İklim inkarcısı biriyle nasıl konuşulur ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
875 kelime 147 kel/dk

Video özeti: Program, iklim konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan kişilerle kararlı iklim inkârcılarını birbirinden ayırıyor, insan kaynaklı iklim değişikliği hakkındaki %99’luk bilimsel uzlaşıyı aktarıyor ve doğrudan çatışmanın inkârı güçlendirebildiğini; kanıt, sabır ve empatinin ise daha iyi bir konuşmayı destekleyebildiğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Whatever climate deniers think, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: whatever + yan cümlenin ödünleme ilişkisi kurarak bir kişinin görüşünü geçerliliğini koruyan olgudan nasıl ayırdığını anlayın. Bu kalıbı, karşıt görüşlere rağmen değişmeyen kanıtları veya sonuçları öne çıkarmak için kullanın. 2. distinguishes a full-blown climate denier, someone who is completely committed to the idea, from someone who is simply ill-informed, — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: distinguish A from B yapısını, kolayca karıştırılabilecek iki grubun sınırlarını çizen bir çerçeve olarak tanıyın; araya giren açıklamanın ilk grubu netleştirdiğini görün. Akademik veya kamusal tartışmalarda dikkatli ayrımlar yapmak için uygulayın. 3. hold on to their views — Öbek fiiller: hold on to ifadesini bir şeyi fiziksel olarak tutmak değil, bir inancı sürdürmek anlamında yorumlayın. Özellikle doğrudan çatışma insanları önceki konumlarını daha sıkı savunmaya ittiğinde, ikna edilmeye karşı direnci anlatmak için kullanın.

Bu derste

Six Minute English from BBCLearningEnglish.com.

0:02

BBCLearningEnglish.com'dan Altı Dakikalık İngilizce (Six Minute English).

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, bu BBC Learning English'ten Altı Dakikalık İngilizce.

I'm Sam.

0:11

Ben Sam.

And I'm Rob.

0:12

Ve ben Rob.

When Sarah Ott was growing up in Florida in the 1990s, Öbek fiiller

0:13

Sarah Ott 1990'larda Florida'da büyürken,

she loved playing in nature.

0:18

doğada oynamayı severdi.

Öbek fiiller

growing up: çocukluk dönemini anlatmak

Grow up, çocukluktan yetişkinliğe geçerek büyümek anlamına gelir. was growing up yapısındaki geçmiş zamanın süreklilik biçimi, Sarah'nın büyüme dönemini o zamanki olayların devam eden arka planı olarak sunar. Birisi when I was growing up veya when she was growing up dediğinde bu ifade çoğunlukla çocukluğun geçtiği yeri, zamanı, alışkanlıkları ya da deneyimleri tanıtır. Buradaki up, öbek fiilin bir parçasıdır; yön bildirmez.

Alıştırma

Çocukluk döneminde olmayı anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: When Nina was ____ in Manchester, she walked to school every day.

Cevabı göster

growing up

She picked up litter in the street and took it home to recycle. Notlar

0:20

Sokaktaki çöpleri toplar ve geri dönüşüm için eve götürürdü.

Öbek fiiller

picked up litter: yerdeki çöpleri toplamak

picked up litter ifadesinde pick up, yerdeki bir şeyi kaldırmak veya toplamak anlamına gelir. Nesne olan litter, halka açık bir yere atılmış çöpü ifade ettiği için buradaki anlamı belirler. Pick up farklı nesnelerle başka anlamlara da gelebilir; doğru anlam bağlamdan çıkarılır. Çöpün geri dönüştürülmek üzere eve götürülmesi, burada fiziksel olarak toplama eyleminin anlatıldığını doğrular.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the parade, the volunteers ____ along the route.

Cevabı göster

picked up litter

Dilbilgisi

took it home to recycle: amaç bildiren to + fiil

took it home to recycle ifadesinde took it home eylemi, nesneyi ve varış yerini verir. it, daha önce geçen litter sözcüğüne gönderme yapar; geri dönüştürmeyi planladığı şey de bu çöptür. To recycle amaç bildiren bir mastardır: çöpü neden eve götürdüğü sorusunu yanıtlar. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp “fiil + nesne + yer + to + fiilin yalın hâli”dir. Sondaki to bölümü amacı belirtir; ilgisiz, ayrı bir eylem değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede bir nesnenin bir yere neden götürüldüğünü açıklamak için to + fiil kullanılmıştır?

  1. Jade took the wet poster and the tape home.
  2. Jade took the wet poster home after the rain.
  3. Jade took the wet poster home to dry it.
Cevabı göster

Jade took the wet poster home to dry it.

But later, in college,

0:23

Ancak daha sonra üniversitede,

Sarah became surrounded by people in her community Kalıp ifadeler

0:25

Sarah topluluğunda,

Kalıp ifadeler

became surrounded by: yeni bir sosyal ortama geçiş

Became surrounded by, Sarah’nın topluluğundaki insanların çevresinde bulunduğu bir duruma geçtiğini anlatır. Become + geçmiş zaman ortacı bir durum değişikliğini vurgular: durum baştan beri var olmak yerine sonradan oluşmuştur. Burada surrounded sosyal çevreyi mecazlı biçimde anlatır; insanların fiziksel olarak bir çember oluşturması gerekmez. By, onun çevresini oluşturan insanları tanıtır.

Alıştırma

Hangi cümle yeni bir sosyal ortama geçişi doğrudan belirtir?

  1. After joining the team, Nina became surrounded by supportive people.
  2. After joining the team, Nina surrounded supportive people.
  3. After joining the team, Nina was surrounded by supportive people.
Cevabı göster

After joining the team, Nina became surrounded by supportive people.

who didn't share her love of the environment. Kalıp ifadeler

0:29

çevreye olan sevgisini paylaşmayan insanlarla çevrilmeye başladı.

Kalıp ifadeler

share her love of the environment: çevreye onun gibi sevgi duymak

Bu cümlede share her love of the environment, onun gibi çevreyi çok önemsemek anlamına gelir. Buradaki share, bir nesnenin bir kısmını başkasına vermeyi değil, ortak bir duyguya veya ilgiye sahip olmayı anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp share someone's love of something şeklindedir. İyelik sözcüğü, başkalarının kimin heyecanını paylaştığını gösterir: people who share his love of music.

Alıştırma

Cümleyi share someone's love of kalıbıyla tamamlayın: Priya enjoys meeting people who ____ astronomy.

Cevabı göster

share her love of

People who didn't believe that climate change was real.

0:31

İklim değişikliğinin gerçek olduğuna inanmayan insanlar.

And slowly, Sarah started to doubt it as well.

0:35

Ve yavaş yavaş Sarah da bundan şüphe etmeye başladı.

Climate deniers, Kelime

0:38

İklim inkarcıları,

people who don't believe that climate change is happening

0:39

iklim değişikliğinin gerçekleştiğine inanmayanlar

or that it isn't caused by humans,

0:43

veya bunun insanlardan kaynaklanmadığına inananlar,

Kelime

Climate deniers: güçlü ve eleştirel bir etiket

Climate deniers ifadesi, iklim değişikliğinin gerçekleştiğini, bunun insan faaliyetlerinden kaynaklandığını veya konuyla ilgili yerleşik kanıtları reddeden insanları etiketler. Buradaki deniers, bir iddiayı reddeden kişiler için kullanılan bir isimdir; yalnızca iklimden hoşlanmayan insanlar anlamına gelmez. Haberlerde ve kamusal tartışmalarda bu etiket genellikle eleştiri içerir. Yalnızca kararsızlığı veya daha fazla bilgi talebini değil, güçlü kanıtlarla desteklenen sonuçların reddedildiğini ima eder.

Alıştırma

Bir kişi emisyonları azaltmak için önerilen bir kuralı sorguluyor. Yalnızca buna dayanarak o kişiye climate denier demek uygun mudur?

  1. Uygun değildir: Bu etiket güçlü ve eleştireldir; tek bir politika anlaşmazlığı iklim biliminin reddedildiğini kanıtlamaz.
  2. Uygundur: Bu etiket tamamen tarafsızdır ve herhangi bir iklim politikasını sorgulayan herkese uygulanır.
Cevabı göster

Uygun değildir: Bu etiket güçlü ve eleştireldir; tek bir politika anlaşmazlığı iklim biliminin reddedildiğini kanıtlamaz.

make up around 9% of the American population, Öbek fiiller

0:46

bazı tahminlere göre,

according to some estimates. Kalıp ifadeler

0:50

Amerikan nüfusunun yaklaşık %9'unu oluşturuyor.

Öbek fiiller

make up X% of B: bütünün X%'ini oluşturmak

Burada make up, bir bütünün bir bölümünü “oluşturmak” veya belli bir payını “temsil etmek” anlamına gelir. Climate deniers sayılan gruptur; around 9% of the American population ise bu grubun temsil ettiği oranı belirtir. Yaygın kalıp A makes/make up X% of B şeklindedir. Tekil öznede makes up, çoğul öznede make up kullanılır. Yüzde bağlamı, make up ifadesinin burada “uydurmak” anlamına gelmediğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi make up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: In this survey, teenagers ____ 30% of the participants.

