Kulübe 🧸 | Yepyeni - 3. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
234 kelime 183 kel/dk

Video özeti: Yetişkinler bir odanın daha geniş mi olması, yoksa televizyonun mu büyütülmesi gerektiğini tartışırken Bluey ile Bingo minderleri kullanarak KimJim için gittikçe büyüyen bir oyun evi kurar; oyuncağın değişen ihtiyaçlarına göre yatak odası, oyun odası, banyo ve yemek odası eklerler. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. knocked this wall out, — Phrasal Verbs: knock a wall out ifadesinin duvara yalnızca vurmak değil, duvarı kaldırmak ya da yıkmak anlamına geldiğini anlayacaksınız. Bu fiil-parçacık birleşimini ev yenileme, odaları birbirine açma ve iç mekânın yerleşimini değiştirme hakkındaki konuşmalarda tanıyabileceksiniz. 2. Do you think we should / I think we should. — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Ortak bir karar için karşınızdakinin görüşünü nazikçe sormayı ve aynı kip yapısını tekrar kullanarak doğal biçimde yanıt vermeyi öğreneceksiniz. Bu konuşma kalıbı, emir veriyormuş gibi görünmeden birlikte yapılacak bir etkinlik önermenizi ve açıkça onay belirtmenizi sağlar. 3. me hungry now. — Sözcük Anlamı ve Dil Düzeyi: Bunun eğlenceli, standart dışı bir çocuk söyleyişi olduğunu ve standart biçimin I’m hungry now olacağını fark edeceksiniz. Böylece çocuk karakteri yansıtmak için bilinçli olarak bozulan dili, yetişkin konuşmalarına ve resmî yazılara uygun dil bilgisinden ayırabileceksiniz.

Bu derste

Hmm, there's no room for KimJim to sleep. Dilbilgisi

0:00

Hmm, KimJim'in uyuması için yer yok.

Dilbilgisi

there's no room for KimJim to sleep: KimJim'in uyuması için yer yok

There's no room for someone to do something, birinin bir şeyi yapması için yeterli yer olmadığını belirtir. Burada for KimJim kişiyi, to sleep ise eylemi gösterir. Buradaki room sayılamayan bir isimdir ve binadaki ayrı bir “oda”yı değil, kullanılabilir alanı ifade eder. Aynı yapı, There's no room for us to change the schedule. örneğinde olduğu gibi fırsat veya değişiklik payı olmadığını da anlatabilir.

Alıştırma

“Birinin bir şey yapması için yeterli yer yok” anlamındaki yapıyla cümleyi tamamlayın: There's ____ the dog to lie beside the sofa.

Cevabı göster

no room for

Oh, I know.

0:03

Ah, biliyorum.

I think if we knocked this wall out, Öbek fiiller

0:05

Bence bu duvarı yıkarsak,

this room will feel so much bigger. Dilbilgisi

0:07

bu oda çok daha büyük hissedilecek.

Öbek fiiller

knock this wall out: bu duvarı yıkmak

Knock a wall out, alanı açmak için bir duvarın tamamını veya bir kısmını kaldırmak anlamına gelir. Bu öbek fiilde out, kaldırma sonucunu gösterir; yalnızca duvara vurmak anlamına gelmez. Bu öbek fiil ayrılabilir: knock the wall out ve knock out the wall yapılarının ikisi de mümkündür. Nesne bir zamirse fiil ile parçacığın arasına gelir: knock it out denir, knock out it denmez.

Alıştırma

“Duvarı kaldırdılar” anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Last week, the crew ____ to create an open-plan office.

Cevabı göster

knocked the wall out

Dilbilgisi

feel so much bigger: feel + sıfat ve so much + karşılaştırma yapısı

Bu cümlede feel + sıfat, “öyle görünmek” veya “öyle bir izlenim vermek” anlamındadır. Bir şeye dokunmayı değil, odanın nasıl algılandığını anlatır. Odanın gerçek yüz ölçümü değişmese bile oda daha büyük hissedilebilir. so much, karşılaştırma biçimi olan bigger’ı güçlendirir ve farkın büyük olduğunu, yani “çok daha büyük” olduğunu gösterir. Birlikte, odanın belirgin biçimde daha geniş algılanacağı anlamını verir.

