new plan.
Cevabı göster
successfully figured out what doesn't work
There has been times over the past 10 months where Dilbilgisi
3:46Geçtiğimiz 10 ay boyunca öyle zamanlar oldu ki
There has been times → There have been times: çoğulla doğru uyum
There has been times biçiminde, doğaçlama konuşmada ortaya çıkabilen bir özne-fiil uyumsuzluğu vardır. Standart İngilizcede çoğul times, have ile kullanılır: There have been times. Tekil bir isimle has, çoğul bir isimle have kullanılır: There has been a time, ancak There have been times. Dinlerken özgün biçimi tanıyın; dikkatli konuşmada ve yazıda ise standart uyumu kullanın.
Alıştırma
Cümleyi There has been veya There have been biçimlerinden doğru olanıyla standart İngilizcede tamamlayın: ____ times when I needed help.
Cevabı göster
There have been
things were not meshing together: parçalar bir bütün olarak çalışmıyordu
Bu cümlede things were not meshing together, farklı parçaların sorunsuz biçimde birleşmediği veya tek bir bütün olarak çalışmadığı anlamına gelir. Her parça tek başına uygun olabilir, ancak ortaya çıkan sonuç uyumlu değildir. Burada mesh, ağ biçimli malzeme anlamındaki isim değil, fiildir. X meshes/does not mesh (together) kalıbı; fikirlerin, tarzların, planların, programların veya kişilerin birbirine uyup başarılı biçimde birlikte çalışıp çalışmadığını anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “tek bir bütün olarak sorunsuz çalışmak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The music and pictures were good separately, but they were not ____.
Cevabı göster
meshing together
and I would have to go through the very painful process of scrapping an idea. Kalıp ifadeler
3:53ve bir fikri çöpe atmak gibi çok acı verici bir süreçten geçmek zorunda kaldım.
go through the very painful process of scrapping an ...: zor bir sürece katlanmak
Go through the process of doing something, bir işin içerdiği bütün adımları yaşamak ve bunlarla uğraşmak anlamına gelir. Burada konuşan kişi bir fikirden vazgeçmenin zor sürecine katlanmayı beklemektedir; bu nedenle go through fiziksel bir yerden geçmek anlamına gelmez. process of ifadesinden sonra bir eylem genellikle -ing biçimiyle anlatılır: the process of scrapping an idea. Scrapping, bir fikri atmaya veya geliştirmeyi bırakmaya karar vermektir. Painful ise mutlaka fiziksel acıyı değil, duygusal ya da uygulamaya ilişkin zorluğu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve “bütün adımları yaşamak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After the storm, the town had to ____ rebuilding the library.
Cevabı göster
go through the process of
tossed in the bin: saklanmayıp gözden çıkarılmak
be tossed in the bin ifadesi kelime anlamıyla “çöpe atılmak” demektir. Burada bir benzetmedir: fikirler istenmeyen nesneler gibi ele alınır; bu yüzden ifade, fiziksel olarak bir kabın içine konmayı değil, “tamamen gözden çıkarılmayı veya terk edilmeyi” anlatır. Konuşan kişi nothing is ever really tossed in the bin dediği için, kullanılmayan fikirlerin sonsuza kadar kaybolmadığını ve daha sonra yeniden ele alınabileceğini vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede tossed in the bin, bir fikrin gözden çıkarıldığını anlatan mecaz anlamıyla kullanılmıştır?
- The animation idea was saved for next year's project.
- The animation idea was tossed in the bin, so the team started again.
- The empty bottle was tossed in the bin after lunch.
Cevabı göster
The animation idea was tossed in the bin, so the team started again.
I think you could always revisit ideas or make them part of a bigger project later on. Kalıp ifadeler
4:05Sanırım fikirleri her zaman tekrar gözden geçirebilir veya daha sonra daha büyük bir projenin parçası yapabilirsiniz.
make A part of B ... later: bir şeyi daha sonra bütüne katmak
make A part of B kalıbı, “A'yı B'ye dâhil etmek” veya “A'yı B'nin bir parçası hâline getirmek” demektir. Bu cümlede A, daha önce sözü edilen ideas sözcüğünü karşılayan them; B ise a bigger project ifadesidir. Later, fikirlerin şimdi değil gelecekte projeye katılabileceğini gösterir. Tam cümledeki later on da “daha sonra” demektir; on bir yeri belirtmez.
Alıştırma
make A part of B kalıbını tamamlayın: We can make this interview ____ the larger documentary next month.
Cevabı göster
part of
I've come to learn this is always going to be an evolving process, Kalıp ifadeler
4:09Bunun her zaman gelişen bir süreç olacağını öğrendim,
I've come to learn: zaman içinde gelişen bir anlayış
Burada I've come to learn, “deneyim yoluyla zamanla öğrendim veya fark ettim” anlamına gelir. Come bir yere hareket etmeyi anlatmaz; come to + fiil, bir durumun ya da anlayışın zaman içinde geliştiğini gösterir. I've come to learn yapısındaki present perfect, önceki deneyimleri konuşanın şu anki anlayışıyla bağlar. Burada ardından bu anlayışın içeriğini belirten bir yan cümle gelir ve that söylenmez.
Alıştırma
“Deneyim yoluyla zamanla fark ettim” anlamındaki hedef ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ that asking for help saves time.
Cevabı göster
I've come to learn
because it means that your work is growing too. Anlatım akışı
4:14çünkü bu, işinizin de büyüdüğü anlamına geliyor.
because it means that...: değişimi gelişmenin kanıtına dönüştürmek
Because yan cümlesi, konuşanın gelişmeye devam eden bir süreci neden olumlu gördüğünü açıklar. It, sürecin değişmeye devam ettiği gerçeğine gönderme yapar; means that ise bu gerçekten çıkarılan sonucu sunar. Bilgi, bir gözlemden onun olumlu yorumuna ilerler: devam eden değişim, yapılan işin de geliştiğinin kanıtı olarak sunulur. Bu kalıp, bir açıklamayı “gerçek veya durum + because it means that + yorum” şeklinde düzenleyebilir.
Alıştırma
Vurgulanan because yan cümlesi, konuşanın açıklamasında hangi işlevi görür?
