Çılgın Yürüyüşler! | Ev İşleri | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
259 kelime 159 kel/dk

Video açıklaması: İki gözlemci, temel kol-bacak uyumundan hayvanlara benzeyen hareketlere ve finaldeki etkileyici dönüşe uzanan, giderek tuhaflaşan yürüyüşleri mizahi biçimde yorumluyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. one foot in front of the other. — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: Bu sabit ifadenin gerçek anlamıyla yürümenin en temel hareketini anlattığını, mecazen ise adım adım ve istikrarlı ilerlemeyi belirtebildiğini anlayın. Birini bütün zorluğu aynı anda düşünmek yerine yapabileceği bir sonraki küçük işe odaklanmaya teşvik ederken kullanabilirsiniz. 2. cuppa. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu sözcüğün Britanya ve Avustralya günlük konuşmasında bir fincan çayı, bazen de başka bir sıcak içeceği belirten samimi bir ifade olduğunu öğrenin. Böylece bölgesel ve rahat konuşma tarzını tanıyabilir, konuşanın izleme işinin epey süreceğini düşündüğünü bağlamdan çıkarabilirsiniz. 3. How do you even do that? — Konuşma edimbilimi ve tutum: even sözcüğünün yöntem sorusuna şaşkınlık, hayranlık ya da inanamama duygusu kattığına dikkat edin. Bir hareket çok zor veya sıra dışı göründüğünde ve asıl amaç kesin talimat istemekten çok hayreti ifade etmek olduğunda bu kalıbı kullanabilirsiniz.

Bu derste

You're really doing this. Ton ve niyet

0:00

Gerçekten bunu yapıyorsun.

Ton ve niyet

really doing this: bir kararı şaşkınlıkla doğrulama

Bu cümlede really, karşıdaki kişinin bu eylemi gerçekten gerçekleştirdiği veya uygulamaya koyduğu anlamını güçlendirir. Konuşan kişi yalnızca olanı anlatmaz; kararın gerçek olup olmadığını kontrol eder. Eylem şaşırtıcı veya endişe verici göründüğü için bu bildirme cümlesi “Are you sure you’re doing this?” gibi işleyebilir. Ses tonuna göre inanmama, kaygı veya hafifçe vazgeçirme anlamı taşıyabilir.

Alıştırma

Bu kullanımda “You're really doing this.” cümlesi büyük olasılıkla hangi tavrı ifade eder?

  1. Konuşan kişi eylemin nasıl yapılacağına dair talimat istemektedir.
  2. Konuşan kişi şaşırmıştır ve kararın gerçek olup olmadığını kontrol etmektedir.
  3. Konuşan kişi sıradan bir etkinliği tarafsız biçimde anlatmaktadır.
Cevabı göster

Konuşan kişi şaşırmıştır ve kararın gerçek olup olmadığını kontrol etmektedir.

I think I have to. Dilbilgisi

0:01

Sanırım yapmak zorundayım.

Dilbilgisi

have to: koşulların doğurduğu zorunluluk

Have to + fiilin yalın hâli, genellikle bir kural, durum veya pratik baskı nedeniyle bir şeyin gerekli olduğunu belirtir. Burada have, “sahip olmak” anlamına gelmez. “I think I have to,” cümlesinde to sonrasındaki eylem, bağlamdan zaten anlaşıldığı için söylenmez. Tam anlamı “I think I have to do it.” gibidir. I think ifadeyi biraz yumuşatır; ancak have to, konuşan kişinin çok az gerçek seçeneği olduğunu düşündüğünü yine de gösterir.

Alıştırma

Yanıtı dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: “A: Do you need to leave now? B: I want to stay, but I ____.”

Cevabı göster

have to

Okay.

0:03

Tamam.

At least set the rules. Notlar

0:03

En azından kuralları belirle.

Ton ve niyet

At least: asgari bir isteği belirtmek

At least, konuşanın kabul edilebilir gördüğü en küçük eylemi öne çıkarır. Burada set the rules emrinin tamamını kapsar: başka hiçbir şey yapılmasa bile bunun yapılması gerekir. Bir emir cümlesinin önünde kullanıldığında çoğu zaman beklentinin düşürüldüğünü veya daha düşük bir talebe razı olunduğunu gösterir. Bu nedenle yalnızca bir miktarı anlatmaz; konuşanın asgari bir sınırda ısrar ettiğini de hissettirebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede at least kabul edilebilir asgari bir eylemi belirtmek için kullanılmıştır?

  1. At least send me a message if you're going to be late.
  2. She arrived at the station at noon.
  3. I received at least three messages this morning.
Cevabı göster

At least send me a message if you're going to be late.

