SİYASET TEORİSİ - Adam Smith: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
1.030 kelime 170 kel/dk

Video Özeti: Adam Smith uzmanlaşma, tüketim, statü ve eğitilmiş talebi daha insani piyasalar arayışıyla ilişkilendirir. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. "would become hugely richer the more specialized their workforces became." — Dilbilgisi ve Cümle Kalıpları: sonucu önce veren orantılı karşılaştırmayı tanıyın ve iki değişimi ilişkilendirin. 2. "That said," — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: tüketimi savunmaktan çekincelere ve reforma geçmek için kısa bir ödün ifadesi kullanın. 3. "hinges on" — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: “kritik biçimde bağlıdır” anlamını kavrayın ve sonucu belirleyen koşulu belirtin.

Bu derste

Adam Smith is our guide to perhaps the most pressing dilemma of our time, Kalıp ifadeler

0:09

Adam Smith, belki de çağımızın en acil ikilemini çözmede rehberimizdir:

how to make a capitalistic economy more humane and more meaningful. Dilbilgisi

0:13

kapitalist bir ekonominin nasıl daha insani ve daha anlamlı hale getirilebileceği.

Kalıp ifadeler

perhaps the most pressing dilemma of our time: çağımızın en acil ikilemi

Bu cümlede perhaps the most pressing dilemma of our time, ardından gelen soruyu günümüz insanlarının karşılaştığı özellikle acil ve zor bir seçim olarak çerçeveler. Pressing burada fiziksel olarak ‘bastıran’ değil, ‘hemen ilgilenilmesi gereken’ anlamındadır. Perhaps, en üstünlük bildiren ifadeyi yumuşatır; böylece konuşmacı bunun kesinlikle tek ve en acil ikilem olduğunu iddia etmez. Dilemma, genel bir problemden daha özeldir: aynı anda karşılanması zor olan seçenekleri veya çatışan hedefleri içerir. Buradaki gerilim, kapitalist ekonominin başarısını korumakla onu daha insancıl ve anlamlı hâle getirmek arasındadır. Resmî yorumlarda perhaps + the most pressing dilemma of our time büyük bir meseleyi gündeme getirebilir.

Alıştırma

Hangi ifade zor bir seçimi günümüz açısından özellikle acil ve önemli bir mesele olarak en iyi biçimde çerçeveler?

  1. the easiest decision of our time
  2. perhaps the most popular subject of our time
  3. perhaps the most pressing dilemma of our time
Cevabı göster

perhaps the most pressing dilemma of our time

Dilbilgisi

make + nesne + more humane and more meaningful

Burada make ettirgen anlamdadır: make + nesne + sıfat, nesnenin belirtilen niteliğe sahip olmasını veya o duruma gelmesini sağlamak demektir. A capitalistic economy nesnedir; more humane ve more meaningful ise amaçlanan sonucu anlatan sıfat tamamlayıcılarıdır. Bu yapıda make, üretmek anlamına gelmez. İki karşılaştırmalı sıfat öbeği and ile bağlanmıştır; bu nedenle ikisi de economy sözcüğünü niteler. Nesne tamamlayıcısı olarak sıfat kullanılır: make the process simpler doğrudur, make the process simply değildir.

Alıştırma

make + nesne + sıfat yapısını kullanın; the app, easier ve safer ifadelerini bu sırayla ekleyin ve başka sözcük kullanmayın: The redesign will ____.

Cevabı göster

make the app easier and safer

He was born in Scotland in Kirkcaldy,

0:18

İskoçya'nın Kirkcaldy kentinde,

a small manufacturing town near Edinburgh in 1723.

0:20

1723 yılında Edinburgh yakınlarındaki bu küçük üretim kasabasında doğdu.

He was a hard-working student and very close to his mother.

0:24

Çalışkan bir öğrenciydi ve annesine çok bağlıydı.

He then became an academic philosopher,

0:27

Daha sonra akademik bir filozof oldu,

wrote a major book about the importance of sympathy

0:29

sempatinin önemi üzerine önemli bir kitap yazdı

and lectured on logic and aesthetics.

0:31

ve mantık ile estetik üzerine dersler verdi.

He was also one of the greatest thinkers in the history of economics,

0:33

O aynı zamanda ekonomi tarihindeki en büyük düşünürlerden biriydi,

in part because his concerns went far beyond the economic. Kalıp ifadeler

0:37

kısmen de endişelerinin ekonominin çok ötesine geçmesi nedeniyle.

Kalıp ifadeler

went far beyond the economic: ekonomik alanın çok ötesine geçmek

went far beyond X, bir şeyin X'in sınırlarını veya kapsamını büyük ölçüde aştığını belirtir. far, beyond ifadesini güçlendirerek sınırın çok ilerisine geçildiğini gösterir. Bu cümlede onun kaygıları yalnızca ekonomik konularla sınırlı değildi. the economic, economic sıfatının the sonrasında soyut bir ad öbeği olarak kullanılmasıdır. Ekonomik boyut veya alan anlamına gelir; belirli bir ekonomiyi ya da akademik disiplin olan economics'i ifade etmez.

Alıştırma

Hangi cümle komitenin kaygılarının yalnızca ekonomik konuları değil, birçok alanı kapsadığını ifade eder?

  1. The committee's concerns are about the economy alone.
  2. The committee's concerns go far beyond the economic.
  3. The committee's concerns focus on the study of economics.
Cevabı göster

The committee's concerns go far beyond the economic.

He wanted to understand the money system

0:41

Para sistemini anlamak istiyordu

because his underlying ambition was to make nations and people happier.

0:43

çünkü temel tutkusu ulusları ve insanları daha mutlu etmekti.

Smith remains an invaluable guide to four ideas.

0:47

Smith, dört ana fikir konusunda paha biçilmez bir rehber olmaya devam ediyor.

When one considers the modern world of work,

0:52

Modern çalışma dünyası düşünüldüğünde,

two facts stand out. Öbek fiiller

0:54

iki gerçek öne çıkar.

Öbek fiiller

two facts stand out: önemli gözlemleri öne çıkarmak

two facts stand out ifadesinde stand out, iki olgunun diğerlerine kıyasla özellikle fark edilir veya önemli olması demektir. Olguların kelimenin gerçek anlamıyla bir yerde ayakta durduğunu anlatmaz. Bu cümlecik anlatımı da düzenler: dinleyiciye iki gözlemin özel dikkat gerektirdiğini bildirir ve bu olguların birazdan belirtilmesine zemin hazırlar.

Alıştırma

Özellikle fark edilir veya önemli olmak anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile cümleyi tamamlayın: After reviewing all the survey results, two findings ____.

Cevabı göster

stand out

Modern economies produce unprecedented amounts of wealth

0:55

Modern ekonomiler eşi benzeri görülmemiş miktarda zenginlik üretir

and many ordinary people find work rather boring Dilbilgisi

0:58

ve birçok sıradan insan işi oldukça sıkıcı

and, a key complaint, meaningless.

1:01

ve -temel bir şikayet olarak- anlamsız bulur.

Dilbilgisi

find + nesne + sıfat yapısı: find work rather boring

find work rather boring ifadesinde find, “bulup elde etmek” değil, “bir şeyi belirli bir şekilde değerlendirmek veya deneyimlemek” anlamındadır. Yapı find + nesne + sıfat şeklindedir: work nesnedir; boring ise insanların işi nasıl deneyimlediğini anlatan nesne tamamlayıcısıdır. Rather, boring sözcüğünü niteler. Burada “oldukça” veya “biraz” anlamına gelir; olumsuz değerlendirmeyi ölçülü gösterirken yine de açıkça olumsuz bırakır.

Alıştırma

Hangi cümle bir görüş belirtmek için find + nesne + sıfat yapısını kullanıyor?

  1. I searched for a long meeting.
  2. I find long meetings rather tiring.
  3. I found a rather tiring meeting in the schedule.
Cevabı göster

I find long meetings rather tiring.