- Önceki düşünceyle bağlantısı olmayan yeni bir çalışma sunar.
- Sürecin değişmeyi bıraktığını söyler.
- Devam eden değişimi, çalışmanın geliştiğine dair bir kanıta dönüştürür.
Cevabı göster
Devam eden değişimi, çalışmanın geliştiğine dair bir kanıta dönüştürür.
I'm coming to see what I naturally gravitate towards Kelime
4:22doğal olarak neye yöneldiğimi görmeye başladım
what I naturally gravitate towards: tekrarlanan doğal bir tercih
Bu cümlede what I naturally gravitate towards, “bilerek seçmeden tekrar tekrar ilgi duyduğum şeyler” anlamına gelir. Gravitate towards burada mecazidir: yer çekiminin neden olduğu fiziksel bir hareketi değil, giderek ortaya çıkan bir tercihi anlatır. Yan cümle what ile başlar çünkü konuşan kişi bu tercihin yöneldiği şeyi keşfetmektedir. Naturally, bu örüntünün kişinin tekrarlanan seçimleri yoluyla kendiliğinden belirginleştiğini vurgular.
Alıştırma
Tekrarlanan seçimlerle belirginleşen sürekli bir tercihi en iyi hangi cümle anlatır?
- I liked the café I visited yesterday.
- I chose the closest café because it was raining.
- I keep gravitating towards quiet cafés when I need to work.
Cevabı göster
I keep gravitating towards quiet cafés when I need to work.
and finding my style with every vlog that I make. Kalıp ifadeler
4:24ve yaptığım her vlog ile tarzımı buluyorum.
finding my style: kişisel bir yaratıcı ifade geliştirmek
Yaratıcı bir bağlamda finding my style, belirgin biçimde kişiye özgü hissettiren bir üretme yolunu yavaş yavaş keşfetmek ve geliştirmek anlamına gelir. Burada find, kayıp bir şeyi bulmak demek değildir. -ing biçimi bunu devam eden bir süreç olarak sunar. Tekrarlanan çalışmalar sayesinde kişi ton, tempo, görseller veya diğer yaratıcı özelliklerle ilgili tercihlerini daha net anlamaya başlar.
Alıştırma
Devam eden bir süreci gösteren find my style ifadesinin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: By experimenting with colour and layout, I'm slowly ____.
Cevabı göster
finding my style
happens in the edit: kurgu aşamasında gerçekleşmesi
Video yapımında the edit, kurgu aşamasını veya bazı bağlamlarda kurgulanmış sürümü belirten bir isim grubudur. Burada happens in the edit, yaratıcı sonucun büyük bölümünün çekim sırasında tamamen belirlenmek yerine görüntüler kurgulanırken ortaya çıktığı anlamına gelir. the sözcüğü, edit sözcüğünün burada isim olarak kullanıldığını göstermeye de yardımcı olur. happen in the edit kalıbı; tempo, zamanlama veya ton gibi post prodüksiyon sırasında şekillenen kararları ya da etkileri anlatabilir.
Alıştırma
Tempo kararlarının çoğunun kurgu aşamasında alındığını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- Most of the actors happen after the premiere.
- Most of the cameras happen in the studio.
- Most of the pacing decisions happen in the edit.
Cevabı göster
Most of the pacing decisions happen in the edit.
And that is where Epidemic Sound comes in. Öbek fiiller
4:32Ve Epidemic Sound tam bu noktada devreye giriyor.
where Epidemic Sound comes in: rolünü tanıtmak
that is where X comes in kalıbı, “X’in yararlı veya konuyla ilgili hâle geldiği nokta budur” anlamına gelir. Bu cümlede Epidemic Sound, az önce açıklanan ihtiyaca yardımcı olabilecek hizmet olarak tanıtılır; comes in fiziksel bir hareketi anlatmaz. Bu kalıp bilgiyi iki adımda düzenler: önce bir sorun veya ihtiyaç belirtilir, ardından bir kişi, araç, hizmet ya da fikir tanıtılarak rolü açıklanır.
Alıştırma
Çözüm sunmak için where ... comes in kalıbını doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- We need accurate captions, but the meeting starts at noon.
- We need accurate captions, so this tool is sitting beside the computer.
- We need accurate captions, and that is where this tool comes in.
Cevabı göster
We need accurate captions, and that is where this tool comes in.
And a big thank you to them for sponsoring today's video. Ton ve niyet
4:34Bugünkü videonun sponsoru oldukları için onlara kocaman teşekkürler.
a big thank you to ... for ...: kime ve neden teşekkür edildiğini belirtmek
a big thank you to someone for doing something kalıbı, insanlara herkesin önünde teşekkür etmenin yaygın bir yoludur. to, teşekkür edilen kişi veya grubu; for ise genellikle bir isim ya da -ing biçimiyle teşekkür nedenini gösterir. Burada them sponsoru, sponsoring today's video ise teşekkür nedenini gösterir. İfade, I want to give gibi sözcüklerin anlaşılır biçimde düşürüldüğü kısa bir teşekkür olarak tek başına kullanılabilir.
Alıştırma
Herkese açık teşekkür cümlesini tamamlayın: A big thank you ____ Maya ____ organizing the event.
Cevabı göster
to · for
with a whole catalog of sound effects and music.
4:39bütün bir ses efektleri ve müzik kataloğuna sahip.
music licensing platform: müzik lisanslama platformu
Bir music licensing platform, insanların belirli lisans koşulları altında yasal olarak kullanabilecekleri müzikleri sunan bir hizmettir. Medya çalışmalarında licensing, kullanım hakkı vermek anlamına gelir; müziğin telif hakkı olmadığı anlamına gelmez. Bu birleşik isimde ana isim platform sözcüğüdür. music licensing, platformun sunduğu hizmetin türünü açıklar.
Alıştırma
Hangi açıklama music licensing platform ifadesine en uygundur?
- Her şarkının telif hakkını kaldıran bir hizmet.
- Yalnızca müzik aletlerini onarmak için kullanılan bir internet sitesi.
- İçerik üreticilerinin belirlenmiş koşullar altında müzik kullanım hakkı alabildiği bir hizmet.
Cevabı göster
İçerik üreticilerinin belirlenmiş koşullar altında müzik kullanım hakkı alabildiği bir hizmet.