Kalıp ifadeler

set the rules: kuralları belirlemek

Set the rules, bir etkinliği yönetecek kuralları kararlaştırmak ve belirlemek anlamına gelen yaygın bir sözcük birlikteliğidir. Buradaki set, fiziksel bir nesneyi bir yere koymak değil, belirlemek veya sabitlemek anlamındadır. Bu ifade çoğu zaman, insanlar başlamadan önce sınırları tanımlama yetkisinin veya sorumluluğunun bir kişide olduğunu ima eder.

Alıştırma

Hangi cümle grubun bir etkinliğin nasıl işleyeceğini belirlemesi gerektiğini söylüyor?

  1. We need to follow the rules before the discussion begins.
  2. We need to set the rules before the discussion begins.
  3. We need to explain the rules before the discussion begins.
Cevabı göster

We need to set the rules before the discussion begins.

What will it take for you to get back to the housework? Notlar

0:05

Ev işlerine geri dönmen için ne gerekiyor?

Dilbilgisi

What will it take for you to...: birini harekete geçirecek koşulu sormak

What will it take for you to + fiilin yalın hâli? yapısı, dinleyicinin harekete geçmesi için hangi koşulun, yardımın, teklifin veya değişikliğin yeterli olacağını sorar. Burada take “gerektirmek” anlamındadır; it ise gereken şeyi temsil eden biçimsel öznedir. Bu soru çoğu zaman yalnızca bilgi istemekten fazlasını yapar: dinleyiciyi bir koşul belirtmeye zorlar ve konuşanın onu daha önce ikna etmeye çalıştığını ima edebilir. İş birlikçi mi yoksa sabırsız mı duyulacağını ton ve bağlam belirler.

Alıştırma

Birini harekete geçirecek koşulu soran tam kalıpla soruyu tamamlayın: ____ reconsider the proposal?

Cevabı göster

What will it take for you to

Öbek fiiller

get back to: bir etkinliğe yeniden dönmek

Bu cümlede get back to the housework, dikkati yeniden ev işlerine vermek ve bir aradan sonra tekrar yapmaya başlamak demektir. Fiziksel olarak bir yere geri dönmeyi gerektirmez. get back to + etkinlik yapısında to bir edattır. Ardından get back to work örneğindeki gibi bir isim öbeği ya da get back to studying örneğindeki gibi -ing biçimi gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümle doğal biçimde “Bütçe görüşmemize devam edelim” anlamına gelir?

  1. Let's get back to discussing the budget.
  2. Let's get the budget back to discussing.
  3. Let's get back to discuss the budget.
Cevabı göster

Let's get back to discussing the budget.

Just, you know, Ton ve niyet

0:08

Sadece, bilirsin,

Ton ve niyet

Konuşmada dolgu ifadesi olarak you know

Burada you know, dinleyicinin ne bildiğini gerçekten soran bir ifade değil, konuşmadaki bir dolgu ifadesidir. Konuşana sonraki sözlerini planlaması için kısa bir süre kazandırır ve tamamlanmamış yorumun daha az keskin duyulmasını sağlar. Dinlerken bunu ton ve konuşma akışını gösteren bir işaret olarak düşünün; asıl bilgiyi çevresindeki sözlerde arayın.

Alıştırma

Hangi cümlede you know esas olarak bir duraklamayı doldurmak ve yorumu yumuşatmak için kullanılmıştır?

  1. I know the answer because I studied it.
  2. It's, you know, a little complicated.
  3. Do you know the answer to question five?
Cevabı göster

It's, you know, a little complicated.

one foot in front of the other. Kalıp ifadeler

0:08

bir ayağını diğerinin önüne atacaksın.

Kalıp ifadeler

one foot in front of the other: adım adım ilerlemek

one foot in front of the other, kelime anlamıyla yürümenin temel hareketini anlatır: önce bir ayağını, ardından diğerini öne atmak. Bu cümle yürümekten söz ettiği için önce fiziksel anlamı düşünülmelidir. Aynı görüntü, zor bir konuda istikrarlı biçimde ilerlemek için mecazen de kullanılır. Tüm işi bir anda düşünmek yerine, yapılabilir bir sonraki adıma odaklanmak demektir.

Alıştırma

Teşvik cümlesini “her seferinde küçük bir adım atarak ilerlemek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: When the climb feels hard, just put ____ and keep moving.

Cevabı göster

one foot in front of the other

I don't think that's too much to ask. Ton ve niyet

0:10

Bence bu çok şey istemek değil.

Ton ve niyet

that's too much to ask: bir isteğin aşırı olup olmadığını değerlendirmek

That's too much to ask, bir isteğin makul olandan daha fazla zaman, çaba ya da iş birliği gerektirdiğini anlatır. Tam cümlede I don't think bu değerlendirmeyi reddeder; dolayısıyla konuşan kişi isteğin makul olduğunu söyler. Bu ifade aynı zamanda isteği savunur: Konuşan kişi onu mütevazı bir beklenti olarak sunar ve dinleyeni bunu adil kabul etmeye yönlendirir.

