İklim inkarcısı biriyle nasıl konuşulur ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Program, iklim konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan kişilerle kararlı iklim inkârcılarını birbirinden ayırıyor, insan kaynaklı iklim değişikliği hakkındaki %99’luk bilimsel uzlaşıyı aktarıyor ve doğrudan çatışmanın inkârı güçlendirebildiğini; kanıt, sabır ve empatinin ise daha iyi bir konuşmayı destekleyebildiğini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Whatever climate deniers think, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: whatever + yan cümlenin ödünleme ilişkisi kurarak bir kişinin görüşünü geçerliliğini koruyan olgudan nasıl ayırdığını anlayın. Bu kalıbı, karşıt görüşlere rağmen değişmeyen kanıtları veya sonuçları öne çıkarmak için kullanın. 2. distinguishes a full-blown climate denier, someone who is completely committed to the idea, from someone who is simply ill-informed, — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: distinguish A from B yapısını, kolayca karıştırılabilecek iki grubun sınırlarını çizen bir çerçeve olarak tanıyın; araya giren açıklamanın ilk grubu netleştirdiğini görün. Akademik veya kamusal tartışmalarda dikkatli ayrımlar yapmak için uygulayın. 3. hold on to their views — Öbek fiiller: hold on to ifadesini bir şeyi fiziksel olarak tutmak değil, bir inancı sürdürmek anlamında yorumlayın. Özellikle doğrudan çatışma insanları önceki konumlarını daha sıkı savunmaya ittiğinde, ikna edilmeye karşı direnci anlatmak için kullanın.
Bu derste
Six Minute English from BBCLearningEnglish.com.
0:02BBCLearningEnglish.com'dan Altı Dakikalık İngilizce (Six Minute English).
Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.
0:08Merhaba, bu BBC Learning English'ten Altı Dakikalık İngilizce.
When Sarah Ott was growing up in Florida in the 1990s, Öbek fiiller
0:13Sarah Ott 1990'larda Florida'da büyürken,
growing up: çocukluk dönemini anlatmak
Grow up, çocukluktan yetişkinliğe geçerek büyümek anlamına gelir. was growing up yapısındaki geçmiş zamanın süreklilik biçimi, Sarah'nın büyüme dönemini o zamanki olayların devam eden arka planı olarak sunar. Birisi when I was growing up veya when she was growing up dediğinde bu ifade çoğunlukla çocukluğun geçtiği yeri, zamanı, alışkanlıkları ya da deneyimleri tanıtır. Buradaki up, öbek fiilin bir parçasıdır; yön bildirmez.
Alıştırma
Çocukluk döneminde olmayı anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: When Nina was ____ in Manchester, she walked to school every day.
Cevabı göster
growing up
She picked up litter in the street and took it home to recycle. Notlar
0:20Sokaktaki çöpleri toplar ve geri dönüşüm için eve götürürdü.
picked up litter: yerdeki çöpleri toplamak
picked up litter ifadesinde pick up, yerdeki bir şeyi kaldırmak veya toplamak anlamına gelir. Nesne olan litter, halka açık bir yere atılmış çöpü ifade ettiği için buradaki anlamı belirler. Pick up farklı nesnelerle başka anlamlara da gelebilir; doğru anlam bağlamdan çıkarılır. Çöpün geri dönüştürülmek üzere eve götürülmesi, burada fiziksel olarak toplama eyleminin anlatıldığını doğrular.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the parade, the volunteers ____ along the route.
Cevabı göster
picked up litter
took it home to recycle: amaç bildiren to + fiil
took it home to recycle ifadesinde took it home eylemi, nesneyi ve varış yerini verir. it, daha önce geçen litter sözcüğüne gönderme yapar; geri dönüştürmeyi planladığı şey de bu çöptür. To recycle amaç bildiren bir mastardır: çöpü neden eve götürdüğü sorusunu yanıtlar. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp “fiil + nesne + yer + to + fiilin yalın hâli”dir. Sondaki to bölümü amacı belirtir; ilgisiz, ayrı bir eylem değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede bir nesnenin bir yere neden götürüldüğünü açıklamak için to + fiil kullanılmıştır?
- Jade took the wet poster and the tape home.
- Jade took the wet poster home after the rain.
- Jade took the wet poster home to dry it.
Cevabı göster
Jade took the wet poster home to dry it.
became surrounded by: yeni bir sosyal ortama geçiş
Became surrounded by, Sarah’nın topluluğundaki insanların çevresinde bulunduğu bir duruma geçtiğini anlatır. Become + geçmiş zaman ortacı bir durum değişikliğini vurgular: durum baştan beri var olmak yerine sonradan oluşmuştur. Burada surrounded sosyal çevreyi mecazlı biçimde anlatır; insanların fiziksel olarak bir çember oluşturması gerekmez. By, onun çevresini oluşturan insanları tanıtır.
Alıştırma
Hangi cümle yeni bir sosyal ortama geçişi doğrudan belirtir?
- After joining the team, Nina became surrounded by supportive people.
- After joining the team, Nina surrounded supportive people.
- After joining the team, Nina was surrounded by supportive people.
Cevabı göster
After joining the team, Nina became surrounded by supportive people.
who didn't share her love of the environment. Kalıp ifadeler
0:29çevreye olan sevgisini paylaşmayan insanlarla çevrilmeye başladı.
share her love of the environment: çevreye onun gibi sevgi duymak
Bu cümlede share her love of the environment, onun gibi çevreyi çok önemsemek anlamına gelir. Buradaki share, bir nesnenin bir kısmını başkasına vermeyi değil, ortak bir duyguya veya ilgiye sahip olmayı anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp share someone's love of something şeklindedir. İyelik sözcüğü, başkalarının kimin heyecanını paylaştığını gösterir: people who share his love of music.
Alıştırma
Cümleyi share someone's love of kalıbıyla tamamlayın: Priya enjoys meeting people who ____ astronomy.
Cevabı göster
share her love of
People who didn't believe that climate change was real.
0:31İklim değişikliğinin gerçek olduğuna inanmayan insanlar.
And slowly, Sarah started to doubt it as well.
0:35Ve yavaş yavaş Sarah da bundan şüphe etmeye başladı.
people who don't believe that climate change is happening
0:39iklim değişikliğinin gerçekleştiğine inanmayanlar
Climate deniers: güçlü ve eleştirel bir etiket
Climate deniers ifadesi, iklim değişikliğinin gerçekleştiğini, bunun insan faaliyetlerinden kaynaklandığını veya konuyla ilgili yerleşik kanıtları reddeden insanları etiketler. Buradaki deniers, bir iddiayı reddeden kişiler için kullanılan bir isimdir; yalnızca iklimden hoşlanmayan insanlar anlamına gelmez. Haberlerde ve kamusal tartışmalarda bu etiket genellikle eleştiri içerir. Yalnızca kararsızlığı veya daha fazla bilgi talebini değil, güçlü kanıtlarla desteklenen sonuçların reddedildiğini ima eder.
Alıştırma
Bir kişi emisyonları azaltmak için önerilen bir kuralı sorguluyor. Yalnızca buna dayanarak o kişiye climate denier demek uygun mudur?
- Uygun değildir: Bu etiket güçlü ve eleştireldir; tek bir politika anlaşmazlığı iklim biliminin reddedildiğini kanıtlamaz.
- Uygundur: Bu etiket tamamen tarafsızdır ve herhangi bir iklim politikasını sorgulayan herkese uygulanır.
Cevabı göster
Uygun değildir: Bu etiket güçlü ve eleştireldir; tek bir politika anlaşmazlığı iklim biliminin reddedildiğini kanıtlamaz.
make up X% of B: bütünün X%'ini oluşturmak
Burada make up, bir bütünün bir bölümünü “oluşturmak” veya belli bir payını “temsil etmek” anlamına gelir. Climate deniers sayılan gruptur; around 9% of the American population ise bu grubun temsil ettiği oranı belirtir. Yaygın kalıp A makes/make up X% of B şeklindedir. Tekil öznede makes up, çoğul öznede make up kullanılır. Yüzde bağlamı, make up ifadesinin burada “uydurmak” anlamına gelmediğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi make up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: In this survey, teenagers ____ 30% of the participants.
