Mahkûm İkilemi nasıl alt edilir? - Lucas Husted: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
787 kelime 147 kel/dk

Video açıklaması: Zencefilli kurabiye adamlarla anlatılan mahkûm ikilemi, rasyonel oyuncuların tek seferlik bir oyunda neden birbirine ihanet ettiğini; tekrarın ve gelecekteki değeri iskonto etmenin ise kalıcı iş birliğini hangi koşulda en iyi seçenek yaptığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. perfectly rational — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Oyun teorisinde bunun gündelik anlamda yalnızca mantıklı veya sağduyulu olmayı değil, en yüksek getiriyi sağlayan eylemi tutarlı biçimde hesaplamayı ifade ettiğini anlayın. 2. discount how much they care about their future limbs — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: discount sözcüğünün, gelecekteki sonuçlara bugünkü kararda daha az ağırlık verme şeklindeki ekonomi anlamını tanıyın ve ertelenmiş maliyetleri, faydaları veya ödülleri tartışırken kullanın. 3. go out on a limb, — Deyimler ve mecazi ifadeler: Kesin bir destek olmadan risk almayı ya da bir görüşü savunmayı anlatmayı öğrenin; ayrıca deyimin gerçekten uzuvlarını riske atan karakterler üzerinden oluşturduğu kelime oyununu fark edin.

Bu derste

Two perfectly rational gingerbread men, Kelime

0:07

İki kusursuz mantığa sahip zencefilli kurabiye adam,

Kelime

oyun teorisi modelinde perfectly rational

Bir oyun teorisi modelinde perfectly rational, idealize edilmiş bir karar vericiyi tanımlar. Bu karar verici, modelin varsaydığı bilgi, tercihler ve getiriler doğrultusunda kendi amacına en iyi hizmet eden mevcut eylemi tutarlı biçimde seçer. Perfectly, varsayımı güçlendirir: rasyonel hesaplamanın eksiksiz ve tutarlı olduğu kabul edilir. Burada rational, seçimlerin nasıl yapıldığıyla ilgilidir; nazik, adil veya kolay ikna edilir olmak anlamına gelmez. Tam anlamıyla rasyonel bir seçim yine de başka bir oyuncuya zarar verebilir ya da grup için kötü bir sonuca yol açabilir.

Alıştırma

Bu oyun teorisi bağlamında perfectly rational ifadesinin anlamını en iyi hangi açıklama gösterir?

  1. Bir oyuncu aynı durum her oluştuğunda rastgele seçim yapar.
  2. Bir oyuncu, modelde tanımlanan amacı için beklenen getirisi en yüksek olan mevcut eylemi tutarlı biçimde seçer.
  3. Bir oyuncu her zaman herkes için en nazik eylemi seçer.
Cevabı göster

Bir oyuncu, modelde tanımlanan amacı için beklenen getirisi en yüksek olan mevcut eylemi tutarlı biçimde seçer.

Crispy and Chewy,

0:10

Crispy ve Chewy,

are out strolling when they're caught by a fox.

0:11

yürüyüşe çıkmışken bir tilkiye yakalanırlar.

Seeing how happy they are, Dilbilgisi

0:15

Onların ne kadar mutlu olduğunu gören tilki,

Dilbilgisi

Seeing how happy they are: neden belirten cümle başı -ing öbeği

Seeing how happy they are, cümle başında kullanılan bir şimdiki zaman ortacı (-ing) öbeğidir. Ardından gelen ana cümledeki eylemi tetikleyen veya açıklayan algıyı belirtir: biri diğerlerinin ne kadar mutlu olduğunu gördükten sonra ya da gördüğü için harekete geçer. Seeing, cümlenin çekimli ana fiili değildir. Anlaşılan öznesi normalde ardından gelen ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır; yani onların mutluluğunu gören kişi, daha sonra harekete geçen kişidir.

Alıştırma

Gören kişinin aynı zamanda ana cümlenin öznesi olduğu, cümle başındaki Seeing... öbeğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Seeing how tired Maya was, there was an offer to carry her bag.
  2. Seeing how tired Maya was, Leo offered to carry her bag.
  3. Seeing how tired Maya was, the heavy bag lay on the floor.
Cevabı göster

Seeing how tired Maya was, Leo offered to carry her bag.

he decides that instead of simply eating them, Dilbilgisi

0:16

onları sadece yemek yerine,

Dilbilgisi

instead of simply eating: instead of sonrasında -ing biçimi

instead of, bir eylemin yerini başka bir seçeneğin aldığını gösterir. Burada eating them yapılmayan eylemdir; simply ise “yalnızca” ya da “başka hiçbir şey yapmadan” anlamına gelir. instead of ifadesinden sonra bir fiil geldiğinde -ing biçimi kullanılır: instead of eating; instead of eat değil. Kullanışlı bir kalıp şudur: instead of doing A, someone does B.

Alıştırma

Cümleyi drive fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Instead of ____ to school, Maya took the bus.

Cevabı göster

driving

he'll put their friendship to the test with a cruel dilemma. Deyimler

0:19

arkadaşlıklarını acımasız bir ikilemle test etmeye karar verir.

Deyimler

put their friendship to the test: bir ilişkinin gücünü sınamak

put their friendship to the test, arkadaşlıklarının ne kadar sağlam olduğunu gösterecek zor bir durumla onları sınamak anlamına gelir. Gerçek bir zorluğu anlatır; kelimenin tam anlamıyla yazılı bir sınavı değil. Yeniden kullanılabilen kalıp put + object + to the test şeklindedir. object yerine bir ilişki, beceri, inanç, plan veya ekipman gelebilir.

Alıştırma

put ... to the test kalıbını ve our teamwork sözlerini kullanarak cümleyi tamamlayın: The difficult climb ____.

Cevabı göster

put our teamwork to the test

He'll ask each gingerbread man whether he'd opt to spare or sacrifice the other. Kelime

0:23

Her zencefilli kurabiye adama diğerini bağışlamayı mı yoksa feda etmeyi mi seçeceğini soracaktır.

Kelime

opt to spare or sacrifice: daha resmî biçimde bir eylemi seçmek

Opt to + fiilin yalın hâli, «bir şey yapmayı seçmek» anlamına gelir ve çoğu zaman farklı seçenekler değerlendirildikten sonra karar verildiğini düşündürür. Bu cümlede, her bir zencefilli kurabiye adamın hangi eylemi seçeceği soruluyor. Opt to spare or sacrifice yapısında tek bir to, birbirine bağlanan iki fiil için de geçerlidir. Tam yapı opt to spare or opt to sacrifice biçiminde düşünülebilir.

Alıştırma

Cümleyi opt to yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After reviewing both proposals, the committee ____ delay the vote.

Cevabı göster

opted to

They can discuss,

0:30

Tartışabilirler,

but neither will know what the other chose until their decisions are locked in. Öbek fiiller

0:31

ancak kararları kesinleşene kadar hiçbiri diğerinin ne seçtiğini bilmeyecektir.

Öbek fiiller

are locked in: kesinleşmiş kararlar

Are locked in, lock in yapısının edilgen biçimidir. Özne decisions olduğunda, seçimlerin kesinleştiği ve daha sonra değiştirilemeyeceği anlamına gelir. Bu cümlede, taraflardan biri diğerinin seçimini öğrenmeden önce her iki seçim de sabitlenir. Buradaki ifade gerçek bir kilitten değil, mecazi bir durumdan söz eder. Aynı yapı kesin olarak belirlenmiş bir fiyatı, oranı, tarihi, planı veya cevabı da anlatabilir.

Alıştırma

Resmen belirlenmiş ve artık değiştirilemez anlamını vermek için cümleyi lock in yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: Once both sides sign, the price ____ for one year.

Cevabı göster

is locked in

If both choose to spare the other, Dilbilgisi

0:37

Eğer ikisi de diğerini bağışlamayı seçerse,

the fox will eat just one of each of their limbs.

0:39

tilki her birinin sadece bir uzvunu yiyecektir.

Dilbilgisi

If both choose..., the fox will...: birinci tip koşul cümlesi

If both choose..., the fox will... olası bir koşulu ve bunun gelecekteki sonucunu anlatan birinci tip koşul cümlesidir. if'li yan cümlede simple present biçimi choose, sonuç cümlesinde ise will + fiilin yalın hâli eat kullanılır. Seçim gelecekle ilgilidir; ancak standart İngilizcede bu tür if cümleleri normalde will choose değil, şimdiki zaman biçimini kullanır. Bu yapı kurallarda, sözlerde, tahminlerde ve uyarılarda yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle olası bir gelecek sonucunu birinci tip koşul cümlesiyle anlatır?