Alıştırma

Konuşan kişi “I don't think that's too much to ask” derken neyi kastediyor?

  1. Konuşan kişi isteğin makul olduğunu düşünüyor.
  2. Konuşan kişi istekte bulunmamaya karar verdi.
  3. Konuşan kişi isteğin fazla olduğunu düşünüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi isteğin makul olduğunu düşünüyor.

Okay.

0:12

Tamam.

See?

0:14

Gördün mü?

That looks good.

0:15

İyi görünüyor.

Boom.

0:16

Güm.

Come on. Ton ve niyet

0:16

Hadi ama.

Ton ve niyet

Come on: harekete geçmek için mecazi bir çağrı

Burada Come on. diğer kişiden kelimenin gerçek anlamıyla yaklaşmasını istemez. Onu harekete geçmeye yönlendirir ve sabırsızlık ya da hoşnutsuzluk da gösterebilir. İşlevi tona ve bağlama göre değişir. Birini acele etmeye çağırabilir, denemeye devam etmesi için cesaretlendirebilir veya bir şeyin inanılması zor olduğunu gösterebilir; burada teşvik ya da şikâyet anlamı uygundur.

Alıştırma

“Come on, we're going to be late,” cümlesinde Come on ne işlev görüyor?

  1. Birini harekete geçmeye çağırır.
  2. Resmî olarak izin verir.
  3. Birinden yaklaşmasını ister.
Cevabı göster

Birini harekete geçmeye çağırır.

Uh-uh. Ton ve niyet

0:17

Ih-ıh.

Ton ve niyet

Uh-uh: konuşmada hızlı bir “hayır”

Uh-uh; hayır, bu yanlış ya da bunu yapma anlamına gelen, tek başına tamamlanmış gayriresmî bir sözlü yanıttır. Burada az önce söylenen bir şeyi hızlıca reddeder veya düzeltir. Bunu tereddüt belirten uh ya da um dolgu sesi olarak düşünmeyin. İki parçalı sesi, tek başına kullanıldığında bile açık bir olumsuz yanıt verir.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve olumsuz yanıt uh-uh ile başlayan cümleyi seçin. İki hece arasındaki /h/ yerine kısa kesilmeye dikkat edin.

  1. Uh-huh, I think that's the right key.
  2. Um, I need a moment to check the key.
  3. Uh-uh, I don't think that's the right key.
Cevabı göster

Uh-uh, I don't think that's the right key.

Look at her arms.

0:17

Kollarına bak.

They're following her legs.

0:18

Bacaklarıyla aynı yönde hareket ediyorlar.

Really?

0:20

Gerçekten mi?

Yeah, they're meant to go the other way. Dilbilgisi

0:21

Evet, diğer yöne gitmeleri gerekirdi.

Dilbilgisi

be meant to: amaçlanan işleyiş veya beklenti

Be meant to + fiilin yalın hâli, bir şeyin tasarım, kural veya düzenleme nedeniyle belirli bir biçimde gerçekleşmesinin ya da çalışmasının beklendiğini anlatır. Bu cümledeki they're meant to go the other way, nesnelerin kendi niyetini değil, amaçlanan yönü belirtir. Bu ifade çoğu zaman olması gereken biçimin bu olduğu düşüncesini taşır; dolayısıyla mevcut durumun amaçlanandan farklı olduğunu gösterebilir. Genellikle must kadar güçlü değildir.

Alıştırma

Tasarımla belirlenen bir işlevi anlatmak için cümleyi be meant to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: This safety switch ____ stop the machine in an emergency.

Cevabı göster

is meant to

The opposite of your legs. Kalıp ifadeler

0:22

Bacaklarının tam tersi yönüne.

Kalıp ifadeler

the opposite of + isim veya yan cümle

The opposite of + bir isim, zamir veya yan cümle, “karşılaştırılan şeyden tamamen farklı olan şey, yön, özellik ya da sonuç” anlamında bir isim öbeği oluşturur. Of, karşılaştırma noktasını tanıtır. Örnek, konuşmadan alınmış kısa bir parçadır. Neyin tanımlandığı açıkça söylenmez; bunu konuşmadan anlamak gerekir.

Alıştırma

Sabit isim kalıbı the opposite of yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Her answer was the opposite mine.
  2. Her answer was the opposite with mine.
  3. Her answer was the opposite of mine.
Cevabı göster

Her answer was the opposite of mine.

Oh yeah.

0:24

Ah evet.

That's crazy.

0:25

Bu delice.

That's what I'm saying. Ton ve niyet

0:26

Ben de onu diyorum.