Cevabı göster
make up
according to some estimates: yaklaşık bilginin tahmini kaynağını belirtmek
According to some estimates, “bazı yaklaşık hesaplamalara veya değerlendirmelere göre” anlamına gelir. Rakamın, konuşanın dayanaksız iddiası olarak değil, tahminlerden alınan bir bilgi olarak sunulduğunu gösterir. Some, tahminlerin birbirinden farklı veya kesin olmayabileceğini belirtir. İfade, around ile birlikte kullanıldığında %9 oranını kesin ya da resmen belirlenmiş bir rakam olarak değil, temkinli bir tahmin olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle tutarı doğal biçimde bir tahmin olarak sunup bu bilgiyi tahminlere dayandırıyor?
- According to the final invoice, the repairs cost exactly £500,000.
- In my opinion, the repairs look expensive.
- According to some estimates, the repairs could cost £500,000.
Cevabı göster
According to some estimates, the repairs could cost £500,000.
Now, Sarah works as a climate campaigner at the US National Centre for Science Education, Kalıp ifadeler
0:52Şimdi Sarah, ABD Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi'nde bir iklim kampanyacısı olarak çalışıyor,
works as a climate campaigner: work as + meslek veya rol
works as a climate campaigner, Sarah'nın mevcut iş rolünü belirtir. work as + meslek veya rol kalıbı, bir kişinin ne iş yaptığını anlatır. Buradaki as, ‘... olarak’ anlamındadır; ‘... iken’ anlamında değildir.
Alıştırma
Maya'nın iş rolünü belirtmek için work as kalıbını doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: Maya ____ a guide at the city museum.
Cevabı göster
works as
to teaching children the science behind climate change. Kelime
0:58çocuklara iklim değişikliğinin ardındaki bilimi öğretiyor.
science behind climate change: temel açıklamayı gösteren behind
the science behind climate change ifadesinde behind soyut anlamda kullanılır. Fiziksel bir konumu değil, iklim değişikliğini açıklayan bilimsel ilkeleri, kanıtları ve mekanizmaları belirtir. the science behind + olgu kalıbı, bir şeyin nasıl veya neden gerçekleştiğine ilişkin bilimsel açıklamadan söz etmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi the science behind kalıbını kullanarak tamamlayın: The class explored ____ rainbows.
Cevabı göster
the science behind
her journey there was a difficult one: gerçek bir yolculuk değil, bir süreç
Burada journey mecazdır. Onu daha sonraki rolüne ya da konumuna götüren kişisel veya mesleki süreci anlatır. There, bir seyahat noktasını değil bu sürecin varış noktasını gösterir; yani oraya ulaşmak zor olmuştur. a difficult one ifadesindeki one, sayılabilen journey adının yerine geçer: a difficult journey. İngilizcede one, zaten belli olan bir adı tekrarlamamak için bu şekilde kullanılır.
Alıştırma
Bu cümlede her journey there ne anlama gelir?
- Onu daha sonraki bir role veya konuma götüren zorlu bir süreç.
- Ulaşılması zor bir yere yapılan yolculuk.
- Arkadaşlarından birinin yaptığı yolculuk.
Cevabı göster
Onu daha sonraki bir role veya konuma götüren zorlu bir süreç.
on the way: süreç içinde
Burada on the way, “süreç içinde” anlamına gelir. Önceki journey fikri, kişisel veya mesleki bir değişimi bir hedefe doğru ilerliyormuş gibi gösterir. Bu, yolculuk sırasında arkadaşlarını gerçekten kaybettiği anlamına gelmez. Arkadaşlarını kaybetmesi değişimin bir parçası olarak yaşanmış ve sürecin bedellerinden biri olmuştur.
Alıştırma
Örnekte on the way hangi anlama gelir?
- Değişim sürecinde.
- Konuşanın konuyu değiştirdiğini gösteren bir işaret olarak.
- Arkadaşlarının kaybolduğu gerçek bir yolda.
Cevabı göster
Değişim sürecinde.
and finding out how to talk with people who doubt the science of global warming. Notlar
1:10ve küresel ısınma bilimine şüpheyle yaklaşan insanlarla nasıl konuşacağımızı öğreneceğiz.
In this program, we'll be discussing... ile konuyu önceden bildirmek
In this program, sonraki bilgilerin mevcut programın içeriğiyle ilgili olduğunu gösterir. Ardından we'll be discussing climate deniers ana konuyu önceden bildirerek dinleyicinin konuşmanın nasıl ilerleyeceğini anlamasını sağlar. Buradaki will be discussing, birazdan gelecek planlanmış içeriği duyurur. Uzak gelecekle ilgili bir tahmin değildir.
Alıştırma
Bu açılış cümlesinde we'll be discussing ifadesinin temel işlevi nedir?
- Toplumun yıllar sonra neyi tartışacağını tahmin eder.
- Bu program için önceden planlanmış konuyu bildirir.
- Program başlamadan önce bitmiş bir tartışmayı aktarır.
Cevabı göster
Bu program için önceden planlanmış konuyu bildirir.
finding out: bir bilgiyi veya cevabı öğrenmek
Finding out, soru sorarak, kontrol ederek, konuşarak veya araştırarak daha önce bilinmeyen bir bilgiyi öğrenmek demektir. Bu cümlede programın öğrenmeye çalıştığı bilgi how to talk with people who doubt the science of global warming bölümüdür. Find out bir öbek fiildir. Ardından sıkça bir gerçek, bir cevap veya what, why, how ya da whether ile başlayan bir yan cümle gelir.
Alıştırma
Cümleyi bu notta geçen ve “bilgi öğrenmek” anlamına gelen iki sözcüklü fiille tamamlayın: We need to ____ why the lights went out.
Cevabı göster
find out
doubt the science of global warming: küresel ısınmanın bilimsel temelini sorgulamak
Bu cümlede doubt, “bir şeyin doğru ya da güvenilir olmayabileceğini düşünmek” anlamına gelen bir fiildir. the science of global warming isim öbeğini nesne olarak alır. Buradaki the science, okuldaki bir ders olarak bilimi değil, küresel ısınmayla ilgili açıklamayı destekleyen kanıtları, araştırmaları ve bilimsel sonuçları ifade eder. doubt the science behind a claim ve doubt the science of a topic, bir şeyin bilimsel temelini sorgulamak için kullanılabilen yapılardır.
Alıştırma
“Some readers doubt the science behind the claim,” cümlesinde okurlar neden şüphe duyuyor?
- İddiayı destekleyen kanıt ve araştırmalar.
- Okul dersi olarak bilim.
- Okurların herhangi bir bilim insanını tanıyıp tanımadığı.
Cevabı göster
İddiayı destekleyen kanıt ve araştırmalar.
And as usual: yerleşmiş bir rutini eklemek
And as usual, cümle başında kullanılan bir bağlayıcıdır. As usual, şimdi olan şeyin önceki zamanlarla aynı düzeni izlediğini belirtir; burada kelimelerin sıradan olduğunu söylemek yerine programın düzenli bir bölümünü tanıtır. And, bu alışılmış bölümü hemen önce söylenen bilgiye bağlar. As usual cümlenin ilerleyen bir bölümünde de yer alabilir ve tüm durum hakkında yorum yapar.
Alıştırma
Hangi cümle otobüsün bugün saat yedide geldiğini ve bunun yerleşmiş düzene uyduğunu söyler?
- The bus usually arrives at seven.
- Today, as usual, the bus arrived at seven.
- Today the bus arrived at seven on its usual route.
Cevabı göster
Today, as usual, the bus arrived at seven.
Daha önce yapılacak bir adımı eklemek için “But before that,”
But before that, daha önce duyurulmuş bir planı kısa süreliğine durdurup önce yapılması gereken bir şeyi araya sokar. Bu cümlede konuşmacı önceki etkinliği erteler ve Rob’a bir soru sorar. that, daha önce sözü edilen etkinliğe gönderme yapar; bu bağlamda kastedilen, kelime öğrenme etkinliğidir. İfade sıralamayı açık hâle getirir: planlanan etkinlik daha sonra, yeni eklenen adım ise şimdi gerçekleşir.
Alıştırma
Geçiş ifadesini tamamlamak için But / before / that sözcüklerini sıralayın: We'll start the quiz in a minute. ____, I need to explain one rule.