  1. If both players cooperate, they will receive a reward.
  2. If both players cooperate, they receive a reward every time.
  3. If both players cooperated, they would receive a reward.
Cevabı göster

If both players cooperate, they will receive a reward.

If one chooses to spare while the other sacrifices, Dilbilgisi

0:43

Eğer biri bağışlamayı seçerken diğeri feda etmeyi seçerse,

Dilbilgisi

while the other sacrifices: seçimler arasındaki karşıtlık

Burada while, yalnızca ‘-dığı sırada’ anlamına gelmez; whereas veya but gibi ‘oysa’ ya da ‘ama’ anlamındadır. Bir kişinin seçimini diğer kişinin zıt seçimine bağlar: biri bağışlar, diğeri kurban eder. one... while the other... kalıbı iki kişi, grup veya seçenek hakkındaki zıt bilgileri düzenlemek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede while zamandan çok karşıtlık gösterir?

  1. While the rain was falling, we stayed inside.
  2. I read a book while I waited for the bus.
  3. Leah saved her money, while Max spent all of his.
Cevabı göster

Leah saved her money, while Max spent all of his.

the sparer will be fully eaten,

0:47

bağışlayan kişi tamamen yenecek,

while the traitor will run away with all his limbs intact. Kalıp ifadeler

0:49

hain ise tüm uzuvları sağlam bir şekilde kaçacaktır.

Kalıp ifadeler

with all his limbs intact: with + isim öbeği + sıfat

with all his limbs intact, onun kaçarken içinde bulunduğu durumu ekler. with + isim öbeği + sıfat yapısı, ana eylem gerçekleşirken bir kişinin veya şeyin durumunu gösterebilir. intact “eksiksiz ve hasarsız” demektir: bütün uzuvları yerindedir ve zarar görmemiştir. Bu, yalnızca onun güvende olduğunu söylemekten daha belirli bir anlam taşır.

Alıştırma

“Eksiksiz ve hasarsız” anlamına gelen sıfatla cümleyi tamamlayın: The antique clock arrived with all its parts ____.

Cevabı göster

intact

Finally,

0:54

Son olarak,

if both choose to sacrifice,

0:54

ikisi de feda etmeyi seçerse,

the fox will eat three limbs from each.

0:57

tilki her birinin üç uzvunu yiyecektir.

In game theory,

1:01

Oyun teorisinde,

this scenario is called the prisoner's dilemma. Kültür

1:02

bu senaryoya mahkumun ikilemi denir.

Kültür

the prisoner's dilemma: bir oyun teorisi modeli

The prisoner's dilemma, oyun teorisindeki belirli bir modeldir. Her oyuncunun iş birliği yapmayan bir eylemi seçmek için bireysel bir teşviki vardır; ancak ikisi de bu teşviki izlerse, ikisinin de iş birliği yaptığı duruma göre daha kötü bir sonuçla karşılaşabilirler. Buradaki dilemma, herhangi bir zor seçim anlamına gelmez. İfadenin tamamı, bireysel teşviklerle en iyi ortak sonuç arasındaki çatışma örüntüsünün adıdır.

Alıştırma

Oyun teorisi terimini tamamlayın: When individual incentives lead both players to a worse joint outcome than cooperation, the model is called ____.

Cevabı göster

the prisoner's dilemma

To figure out how these gingerbread men will act in their perfect rationality, Öbek fiiller

1:06

Bu zencefilli kurabiye adamların mükemmel mantıklarıyla nasıl hareket edeceklerini bulmak için,

Öbek fiiller

figure out: düşünerek anlamak veya çözmek

Figure out, düşünerek, kontrol ederek veya hesaplayarak bir cevaba ulaşmak ya da bir şeyi anlamak anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada konuşan kişi zencefilli kurabiye adamların nasıl davranacağını belirlemek istiyor; ifade bir şekil çizmek anlamına gelmiyor. Yapı figure out + isim veya figure out + how, what ya da why ile başlayan dolaylı soru şeklindedir. To figure out how... içinde to figure out amaç bildirir ve analizin neden yapıldığını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede figure out, düşünerek anlamak anlamında doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Can you figure out why the door will not open?
  2. Can you figure why out the door will not open?
  3. Can you figure about why the door will not open?
Cevabı göster

Can you figure out why the door will not open?

we can map the outcomes of each decision. Kelime

1:10

her kararın sonuçlarını haritalandırabiliriz.

Kelime

map the outcomes of: seçenekleri ve sonuçlarını düzenlemek

Burada map, unsurların birbirine nasıl bağlandığını düzenlemek ve göstermek anlamına gelen soyut bir fiildir. Map the outcomes of each decision, her kararı ona bağlı sonuçla birlikte ortaya koyup aralarındaki ilişkileri açıkça incelemek demektir. Bu kullanım coğrafi değil, mecazidir. Genellikle hızlı bir tahminden çok sistemli bir süreci anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede map, seçenekler ile sonuçlar arasındaki bağlantıları sistemli biçimde göstermek anlamında kullanılmıştır?

  1. The team mapped the possible outcomes of each proposal before voting.
  2. The team drew a street map for visitors.
  3. The team predicted that one proposal would win.
Cevabı göster

The team mapped the possible outcomes of each proposal before voting.

The rows represent Crispy's choices, Anlatım akışı

1:14

Satırlar Crispy'nin seçimlerini,

and the columns are Chewy's.

1:16

sütunlar ise Chewy'nin seçimlerini temsil eder.

Anlatım akışı

The rows represent ..., and the columns are ...: bir tablonun bilgileri nasıl düzenlediğini anlatma

Bu cümle tabloyu okuma anahtarını verir: satırlar Crispy'nin seçimlerine, sütunlar ise Chewy'nin seçimlerine karşılık gelir. Böylece iki bilgi kümesi tablonun iki yönünde düzenlenir. İki bölüm paralel bir yapı kullanır. İkinci bölümde Chewy's, Chewy's choices ifadesine yapılan kısaltılmış bir göndermedir; böylece tekrarlanan choices adı kullanılmaz.

Alıştırma

Bir tablonun bilgileri nasıl düzenlediğini en açık biçimde hangi cümle anlatır?

  1. The rows represent product categories, and the columns represent the years.
  2. The table contains products from several years.
  3. The rows and columns appear beneath the title.
Cevabı göster

The rows represent product categories, and the columns represent the years.

Meanwhile,

1:18

Bu arada,

the numbers in each cell represent the outcomes of their decisions,

1:19

her hücredeki sayılar, kararlarının sonuçlarını,

as measured in the number of limbs each would keep. Kalıp ifadeler

1:23

her birinin koruyacağı uzuv sayısıyla ölçülmüş olarak temsil eder.

Kalıp ifadeler

as measured in: ölçüm ölçeğini belirtme

as measured in ifadesi, sonuçların hangi ölçekle anlatıldığını ekler. Bu cümlede soyut bir sonuç sayıya çevrilir: her birinin kaç uzvunu koruyacağı. Kalıp outcome/result, as measured in + birim veya sayısal biçim şeklindedir. Buradaki in, içinde anlamına gelmez; sonucun hangi terimlerle bildirildiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle bir ölçü birimini doğru biçimde getirir?

  1. The race time is measured in seconds.
  2. The race time is measured from seconds.
  3. The race time is measured by seconds.
Cevabı göster

The race time is measured in seconds.

So,

1:27

Peki,

do we expect their friendship to last the game? Dilbilgisi

1:27

arkadaşlıklarının oyun boyunca sürmesini bekleyebilir miyiz?

Dilbilgisi

expect + nesne + to'lu mastar: expect their friendship to last

expect + nesne + to'lu mastar kalıbı, birinin nesneyle ilgili ne olacağını öngördüğünü veya düşündüğünü anlatır. Bu soruda their friendship, expect fiilinin nesnesidir; to last ise öngörülen sonucu açıklar. Do we expect...? konuşanla dinleyenlerin bu öngörüyü paylaşıp paylaşmadığını sorar. Burada last, “devam etmek” veya “varlığını sürdürmek” anlamında bir fiildir. Last the game tüm oyun boyunca sürmek demektir; burada last “son” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi expect + nesne + to'lu mastar kalıbıyla tamamlamak için expect, the battery ve last ifadelerini kullanın: We ____ all day.