Ton ve niyet

That's what I'm saying: aynı noktayı kastettiğinizi doğrulamak

That's what I'm saying. “Benim anlatmak istediğim nokta tam olarak bu” anlamına gelir. Karşınızdaki kişinin ana fikrinizi az önce dile getirdiğini veya anladığını doğrular. Genellikle o anda söylediğiniz sözcüklerin kelimesi kelimesine bir açıklaması değildir. Ses tonuna bağlı olarak memnun bir onay gösterebilir ya da aynı noktayı zaten belirttiğinizi sabırsızca hatırlatabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız görüşünüzü doğru biçimde özetliyor. Hangi yanıt onun özetiyle aynı fikirde olduğunuzu doğrular?

  1. That's what I'm saying.
  2. I don't know what you're saying.
  3. That's not what I said.
Cevabı göster

That's what I'm saying.

Sheets, Oh Sheets.

0:28

Çarşaflar, ah çarşaflar.

Okay, that's not even close to her normal walk. Kalıp ifadeler

0:31

Tamam, bu onun normal yürüyüşünün yanından bile geçmiyor.

Kalıp ifadeler

not even close to: standarttan çok uzak

Not even close to, bir şeyin karşılaştırma noktasından veya standarttan çok uzak olduğunu belirtir. Bu cümlede gözlemlenen yürüyüş her normal walk ile karşılaştırılıyor ve konuşan kişi bunların fiziksel olarak uzak değil, birbirinden çok farklı olduğunu söylüyor. Even olumsuzluğu güçlendirir: sonuç, makul olarak yakın denebilecek bir düzeye bile ulaşmaz.

Alıştırma

'The estimate isn't even close to the actual cost' ne anlama gelir?

  1. Tahmin fiziksel olarak gerçek maliyetin yanında bulunmaktadır.
  2. Tahmin neredeyse tamamen doğrudur.
  3. Tahmin, gerçek maliyetten çok uzaktır.
Cevabı göster

Tahmin, gerçek maliyetten çok uzaktır.

Well, hang on. Öbek fiiller

0:34

Şey, bekle biraz.

Öbek fiiller

hang on: birinden beklemesini istemek

Burada hang on, «bir dakika bekle» anlamına gelir. Konuşan kişi devam etmeden önce düşünmek, bir şeyi kontrol etmek veya az önce söyleneni sorgulamak için konuşmayı duraklatır. Bu, öznesi örtük olarak you olan bir emir ifadesidir. Bu kullanımda sıkıca tutunmaya yönelik gerçek anlamlı bir talimat değildir.

Alıştırma

'Hang on, I need to check the address' cümlesinde konuşan kişi ne yapıyor?

  1. Dinleyiciye bir nesneyi sıkıca tutmasını söylemek.
  2. Dinleyiciden kısa süre beklemesini istemek.
  3. Dinleyiciyi hemen devam etmeye davet etmek.
Cevabı göster

Dinleyiciden kısa süre beklemesini istemek.

Hang on.

0:34

Bekle biraz.

Here we go. Anlatım akışı

0:35

Başlıyoruz.

Anlatım akışı

Here we go: sıradaki eylemin başladığını bildirmek

Here we go, bir eylemin, denemenin veya sonraki aşamanın başlamak üzere olduğunu bildiren sözlü bir işarettir. Dinleyicinin dikkatini hazırlıktan sonra olacaklara yöneltir. Buradaki here belirli bir yeri göstermek zorunda değildir; go da gerçek anlamda bir yere gitmek demek değildir. İfadenin tamamını “sıradaki bölüm şimdi başlıyor” anlamında bir geçiş işareti olarak düşünün.

Alıştırma

Hangi cümlede Here we go bir etkinliğin başladığını bildirmek için kullanılmıştır?

  1. Here we go—let's begin the first round.
  2. There we go—the screen is working again.
  3. We began the first round yesterday.
Cevabı göster

Here we go—let's begin the first round.

Feet okay?

0:37

Ayaklar tamam mı?

Arms okay?

0:38

Kollar tamam mı?

I think we're good. Ton ve niyet

0:39

Sanırım hazırız.

Ton ve niyet

I think we're good: mevcut durumun yeterli olduğunu doğrulamak

Bu cümlede we're good, mevcut durumun uygun olduğu anlamına gelir: gereklilikler karşılanmıştır, hazırlık tamamlanmıştır veya yapılacak başka bir şey kalmamıştır. İnsanların ahlaken iyi olduğu yönünde bir değerlendirme değildir. I think sonucu biraz yumuşatır ve konuşmacının daha az kesin görünmesini sağlar: görebildiği kadarıyla bu yeterlidir. Hazır, yeterli, çözülmüş veya artık yardıma ihtiyaç yok gibi kesin pratik anlamı bağlam belirler.

Alıştırma

Tüm ekipmanın hazır olduğunu kontrol ettikten sonra hangi yanıt, başka bir hazırlığa gerek olmadığını doğal biçimde ifade eder?

  1. I think the equipment looks expensive.
  2. I think we still need to test everything.
  3. I think we're good; everything is ready.
Cevabı göster

I think we're good; everything is ready.

Uh eh

0:40

Ih eh

Backwards.

0:41

Geri geri.