Cevabı göster
But before that
there is strong agreement on the issue among scientists Kalıp ifadeler
1:23Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli,
there is strong agreement on ... among ...: bir konu hakkında grup içindeki güçlü görüş birliği
Bu cümlede there is strong agreement, bilim insanlarının bir grup olarak büyük ölçüde aynı görüşü paylaştığı anlamına gelir. Buradaki agreement, yazılı bir anlaşma veya sözleşme değil, yüksek düzeyde görüş birliğidir. agreement on + konu kalıbı, görüş birliğinin hangi konuda olduğunu; among + grup ise bu görüşü kimlerin paylaştığını gösterir. strong, görüş birliğinin yüksek düzeyde olduğunu vurgular, ancak herkesin mutlaka aynı fikirde olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bilim insanlarının bir grup olarak öneri hakkında büyük ölçüde aynı görüşü paylaştığını anlatan cümle hangisidir?
- There is strong agreement on the proposal among the scientists.
- The scientists have signed a strong agreement about the proposal.
- There is a strong argument about the proposal among the scientists.
Cevabı göster
There is strong agreement on the proposal among the scientists.
“Whatever climate deniers think,” bir ödünleme yan cümlesi olarak
Whatever climate deniers think, “iklim değişikliğini inkâr edenler ne düşünürse düşünsün” anlamına gelir. Whatever bir ödünleme yan cümlesi başlatır: olası tüm görüşleri kapsar, ancak bu görüşlerin hiçbirinin ana cümledeki ifadeyi değiştirmediğini belirtir. Kullanılabilir kalıp Whatever + özne + fiil şeklindedir ve ardından ana cümle gelir. Soru cümlesi sırası yerine climate deniers think örneğindeki normal bildirme cümlesi sırasını koruyun.
Alıştırma
Bir ödünleme yan cümlesi oluşturmak için whatever / the critics / say bölümlerini sıralayın. İlk sözcüğü büyük harfle başlatın: ____, the team will continue its work.
Cevabı göster
Whatever the critics say
Intergovernmental Panel on Climate Change: tam adı ve IPCC kısaltması
Intergovernmental Panel on Climate Change, IPCC harflerinin oluşturduğu tam addır. IPCC, iklim değişikliği hakkında yayımlanmış araştırmaları değerlendiren ve özetleyen Birleşmiş Milletler'e bağlı hükûmetlerarası bir kurumdur; özel bir çevre şirketi veya kampanya grubu değildir. Cümlede the IPCC, kurumun kısa adını vermek için tam adın hemen ardından gelir. Bu kurumun belirtilmesi, söz konusu bilimsel görüşün önemli bir iklim değerlendirme kuruluşundan geldiğini gösterir.
Alıştırma
IPCC burada ne anlama geliyor?
- Çevre ürünleri satan özel bir şirketin adıdır.
- İklim değişikliği araştırmalarını değerlendiren hükûmetlerarası bir kurumun kısa adıdır.
- Panelden sonra belirtilen, onunla ilgisiz ikinci bir gruptur.
Cevabı göster
İklim değişikliği araştırmalarını değerlendiren hükûmetlerarası bir kurumun kısa adıdır.
So what percentage of the world's scientific community agree that climate change is real? Kelime
1:32Peki dünya bilim camiasının yüzde kaçı iklim değişikliğinin gerçek olduğu konusunda hemfikir?
world's scientific community: mesleki bir grup olarak bilim insanları
Bu cümlede world's scientific community, dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları ve bilimsel araştırmacıların tek bir mesleki topluluk olarak görülmesi demektir. Community burada fiziksel bir yeri değil, aynı alanla birbirine bağlı insanları ifade eder. Aynı yapı the medical community ve the academic community ifadelerinde de görülür: niteleyici, hangi mesleki grubun kastedildiğini gösterir.
Alıştırma
Cümlede world's scientific community ne anlama geliyor?
- Dünyanın farklı yerlerindeki bilim binaları
- Bir bilim merkezinin yakınında yaşayan insanlar
- Dünya çapındaki bilim insanları ve bilimsel araştırmacılar
Cevabı göster
Dünya çapındaki bilim insanları ve bilimsel araştırmacılar
Oh, I'll have a guess and I'll say it's 99%. Kalıp ifadeler
1:45Oh, bir tahminde bulunacağım ve %99 diyeceğim.
I'll have a guess: emin olmadan cevap vermeyi denemek
I'll have a guess, “bir tahminde bulunayım” anlamına gelir. Burada have, bir şeye sahip olmayı değil, bir eylemi gerçekleştirmeyi veya bir girişimde bulunmayı ifade eder. Konuşmacı bu ifadeyi cevap vermeden önce, emin olmadığını ama denemeye istekli olduğunu göstermek için kullanır. Böylece cevap kesin değil, ihtiyatlı bir tahmin gibi duyulur.
Alıştırma
I'll have a guess demek ne zaman doğaldır?
- Emin olmadığınız hâlde cevap vermeyi denemek istediğinizde
- Kanıtlarla doğrulanmış bir sonucu sunarken
- Hiç cevap vermemeye karar verdiğinizde
Cevabı göster
Emin olmadığınız hâlde cevap vermeyi denemek istediğinizde
I will reveal the answer later in the program, Rob. Anlatım akışı
1:49cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım, Rob.
I will reveal the answer later in the program: cevabı daha sonra açıklamak
Bu cümle, programın nasıl ilerleyeceğini izleyiciye bildirir: cevap şimdilik gizli tutulur ve daha sonra açıklanır. Mevcut soruyu yanıtlamadan kapatır ve böylece merakı da canlı tutar. Burada reveal, gizli veya bilinmeyen bir bilgiyi ortaya çıkarmak anlamına gelir. Yalnızca “söylemek” anlamındaki say fiilinden daha güçlü ve daha özeldir.
Alıştırma
Bir sunucu cevabı şimdilik gizli tutup daha sonra vereceğini söylemek için hangi cümleyi kullanır?
- I will never give you the answer.
- I have already revealed the answer.
- I will reveal the answer later in the program.
Cevabı göster
I will reveal the answer later in the program.
Marco Silva is a climate disinformation reporter for the BBC. Kelime
1:53Marco Silva, BBC için bir iklim dezenformasyon muhabiri.
climate disinformation reporter: iklim dezenformasyonu muhabiri
climate disinformation reporter isim grubunda climate disinformation, muhabirin araştırdığı ve haber yaptığı konuyu belirtir. Bu ifade yalnızca iklim bilgisi veren bir muhabiri değil, iklimle ilgili yanlış veya yanıltıcı iddiaları ele alan bir gazeteciyi anlatır. Disinformation genellikle insanları aldatmak için kasıtlı olarak üretilen veya yayılan yanlış ya da yanıltıcı bilgiyi ifade eder. Kasıt anlamı taşıdığı için her basit hatayı adlandırmak üzere kullanılmamalıdır.
Alıştırma
Hangi durum en doğru şekilde disinformation olarak tanımlanır?
- Bir okur, yanlış anladığı bir grafiğin hatalı hâlini paylaşır.
- Bir gazeteci yanlış yazılmış bir tarihi düzeltir.
- Bir kampanya, halkı yanıltmak için yanlış iklim iddialarını bilerek uydurur.
Cevabı göster
Bir kampanya, halkı yanıltmak için yanlış iklim iddialarını bilerek uydurur.
He told BBC World Service program The Climate Question
1:57BBC Dünya Servisi programı The Climate Question'a
what he's learned about reporting on the issue from around the world. Kalıp ifadeler
2:01dünyanın dört bir yanından bu konuyu haberleştirirken öğrendiklerini anlattı.
reporting on the issue: konu hakkında haber yapmak
Report on + issue/topic, bir konuyu araştırmak veya o konu hakkında haber aktarmak anlamına gelir. Bu cümlede reporting on the issue, daha önce sözü edilen iklim inkârcılığı ve küresel ısınma tartışmasını haberleştirme işini ifade eder. Buradaki on, about gibi haberin konusunu belirtir; fiziksel bir konumu göstermez. Bu yapı report on an election, report on a conflict veya report on public health gibi başka konularla da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi report on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Lina works for a national newspaper and often ____ housing policy.