Alıştırma

feel + sıfat ve so much + karşılaştırma yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. The hallway feels so much wider now.
  2. The hallway feels so much more wider now.
  3. The hallway feels so much wide now.
Cevabı göster

The hallway feels so much wider now.

It's already big enough, babe. Dilbilgisi

0:09

Zaten yeterince büyük, tatlım.

Dilbilgisi

big enough: sıfat + enough

Sıfat + enough yapısı, bir niteliğin gereken dereceye ulaştığını belirtir. Big enough, “yeterince büyük” demektir. already, bu dereceye artık ulaşılmış olduğu anlamını ekleyerek daha fazla büyütmeye gerek olmadığı yönündeki konuşmacı görüşünü destekler. enough bir sıfatı nitelediğinde sıfattan sonra gelir: big enough. Neyin için yeterli olduğunu söylemek için for + isim; ne yapmaya yeteceğini söylemek için to + fiil eklenir.

Alıştırma

Cümleyi “yeterince ılık” anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The water is ____ for a bath.

Cevabı göster

warm enough

It's not.

0:11

Hayır değil.

It's too cramped. Dilbilgisi

0:11

Çok sıkışık.

Dilbilgisi

too cramped: kabul edilemeyecek kadar dar ve sıkışık

Cramped, hareket etmeyi rahatsız edecek kadar dar ve sıkışık bir alanı anlatır. too cramped ifadesinde too, derecenin yalnızca yüksek olduğunu değil, kabul edilebilir veya kullanılabilir sınırı aştığını gösterir. too + adjective yapısı çoğu zaman kötü bir sonuca veya sınıra işaret eder. Bu sonuç too cramped for six people ya da too cramped to work in comfortably örneklerindeki gibi açıkça belirtilebilir.

Alıştırma

Bir ekip küçücük bir ofiste rahatça çalışamaz ve taşınmaya karar verir. Sıkışıklığın kabul edilebilir sınırı aştığını en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The office is very cramped, but it still works well for the team.
  2. The office is spacious enough for the team.
  3. The office is too cramped for the team, so they are moving.
Cevabı göster

The office is too cramped for the team, so they are moving.

The only thing in this room that needs to be bigger is the TV. Dilbilgisi

0:13

Bu odada daha büyük olması gereken tek şey televizyon.

Dilbilgisi

The only thing ... that ... is ...: tek bir öğeyi odağa almak

The only thing ... is ... kalıbı bir öğeyi tek hedef olarak belirler ve onu cümlenin sonunda odaklar. Burada the TV, odada bu değişikliğe ihtiyaç duyan tek eşya olarak sunulur; başka hiçbir şey dahil edilmez. That needs to be bigger, thing sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Ana cümle iskeleti The only thing ... is the TV şeklindedir; ilgi cümleciği koşulu verir, is ise odaklanan cevabı tanıtır.

Alıştırma

Pilin değiştirilmesi gereken tek parça olduğunu hangi cümle söyler?

  1. The battery is one of the things that need to be replaced.
  2. The battery and the screen both need to be replaced.
  3. The only thing that needs to be replaced is the battery.
Cevabı göster

The only thing that needs to be replaced is the battery.

What are you talking about? Ton ve niyet

0:16

Neden bahsediyorsun?