Cevabı göster

make up

Kalıp ifadeler

according to some estimates: yaklaşık bilginin tahmini kaynağını belirtmek

According to some estimates, “bazı yaklaşık hesaplamalara veya değerlendirmelere göre” anlamına gelir. Rakamın, konuşanın dayanaksız iddiası olarak değil, tahminlerden alınan bir bilgi olarak sunulduğunu gösterir. Some, tahminlerin birbirinden farklı veya kesin olmayabileceğini belirtir. İfade, around ile birlikte kullanıldığında %9 oranını kesin ya da resmen belirlenmiş bir rakam olarak değil, temkinli bir tahmin olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle tutarı doğal biçimde bir tahmin olarak sunup bu bilgiyi tahminlere dayandırıyor?

  1. According to the final invoice, the repairs cost exactly £500,000.
  2. In my opinion, the repairs look expensive.
  3. According to some estimates, the repairs could cost £500,000.
Cevabı göster

According to some estimates, the repairs could cost £500,000.

Now, Sarah works as a climate campaigner at the US National Centre for Science Education, Kalıp ifadeler

0:52

Şimdi Sarah, ABD Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi'nde bir iklim kampanyacısı olarak çalışıyor,

Kalıp ifadeler

works as a climate campaigner: work as + meslek veya rol

works as a climate campaigner, Sarah'nın mevcut iş rolünü belirtir. work as + meslek veya rol kalıbı, bir kişinin ne iş yaptığını anlatır. Buradaki as, ‘... olarak’ anlamındadır; ‘... iken’ anlamında değildir.

Alıştırma

Maya'nın iş rolünü belirtmek için work as kalıbını doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: Maya ____ a guide at the city museum.

Cevabı göster

works as

to teaching children the science behind climate change. Kelime

0:58

çocuklara iklim değişikliğinin ardındaki bilimi öğretiyor.

Kelime

science behind climate change: temel açıklamayı gösteren behind

the science behind climate change ifadesinde behind soyut anlamda kullanılır. Fiziksel bir konumu değil, iklim değişikliğini açıklayan bilimsel ilkeleri, kanıtları ve mekanizmaları belirtir. the science behind + olgu kalıbı, bir şeyin nasıl veya neden gerçekleştiğine ilişkin bilimsel açıklamadan söz etmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi the science behind kalıbını kullanarak tamamlayın: The class explored ____ rainbows.

Cevabı göster

the science behind

But her journey there was a difficult one, Deyimler

1:02

Ancak oraya olan yolculuğu zorluydu,

and she lost many friends on the way. Deyimler

1:04

ve bu yolda birçok arkadaşını kaybetti.

Deyimler

her journey there was a difficult one: gerçek bir yolculuk değil, bir süreç

Burada journey mecazdır. Onu daha sonraki rolüne ya da konumuna götüren kişisel veya mesleki süreci anlatır. There, bir seyahat noktasını değil bu sürecin varış noktasını gösterir; yani oraya ulaşmak zor olmuştur. a difficult one ifadesindeki one, sayılabilen journey adının yerine geçer: a difficult journey. İngilizcede one, zaten belli olan bir adı tekrarlamamak için bu şekilde kullanılır.

Alıştırma

Bu cümlede her journey there ne anlama gelir?

  1. Onu daha sonraki bir role veya konuma götüren zorlu bir süreç.
  2. Ulaşılması zor bir yere yapılan yolculuk.
  3. Arkadaşlarından birinin yaptığı yolculuk.
Cevabı göster

Onu daha sonraki bir role veya konuma götüren zorlu bir süreç.

Deyimler

on the way: süreç içinde

Burada on the way, “süreç içinde” anlamına gelir. Önceki journey fikri, kişisel veya mesleki bir değişimi bir hedefe doğru ilerliyormuş gibi gösterir. Bu, yolculuk sırasında arkadaşlarını gerçekten kaybettiği anlamına gelmez. Arkadaşlarını kaybetmesi değişimin bir parçası olarak yaşanmış ve sürecin bedellerinden biri olmuştur.

Alıştırma

Örnekte on the way hangi anlama gelir?

  1. Değişim sürecinde.
  2. Konuşanın konuyu değiştirdiğini gösteren bir işaret olarak.
  3. Arkadaşlarının kaybolduğu gerçek bir yolda.
Cevabı göster

Değişim sürecinde.

In this program, Anlatım akışı

1:07

Bu programda,

we'll be discussing climate deniers

1:08

iklim inkarcılarını tartışacağız

and finding out how to talk with people who doubt the science of global warming. Notlar

1:10

ve küresel ısınma bilimine şüpheyle yaklaşan insanlarla nasıl konuşacağımızı öğreneceğiz.

Anlatım akışı

In this program, we'll be discussing... ile konuyu önceden bildirmek

In this program, sonraki bilgilerin mevcut programın içeriğiyle ilgili olduğunu gösterir. Ardından we'll be discussing climate deniers ana konuyu önceden bildirerek dinleyicinin konuşmanın nasıl ilerleyeceğini anlamasını sağlar. Buradaki will be discussing, birazdan gelecek planlanmış içeriği duyurur. Uzak gelecekle ilgili bir tahmin değildir.

Alıştırma

Bu açılış cümlesinde we'll be discussing ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Toplumun yıllar sonra neyi tartışacağını tahmin eder.
  2. Bu program için önceden planlanmış konuyu bildirir.
  3. Program başlamadan önce bitmiş bir tartışmayı aktarır.
Cevabı göster

Bu program için önceden planlanmış konuyu bildirir.

Öbek fiiller

finding out: bir bilgiyi veya cevabı öğrenmek

Finding out, soru sorarak, kontrol ederek, konuşarak veya araştırarak daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek demektir. Bu cümlede programın öğrenmeye çalıştığı bilgi how to talk with people who doubt the science of global warming bölümüdür. Find out bir öbek fiildir. Ardından sıkça bir gerçek, bir cevap veya what, why, how ya da whether ile başlayan bir yan cümle gelir.

Alıştırma

Cümleyi bu notta geçen ve “bilgi öğrenmek” anlamına gelen iki sözcüklü fiille tamamlayın: We need to ____ why the lights went out.

Cevabı göster

find out

Kalıp ifadeler

doubt the science of global warming: küresel ısınmanın bilimsel temelini sorgulamak

Bu cümlede doubt, “bir şeyin doğru ya da güvenilir olmayabileceğini düşünmek” anlamına gelen bir fiildir. the science of global warming isim öbeğini nesne olarak alır. Buradaki the science, okuldaki bir ders olarak bilimi değil, küresel ısınmayla ilgili açıklamayı destekleyen kanıtları, araştırmaları ve bilimsel sonuçları ifade eder. doubt the science behind a claim ve doubt the science of a topic, bir şeyin bilimsel temelini sorgulamak için kullanılabilen yapılardır.

Alıştırma

“Some readers doubt the science behind the claim,” cümlesinde okurlar neden şüphe duyuyor?

  1. İddiayı destekleyen kanıt ve araştırmalar.
  2. Okul dersi olarak bilim.
  3. Okurların herhangi bir bilim insanını tanıyıp tanımadığı.
Cevabı göster

İddiayı destekleyen kanıt ve araştırmalar.

And as usual, Kalıp ifadeler

1:15

Ve her zamanki gibi,

we'll be learning some new vocabulary as well.

1:16

bazı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

Kalıp ifadeler

And as usual: yerleşmiş bir rutini eklemek

And as usual, cümle başında kullanılan bir bağlayıcıdır. As usual, şimdi olan şeyin önceki zamanlarla aynı düzeni izlediğini belirtir; burada kelimelerin sıradan olduğunu söylemek yerine programın düzenli bir bölümünü tanıtır. And, bu alışılmış bölümü hemen önce söylenen bilgiye bağlar. As usual cümlenin ilerleyen bir bölümünde de yer alabilir ve tüm durum hakkında yorum yapar.

Alıştırma

Hangi cümle otobüsün bugün saat yedide geldiğini ve bunun yerleşmiş düzene uyduğunu söyler?

  1. The bus usually arrives at seven.
  2. Today, as usual, the bus arrived at seven.
  3. Today the bus arrived at seven on its usual route.
Cevabı göster

Today, as usual, the bus arrived at seven.

But before that, Anlatım akışı

1:18

Ama ondan önce,

I have a question for you, Rob.

1:19

sana bir sorum var, Rob.

Anlatım akışı

Daha önce yapılacak bir adımı eklemek için “But before that,”

But before that, daha önce duyurulmuş bir planı kısa süreliğine durdurup önce yapılması gereken bir şeyi araya sokar. Bu cümlede konuşmacı önceki etkinliği erteler ve Rob’a bir soru sorar. that, daha önce sözü edilen etkinliğe gönderme yapar; bu bağlamda kastedilen, kelime öğrenme etkinliğidir. İfade sıralamayı açık hâle getirir: planlanan etkinlik daha sonra, yeni eklenen adım ise şimdi gerçekleşir.

Alıştırma

Geçiş ifadesini tamamlamak için But / before / that sözcüklerini sıralayın: We'll start the quiz in a minute. ____, I need to explain one rule.