Cevabı göster
reports on
being wrong, ill-informed about climate change, Kelime
2:10iklim değişikliği hakkında yanılmak, yanlış bilgilendirilmiş olmak ile,
ill-informed about climate change: yeterli doğru bilgiye sahip olmamak
ill-informed about climate change ifadesinde ill-informed, kişinin konu hakkında yeterli, güvenilir ya da doğru bilgiye sahip olmadığını belirtir. ill- ön eki burada kötü veya yetersiz biçimde anlamındadır; hastalıkla ilgili değildir. Yaygın kalıp be ill-informed about something şeklindedir. Kişinin bilgi temelinin niteliğini eleştirir; tek başına kişinin yalan söylediği veya kanıtları bilerek reddettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi ill-informed about ile tamamlayın: The panel was ____ the local flood risks.
Cevabı göster
ill-informed about
and being a full-blown climate denier. Kelime
2:14tam anlamıyla bir iklim inkarcısı olmak arasında çok net bir ayrım yapmak oldukça önemlidir.
make a very clear distinction between A and B: A ile B'yi net biçimde ayırmak
Make a very clear distinction between A and B, A ile B’nin aynı şeymiş gibi ele alınmaması için aralarında kesin bir kavramsal sınır çizmek anlamına gelir. Burada konuşmacı, iklim değişikliği konusunda yanılan veya yetersiz bilgi sahibi olan kişilerle iklim değişikliğini kararlı biçimde inkâr eden kişileri birbirinden ayırır. Yaygın kalıp make a distinction between A and B biçimindedir. Very, clear sözcüğünü güçlendirir. Here “bu tartışmada” anlamına gelir ve özgün ifadede make sözcüğünden sonra yerleştirilmiştir; daha nötr bir söz diziminde çoğunlukla distinction sözcüğünden sonra gelir: make a very clear distinction here between A and B.
Alıştırma
Cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: Good science writing should ____ correlation and causation.
Cevabı göster
make a clear distinction between
full-blown climate denier: kısmi değil, tam bir inkâr tutumu
a full-blown climate denier ifadesinde full-blown, tamamen gelişmiş ve açıkça belirgin anlamına gelir. İklim değişikliğiyle ilgili yerleşik kanıtları veya temel sonuçları reddeden biri için kullanılan eleştirel climate denier etiketini güçlendirir. İfade, bu inkârı küçük bir şüphe veya sınırlı bilgi değil, yerleşmiş bir tutum olarak sunar. Full-blown, gerçek anlamlı olmayan birleşik bir sıfattır ve burada isimden önce gelir. Genellikle belirgin ya da ciddi bir hâle ulaşmış kriz, çatışma, hastalık veya başka durumları anlatır. Buradaki blown rüzgârla ilgili değildir.
Alıştırma
Cümleyi full-blown ile tamamlayın: What began as a minor disagreement became a ____ public argument.
Cevabı göster
full-blown
A lot of people may not be very well versed with the science, Kalıp ifadeler
2:17Birçok insan bilimde,
the facts of climate change.
2:21iklim değişikliğinin gerçekleri konusunda çok bilgili olmayabilir.
may not be very well versed with the science: bilime pek hâkim olmayabilir
Bu cümlede may not be very well versed with the science, birçok kişinin ilgili bilimi çok iyi bilmiyor veya anlamıyor olabileceğini ifade eder. May, yargıyı kesin bir iddia olmaktan çıkarır; not very ise değerlendirmeyi daha da yumuşatır. Well versed, bir konu hakkında geniş bilgi sahibi olmayı anlatan bir sıfat öbeğidir. Buradaki versed, şiir dizesi anlamına gelebilen verse ismi değildir.
Alıştırma
Cümleyi well versed ve onun standart edatıyla tamamlayın: Our guide is ____ Roman history.
Cevabı göster
well versed in
To be honest: açık sözlü bir görüşe giriş yapmak
To be honest, cümlenin başında kullanılan ve samimi bir kişisel görüşün geleceğini belirten bir söylem işaretleyicisidir. Çoğu zaman dinleyiciyi doğrudan, daha az olumlu veya beklediğinden farklı bir görüşe hazırlar. Genellikle konuşurun daha önce dürüst olmadığı anlamına gelmez. Görevi, ardından gelen ifadeyi açık sözlü bir görüş olarak çerçevelemektir.
Alıştırma
Hangi cümle To be honest ifadesini samimi bir kişisel değerlendirmeye giriş yapmak için en doğal şekilde kullanıyor?
- To be honest, the train leaves at nine according to the timetable.
- To be honest, I think this design needs more work.
- To be honest, water freezes at zero degrees Celsius.
Cevabı göster
To be honest, I think this design needs more work.
at times: sometimes demenin biraz daha resmî bir yolu
At times, “bazen” veya “kimi zaman” anlamına gelir. Bir durumun sürekli değil, yalnızca bazı zamanlarda geçerli olduğunu gösterir; burada söz konusu bilgiler bazen karmaşık ve yoğun olabilir.
Alıştırma
“Bazen” anlamına gelen, biraz resmî iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Learning a new skill can be frustrating ____.
Cevabı göster
at times
quite dense: bilgi bakımından yoğun ve anlaşılması zor
Quite dense ifadesinde quite, dense sıfatının derecesini güçlendirir. Dense burada içeriği anlatır: birçok fikir veya ayrıntı bir arada yoğunlaşmıştır, bu yüzden materyali anlamak zaman ve çaba ister. Burada fiziksel yoğunluk kastedilmez. Bu mecazi kullanım metinleri, raporları, teorileri, dersleri ve bilgi açısından yoğun diğer materyalleri tanımlamak için yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümlede dense, içeriğin bilgiyle dolu ve anlaşılmasının zor olduğu anlamında kullanılmıştır?
- Calling him dense was rude.
- The foam is dense enough to block the sound.
- The report is quite dense, so I have to read each section twice.
Cevabı göster
The report is quite dense, so I have to read each section twice.
Some people may have genuine questions about the subject. Kalıp ifadeler
2:27Bazı kişilerin konu hakkında samimi soruları olabilir.
genuine questions about the subject: samimi sorular
Bu cümlede genuine questions, insanların anlamak istedikleri için gerçekten sahip oldukları soruları anlatır. Genuine hem şüphenin gerçek olduğunu hem de sorunun samimi bir niyetle sorulduğunu vurgular. Bunlar yalnızca kışkırtmak, konuşmayı geciktirmek ya da önceden belirlenmiş bir görüşü gizlemek için sorulan sorular değildir. About the subject, bu soruların ilgili olduğu konuyu belirtir. Bu ifade, bilgiye açık olabilecek kişilerle aslında cevap aramayan kişileri ayırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi durum Nina'nın genuine questions about the plan sahibi olduğunu en iyi gösterir?
- Nina'nın görüşü zaten sabit olduğu için hiçbir cevabı dinlemeyi kabul etmez.
- Nina planı anlar, ancak yalnızca toplantıyı durdurmak için sorular sorar.
- Nina plandan emin değildir ve açıklamayı dikkatle dinler.
Cevabı göster
Nina plandan emin değildir ve açıklamayı dikkatle dinler.
with information, with facts: dayanağı öne çıkarma
Cümlenin başındaki with information, with facts, sonucun hangi araç ya da temele dayandığını önce açıklar: İnsanlar bilgi ve gerçekler kullanılarak ikna edilebilir. Burada with, 'birlikte' değil, 'aracılığıyla' ya da 'kullanarak' anlamındadır. With sözcüğünün tekrarı iki paralel öbek oluşturur ve her destek türünü ayrı ayrı vurgular. Bu öbekleri ana cümleden önce koymak, önce kanıtlara dikkat çeker; ardından sonuç verilir: those people can be convinced.
Alıştırma
Her iki koşulu ayrı ayrı vurgulamak için with sözcüğünü tekrarlayarak cümleyi tamamlayın: ____ patience, ____ practice, you can improve.
Cevabı göster
With · with
people who reject the basic facts of climate change Kalıp ifadeler
2:38iklim değişikliğinin temel gerçeklerini reddeden insanları
are likely to be more difficult to persuade. Dilbilgisi
2:42ikna etmek muhtemelen daha zor olacaktır.
reject the basic facts of climate change: iklim değişikliğine ilişkin temel gerçekleri reddetmek
Burada reject the basic facts of climate change, bu gerçekleri doğru olarak kabul etmeyi veya tanımayı reddetmek anlamına gelir. Bu bağlamda reject yalnızca bir şeyden hoşlanmamak demek değildir; bir iddia veya kanıt karşısındaki kesin bir reddi anlatır. Reject geçişli bir fiildir, bu nedenle kabul edilmeyen şey doğrudan ardından gelir: reject + isim. the basic facts of climate change isim öbeği, bu insanların tam olarak neyi kabul etmeyi reddettiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, yalnızca emin olmamak yerine birinin kanıtı kabul etmeyi etkin biçimde reddettiğini gösterir?