And there it is. Anlatım akışı

0:42

İşte oldu.

Anlatım akışı

And there it is. — yeni ortaya çıkan sonucu gösterme

And there it is. dikkati az önce ortaya çıkan veya netleşen bir sonuca, kanıta ya da önemli ayrıntıya yöneltir. Buradaki there esas olarak fiziksel bir konum bildirmez; tüm cümle yaklaşık olarak “Beklediğimiz şeyi artık görebilirsiniz” anlamına gelir. And, cümleyi hemen önceki sürece bağlar. Bu ifade o süreci kapatıp sonucunu sunar ve bilgiyi “sonuçtan önce” ile “işte sonuç” şeklinde iki aşamaya ayırır.

Alıştırma

Bir gösterimden sonra kullanılan “And there it is.” ifadesinin işlevini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Dinleyenlerin dikkatini az önce ortaya çıkan sonuca yöneltir.
  2. Yalnızca bir nesnenin kalıcı fiziksel konumunu bildirir.
  3. Sonucun muhtemelen hiçbir zaman ortaya çıkmayacağını söyler.
Cevabı göster

Dinleyenlerin dikkatini az önce ortaya çıkan sonuca yöneltir.

This is hard.

0:44

Bu zormuş.

I'll even settle for the same crazy walk from there to there. Öbek fiiller

0:45

Oradan buraya aynı çılgın yürüyüşle gelmelerine bile razı olurdum.

Öbek fiiller

even settle for — daha az ideal bir seçeneği kabul etmek

Settle for something, daha iyi seçenek bulunmadığı veya elde edilmesi çok zor olduğu için istediğinizden daha kötü bir seçeneği kabul etmek anlamına gelir. “İdeal değil ama kabul edeceğim” tutumunu taşır. Even bu tavizi güçlendirir. Bu cümlede konuşan kişi standardını o kadar düşürmüştür ki artık aynı çılgın yürüyüş bile yeterli olacaktır.

Alıştırma

Cümleyi “daha az ideal bir seçeneği kabul etmek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I wanted a large office, but I'll even ____ a small one.

Cevabı göster

settle for

But look.

0:48

Ama bak.

One,

0:49

Bir,

two,

0:51

iki,

three different walks in three meters.

0:52

üç metrede üç farklı yürüyüş.

Why do they do it?

0:54

Bunu neden yapıyorlar?

'Cause they're nuts. Kelime

0:56

Çünkü deliler.

Kelime

nuts: günlük dilde “çılgın” veya “saçma”

Burada nuts, “çılgın, mantıksız veya saçma” anlamına gelen gayriresmî bir sıfattır. they're nuts ifadesinde, insanların davranışlarını ya da düşüncelerini yargılayarak onları niteler; yiyecek olan kuruyemişlerden söz etmez. Bu kullanım çoğu zaman gerçek bir ruhsal hastalık iddiası değil, abartıdır. Konuşmacı, bu kişilerin yaptıklarının hiç mantıklı olmadığını düşünür.

Alıştırma

Hangi cümlede nuts “çılgın veya çok mantıksız” anlamına gelir?

  1. The squirrels hid nuts under the tree.
  2. They must be nuts to camp outside in this storm.
  3. She added chopped nuts to the cake.
Cevabı göster

They must be nuts to camp outside in this storm.

Row, row, row your boat gently down the stream. Kültür

0:57

Çek, çek, çek kürekleri yavaşça dereden aşağı.

Kültür

Row, row, row your boat...: çocuk şarkısından alıntı

Bu cümlenin tamamı, iyi bilinen İngilizce çocuk şarkısı Row, Row, Row Your Boat'ın başlangıcıdır. Tekrarlanan sözcükler ve hafif ritim, bunun yalnızca tekneyi hareket ettirme talimatı değil, bir şarkı alıntısı olduğunu belli eder. Gerçekte kimsenin kürek çekmediği bir sahnede kullanıldığında konuşmacı, hareketi komik göstermek için şarkının ezgili ritmini ödünç alır. Bu alıntı, gerçek bir tekne ya da derenin mutlaka bulunduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

İnsanlar mobilya taşırken biri bu cümleyi alıntılarsa en olası amacı nedir?

  1. Mobilyaların bir dereden aşağı taşındığını kanıtlar.
  2. Gerçek bir teknenin kullanımıyla ilgili resmî talimat verir.
  3. Bilinen bir çocuk şarkısını ve ritmini şakacı biçimde ödünç alır.
Cevabı göster

Bilinen bir çocuk şarkısını ve ritmini şakacı biçimde ödünç alır.

That's not even a walk.

1:01

Bu yürümek bile değil.

I'm making a cuppa. Kelime

1:03

Ben bir çay koyacağım.