Cevabı göster

But before that

Whatever climate deniers think, Dilbilgisi

1:22

İklim inkarcıları ne düşünürse düşünsün,

there is strong agreement on the issue among scientists Kalıp ifadeler

1:23

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli,

on the Intergovernmental Panel on Climate Change, Kültür

1:27

IPCC'deki bilim insanları arasında

Kalıp ifadeler

there is strong agreement on ... among ...: bir konu hakkında grup içindeki güçlü görüş birliği

Bu cümlede there is strong agreement, bilim insanlarının bir grup olarak büyük ölçüde aynı görüşü paylaştığı anlamına gelir. Buradaki agreement, yazılı bir anlaşma veya sözleşme değil, yüksek düzeyde görüş birliğidir. agreement on + konu kalıbı, görüş birliğinin hangi konuda olduğunu; among + grup ise bu görüşü kimlerin paylaştığını gösterir. strong, görüş birliğinin yüksek düzeyde olduğunu vurgular, ancak herkesin mutlaka aynı fikirde olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bilim insanlarının bir grup olarak öneri hakkında büyük ölçüde aynı görüşü paylaştığını anlatan cümle hangisidir?

  1. There is strong agreement on the proposal among the scientists.
  2. The scientists have signed a strong agreement about the proposal.
  3. There is a strong argument about the proposal among the scientists.
Cevabı göster

There is strong agreement on the proposal among the scientists.

the IPCC.

1:30

bu konuda güçlü bir fikir birliği var.

Dilbilgisi

“Whatever climate deniers think,” bir ödünleme yan cümlesi olarak

Whatever climate deniers think, “iklim değişikliğini inkâr edenler ne düşünürse düşünsün” anlamına gelir. Whatever bir ödünleme yan cümlesi başlatır: olası tüm görüşleri kapsar, ancak bu görüşlerin hiçbirinin ana cümledeki ifadeyi değiştirmediğini belirtir. Kullanılabilir kalıp Whatever + özne + fiil şeklindedir ve ardından ana cümle gelir. Soru cümlesi sırası yerine climate deniers think örneğindeki normal bildirme cümlesi sırasını koruyun.

Alıştırma

Bir ödünleme yan cümlesi oluşturmak için whatever / the critics / say bölümlerini sıralayın. İlk sözcüğü büyük harfle başlatın: ____, the team will continue its work.

Cevabı göster

Whatever the critics say

Kültür

Intergovernmental Panel on Climate Change: tam adı ve IPCC kısaltması

Intergovernmental Panel on Climate Change, IPCC harflerinin oluşturduğu tam addır. IPCC, iklim değişikliği hakkında yayımlanmış araştırmaları değerlendiren ve özetleyen Birleşmiş Milletler'e bağlı hükûmetlerarası bir kurumdur; özel bir çevre şirketi veya kampanya grubu değildir. Cümlede the IPCC, kurumun kısa adını vermek için tam adın hemen ardından gelir. Bu kurumun belirtilmesi, söz konusu bilimsel görüşün önemli bir iklim değerlendirme kuruluşundan geldiğini gösterir.

Alıştırma

IPCC burada ne anlama geliyor?

  1. Çevre ürünleri satan özel bir şirketin adıdır.
  2. İklim değişikliği araştırmalarını değerlendiren hükûmetlerarası bir kurumun kısa adıdır.
  3. Panelden sonra belirtilen, onunla ilgisiz ikinci bir gruptur.
Cevabı göster

İklim değişikliği araştırmalarını değerlendiren hükûmetlerarası bir kurumun kısa adıdır.

So what percentage of the world's scientific community agree that climate change is real? Kelime

1:32

Peki dünya bilim camiasının yüzde kaçı iklim değişikliğinin gerçek olduğu konusunda hemfikir?

Kelime

world's scientific community: mesleki bir grup olarak bilim insanları

Bu cümlede world's scientific community, dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları ve bilimsel araştırmacıların tek bir mesleki topluluk olarak görülmesi demektir. Community burada fiziksel bir yeri değil, aynı alanla birbirine bağlı insanları ifade eder. Aynı yapı the medical community ve the academic community ifadelerinde de görülür: niteleyici, hangi mesleki grubun kastedildiğini gösterir.

Alıştırma

Cümlede world's scientific community ne anlama geliyor?

  1. Dünyanın farklı yerlerindeki bilim binaları
  2. Bir bilim merkezinin yakınında yaşayan insanlar
  3. Dünya çapındaki bilim insanları ve bilimsel araştırmacılar
Cevabı göster

Dünya çapındaki bilim insanları ve bilimsel araştırmacılar

Is it A, 79%,

1:38

A, %79 mu,

B, 89%,

1:41

B, %89 mu,

or C, 99%?

1:43

yoksa C, %99 mu?

Oh, I'll have a guess and I'll say it's 99%. Kalıp ifadeler

1:45

Oh, bir tahminde bulunacağım ve %99 diyeceğim.

Kalıp ifadeler

I'll have a guess: emin olmadan cevap vermeyi denemek

I'll have a guess, “bir tahminde bulunayım” anlamına gelir. Burada have, bir şeye sahip olmayı değil, bir eylemi gerçekleştirmeyi veya bir girişimde bulunmayı ifade eder. Konuşmacı bu ifadeyi cevap vermeden önce, emin olmadığını ama denemeye istekli olduğunu göstermek için kullanır. Böylece cevap kesin değil, ihtiyatlı bir tahmin gibi duyulur.

Alıştırma

I'll have a guess demek ne zaman doğaldır?

  1. Emin olmadığınız hâlde cevap vermeyi denemek istediğinizde
  2. Kanıtlarla doğrulanmış bir sonucu sunarken
  3. Hiç cevap vermemeye karar verdiğinizde
Cevabı göster

Emin olmadığınız hâlde cevap vermeyi denemek istediğinizde

Okay,

1:49

Tamam,

I will reveal the answer later in the program, Rob. Anlatım akışı

1:49

cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım, Rob.

Anlatım akışı

I will reveal the answer later in the program: cevabı daha sonra açıklamak

Bu cümle, programın nasıl ilerleyeceğini izleyiciye bildirir: cevap şimdilik gizli tutulur ve daha sonra açıklanır. Mevcut soruyu yanıtlamadan kapatır ve böylece merakı da canlı tutar. Burada reveal, gizli veya bilinmeyen bir bilgiyi ortaya çıkarmak anlamına gelir. Yalnızca “söylemek” anlamındaki say fiilinden daha güçlü ve daha özeldir.

Alıştırma

Bir sunucu cevabı şimdilik gizli tutup daha sonra vereceğini söylemek için hangi cümleyi kullanır?

  1. I will never give you the answer.
  2. I have already revealed the answer.
  3. I will reveal the answer later in the program.
Cevabı göster

I will reveal the answer later in the program.

Marco Silva is a climate disinformation reporter for the BBC. Kelime

1:53

Marco Silva, BBC için bir iklim dezenformasyon muhabiri.

Kelime

climate disinformation reporter: iklim dezenformasyonu muhabiri

climate disinformation reporter isim grubunda climate disinformation, muhabirin araştırdığı ve haber yaptığı konuyu belirtir. Bu ifade yalnızca iklim bilgisi veren bir muhabiri değil, iklimle ilgili yanlış veya yanıltıcı iddiaları ele alan bir gazeteciyi anlatır. Disinformation genellikle insanları aldatmak için kasıtlı olarak üretilen veya yayılan yanlış ya da yanıltıcı bilgiyi ifade eder. Kasıt anlamı taşıdığı için her basit hatayı adlandırmak üzere kullanılmamalıdır.

Alıştırma

Hangi durum en doğru şekilde disinformation olarak tanımlanır?

  1. Bir okur, yanlış anladığı bir grafiğin hatalı hâlini paylaşır.
  2. Bir gazeteci yanlış yazılmış bir tarihi düzeltir.
  3. Bir kampanya, halkı yanıltmak için yanlış iklim iddialarını bilerek uydurur.
Cevabı göster

Bir kampanya, halkı yanıltmak için yanlış iklim iddialarını bilerek uydurur.

He told BBC World Service program The Climate Question

1:57

BBC Dünya Servisi programı The Climate Question'a

what he's learned about reporting on the issue from around the world. Kalıp ifadeler

2:01

dünyanın dört bir yanından bu konuyu haberleştirirken öğrendiklerini anlattı.

Kalıp ifadeler

reporting on the issue: konu hakkında haber yapmak

Report on + issue/topic, bir konuyu araştırmak veya o konu hakkında haber aktarmak anlamına gelir. Bu cümlede reporting on the issue, daha önce sözü edilen iklim inkârcılığı ve küresel ısınma tartışmasını haberleştirme işini ifade eder. Buradaki on, about gibi haberin konusunu belirtir; fiziksel bir konumu göstermez. Bu yapı report on an election, report on a conflict veya report on public health gibi başka konularla da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi report on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Lina works for a national newspaper and often ____ housing policy.