Cevabı göster

expect the battery to last

First,

1:31

İlk olarak,

let's consider Chewy's options. Anlatım akışı

1:32

Chewy'nin seçeneklerini düşünelim.

Anlatım akışı

First, let's consider...: analizin ilk konusunu tanıtma

First, sıralı bir açıklamanın ilk adımını belirtir. Ardından Let's consider... dinleyenlerin dikkatini incelenecek konuya yöneltir. Böylece cümle yalnızca bir gerçeği bildirmek yerine tartışmayı analiz aşamasına taşır. Burada consider, “incelemek” veya “hesaba katmak” anlamındadır. Mutlaka bir şeyi seçip seçmemeye karar vermek anlamına gelmez; Chewy's options analiz edilen konudur.

Alıştırma

Bir sunumda analiz edilecek ilk konuyu doğal biçimde tanıtan cümle hangisidir?

  1. First, I have already finished the presentation.
  2. First, let's consider the costs of each plan.
  3. First, the costs were lower last year.
Cevabı göster

First, let's consider the costs of each plan.

If Crispy spares him,

1:34

Eğer Crispy onu bağışlarsa,

Chewy can run away scot-free by sacrificing Crispy. Deyimler

1:35

Chewy, Crispy'yi feda ederek hasarsız bir şekilde kaçabilir.

Deyimler

run away scot-free: ceza almadan kaçmak

Run away scot-free, beklenebilecek ceza veya olumsuz sonuçlarla karşılaşmadan kaçmak demektir. Burada run away kaçışı anlatırken scot-free sonucu belirtir: Chewy bedeli kendisi ödemeden kurtulur. Scot-free kalıplaşmış bir deyimdir. İskoçya'ya ya da İskoçlara gönderme yapmaz; bu nedenle anlamı scot sözcüğünü günümüzdeki bir ad veya milliyet sözcüğü gibi okuyarak çıkarılamaz.

Alıştırma

Hangi cümle birinin ceza almadan kaçtığını anlatır?

  1. The thief reached a safe place but was arrested the next day.
  2. The thief returned the money and accepted the punishment.
  3. The thief ran away scot-free because no one could identify him.
Cevabı göster

The thief ran away scot-free because no one could identify him.

But if Crispy sacrifices him,

1:39

Ancak Crispy onu feda ederse,

Chewy can keep one of his limbs if he also sacrifices Crispy.

1:41

Chewy de Crispy'yi feda etmesi halinde uzuvlarından birini koruyabilir.

No matter what Crispy decides, Dilbilgisi

1:46

Crispy ne karar verirse versin,

Chewy always experiences the best outcome by choosing to sacrifice his companion.

1:48

Chewy arkadaşını feda etmeyi seçerek her zaman en iyi sonucu elde eder.

Dilbilgisi

No matter what Crispy decides: karara göre değişmeyen bir sonuç

No matter what Crispy decides, Crispy'nin verebileceği tüm olası kararları kapsar. Bu bir ödünleme yan cümlesidir: Ana cümledeki sonuç bütün bu olasılıklarda geçerli kalır. Yeniden kullanılabilen kalıp No matter what + özne + fiil şeklindedir ve ardından ana cümle gelir. No matter what ifadesini ne olursa olsun anlamına gelen tek bir birim olarak düşünün; sıradan bir olumsuzluk ifadesi değildir.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak No matter what + the manager + decides kalıbıyla tamamlayın: ____, the deadline stays Friday.

Cevabı göster

No matter what the manager decides

The same is true for Crispy.

1:54

Aynı şey Crispy için de geçerlidir.

This is the standard conclusion of the prisoner's dilemma.

1:57

Bu, mahkumun ikileminin standart sonucudur.

The two characters will betray one another.

2:00

İki karakter birbirine ihanet edecektir.

Their strategy to unconditionally sacrifice their companion is what game theorists call the Nash equilibrium, Kültür

2:03

Arkadaşlarını koşulsuz olarak feda etme stratejileri, oyun teorisyenlerinin Nash dengesi dediği şeydir,

Kültür

the Nash equilibrium: tek taraflı değişikliğe karşı stratejik istikrar

The Nash equilibrium, yani Nash dengesi, diğer oyuncular kendi stratejilerini değiştirmezken hiçbir oyuncunun yalnızca kendi stratejisini değiştirerek daha iyi bir sonuç elde edemediği stratejiler bütününü anlatan bir oyun kuramı terimidir. Burada equilibrium, stratejik istikrar anlamına gelir. Ödüllerin eşit, sonucun adil, oyuncuların iş birliği içinde veya genel sonucun mümkün olan en iyi sonuç olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi ifade Nash dengesini doğru biçimde açıklar?

  1. Her oyuncu eşit bir ödül alır.
  2. Grup mümkün olan en iyi sonuca ulaşır.
  3. Diğerleri kendi stratejilerini korurken hiçbir oyuncu yalnızca kendi stratejisini değiştirerek kazanç sağlayamaz.
Cevabı göster

Diğerleri kendi stratejilerini korurken hiçbir oyuncu yalnızca kendi stratejisini değiştirerek kazanç sağlayamaz.

meaning that neither can gain by deviating from it. Kalıp ifadeler

2:11

yani hiçbiri bundan saparak kazanç elde edemez.

Kalıp ifadeler

by deviating from: by + -ing ile sapma yolunu belirtme

by deviating from, “bir şeyden uzaklaşarak veya ona uymayarak” anlamına gelir. By yöntemi belirtir; bu nedenle ardından gelen fiil -ing biçimi olan deviating şeklini alır. From ise uyulmayan stratejiyi, kuralı, planı, rotayı veya standardı belirtir. Bu cümlede it, hemen önce sözü edilen stratejiyi gösterir. İfade, o stratejiden sapmayı kazanç elde etmenin olası bir yolu olarak sunar; ancak gerçekte iki oyuncu da bu yolla kazanç sağlayamaz.

Alıştırma

Cümleyi by, deviate fiilinin -ing biçimi ve fiilin alışılmış edatıyla tamamlayın: The committee could cut costs ____ the original plan.

Cevabı göster

by deviating from

Crispy and Chewy act accordingly, Kalıp ifadeler

2:15

Crispy ve Chewy buna göre hareket eder,

Kalıp ifadeler

act accordingly: eylemi önceki bilgiye uydurmak

Bu cümlede act accordingly, daha önce verilen bilgiye veya sonuca uygun biçimde hareket etmek demektir. Accordingly, act fiilini niteleyen bir zarftır; yani Crispy ve Chewy'nin nasıl hareket ettiğini gösterir. Bu ifade, so ya da therefore gibi yalnızca bir sonucu belirtmekten fazlasını yapar. Eylemin önceden bilinen, kararlaştırılan veya gerekli görülen şeye uyacak biçimde seçildiğini vurgular.

Alıştırma

Yeni bilgiye uyan bir eylemi göstermek için acted accordingly ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The sign said the bridge was closed, so we acted therefore and took another road.
  2. The sign said the bridge was closed, so we acted accidentally and took another road.
  3. The sign said the bridge was closed, so we acted accordingly and took another road.
Cevabı göster

The sign said the bridge was closed, so we acted accordingly and took another road.

and the smug fox runs off with a belly full of gingerbread, Öbek fiiller

2:18

ve kendini beğenmiş tilki zencefilli kurabiye dolu bir göbekle kaçıp gider,

Öbek fiiller

runs off with: bir şeyi alarak veya ona sahip olarak hızla ayrılmak

Burada runs off with iki bağlantılı düşünce sunar: tilki hızla uzaklaşır ve karnı zencefilli kurabiyeyle dolu hâlde gider. With ile başlayan bölüm, tilkinin giderken neye sahip olduğunu anlatır; dolayısıyla ifadenin tamamı, zencefilli kurabiyeyi yedikten sonra memnun biçimde uzaklaştığı anlamına gelir. Diğer birçok bağlamda run off with something, bir şeyi alıp götürmek anlamına gelir ve çoğu zaman bunun izinsiz yapıldığını düşündürür. Her iki durumda da with, ayrılışa eşlik eden şeyi veya durumu tanıtır; run off tek başına yalnızca birinin hızla ayrıldığını söyler.

Alıştırma

Cümleyi run off with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The puppy ____ my scarf before I could catch it.

Cevabı göster

ran off with

leaving the two former friends with just one leg to stand on. Deyimler

2:22

iki eski arkadaşı üzerinde duracakları tek bir bacakla bırakır.