- They reject the evidence even after checking the original data.
- They have not read the evidence yet.
- They doubt whether the evidence is complete.
Cevabı göster
They reject the evidence even after checking the original data.
are likely to be more difficult to persuade: ikna edilmeleri muhtemelen daha zor olacak
are likely to ifadesi muhtemelen doğru olacak bir şeyi öngörürken be more difficult to persuade daha yüksek bir zorluk derecesini anlatır. Birlikte, bu kişileri ikna etmenin karşılaştırıldıkları kişileri ikna etmekten muhtemelen daha zor olacağını belirtir. people are difficult to persuade yapısında people, persuade fiilinin anlamca nesnesidir: birisi onları ikna edecektir. İngilizce, sıfat + to-mastar yapısında persuade fiilinden sonra them sözcüğünü yeniden kullanmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, bu seçmenleri başka birinin ikna etmesinin muhtemelen daha zor olacağı anlamına gelir?
- These voters are likely to have more difficulty persuading the other group.
- These voters are likely to persuade the other group more easily.
- These voters are likely to be more difficult to persuade.
Cevabı göster
These voters are likely to be more difficult to persuade.
Marco distinguishes a full-blown climate denier, Kalıp ifadeler
2:45Marco, tam bir iklim inkarcısını,
someone who is completely committed to the idea, Kalıp ifadeler
2:49yani bu fikre kendini tamamen adamış birini,
completely committed to the idea: fikre tamamen bağlı
Be committed to an idea, bir fikri güçlü biçimde desteklemek veya ona inanmak ve bu tutumu sürdürmek anlamına gelir. Completely anlamı güçlendirir: Bu kişi fikri yalnızca değerlendirmiyor veya ona biraz katılmıyor.
Alıştırma
Committed ve gereken edatı kullanarak hedef kalıbı tamamlayın: The team is fully ____ reducing waste.
Cevabı göster
committed to
distinguish A from B: A’yı B’den ayırmak
Distinguish A from B, A ile B arasındaki farkı tanımak veya açıklamak anlamına gelir. Burada A, “a full-blown climate denier”; B ise “someone who is simply ill-informed” ifadesidir. From, karşılaştırılan ikinci unsuru getirir; kaynak bildirmez. “Someone who is completely committed to the idea” ifadesi A hakkında ek bilgi verir. Uzun bir cümlede önce distinguish A from B kalıbını bulun, ardından açıklamayı A’nın içine yerleştirerek anlayın.
Alıştırma
Hangi cümlede distinguish A from B doğru kullanılmıştır?
- The report distinguishes confirmed facts to unverified claims.
- The report distinguishes between confirmed facts from unverified claims.
- The report distinguishes confirmed facts from unverified claims.
Cevabı göster
The report distinguishes confirmed facts from unverified claims.
meaning someone who knows less than they should about a particular topic. Dilbilgisi
2:55yani belirli bir konu hakkında bilmesi gerekenden daha az şey bilen birinden ayırıyor.
knows less than they should: beklenen düzeyin altında bilgi
knows less than they should, bir kişinin gerçekte ne kadar bildiğini makul olarak bilmesi beklenen miktarla karşılaştırır. Kişinin bilgisinin beklenen düzeyin altında olduğu anlamına gelir. than they should bölümünde tekrarlanan know fiili düşürülür: than they should know. Buradaki should bir emir değil, beklenen bir standart ifade eder. Tekil they ise cinsiyeti belirtilmeyen tek bir kişiyi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi know ve kısa less than she should yapısıyla tamamlayın; should sonrasında know fiilini tekrarlamayın: As the project leader, Maya ____ about the budget.
Cevabı göster
knows less than she should
Marco thinks it's possible to persuade an ill-informed person that climate change is a fact, Dilbilgisi
2:59Marco, yanlış bilgilendirilmiş bir kişiyi iklim değişikliğinin bir gerçek olduğuna ikna etmenin mümkün olduğunu düşünüyor,
it's possible to persuade an ill-informed person: ikna etmenin mümkün olduğunu söylemek
It's possible to persuade an ill-informed person, böyle bir kişiyi ikna etmenin yapılabilir olduğunu söyler; başarının kesin olduğunu söylemez. It is possible to + fiilin yalın hâli yapısında it yer tutucu bir öznedir ve to-infinitive, yapılabilirliği değerlendirilen eylemi belirtir. Persuade, ikna edilen kişiyi nesne olarak alır ve ardından inanılacak düşünceyi belirten bir that cümleciği gelebilir: persuade someone that something is true. Burada an ill-informed person, ikna edilebilecek kişidir.
Alıştırma
Cümleyi It is possible to yapısının kısaltılmış biçimi ve persuade ile tamamlayın: With patience and clear evidence, ____ someone who is open to discussion.
Cevabı göster
it's possible to persuade
by sharing personal stories of how the weather has changed in recent years Dilbilgisi
3:07son yıllarda havanın nasıl değiştiğine dair kişisel hikayeler paylaşarak
or by asking them why they doubt the scientific evidence. Dilbilgisi
3:11veya onlara bilimsel kanıtlardan neden şüphe ettiklerini sorarak.
by sharing ... or by asking: paralel by + -ing yapılarıyla yöntem anlatma
Buradaki by, “bir şeyi yaparak” anlamında bir yöntemi belirtir. by’dan sonra -ing biçimi kullanılır: by sharing ve by asking. İki by + -ing yapısı or ile bağlanır ve alternatif yöntemler sunar. by sözcüğünü tekrarlamak paralel yapıyı korur ve her seçeneği daha açık hâle getirir.
Alıştırma
Hangi cümle paralel by + -ing yapılarıyla iki alternatif yöntemi doğru biçimde sunuyor?
- You can open the discussion by share one example or by ask a question.
- You can open the discussion by sharing one example or by asking a question.
- You can open the discussion by sharing one example or to ask a question.
Cevabı göster
You can open the discussion by sharing one example or by asking a question.
why they doubt the scientific evidence: dolaylı soruda sözcük sırası
why they doubt the scientific evidence yan cümlesi asking fiilinin içeriğidir: soruyu doğrudan sormak yerine hangi sorunun sorulduğunu aktarır. why ile başlayan dolaylı sorularda düz cümle sırası kullanılır: why + özne + fiil. Bu nedenle burada why they doubt doğrudur; why do they doubt ise doğrudan soru biçimidir.
Alıştırma
Hangi cümle dolaylı soru için doğru sözcük sırasını kullanıyor?
- She asked them why they doubted the report.
- She asked them why did they doubt the report.
- She asked them why do they doubt the report?
Cevabı göster
She asked them why they doubted the report.
on the other hand: karşıt yönü sunmak
On the other hand, bir karşılaştırmanın zıt yönünü sunan bir söylem belirtecidir. Burada konu, ikna edilmeye açık olabilecek insanlardan ikna edilmesi çok daha zor bir gruba geçer. İfadenin yeri cümlenin başı olabilir veya buradaki gibi konudan sonra araya girebilir; ana cümleden virgüllerle ayrılır. İlk yön zaten açıksa önce on the one hand demek zorunlu değildir.
Alıştırma
Karşıt bir yönü sunmak için on the other hand ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Online classes are convenient. On the contrary, they can feel less personal.
- Online classes are convenient. For example, they can save travel time.
- Online classes are convenient. On the other hand, they can feel less personal.
Cevabı göster
Online classes are convenient. On the other hand, they can feel less personal.
much harder to persuade: much + karşılaştırma biçimi
Much, karşılaştırma biçimi harder sözcüğünden önce gelir ve büyük bir fark olduğunu gösterir: much harder yalnızca daha zor değil, çok daha zor anlamına gelir. Very normalde karşılaştırma biçimi harder ile değil, temel biçim hard ile kullanılır. Özne + be + sıfat + to-infinitive yapısında özne, mastardaki eylemin nesnesi olarak anlaşılır. Bu nedenle, they are harder to persuade onları ikna etmenin daha zor olduğu anlamına gelir; onların başka birini ikna etmek için daha çok çabaladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Harder to persuade ifadesini much ile güçlendirerek cümleyi tamamlayın: After the false rumor spread, the group became ____.