The two phenomena are in fact intimately related,

1:04

Bu iki olgu aslında birbiriyle yakından ilişkilidir,

as Adam Smith was the first to understand

1:07

nitekim Adam Smith bunu ilk anlayan kişiydi

through his theory of specialization.

1:09

uzmanlaşma teorisi sayesinde.

He observed that in modern businesses,

1:12

Modern işletmelerde şunu gözlemledi:

tasks formerly done by one person in a single day

1:14

eskiden bir kişinin tek bir günde yaptığı işler,

could far more profitably be split into many tasks Dilbilgisi

1:17

çok daha kârlı bir şekilde birçok göreve bölünebilir

carried out by multiple people over whole careers.

1:20

ve birden fazla kişi tarafından tüm kariyerleri boyunca yürütülebilirdi.

Dilbilgisi

be split into many tasks carried out by multiple people: edilgen yapı ve kısaltılmış ilgi tümcesi

Be split into edilgen bir fiil öbeğidir: bir şey birçok göreve bölünebilir. Bölünen şey cümlenin önceki öznesi olduğu için vurgulanan sözcüklerde tekrar edilmez. Carried out by multiple people, tasks sözcüğünü niteleyen kısaltılmış edilgen bir ilgi tümcesidir. tasks that are carried out by multiple people anlamına gelir. Carried out yeni bir ana fiil değildir; çekimli fiil öbeği could ... be split şeklindedir.

Alıştırma

Cümlede carried out by multiple people ifadesinin görevi nedir?

  1. people sözcüğünü niteler ve bu kişilerin dışarı götürüldüğünü belirtir.
  2. Cümlenin öznesinin daha sonra ne yaptığını anlatan ikinci bir ana fiildir.
  3. tasks sözcüğünü niteler ve görevlerin birden fazla kişi tarafından yapıldığını belirtir.
Cevabı göster

tasks sözcüğünü niteler ve görevlerin birden fazla kişi tarafından yapıldığını belirtir.

Smith hailed this as a momentous development.

1:23

Smith bunu çok önemli bir gelişme olarak selamladı.

He predicted that national economies would become hugely richer Dilbilgisi

1:25

Ulusal ekonomilerin çok daha zenginleşeceğini öngördü

the more specialized their workforces became.

1:28

işgüçleri ne kadar uzmanlaşırsa.

Dilbilgisi

the more specialized their workforces became: sonucun önce verildiği orantılı karşılaştırma

Bu cümlede önce sonuç verilir: ulusal ekonomilerin çok daha zenginleşeceği öngörülür. Ardından gelen the more specialized their workforces became yan cümlesi, bu sonucun orantılı olarak nasıl değiştiğini gösterir: iş gücünün uzmanlaşma derecesi arttıkça zenginlik de artar. Bu, karşılaştırmalı bağıntı yapısının sonucu öne alan biçimidir. The more, daha fazla sayıda uzman çalışan anlamına gelmez. More, specialized sözcüğünün derecesini değiştirir; yani daha yüksek derecede uzmanlaşmış demektir. Daha bilinen sıralama The more specialized their workforces became, the richer national economies would become. biçimindedir.

Alıştırma

Vurgulanan yan cümle, cümlede nasıl bir ilişki ifade ediyor?

  1. Ulusal ekonomilerin daha fazla sayıda uzman çalışan istihdam edeceği öngörülmektedir.
  2. İş gücü ancak ulusal ekonomiler zenginleştikten sonra uzmanlaşır.
  3. İş gücünün uzmanlaşma derecesi arttıkça ulusal ekonomilerin daha zenginleşeceği öngörülmektedir.
Cevabı göster

İş gücünün uzmanlaşma derecesi arttıkça ulusal ekonomilerin daha zenginleşeceği öngörülmektedir.

One sign our world is now so rich,

1:31

Dünyamızın şu an bu kadar zengin olmasının bir işareti,

Smith could tell us,

1:33

Smith'in de söyleyebileceği gibi,

is that every time we meet a stranger

1:34

bir partide bir yabancıyla her karşılaştığımızda

at a party we're unlikely to understand what they do.

1:35

ne iş yaptıklarını anlama ihtimalimizin düşük olmasıdır.

The mania for incomprehensible job titles like Kelime

1:38

Şunun gibi anlaşılmaz iş unvanlarına duyulan çılgınlık:

logistics supply manager,

1:41

lojistik tedarik yöneticisi,

packaging coordinator,

1:42

paketleme koordinatörü,

or communications and learning officer

1:43

veya iletişim ve öğrenim sorumlusu,

prove the economic logic of Smith's insight.

1:45

Smith'in öngörüsünün ekonomik mantığını kanıtlamaktadır.

Kelime

The mania for incomprehensible job titles: mania for ifadesinin eleştirel gücü

Mania for + isim, bir şeye karşı olağan dışı derecede yoğun bir ilgi veya çılgınlığı anlatır. Burada karmaşık iş unvanlarına duyulan ilgiyi aşırı bir heves olarak gösterir. Buradaki mania mecazidir, tıbbi bir tanı değildir. Interest gibi tarafsız bir sözcükle karşılaştırıldığında eleştiri ve abartı katar. Vurgulanan isim öbeğinin tamamı, yazarın eleştirdiği toplumsal eğilimi adlandırır.

Alıştırma

Hangi cümlede mania for, örnektekiyle aynı mecazi ve eleştirel anlamda kullanılmıştır?

  1. Her interest in marine biology began at school.
  2. The editor criticized the mania for giving every simple task an impressive new name.
  3. The doctor discussed mania as a possible symptom.
Cevabı göster

The editor criticized the mania for giving every simple task an impressive new name.

But there is one special problem with specialization,

1:48

Ancak uzmanlaşmanın özel bir sorunu vardır:

meaning.

1:51

anlam.

When businesses are small and their processes contained,

1:52

İşletmeler küçük olduğunda ve süreçleri sınırlı kaldığında,

a sense of helping others is readily available.

1:55

başkalarına yardım etme hissi kolayca bulunur.

But when everything is industrialised, one ends up as a tiny cog in a gigantic machine Deyimler

1:58

Ancak her şey endüstrileştiğinde, insan devasa bir makinede küçük bir dişli haline gelir

whose overall logic is liable to be absent from the minds of people lower down in the organization. Kelime

2:02

ki bu makinenin genel mantığı, organizasyonun alt kademelerindeki insanların zihninde genellikle bulunmaz.

Deyimler

devasa bir makinedeki küçük bir dişli

Bu ifade, bir kişiyi devasa bir sistemin içindeki küçük bir dişliye benzetir. Bu cümlede kişinin rolünün dar ve kolayca değiştirilebilir olduğunu, organizasyonun ise kişinin bütünü görmesine veya etkilemesine izin vermeyecek kadar büyük olduğunu anlatır. Makine metaforu, dikkati bireysel muhakemeden sistemin işleyişine kaydırır: herkes sınırlı bir görevi yapar, ancak genel amaç organizasyonun alt kademelerindekiler için görünmez kalabilir.

Alıştırma

Cümlede a tiny cog in a gigantic machine, çalışan hakkında neyi ima eder?

  1. Çalışan gerçek anlamda makine tamir eder.
  2. Çalışanın rolü sınırlıdır ve tüm sistemi anlamıyor veya kontrol edemiyor olabilir.
  3. Çalışan tüm organizasyonu tasarlayıp kontrol eder.
Cevabı göster

Çalışanın rolü sınırlıdır ve tüm sistemi anlamıyor veya kontrol edemiyor olabilir.