Deyimler

with just one leg to stand on: gerçek ve deyimsel anlamlı söz oyunu

Bu sahnede leg gerçek anlamındadır: karakterler gerçekten bir uzuvlarını kaybedebilen zencefilli kurabiye karakterleridir. Bu nedenle just one leg to stand on onların fiziksel durumunu anlatır. Bu sözler aynı zamanda have a leg to stand on ifadesini, özellikle de yaygın olumsuz biçimi olan not have a leg to stand on'u çağrıştırır. Bu deyim, birinin iddiasını destekleyecek iyi bir nedeni veya kanıtı olmadığı anlamına gelir. Cümle bu olumsuz deyimi doğrudan kullanmaz; gerçek bacakla destek sahibi olma fikrini bir araya getirerek söz oyunu yapar.

Alıştırma

with just one leg to stand on ifadesindeki söz oyununu oluşturan nedir?

  1. Yalnızca bir denge egzersizini anlatır.
  2. Karakterlerin gerçekten yalnızca bir bacağı kalmıştır ve sözler aynı zamanda bir iddiayı destekleyen dayanakla ilgili bir deyimi çağrıştırır.
  3. Savlarının çok güçlü olduğunu ve sözlerin hiçbir gerçek anlam taşımadığını söyler.
Cevabı göster

Karakterlerin gerçekten yalnızca bir bacağı kalmıştır ve sözler aynı zamanda bir iddiayı destekleyen dayanakla ilgili bir deyimi çağrıştırır.

Normally,

2:26

Normalde,

this is where the story would end. Anlatım akışı

2:27

hikaye burada biterdi.

Anlatım akışı

this is where the story would end: anlatıdaki dönüşe hazırlık

this is where ... would end kalıbı, mutlaka fiziksel bir yeri değil, bir olay dizisindeki aşamayı gösterir. Burada hikâyenin normal bir versiyonunun biteceği noktayı işaretler. Would, hayal edilen normal olay akışında beklenen sonucu verir. Normally ile birlikte cümle kısa bir süre için sonuç gibi duyulur, ancak dinleyiciyi alışılmadık bir devam için de hazırlar. Would burada geçmişten bakılan geleceği anlatmaz.

Alıştırma

Hikâyenin normalde bu noktada duracağını anlatan tam anlatı kalıbıyla cümleyi tamamlayın: Normally, ____, but there is one more surprise.

Cevabı göster

this is where the story would end

But a wizard happened to be watching the whole mess unfold. Dilbilgisi

2:29

Ama bir büyücü tesadüfen tüm bu karmaşanın ortaya çıkışını izliyordu.

Dilbilgisi

happened to be watching: tesadüfen sürmekte olan bir eylem

happen to do kalıbı, bir şeyi planın parçası olarak değil, “tesadüfen yapmak” anlamına gelir. happened to be watching ifadesinde happened tesadüf anlamını eklerken be watching eylemin o anda zaten sürmekte olduğunu gösterir. Birinin tesadüfen bir eylemin ortasında olduğunu anlatmak için happen to be doing kullanılır. Burada büyücü, karmaşa gelişirken onu tesadüfen zaten izliyordu; happened, “izleme olayı meydana geldi” demek değildir.

Alıştırma

Mia’nın tesadüfen izlediğini göstermek için cümleyi happen to be doing yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: Mia ____ the security camera when the lights went out.

Cevabı göster

happened to be watching

He tells Crispy and Chewy that as punishment for betraying each other,

2:33

Crispy ve Chewy'ye birbirlerine ihanet etmenin cezası olarak,

they are doomed to repeat this dilemma for the rest of their lives, Kalıp ifadeler

2:37

hayatlarının geri kalanında bu ikilemi tekrar etmeye mahkum olduklarını,

Kalıp ifadeler

are doomed to repeat: kaçınılmaz kötü bir sonuç

Be doomed to do, kötü bir sonucun kesin ve kaçılması çok zor ya da imkânsız olarak sunulduğu anlamına gelir. are doomed to repeat ifadesinde ikilemi tekrarlamak, yalnızca ileride olacak bir olay değil, kaçınılmaz bir ceza olarak anlatılır. Yapı be + doomed + to + fiilin yalın hâlidir. be, özneye ve zamana göre değişir: they are doomed to repeat; the plan was doomed to fail.

Alıştırma

Hangi cümlede be doomed to doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The class is doomed to begin at nine as scheduled.
  2. She is doomed to enjoy the surprise party.
  3. Without clean water, the crops are doomed to fail.
Cevabı göster

Without clean water, the crops are doomed to fail.

Kalıp ifadeler

for the rest of their lives: hayatlarının geri kalanı boyunca

for the rest of their lives ifadesi “o andan iki kişi de ölene kadar” anlamına gelir. Bu cümlede cezanın, hayatlarının geriye kalan kısmının tamamı boyunca süreceği anlatılır. Buradaki rest, “dinlenme” değil, “geriye kalan kısım” demektir. Kalıp for the rest of + iyelik sözcüğü + life/lives şeklindedir: tek bir kişinin kalan ömrü için for the rest of my life, birden fazla kişi için for the rest of their lives kullanılabilir.

Alıştırma

“O andan ikisi de ölene kadar” anlamına gelen, bu dersteki altı sözcüklük İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: They remained close friends ____.

Cevabı göster

for the rest of their lives

starting with all four limbs at each sunrise.

2:42

her gün doğumunda dört uzuvları da yerinde olarak başlayacaklarını söyler.

Now what happens?

2:46

Peki şimdi ne olacak?

This is called an infinite prisoner's dilemma, Kültür

2:48

Buna sonsuz mahkumun ikilemi denir,

Kültür

an infinite prisoner's dilemma: sonsuz tekrarlı mahkûm ikilemi

Mahkûm ikilemi, karşılıklı iş birliği iki oyuncuya da daha iyi ortak bir sonuç verecek olsa bile her oyuncunun diğerine ihanet etme isteği duyduğu bir seçim modelidir. Burada an infinite prisoner's dilemma, seçimin tur üstüne tur tekrarlandığını ve modelde son bir turun bulunmadığını anlatır. Buradaki infinite, “çok uzun” anlamında bir abartı değil, kesin bir model koşuludur. Oyuncular yeni turlar beklediği için gelecekteki olası iş birliği veya ceza, şu anki seçimlerini etkileyebilir.

Alıştırma

Bu ifadede infinite tam olarak neyi belirtir?

  1. Sınırsız sayıda mahkûm tek bir seçim yapar.
  2. İkilem yalnızca bir kez yaşanır ama son derece zordur.
  3. Aynı ikilem, modelde son tur olmadan tekrarlanır.
Cevabı göster

Aynı ikilem, modelde son tur olmadan tekrarlanır.

and it's a literal game-changer. Deyimler

2:51

ve bu tam anlamıyla oyunun kurallarını değiştiren bir şeydir.

Deyimler

literal game-changer: mecaz anlam ve gerçek anlamlı söz oyunu

Game-changer, bir durumu alışılmış stratejiyi, yöntemi veya olası sonucu değiştirecek kadar dönüştüren kişi, fikir, olay ya da gelişmedir. Bu cümlede durumun işleyişini kökten değiştiren bir etken anlamına gelir. Literal burada bir söz oyunu yaratır. Game-changer genellikle mecazidir; ancak buradaki etken oyun teorisi anlamındaki game'i de gerçekten değiştirir. Böylece deyimsel anlam ile doğrudan anlam aynı anda geçerli olur.

Alıştırma

Literal game-changer hangi durumda bir söz oyunu olarak işler?

  1. Biraz daha parlak olan oyun tahtası daha güzel görünür.
  2. Bir oyuncu farklı bir oyun oynamaya karar verir.
  3. Yeni bir kural, oyunun stratejisini tamamen değiştirir.
Cevabı göster

Yeni bir kural, oyunun stratejisini tamamen değiştirir.

That's because the gingerbread men can now use their future decisions as bargaining chips for the present ones. Deyimler

2:54

Çünkü zencefilli kurabiye adamlar artık gelecekteki kararlarını mevcut kararları için bir pazarlık kozu olarak kullanabilirler.