Cevabı göster
much harder to persuade
sharing some advice on how best to talk to people about the climate, Dilbilgisi
3:22insanlarla iklim hakkında en iyi nasıl konuşulacağı konusunda bazı tavsiyeler paylaşan,
how best to talk: konuşmanın en uygun yolunu seçmek
how best to talk ifadesinde how yöntem konusunu ortaya koyar, best ise “en uygun veya etkili biçimde” anlamına gelir. Mastar yapısı to talk eylemi belirtir. Burada best konuşma biçimini açıklar; isim değildir. how best to talk to people about the climate yan cümlesinin tamamı tavsiyenin konusudur. how best to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir şeyi yapmanın en iyi yolunu değerlendirirken veya açıklarken kullanılır.
Alıştırma
“Kullanmanın en etkili yolu” anlamını vermek için cümleyi how best to + fiilin yalın hâliyle tamamlayın: The trainer will explain ____ the new safety equipment.
Cevabı göster
how best to use
A number of researchers and academics have looked into exactly this topic before. Notlar
3:31Birçok araştırmacı ve akademisyen tam olarak bu konuyu daha önce inceledi.
A number of researchers and academics: “birçok” ve çoğul fiil
A number of + çoğul sayılabilir isim, “birçok” veya “birkaç” anlamına gelir. Bu cümlede birden fazla araştırmacı ve akademisyeni ifade eder. Özne birden fazla kişiyi belirttiği için çoğul fiil alır: A number of researchers and academics have looked denir, has looked denmez.
Alıştırma
“Birçok yerel işletme” anlamını verecek şekilde present perfect cümlesini tamamlayın: ____ local businesses ____ joined the recycling programme.
Cevabı göster
A number of · have
have looked into exactly this topic: tam olarak bu konuyu araştırmak
Look into burada bir şeyi araştırmak veya dikkatle incelemek anlamına gelen bir öbek fiildir. Araştırmacıların aynı konuyu daha önce incelediğini belirtir; bir nesnenin içine bakmayı anlatmaz. Present perfect biçimindeki have looked, önceki araştırmayı şu anki tartışmayla ilişkilendirir. Exactly this topic yalnızca benzer bir konuyu değil, tam olarak aynı konuyu belirtir; before ise araştırmayı daha önceki bir zamana yerleştirir.
Alıştırma
Cümleyi look into ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Several engineers ____ the cause of the failure.
Cevabı göster
have looked into
He's been looking into this long and hard and Dilbilgisi
3:44Bunu uzun ve dikkatli bir şekilde inceliyor ve
He's been looking into this long and hard: devam eden çaba
He's been, He has been ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Has been + -ing, present perfect continuous yapısını oluşturur. Konuyu araştırma işi daha önce başlamış, bir süre devam etmiş ve şimdi de önem taşıyan bir etkinlik olarak sunulur; hâlâ devam ediyor olabilir. Long and hard tek bir zarf öbeği olarak çalışır ve uzun süre büyük bir çabayla anlamına gelir. İki ayrı eylemi adlandırmak yerine devamlı emeği vurgular. Sondaki and bu düşünceyi bir sonraki yan cümleye bağlar.
Alıştırma
Cümleyi look into ifadesinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: She ____ the safety issue long and hard, so she knows the details.
Cevabı göster
has been looking into
gave me a couple of tips: birkaç öneri vermek
gave me a couple of tips ifadesinde gave, give + kişi + şey kalıbını kullanır: me alan kişidir, a couple of tips ise onun verdiği şeydir. Buradaki tip, bahşiş değil, işe yarayan bir öneri anlamındadır. Günlük konuşmada a couple of çoğu zaman iki ya da daha esnek biçimde az sayıda anlamına gelir. Buradaki temel düşünce, onun birkaç öneri vermesidir; konuşan kişinin bunları kesin olarak iki tane saydığı anlamına gelmeyebilir.
Alıştırma
give fiilinin geçmiş zaman biçimini ve a couple of tips ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: Before my first presentation, my teacher ____.
Cevabı göster
gave me a couple of tips
don't challenge a climate denier directly. Ton ve niyet
3:51bir iklim inkarcısına doğrudan meydan okumayın.
don't challenge a climate denier directly: doğrudan çatışmadan kaçınmak
Burada challenge a climate denier, o kişinin görüşünü açıkça sorgulamak veya ona karşı çıkmak anlamına gelir; kişiyi bir oyuna ya da yarışmaya davet etmek anlamına gelmez. don't + fiil biçimi, bu yaklaşımdan kaçınmayı öğütler. Directly, daha yumuşak bir başlangıç yapmadan kişiyle yüzleşme anlamını ekler. Konuşanın vurgusu sohbetin nasıl yürütüleceğidir: diğer kişiyi hemen görüşünü savunmaya zorlamak yerine daha az çatışmacı bir şekilde başlamak.
Alıştırma
Hassas bir konuşmanın başında doğrudan yüzleşmekten kaçınma öğüdüne en uygun cümle hangisidir?
- Challenge them to a contest before discussing the issue.
- Rather than challenge them directly, ask how they reached that view.
- Challenge them directly and tell them their view is ridiculous.
Cevabı göster
Rather than challenge them directly, ask how they reached that view.
throwing insults at them: throw insults at someone ile birine hakaret etmek
Throw insults at someone, aşağılayıcı veya saldırgan sözleri birine yöneltmek demektir. Buradaki throw mecazidir: sözler fiziksel nesneler olarak değil, bir hedefe yöneltilen sözlü saldırılar olarak düşünülür. Kalıp throw insults at + kişi şeklindedir. Burada throwing, -ing biçimidir; at them ise hakaretlerin yöneltildiği kişileri belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede throw insults at someone sözlü bir saldırıyı anlatmak için doğru kullanılmıştır?
- The players were throwing insults on each other.
- The players were throwing insults to each other.
- The players were throwing insults at each other.
Cevabı göster
The players were throwing insults at each other.
Don't confront them: confront doğrudan meydan okumayı anlatır
Confront someone, bir sorun, suçlama veya anlaşmazlık hakkında birine doğrudan meydan okumak demektir ve çoğu zaman gerilim ya da çatışma yaratır. Burada Don't confront them, insanlara saldırgan biçimde meydan okumamayı öğütler; onlarla hiç görüşmeyin veya konuşmayın anlamına gelmez. Them, karşı karşıya gelinen kişiyi göstermek için confront sözcüğünden hemen sonra gelir. Konuyu belirtmek için İngilizcede sıkça confront someone about something kalıbı kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümlede confront, ciddi bir sorun hakkında birine doğrudan meydan okuma anlamında doğal kullanılmıştır?
- The manager confronted Lee about the missing money.
- The manager confronted Lee about his favourite film during a friendly chat.
- The manager confronted Lee by saying hello at the door.
Cevabı göster
The manager confronted Lee about the missing money.
they're this or that: etiketleri belirsiz biçimde özetlemek
They're this or that ifadesindeki this or that, konuşanın tek tek saymadığı etiketleri veya yargıları belirsiz biçimde kapsayan gündelik bir söyleyiştir. Burada insanların şu ya da bu tür biri olarak adlandırıldığını anlatır. İki gerçek seçenek sunmaz. Yakındaki hakaret ve yanlış inanç ifadeleri, bu sözün farklı yaftalamaları özetlediğini ve her etiketi tekrar etmeyi gereksiz kıldığını gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede this or that iki belirli seçenek yerine farklı etiketleri belirsiz biçimde temsil eder?
- Is the answer this number or that number?
- People kept saying Maya was this or that without ever listening to her.
- You can choose this shirt or that shirt.
Cevabı göster
People kept saying Maya was this or that without ever listening to her.
That sort of attitude or strategy is only likely to backfire. Deyimler
4:03Bu tür bir tutum veya stratejinin yalnızca geri tepmesi muhtemeldir.
is only likely to backfire: ters bir sonuç öngörmek
Bir plan, tutum veya strateji backfires olduğunda, amaçlanmayan zararlı bir sonuç doğurur ve bu sonuç çoğu zaman hedeflenenin tersidir. Fiil burada mecazidir; bir silahın veya motorun gerçek anlamda geri tepmesini anlatmaz. Be likely to + fiilin yalın hâli, olası bir sonucu öngörür. is only likely to backfire ifadesindeki only, yararlı bir sonuç beklenmediğini vurgular: konuşan kişi, tek olası sonucun stratejinin kendi amacına karşı işlemesi olduğunu düşünür.