Kelime

bulunmama ihtimali yüksektir

Burada be liable to, ‘gerçekleşmesi muhtemel olmak’ anlamına gelir ve olası bir sonucu bildirir. Kalıp be liable to + fiilin yalın hâlidir; bu nedenle is liable to be absent ifadesinde to’dan sonra be gelir ve absent, doğru olma ihtimali yüksek durumu açıklar. Bu olasılık anlamı özellikle muhtemel sorunlar veya istenmeyen sonuçlar için yaygındır. Burada ‘yasal olarak sorumlu olmak’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Özellikle istenmeyen bir sonuç için ‘olması muhtemeldir’ anlamına gelen resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: Without regular backups, important data ____ lost.

Cevabı göster

is liable to be

Kelime

lower down in the organization: konum değil, hiyerarşi

Lower down in the organization, iş yeri hiyerarşisinde daha az güce veya daha düşük kıdeme sahip bir düzeyde olmak demektir. Buradaki down; rütbeyi, karar verme yetkisini ve genel tabloya erişimi anlatır, fiziksel konumu değil. Bu ifade, belirli bir iş unvanı vermeden göreli konumu açıklar. Genellikle üst yönetimden uzaklaştıkça bilgi veya stratejinin bütününü görmenin zorlaşabileceğini ima eder.

Alıştırma

Hangi cümlede lower down fiziksel konumu değil, iş yeri hiyerarşisini ifade eder?

  1. The café is lower down the street from the station.
  2. People lower down in the organization often receive the news later.
  3. The storage room is lower down in the building.
Cevabı göster

People lower down in the organization often receive the news later.

A company with 150,000 employees distributed across four continents,

2:08

Dört kıtaya yayılmış 150.000 çalışanı olan,

making things that take five years from conception to delivery, Kalıp ifadeler

2:12

tasarımdan teslimata kadar yapımı beş yıl süren şeyler üreten bir şirket,

will struggle to maintain any sense of purpose or cohesion. Kalıp ifadeler

2:15

herhangi bir amaç veya uyum duygusunu korumakta zorlanacaktır.

Kalıp ifadeler

from conception to delivery: sürecin tamamı

from X to Y yapısı bir sürecin iki uç noktasını belirtir ve aradaki aşamaları da kapsar. Burada conception ilk fikir veya planlama aşaması, delivery ise bitmiş ürünün teslim edilmesi ya da kullanıma sunulmasıdır. Bu nedenle from conception to delivery, yalnızca üretim veya nakliye için harcanan zamanı değil, geliştirme döngüsünün tamamını anlatır.

Alıştırma

İlk fikirden bitmiş ürünün teslimine kadar tüm döngüyü göstermek için cümleyi vurgulanan ifadeyle tamamlayın: Our team managed the prototype ____.

Cevabı göster

from conception to delivery

Kalıp ifadeler

struggle to maintain any sense of purpose or cohesion: amaç veya bütünlük duygusunu korumakta zorlanmak

Struggle to + fiil, denemeye devam edilse bile bir şeyi yapmakta ciddi biçimde zorlanmak demektir. Burada şirketin bu nitelikleri korumakta güçlük çekeceğini anlatır; kelimenin gerçek anlamıyla bir mücadeleden söz edilmez. Maintain any sense of ... bir şeyin zaman içinde fark edilebilir en küçük derecesini bile korumak demektir. Purpose ortak bir neden veya yönü, cohesion ise bir grubun birlik içinde kalıp bir bütün olarak çalışabilmesini ifade eder. Any, temel bir düzeyi bile korumanın zor olabileceğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi struggle to maintain ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Even with weekly meetings, the remote team ____ a clear sense of direction.

Cevabı göster

struggles to maintain

So Smith discerned that bosses of the specialized corporations of modernity

2:19

Bu yüzden Smith, modernitenin uzmanlaşmış şirketlerinin patronlarının

have an extra responsibility to their workers,

2:23

işçilerine karşı ekstra bir sorumluluğu olduğunu fark etti:

to remind them of their purpose, role, and ultimate dignity of their labor.

2:25

onlara amaçlarını, rollerini ve emeklerinin nihai değerini hatırlatmak.

Smith's age saw the development of what we'd now call consumer capitalism. Dilbilgisi

2:31

Smith'in çağı, bugün tüketici kapitalizmi diyeceğimiz şeyin gelişimine tanık oldu.

Dilbilgisi

what we'd now call consumer capitalism: bugün tüketim kapitalizmi diye adlandıracağımız şey

What we'd now call consumer capitalism, “bugün tüketim kapitalizmi diye adlandıracağımız şey veya sistem” demektir. What ile başlayan yan cümlenin tamamı the development of ... yapısında of sözcüğünden sonra bir ad öbeği görevi görür; dil bilgisel olarak serbest ilgi yan cümlesidir. Now, adlandırma bakış açısını bugüne yerleştirir. We'd, we would demektir ve would bu adı, Smith'in çağındaki insanların aynı terimi kullandığı iddiası olarak değil, günümüze ait bir sınıflandırma olarak sunar. Burada geçmişteki gelecek zamanı anlatmaz.

Alıştırma

Bir tarihçi, o dönemdeki insanların aynı adı kullandığını iddia etmeden eski bir sistem için güncel bir ad kullanmak istiyor. Hangi cümle en uygundur?

  1. The town developed what we'd now call a public transit network.
  2. The town developed what people at the time called a public transit network.
  3. The town developed what is now officially called the MetroLink system.
Cevabı göster

The town developed what we'd now call a public transit network.

Manufacturers began turning out luxury goods for a broadening middle class. Öbek fiiller

2:36

Üreticiler, giderek genişleyen orta sınıf için lüks mallar üretmeye başladı.

Öbek fiiller

turning out luxury goods: lüks mallar üretmek

Bu üretim bağlamında turn out, ‘üretmek’ veya ‘imal etmek’ anlamına gelir. Üreticiler lüks mallar yapmaktadır ve ifade çoğunlukla tek bir nesneden ziyade devamlı bir üretim ve tedarik çağrıştırır. began turning out... içinde turning, began fiilinin -ing biçimli tamamlayıcısıdır; out, turn out öbek fiilinin parçacığıdır; luxury goods ise nesnesidir. Manufacturers öznesi ile goods nesnesi burada üretim anlamını belirler.

Alıştırma

Cümleyi ‘düzenli olarak veya çok miktarda üretmek’ anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: The workshop can ____ fifty chairs a week.

Cevabı göster

turn out

Some commentators were appalled.

2:40

Bazı yorumcular dehşete düşmüştü.

The philosopher Jean-Jacques Rousseau wished to ban luxury from his native Geneva.

2:42

Filozof Jean-Jacques Rousseau lüksü memleketi Cenevre'de yasaklamak istedi.

He was a particular fan of ancient Sparta and argued that his city should copy its austere martial lifestyle. Kültür

2:46

Antik Sparta'nın büyük bir hayranıydı ve şehrinin onun sade ve savaşçı yaşam tarzını kopyalaması gerektiğini savundu.

Kültür

ancient Sparta: sade ve askerî yaşam modeli

Antik Sparta, sıkı askerî eğitim, disiplin ve sade ama zorlu bir yaşam tarzıyla hatırlanan bir Yunan şehir devletiydi. austere martial lifestyle ifadesinin arkasındaki temel bilgi budur. Burada Sparta'yı örnek göstermek, lüksten ziyade ölçülülüğün ve toplumsal dayanıklılığın onaylandığını belirtir. Gönderme modern bir şehre veya spor takımına değil, antik topluma yapılmaktadır.

Alıştırma

Bu cümlede ancient Sparta göndermesi esas olarak neyi çağrıştırıyor?

  1. Şehrin örnek alması gereken modern bir spor takımı
  2. Lüks alışveriş ve modaya uygun tüketim merkezi
  3. Disiplinli askerî eğitim ve sade yaşam modeli
Cevabı göster

Disiplinli askerî eğitim ve sade yaşam modeli

Disagreeing violently,

2:52

Buna şiddetle karşı çıkan

Smith pointed out to the Swiss philosopher that luxury consumerism in fact had a very serious role to play in a good society. Notlar

2:54

Smith, İsviçreli filozofa lüks tüketiminin iyi bir toplumda aslında çok ciddi bir rolü olduğunu belirtti.