Deyimler

use future decisions as bargaining chips: kararları pazarlık gücüne dönüştürmek

Bargaining chip, bir ödün elde etmek veya sonucu etkilemek için sunulabilen, elde tutulabilen ya da takas edilebilen bir şeydir. Use A as bargaining chips yapısında A, fiziksel fişleri değil, pazarlık gücü olarak kullanılan kaynakları belirtir. Burada gelecekteki kararlar şimdiki kararları etkileyebilir: zencefilli kurabiye adamların ileride ne yapmayı vadettikleri veya seçtikleri, şu anda olanları etkilemek için kullanılabilir. Sondaki ones, decisions sözcüğünün yerini alır; bu nedenle present ones, present decisions anlamındadır.

Alıştırma

Bargaining chip ifadesini doğru use A as B yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: The supplier used its offer of free delivery ____ to obtain a longer contract.

Cevabı göster

as a bargaining chip

Consider this strategy: Anlatım akışı

3:01

Şu stratejiyi düşünün:

Anlatım akışı

Consider this strategy: ile incelenecek bir planı sunmak

“Consider this strategy:” dinleyicinin dikkatini, konuşmacının incelemesini istediği bir plana yönelten kısa bir yönergedir. İki nokta, planın ya da ayrıntılarının hemen ardından geleceğini gösterir. Burada consider, “üzerinde dikkatlice düşünmek” veya “analiz etmek üzere dikkate almak” demektir. Tek başına, dinleyiciden stratejiyi kullanıp kullanmamaya karar vermesini istemez.

Alıştırma

Konuşmacı “Consider this strategy:” diyerek temel olarak ne yapıyor?

  1. Konuşmacı, stratejiyi kimin oluşturduğunu soruyor.
  2. Konuşmacı, dinleyicinin incelemesi için bir strateji sunuyor.
  3. Konuşmacı, stratejinin zaten seçildiğini duyuruyor.
Cevabı göster

Konuşmacı, dinleyicinin incelemesi için bir strateji sunuyor.

both agree to spare each other every day.

3:03

ikisi de her gün birbirini bağışlamayı kabul eder.

If one ever chooses to sacrifice, Dilbilgisi

3:06

Eğer biri feda etmeyi seçerse,

Dilbilgisi

If ... ever ...: koşulu olası her zamana genişletmek

Bir if yan cümlesinde ever, “herhangi bir zamanda” veya “herhangi bir durumda” anlamına gelir. Bu nedenle If one ever chooses to sacrifice olası bütün zamanları kapsar ve böyle bir seçimin bir kez bile yapılmasının ardından belirtilen sonucu tetiklemeye yettiğini vurgular. Buradaki ever, Have you ever...? gibi sorularda sıkça düşünülen geçmişe dönük “daha önce” anlamında değildir. Koşul şimdiki veya gelecekteki bir olasılık için geçerli olabilir.

Alıştırma

If koşulunu olası her zamana genişleten sözcükle cümleyi tamamlayın: If you ____ need help, call this number.

Cevabı göster

ever

the other will retaliate by choosing sacrifice for the rest of eternity. Kalıp ifadeler

3:09

diğeri sonsuzluğun geri kalanı boyunca feda etmeyi seçerek misilleme yapacaktır.

Kalıp ifadeler

retaliate by choosing: yöntemi retaliate by + -ing ile belirtmek

Retaliate, birisi önce size zarar verdiği, saldırdığı veya haksız davrandığı için ona karşı harekete geçmek demektir. Tarafsız bir yanıtı değil, intikamı veya karşı saldırıyı anlatır. will retaliate by choosing sacrifice ifadesinde by choosing, misillemenin nasıl yapıldığını gösteren by + -ing yapısıdır. Yeniden kullanılabilen kalıp retaliate by + -ing şeklindedir: önce misilleme belirtilir, sonra nasıl gerçekleştirildiği açıklanır.

Alıştırma

Cümleyi retaliate fiilinin geçmiş zamanı ve yöntemi tanıtan sözcükle tamamlayın: After the rival team tore down their banner, the club ____ refusing to lend them any equipment.

Cevabı göster

retaliated by

Kalıp ifadeler

the rest of eternity: geriye kalan sonsuz zamanın tamamı

Tam ifade olan for the rest of eternity içinde for süreyi tanıtır; vurgulanan sözcükler ise sonsuzluğun geriye kalan bütün zamanını anlatır. Eternity sözcüğü sonu olmayan bir zamanı belirttiği için ifade bundan sonra sonsuza dek anlamına gelir. Bu söyleyiş bilinçli olarak görkemli ve dramatiktir. Burada sonucu yalnızca uzun süreli değil, kalıcı ve kaçınılmaz gösterir.

Alıştırma

Fantastik cümleyi bundan sonra sonsuza dek anlamındaki dramatik ifadeyle tamamlayın: The dragon must guard this cave ____.

Cevabı göster

for the rest of eternity

So,

3:13

Peki,

is that enough to get these poor sentient baked goods to agree to cooperate? Notlar

3:14

bu durum, bu zavallı bilinçli hamur işlerinin işbirliği yapmayı kabul etmesini sağlamak için yeterli mi?

Dilbilgisi

get ... to agree: get + nesne + to + fiil yapısı

get + nesne + to + fiil yapısında get, almak veya elde etmek değil; birinin bir şey yapmasını sağlamak, onu ikna etmek ya da bunu başarmak anlamına gelir. Burada nesne these poor sentient baked goods, elde edilmek istenen sonuç ise to agree ifadesidir. Is that enough to get ...? bir şeyin bu sonucu ortaya çıkarmaya yetip yetmediğini sorar. Cümlenin tam sonunda ilk to, get yapısındaki agree fiilini başlatır; agree to cooperate içindeki ikinci to ise agree to do something yapısına aittir.

Alıştırma

try fiilini get + nesne + to + fiil yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: After explaining the benefits, the coach got the players ____ a new strategy.

Cevabı göster

to try

Kelime

poor sentient baked goods: bilinçli yiyecekler ve ciddi ifadeli mizah

Sentient, bilinçli ve duyumlar yaşayabilen anlamına gelir. Baked goods; ekmek, kurabiye ve kek gibi fırınlanmış yiyeceklerin genel adıdır; burada düşünebilen zencefilli kurabiye karakterlerini mizahi biçimde adlandırır. Poor, parasızlığı değil acımayı ifade eder. Resmî ve ciddi sentient sözcüğünü sıradan yiyeceklerle birleştirmek absürt ve ciddi ifadeli bir betimleme yaratır: Konuşan kişi, var olması imkânsız canlı hamur işlerini sanki onları tam olarak sınıflandırıyormuş gibi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede sentient sözcüğü bilinçli ve duyum yaşayabilen anlamında kullanılmıştır?

  1. This soap is sentient because it irritates my skin.
  2. The film asks whether the robot is truly sentient.
  3. The glass is sentient because it breaks easily.
Cevabı göster

The film asks whether the robot is truly sentient.

To figure that out,

3:19

Bunu anlamak için,

we have to factor in another consideration. Kalıp ifadeler

3:21

başka bir durumu da hesaba katmalıyız.

Kalıp ifadeler

we have to factor in another consideration: başka bir unsuru değerlendirmeye katmak

factor in, bir şeyi bir hesaplamaya, plana veya karara dahil etmek anlamına gelen öbek fiildir. we have to factor in another consideration cümlesinde başka bir consideration, cevabı etkileyebilecek ek bir noktadır ve bu nedenle akıl yürütmeye dahil edilmelidir. Burada factor in tek bir fiil öbeği olarak kullanılır ve nesne in edatından sonra gelir. have to, bu unsuru dahil etmenin cevabı bulmak için gerekli bir adım olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi exact expression factor in ile tamamlayın: Before choosing a school, we have to ____ the travel time.

Cevabı göster

factor in

The gingerbread men probably care about the future less than they care about the present. Dilbilgisi

3:24

Zencefilli kurabiye adamlar muhtemelen geleceği şu anı önemsediklerinden daha az önemsiyorlardır.

Dilbilgisi

care about the future less than they care about the present: geleceği şimdiye göre daha az önemsemek

care about A less than they care about B, bir kişinin A ve B'ye verdiği önem veya gösterdiği ilgiyi karşılaştırır. Bu cümlede zencefilli kurabiye adamların geleceğe, şimdiye verdiklerinden daha az önem verdiği anlatılır. they care about ifadesinin tekrarlanması iki tarafı paralel hâle getirir: care about the future ile care about the present karşılaştırılır. Karşılaştırılan şey geleceklerin veya şimdilerin sayısı değil, verilen önem derecesidir.

Alıştırma

Tam karşılaştırma kalıbı care about A less than ... B ile cümleyi tamamlayın: I ____ brand loyalty ____ I care about product safety.