Ton ve niyet

What are you talking about? ile doğrudan itiraz

Bu konuşmada What are you talking about? konuşulan konuyu tarafsızca soran bir soru değildir. Önceki söze şaşkınlık ve inanmama duygusuyla tepki verir ve yaklaşık olarak "Bunu nasıl söyleyebilirsin?" anlamına gelir. Aynı sözler başka bir bağlamda gerçek bir soru olabilir. Bu yüzden işlevi anlamak için ses tonu ve sonraki cümle dikkate alınır. Ardından diğer kişinin neden yanıldığını açıklayan bir neden geliyorsa doğrudan bir itiraz görevi görür.

Alıştırma

Birisi bir haftalık projeyi bir saatte bitirmeyi öneriyor. "What are you talking about? That is impossible." yanıtı büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Hangi konunun konuşulduğunu tarafsızca sorar.
  2. Kişiden daha yüksek sesle konuşmasını ister.
  3. Teklife şaşkınlık ve inanmama duygusuyla itiraz eder.
Cevabı göster

Teklife şaşkınlık ve inanmama duygusuyla itiraz eder.

It's huge.

0:17

Zaten kocaman.

It's not.

0:18

Hayır değil.

50 inches is no longer an acceptable size in this day and age. Notlar

0:19

50 inç günümüzde artık kabul edilebilir bir boyut değil.

Dilbilgisi

no longer an acceptable size: değişmiş bir geçmiş durum

no longer an acceptable size ifadesinde no longer, bir durumun veya ölçütün daha önce geçerli olduğunu ancak şimdi geçerli olmadığını belirtir. Konuşmacı bu boyutu eskiden kabul edilebilir, şimdi ise kabul edilemez olarak sunar. Be ile kullanıldığında no longer fiilden sonra gelir: is no longer acceptable. Normal bir ana fiille kullanıldığında ise genellikle o fiilden önce gelir: I no longer use it.

Alıştırma

Kartın önceden geçerli olduğunu ancak şimdi geçerli olmadığını anlatmak için cümleyi no longer yapısıyla tamamlayın: Under the new rules, this old pass is ____.

Cevabı göster

no longer valid

Deyimler

in this day and age: günümüz standartlarına göre

Bu cümlede in this day and age, “günümüzde” veya “bugünün standartlarına göre” anlamına gelir. Age burada bir kişinin yaşını değil, bir dönemi ifade eder. Bu ifade, günümüzün beklentilerini temel alan bir değerlendirme sunar. Çoğu zaman bir şeyin bugün insanların beklentilerine kıyasla eski, şaşırtıcı veya kabul edilemez göründüğünü belirtir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “modern standartlara göre” anlamına gelen beş sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: It is shocking that many homes still lack clean water ____.

Cevabı göster

in this day and age

I can hardly see what's going on. Notlar

0:22

Ne olduğunu zar zor görebiliyorum.

Dilbilgisi

can hardly see: neredeyse görememek

Hardly, “neredeyse hiç” anlamına gelen bir zarftır. Can hardly see içinde can see ifadesini sınırlar; böylece konuşan kişinin çok az görebildiğini veya olanları net biçimde seçemediğini anlatır. Aynı yapı başka eylemlerle de kullanılır: can hardly hear ve could hardly move, eylemin veya becerinin ancak güçlükle mümkün olduğunu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, sis yüzünden yolu görmenin neredeyse imkânsız olduğunu ifade eder?

  1. The fog is so thick that I can hardly see the road.
  2. The fog is so thick that I can clearly see the road.
  3. The fog is so thick that I try hard to see the road.
Cevabı göster

The fog is so thick that I can hardly see the road.

Öbek fiiller

what's going on: ne olduğunu sormak

What's going on, “ne oluyor” veya “şu anki durum ne” anlamına gelir. Buradaki go on, “olmak” ya da “gerçekleşmek” anlamındaki bir öbek fiildir; fiziksel hareket anlatmaz. I can hardly see what's going on cümlesinde what's going on, see fiilinin nesnesidir ve konuşanın net göremediği şeyi belirtir. What's going on? biçiminde tek başına bir soru olarak da kullanılıp mevcut durum sorulabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “ne oluyor” anlamına gelen kısaltmalı üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: I heard shouting outside, but I don't know ____.