Cevabı göster

reports on

It's quite important to make here a very clear distinction between Kalıp ifadeler

2:06

Burada,

being wrong, ill-informed about climate change, Kelime

2:10

iklim değişikliği hakkında yanılmak, yanlış bilgilendirilmiş olmak ile,

Kelime

ill-informed about climate change: yeterli doğru bilgiye sahip olmamak

ill-informed about climate change ifadesinde ill-informed, kişinin konu hakkında yeterli, güvenilir ya da doğru bilgiye sahip olmadığını belirtir. ill- ön eki burada kötü veya yetersiz biçimde anlamındadır; hastalıkla ilgili değildir. Yaygın kalıp be ill-informed about something şeklindedir. Kişinin bilgi temelinin niteliğini eleştirir; tek başına kişinin yalan söylediği veya kanıtları bilerek reddettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi ill-informed about ile tamamlayın: The panel was ____ the local flood risks.

Cevabı göster

ill-informed about

and being a full-blown climate denier. Kelime

2:14

tam anlamıyla bir iklim inkarcısı olmak arasında çok net bir ayrım yapmak oldukça önemlidir.

Kalıp ifadeler

make a very clear distinction between A and B: A ile B'yi net biçimde ayırmak

Make a very clear distinction between A and B, A ile B’nin aynı şeymiş gibi ele alınmaması için aralarında kesin bir kavramsal sınır çizmek anlamına gelir. Burada konuşmacı, iklim değişikliği konusunda yanılan veya yetersiz bilgi sahibi olan kişilerle iklim değişikliğini kararlı biçimde inkâr eden kişileri birbirinden ayırır. Yaygın kalıp make a distinction between A and B biçimindedir. Very, clear sözcüğünü güçlendirir. Here “bu tartışmada” anlamına gelir ve özgün ifadede make sözcüğünden sonra yerleştirilmiştir; daha nötr bir söz diziminde çoğunlukla distinction sözcüğünden sonra gelir: make a very clear distinction here between A and B.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: Good science writing should ____ correlation and causation.

Cevabı göster

make a clear distinction between

Kelime

full-blown climate denier: kısmi değil, tam bir inkâr tutumu

a full-blown climate denier ifadesinde full-blown, tamamen gelişmiş ve açıkça belirgin anlamına gelir. İklim değişikliğiyle ilgili yerleşik kanıtları veya temel sonuçları reddeden biri için kullanılan eleştirel climate denier etiketini güçlendirir. İfade, bu inkârı küçük bir şüphe veya sınırlı bilgi değil, yerleşmiş bir tutum olarak sunar. Full-blown, gerçek anlamlı olmayan birleşik bir sıfattır ve burada isimden önce gelir. Genellikle belirgin ya da ciddi bir hâle ulaşmış kriz, çatışma, hastalık veya başka durumları anlatır. Buradaki blown rüzgârla ilgili değildir.

Alıştırma

Cümleyi full-blown ile tamamlayın: What began as a minor disagreement became a ____ public argument.

Cevabı göster

full-blown

A lot of people may not be very well versed with the science, Kalıp ifadeler

2:17

Birçok insan bilimde,

the facts of climate change.

2:21

iklim değişikliğinin gerçekleri konusunda çok bilgili olmayabilir.

Kalıp ifadeler

may not be very well versed with the science: bilime pek hâkim olmayabilir

Bu cümlede may not be very well versed with the science, birçok kişinin ilgili bilimi çok iyi bilmiyor veya anlamıyor olabileceğini ifade eder. May, yargıyı kesin bir iddia olmaktan çıkarır; not very ise değerlendirmeyi daha da yumuşatır. Well versed, bir konu hakkında geniş bilgi sahibi olmayı anlatan bir sıfat öbeğidir. Buradaki versed, şiir dizesi anlamına gelebilen verse ismi değildir.

Alıştırma

Cümleyi well versed ve onun standart edatıyla tamamlayın: Our guide is ____ Roman history.

Cevabı göster

well versed in

To be honest, Ton ve niyet

2:22

Dürüst olmak gerekirse,

Ton ve niyet

To be honest: açık sözlü bir görüşe giriş yapmak

To be honest, cümlenin başında kullanılan ve samimi bir kişisel görüşün geleceğini belirten bir söylem işaretleyicisidir. Çoğu zaman dinleyiciyi doğrudan, daha az olumlu veya beklediğinden farklı bir görüşe hazırlar. Genellikle konuşurun daha önce dürüst olmadığı anlamına gelmez. Görevi, ardından gelen ifadeyi açık sözlü bir görüş olarak çerçevelemektir.

Alıştırma

Hangi cümle To be honest ifadesini samimi bir kişisel değerlendirmeye giriş yapmak için en doğal şekilde kullanıyor?

  1. To be honest, the train leaves at nine according to the timetable.
  2. To be honest, I think this design needs more work.
  3. To be honest, water freezes at zero degrees Celsius.
Cevabı göster

To be honest, I think this design needs more work.

they can at times be quite complex, Kalıp ifadeler

2:23

bunlar bazen oldukça karmaşık,

quite dense. Kelime

2:26

oldukça yoğun olabilir.

Kalıp ifadeler

at times: sometimes demenin biraz daha resmî bir yolu

At times, “bazen” veya “kimi zaman” anlamına gelir. Bir durumun sürekli değil, yalnızca bazı zamanlarda geçerli olduğunu gösterir; burada söz konusu bilgiler bazen karmaşık ve yoğun olabilir.

Alıştırma

“Bazen” anlamına gelen, biraz resmî iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Learning a new skill can be frustrating ____.

Cevabı göster

at times

Kelime

quite dense: bilgi bakımından yoğun ve anlaşılması zor

Quite dense ifadesinde quite, dense sıfatının derecesini güçlendirir. Dense burada içeriği anlatır: birçok fikir veya ayrıntı bir arada yoğunlaşmıştır, bu yüzden materyali anlamak zaman ve çaba ister. Burada fiziksel yoğunluk kastedilmez. Bu mecazi kullanım metinleri, raporları, teorileri, dersleri ve bilgi açısından yoğun diğer materyalleri tanımlamak için yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümlede dense, içeriğin bilgiyle dolu ve anlaşılmasının zor olduğu anlamında kullanılmıştır?

  1. Calling him dense was rude.
  2. The foam is dense enough to block the sound.
  3. The report is quite dense, so I have to read each section twice.
Cevabı göster

The report is quite dense, so I have to read each section twice.

Some people may have genuine questions about the subject. Kalıp ifadeler

2:27

Bazı kişilerin konu hakkında samimi soruları olabilir.

Kalıp ifadeler

genuine questions about the subject: samimi sorular

Bu cümlede genuine questions, insanların anlamak istedikleri için gerçekten sahip oldukları soruları anlatır. Genuine hem şüphenin gerçek olduğunu hem de sorunun samimi bir niyetle sorulduğunu vurgular. Bunlar yalnızca kışkırtmak, konuşmayı geciktirmek ya da önceden belirlenmiş bir görüşü gizlemek için sorulan sorular değildir. About the subject, bu soruların ilgili olduğu konuyu belirtir. Bu ifade, bilgiye açık olabilecek kişilerle aslında cevap aramayan kişileri ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi durum Nina'nın genuine questions about the plan sahibi olduğunu en iyi gösterir?

  1. Nina'nın görüşü zaten sabit olduğu için hiçbir cevabı dinlemeyi kabul etmez.
  2. Nina planı anlar, ancak yalnızca toplantıyı durdurmak için sorular sorar.
  3. Nina plandan emin değildir ve açıklamayı dikkatle dinler.
Cevabı göster

Nina plandan emin değildir ve açıklamayı dikkatle dinler.

So with information, Anlatım akışı

2:31

Yani bilgiyle,

with facts,

2:32

gerçeklerle,

those people can be convinced.

2:34

bu insanlar ikna edilebilir.

Anlatım akışı

with information, with facts: dayanağı öne çıkarma

Cümlenin başındaki with information, with facts, sonucun hangi araç ya da temele dayandığını önce açıklar: İnsanlar bilgi ve gerçekler kullanılarak ikna edilebilir. Burada with, 'birlikte' değil, 'aracılığıyla' ya da 'kullanarak' anlamındadır. With sözcüğünün tekrarı iki paralel öbek oluşturur ve her destek türünü ayrı ayrı vurgular. Bu öbekleri ana cümleden önce koymak, önce kanıtlara dikkat çeker; ardından sonuç verilir: those people can be convinced.

Alıştırma

Her iki koşulu ayrı ayrı vurgulamak için with sözcüğünü tekrarlayarak cümleyi tamamlayın: ____ patience, ____ practice, you can improve.

Cevabı göster

With · with

Climate deniers, though,

2:37

Bununla birlikte, iklim inkarcılarını,

people who reject the basic facts of climate change Kalıp ifadeler

2:38

iklim değişikliğinin temel gerçeklerini reddeden insanları

are likely to be more difficult to persuade. Dilbilgisi

2:42

ikna etmek muhtemelen daha zor olacaktır.

Kalıp ifadeler

reject the basic facts of climate change: iklim değişikliğine ilişkin temel gerçekleri reddetmek

Burada reject the basic facts of climate change, bu gerçekleri doğru olarak kabul etmeyi veya tanımayı reddetmek anlamına gelir. Bu bağlamda reject yalnızca bir şeyden hoşlanmamak demek değildir; bir iddia veya kanıt karşısındaki kesin bir reddi anlatır. Reject geçişli bir fiildir, bu nedenle kabul edilmeyen şey doğrudan ardından gelir: reject + isim. the basic facts of climate change isim öbeği, bu insanların tam olarak neyi kabul etmeyi reddettiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle, yalnızca emin olmamak yerine birinin kanıtı kabul etmeyi etkin biçimde reddettiğini gösterir?