This is where I love finding the soundtrack to my videos Kalıp ifadeler
4:42Burası videolarım için müzik bulmayı sevdiğim yer
the soundtrack to my videos: videolarımın müzikleri
Bu cümlede the soundtrack to my videos, konuşanın videoları için seçtiği müzik anlamına gelir. Soundtrack; film, video, oyun veya benzeri bir eserde kullanılan müzik ya da müziklerin bütünüdür. Kalıp the soundtrack to + eser şeklindedir. to, müziği eşlik ettiği eserle bağlar. Vurgulanan bölüm my ile biter, ancak tam isim öbeği videos sözcüğüyle devam eder.
Alıştırma
Cümleyi “belgeselin müziği” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The composer created ____ the documentary.
Cevabı göster
the soundtrack to
just in case you were interested: isteğe bağlı bilgiyi nazikçe eklemek
Burada just in case you were interested, isteğe bağlı bir bilgiyi nazikçe ekler; yaklaşık olarak “belki ilgini çeker diye” demektir. Konuşan kişi, dinleyicinin çalma listesini istediğini varsaymadan ve yanıt beklemeden listeden söz eder. Buradaki were, ilginin yalnızca geçmişte olduğunu göstermez. Geçmiş zaman biçimi sosyal bir mesafe yaratıp öneriyi yumuşatır; bu yüzden doğrudan bir soru veya satış söylemi kadar ısrarcı gelmez.
Alıştırma
İfadenin bu durumda uygun olup olmadığına karar verin: İsteğe bağlı bir makaleyi rahatça paylaşıyor ve "I left the link below, just in case you were interested." diye yazıyorsunuz.
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun
search up: internette arama yapmanın gündelik bir yolu
Burada search up, bir şeyi bulmak için internet sitesi, uygulama veya veri tabanı kullanmak demektir. Konuşmacı bir atmosferi ya da türü arama terimi olarak kullanıyor. Bu, bazı konuşurların kullandığı gündelik bir kalıptır; İngilizcenin her çeşidinde standart değildir. Up, bilgi arama anlamına gündelik bir hava katar; yukarı doğru hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Hangi cümle search up ifadesini olağan gündelik çevrim içi arama bağlamında doğal biçimde kullanıyor?
- I'll search up the bus schedule on my phone.
- The guard will search up every bag at the entrance.
- The rescue team will search up the mountain for the hiker.
Cevabı göster
I'll search up the bus schedule on my phone.
that I have in mind: zaten düşünülen bir fikir
Have something in mind, bir şeyi olası bir seçim, plan veya hedef olarak önceden düşünüyor olmak demektir. Bu cümlede konuşmacının aklında belirli bir atmosfer ya da tür vardır; bunun tam adını söylememiş olabilir. That, the kind of mood or specific genre ifadesini açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır. Have fiilinin nesnesidir ve önceki isim öbeğine gönderme yapar. Burada mind, düşünce veya niyet anlamındadır; bir şeye itiraz etmek anlamındaki mind fiili değildir.
Alıştırma
‘Zaten bir seçim veya fikri olmak’ anlamındaki kalıbı tamamlayın: Do you have a particular date ____?
Cevabı göster
in mind
drop it in my timeline: medyayı kurgu zaman çizelgesine yerleştirmek
Video düzenleme yazılımında drop it in my timeline, seçilen medya öğesini kurgu zaman çizelgesine yerleştirmek demektir. Buradaki drop, genellikle bir öğeyi çalışma alanına sürükleyip bırakma biçimindeki bir yazılım işlemini anlatır; fiziksel bir nesneyi düşürmek anlamına gelmez. Timeline; video, ses, görsel ve efektlerin zamana göre düzenlendiği çalışma alanıdır. Bu cümlede my timeline, konuşanın üzerinde çalıştığı mevcut kurgu projesinin zaman çizelgesidir.
Alıştırma
Hangi cümlede drop, bir medya öğesini kurgu zaman çizelgesine yerleştirmek anlamındadır?
- I dropped the microphone, and it hit the floor.
- I dragged the voice-over file into my project and dropped it in the timeline.
- I wrote the filming dates on the project timeline.
Cevabı göster
I dragged the voice-over file into my project and dropped it in the timeline.
go from there: mevcut adımdan devam etmek
Go from there, önceki adımdan sonra ulaşılan durumdan veya sonuçtan devam etmek demektir. There, o aşamaya gönderme yapar ve genellikle fiziksel bir yeri anlatmaz. Bu ifade çoğu zaman bir sonraki adımın tam olarak ne olacağını açık bırakır: önce ilk adımı uygulayın, sonucu görün ve ardından nasıl devam edeceğinize karar verin.
Alıştırma
Hangi cümle “şimdi bir adım atıp sonuca göre daha sonra ne yapılacağına karar vermek” anlamındadır?
- Let's go from the studio to the station.
- Let's follow the full plan without changing anything.
- Let's test the shorter opening and go from there.
Cevabı göster
Let's test the shorter opening and go from there.
I don't have to worry about copyright on a user subscription. Kelime
4:56Kullanıcı aboneliğinde telif hakkı konusunda endişelenmeme gerek kalmıyor.
to worry about copyright: korunan bir eseri kullanma izni konusunda endişelenmek
To worry about copyright, korunan bir içeriği kullanmanın hak veya lisans sorunu doğurabileceğinden endişe etmek demektir. Copyright; müzik, görsel, yazı, yazılım ve video gibi özgün eserleri koruyan yasal haktır. Don't have to worry ifadesindeki don't have to, bu durumda endişelenmeye gerek olmadığını belirtir. Bu ifade tek başına her türlü kullanımın izinli olduğunu garanti etmez.
Alıştırma
Hangi cümlede worry about copyright, korunan bir içeriği kullanma hakkıyla ilgili endişe anlamında kullanılmıştır?
- I don't have to worry about the camera because the song is short.
- With a valid licence for this track, I don't have to worry about copyright when I post the video.
- I don't have to worry about the weather because the video has subtitles.
Cevabı göster
With a valid licence for this track, I don't have to worry about copyright when I post the video.