Cevabı göster

what's going on

I'm getting the tape measure.

0:25

Mezuroyu getiriyorum.

Dad, we need this cushion.

0:26

Baba, bu mindere ihtiyacımız var.

Huh?

0:28

Ha?

Why?

0:29

Neden?

We're building a bedroom for KimJim.

0:29

KimJim için bir yatak odası inşa ediyoruz.

Oh, yeah, righto. Kelime

0:32

Oh, evet, pekâlâ.

Kelime

righto: Britanya ve Avustralya İngilizcesinde samimi bir “tamam”

Righto; “tamam”, “peki” veya “anlaşıldı” anlamına gelen, tek başına kullanılabilen samimi bir sözlü yanıttır. Oh, yeah, righto ifadesinde konuşan kişi durumu hatırlar ve righto diyerek bunu kabul edip devam eder. “Doğru” anlamındaki right sıfatı değildir. Righto kalıplaşmış bir yanıt olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede righto doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Righto, I'll meet you by the gate at six.
  2. She bought a righto at the market.
  3. The answer is very righto.
Cevabı göster

Righto, I'll meet you by the gate at six.

We need that one, too.

0:35

Şuna da ihtiyacımız var.

Okay.

0:37

Tamam.

And that one.

0:38

Ve şuna.

Thank you.

0:41

Teşekkürler.

This episode of Bluey is called Cubby. Kültür

0:42

Bu Bluey bölümünün adı Çadır.

Kültür

Çocukların oyun sığınağı anlamında Cubby

Bu bölümün adında Cubby, çocukların yaptığı ya da kullandığı küçük bir oyun barınağı veya saklanma yeri anlamına gelir. Avustralya'da aile ortamında kullanılan İngilizcede cubby ve cubby house bu tür bir oyun alanını adlandırabilir. Başlık, çocukların alanlar kurduğu oyuna işaret eder. Burada cubby'nin asıl anlamı, diğer yaygın anlamı olan eşya koymak için küçük göz değildir.

Alıştırma

Bölümün adında Cubby büyük olasılıkla neyi ifade ediyor?

  1. Eşya saklamak için kullanılan küçük bir bölmeyi.
  2. Çocukların oynadığı küçük bir oyun barınağını veya saklanma yerini.
  3. Yetişkinlerin toplantı yaptığı resmî bir odayı.
Cevabı göster

Çocukların oynadığı küçük bir oyun barınağını veya saklanma yerini.

Here you are, KimJim. Ton ve niyet

0:48

İşte buradasın, KimJim.

Ton ve niyet

Bir şeyi verirken veya sunarken Here you are

Here you are, birine bir şey verirken veya onun için hazırlanmış bir şeyi gösterirken kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Duruma göre “buyurun”, “işte burada” veya “hazır” anlamına gelebilir. Bu cümlede konuşan kişi, KimJim'e hazırlanmış bir alanı gösteriyor. İfade yalnızca KimJim'in nerede bulunduğunu söylemiyor.

Alıştırma

Bir kütüphane görevlisi yeni basılmış bir kartı ziyaretçiye veriyor. Söylenebilecek en doğal cümle hangisidir?

  1. Here you are—your new library card.
  2. You are here, beside the information desk.
  3. Here we are—we've finally arrived at the museum.
Cevabı göster

Here you are—your new library card.

Your new bedroom.

0:49

Yeni yatak odan.

Do you like it?

0:50

Beğendin mi?

Yes, I love it.

0:51

Evet, bayıldım.

Do you think we should build a playroom here for KimJim? Ton ve niyet

0:54

Sence buraya KimJim için bir oyun odası yapmalı mıyız?

Yeah, I think we should.

0:57

Evet, bence yapmalıyız.