  1. They reject the evidence even after checking the original data.
  2. They have not read the evidence yet.
  3. They doubt whether the evidence is complete.
Cevabı göster

They reject the evidence even after checking the original data.

Dilbilgisi

are likely to be more difficult to persuade: ikna edilmeleri muhtemelen daha zor olacak

are likely to ifadesi muhtemelen doğru olacak bir şeyi öngörürken be more difficult to persuade daha yüksek bir zorluk derecesini anlatır. Birlikte, bu kişileri ikna etmenin karşılaştırıldıkları kişileri ikna etmekten muhtemelen daha zor olacağını belirtir. people are difficult to persuade yapısında people, persuade fiilinin anlamca nesnesidir: birisi onları ikna edecektir. İngilizce, sıfat + to-mastar yapısında persuade fiilinden sonra them sözcüğünü yeniden kullanmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, bu seçmenleri başka birinin ikna etmesinin muhtemelen daha zor olacağı anlamına gelir?

  1. These voters are likely to have more difficulty persuading the other group.
  2. These voters are likely to persuade the other group more easily.
  3. These voters are likely to be more difficult to persuade.
Cevabı göster

These voters are likely to be more difficult to persuade.

Marco distinguishes a full-blown climate denier, Kalıp ifadeler

2:45

Marco, tam bir iklim inkarcısını,

someone who is completely committed to the idea, Kalıp ifadeler

2:49

yani bu fikre kendini tamamen adamış birini,

Kalıp ifadeler

completely committed to the idea: fikre tamamen bağlı

Be committed to an idea, bir fikri güçlü biçimde desteklemek veya ona inanmak ve bu tutumu sürdürmek anlamına gelir. Completely anlamı güçlendirir: Bu kişi fikri yalnızca değerlendirmiyor veya ona biraz katılmıyor.

Alıştırma

Committed ve gereken edatı kullanarak hedef kalıbı tamamlayın: The team is fully ____ reducing waste.

Cevabı göster

committed to

from someone who is simply ill-informed,

2:52

sadece yanlış bilgilendirilmiş birinden,

Kalıp ifadeler

distinguish A from B: A’yı B’den ayırmak

Distinguish A from B, A ile B arasındaki farkı tanımak veya açıklamak anlamına gelir. Burada A, “a full-blown climate denier”; B ise “someone who is simply ill-informed” ifadesidir. From, karşılaştırılan ikinci unsuru getirir; kaynak bildirmez. “Someone who is completely committed to the idea” ifadesi A hakkında ek bilgi verir. Uzun bir cümlede önce distinguish A from B kalıbını bulun, ardından açıklamayı A’nın içine yerleştirerek anlayın.

Alıştırma

Hangi cümlede distinguish A from B doğru kullanılmıştır?

  1. The report distinguishes confirmed facts to unverified claims.
  2. The report distinguishes between confirmed facts from unverified claims.
  3. The report distinguishes confirmed facts from unverified claims.
Cevabı göster

The report distinguishes confirmed facts from unverified claims.

meaning someone who knows less than they should about a particular topic. Dilbilgisi

2:55

yani belirli bir konu hakkında bilmesi gerekenden daha az şey bilen birinden ayırıyor.

Dilbilgisi

knows less than they should: beklenen düzeyin altında bilgi

knows less than they should, bir kişinin gerçekte ne kadar bildiğini makul olarak bilmesi beklenen miktarla karşılaştırır. Kişinin bilgisinin beklenen düzeyin altında olduğu anlamına gelir. than they should bölümünde tekrarlanan know fiili düşürülür: than they should know. Buradaki should bir emir değil, beklenen bir standart ifade eder. Tekil they ise cinsiyeti belirtilmeyen tek bir kişiyi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi know ve kısa less than she should yapısıyla tamamlayın; should sonrasında know fiilini tekrarlamayın: As the project leader, Maya ____ about the budget.

Cevabı göster

knows less than she should

Marco thinks it's possible to persuade an ill-informed person that climate change is a fact, Dilbilgisi

2:59

Marco, yanlış bilgilendirilmiş bir kişiyi iklim değişikliğinin bir gerçek olduğuna ikna etmenin mümkün olduğunu düşünüyor,

Dilbilgisi

it's possible to persuade an ill-informed person: ikna etmenin mümkün olduğunu söylemek

It's possible to persuade an ill-informed person, böyle bir kişiyi ikna etmenin yapılabilir olduğunu söyler; başarının kesin olduğunu söylemez. It is possible to + fiilin yalın hâli yapısında it yer tutucu bir öznedir ve to-infinitive, yapılabilirliği değerlendirilen eylemi belirtir. Persuade, ikna edilen kişiyi nesne olarak alır ve ardından inanılacak düşünceyi belirten bir that cümleciği gelebilir: persuade someone that something is true. Burada an ill-informed person, ikna edilebilecek kişidir.

Alıştırma

Cümleyi It is possible to yapısının kısaltılmış biçimi ve persuade ile tamamlayın: With patience and clear evidence, ____ someone who is open to discussion.

Cevabı göster

it's possible to persuade

for example,

3:06

örneğin,

by sharing personal stories of how the weather has changed in recent years Dilbilgisi

3:07

son yıllarda havanın nasıl değiştiğine dair kişisel hikayeler paylaşarak

or by asking them why they doubt the scientific evidence. Dilbilgisi

3:11

veya onlara bilimsel kanıtlardan neden şüphe ettiklerini sorarak.

Dilbilgisi

by sharing ... or by asking: paralel by + -ing yapılarıyla yöntem anlatma

Buradaki by, “bir şeyi yaparak” anlamında bir yöntemi belirtir. by’dan sonra -ing biçimi kullanılır: by sharing ve by asking. İki by + -ing yapısı or ile bağlanır ve alternatif yöntemler sunar. by sözcüğünü tekrarlamak paralel yapıyı korur ve her seçeneği daha açık hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle paralel by + -ing yapılarıyla iki alternatif yöntemi doğru biçimde sunuyor?

  1. You can open the discussion by share one example or by ask a question.
  2. You can open the discussion by sharing one example or by asking a question.
  3. You can open the discussion by sharing one example or to ask a question.
Cevabı göster

You can open the discussion by sharing one example or by asking a question.

Dilbilgisi

why they doubt the scientific evidence: dolaylı soruda sözcük sırası

why they doubt the scientific evidence yan cümlesi asking fiilinin içeriğidir: soruyu doğrudan sormak yerine hangi sorunun sorulduğunu aktarır. why ile başlayan dolaylı sorularda düz cümle sırası kullanılır: why + özne + fiil. Bu nedenle burada why they doubt doğrudur; why do they doubt ise doğrudan soru biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümle dolaylı soru için doğru sözcük sırasını kullanıyor?

  1. She asked them why they doubted the report.
  2. She asked them why did they doubt the report.
  3. She asked them why do they doubt the report?
Cevabı göster

She asked them why they doubted the report.

Full-blown climate deniers,

3:15

Tam anlamıyla iklim inkarcılarını ikna etmek ise,

on the other hand, Anlatım akışı

3:17

öte yandan,

are much harder to persuade. Dilbilgisi

3:18

çok daha zordur.

Anlatım akışı

on the other hand: karşıt yönü sunmak

On the other hand, bir karşılaştırmanın zıt yönünü sunan bir söylem belirtecidir. Burada konu, ikna edilmeye açık olabilecek insanlardan ikna edilmesi çok daha zor bir gruba geçer. İfadenin yeri cümlenin başı olabilir veya buradaki gibi konudan sonra araya girebilir; ana cümleden virgüllerle ayrılır. İlk yön zaten açıksa önce on the one hand demek zorunlu değildir.

Alıştırma

Karşıt bir yönü sunmak için on the other hand ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Online classes are convenient. On the contrary, they can feel less personal.
  2. Online classes are convenient. For example, they can save travel time.
  3. Online classes are convenient. On the other hand, they can feel less personal.
Cevabı göster

Online classes are convenient. On the other hand, they can feel less personal.

Dilbilgisi

much harder to persuade: much + karşılaştırma biçimi

Much, karşılaştırma biçimi harder sözcüğünden önce gelir ve büyük bir fark olduğunu gösterir: much harder yalnızca daha zor değil, çok daha zor anlamına gelir. Very normalde karşılaştırma biçimi harder ile değil, temel biçim hard ile kullanılır. Özne + be + sıfat + to-infinitive yapısında özne, mastardaki eylemin nesnesi olarak anlaşılır. Bu nedenle, they are harder to persuade onları ikna etmenin daha zor olduğu anlamına gelir; onların başka birini ikna etmek için daha çok çabaladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Harder to persuade ifadesini much ile güçlendirerek cümleyi tamamlayın: After the false rumor spread, the group became ____.