Öbek fiiller

pointed out to someone that ...: birine ... olduğunu belirtmek

point out to someone that + yan cümle kalıbı, “birinin dikkatini bir olguya veya savunulan bir görüşe çekmek” demektir. Burada görüşü sunan Smith, alıcı the Swiss philosopher, Smith’in sunduğu içeriği veren bölüm ise that yan cümlesidir. Muhatabı to’dan sonra tutun: point out to someone that .... Muhatap belirtilmiyorsa point out that + yan cümle kullanın.

Alıştırma

Cümleyi point out to someone that kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The researcher ____ the committee ____ one figure had been counted twice.

Cevabı göster

pointed out to · that

Kalıp ifadeler

a very serious role to play: oynayacağı çok önemli bir rol

have a role to play ifadesi, “bir durumda veya sonuçta bir işlevi ya da katkısı olmak” demektir. Sahne oyunculuğuyla ilgili değildir. Bu cümlede lüks tüketimciliğin iyi bir toplumun işleyişine katkıda bulunduğu öne sürülür. Burada serious, role sözcüğünü niteler ve ciddi görünmek veya mizahsız olmak anlamında değil, önemli ya da kayda değer anlamındadır. Dolayısıyla ifade, katkının büyük olduğunu söyler.

Alıştırma

Cümlede a very serious role to play ne anlama geliyor?

  1. Lüks ürün alan kişilerin oynadığı bir oyundan söz ediyordu.
  2. İyi bir toplumun işleyişinde önemli bir işlevi vardı.
  3. Sahnede ciddi bir karakteri canlandırmayı içeriyordu.
Cevabı göster

İyi bir toplumun işleyişinde önemli bir işlevi vardı.

It generated the surplus wealth that allowed societies to look after their weakest members. Öbek fiiller

3:01

Toplumların en zayıf üyelerine bakmalarını sağlayan artı zenginliği yaratıyordu.

Öbek fiiller

Look after their weakest members: en savunmasız üyeleri gözetmek ve desteklemek

Bu cümlede look after, birine bakmak ya da destek sağlamak anlamına gelir. Nesnesi olan their weakest members, toplumdaki en savunmasız ve yardıma en çok ihtiyaç duyan kişileri ifade eder. Bu öbek fiil, bir insanın veya hayvanın doğrudan bakımını anlatabilir. Ayrıca toplumun insanları koruma ve destekleme konusundaki daha geniş sorumluluğunu da ifade edebilir.

Alıştırma

look ile başlayan ve ‘bakımını üstlenmek’ anlamına gelen iki sözcüklü hedef öbek fiille cümleyi tamamlayın: During the weekend, Maya will ____ her neighbor's cat.

Cevabı göster

look after

Consumer societies, despite their frivolity,

3:06

Tüketici toplumları, ciddiyetsizliklerine rağmen,

didn't let young children and the old starve,

3:08

küçük çocukların ve yaşlıların açlıktan ölmesine izin vermiyordu,

for they could afford hospitals and poor relief. Kültür

3:11

çünkü hastaneleri ve yoksullara yardımı karşılayabiliyorlardı.

Kültür

Poor relief: yoksullara yönelik tarihsel yardım

Poor relief, yoksul insanlara verilen para, yiyecek, barınak veya başka yardımlar için kullanılan tarihsel bir terimdir. Britanya'nın toplumsal ve ekonomik tarihinde genellikle modern refah devletinden önce var olan kamu, kilise bölgesi veya hayır kurumu temelli yardım sistemlerini ifade eder. Burada poor, yardımı alan kişileri belirtir. Yardımın kötü veya düşük kaliteli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir tarih kitabında poor relief büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Havanın biraz iyileşmesi
  2. Yoksulluk içinde yaşayan kişilere verilen kamu veya hayır kurumu yardımı
  3. Kötü tasarlanmış veya düşük kaliteli yardım
Cevabı göster

Yoksulluk içinde yaşayan kişilere verilen kamu veya hayır kurumu yardımı

So Smith defended consumer capitalism on the basis that it did more good for the poor than societies devoted to high ideals. Notlar

3:13

Dolayısıyla Smith, tüketici kapitalizmini yüksek ideallere adanmış toplumlardan ziyade yoksullara daha fazla fayda sağladığı gerekçesiyle savundu.

Kalıp ifadeler

on the basis that: bir sonucun dayanağını belirtme

on the basis that bir yargıyı veya sonucu destekleyen nedeni ya da kanıtı sunar. Bu cümlede that yan cümleciği, Smith'in tüketici kapitalizmini savunmasının dayanağını verir: Smith, bunun yoksullara daha fazla fayda sağladığına inanıyordu. on the basis that, bir sonucu onu gerekçelendiren tam bir cümleciğe bağlayan resmî bir ifadedir. that'ten sonra genellikle cümleciğin kendi öznesi ve fiili gelir.

Alıştırma

Eksik kelimeleri tamamlayın: She rejected the proposal on ____ it would cost too much.

Cevabı göster

the basis that

Dilbilgisi

did more good for the poor than: pratik faydaları karşılaştırma

did more good for the poor than, yoksul insanlara sağlanan pratik faydayı karşılaştıran bir yapıdır. did good for someone, o kişiye veya gruba fayda sağlamak demektir; more ise faydanın karşılaştırılan unsurun sağladığından daha büyük olduğunu gösterir. Bu cümlede the poor faydayı alan kişilerdir. than'den sonraki isim öbeği karşılaştırılan toplumları belirtir; than başka bir yararlanıcı grubu değil, karşılaştırmanın diğer tarafını tanıtır.

Alıştırma

Eksik kelimeleri tamamlayın: The community program did ____ for local families than the previous plan did.

Cevabı göster

more good

That said, Anlatım akışı

3:21

Bununla birlikte,

Smith held out some fascinating hopes for the future of capitalism. Kalıp ifadeler

3:22

Smith kapitalizmin geleceği için bazı büyüleyici umutlar besliyordu.

Anlatım akışı

That said ile ödünleme ve yön değiştirme

That said, cümle düzeyinde bir söylem belirtecidir. Önceki düşüncenin hâlâ geçerli olduğunu kabul eder, ardından bir sınırlama, çekince veya yön değişikliği geleceğini bildirir. Burada önceki savı aniden reddetmek yerine farklı bir görüşe geçişi yumuşatır. Bu kalıp, daha önce söylenenlerin bir kısmını koruyarak bir düşünceyi düzeltmenize veya geliştirmenize yardımcı olur.

Alıştırma

Örnekte That said ne işlev görüyor?

  1. Birinin tam olarak o sözleri söylediğini bildirir.
  2. Daha önce söylenen her şeyi bütünüyle reddeder.
  3. Önceki düşünceyi kabul eder ve ardından bir sınırlamaya ya da farklı yöne geçer.
Cevabı göster

Önceki düşünceyi kabul eder ve ardından bir sınırlamaya ya da farklı yöne geçer.

Kalıp ifadeler

held out some fascinating hopes: umut veren olasılıklar sunmak

held out some fascinating hopes ifadesinde held out, hold out fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Burada hold out hope, daha iyi bir geleceğin hâlâ mümkün olduğuna inanmak için neden sunmak veya böyle nedenleri ifade etmek anlamına gelir. Bu ifade, bir söz vermeden iyimserlik aktarır. Çoğul some fascinating hopes birkaç çekici olasılığı gösterir; daha yaygın ve yeniden kullanılabilir kalıplar hold out hope for something ile hold out hope that something will happen biçimleridir.

Alıştırma

Cümleyi hold out hope ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Last year, the early trial results ____ for patients with the disease.

Cevabı göster

held out hope

He didn't want it to stay stuck at the frivolous level forever. Kalıp ifadeler

3:25

Onun sonsuza dek ciddiyetsiz bir seviyede sıkışıp kalmasını istemiyordu.