Ton ve niyet

Do you think we should ...? ve I think we should.: fikir sormak ve öneriye katılmak

Do you think we should ...? birlikte yapılabilecek bir eylem hakkında diğer kişinin fikrini sorar. Öneriyi bir emir olarak sunmak yerine tartışmaya açık hâle getirir. I think we should ifadesinde, should sonrasındaki eylem daha önce söylendiği için atılır. Bu kısa cevap, önerilen eylemin iyi bir fikir olduğuna katılmayı ifade eder.

Alıştırma

Hangi konuşma ortak bir plan hakkında diğer kişinin fikrini doğal biçimde sorup ardından öneriye katılıyor?

  1. Do you think we should book a table? Yes, I think we should.
  2. You must book a table now. Yes, I understand.
  3. Do you know whether they booked a table? Yes, I think they did.
Cevabı göster

Do you think we should book a table? Yes, I think we should.

Dad, you're in the way. Deyimler

1:10

Baba, yolumuzu kapatıyorsun.

Deyimler

in the way: hareketi veya bir etkinliği engellemek

Be in the way, hareketi engelleyen veya bir işi zorlaştıran bir konumda olmak demektir. Bu cümlede baba, diğerlerinin ihtiyaç duyduğu alanı kaplıyor. Bu ifade Fear got in the way of my decision örneğindeki gibi fiziksel olmayan bir engeli de anlatabilir. Kelimesi kelimesine bir yolun içinde olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle sırt çantasının geçişi zorlaştırdığını söylüyor?

  1. Please move the backpack; it's in the way.
  2. The backpack is on its way to the campsite.
  3. The backpack is beside the doorway.
Cevabı göster

Please move the backpack; it's in the way.

Ah, can't you build around me? Ton ve niyet

1:12

Ah, etrafımdan inşa edemez misiniz?

Ton ve niyet

Can't you build around me?: rahatsızlık içeren bir öneri

Buradaki can't you ...?, yapabilme becerisi hakkında tarafsız bir soru değildir. Biraz rahatsızlıkla bir öneri ya da istekte ısrar etmek için kullanılan olumsuz bir sorudur: konuşan kişi, diğerlerinin onu yerinden kaldırmadan inşa etmeye devam etmesini ister. Build around me, konuşanı olduğu yerde bırakarak yapılan şeyi onun çevresindeki alana kurmak demektir. Olumsuz soru, konuşanın bu çözümü açık ya da mümkün gördüğünü ima eder; bu yüzden Can you ...? sorusuna göre dinleyici üzerinde daha fazla baskı yaratır.

Alıştırma

Konuşan kişi Can't you build around me? diyerek ne yapıyor?

  1. Diğerlerinin herhangi bir şey inşa etmeyi bilip bilmediğini tarafsızca kontrol etmek.
  2. Diğerlerine inşa etmeyi bırakma izni vermek.
  3. Şikâyet ederken diğerlerinin onu yerinden oynatmadan etrafına inşa etmesini önermek.
Cevabı göster

Şikâyet ederken diğerlerinin onu yerinden oynatmadan etrafına inşa etmesini önermek.

I'm trying to watch the cricket. Kültür

1:13

Kriket maçı izlemeye çalışıyorum.

Kültür

the cricket: bağlamdan bilinen bir kriket maçı veya yayını

Burada cricket sporun adıdır; the cricket ise konuşanların bağlamdan belirleyebildiği belirli kriket maçını veya yayınını ifade eder. Böcek olan cırcır böceğini anlatmaz. Gündelik Britanya ve Avustralya İngilizcesinde, hangi etkinliğin kastedildiği zaten biliniyorsa watch the cricket, watch the cricket match ya da o maçın yayınını izlemek anlamında doğal bir ifadedir. The, genel olarak sporu adlandırmak yerine paylaşılan ve belirli bir gönderim oluşturur.

Alıştırma

I'm trying to watch the cricket cümlesinde the cricket ne anlama gelir?