Cevabı göster

much harder to persuade

Here's Marco Silva again,

3:20

İşte BBC Dünya Servisi programı The Climate Question'da

sharing some advice on how best to talk to people about the climate, Dilbilgisi

3:22

insanlarla iklim hakkında en iyi nasıl konuşulacağı konusunda bazı tavsiyeler paylaşan,

Dilbilgisi

how best to talk: konuşmanın en uygun yolunu seçmek

how best to talk ifadesinde how yöntem konusunu ortaya koyar, best ise “en uygun veya etkili biçimde” anlamına gelir. Mastar yapısı to talk eylemi belirtir. Burada best konuşma biçimini açıklar; isim değildir. how best to talk to people about the climate yan cümlesinin tamamı tavsiyenin konusudur. how best to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir şeyi yapmanın en iyi yolunu değerlendirirken veya açıklarken kullanılır.

Alıştırma

“Kullanmanın en etkili yolu” anlamını vermek için cümleyi how best to + fiilin yalın hâliyle tamamlayın: The trainer will explain ____ the new safety equipment.

Cevabı göster

how best to use

with BBC World Service program The Climate Question.

3:27

Marco Silva tekrar bizimle.

A number of researchers and academics have looked into exactly this topic before. Notlar

3:31

Birçok araştırmacı ve akademisyen tam olarak bu konuyu daha önce inceledi.

Kalıp ifadeler

A number of researchers and academics: “birçok” ve çoğul fiil

A number of + çoğul sayılabilir isim, “birçok” veya “birkaç” anlamına gelir. Bu cümlede birden fazla araştırmacı ve akademisyeni ifade eder. Özne birden fazla kişiyi belirttiği için çoğul fiil alır: A number of researchers and academics have looked denir, has looked denmez.

Alıştırma

“Birçok yerel işletme” anlamını verecek şekilde present perfect cümlesini tamamlayın: ____ local businesses ____ joined the recycling programme.

Cevabı göster

A number of · have

Öbek fiiller

have looked into exactly this topic: tam olarak bu konuyu araştırmak

Look into burada bir şeyi araştırmak veya dikkatle incelemek anlamına gelen bir öbek fiildir. Araştırmacıların aynı konuyu daha önce incelediğini belirtir; bir nesnenin içine bakmayı anlatmaz. Present perfect biçimindeki have looked, önceki araştırmayı şu anki tartışmayla ilişkilendirir. Exactly this topic yalnızca benzer bir konuyu değil, tam olarak aynı konuyu belirtir; before ise araştırmayı daha önceki bir zamana yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi look into ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Several engineers ____ the cause of the failure.

Cevabı göster

have looked into

Professor Sander van der Linden,

3:37

Cambridge Üniversitesi'nde sosyal psikoloji profesörü olan,

professor of social psychology at University of Cambridge,

3:38

Profesör Sander van der Linden,

is one of them.

3:42

onlardan biri.

He's been looking into this long and hard and Dilbilgisi

3:44

Bunu uzun ve dikkatli bir şekilde inceliyor ve

when I spoke to him,

3:46

onunla konuştuğumda,

he gave me a couple of tips. Kalıp ifadeler

3:48

bana birkaç ipucu verdi.

Dilbilgisi

He's been looking into this long and hard: devam eden çaba

He's been, He has been ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Has been + -ing, present perfect continuous yapısını oluşturur. Konuyu araştırma işi daha önce başlamış, bir süre devam etmiş ve şimdi de önem taşıyan bir etkinlik olarak sunulur; hâlâ devam ediyor olabilir. Long and hard tek bir zarf öbeği olarak çalışır ve uzun süre büyük bir çabayla anlamına gelir. İki ayrı eylemi adlandırmak yerine devamlı emeği vurgular. Sondaki and bu düşünceyi bir sonraki yan cümleye bağlar.

Alıştırma

Cümleyi look into ifadesinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: She ____ the safety issue long and hard, so she knows the details.

Cevabı göster

has been looking into

Kalıp ifadeler

gave me a couple of tips: birkaç öneri vermek

gave me a couple of tips ifadesinde gave, give + kişi + şey kalıbını kullanır: me alan kişidir, a couple of tips ise onun verdiği şeydir. Buradaki tip, bahşiş değil, işe yarayan bir öneri anlamındadır. Günlük konuşmada a couple of çoğu zaman iki ya da daha esnek biçimde az sayıda anlamına gelir. Buradaki temel düşünce, onun birkaç öneri vermesidir; konuşan kişinin bunları kesin olarak iki tane saydığı anlamına gelmeyebilir.

Alıştırma

give fiilinin geçmiş zaman biçimini ve a couple of tips ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Before my first presentation, my teacher ____.

Cevabı göster

gave me a couple of tips

For instance,

3:50

Örneğin,

don't challenge a climate denier directly. Ton ve niyet

3:51

bir iklim inkarcısına doğrudan meydan okumayın.

Ton ve niyet

don't challenge a climate denier directly: doğrudan çatışmadan kaçınmak

Burada challenge a climate denier, o kişinin görüşünü açıkça sorgulamak veya ona karşı çıkmak anlamına gelir; kişiyi bir oyuna ya da yarışmaya davet etmek anlamına gelmez. don't + fiil biçimi, bu yaklaşımdan kaçınmayı öğütler. Directly, daha yumuşak bir başlangıç yapmadan kişiyle yüzleşme anlamını ekler. Konuşanın vurgusu sohbetin nasıl yürütüleceğidir: diğer kişiyi hemen görüşünü savunmaya zorlamak yerine daha az çatışmacı bir şekilde başlamak.

Alıştırma

Hassas bir konuşmanın başında doğrudan yüzleşmekten kaçınma öğüdüne en uygun cümle hangisidir?

  1. Challenge them to a contest before discussing the issue.
  2. Rather than challenge them directly, ask how they reached that view.
  3. Challenge them directly and tell them their view is ridiculous.
Cevabı göster

Rather than challenge them directly, ask how they reached that view.

Don't confront them, telling them that they're this or that, Notlar

3:55

Onlarla yüzleşmeyin, onlara şu veya bu olduklarını söylemeyin,

throwing insults at them, Kalıp ifadeler

3:59

onlara hakaretler savurmayın,

Kalıp ifadeler

throwing insults at them: throw insults at someone ile birine hakaret etmek

Throw insults at someone, aşağılayıcı veya saldırgan sözleri birine yöneltmek demektir. Buradaki throw mecazidir: sözler fiziksel nesneler olarak değil, bir hedefe yöneltilen sözlü saldırılar olarak düşünülür. Kalıp throw insults at + kişi şeklindedir. Burada throwing, -ing biçimidir; at them ise hakaretlerin yöneltildiği kişileri belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede throw insults at someone sözlü bir saldırıyı anlatmak için doğru kullanılmıştır?

  1. The players were throwing insults on each other.
  2. The players were throwing insults to each other.
  3. The players were throwing insults at each other.
Cevabı göster

The players were throwing insults at each other.

that their beliefs are wrong.

4:01

inançlarının yanlış olduğunu söylemeyin.

Ton ve niyet

Don't confront them: confront doğrudan meydan okumayı anlatır

Confront someone, bir sorun, suçlama veya anlaşmazlık hakkında birine doğrudan meydan okumak demektir ve çoğu zaman gerilim ya da çatışma yaratır. Burada Don't confront them, insanlara saldırgan biçimde meydan okumamayı öğütler; onlarla hiç görüşmeyin veya konuşmayın anlamına gelmez. Them, karşı karşıya gelinen kişiyi göstermek için confront sözcüğünden hemen sonra gelir. Konuyu belirtmek için İngilizcede sıkça confront someone about something kalıbı kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede confront, ciddi bir sorun hakkında birine doğrudan meydan okuma anlamında doğal kullanılmıştır?

  1. The manager confronted Lee about the missing money.
  2. The manager confronted Lee about his favourite film during a friendly chat.
  3. The manager confronted Lee by saying hello at the door.
Cevabı göster

The manager confronted Lee about the missing money.

Kalıp ifadeler

they're this or that: etiketleri belirsiz biçimde özetlemek

They're this or that ifadesindeki this or that, konuşanın tek tek saymadığı etiketleri veya yargıları belirsiz biçimde kapsayan gündelik bir söyleyiştir. Burada insanların şu ya da bu tür biri olarak adlandırıldığını anlatır. İki gerçek seçenek sunmaz. Yakındaki hakaret ve yanlış inanç ifadeleri, bu sözün farklı yaftalamaları özetlediğini ve her etiketi tekrar etmeyi gereksiz kıldığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede this or that iki belirli seçenek yerine farklı etiketleri belirsiz biçimde temsil eder?

  1. Is the answer this number or that number?
  2. People kept saying Maya was this or that without ever listening to her.
  3. You can choose this shirt or that shirt.
Cevabı göster

People kept saying Maya was this or that without ever listening to her.

That sort of attitude or strategy is only likely to backfire. Deyimler

4:03

Bu tür bir tutum veya stratejinin yalnızca geri tepmesi muhtemeldir.

Deyimler

is only likely to backfire: ters bir sonuç öngörmek

Bir plan, tutum veya strateji backfires olduğunda, amaçlanmayan zararlı bir sonuç doğurur ve bu sonuç çoğu zaman hedeflenenin tersidir. Fiil burada mecazidir; bir silahın veya motorun gerçek anlamda geri tepmesini anlatmaz. Be likely to + fiilin yalın hâli, olası bir sonucu öngörür. is only likely to backfire ifadesindeki only, yararlı bir sonuç beklenmediğini vurgular: konuşan kişi, tek olası sonucun stratejinin kendi amacına karşı işlemesi olduğunu düşünür.