Kelime

cuppa: “bir fincan çay” için günlük bir ifade

Cuppa, özellikle Britanya İngilizcesinde genellikle bir fincan çay anlamına gelen günlük bir isimdir. Bu cümlede making a cuppa, fincanın kendisini üretmek değil, çay hazırlamak anlamına gelir. Bu sözcük günlük konuşmadaki cup of ifadesinden doğmuştur, ancak artık a cuppa biçiminde tek başına bir isim olarak kullanılır. Bağlama göre bazen başka bir sıcak içeceği belirtebilir, fakat içecek adı verilmediğinde genellikle çay anlamına gelir.

Alıştırma

Günlük Britanya İngilizcesinde “I'm making a cuppa” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. I'm preparing a cup of tea.
  2. I'm washing an empty cup.
  3. I'm manufacturing a drinking cup.
Cevabı göster

I'm preparing a cup of tea.

We're gonna be here a while. Kalıp ifadeler

1:04

Uzun süre buradayız anlaşılan.

Kalıp ifadeler

be here a while: bir süre daha kalmayı beklemek

Vurgulanan sözcükler, ardından gelen while ile birleşerek be here a while tam ifadesini oluşturur; bu ifade bir süre bu yerde kalmak anlamına gelir. Burada konuşan kişi, yakında ayrılmayacaklarını veya işlerinin yakında bitmeyeceğini öngörür. A while kesin bir süre belirtmez. Bu yapıda çoğu zaman bekleyişin veya işin umulandan uzun sürebileceğini belirten hafif bir kabullenme ya da mizah tonu ekler.

Alıştırma

Sıra yirmi dakikadır ilerlemedi. Hangi cümle bekleyişin süreceğini doğal biçimde öngörür?

  1. We're going to be here a while.
  2. We'll be there in a while.
  3. We were here a while ago.
Cevabı göster

We're going to be here a while.

Boom.

1:07

Güm.

Boom.

1:08

Güm.

Boom.

1:10

Güm.

Boom.

1:11

Güm.

Elephant.

1:14

Fil.

Boom.

1:15

Güm.

Boom.

1:17

Güm.

Boom.

1:19

Güm.

Kangaroo.

1:20

Kanguru.

What did I miss? Ton ve niyet

1:21

Neyi kaçırdım?

Ton ve niyet

Güncel durumu sormak için What did I miss?

Bu soruda miss, kişi orada olmadığı veya dikkat etmediği için bir şeyi görmemiş, duymamış ya da ona katılmamış olmak anlamına gelir. Konuşan kişi o arada neler olduğunu sorar. What did I miss?, başkalarından kendisini kısaca bilgilendirmelerini istemenin özlü bir yoludur. “Ben ne hata yaptım?” anlamına gelmez.

Alıştırma

Birkaç dakikalığına ayrıldığınız toplantıya geri dönüyorsunuz. Kısa bir güncelleme istemek için en doğal soru hangisidir?

  1. What did I lose?
  2. What did I get wrong?
  3. What did I miss?
Cevabı göster

What did I miss?

Chicken.

1:23

Tavuk.

Working our way through the animal kingdom. Kalıp ifadeler

1:24

Hayvanlar aleminde sırayla ilerliyoruz.

Kalıp ifadeler

Working our way through: adım adım ilerlemek

Work one's way through something, bir şeyin bölümlerini sırayla ele alarak yavaş yavaş ilerlemek anlamına gelir. Burada work yalnızca “bir işte çalışmak” anlamında değildir. way sözcüğünden önceki iyelik sözcüğü özneyle uyumlu olmalıdır: I work my way, she works her way ve we work our way. Burada Working our way through, hayvanlar âlemini adım adım incelenen büyük bir bütün olarak sunar. Örnek, konuşma dilinde kullanılan ve We're kısmının anlaşıldığı eksiltili bir ifadedir: We're working our way through the animal kingdom.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin doğru biçimiyle tamamlayın: We are ____ the applications one by one.

Cevabı göster

working our way through

That's an emu.

1:26

O bir emu.

Yeah.

1:28

Evet.

Maybe an ostrich?

1:29

Belki devekuşudur?

Or a big duck?

1:30

Veya kocaman bir ördek?

And that's some sort of uh uhm... Kalıp ifadeler

1:32

Ve o da bir tür, ıı, ıım...

Kalıp ifadeler

some sort of: belirsiz bir kategori belirtmek

Some sort of, konuşanın kesin kategoriyi belirtmeden “bir tür” demesini sağlar. Normalde some sort of tool örneğindeki gibi ardından bir isim gelir. Burada konuşan of dedikten sonra isim öbeğini tamamlamak yerine uh uhm diyerek duraksıyor. Bu yarım kalan son, nesnenin ne olduğuna hâlâ karar vermeye çalıştığını ve emin olmadığını gösterir.

Alıştırma

Tanımadığınız bir alet görüyorsunuz ve tam adını bilmiyorsunuz. Hangi cümlede some sort of doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. It looks like some sort measuring device.
  2. It looks like some sorts of a measuring device.
  3. It looks like some sort of measuring device.
Cevabı göster

It looks like some sort of measuring device.