  1. Bağlamdan bilinen kriket maçı veya yayını
  2. Genel olarak kriket oynama becerisi
  3. Televizyonun yakınındaki bir cırcır böceği
Cevabı göster

Bağlamdan bilinen kriket maçı veya yayını

No.

1:14

Hayır.

Well, that settles that, then. Deyimler

1:15

Pekala, konu kapandı o zaman.

Deyimler

that settles that, then: mesele karara bağlandı

That settles that, bir sonuç ya da kararın meseleyi çözdüğünü ve artık tartışılacak bir şey kalmadığını belirten kalıplaşmış bir ifadedir. Burada settles, “yerleşir” değil, “karara bağlar veya çözer” anlamındadır. Cümle sonundaki then, bu sözün az önce olanlardan çıkarılan sonuç olduğunu gösterir: “öyleyse mesele karara bağlandı.”

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The final safety test passed, so ____.

Cevabı göster

that settles that

Oh, can we have that cushion? Ton ve niyet

1:17

Oh, o minderi alabilir miyiz?

Ton ve niyet

Can we have ...?: almak veya kullanmak için bir şey istemek

Can we have ...?, birinden konuşanlara bir şey vermesini veya onu kullanmalarına izin vermesini istemenin yaygın bir yoludur. Burada have, mutlaka “kalıcı olarak sahip olmak” değil, “almak veya kullanmak” anlamındadır. Nesnenin elde tutulacağı, bir süre kullanılacağı ya da Can we have some water? örneğindeki gibi sadece sunulacağı duruma göre anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi hedef rica yapısıyla tamamlayın: ____ two extra chairs, please?

Cevabı göster

Can we have

It can be a bath for KimJim. Dilbilgisi

1:19

KimJim için bir küvet olabilir.

Dilbilgisi

can be a bath: mümkün bir rolü veya kullanımı anlatmak

Bu cümlede can be a bath, “küvet olarak kullanılabilir” anlamına gelir. Nesne gerçekten bir küvete dönüşmez; hayalî bir oyunda bu rolü üstlenir. Belirli bir durumda mümkün olan bir rolü veya kullanım amacını anlatmak için özne + can be + isim yapısını kullanın.

Alıştırma

Mümkün bir rolü anlatan iki sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: This box ____ a table for our game.

Cevabı göster

can be

Oh, yeah.

1:21

Oh, evet.

Let's build a bathroom. Ton ve niyet

1:22

Hadi bir banyo inşa edelim.

Ton ve niyet

Let's build...: birlikte hareket etmeyi önermek

Let's + fiilin yalın hâli, konuşan kişiyle dinleyenin birlikte bir şey yapmasını önerir. Buradaki Let's build, herkesi katılmaya davet eder; dinleyene tek başına inşa etmesini söyleyen bir emir değildir. Let's, let us ifadesinin kısaltmasıdır; ancak günlük konuşmada bu yapı genellikle birlikte hareket etmek için samimi bir öneri işlevi görür.

Alıştırma

Ortak bir eylem önermek için Let's + fiil yapısıyla cümleyi tamamlayın: ____ a paper tower.

Cevabı göster

Let's build

Okay.

1:23

Tamam.

5 and 1/2 meters. Kelime

1:29

5 buçuk metre.

Kelime

“5 and 1/2 meters” ifadesini “five and a half meters” diye okumak

Yazılı “5 and 1/2 meters” ölçüsü genellikle “five and a half meters” diye söylenir. Burada 1/2, rakamlar veya eğik çizgi ayrı ayrı okunmadan “a half” diye okunur. “Tam sayı + and a half + çoğul birim” kalıbını kullanın; örneğin “two and a half hours”. Toplam miktar birden büyük olduğu için birim çoğuldur.

Alıştırma

Cümleyi 5 and 1/2 meters ifadesinin doğal söylenişiyle tamamlayın: The rope is ____ long.

Cevabı göster

five and a half meters

Ah, that's just too small.

1:31

Ah, bu çok küçük.