Kalıp ifadeler

stay stuck at the frivolous level: yüzeysel bir düzeyde takılıp kalmak

Bu cümlede stay stuck at, “ilerleme kaydetmeden bir aşamada kalmaya devam etmek” anlamına gelir. Stuck mecazi olarak kullanılmıştır: kapitalizm fiziksel olarak sıkışmış değildir; mevcut düzeyinin ötesine gelişememe riski taşır. The frivolous level, daha yüksek insani ihtiyaçlar yerine görece önemsiz isteklere odaklanan yüzeysel bir düzeydir. Frivolous eleştirel bir değerlendirme katar; dolayısıyla konuşmacı bu düzeyi tarafsız biçimde anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için stay, stuck ve at sözcüklerini doğru sırayla kullanın: Even after several redesigns, the project may ____ the testing stage.

Cevabı göster

stay stuck at

He observed that humans have many higher needs that currently lie outside of capitalist enterprise. Kalıp ifadeler

3:29

İnsanların şu anda kapitalist girişimin dışında kalan birçok yüksek ihtiyacı olduğunu gözlemledi.

Kalıp ifadeler

lie outside of capitalist enterprise: kapitalist girişimin kapsamı dışında kalmak

Burada lie outside of, “bir şeyin mevcut alanının veya kapsamının ötesinde bulunmak” anlamına gelir. Daha yüksek ihtiyaçlar bir yerde fiziksel olarak duran nesneler değildir ve lie burada “yalan söylemek” anlamına gelmez. Capitalist enterprise genel olarak kâr amaçlı ticari faaliyetleri ifade eder. Cümle, bu faaliyetlerin söz konusu ihtiyaçları şu anda karşılamadığını söyler; hiçbir zaman karşılayamayacağını söylemez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için lie, outside ve of sözcüklerini doğru sırayla kullanın: Some funding decisions ____ the committee's current authority.

Cevabı göster

lie outside of

Among them, our need for emotional education,

3:34

Bunlar arasında duygusal eğitim,

for self-understanding,

3:37

kendini anlama,

for beautiful cities,

3:38

güzel şehirler

and for rewarding social lives.

3:39

ve tatmin edici sosyal yaşamlar ihtiyacımız var.

The hope for the future is that we'll learn to generate sizable profits from helping people in truly important ambitious ways. Kalıp ifadeler

3:41

Gelecek için umut, insanlara gerçekten önemli ve iddialı yollarla yardım etmekten büyük kârlar elde etmeyi öğrenmemizdir.

Kalıp ifadeler

İnsanlara yardım ederek kayda değer kârlar elde etmek

Bu cümlede generate sizable profits, “kayda değer miktarda kâr üretmek veya elde etmek” anlamına gelir. Sizable, kâr miktarının önemli ölçüde büyük olduğunu belirtir; yalnızca fiziksel büyüklüğü anlatmaz. generate profits from + isim veya -ing biçimi, kârı üreten faaliyeti gösterir. Burada from helping people, para kazanmanın kaynağını veya yöntemini belirtir; insanlardan kârı alıp götürmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “bir faaliyet yoluyla kayda değer kâr elde etmek” anlamındaki dört sözcüklü iş kalıbıyla tamamlayın: The company hopes to ____ providing affordable clean water.

Cevabı göster

generate sizable profits from

Properly developed capitalism shouldn't just service our basic material needs while exciting us to buy frivolous things. Kelime

3:48

Düzgün geliştirilmiş bir kapitalizm, sadece temel maddi ihtiyaçlarımızı karşılarken bizi gereksiz şeyler almaya teşvik etmekle kalmamalıdır.

Kelime

Temel maddi ihtiyaçlarımızı kurumsal biçimde karşılamak

Burada service, bir ihtiyaç grubunu “karşılamak veya ona yönelik hizmet sağlamak” anlamındaki fiildir. Nesnesi basic material needs olduğundan ifade, fiziksel ürünlere ve pratik gereksinimlere yönelik ihtiyaçların karşılanması demektir. Bu kullanım, insanların ihtiyaçlarını kurumsal veya piyasa çerçevesinde, bir sistemin ya da işletmenin sağladığı bir şey olarak sunar. İhtiyaçları onarmak anlamına gelmez; service sözcüğü bilinen bakım anlamından daha geniştir.

Alıştırma

Bir politika raporunda “The program services residents’ housing and transport needs” ne anlama gelir?

  1. İhtiyaçları makineymiş gibi onarır.
  2. Sakinleri daha fazla şey istemeye ikna eder.
  3. Bu ihtiyaçları düzenli bir hizmet yoluyla karşılar.
Cevabı göster

Bu ihtiyaçları düzenli bir hizmet yoluyla karşılar.

It should make money from goods and services that deliver true fulfillment. Kalıp ifadeler

3:55

Gerçek tatmin sağlayan mal ve hizmetlerden para kazanmalıdır.

Kalıp ifadeler

deliver true fulfillment: derin bir tatmin yaratmak

Burada deliver, bir şeyi fiziksel olarak taşımak değil, “üretmek” veya “sağlamak” anlamındadır. Mal ve hizmetler insanlarda belirli bir sonuç yarattığında, İngilizcede bu sonuç deliver fiilinin nesnesi yapılabilir. True fulfillment, derin ve kalıcı bir tatmin ile hayatın anlamlı olduğu duygusunu anlatır. İfade, bir işletmenin yalnızca ürün satmak veya yüzeysel istekleri karşılamak yerine bu insani faydayı yaratması gerektiğini söyler.

Alıştırma

“Derin ve gerçek bir tatmin üretmek” anlamına gelen dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: A worthwhile activity can ____.

Cevabı göster

deliver true fulfillment

Then as now, Anlatım akışı

4:02

O zaman da şimdi olduğu gibi,

the great question was how to get the rich to behave well towards the rest of society. Dilbilgisi

4:03

asıl büyük soru, zenginlerin toplumun geri kalanına karşı nasıl iyi davranmalarının sağlanacağıydı.

Anlatım akışı

Then as now: geçmiş ile bugünü bağlamak

Then as now, “geçmişte o zaman da bugün olduğu gibi” anlamına gelir. Tarihsel dönem ile bugünü yan yana getirir ve ardından gelen ifadenin her iki dönemde de doğru olduğunu belirtir. Cümlenin başında kullanıldığında tüm ifadenin zaman çerçevesini kurar. Then, “sonra” değil “o zaman” anlamındadır; as ise iki dönem arasındaki benzerliği gösterir.

Alıştırma

Bir iddianın geçmişte doğru olduğunu ve bugün de doğru kaldığını belirten dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, public trust depends on honest reporting.

Cevabı göster

Then as now

Dilbilgisi

How to get the rich to behave well: get + nesne + to-mastar

Burada how to, ele alınan sorunun içeriğini sunar: mesele, istenen sonucu hangi yöntemin sağlayabileceğidir. get + kişi/grup + to + fiil yapısı, etki veya ikna yoluyla o kişinin ya da grubun bir eylemde bulunmasını sağlamak demektir. get the rich to behave well ifadesinde the rich, get fiilinin nesnesidir; to behave ise eylemi belirtir. Yapı, herkesi doğrudan zorlamaktan çok davranışı etkileyecek etkili bir yol bulmayı anlatır.

Alıştırma

train fiilini ve get + nesne + to-mastar yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The coach used praise to get the team ____ harder.

Cevabı göster

to train

The Christian answer to this was,

4:08

Buna Hristiyanlığın cevabı şuydu:

make them feel guilty.

4:10

onlara suçluluk hissettirin.

Meanwhile,

4:11

Bu arada,

the radical left-wing answer was then and now,

4:12

o zamanlar ve şimdi radikal solun cevabı şudur:

raise taxes.

4:15

vergileri artırın.

But Smith disagreed with both approaches.