Music is where it all comes alive for me. Deyimler
4:59Müzik her şeyin benim için canlandığı yerdir.
where it all comes alive for me: bir eseri canlandıran aşamayı belirtmek
Come alive burada mecazdır: bir eser canlı, enerjik ve duygusal açıdan etkileyici hâle gelir. It all, yaratıcının videosunun tamamını veya bitmiş çalışmayı anlatır; bir şeyin gerçekten canlı olmasını değil. X is where Y happens kalıbı, X'i önemli bir etkinin ortaya çıktığı süreç bölümü veya aşaması olarak gösterir. For me kişisel bakış açısını belirtir; yani konuşan kişi müziği, bütün çalışmayı kendisi için tamamen canlı kılan aşama olarak görür.
Alıştırma
Hangi cümle bir aşamayı, yaratıcı bir çalışmayı konuşan kişi için canlı kılan bölüm olarak sunar?
- The sound designer tells me where the game files are stored.
- The whole game was finished before I chose the sound effects.
- The sound design is where the whole game comes alive for me.
Cevabı göster
The sound design is where the whole game comes alive for me.
It sets the tone and influences a big part of the final product. Deyimler
5:01Tonu belirliyor ve nihai ürünün büyük bir bölümünü etkiliyor.
sets the tone: genel havayı belirlemek
Burada sets the tone, daha sonra gelecekleri etkileyen genel ruh hâlini, tutumu veya tarzı belirlemek anlamına gelir. Bu cümlede müziğin, izleyicilerin tamamlanmış videoyu nasıl algıladığını etkilediğini anlatır. Bu ifadede tone, tek bir sesin perdesi değil, genel his veya karakterdir.
Alıştırma
Cümleyi, geniş zamanda tekil özneye uyan set the tone biçimiyle tamamlayın: Her warm welcome ____ for a friendly evening.
Cevabı göster
sets the tone
If you want to take a chance on yourself and level up your videos, Notlar
5:04Kendinize bir şans vermek ve videolarınızın seviyesini yükseltmek istiyorsanız,
take a chance on yourself: belirsizliğe rağmen kendine güvenmek
Take a chance on yourself, başarı kesin olmasa da kendi becerine güvenip denemeyi seçmek demektir. Buradaki chance, karşına rastgele çıkan bir fırsat değildir; take a chance, belirsizliği bilinçli olarak kabul etme kararıdır. Bu tanıtım cümlesinde ifade, izleyiciyi videolarını geliştirmek için yatırım yapmaya teşvik eder. Motive edici bir dil kullandığı için bir satın almayı kendine güvenme eylemi gibi de gösterebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, sonuç belirsiz olsa da kendi becerisine güvenip denemeyi seçen birini gösterir?
- I'm going to take a chance on myself and apply for the program.
- I'm going to give my friend a chance to apply for the program.
- I know for certain that the program will accept me.
Cevabı göster
I'm going to take a chance on myself and apply for the program.
level up your + isim
Burada level up your videos, videolarının kalitesini veya yapım düzeyini artırmak anlamına gelir. Level up, oyunlarda bir karakterin daha yüksek bir seviyeye ulaşmasını anlatır; burada ise beceriler, işler veya yaratıcı ürünler için mecaz anlamda kullanılır. Aktarılabilir yapı level up + nesne biçimindedir. Birine doğrudan seslenirken level up your skills örneğindeki gibi level up your + isim kalıbı yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki oyun kökenli, samimi kalıpla tamamla: A weekend workshop can ____ photography skills.
Cevabı göster
level up your
then I highly recommend Epidemic Sound for all your music and sound effect needs. Ton ve niyet
5:07tüm müzik ve ses efekti ihtiyaçlarınız için Epidemic Sound'u şiddetle tavsiye ederim.
I highly recommend ... for all your ... needs: güçlü tavsiye ve kullanım amacı
I highly recommend + ürün veya hizmet yapısı güçlü ve olumlu bir tavsiye verir. Highly, recommend fiilini güçlendirdiği için konuşan kişi yalnızca I recommend dediğinden daha emin görünür. For all your + kategori + needs, ürünün karşılamayı amaçladığı ihtiyaç alanını belirtir. Tanıtım dilinde all sözcüğü geniş kapsam ve kolaylık hissi verir; mümkün olan her ihtiyacın karşılanacağına dair gerçek anlamda bir garanti olması gerekmez.
Alıştırma
Tanıtım amaçlı tavsiye cümlesini kalıbın iki bölümüyle tamamla: If you're starting a podcast, ____ this microphone ____ recording needs.
Cevabı göster
I highly recommend · for all your
use the link in my description: video açıklamasındaki bağlantıyı kullanmak
Bir video platformu bağlamında use the link in my description, içerik üreticisinin videonun altındaki veya yanındaki açıklama bölümüne yerleştirdiği bağlantıyı takip etmek anlamına gelir. Burada description, içerik üreticilerinin bağlantı ve ek bilgi eklediği video sayfasının belirli bir bölümünü ifade eder. Use, bağlantıya tıklamayı veya dokunmayı ve ardından bu bağlantı üzerinden bir sayfaya, teklife ya da kaynağa gitmeyi kapsayabilir. Bu ifade, izleyicileri videodan bağlantının yönlendirdiği yere götürür.
Alıştırma
Bir videoda use the link in my description ne anlama gelir?
- İçerik üreticisi, izleyicilerin videonun açıklama bölümündeki bağlantıyı takip etmesini istiyor.
- İçerik üreticisi, izleyicilerin bağlantıyı anlatan bir açıklama yazmasını istiyor.
- İçerik üreticisi, izleyicilerin içerik üreticisini tarif etmesini istiyor.
Cevabı göster
İçerik üreticisi, izleyicilerin videonun açıklama bölümündeki bağlantıyı takip etmesini istiyor.
a free 7-day trial: 7 günlük ücretsiz deneme
a free 7-day trial, bir ürünün veya abonelik hizmetinin yedi gün boyunca bu deneme süresi için ödeme yapılmadan denenebildiği bir dönemdir. Bu ticari bağlamda trial, hizmeti test etme fırsatı anlamına gelir; mahkemedeki yargılama anlamına gelmez. 7-day yapısında sayı ve tekil zaman birimi, trial sözcüğünden önce birleşik bir niteleyici oluşturur. Bu nedenle day tekil kalır ve sözcükler kısa çizgiyle bağlanır. Süreyi isimden sonra belirtirken The trial lasts seven days. denir.