Hey, mind the towel cupboard. Kelime

1:33

Hey, havlu dolabına dikkat edin.

Kelime

Bir güvenlik uyarısı olarak “mind the towel cupboard”

“mind the towel cupboard” ifadesinde mind, “dikkat et” veya “sakın” anlamına gelen bir emir fiilidir. Havlu dolabı, dinleyenin çarpabileceği engeldir; mind burada “rahatsız olmak” anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp Mind + tehlike şeklindedir; örneğin “Mind the step.”. Mind your + vücut bölümü de yaygındır; örneğin “Mind your head.”.

Alıştırma

Hangi cümlede mind anlık bir güvenlik uyarısı olarak kullanılmıştır?

  1. Mind the low doorway.
  2. Do you mind the music?
  3. I changed my mind.
Cevabı göster

Mind the low doorway.

Sorry.

1:35

Özür dileriz.

Look, KimJim, this is your new bathroom.

1:36

Bak, KimJim, bu senin yeni banyon.

Yay.

1:39

Yaşasın.

Thank you.

1:39

Teşekkürler.

But me hungry now. Kelime

1:40

Ama ben şimdi acıktım.

Kelime

me hungry now: çocukça ve standart dışı konuşma

Bu replikte me hungry now, I'm hungry now. anlamına gelir. İfade kasıtlı olarak çocukçadır: standart dilbilgisinde özne I gereken yerde nesne zamiri me kullanılır ve be fiilinin am biçimi eksiktir. Bu biçim, çok küçük bir karakterin nasıl konuştuğunu gösterir. Bunu standart İngilizcede örnek alınacak bir kalıp olarak değil, karakterin konuşma tarzı olarak anlayın.

Alıştırma

Yargı: Sıradan bir iş yeri konuşmasında bir yetişkin, aç olduğunu standart biçimde söylemek için Me hungry now. kullanabilir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Oh, yeah.

1:42

Oh, evet.

It's your dinner time.

1:42

Akşam yemeği vaktin geldi.

Where should we eat?

1:44

Nerede yemeliyiz?

Let's build a dining room.

1:45

Hadi bir yemek odası inşa edelim.

Finished eating, Mummy. Dilbilgisi

1:55

Yemeğim bitti, anne.

Dilbilgisi

Finished eating: konuşmada eksiltili anlatım

Finished eating, konuşmada kullanılan eksiltili bir bildirimdir. Burada en yakın tam biçim I've finished eating cümlesidir: konuşanın kim olduğu ve henüz tamamlanan eylem belli olduğu için özne I ile yardımcı fiil have söylenmez. Bu tür eksilti ortak bağlama dayanır. Cümlenin tek başına durması veya dilbilgisi açısından tam olması gerektiğinde özneyi ve yardımcı fiili geri ekleyin.

Alıştırma

Bu bağlamda Finished eating. ifadesinin anlamını en iyi veren tam ve standart cümle hangisidir?

  1. I've finished eating.
  2. I finish eating.
  3. I'm finishing eating.
Cevabı göster

I've finished eating.

KimJim, you ate all your dinner.

1:57

KimJim, akşam yemeğinin hepsini yedin.

Well done. Ton ve niyet

1:59

Aferin.

Ton ve niyet

Övgü ifadesi olarak “Well done.”

“Well done.”, bir şeyi başarıyla yapan veya bir görevi tamamlayan kişiyi övmek için kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada konuşan kişi, akşam yemeğini bitirdiği için karşısındakini övüyor. Bu iki kelimeyi tek bir onay mesajı olarak düşünün: done burada yalnızca bir şeyin bittiğini bildirmez. İfade, “Good job!” gibi tek başına bir cümle olarak kullanılabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız zor bir yapbozu tek başına tamamlıyor. Onu övmek için en doğal karşılık hangisidir?

  1. Well done!
  2. I don't mind.
  3. Be careful!
Cevabı göster

Well done!