4:17

Ancak Smith her iki yaklaşıma da katılmıyordu.

The hearts of the rich were likely to remain cold and high taxes would simply lead the rich to flee the country.

4:19

Zenginlerin kalpleri muhtemelen soğuk kalmaya devam edecekti ve yüksek vergiler sadece zenginlerin ülkeden kaçmasına yol açacaktı.

He proposed that contrary to what one might expect, Anlatım akışı

4:26

Beklenenin aksine,

Anlatım akışı

Contrary to what one might expect: beklentinin tersine dönüşünü gösteren çerçeve

Ana iddiadan önce kullanılan contrary to what one might expect, dinleyiciye sıradaki bilginin muhtemel bir varsayıma meydan okuyacağını bildirir. Önce bir beklenti oluşturup ardından tersine dönüşü işaretleyerek savı düzenler. One belirli bir kişiyi değil, genel olarak insanları ifade eder. Might varsayılan beklentiyi kesinlikten uzaklaştırır; böylece konuşmacı dinleyiciyi doğrudan yanılmakla suçlamadan yaygın bir sezgiyi sorgular.

Alıştırma

Bu cümlede baştaki ifade ne işe yarıyor? Contrary to what one might expect, the smaller team finished first.

  1. Tahmin edilmesi tamamen imkânsız bir sonucu sunar.
  2. Sonucun muhtemel bir varsayımla çeliştiğini belirtir.
  3. Her dinleyicinin aynı tahminde bulunduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

Sonucun muhtemel bir varsayımla çeliştiğini belirtir.

it isn't money that the rich really care about, Dilbilgisi

4:29

zenginlerin gerçekten önemsediği şeyin para olmadığını,

it's honor and respect.

4:31

onur ve saygı olduğunu öne sürdü.

Dilbilgisi

It isn't X that ..., it's Y: beklenen odağın yerine yenisini koymak

It isn't X that ..., it's Y kalıbı önce X'i merkezî odak olmaktan çıkarır, ardından Y'yi gerçek odak olarak sunar. Bu cümlede money reddedilir; zenginlerin gerçekten önemsediği şey olarak honor and respect öne çıkarılır. İki it kullanımı ayrı somut şeylere gönderme yapmaz; karşıtlığı düzenler. Bu kalıpla beklenen bir cevabı düzeltebilir ve onun yerine gelen cevabı basit bir not X but Y yapısından daha güçlü biçimde vurgulayabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi kısaltılmış It isn't X that ..., it's Y kalıbıyla tamamlayın: ____ the price that matters most; ____ the quality.

Cevabı göster

It isn't · it's

The rich accumulate money not because they're materially greedy, Dilbilgisi

4:33

Zenginler maddi olarak açgözlü oldukları için değil,

but primarily in order to be liked and approved of. Dilbilgisi

4:37

esas olarak sevilmek ve onaylanmak için para biriktirirler.

Dilbilgisi

not because ..., but primarily ...: ana nedeni düzeltmek

not because X, but Y kalıbı beklenen bir açıklamayı düzeltir: X bir kenara bırakılır ve but sonrasındaki bölüm, konuşanın kabul etmenizi istediği açıklamayı verir. Burada materially greedy, zenginlerin para biriktirmesinin ana açıklaması olarak reddedilir. Primarily, ardından gelen amacı —sevilmek ve onaylanmak— başlıca güdü olarak sıralar. only anlamına gelmez; bu nedenle cümle ikincil güdülere de yer bırakabilir. Burada in order to be liked and approved of amaç ifadesini niteler.

Alıştırma

Hangi cümle düşük fiyatı ana açıklama olarak reddedip güvenilirliği öncelikli neden olarak gösterir?

  1. We chose the machine not only because it was cheap, but also because it was reliable.
  2. We chose the machine because it was cheap, but primarily because it was reliable.
  3. We chose the machine not because it was cheap, but primarily because it was reliable.
Cevabı göster

We chose the machine not because it was cheap, but primarily because it was reliable.

Dilbilgisi

in order to be liked and approved of: sevilmek ve kabul görmek için

In order to bir eylemin amacını belirtir. Burada asıl amacın başkalarının olumlu duygularını ve kabulünü kazanmak olduğunu anlatır. Be liked ve be approved of, to’dan sonra sıralanan iki edilgen yapıdır. Approve of, birini ya da bir şeyi iyi veya kabul edilebilir bulmak anlamına gelir; bu yüzden edilgen yapıda of sonda kalır: people approve of someone → someone is approved of.

Alıştırma

Hangi cümle in order to ile iki sıralı edilgen yapıyı doğru kullanır ve yeni sınıf arkadaşlarının onu olumlu gördüğü anlamına gelir?

  1. She changed her behavior in order that be liked and approving of by her new classmates.
  2. She changed her behavior in order to be liked and approved of by her new classmates.
  3. She changed her behavior in order to liked and be approved by her new classmates.
Cevabı göster

She changed her behavior in order to be liked and approved of by her new classmates.

So rather than taxing the rich, Dilbilgisi

4:40

Bu yüzden zenginleri vergilendirmek yerine,

governments should understand the vanity at the heart of the rich and their motivations. Deyimler

4:42

hükümetler zenginlerin kalbindeki kibri ve motivasyonlarını anlamalıdır.

Dilbilgisi

rather than taxing the rich: zenginleri vergilendirmek yerine

Rather than + -ing reddedilen veya bir kenara bırakılan eylemi belirtir. Cümlenin başındaki rather than taxing the rich, zenginleri vergilendirmeyi konuşanın öncelik vermek istemediği yaklaşım olarak çerçeveler. Ana cümle daha sonra önerilen alternatifi verir: hükümetler zenginlerin kibrini ve motivasyonlarını anlamalıdır. Bu giriş, “bu yaklaşımı değil, yerine şunu yap” karşıtlığını düzenler; zaman bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi rather than ve schedule fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ another meeting, let's send a clear written update.

Cevabı göster

Rather than scheduling

Deyimler

at the heart of the rich: “temel” anlamındaki heart

At the heart of, “bir şeyin merkezinde veya en önemli kısmında” anlamına gelir. Burada kibir, yani onur, statü ve takdir görme arzusu, zengin insanların güdülerinin arkasındaki temel güçtür; fiziksel kalplerinden söz edilmez. Bir durumun, kuruluşun veya davranışın temel nedenini, değerini ya da ana sorununu belirtmek için at the heart of + isim öbeği yapısını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Temel nedeni göstermek için cümleyi en iyi tamamlayan ifade hangisidir? Poor communication is ___ the team's repeated failures.

  1. in the heart of
  2. by heart
  3. at the heart of
Cevabı göster

at the heart of

They should therefore give the rich plenty of honors and status

4:46

Dolayısıyla zenginlere bolca onur ve statü vermelidirler,

in return for doing all the good things that these narcissists wouldn't normally bother with, Notlar

4:49

bu narsisistlerin normalde uğraşmayacakları onca iyi şeyi yapmaları karşılığında;

like funding schools and hospitals and paying their workers well.

4:54

okulları ve hastaneleri finanse etmek ve işçilerine iyi ödeme yapmak gibi.

Kalıp ifadeler

in return for: karşılıklı değiş tokuşu belirtmek

In return for, “bir şey karşılığında” veya “bir şeye karşılık olarak” anlamına gelir. Cümlede hükûmetlerin verdiği şey onur ve statü, karşılığında aldıkları ise topluma yararlı eylemlerdir. Yapı, give veya receive something in return for + isim öbeği ya da -ing biçimidir. Bu ifadede return, “geri dönmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Karşılıklı bir değiş tokuşu göstermek için cümleyi en iyi tamamlayan ifade hangisidir? The café gave us free drinks ___ our honest feedback.