Alıştırma
Hangi cümlede backfire, bir stratejinin zararlı ve amaçlananın tersi bir sonuca yol açtığını gösterir?
- The plan failed because nobody remembered to begin it.
- The ban was meant to reduce interest, but it backfired and made the book more popular.
- The engine backfired with a loud bang.
Cevabı göster
The ban was meant to reduce interest, but it backfired and made the book more popular.
the chances are people are just going to hold on to their views even more firmly. Öbek fiiller
4:08büyük ihtimalle insanlar görüşlerine daha da sıkı sarılacaklardır.
If you do that, the chances are ...: muhtemel bir sonucu öngörmek
if yan cümlesi olası bir eylemi sunar. The chances are, konuşanın gerçekleşmesini muhtemel gördüğü sonucu tanıtır. Burada chances, fırsat değil olasılık anlamındadır. the chances are ifadesinden sonra normalde kendi öznesi ve fiili olan tam bir yan cümle gelir. That kullanılabilir veya atılabilir: the chances are (that) people will ... .
Alıştırma
Bir şeyin muhtemel olduğunu belirten kalıp ifadeyi tamamlayın: If the roads stay clear, ____ we'll arrive before noon.
Cevabı göster
the chances are
hold on to their views: bir görüşü korumaya devam etmek
Hold on to their views, görüşleri insanların sıkıca tuttuğu nesneler gibi anlatır. Burada insanların görüşlerine inanmaya devam etmesi ve onları değiştirmeye direnmesi anlamına gelir. Views, görülen manzara değil, görüşler demektir. Even more firmly, bağlılıklarının daha güçlü hâle geldiğini gösterir. Bu nedenle ifade, baskı veya hakaretlerin insanları yeniden düşünmeye daha az istekli hâle getirdiğini düşündürebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, birinin görüşünü değiştirme baskısına rağmen koruduğunu göstermek için hold on to a view kullanıyor?
- Even after the criticism, Lena held on to her view that the project could succeed.
- Lena put the printed report on the table.
- Lena held a clear view of the stage from her seat.
Cevabı göster
Even after the criticism, Lena held on to her view that the project could succeed.
Marco mentions Professor Van der Linden,
4:14Marco, iklim inkarı sorununu uzun ve dikkatli bir şekilde inceleyen bir psikolog olan
a psychologist who has taken a long hard look at the issue of climate denial.
4:18Profesör Van der Linden'den bahsediyor.
take a long hard look at something: bir şeyi ciddi biçimde değerlendirmek
take a long hard look at something deyimi, bir şeyi çok dikkatli ve dürüstçe incelemek veya yeniden değerlendirmek anlamına gelir. Long ve hard, look sözcüğünün gücünü artırır; odak noktası yalnızca bir şeye uzun süre bakmak değil, derinlemesine düşünmektir. Bu ifade çoğu zaman ciddi incelemenin ardından bir sorunun, planın, politikanın veya kişinin kendi davranışının değişmesi gerekebileceğini ima eder.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve bir şeyi çok dikkatli ve ciddi biçimde incelemek anlamına gelen altı sözcüklü deyimle tamamlayın: After several accidents, the company must ____ its safety procedures.
Cevabı göster
take a long hard look at
in order to improve it for the future: amacı belirtmek
in order to + fiilin yalın biçimi, bir eylemin amacını belirtir. Burada bir şeyi dikkatle incelemek yapılan eylem, onu iyileştirmek ise amaçlanan sonuçtur. for the future, iyileştirmenin ileride yarar sağlamasının amaçlandığını belirtir; belirli bir gelecek tarihte gerçekleşeceği anlamına gelmez. in order to, yalnızca to kullanmaktan daha açıktır ve genellikle biraz daha resmîdir.
Alıştırma
Cümleyi in order to ve ardından improve fiilinin yalın biçimini kullanarak tamamlayın: We collected feedback ____ the service.
Cevabı göster
in order to improve
Professor Van der Linden advises us not to challenge climate deniers directly Dilbilgisi
4:31Profesör Van der Linden, iklim inkarcılarına doğrudan meydan okumamayı
advises us not to challenge: birine bir şeyi yapmamasını tavsiye etmek
Advise + person + not to + base verb yapısı, bir kişiye bir eylemden kaçınmasını tavsiye etmek anlamına gelir. Burada us tavsiyeyi alan kişileri, not to challenge ise profesörün kaçınmamızı önerdiği eylemi gösterir. not sözcüğünün yeri, neyin olumsuzlandığını belirler. advises us not to challenge, karşı çıkmamamızı tavsiye ettiği anlamına gelir; does not advise us to challenge ise karşı çıkmamız yönünde tavsiye vermediği anlamına gelir. Bunlar farklıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, cankurtaranın bir eylemden kaçınmayı tavsiye ettiğini doğru biçimde anlatır?
- The lifeguard advised us not to swim near the rocks.
- The lifeguard advised us don't swim near the rocks.
- The lifeguard did not advise us to swim near the rocks.
Cevabı göster
The lifeguard advised us not to swim near the rocks.
to say offensive, hurtful things directly to someone.
4:38doğrudan birine saldırgan, incitici şeyler söylememeyi tavsiye ediyor.
never to throw insults: advises us sonrasında paralel bir mastar
Never to throw insults, önceki advises us ifadesine bağlı olan ikinci mastar öbeğidir. Tam yapı advises us not to challenge ... and never to throw insults şeklindedir; ikinci tavsiyeden önce advises us tekrarlanmaz. Not to challenge ve never to throw paralel olumsuz mastarlardır. Burada never, not sözcüğünden daha güçlüdür ve “hiçbir koşulda” anlamına gelir. and never to throw insults parçası tek başına tam bir cümle değildir; önceki ana cümleye bağlıdır.
Alıştırma
İki tavsiyeyi paralel tutan daha güçlü olumsuz mastarla cümleyi tamamlayın: The coach advised us not to argue and ____ insult the other team.
Cevabı göster
never to
This approach is unlikely to work and will probably backfire Dilbilgisi
4:42Bu yaklaşımın işe yaraması olası değildir ve muhtemelen geri tepecektir
or have the opposite effect from that intended, Kalıp ifadeler
4:46veya amaçlananın tam tersi bir etki yaratacaktır,
is unlikely to work: temkinli bir olumsuz tahmin
Is unlikely to work, bu yaklaşımın başarılı olma veya istenen sonucu verme ihtimalinin düşük olduğunu belirtir. Yaklaşımın olası etkinliğini değerlendirir; başarının imkânsız olduğunu söylemez. Kullanılabilir kalıp be unlikely to + fiilin yalın hâlidir. Be, özneye göre değişir ve to sonrasında fiilin yalın hâli gelir. Konuşanın değerlendirmesine veya kanıtlara dayanan temkinli bir tahmin ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi “muhtemelen yapmayacak” anlamındaki temkinli be ... yapısıyla tamamlayın: After three failed trials, the new method ____ solve the problem.
Cevabı göster
is unlikely to
have the opposite effect from that intended: amaçlanan sonucun tersini yaratmak
Have the opposite effect from that intended, bir eylemin istenen sonucun tam tersine giden bir sonuç doğurması demektir. Yalnızca eylemin hiçbir etkisi olmadığı anlamına gelmez. That intended ifadesinde that, effect sözcüğünün yerine geçen bir zamirdir; intended ise onu niteleyen geçmiş zaman ortacıdır. Daha açık biçimi have the opposite effect from the effect that was intended şeklindedir. Bu kısa yapı resmî analizlerde yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi nottaki kısa ve resmî ifadeyle tamamlayın: The new rule was meant to reduce risks, but people took more risks, so it had ____.
Cevabı göster
the opposite effect from that intended
such as making that person's opinion even stronger.
4:49örneğin o kişinin fikrini daha da güçlendirmek gibi.