Alıştırma
Cümleyi a free + 7-day + trial kalıbını kullanarak tamamlayın: The app offers ____ to new users.
Cevabı göster
a free 7-day trial
Lean into what you like: sevdiğin şeyleri aktif biçimde benimseyip geliştirmek
Bu cümlede lean into what you like, ilgi alanlarını aktif biçimde benimsemek ve yaptıklarını yönlendirmelerine ya da şekillendirmelerine izin vermek demektir. Yalnızca bir şeyi sevmekten fazlasını anlatır: ona ilgi gösterir ve onu geliştirirsin. Burada lean into mecazidir. lean into + isim veya lean into + what... yapısı, geri durmak yerine bir özelliği, ilgi alanını, rolü ya da durumu benimsemek, kullanmak veya güçlendirmek anlamında sıkça kullanılır.
Alıştırma
Tavsiyeyi “aktif biçimde benimsemek ve geliştirmek” anlamındaki ifadeyle tamamla: Your unusual design is your strength, so ____ it.
Cevabı göster
lean into
A personal journey for me in my 20s and into adulthood Kelime
5:2220'li yaşlarımda ve yetişkinliğe doğru ilerlerken benim için kişisel bir yolculuk
in my 20s and into adulthood: yaşam evreleri boyunca devamlılık
In my 20s, yolculuğun bir bölümünü 20 ile 29 yaş arasına yerleştirir. And into adulthood ise yolculuğu yetişkinlik hayatı ilerlerken devam eden bir süreç olarak sunar; yolculuk, konuşanın yirmili yaşlarındaki kısa bir anla sınırlı değildir. Burada into, bir yerin içine girmeyi değil, zamanda veya bir yaşam evresi boyunca ilerlemeyi anlatır. through X and into Y ya da from X into Y gibi yapılarda Y, deneyimin ulaştığı daha sonraki dönemdir.
Alıştırma
Cümledeki in my 20s and into adulthood nasıl bir zaman ilişkisi anlatıyor?
- Yolculuk yalnızca yetişkinlere ayrılmış bir yere girmeyi içeriyordu.
- Yolculuk yalnızca konuşanın yirminci yaş gününde gerçekleşti.
- Yolculuk konuşanın yirmili yaşlarında gerçekleşti ve yetişkinlik hayatı ilerlerken devam etti.
Cevabı göster
Yolculuk konuşanın yirmili yaşlarında gerçekleşti ve yetişkinlik hayatı ilerlerken devam etti.
is rediscovering who I am and the things I like. Kalıp ifadeler
5:25kim olduğumu ve sevdiğim şeyleri yeniden keşfetmektir.
rediscovering who I am: kendini yeniden tanımak
Burada rediscovering who I am, kişi gerçek duygularıyla bağını kaybettikten veya zaman içinde değiştikten sonra kendini yeniden tanımaya başlaması demektir. Yeniden keşfedilen şey dışarıdaki bir nesne değildir; konuşmacının yeniden öğrendiği şey who I am, yani kim olduğudur. rediscover sözcüğünden sonra gelen who I am, cümle içine yerleşmiş bir wh-yan cümlesidir. Düz cümle dizilişini korur: who I am denir, who am I denmez. Aynı yapı what matters to me veya what I enjoy gibi yan cümlelerle de kullanılabilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi “kimliğimi yeniden anlamaya başlamak” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: After years of copying other people, I'm ____.
Cevabı göster
rediscovering who I am
I felt like I needed to be something else in order to be accepted. Dilbilgisi
5:32kabul edilmek için başka bir şey olmam gerektiğini hissettim.
in order to be accepted: edilgen mastarla amaç belirtme
In order to + fiilin yalın hâli, amacı açıkça belirtir. Bu cümlede in order to be accepted, konuşmacının neden başka biri olması gerektiğini düşündüğünü açıklar: umduğu sonuç diğer insanlar tarafından kabul edilmekti. Mastar yapısı edilgendir: be + geçmiş zaman ortacı accepted. Konuşmacı eylemi yapan değil, eylemden etkilenen kişidir. Özne eylemi alan taraftaysa in order to be + geçmiş zaman ortacı kullanılır; in order to be chosen ve in order to be heard buna örnektir.
Alıştırma
Hangi cümle, davranışını değiştirmesinin amacının grup tarafından kabul edilmek olduğunu söyler?
- She changed her behavior in order to be accepted by the group.
- She changed her behavior in order to accept the group.
- She changed her behavior because she was accepted by the group.
Cevabı göster
She changed her behavior in order to be accepted by the group.
And as I grew ... up: as ile kademeli ve eş zamanlı değişim
Cümlenin ilerleyen kısmındaki up ile birlikte And as I grew, as I grew up zaman yan cümlesini başlatır ve “yavaş yavaş büyüyüp yetişkin olurken” anlamına gelir. Bu süreçle anlayıştaki değişimi birbirine bağlar. Burada as, iki gelişmenin aynı dönem boyunca ilerlediğini gösteren bir bağlaçtır. as a teacher ifadesindeki gibi “... olarak” anlamına gelmez. And ise bu düşünceyi önceki anlatıma bağlar.
Alıştırma
“Yetişkin olma sürecinde” anlamındaki zaman yan cümlesini as kullanarak tamamlayın: ____, I began to question that belief.
Cevabı göster
As I grew up
is completely not true: doğaçlama konuşmada güçlü inkâr
Bu cümlede is completely not true güçlü bir inkârdır: Konuşmacı önceki inancın yalnızca kısmen değil, bütünüyle yanlış olduğunu artık görmektedir. Completely olumsuz yargıyı güçlendirir. Anlamı doğaçlama konuşmada açıktır; ancak completely not true, özenli standart İngilizcede daha az doğaldır. Aynı kesin inkârı ifade etmek için is not true at all ve is completely false daha doğal seçeneklerdir.
Alıştırma
Bir iddiayı bütünüyle reddetmek için özenli İngilizcede en doğal cümle hangisidir?
- That is completely not true.
- That is not true at all.
- That is not completely true.