  1. in spite of
  2. in return for
  3. as a result of
Cevabı göster

in return for

Öbek fiiller

wouldn't normally bother with: normalde uğraşmaya değmez bulmak

wouldn't normally bother with ifadesinde bother with, bir şeye zaman, dikkat veya emek ayırmak demektir. Olumsuz kiplik yapısı wouldn't, bu kişilerin söz konusu etkinlikleri çabaya değmez buldukları için normalde bunu yapmamayı seçeceklerini anlatır. Burada bother, birini rahatsız etmek anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı bother with + isim veya -ing biçimidir; özellikle don't bother with ve wouldn't bother with gibi olumsuz ifadelerde görülür.

Alıştırma

Cümleyi bother with ile tamamlayın: The extra report is optional, so Leo wouldn't normally ____ it.

Cevabı göster

bother with

As Smith put it, Anlatım akışı

4:58

Smith'in ifade ettiği gibi,

"The great secret of education is to direct vanity to proper objects."

4:59

"Eğitimin büyük sırrı, kibri doğru hedeflere yönlendirmektir."

Anlatım akışı

As Smith put it: Smith'in sözlerini aktarmak

As Smith put it ifadesinde put, sözcüklerle ifade etmek anlamına gelir; it ise tartışılan düşünceye gönderme yapar. Bu kalıp, sonraki sözlerin Smith'in o düşünceyi ifade etme biçimini sunduğunu gösterir. As + kaynak + put it yapısı, temsil edici bir alıntı veya aslına sadık yakın bir aktarım vermeden önce kaynağı belirtir. Tartışmadan kaynağı belirtilmiş sözlere geçişi düzenler ve yalnızca kaynağı değil, kullanılan ifadeyi de önemli hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi As + person + put it kalıbıyla tamamlayın: ____ Maya ____ it, "A clear plan saves time."

Cevabı göster

As · put

Big corporations feel very evil to us now,

5:06

Büyük şirketler artık bize çok kötücül geliyor,

the natural targets of blame for low-paying jobs,

5:08

düşük maaşlı işler için doğal suçlama hedefleri,

environmental abuse, and sickening ingredients.

5:12

çevresel istismar ve mide bulandırıcı içerikler.

But Adam Smith knew that there was an unexpected and more important element responsible for these ills,

5:14

Ancak Adam Smith bu kötülüklerden sorumlu beklenmedik ve daha önemli bir unsur olduğunu biliyordu:

our taste. Kelime

5:20

zevklerimiz.

Kelime

our taste: tüketici tercihleri ve değerlendirmeleri

Burada taste, insanların neyi satın almayı ve değerli bulmayı seçtiğini şekillendiren tercih ve değerlendirmeler anlamına gelir. Yalnızca yiyeceklerin tadıyla sınırlı değildir. our taste ifadesi tüketicileri de nedenin bir parçası olarak gösterir: şirketler insanların istediği ürün türlerine, kaliteye ve yaşam tarzlarına karşılık verir. Daha genel olarak taste, bir kişinin veya grubun neyi çekici, değerli ya da uygun bulduğunu anlatabilir.

Alıştırma

Örnekteki “our taste” ifadesinin en yakın anlamı nedir?

  1. Tüketicilerin tatlı ve tuzlu tatları ayırt etme becerisi
  2. Tüketicilerin yediği yiyeceklerin tadı
  3. Tüketicilerin neyin arzu edilir olduğuna ilişkin tercih ve değerlendirmeleri
Cevabı göster

Tüketicilerin neyin arzu edilir olduğuna ilişkin tercih ve değerlendirmeleri

It's not companies that primarily degrade the world,

5:21

Dünyayı yozlaştıran asıl şey şirketler değil,

it's our appetites which they merely serve.

5:24

onların sadece hizmet ettiği kendi arzularımızdır.

As a result,

5:28

Sonuç olarak,

the reform of capitalism hinges on an odd-sounding but critical task, Deyimler

5:29

kapitalizmin reformu kulağa garip gelen ama kritik bir göreve bağlıdır:

the education of the consumer.

5:33

tüketicinin eğitilmesi.

Deyimler

hinges on: bir koşula kritik ölçüde bağlı olmak

Hinges on, “kritik ölçüde bağlıdır” anlamına gelir. Ardından gelen isim veya -ing yapısını bir şeyin başarılı, başarısız ya da doğru olup olmadığını belirleyebilecek koşul olarak sunar. Bu imge, bir kapının menteşe üzerinde dönmesinden gelir; ancak ifade normalde mecazidir. Burada reformun tüketicileri eğitmeye bağlı olduğu söylenir.

Alıştırma

“The launch hinges on receiving safety approval,” cümlesinde hinges on ne anlama gelir?

  1. Güvenlik onayı lansmandan sonra gerçekleşir.
  2. Lansman fiziksel bir menteşeye bağlıdır.
  3. Güvenlik onayı lansman için belirleyici bir koşuldur.
Cevabı göster

Güvenlik onayı lansman için belirleyici bir koşuldur.

We need to be taught to want better quality things and pay a proper price for them,

5:36

Bize daha kaliteli şeyler istememiz ve bunlar için uygun bir fiyat ödememiz öğretilmelidir,

one that reflects the true burden on workers and the environment. Kalıp ifadeler

5:41

işçiler ve çevre üzerindeki gerçek yükü yansıtan bir fiyat.

Kalıp ifadeler

işçilerin ve çevrenin üzerindeki gerçek yükü yansıtmak

Burada reflects, ‘ışığı geri yansıtmak’ değil, ‘doğru biçimde temsil etmek veya göstermek’ anlamındadır. Uygun bir fiyat, bir ürünün arkasındaki gerçek insani ve çevresel maliyetleri görünür kılmalıdır. The burden on workers and the environment, işçilerin ve çevrenin taşıdığı maliyet, zarar veya baskıdır. burden on + kişi ya da şey kalıbı, yükü kimin veya neyin taşıdığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, fiyatın işçilerin ve çevrenin taşıdığı maliyetleri temsil ettiğini, ancak bu maliyetlere fiyatın neden olduğunu söylemediğini ifade eder?

  1. The price reflects the burden on workers and the environment.
  2. The price imposes a burden on workers and the environment.
  3. The price removes the burden from workers and the environment.
Cevabı göster

The price reflects the burden on workers and the environment.

A good capitalist society doesn't just offer customers choice, Dilbilgisi

5:45

İyi bir kapitalist toplum müşterilere sadece seçenek sunmaz,

it also teaches people to exercise this choice in judicious ways. Kalıp ifadeler

5:49

insanlara bu seçeneği mantıklı şekillerde kullanmayı da öğretir.

Dilbilgisi

doesn't just ... it also ... yapısı

doesn't just A, it also B kalıbı A’yı doğru bir bilgi olarak korur ve B’yi başka bir önemli nokta olarak ekler. Burada toplum gerçekten müşterilere seçenek sunar; konuşmacı yalnızca seçenek sunmanın toplumun bütün rolü olduğu şeklindeki dar görüşü reddeder. Bu yapı bir savı iki adımda düzenler: önce beklenen veya zaten kabul edilmiş bir noktayı verir, ardından ikinci noktayı ayrıca vurgular. Seçenek sunmak ve insanlara öğretmek paralel işlevler olarak gösterilir.

Alıştırma

İlk fayda doğru kalırken ikinci faydayı eklemek için cümleyi doesn't just ... it also ... yapısıyla tamamlayın: The app ____ track your spending; ____ warns you about unusual charges.

Cevabı göster

doesn't just · it also

Kalıp ifadeler

exercise this choice in judicious ways: seçme hakkını sağduyulu biçimde kullanmak

Burada exercise, “fiziksel egzersiz yapmak” değil, “uygulamaya koymak veya kullanmak” anlamındadır. To exercise this choice, seçme yeteneğine ya da hakkına yalnızca sahip olmak değil, onu gerçekten kullanmak demektir. In judicious ways, dikkatli ve sağduyulu bir değerlendirmeyle hareket etmek anlamına gelir. İfade bir bütün olarak insanlara sadece seçenek sunulmaması, seçeneği düşünerek kullanmanın da öğretilmesi gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede exercise ve judicious doğru kullanılmıştır?