Alıştırma

Hangi cümlede backfire, bir stratejinin zararlı ve amaçlananın tersi bir sonuca yol açtığını gösterir?

  1. The plan failed because nobody remembered to begin it.
  2. The ban was meant to reduce interest, but it backfired and made the book more popular.
  3. The engine backfired with a loud bang.
Cevabı göster

The ban was meant to reduce interest, but it backfired and made the book more popular.

If you do that, Dilbilgisi

4:08

Bunu yaparsanız,

the chances are people are just going to hold on to their views even more firmly. Öbek fiiller

4:08

büyük ihtimalle insanlar görüşlerine daha da sıkı sarılacaklardır.

Dilbilgisi

If you do that, the chances are ...: muhtemel bir sonucu öngörmek

if yan cümlesi olası bir eylemi sunar. The chances are, konuşanın gerçekleşmesini muhtemel gördüğü sonucu tanıtır. Burada chances, fırsat değil olasılık anlamındadır. the chances are ifadesinden sonra normalde kendi öznesi ve fiili olan tam bir yan cümle gelir. That kullanılabilir veya atılabilir: the chances are (that) people will ... .

Alıştırma

Bir şeyin muhtemel olduğunu belirten kalıp ifadeyi tamamlayın: If the roads stay clear, ____ we'll arrive before noon.

Cevabı göster

the chances are

Öbek fiiller

hold on to their views: bir görüşü korumaya devam etmek

Hold on to their views, görüşleri insanların sıkıca tuttuğu nesneler gibi anlatır. Burada insanların görüşlerine inanmaya devam etmesi ve onları değiştirmeye direnmesi anlamına gelir. Views, görülen manzara değil, görüşler demektir. Even more firmly, bağlılıklarının daha güçlü hâle geldiğini gösterir. Bu nedenle ifade, baskı veya hakaretlerin insanları yeniden düşünmeye daha az istekli hâle getirdiğini düşündürebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin görüşünü değiştirme baskısına rağmen koruduğunu göstermek için hold on to a view kullanıyor?

  1. Even after the criticism, Lena held on to her view that the project could succeed.
  2. Lena put the printed report on the table.
  3. Lena held a clear view of the stage from her seat.
Cevabı göster

Even after the criticism, Lena held on to her view that the project could succeed.

Marco mentions Professor Van der Linden,

4:14

Marco, iklim inkarı sorununu uzun ve dikkatli bir şekilde inceleyen bir psikolog olan

a psychologist who has taken a long hard look at the issue of climate denial.

4:18

Profesör Van der Linden'den bahsediyor.

If you take a long hard look at something, Deyimler

4:24

Eğer bir şeye 'uzun ve dikkatli bir şekilde bakarsanız (take a long hard look at)',

you examine it very carefully

4:27

gelecekte onu iyileştirmek için

in order to improve it for the future. Dilbilgisi

4:29

onu çok dikkatli bir şekilde incelersiniz.

Deyimler

take a long hard look at something: bir şeyi ciddi biçimde değerlendirmek

take a long hard look at something deyimi, bir şeyi çok dikkatli ve dürüstçe incelemek veya yeniden değerlendirmek anlamına gelir. Long ve hard, look sözcüğünün gücünü artırır; odak noktası yalnızca bir şeye uzun süre bakmak değil, derinlemesine düşünmektir. Bu ifade çoğu zaman ciddi incelemenin ardından bir sorunun, planın, politikanın veya kişinin kendi davranışının değişmesi gerekebileceğini ima eder.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve bir şeyi çok dikkatli ve ciddi biçimde incelemek anlamına gelen altı sözcüklü deyimle tamamlayın: After several accidents, the company must ____ its safety procedures.

Cevabı göster

take a long hard look at

Dilbilgisi

in order to improve it for the future: amacı belirtmek

in order to + fiilin yalın biçimi, bir eylemin amacını belirtir. Burada bir şeyi dikkatle incelemek yapılan eylem, onu iyileştirmek ise amaçlanan sonuçtur. for the future, iyileştirmenin ileride yarar sağlamasının amaçlandığını belirtir; belirli bir gelecek tarihte gerçekleşeceği anlamına gelmez. in order to, yalnızca to kullanmaktan daha açıktır ve genellikle biraz daha resmîdir.

Alıştırma

Cümleyi in order to ve ardından improve fiilinin yalın biçimini kullanarak tamamlayın: We collected feedback ____ the service.

Cevabı göster

in order to improve

Professor Van der Linden advises us not to challenge climate deniers directly Dilbilgisi

4:31

Profesör Van der Linden, iklim inkarcılarına doğrudan meydan okumamayı

Dilbilgisi

advises us not to challenge: birine bir şeyi yapmamasını tavsiye etmek

Advise + person + not to + base verb yapısı, bir kişiye bir eylemden kaçınmasını tavsiye etmek anlamına gelir. Burada us tavsiyeyi alan kişileri, not to challenge ise profesörün kaçınmamızı önerdiği eylemi gösterir. not sözcüğünün yeri, neyin olumsuzlandığını belirler. advises us not to challenge, karşı çıkmamamızı tavsiye ettiği anlamına gelir; does not advise us to challenge ise karşı çıkmamız yönünde tavsiye vermediği anlamına gelir. Bunlar farklıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, cankurtaranın bir eylemden kaçınmayı tavsiye ettiğini doğru biçimde anlatır?

  1. The lifeguard advised us not to swim near the rocks.
  2. The lifeguard advised us don't swim near the rocks.
  3. The lifeguard did not advise us to swim near the rocks.
Cevabı göster

The lifeguard advised us not to swim near the rocks.

and never to throw insults, Dilbilgisi

4:37

ve asla hakaret savurmamayı,

to say offensive, hurtful things directly to someone.

4:38

doğrudan birine saldırgan, incitici şeyler söylememeyi tavsiye ediyor.

Dilbilgisi

never to throw insults: advises us sonrasında paralel bir mastar

Never to throw insults, önceki advises us ifadesine bağlı olan ikinci mastar öbeğidir. Tam yapı advises us not to challenge ... and never to throw insults şeklindedir; ikinci tavsiyeden önce advises us tekrarlanmaz. Not to challenge ve never to throw paralel olumsuz mastarlardır. Burada never, not sözcüğünden daha güçlüdür ve “hiçbir koşulda” anlamına gelir. and never to throw insults parçası tek başına tam bir cümle değildir; önceki ana cümleye bağlıdır.

Alıştırma

İki tavsiyeyi paralel tutan daha güçlü olumsuz mastarla cümleyi tamamlayın: The coach advised us not to argue and ____ insult the other team.

Cevabı göster

never to

This approach is unlikely to work and will probably backfire Dilbilgisi

4:42

Bu yaklaşımın işe yaraması olası değildir ve muhtemelen geri tepecektir

or have the opposite effect from that intended, Kalıp ifadeler

4:46

veya amaçlananın tam tersi bir etki yaratacaktır,

Dilbilgisi

is unlikely to work: temkinli bir olumsuz tahmin

Is unlikely to work, bu yaklaşımın başarılı olma veya istenen sonucu verme ihtimalinin düşük olduğunu belirtir. Yaklaşımın olası etkinliğini değerlendirir; başarının imkânsız olduğunu söylemez. Kullanılabilir kalıp be unlikely to + fiilin yalın hâlidir. Be, özneye göre değişir ve to sonrasında fiilin yalın hâli gelir. Konuşanın değerlendirmesine veya kanıtlara dayanan temkinli bir tahmin ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi “muhtemelen yapmayacak” anlamındaki temkinli be ... yapısıyla tamamlayın: After three failed trials, the new method ____ solve the problem.

Cevabı göster

is unlikely to

Kalıp ifadeler

have the opposite effect from that intended: amaçlanan sonucun tersini yaratmak

Have the opposite effect from that intended, bir eylemin istenen sonucun tam tersine giden bir sonuç doğurması demektir. Yalnızca eylemin hiçbir etkisi olmadığı anlamına gelmez. That intended ifadesinde that, effect sözcüğünün yerine geçen bir zamirdir; intended ise onu niteleyen geçmiş zaman ortacıdır. Daha açık biçimi have the opposite effect from the effect that was intended şeklindedir. Bu kısa yapı resmî analizlerde yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi nottaki kısa ve resmî ifadeyle tamamlayın: The new rule was meant to reduce risks, but people took more risks, so it had ____.

Cevabı göster

the opposite effect from that intended

such as making that person's opinion even stronger.

4:49

örneğin o kişinin fikrini daha da güçlendirmek gibi.