Cevabı göster
That is not true at all.
you think that you need to ... ifadesindeki genel anlamlı you
Bu cümlede you genel anlamlıdır: belirli bir izleyiciyi değil, video yapmaya başlayan insanları ifade eder. you think that you need to make things like everybody ifadesi, birçok yeni başlayanın sahip olabileceği bir düşünceyi, yani başarılı olmak için başkalarını taklit etmek gerektiği inancını anlatır. Genel anlamlı you, ortak bir deneyimi dinleyicinin kişisel olarak gözünde canlandırabileceği bir duruma dönüştürür. Bu kullanım, tavsiyeleri ve deneyim paylaşımlarını people kullanımına göre çoğu zaman daha doğrudan ve yakın hissettirir.
Alıştırma
Hangi cümlede you, birçok kişinin yaşayabileceği bir deneyimi anlatmak için genel anlamda kullanılmıştır?
- Could you pass me the blue notebook?
- When you learn a new skill, you often compare yourself with others.
- You, Daniel, left your book on my desk.
Cevabı göster
When you learn a new skill, you often compare yourself with others.
the secret sauce is everything that makes you unique. Deyimler
5:48gizli formül, sizi benzersiz yapan her şeydir.
the secret sauce: başarının anahtarını anlatan samimi bir benzetme
The secret sauce, iyi bir sonuç ortaya çıkaran özel etkeni veya özellikler birleşimini anlatan samimi bir benzetmedir. Bu cümlede yiyecek anlamına gelmez. Burada kişiyi benzersiz yapan her şey başarının anahtarı olarak sunulur. Konuşmacının anlatmak istediği, önemli olanın başkalarını taklit etmek değil, kişiye özgü nitelikler olduğudur.
Alıştırma
Kelime anlamıyla sauce sözcüğünü içeren ve başarının arkasındaki özel etkeni anlatan iki kelimelik samimi benzetmeyle cümleyi tamamlayın: Curiosity is the ____ behind her best ideas.
Cevabı göster
secret sauce
Your style ... everything that is an amalgamation of you: birikimli sıralamayla düşünceyi geliştirmek
Cümle, kişisel ayrıntıları art arda ekleyerek düşünceyi geliştirir: tarz, ilgi alanları, film ve müzik tercihleri, giyim, çevre, etkilenilen şeyler ve dünya görüşü. Bunlar birbirinden kopuk iddialar değildir; birlikte bireysel kimlik fikrini somutlaştırır ve düşünceye giderek daha fazla ağırlık kazandırır. Sondaki everything that is an amalgamation of you ifadesi bütün listeyi tek bir düşüncede toplar. Bilgi düzeni önce belirli ayrıntıları, ardından bütünün özetini ve son olarak da that is what you lean into sonucunu verir.
Alıştırma
Vurgulanan uzun liste, konuşmacının düşüncesini nasıl düzenliyor?
- Birbiriyle ilgisiz bilgiler verir ve aralarında bağlantı kurmaz.
- Olayları gerçekleşme sırasına göre anlatır.
- Belirli ayrıntılar ekler, bunları tek bir bütünde toplar ve sonuca zemin hazırlar.
Cevabı göster
Belirli ayrıntılar ekler, bunları tek bir bütünde toplar ve sonuca zemin hazırlar.
we turn off: kendinin bir yönünü bastırmak
Burada turn off bir benzetmedir. That, daha önce anlatılan kişisel tarzı, ilgi alanlarını, etkilenilen şeyleri ve dünya görüşünü belirtir. We turn off, kendimize özgü bu yönü bastırdığımız, sakladığımız veya artık ifade etmediğimiz anlamına gelir. Bu anlatım, insana ait bir özelliği anahtarla kontrol edilen bir cihaz gibi ele alır. Ironically sözcüğü çelişkiyi gösterir: öne çıkarmaya değer olan yön, çoğu zaman insanların ilk susturduğu yöndür.
Alıştırma
Bu cümlede we turn off ne anlama geliyor?
- Elektrikli bir cihazı kapatırız.
- Başka bir kişinin bize olan ilgisini kaybetmesine neden oluruz.
- Kendimizin o yönünü bastırır veya göstermeyi bırakırız.
Cevabı göster
Kendimizin o yönünü bastırır veya göstermeyi bırakırız.
And the journey is about getting back there. Öbek fiiller
6:11Ve yolculuk da tekrar oraya geri dönmekle ilgilidir.
getting back there: önceki bir duruma dönmek
Buradaki there gerçek bir yeri belirtmez. Kişinin kendine özgü yanını kabul edip ifade ettiği önceki duruma gönderme yapar. Bu nedenle getting back there, o duruma yavaş yavaş yeniden dönmek demektir. Bu anlatım, içsel bir değişimi hayali bir yolculuğa dönüştürür: get back geri dönüşü belirtir, there ise anlamını daha önce söylenenlerden alır. Aynı yapı güven, denge, motivasyon veya daha önce belirtilmiş başka bir duruma dönmeyi de anlatabilir.
Alıştırma
“I used to enjoy painting, and I'm trying to get back there,” cümlesinde there neye gönderme yapar?
- gerçek bir sanat atölyesi
- konuşanın hiç ziyaret etmediği bir yer
- eskisi gibi resim yapmaktan keyif almak
Cevabı göster
eskisi gibi resim yapmaktan keyif almak
I wouldn't say my videos are the traditional definition of vlogs by any means, Deyimler
6:15Videolarımın hiçbir şekilde geleneksel bir vlog tanımına uyduğunu söyleyemem,
by any means: olumsuz bir ifadeyi güçlendirmek
Olumsuz wouldn't say ... yapısında by any means reddetme anlamını güçlendirir. I wouldn't say my videos are the traditional definition of vlogs by any means, konuşanın videolarını kesinlikle geleneksel vloglar olarak tanımlamadığını belirtir; burada by any means, at all anlamına yakındır. Bu cümlede ifade bir yöntemi anlatmaz. Anlamı, olumsuz wouldn't ifadesiyle birlikte kullanılmasından gelir.
Alıştırma
“Hiç de” anlamına gelen ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The job isn't finished ____.