  1. The guide helps shoppers make exercise in judicious ways.
  2. The guide helps shoppers exercise their choice in judicious ways.
  3. The guide helps shoppers exercise their choice in judicial ways.
Cevabı göster

The guide helps shoppers exercise their choice in judicious ways.

Capitalism can, Smith suggests,

5:53

Smith'e göre kapitalizm,

be saved by elevating the quality of consumer demand. Dilbilgisi

5:55

tüketici talebinin kalitesini yükselterek kurtarılabilir.

Dilbilgisi

be saved by elevating the quality of consumer demand: tüketici talebinin niteliği yükseltilerek kurtarılmak

Edilgen can be saved yapısı, etkilenen unsur olan capitalism sözcüğünü ön plana çıkarır. Ardından by + -ing yöntemi belirtir: by elevating, “iyileştirme yoluyla” anlamına gelir. Burada by, eylemi yapan kişiyi veya grubu tanıtmaz. Elevating the quality of consumer demand mecazidir. Tüketicilerin aradığı şeylerin niteliğini iyileştirmek, örneğin daha iyi ve daha sorumlu ürünlere yönelik talebi teşvik etmek anlamına gelir; talebi fiziksel olarak yukarı kaldırmak anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümle, sonucu odakta tutarken yöntemi belirtmek için by + -ing kullanır?

  1. The service can be improved by the design team.
  2. The service can be improved by simplifying the sign-up process.
  3. The service can improve the sign-up process by.
Cevabı göster

The service can be improved by simplifying the sign-up process.

The economic state of the world can seem at once so wrong and yet so complicated Dilbilgisi

6:01

Dünyanın ekonomik durumu aynı anda hem çok yanlış hem de o kadar karmaşık görünebilir ki

we end up collapsing into despair and passivity. Öbek fiiller

6:06

sonunda umutsuzluğa ve eylemsizliğe sürükleniriz.

Dilbilgisi

Aynı anda var olan gerilim için at once ... and yet ...

Bu cümlede at once, “hemen” değil, “aynı anda” anlamındadır. at once X and yet Y kalıbı iki betimlemeyi aynı anda doğru olarak sunar: dünya ekonomisi açıkça yanlış görünürken aynı zamanda anlaşılması ya da düzeltilmesi çok zor görünür. Yet iki yargı arasında gerilim kurar. Bu kalıp, bir konu aynı anda iki niteliğe sahip olduğunda ve ikinci nitelik birincisine karşılık vermeyi zorlaştırdığında kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, gerilim içindeki iki niteliği aynı anda doğru olarak sunmak için at once ... and yet ... kalıbını en iyi şekilde kullanıyor?

  1. The new policy is difficult, and yet it was enforced yesterday.
  2. The new policy is at once reassuring and yet difficult to enforce.
  3. We need to replace the new policy at once because it is unfair.
Cevabı göster

The new policy is at once reassuring and yet difficult to enforce.

Öbek fiiller

end up collapsing into despair and passivity ile istenmeyen nihai durum

End up + -ing, bir sürecin sonunda ortaya çıkan ve çoğu kez planlanmamış ya da istenmemiş sonucu belirtir. Burada end up collapsing, umutsuzluk ve edilgenliğin nihai sonuç hâline geldiğini söyler. Collapse into mecazidir; fiziksel olarak düşmek gerekmez. İnsanların bu durumların içine battığı izlenimini vererek umut ve harekete geçme isteğinin ciddi biçimde kaybolmasını betimler.

Alıştırma

'After months of setbacks, the group ended up sinking into frustration and inaction,' cümlesinde ended up sinking into ne anlatır?

  1. Grup fiziksel olarak belirli bir yere düştü.
  2. Grup planladığı bir görevi başarıyla tamamladı.
  3. Hayal kırıklığı ve hareketsizlik, grubun en sonunda içinde bulunduğu ve büyük ölçüde istemediği durum oldu.
Cevabı göster

Hayal kırıklığı ve hareketsizlik, grubun en sonunda içinde bulunduğu ve büyük ölçüde istemediği durum oldu.

Adam Smith is on hand to lend us confidence and hope. Notlar

6:09

Adam Smith bize güven ve umut aşılamak için yanımızda.

Deyimler

on hand: gerektiğinde hazır ve ulaşılabilir

On hand, bir kişinin veya şeyin yakınlarda bulunduğunu ve gerektiğinde kullanılabilir ya da yardıma hazır olduğunu belirtir. Yardım edebilecek kişiler ile kullanıma hazır malzeme veya ekipmanlar için sıkça kullanılır. Burada Adam Smith fiziksel olarak orada değildir. Yazıları ve düşünceleri, hâlâ ulaşılabilir bir destek kaynağıymış gibi kişileştirilmiştir.

Alıştırma

Cümleyi ‘yakınlarda ve yardıma hazır’ anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A technician will be ____ if the equipment fails.

Cevabı göster

on hand

Kalıp ifadeler

lend us confidence and hope: mecazi lend kullanımı

Lend someone confidence and hope ifadesinde lend mecazi anlamda kullanılır. Alıcının daha sonra geri vermesi gereken bir şeyi teslim etmek değil, güven ve umut vermek veya bunları artırmak anlamına gelir. Yapı lend + alıcı + soyut isim şeklindedir. Burada Adam Smith, duygusal destek kaynağı olarak sunulan yazılarını ve düşüncelerini temsil eder.

Alıştırma

Cümleyi lend fiilinin geçmiş zaman biçimi, alıcı us ve confidence ile hope isimlerini kullanarak tamamlayın: The message ____ during a difficult week.

Cevabı göster

lent us confidence and hope

His work is full of ideas about how human values can be reconciled with the needs of businesses. Kalıp ifadeler

6:13

Onun çalışmaları, insani değerlerin işletmelerin ihtiyaçlarıyla nasıl uzlaştırılabileceğine dair fikirlerle doludur.

Kalıp ifadeler

reconcile A with B: A'yı B ile uzlaştırmak

Reconcile A with B, çatışıyor gibi görünen iki ihtiyacı, değeri veya hedefi birbiriyle uyumlu hâle getirmek demektir. Yalnızca anlaşmayı değil, gerçek bir gerilimin çözülmesini anlatır. Bu cümlede human values A'yı, the needs of businesses ise B'yi temsil eder. Edilgen A can be reconciled with B yapısı, iki tarafın uyumlu hâle getirilip getirilemeyeceğine odaklanır.

Alıştırma

“Birbiriyle yarışan iki hedefi uyumlu hâle getirmek” anlamındaki kalıbı tamamlayın: The team must ____ speed ____ accuracy.

Cevabı göster

reconcile · with

He deserves our ongoing attention because he was interested in an issue that has become a leading priority of our own times,

6:19

O, çağımızın önde gelen önceliklerinden biri haline gelen bir konuyla ilgilendiği için sürekli dikkatimizi hak ediyor:

how to create an economy that is at once profitable and civilized. Dilbilgisi

6:27

aynı anda hem kârlı hem de medeni bir ekonominin nasıl yaratılacağı.

Dilbilgisi

at once A and B: aynı anda hem A hem B

at once A and B kalıbında at once, “iki özelliği aynı anda taşımak” anlamına gelir: ekonomi yalnızca birini değil, hem kârlı hem de insani olmalıdır. Yan yana gelen iki sıfat, bu özellikleri dikkat çekici bir birleşim olarak sunar. Burada civilized, insani ve toplumsal açıdan sorumlu demektir; bir insan grubunu yargılamak için kullanılan bir etiket değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede at once, iki özelliğin de aynı anda geçerli olduğunu belirtir?

  1. Please send the message at once.
  2. The doors opened at once.
  3. The new design is at once simple and powerful.
Cevabı göster

The new design is at once simple and powerful.