Cevabı göster

care about · less than I care about

In other words, Anlatım akışı

3:30

Başka bir deyişle,

Anlatım akışı

Yeniden ifade etme işareti olarak In other words

“In other words”, konuşmacının aynı temel düşünceyi daha açık ya da farklı bir biçimde ifade etmek üzere olduğunu gösterir. Yeni bir iddia sunmak yerine, sonraki ifadeyi az önce söylenene bağlar. Genellikle yeniden ifadenin başında yer alır ve ardından virgül gelir.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen yeniden ifade etme işaretiyle tamamlayın: The two routes take the same amount of time. ____, neither route is faster.

Cevabı göster

In other words

they might discount how much they care about their future limbs by some number, Kelime

3:31

gelecekteki uzuvlarına verdikleri değeri belirli bir sayıyla düşürebilirler,

which we'll call delta.

3:37

ki biz buna delta diyeceğiz.

Kelime

discount how much they care about their future limbs: geleceğe daha az ağırlık vermek

Burada “discount”, mevcut bir değerlendirmede bir şeye verilen ağırlığı azaltmak anlamına gelir. Nesnesi “how much they care about their future limbs” olduğundan ifade, geleceğe ilişkin bu kaygının mevcut kararlarında normalde olacağından daha az etkili olduğunu anlatır. “Delta” adı, bu ağırlık azaltımını temsil etmek için kullanılan sayıyı belirtir. Bu, “discount” sözcüğünün karar vermeyle ilgili soyut kullanımıdır; mağazada fiyat düşürme anlamı değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede “discount” burada öğretilen soyut karar verme anlamında kullanılmıştır?

  1. People may discount future rewards when a smaller reward is available today.
  2. The committee ignored the long-term risk and left it out of the report.
  3. The store discounted the jackets by 20 percent for the weekend.
Cevabı göster

People may discount future rewards when a smaller reward is available today.

This is similar to the idea of inflation eroding the value of money. Deyimler

3:39

Bu, enflasyonun paranın değerini düşürmesi fikrine benzer.

Deyimler

inflation eroding the value of money: değerin giderek zayıflaması

Burada eroding mecaz anlamda kullanılmıştır. Enflasyon parayı fiziksel olarak aşındırmaz; belirli bir miktar parayla alınabilecek şeyleri zamanla azaltır. Erode, zayıflamayı tek ve ani bir olaydan çok yavaş ilerleyen, birikimli bir süreç olarak anlatır. value, trust, rights ve an advantage gibi soyut kavramlarla da kullanılır.

Alıştırma

"Inflation can erode the value of savings" ne anlama gelir?

  1. Paranın tamamını anında ortadan kaldırır.
  2. Madeni ve kâğıt paraları fiziksel olarak aşındırır.
  3. Birikimlerle satın alınabilecek şeyleri zamanla azaltır.
Cevabı göster

Birikimlerle satın alınabilecek şeyleri zamanla azaltır.

If delta is one half,

3:44

Eğer delta yarım ise,

on day one they care about day two limbs half as much as day one limbs. Dilbilgisi

3:46

birinci günde ikinci günkü uzuvları, birinci günkü uzuvların yarısı kadar umursarlar.

Dilbilgisi

half as much as day one limbs: %50'lik bir karşılaştırma

Half as much as, bir miktarın veya derecenin karşılaştırma noktasının %50'si olduğunu belirtir. Burada much, kaç uzuv bulunduğunu değil, onları ne kadar önemsediklerini ölçer. Karşılaştırmanın eksiksiz hâli they care about day two limbs half as much as they care about day one limbs şeklindedir. Anlam açıksa İngilizcede ikinci as sözcüğünden sonra tekrarlanan sözcükler atılabilir.

Alıştırma

"Mia cares about online points half as much as she cares about real prizes," cümlesindeki karşılaştırma ne anlama gelir?

  1. Mia çevrim içi puanları gerçek ödüllerin iki katı kadar önemser.
  2. Mia çevrim içi puanları ve gerçek ödülleri eşit derecede önemser.
  3. Mia'nın çevrim içi puanları önemseme düzeyi, gerçek ödülleri önemseme düzeyinin %50'sidir.
Cevabı göster

Mia'nın çevrim içi puanları önemseme düzeyi, gerçek ödülleri önemseme düzeyinin %50'sidir.

Day three limbs one quarter as much as day one limbs,

3:51

Üçüncü günkü uzuvları birinci günkü uzuvların dörtte biri kadar umursarlar,

and so on.

3:55

ve bu böyle devam eder.

A delta of zero means that they don't care about their future limbs at all, Kalıp ifadeler

3:56

Deltanın sıfır olması, gelecekteki uzuvlarını hiç umursamadıkları anlamına gelir,

so they'll repeat their initial choice of mutual sacrifice endlessly.

4:01

bu yüzden ilk karşılıklı fedakarlık seçimlerini sonsuza dek tekrarlayacaklardır.

Kalıp ifadeler

don't care about ... at all: hiç umursamamak

Bu cümlede don't care about their future limbs at all, gelecekte uzuvlarına ne olacağını hiç önemsemedikleri anlamına gelir. Bu ifade yalnızca az ilgi gösterdiklerini değil, hiç ilgi göstermediklerini anlatır. at all, olumsuz fiil öbeğinden sonra gelir ve olumsuzluğu güçlendirir. Tek başına completely anlamına gelmez; tam olumsuzluk anlamı olumsuz yapı ile at all'ın birlikte kullanılmasından doğar.

Alıştırma

Olumsuzluğu güçlendiren iki kelimeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Leo doesn't care about the broken toy ____.

Cevabı göster

at all

But as delta approaches one, Kelime

4:06

Ancak delta bire yaklaştıkça,

Kelime

as delta approaches one: bir değere yaklaşmak

Matematik veya miktar bağlamında as delta approaches one, delta'nın giderek 1'e yaklaştığını anlatır. Bu bir eğilimi açıklar; dolayısıyla delta'nın henüz 1'e eşit olması gerekmez. Buradaki as, “bu değişim olurken” anlamındadır: ardından gelen ana cümle, delta 1'e yaklaşırken ne olduğunu açıklar.

Alıştırma

Bir değerin 1'e yaklaştığını ama henüz ulaştığını söylemediğini belirten seçenek hangisidir?

  1. delta reaches one: değer 1'e ulaşır
  2. delta equals one: değer tam olarak 1'dir
  3. delta approaches one: değer 1'e yaklaşır, ancak 1'e eşit olmayabilir
Cevabı göster

delta approaches one: değer 1'e yaklaşır, ancak 1'e eşit olmayabilir

they'll do anything possible to avoid the pain of infinite triple limb consumption,

4:08

sonsuz üç uzuv tüketiminin acısından kaçınmak için mümkün olan her şeyi yapacaklardır,

which means they'll choose to spare each other.

4:14

bu da birbirlerini bağışlamayı seçecekleri anlamına gelir.

At some point in between, Anlatım akışı

4:17

Aradaki bir noktada,

Anlatım akışı

At some point in between: belirtilmemiş bir ara nokta

At some point in between, açıklamadaki dikkati bilinen iki uçtan veya sınırdan bunların arasındaki yeri, değeri ya da aşaması henüz belirlenmemiş bir noktaya taşır. Buradaki point soyuttur; fiziksel bir nokta veya yer değildir. Bu ifade, bir şeyin değiştiği eşiği ya da aşamayı tanıtabilir ancak o noktanın tam olarak nerede olduğunu söylemez. In between ifadesinin hangi iki uç arasını anlattığı bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

At some point in between bilgiyi düzenlerken nasıl bir işlev görür?

  1. İki ucun tamamen aynı olduğunu söyler.
  2. Dikkati belirtilmemiş bir ara konuma veya aşamaya taşır.
  3. Dikkati yalnızca ilk uca geri döndürür.
Cevabı göster

Dikkati belirtilmemiş bir ara konuma veya aşamaya taşır.

they could go either way. Deyimler

4:18

iki seçeneği de tercih edebilirler.

Deyimler

could go either way: iki sonuç da hâlâ mümkün

Could go either way, iki sonuçtan herhangi birinin mümkün olduğunu ve sonucun henüz belli olmadığını ifade eder. Buradaki go mecazidir: fiziksel hareketi değil, bir kararın, yarışmanın, durumun veya değerlendirmenin nasıl sonuçlanabileceğini anlatır. Could olasılığı belirtirken either bağlamda daha önce sunulan iki alternatifi gösterir.