Instead, what's needed is understanding and empathy, Dilbilgisi

4:52

Bunun yerine, gereken şey anlayış ve empatidir,

Dilbilgisi

Instead, what's needed is...: odağı gerçek ihtiyaca çevirmek

Instead, önceki bir fikirden uzaklaşıp daha iyi bir cevaba geçildiğini gösterir. Burada konuşanın yararsız bir tepki yerine anlayış ve empatiyi öne çıkarmasına yardımcı olur. what's needed is... kalıbında what's, what is ifadesinin kısaltmasıdır. What is needed, gerekli olan şey veya şeyler anlamına gelir ve cümlenin öznesi olarak görev yapar; soru değildir. What is needed is + isim öbeği kalıbı gerçek ihtiyacı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi What is needed is... yapısıyla tamamlayın: ____ a clear plan and enough time.

Cevabı göster

What is needed is

realizing that climate deniers cannot control the life events that led them to mistrust science, Kalıp ifadeler

4:57

iklim inkarcılarının onları bilime güvenmemeye iten yaşam olaylarını kontrol edemeyeceklerini fark etmek,

Kalıp ifadeler

led them to mistrust science: lead someone to do something kalıbı

Led them to mistrust science, lead + someone + to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır. life events nedeni belirtir, them climate deniers ifadesine gönderme yapar ve mistrust daha sonra ortaya çıkan eylem veya durumdur. Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu kalıp, bir deneyimin veya durumun kişinin sonraki eylemini, seçimini ya da inancını etkilediğini gösterir; mutlaka birinin o kişiyi zorladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle lead someone to do something kalıbını geçmiş zamanda doğru kullanır?

  1. The confusing instructions led many users to give up.
  2. The confusing instructions led to many users to give up.
  3. The confusing instructions led many users giving up.
Cevabı göster

The confusing instructions led many users to give up.

and the patience to try to show them the difference between fact and fiction. Kalıp ifadeler

5:04

ve onlara gerçek ile kurgu arasındaki farkı göstermeye çalışacak sabırdır.

Kalıp ifadeler

show someone the difference between A and B: birine A ile B arasındaki farkı göstermek

Show someone the difference between A and B, bir kişinin A ile B’nin nasıl farklı olduğunu anlamasına yardımcı olmak demektir. Kalıp show + person + the difference + between A and B şeklindedir; show burada mutlaka görsel olarak göstermek anlamına gelmez. Burada fact doğruluğu kontrol edilebilen bilgi, fiction ise uydurulmuş veya gerçek olmayan içerik demektir. Bu karşıtlıkta fiction, edebî tür olarak romandan daha geniş bir anlam taşır.

Alıştırma

“İki şeyin nasıl farklı olduğunu anlamamıza yardımcı oldu” anlamındaki hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The coach ____ a pass and a shot.

Cevabı göster

showed us the difference between

Okay, it's time to reveal the answer to your question now, Sam.

5:09

Tamam, şimdi sorunun cevabını açıklama zamanı, Sam.

What percentage of the global scientific community agree that human-caused climate change is real? Kelime

5:13

Küresel bilim camiasının yüzde kaçı insan kaynaklı iklim değişikliğinin gerçek olduğu konusunda hemfikir?

Kelime

human-caused climate change: kısa çizgili bir birleşik sıfat

Human-caused, “insanların veya insan faaliyetlerinin neden olduğu” demektir. Human ve caused, climate change ifadesinden önce tek bir birleşik sıfat olarak birlikte çalıştığı için kısa çizgiyle bağlanır. Human-caused climate change is real ifadesinde sıfat, söz konusu iklim değişikliğinin nedenini belirtir. Is real, olgunun gerçekten var olduğu anlamına gelir; yalnızca ifadenin ikna edici göründüğünü belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi human ve caused sözcüklerinden oluşan birleşik sıfatla tamamlayın: The researchers tracked ____ air pollution.

Cevabı göster

human-caused

And I guessed it was 99%.

5:20

Ve ben %99 olduğunu tahmin etmiştim.

And that was the correct answer, Rob.

5:22

Ve bu doğru cevaptı, Rob.

Uh-huh.

5:24

Hı-hı.

The scientific evidence for a climate emergency is overwhelming, Kelime

5:25

Bir iklim acil durumuna dair bilimsel kanıtlar ezici,

Kelime

scientific evidence for a climate emergency is overwhelming: son derece güçlü bilimsel kanıtlar

Evidence for a climate emergency, iklim durumunun acil bir durum olduğu sonucunu destekleyen bilimsel bulgular anlamına gelir. Buradaki overwhelming, kanıtların çok güçlü ve ikna edici olması nedeniyle bu sonuca makul biçimde karşı çıkmanın çok zor olduğu anlamındadır. Bir kişinin duygusal olarak başa çıkamamasını anlatmaz.

Alıştırma

Resmî bir tartışmada “The evidence is overwhelming” ne anlama gelir?

  1. Kanıtlar o kadar güçlüdür ki sonuca karşı çıkmak çok zordur.
  2. Kanıtlar zayıf ve eksiktir.
  3. Kanıtlar herkesin duygusal olarak başa çıkamaz hissetmesine neden olur.
Cevabı göster

Kanıtlar o kadar güçlüdür ki sonuca karşı çıkmak çok zordur.

leaving just the question of what we do about it. Dilbilgisi

5:29

geriye sadece bu konuda ne yapacağımız sorusu kalıyor.

Dilbilgisi

leaving just the question of ...: geriye kalan tek soruyu belirtmek

Leaving ... yapısı, daha önce belirtilen durumun sonucunu veren bir present participle yan yapısıdır. Burada leave, “ayrılmak” değil, “bir şeyin geride kalmasına neden olmak” anlamındadır: kanıtlar kesinleşmiş kabul edilir ve geriye eylem sorusu kalır. ..., leaving just/only the question of + soru sözcüklü yan cümle kalıbı, kesinleşmiş bir noktadan çözülmemiş tek soruya geçiş yapar. what we do about it gibi dolaylı sorularda düz cümle sırası korunur: what + özne + fiil.

Alıştırma

Cümleyi leaving ile başlayan sonuç kalıbıyla tamamlayın ve yalnızca tek sorunun kaldığını göstermek için just kullanın: The venue and date are confirmed, ____ who will give the opening speech.

Cevabı göster

leaving just the question of

Okay, let's recap the vocabulary we've learned from this program on climate deniers, Anlatım akışı

5:33

Tamam, iklim değişikliğinin gerçek olduğunu kabul etmeyen insanlar olan

Anlatım akışı

Let's recap the vocabulary: tekrar bölümüne geçiş işareti

Let's recap the vocabulary, dinleyiciyi daha önce öğretilen kelimeleri kısaca gözden geçirmeye davet eder. Let's birlikte yapılacak bir eylem önerir; recap ise her şeyi yeniden öğretmek yerine ana noktaları özetlemek demektir. Bu ifade programın akışını da düzenler: ana konuşmanın sona erdiğini ve bir tekrar bölümünün başlayacağını bildirir.

Alıştırma

Cümleyi let's recap ifadesiyle tamamlayın: The lesson is ending, so ____ the three key ideas.

Cevabı göster

let's recap

people who do not accept that climate change is real.

5:38

iklim inkarcıları hakkındaki bu programdan öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım.

Someone who is ill-informed,

5:41

Yanlış bilgilendirilmiş (ill-informed) biri,

knows less than they should about a particular topic.

5:43

belirli bir konu hakkında bilmesi gerekenden daha azını bilir.

The adjective full-blown means completely committed or developed.

5:47

Tam anlamıyla (full-blown) sıfatı, tamamen adanmış veya gelişmiş anlamına gelir.

The idiom to take a long hard look at something

5:52

Bir şeye 'uzun ve dikkatli bir şekilde bakmak' (to take a long hard look at something) deyimi,

means to examine something very carefully

5:55

gelecekte iyileştirmek amacıyla

in order to improve it for the future.

5:58

bir şeyi çok dikkatli bir şekilde incelemek anlamına gelir.

If you throw insults,

6:00

Eğer hakaret savurursanız (throw insults),

you say offensive, hurtful things directly to someone.

6:02

birine doğrudan saldırgan, incitici şeyler söylersiniz.

And finally,

6:06

Ve son olarak,

if your actions backfire,

6:07

eylemleriniz geri teperse (backfire),

they have the opposite effect from the one you intended.

6:09

amaçladığınızın tam tersi bir etki yaratırlar.

Once again,

6:13

Bir kez daha,

our six minutes are up. Öbek fiiller

6:13

altı dakikamız doldu.

Öbek fiiller

Our six minutes are up: ayrılan sürenin sona erdiğini söylemek

our six minutes are up ifadesinde be up, belirlenmiş veya ayrılmış bir sürenin sona erdiği anlamına gelir. Buradaki up yön belirtmez; kullanılabilir zamanın bitiş noktasını gösterir. Fiil özneyle uyum sağlar: six minutes are up, ancak time is up denir. Bu ifade çoğu zaman bir etkinliğin artık durması veya sonraki bölüme geçmesi gerektiğini bildirir.

Alıştırma

Zamanlayıcı az önce sıfıra ulaştı. Hangi cümle izin verilen sürenin sona erdiğini belirtir?

  1. Your time is almost up.
  2. Your time is up.
  3. Time is running out.
Cevabı göster

Your time is up.

Bye for now.

6:15

Şimdilik hoşça kalın.

Bye-bye.

6:16

Güle güle.

Six Minute English from the BBC.

6:18

BBC'den Altı Dakikalık İngilizce.