Donkey.

1:36

Eşek.

Some of these look really hard to do. Dilbilgisi

1:37

Bunların bazılarının yapılması gerçekten çok zor görünüyor.

Dilbilgisi

look really hard to do: look + sıfat + to'lu mastar

Look + sıfat + to'lu mastar, gözlemlenebilen şeylere dayanarak bir eylemin nasıl göründüğünü anlatır. Look really hard to do içinde hard zorluğu belirtir, really bu anlamı güçlendirir, to do ise değerlendirilen eylemi gösterir. Look fiilinin öznesi, değerlendirilen şey veya etkinliktir. Burada some of these, birinin yapacağı şeyleri gösterir; dolayısıyla cümle bunlardan bazılarını yapmanın çok zor göründüğü anlamına gelir. Look doğrulanmış bir gerçeği değil, bir izlenimi sunar.

Alıştırma

hard ve solve fiilini kullanarak cümleyi look + sıfat + to'lu mastar yapısıyla tamamlayın: From the diagram, this puzzle looks ____.

Cevabı göster

hard to solve

I know.

1:39

Biliyorum.

Don't they get tired? Ton ve niyet

1:40

Yorulmuyorlar mı?

Ton ve niyet

Don't they get tired?: olumsuz soruda şaşkınlık

Don't they get tired? olumsuz bir evet-hayır sorusudur. Burada konuşan kişi tamamen tarafsız bir şekilde bilgi istemez; onların büyük olasılıkla yorulduğunu düşünür ve olanlara şaşırır. Don't they + fiilin yalın hâli...? biçimindeki olumsuz soru, gerçek durum bir beklentiyle çelişiyor gibi göründüğünde onay istemek için kullanılabilir. Tonlamaya bağlı olarak gerçek bir soru ya da neredeyse bir ünlem gibi duyulabilir.

Alıştırma

Kar fırtınasında dışarıda tişörtle duran insanlar görüyorsunuz. Üşümüyor gibi görünmelerine duyulan şaşkınlığı en iyi hangi soru ifade eder?

  1. Don't they ever get cold?
  2. They never get cold.
  3. Do they get cold?
Cevabı göster

Don't they ever get cold?

Whoa.

1:46

Vay canına.

We have a winner. Kalıp ifadeler

1:46

Kazananımız belli oldu.

Kalıp ifadeler

We have a winner.: kazananı gerçek ya da şakacı biçimde ilan etme

We have a winner. gerçek anlamıyla bir yarışma veya seçim sonucunda kazananın belirlendiğini duyurur. Günlük konuşmada bir seçenek açıkça öne çıktığında da bu duyuru kalıbı kullanılır. Genellikle şakacı veya dramatik bir tonu vardır ve neyin kazanmış sayıldığı bağlama bağlıdır: seçenek en iyi, en tuhaf, en kötü ya da yalnızca ölçüte en uygun olan olabilir.

Alıştırma

Bir ekip üç logo tasarımını karşılaştırıyor. Hangi cümle We have a winner. ifadesini şakacı ve gerçek anlamının dışında doğal biçimde kullanır?

  1. The blue logo is clear, memorable, and everyone's favorite. We have a winner.
  2. We have a winner, so the blue logo must be a person.
  3. We have a winner because the blue logo entered the office.
Cevabı göster

The blue logo is clear, memorable, and everyone's favorite. We have a winner.

Holy dooley. Kelime

1:47

Vay anasını.

Kelime

Avustralya İngilizcesinde şaşkınlık ünlemi olarak “Holy dooley.”

Holy dooley, Avustralya İngilizcesiyle ilişkilendirilen samimi bir ünlemdir. Bu cümlede Wow! veya Oh my goodness! gibi güçlü bir şaşkınlık ya da hayranlık ifade eder. İfadeyi kelimesi kelimesine bir betimleme olarak değil, bütünüyle duygusal bir tepki olarak anlayın. Buradaki Dooley bir kişiye veya nesneye gönderme yapmaz.

Alıştırma

Hangi durumda Holy dooley demek en doğaldır?

  1. Beklenenden çok daha büyük bir dalgaya samimi biçimde tepki vermek
  2. Resmî bir güvenlik raporunun son cümlesini yazmak
  3. Alışveriş listesindeki sıradan bir nesnenin adını söylemek
Cevabı göster

Beklenenden çok daha büyük bir dalgaya samimi biçimde tepki vermek

That's impressive.

1:49

Bu çok etkileyici.

How do you even do that? Ton ve niyet

1:50

Bunu nasıl yapabiliyorsun ki?