Cevabı göster
by any means
but I wanted to see what my version of that could be. Dilbilgisi
6:19ama kendi versiyonumun ne olabileceğini görmek istedim.
see what my version of that could be: açık bir olasılığı keşfetmek
Buradaki see yalnızca “gözle görmek” değil, “deneyerek veya araştırarak öğrenmek” anlamına gelir. Konuşmacı, o formatı kendi tarzında yaptığında nasıl bir sonuç çıkabileceğini keşfetmek ister; could be sonucu önceden belirlenmiş değil, açık bir olasılık olarak bırakır. what my version of that could be, see fiilinden sonra gelen gömülü, yani dolaylı bir sorudur. Dolaylı sorularda düz cümle sırası kullanılır: my version ... could be; could my version ... be kullanılmaz.
Alıştırma
Hangi cümle açık uçlu bir keşif anlatmak için dolaylı soruyu doğru biçimde kullanıyor?
- I want to see what my version of the project could be.
- I want to see what could my version of the project be.
- What could my version of the project be?
Cevabı göster
I want to see what my version of the project could be.
I often think of them as this hybrid sort of thing, Kelime
6:23Çoğu zaman onları böyle bir melez gibi düşünüyorum,
this hybrid sort of thing: karma bir kategori için genel bir etiket
Burada hybrid, farklı türlerin veya tarzların özelliklerini birleştiren bir şeyi ifade eder. Bu nedenle konuşmacı vlogların yalnızca tek bir kategoriye ait olduğunu düşünmez. this ... sort of thing, bir şeyi genel ve konuşma diline özgü biçimde sınıflandırır. sort of thing etiketi daha az kesin hâle getirir: konuşmacı kesin bir resmî tür adı vermek yerine genel bir türü anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle bir etkinliği doğal biçimde this hybrid sort of thing olarak tanımlar?
- The event is strange, but it does not combine different formats.
- The event follows one fixed format: a standard lecture.
- The event is a hybrid sort of thing, part workshop and part performance.
Cevabı göster
The event is a hybrid sort of thing, part workshop and part performance.
but I combine it with the writing and the visuals of filmmaking Kalıp ifadeler
6:25ancak bunu film yapımcılığının yazım ve görselliğiyle birleştiriyorum
combine it with ...: combine A with B kalıbı
combine A with B kalıbında A ilk öğedir, B ise A ile birleştirilen öğedir. Burada it, daha önce söz edilen vlog biçimini; the writing and the visuals of filmmaking ise bu biçimle birleştirilen öğeleri anlatır. Bu kalıp, iki tür malzemenin, yöntemin veya fikrin tek bir yaklaşımda bir araya getirildiğini anlatmak için kullanılır. with ile başlayan bölüm, birleşimin ikinci parçasını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi combine fiilinin doğru biçimiyle ve kalıpta kullanılan edatla tamamlayın: The app ____ live maps ____ local alerts.
Cevabı göster
combines · with
I'm coming to accept that everything feels like a work in progress, Deyimler
6:31Her şeyin sürekli gelişen ve devam eden bir çalışma gibi hissettirmesini kabul etmeye başlıyorum,
like a work in progress: hâlâ gelişen, tamamlanmamış
A work in progress, henüz tamamlanmamış ve geliştirilmeye ya da iyileştirilmeye devam eden bir şeydir. feels like a work in progress ifadesinde like bir karşılaştırma kurar: Her şey tamamlanmamış ve hâlâ değişiyormuş gibi görünür. Bu ifade çoğunlukla mecazidir. Bir projeyi, beceriyi, planı veya kişisel gelişimi anlatabilir; yani gerçek bir inşaatı belirtmek zorunda değildir. Başarısızlığı değil, devam eden bir süreci vurgular.
Alıştırma
Cümleyi “tamamlanmamış ve hâlâ gelişmekte olan bir şey” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The mural isn't finished yet; it's still ____.
Cevabı göster
a work in progress
but the only way to exponentially improve is if you keep doing it. Dilbilgisi
6:34ancak katlanarak gelişmenin tek yolu bunu yapmaya devam etmektir.
the only way to ... is if ...: gerekli bir koşulu vurgulama
the only way to + fiil ... is if + cümlecik kalıbı, if cümleciğini hedefe ulaşmak için gerekli bir koşul olarak sunar. Buradaki if, whether gibi “olup olmadığı” anlamına gelmez; if you keep doing it, katlanarak gelişmek için neyin gerçekleşmesi gerektiğini belirtir. Bu ifade sıradan bir tavsiyeden daha güçlüdür. Etkinliğe devam edilmezse söz konusu gelişmenin gerçekleşemeyeceğini anlatır.
Alıştırma
Gerekli koşulu başlatan sözcükle cümleyi tamamlayın: The only way to join the trip is ____ you return the permission form.
Cevabı göster
if
then you might be taking things a little too seriously. Deyimler
6:40belki de bazı şeyleri biraz fazla ciddiye alıyor olabilirsiniz.
might be taking things a little too seriously: yumuşatılmış bir uyarı
Take things seriously, fiziksel olarak bir şeyi almak değil, durumları önemli görüp ciddi biçimde ele almak demektir. Too seriously, durumu gerekenden daha ciddi ele almak anlamına gelir ve çoğu zaman gereksiz strese ya da alınan keyfin azalmasına yol açar. Might be değerlendirmeyi daha az kesin hâle getirir, a little ise too seriously ifadesini yumuşatır. Birlikte kullanıldıklarında doğrudan bir eleştiriyi, dinleyenin biraz rahatlaması gerekebileceğini belirten temkinli ve nazik bir öneriye dönüştürürler.
Alıştırma
Bu cümlede konuşan kişi büyük olasılıkla neyi ima ediyor?
- Dinleyen kişi durumu gerekenden daha ciddi ele alıyor olabilir.
- Dinleyen kişi duruma yeterince dikkat etmiyor olabilir.
- Dinleyen kişi fiziksel olarak çok fazla eşya taşıyor olabilir.