Instead, what's needed is understanding and empathy, Dilbilgisi
4:52Bunun yerine, gereken şey anlayış ve empatidir,
Instead, what's needed is...: odağı gerçek ihtiyaca çevirmek
Instead, önceki bir fikirden uzaklaşıp daha iyi bir cevaba geçildiğini gösterir. Burada konuşanın yararsız bir tepki yerine anlayış ve empatiyi öne çıkarmasına yardımcı olur. what's needed is... kalıbında what's, what is ifadesinin kısaltmasıdır. What is needed, gerekli olan şey veya şeyler anlamına gelir ve cümlenin öznesi olarak görev yapar; soru değildir. What is needed is + isim öbeği kalıbı gerçek ihtiyacı vurgular.
Alıştırma
Cümleyi What is needed is... yapısıyla tamamlayın: ____ a clear plan and enough time.
Cevabı göster
What is needed is
realizing that climate deniers cannot control the life events that led them to mistrust science, Kalıp ifadeler
4:57iklim inkarcılarının onları bilime güvenmemeye iten yaşam olaylarını kontrol edemeyeceklerini fark etmek,
led them to mistrust science: lead someone to do something kalıbı
Led them to mistrust science, lead + someone + to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır. life events nedeni belirtir, them climate deniers ifadesine gönderme yapar ve mistrust daha sonra ortaya çıkan eylem veya durumdur. Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bu kalıp, bir deneyimin veya durumun kişinin sonraki eylemini, seçimini ya da inancını etkilediğini gösterir; mutlaka birinin o kişiyi zorladığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle lead someone to do something kalıbını geçmiş zamanda doğru kullanır?
- The confusing instructions led many users to give up.
- The confusing instructions led to many users to give up.
- The confusing instructions led many users giving up.
Cevabı göster
The confusing instructions led many users to give up.
and the patience to try to show them the difference between fact and fiction. Kalıp ifadeler
5:04ve onlara gerçek ile kurgu arasındaki farkı göstermeye çalışacak sabırdır.
show someone the difference between A and B: birine A ile B arasındaki farkı göstermek
Show someone the difference between A and B, bir kişinin A ile B’nin nasıl farklı olduğunu anlamasına yardımcı olmak demektir. Kalıp show + person + the difference + between A and B şeklindedir; show burada mutlaka görsel olarak göstermek anlamına gelmez. Burada fact doğruluğu kontrol edilebilen bilgi, fiction ise uydurulmuş veya gerçek olmayan içerik demektir. Bu karşıtlıkta fiction, edebî tür olarak romandan daha geniş bir anlam taşır.
Alıştırma
“İki şeyin nasıl farklı olduğunu anlamamıza yardımcı oldu” anlamındaki hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: The coach ____ a pass and a shot.
Cevabı göster
showed us the difference between
Okay, it's time to reveal the answer to your question now, Sam.
5:09Tamam, şimdi sorunun cevabını açıklama zamanı, Sam.
What percentage of the global scientific community agree that human-caused climate change is real? Kelime
5:13Küresel bilim camiasının yüzde kaçı insan kaynaklı iklim değişikliğinin gerçek olduğu konusunda hemfikir?
human-caused climate change: kısa çizgili bir birleşik sıfat
Human-caused, “insanların veya insan faaliyetlerinin neden olduğu” demektir. Human ve caused, climate change ifadesinden önce tek bir birleşik sıfat olarak birlikte çalıştığı için kısa çizgiyle bağlanır. Human-caused climate change is real ifadesinde sıfat, söz konusu iklim değişikliğinin nedenini belirtir. Is real, olgunun gerçekten var olduğu anlamına gelir; yalnızca ifadenin ikna edici göründüğünü belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi human ve caused sözcüklerinden oluşan birleşik sıfatla tamamlayın: The researchers tracked ____ air pollution.
Cevabı göster
human-caused
The scientific evidence for a climate emergency is overwhelming, Kelime
5:25Bir iklim acil durumuna dair bilimsel kanıtlar ezici,
scientific evidence for a climate emergency is overwhelming: son derece güçlü bilimsel kanıtlar
Evidence for a climate emergency, iklim durumunun acil bir durum olduğu sonucunu destekleyen bilimsel bulgular anlamına gelir. Buradaki overwhelming, kanıtların çok güçlü ve ikna edici olması nedeniyle bu sonuca makul biçimde karşı çıkmanın çok zor olduğu anlamındadır. Bir kişinin duygusal olarak başa çıkamamasını anlatmaz.
Alıştırma
Resmî bir tartışmada “The evidence is overwhelming” ne anlama gelir?
- Kanıtlar o kadar güçlüdür ki sonuca karşı çıkmak çok zordur.
- Kanıtlar zayıf ve eksiktir.
- Kanıtlar herkesin duygusal olarak başa çıkamaz hissetmesine neden olur.
Cevabı göster
Kanıtlar o kadar güçlüdür ki sonuca karşı çıkmak çok zordur.
leaving just the question of what we do about it. Dilbilgisi
5:29geriye sadece bu konuda ne yapacağımız sorusu kalıyor.
leaving just the question of ...: geriye kalan tek soruyu belirtmek
Leaving ... yapısı, daha önce belirtilen durumun sonucunu veren bir present participle yan yapısıdır. Burada leave, “ayrılmak” değil, “bir şeyin geride kalmasına neden olmak” anlamındadır: kanıtlar kesinleşmiş kabul edilir ve geriye eylem sorusu kalır. ..., leaving just/only the question of + soru sözcüklü yan cümle kalıbı, kesinleşmiş bir noktadan çözülmemiş tek soruya geçiş yapar. what we do about it gibi dolaylı sorularda düz cümle sırası korunur: what + özne + fiil.
Alıştırma
Cümleyi leaving ile başlayan sonuç kalıbıyla tamamlayın ve yalnızca tek sorunun kaldığını göstermek için just kullanın: The venue and date are confirmed, ____ who will give the opening speech.
Cevabı göster
leaving just the question of
Okay, let's recap the vocabulary we've learned from this program on climate deniers, Anlatım akışı
5:33Tamam, iklim değişikliğinin gerçek olduğunu kabul etmeyen insanlar olan
Let's recap the vocabulary: tekrar bölümüne geçiş işareti
Let's recap the vocabulary, dinleyiciyi daha önce öğretilen kelimeleri kısaca gözden geçirmeye davet eder. Let's birlikte yapılacak bir eylem önerir; recap ise her şeyi yeniden öğretmek yerine ana noktaları özetlemek demektir. Bu ifade programın akışını da düzenler: ana konuşmanın sona erdiğini ve bir tekrar bölümünün başlayacağını bildirir.
Alıştırma
Cümleyi let's recap ifadesiyle tamamlayın: The lesson is ending, so ____ the three key ideas.
Cevabı göster
let's recap
people who do not accept that climate change is real.
5:38iklim inkarcıları hakkındaki bu programdan öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım.
knows less than they should about a particular topic.
5:43belirli bir konu hakkında bilmesi gerekenden daha azını bilir.
The adjective full-blown means completely committed or developed.
5:47Tam anlamıyla (full-blown) sıfatı, tamamen adanmış veya gelişmiş anlamına gelir.
The idiom to take a long hard look at something
5:52Bir şeye 'uzun ve dikkatli bir şekilde bakmak' (to take a long hard look at something) deyimi,
in order to improve it for the future.
5:58bir şeyi çok dikkatli bir şekilde incelemek anlamına gelir.
you say offensive, hurtful things directly to someone.
6:02birine doğrudan saldırgan, incitici şeyler söylersiniz.
they have the opposite effect from the one you intended.
6:09amaçladığınızın tam tersi bir etki yaratırlar.
Our six minutes are up: ayrılan sürenin sona erdiğini söylemek
our six minutes are up ifadesinde be up, belirlenmiş veya ayrılmış bir sürenin sona erdiği anlamına gelir. Buradaki up yön belirtmez; kullanılabilir zamanın bitiş noktasını gösterir. Fiil özneyle uyum sağlar: six minutes are up, ancak time is up denir. Bu ifade çoğu zaman bir etkinliğin artık durması veya sonraki bölüme geçmesi gerektiğini bildirir.
Alıştırma
Zamanlayıcı az önce sıfıra ulaştı. Hangi cümle izin verilen sürenin sona erdiğini belirtir?
- Your time is almost up.
- Your time is up.
- Time is running out.
Cevabı göster
Your time is up.