Ton ve niyet

“How do you even do that?”: even ile inanamama vurgusu

Bu how sorusunda even, eylemin çok zor, şaşırtıcı veya neredeyse imkânsız göründüğü fikrini güçlendirir. Yöntemi sormanın temel anlamına “Bu nasıl mümkün olabilir?” duygusunu ekler. Bağlama ve ses tonuna göre konuşan kişi gerçekten bir açıklama isteyebilir; ancak soru esas olarak hayranlık, şaşkınlık, kafa karışıklığı veya şüphe de ifade edebilir.

Alıştırma

“How do you even do that?” cümlesinde even ne ekler?

  1. Konuşan kişi eylemin nasıl yapıldığını zaten tam olarak bilir.
  2. Eylemi hayal etmek zor görünür ve konuşan kişi şaşkınlık ya da inanamama ifade eder.
  3. Konuşan kişi yalnızca ilk adımı nötr bir biçimde sorar.
Cevabı göster

Eylemi hayal etmek zor görünür ve konuşan kişi şaşkınlık ya da inanamama ifade eder.

You have to like have your feet out like a duck. Notlar

1:52

Ayaklarını ördek gibi dışarı doğru açman lazım.

Kelime

İlk like: konuşma dolgu sözcüğü

İlk like, konuşmada kullanılan bir dolgu sözcüğüdür; “hoşlanmak” anlamındaki fiil ya da karşılaştırma sözcüğü değildir. Ana fiil have'den önce cümlenin içine eklenmiştir ve temel yönergeyi değiştirmeden çıkarılabilir. Doğal ve hazırlıksız konuşmada dolgu olarak kullanılan like, konuşmacıya ne söyleyeceğini planlamak için zaman kazandırabilir veya ifadeyi daha az kesin gösterebilir. Daha sonra gelen like a duck içindeki like ise farklı bir görev üstlenir ve karşılaştırma başlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede like konuşma dolgu sözcüğü olarak kullanılmıştır?

  1. I like this song.
  2. I, like, forgot where I parked.
  3. She swims like a fish.
Cevabı göster

I, like, forgot where I parked.

Dilbilgisi

have your feet out: have + nesne + konum

Have your feet out ifadesinde have, have + nesne + konum ya da durum tümleci kalıbını izler. Your feet isim öbeği nesnedir, out ise konum tümlecidir; bu bağlamda ayakların dışa dönük olduğunu belirtir. Burada have “sahip olmak” anlamına gelmez. Bir vücut bölümünü gerekli konuma getirmeyi veya o konumda tutmayı bildirir. Aynı kalıp have your arms up ve have your knees together ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Hangi cümle bir duruşu anlatmak için have + nesne + konum yapısını doğru kullanır?

  1. For the photo, have at your sides your hands.
  2. For the photo, have your hands to at your sides.
  3. For the photo, have your hands at your sides.
Cevabı göster

For the photo, have your hands at your sides.

Ow.

1:55

Ah.

But then pop them in. Öbek fiiller

1:56

Sonra da içeri doğru çekmen lazım.

Öbek fiiller

pop them in: hızlı ve samimi bir yerleştirme yönergesi

Bu cümlede pop them in, “onları hızlı ve kolay bir şekilde içeri koymak veya içeri doğru hareket ettirmek” anlamına gelir. Buradaki pop, kısa ve hafif bir hareketi anlatır; herhangi bir şeyin patladığı anlamına gelmez. them bir nesne zamiri olduğu için pop ile in arasına gelir: pop them in. “İçeri”nin tam olarak nereyi anlattığını bağlam belirler; bu bir kap, alan veya içe dönük bir konum olabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınıza birkaç boncuk veriyorsunuz ve boncukları kavanoza koymasını hızlı ve samimi bir şekilde söylemek istiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?

  1. Just pop in them the jar.
  2. Just put the jar beside them.
  3. Just pop them in the jar.
Cevabı göster

Just pop them in the jar.

While spinning. Dilbilgisi

1:57

Etrafında dönerken.

Dilbilgisi

While spinning: kısaltılmış while + -ing yapısı

While spinning, “kişi dönerken” anlamına gelir ve dönme eylemini başka bir eylemle aynı anda gerçekleşiyormuş gibi sunar. Bu, kısaltılmış bir yan cümledir: while you are spinning gibi tam bir biçimde özne ve be fiilinin biçimi çıkarılmıştır. Normalde spinning eylemini gerçekleştirdiği anlaşılan kişi, ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır. While spinning. kısa bir sözlü parça olarak önceki yönergeye eş zamanlılık koşulu ekleyebilir; tam bir cümlede ise genellikle bir ana cümleye bağlanır.

Alıştırma

Aynı kişinin iki eylemi de yaptığını göstermek için while + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. While walking home, the rain soaked my jacket.
  2. While walking home, I called my sister.
  3. While I walking home, I called my sister.
Cevabı göster

While walking home, I called my sister.

Oh yeah, while spinning.

1:59

Ah evet, etrafında dönerken.

Ow.

2:00

Ah.

My groin.

2:01

Kasığım.