Cevabı göster
Dinleyen kişi durumu gerekenden daha ciddi ele alıyor olabilir.
is not over yet: geriye bakıştan devamlılığa
Burada it, söz edilen yılı gösterir. Is not over yet yalnızca zamansal bir gerçeği bildirmez: so far şimdiye kadar yaşananlara dönüp bakarken is not over yet dikkati yılın hâlâ kalan bölümüne yöneltir. Bir mesajın sonunda bu geçiş, kısmi bir kapanış oluşturur. Konuşan kişi geçmişi özetler ama daha fazlasının yaşanabileceğini de belirtir. Böylece bitiş kesin bir son gibi değil, geleceğe dönük görünür.
Alıştırma
Bu kapanışta is not over yet ifadesinin temel söylem işlevi nedir?
- Artık hiçbir şey olamayacağını söyleyerek konuyu tamamen kapatmak
- Yaşananları özetlerken ileride daha fazlası olacağını göstermek
- Yılın inanılmaz olduğu iddiasını düzeltmek
Cevabı göster
Yaşananları özetlerken ileride daha fazlası olacağını göstermek
Let's finish off strong: güçlü bir son hamle
Finish off burada bir çabanın son bölümünü tamamlamak demektir. Strong bitiş anındaki performansın niteliğini anlatır: sonuna kadar iyi bir performans göstermeye devam etmek. Let's cümleyi ortak bir teşvike dönüştürür. Konuşan kişi herkesi kendisiyle birlikte kapsar ve grubu son bir güçlü çaba göstermeye çağırır.
Alıştırma
Bir sezonun sonuna doğru antrenör Let's finish off strong dediğinde neyi teşvik eder?
- Son aşama boyunca iyi performans göstermeye devam etmek
- Bir rakibi olabildiğince hızlı yok etmek
- Ana iş tamamlandığı için hemen durmak
Cevabı göster
Son aşama boyunca iyi performans göstermeye devam etmek
please consider subscribing: consider + gerund ile nazik rica
İngilizcede consider + gerund (-ing biçimi), karar vermeden önce bir eylemi yapmayı düşünmek anlamına gelir. Burada consider sözcüğünden sonra subscribing gelir; subscribe ya da to subscribe gelmez. Please eklendiğinde bu ifade, izleyiciye doğrudan emir vermeden onu nazikçe abone olmaya teşvik eder. Son kararı dinleyiciye bıraktığı için Subscribe! emrinden daha yumuşak duyulur.
Alıştırma
Cümleyi nazik consider + gerund yapısıyla tamamlayın: Please consider ____ to our channel.
Cevabı göster
subscribing
I really can't believe we are like over half a million subscribers. Kalıp ifadeler
6:52Yarım milyonu aşkın abone sayısına ulaştığımıza inanamıyorum.
over half a million subscribers: over + miktar ile “-den fazla” anlamı
Half a million 500.000 demektir. Bir miktardan önce kullanılan over “-den fazla” anlamına gelir; bu yüzden over half a million subscribers, 500.000'den fazla abone demektir. İfade tam toplamı belirtmez. Burada over, bir sayının belirli bir eşiği geçtiğini anlatır; fiziksel olarak “üstünde” anlamına gelmez. Aynı kalıp over 100 people ve over two years gibi ifadelerde de kullanılır.
Alıştırma
Bir kanalın 520.000 abonesi var. Hangi ifade sayının 500.000'in üzerinde olduğunu doğru biçimde gösterir?
- half a million subscribers
- over half a million subscribers
- almost half a million subscribers
Cevabı göster
over half a million subscribers
it's literally insane: samimi vurgu ve şaşkınlık
It's literally insane, bir şeyin son derece şaşırtıcı, inanılmaz veya konuşanın beklentilerinin çok ötesinde olduğunu anlatan samimi ve abartılı bir tepkidir. Burada insane duygusal bir değerlendirmedir; tıbbi bir ifade değildir. Literally normalde 'mecaz olmadan, tam anlamıyla' demektir; ancak günlük konuşmada duyguyu güçlendiren bir sözcük olarak da kullanılır. Burada tepkiyi güçlendirir. Bu yüzden sözcükleri tek tek gerçek anlamıyla yorumlamak yerine konuşanın duygusunu anlamak gerekir.
Alıştırma
Bu kullanımı değerlendirin: Bir yazar, resmî bir iş raporunda beklenmedik satış artışını 'literally insane' diye tanımlıyor.
- Uygundur, çünkü bu ifade her ortamda kesin bir anlam taşır.
- Uygun değildir; 'remarkable' gibi daha kesin bir ifade daha iyidir.
Cevabı göster
Uygun değildir; 'remarkable' gibi daha kesin bir ifade daha iyidir.
Thank you for being along for the journey. Deyimler
6:59Bu yolculukta benimle birlikte olduğunuz için teşekkürler.
being along for the journey: ortak gelişimi yolculukla anlatmak
Being along for the journey, devam eden bir süreç boyunca birine eşlik etmek, olanları izlemek ve destek vermek anlamına gelir. Buradaki journey bir benzetmedir; gerçek bir yolculuk değil, üretme, öğrenme veya gelişme dönemi olabilir. Thank you for + -ing kalıbı, teşekkür edilen eylemi belirtir. Konuşan kişi izleyicileri yol arkadaşları olarak anlatarak teşekkürüne yalnızca Thank you for watching demekten daha sıcak ve ortak bir deneyim duygusu katar.
Alıştırma
Uzun süreli destek için söylenen bu sıcak teşekkürü dersteki ifadeyle tamamlayın: Thank you for ____.
Cevabı göster
being along for the journey
Video kapanış sözü olarak "I'll see you in the next one"
I'll see you in the next one, bir videonun veya seri hâlindeki başka bir içeriğin sonunda kullanılan samimi bir kapanış sözüdür. Bu bağlamda the next one sonraki video, bölüm veya ders demektir; one, izleyicinin bağlamdan anlayabildiği içerik türünün yerine geçer. Buradaki see you, yüz yüze görüşme sözü vermez. “Bir sonraki içerikte görüşürüz” anlamına gelir; mevcut içeriği bitirirken izleyiciyi seriyi takip etmeye çağırır.
Alıştırma
Bir videonun sonunda "I'll see you in the next one" genellikle ne anlama gelir?
- Yan odaya git ve beni bekle.
- Bir sonraki video veya bölümde görüşürüz.
- Kararlaştırılan bir yerde yüz yüze buluşacağız.
Cevabı göster
Bir sonraki video veya bölümde görüşürüz.