Alıştırma

İki sonuçtan herhangi birinin hâlâ mümkün olduğunu belirten bu nottaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The vote is tied, so it ____.

Cevabı göster

could go either way

We can find out where that point is by writing the infinite series that represents each strategy, Dilbilgisi

4:20

O noktanın neresi olduğunu, her stratejiyi temsil eden sonsuz seriyi yazarak,

setting them equal to each other,

4:27

onları birbirine eşitleyerek,

and solving for delta.

4:29

ve delta için çözerek bulabiliriz.

Dilbilgisi

by writing..., setting..., and solving...: by sonrasında paralel -ing adımları

by + -ing kalıbı, bir eylemin hangi yöntemle yapıldığını açıklar. Burada tek bir by üç adımın da başındadır: seriyi yazmak, serileri birbirine eşitlemek ve delta için çözmek. Bu üçü birlikte noktayı nasıl bulduğumuzu açıklar. Tek bir by bir eylem listesini başlatıyorsa fiillerin biçimini paralel tutun: by doing A, doing B, and doing C. Sonraki fiilleri çekimli fiile ya da mastara çevirmeyin.

Alıştırma

Parantez içindeki fiilleri paralel -ing biçimlerine dönüştürün: We improved the room by ____ the walls, ____ the lights, and ____ old furniture. (paint, replace, remove)

Cevabı göster

painting · replacing · removing

That yields 1/3, Kelime

4:31

Bu, 1/3 sonucunu verir,

Kelime

That yields 1/3: yield sözcüğünün sonuç üretmek anlamı

Bu matematik cümlesinde yields, üretir veya sonuç olarak verir anlamındadır. That, az önce açıklanan hesaplamaya gönderme yapar; 1/3 ise bu hesaplamanın sonucudur. Yaygın kalıp süreç, yöntem veya hesaplama + yields + sonuç biçimindedir. Yield'den sonra sonuç doğrudan gelir; bu nedenle 1/3'ten önce bir edat gerekmez.

Alıştırma

Sonuç olarak üretmek anlamını vermek için yield fiilinin doğru biçimini kullanın: The calculation ____ a value of 24.

Cevabı göster

yields

meaning that as long as Crispy and Chewy care about tomorrow at least 1/3 as much as today, Dilbilgisi

4:33

yani Crispy ve Chewy yarını, bugünü önemsedikleri kadarın en az 1/3'ü kadar önemsedikleri sürece,

Dilbilgisi

as long as ... at least 1/3 as much as ...: asgari oran koşulu belirlemek

As long as, burada belirtilmeyen sonucun gerçekleşmesi için yeterli olan koşulu getirir. Buradaki anlamı “yeter ki”dir; bir şeyin tüm süre boyunca devam etmesini anlatmaz. At least bir alt sınır belirler. Care about tomorrow at least 1/3 as much as today, yarına verdikleri önemin bugüne verdikleri önemin üçte birinden az olmaması gerektiği anlamına gelir; tam olarak üçte bir veya daha fazlası koşulu karşılar. Karşılaştırmada as much as today, as much as they care about today ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Bu kalıp, yeterli bir koşulu ölçülebilir bir alt sınırla birleştirir.

Alıştırma

Cümleyi as long as ve at least ile tamamlayın. ____ the small tank holds ____ half as much water as the large tank, it meets the requirement.

Cevabı göster

As long as · at least

it's optimal for them to spare and cooperate forever. Dilbilgisi

4:40

sonsuza dek bağışlamaları ve işbirliği yapmaları onlar için en uygunudur.

Dilbilgisi

it's optimal for them to ...: biri için en iyi eylemi değerlendirmek

Bu, it is + adjective + for someone + to do something kalıbıdır. It yer tutucu öznedir; for them eylemi yapacak kişileri, to spare and cooperate ise değerlendirilen eylemi belirtir. Optimal, belirtilen koşullarda mevcut seçenekler arasından bu eylemin en iyi sonucu verdiği anlamına gelir. Eylemin yalnızca iyi olduğunu söylemekten daha güçlü ve daha analitik bir ifadedir.

Alıştırma

Cümleyi optimal ve it is + adjective + for someone + to do kalıbını kullanarak tamamlayın. Given the weather forecast, ____ the hikers to leave before noon.

Cevabı göster

it is optimal for

This analysis isn't unique to cookies and wizards. Kalıp ifadeler

4:44

Bu analiz sadece kurabiyelere ve büyücülere özgü değildir.

Kalıp ifadeler

isn't unique to: yalnızca bir gruba özgü olmamak

Be unique to + isim kalıbı, “yalnızca o kişiye, gruba, yere veya duruma ait olmak” anlamına gelir. Olumsuz biçim olan isn't/aren't unique to, aynı şeyin başka yerlerde de bulunduğunu veya geçerli olduğunu anlatır. Burada analiz, kurabiye ve büyücü örneğinin ötesine geçer; cümle, analizin onlarla ilgisiz olduğunu söylemez. unique to ifadesinden sonra, aksi hâlde yalnızca ona özgü sanılabilecek kapsam belirtilir. Bu yapı, tek bir somut örnekten daha geniş bir iddiaya geçmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “yalnızca bir gruba özgü olmamak” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: This challenge ____ new employees; experienced staff face it too.

Cevabı göster

isn't unique to

We see it play out in real-life situations, Öbek fiiller

4:48

Ticaret müzakereleri ve uluslararası politika gibi

Öbek fiiller

see it play out in real-life situations: bir örüntünün gerçek hayatta gelişimini görmek

Play out, “zaman içinde gelişmek veya ilerlemek ve sonunda ne olduğunun belirginleşmesi” anlamına gelir. Burada, daha önce sözü edilen bir örüntünün gerçek durumlarda da ortaya çıkmasını anlatır; dışarı çıkıp oynamak anlamına gelmez. see it play out yapısında see fiilinden sonra it nesnesi ve yalın hâldeki play out fiil öbeği gelir. Bu yapı, gelişen süreci gözlemlenen bir şey olarak sunar. in real-life situations, örüntünün yalnızca bir örnekte veya teoride değil, gerçek deneyimlerde de ortaya çıktığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “zaman içinde gelişmek” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We watched the negotiation ____ over several days.

Cevabı göster

play out

like trade negotiations and international politics.

4:50

gerçek hayattaki durumlarda da ortaya çıktığını görüyoruz.

Rational leaders must assume that the decisions they make today will impact those of their adversaries tomorrow.

4:54

Rasyonel liderler, bugün aldıkları kararların yarın rakiplerinin kararlarını etkileyeceğini varsaymalıdır.

Selfishness may win out in the short-term, Öbek fiiller

5:02

Bencillik kısa vadede kazanabilir,

Öbek fiiller

may win out in the short term: olası geçici bir üstünlük

Win out, rekabet veya çatışmanın ardından “sonunda üstün gelmek” anlamına gelir. Burada selfishness, iş birliğiyle rekabet eden bir yaklaşım olarak ele alınır. May, bu sonucun kesin değil, mümkün olduğunu gösterir. In the short term, üstünlüğü yakın bir dönemle sınırlar; dolayısıyla cümle bencilliğin zaman içinde hep daha güçlü kalacağını söylemez.

Alıştırma

“Patience may win out in the short term” ne anlama gelir?

  1. Sabrın hemen başarı getireceği kesindir.
  2. Sabır diğer bütün yaklaşımları kalıcı olarak yenmiştir.
  3. Sabır, sınırlı bir süre için daha güçlü yaklaşım hâline gelebilir.
Cevabı göster

Sabır, sınırlı bir süre için daha güçlü yaklaşım hâline gelebilir.

but with the proper incentives, Kalıp ifadeler

5:04

ancak uygun teşviklerle,

peaceful cooperation is not only possible, Dilbilgisi

5:06

barışçıl işbirliği sadece mümkün değil,

but demonstrably and mathematically ideal.

5:09

aynı zamanda ispatlanabilir ve matematiksel olarak da idealdir.

Kalıp ifadeler

with the proper incentives: davranışı yönlendirebilen bir koşul

With the proper incentives, “uygun etkenler istenen davranışı teşvik ettiğinde” anlamına gelir. Burada with, barışçıl iş birliğinin gerçekleşebileceği koşulu belirtir. Incentive; para, daha düşük bir ücret, bir kural veya gelecekteki bir fayda gibi bir seçimi ya da eylemi etkileyen şeydir. Proper, hedefe uygun ve etkili demektir; mutlaka ahlaken doğru anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum, davranışı değiştirmek için incentive kullanımını en açık biçimde gösterir?

  1. Bir okul geçen yılın sınıf fotoğrafını koridora asar.
  2. Bir okul, bir sınıf bütün kütüphane kitaplarını zamanında getirirse ek oyun süresi sunar.
  3. Bir okul her rafta kaç kitap olduğunu sayar.
Cevabı göster

Bir okul, bir sınıf bütün kütüphane kitaplarını zamanında getirirse ek oyun süresi sunar.

Dilbilgisi

not only possible, but ... ideal: daha güçlü bir sonuca ilerleme

not only A, but (also) B yapısı A'dan sonra B'yi ekler ve B'yi daha güçlü ya da daha şaşırtıcı bir sonuç olarak sunar. Burada possible, peaceful cooperation hakkındaki ilk değerlendirmedir; demonstrably and mathematically ideal ise sonucu gerçekleştirilebilir olmaktan çıkarıp matematiksel analizle ideal olduğu kanıtlanabilir bir düzeye taşır. İki taraf da bağ fiili is'i tamamlar: is possible ve is ideal. Bu paralel yapı ilişkiyi izlemeyi kolaylaştırır. But'tan sonra also kullanmak isteğe bağlıdır; bu nedenle cümledeki daha kısa not only ... but biçimi standarttır.

Alıştırma

not only ... but also yapısını tamamlayın: The plan is ____ affordable ____ practical.

Cevabı göster

not only · but also

As for the gingerbread men, Anlatım akışı

5:13

Zencefilli kurabiye adamlara gelince,

Anlatım akışı

As for the gingerbread men: bir konuya geri dönmek

As for + isim öbeği, bu isim öbeğini sıradaki konu olarak işaretler. Burada konuşmacı gingerbread men grubunu bir sonraki konuşulacak grup olarak ayırır ve dikkati yeniden onlara yöneltir. Bu ifade, bir konuyu önceki tartışmadan ayırarak bilgiyi düzenler. Neden, zaman veya karşılaştırma bildirmez; konu hakkındaki asıl yorum, ardından gelen ana cümlede yer alır.

Alıştırma

Hangi cümlede As for, bir konudan onunla ilgili başka bir konuya geçmek için kullanılmıştır?

  1. As the budget was small, we canceled the trip.
  2. As for the budget, we will discuss it tomorrow.
  3. We arrived early for the budget meeting.
Cevabı göster

As for the budget, we will discuss it tomorrow.

their eternity may be pretty crummy, Kelime

5:15

sonsuzlukları oldukça berbat geçebilir,

Kelime

pretty crummy: oldukça kötü ve kırıntı kelime oyunu

Burada pretty, «oldukça» veya «epey» anlamına gelen bir derece artırıcıdır; «güzel» anlamına gelmez. Crummy, «kötü, tatsız veya düşük kaliteli» anlamına gelen gündelik bir sıfattır. Ana mesaj, onların sonsuzluklarının oldukça tatsız olabileceğidir. Zencefilli kurabiye karakterlerinin bulunduğu bu bağlamda crummy, «kırıntı» anlamındaki crumb sözcüğünü de çağrıştırır. Bu çağrışım kırıntılarla ilgili bir kelime oyunu oluşturur; ancak crummy sözcüğünün ana anlamı yine «kötü»dür.

Alıştırma

Zencefilli kurabiye karakterleriyle ilgili bir hikâyede their eternity may be pretty crummy ifadesinin ana anlamı nedir ve crummy nasıl ek bir etki yaratır?

  1. Kırıntılar güzel olduğu için sonsuzlukları da güzel olabilir.
  2. Sonsuzlukları oldukça kötü olabilir ve buna kırıntılarla ilgili bir şaka da eklenir.
  3. Sonsuzlukları kelimenin tam anlamıyla yalnızca kırıntılardan oluşacaktır.
Cevabı göster

Sonsuzlukları oldukça kötü olabilir ve buna kırıntılarla ilgili bir şaka da eklenir.

but so long as they go out on a limb, Notlar

5:17

ancak birbirleri için ellerini taşın altına koydukları sürece,

their friendship will never again be half-baked. Deyimler

5:19

arkadaşlıkları bir daha asla yarı yolda kalmayacaktır.

Dilbilgisi

so long as: bir koşul belirtmek

Bu cümlede so long as, provided that veya on condition that anlamına gelir; yani «şu koşulla ki, yeter ki» demektir. they go out on a limb koşulunu sunar, ana cümle de bu koşul yerine getirilirse ortaya çıkacak sonucu belirtir. Burada long, zaman uzunluğunu ölçmez. so long as ardından bir cümlecik alıp bir sonuç için koşul belirlediğinde, onu koşul bağlacı olarak anlamak gerekir.

Alıştırma

«Şu koşulla ki» anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ everyone follows the rules, the game will be fair.

Cevabı göster

So long as

Deyimler

go out on a limb: risk almak

Go out on a limb, eleştirilme, başarısız olma veya başka bir bedel ödeme ihtimaline rağmen fikir belirtmek, birini desteklemek ya da harekete geçmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede karakterlerin dostlukları için bu riski göze almaları gerekir. Limb sözcüğü gerçek anlamıyla kol, bacak veya kalın bir ağaç dalını ifade edebilir. Karakterler zencefilli kurabiye insanları olduğu ve vücut parçaları hikâyede önem taşıdığı için limb aynı zamanda görsel bir kelime oyunu yaratır. Yine de deyimin temel anlamı “risk almak”tır.

Alıştırma

“I'll go out on a limb and say that our team will win” cümlesinde konuşan kişi ne yapıyor?

  1. Konuşan kişi yanılma riskine rağmen bir tahminde bulunuyor.
  2. Konuşan kişi herhangi bir görüş belirtmekten kaçınıyor.
  3. Konuşan kişi fiziksel olarak bir ağaç dalının üzerinde yürüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi yanılma riskine rağmen bir tahminde bulunuyor.

Deyimler

half-baked: yeterince geliştirilmemiş ve düşünülmemiş

Half-baked, tam olarak geliştirilmemiş, hazırlanmamış veya etraflıca düşünülmemiş anlamına gelen gündelik bir sıfattır. Genellikle bir fikri, planı ya da açıklamayı eleştirmek için kullanılır. Burada dostluğun olgunlaşmamış veya henüz tam olarak şekillenmemiş olduğunu anlatır. Gerçek anlamıyla half-baked yiyecek henüz tamamen pişmemiştir. Karakterler zencefilli kurabiye insanları olduğu için cümlede hem mecazi eleştiri hem de pişirme anlamı etkinleşir ve bir kelime oyunu oluşur.

Alıştırma

“The committee rejected the half-baked plan” cümlesinde half-baked ne anlama gelir?

  1. Plan yetersiz geliştirilmişti ve etraflıca düşünülmemişti.
  2. Plan yemek pişirmeyi içeriyordu.
  3. Plan özenle hazırlanmış ve kullanıma hazırdı.
Cevabı göster

Plan yetersiz geliştirilmişti ve etraflıca düşünülmemişti.

Ready for more head-scratching,

5:24

Sizi tüm arkadaşlarınızın karşısında bir dahi gibi gösterecek,

awe-inspiring,

5:26

hayranlık uyandıran,

mind-numbing,

5:27

zihin uyuşturan,

make you look like a genius to all your friends brain teasers?

5:27

daha fazla kafa karıştırıcı zeka oyununa hazır mısınız?

Try your hand at one of these classic challenges and show everyone just how smart you really are. Deyimler

5:31

Bu klasik zorluklardan birini deneyin ve herkese ne kadar zeki olduğunuzu gösterin.

Deyimler

Try your hand at + isim veya -ing biçimi: becerini sınamak

Try your hand at, “bir etkinliği deneyip ne kadar iyi yapabildiğini görmek” anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki hand sözcüğü gerçek anlamıyla “el” demek değildir. Bu cümlede ifade, meydan okumayı yeteneğini sınamaya yönelik samimi bir davete dönüştürür. Yapı try + iyelik belirleyicisi + hand at + isim veya -ing biçimidir: try my hand at chess; try her hand at drawing. Etkinliği yapan kişiye göre my, your, his, her, our veya their kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi try + iyelik sözcüğü + hand at yapısıyla tamamlayın: I've never painted before, but I'd like to ____ watercolor painting.

Cevabı göster

try my hand at