Ölü dilleri kurtarmak ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
768 kelime 140 kel/dk

Video açıklaması: Program, Avustralya’daki Aborjin dillerinin gerilemesini ve Barngala dilinin 1844 tarihli bir misyoner sözlüğü yardımıyla yeniden canlandırılmasını ele alıyor. Dilin geri kazanılmasının tarihî adaletsizlikleri gidermeye ve kültürel kimliği güçlendirmeye nasıl katkı sağlayabileceğini de gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. from dying out? — Öbek fiiller: die out ifadesinin bir dilin, türün veya geleneğin zamanla ortadan kalkmasını anlattığını kavrayıp yok olma tehlikesi ve tehdit altındaki gelenekleri koruma çalışmaları hakkında konuşurken kullanabilmek. 2. has been brought back to life. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Barngala’nın yeniden canlanmasını anlatan hayata döndürme mecazını fark edip etkinliğini yitirmiş, unutulmuş veya kaybolmuş bir şey başarıyla geri getirildiğinde bu ifadeyi kullanabilmek. 3. to what they called Aboriginal heathens. — Konuşma edimbilimi ve tutum: what they called yapısının tartışmalı bir etiketi onaylamadan geçmişte onu kullananlara atfettiğini görmek ve yüklü ya da kuşkulu terimleri eleştirel bir mesafeyle aktarmak için bu kalıbı kullanabilmek.

Bu derste

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:08

Merhaba, bu BBC Learning English'ten Six Minute English.

I'm Neil.

0:11

Ben Neil.

And I'm Phil.

0:12

Ve ben Phil.

And now that we've done our hellos, Dilbilgisi

0:13

Ve selamlaşmamızı bitirdiğimize göre,

let's hear some greetings in different languages from around the world. Anlatım akışı

0:16

dünyanın dört bir yanından farklı dillerde bazı selamlamalar duyalım.

Dilbilgisi

now that we've done our hellos: önceki adım tamamlanınca bir sonraki adıma geçmek

Now that, zaten gerçekleşmiş veya henüz tamamlanmış bir durumu tanıtır. Bu cümlede selamlaşma bölümü bitmiştir; bu nedenle bir sonraki etkinliğe geçmenin dayanağını oluşturur. Yapı now that + yan cümledir; ardından bir sonuç, karar veya sonraki adım gelir. Yalnızca “şu anda” değil, “durum artık böyle olduğuna göre” anlamını taşır.

Alıştırma

Geçişi now that ile tamamlayın: ____ we've finished the introductions, let's begin the meeting.

Cevabı göster

Now that

Anlatım akışı

Let's hear...: sıradaki ses kaydını veya konuşmacıyı tanıtmak

Let's hear..., bir sunucu veya konuşmacının dinleyicilerin dikkatini birazdan duyacakları şeye yöneltmek için kullandığı bir geçiş ifadesidir. Bu cümlede programı sözlü selamlaşmalar bölümüne taşır; dinleyicilerden dinleyip dinlememeye karar vermelerini istemez. Let's + fiilin yalın hâli yapısı, eylemi dostça ve ortak bir hareket olarak sunar. Derslerde, sunumlarda, toplantılarda ve programlarda Let's hear... bir kaydı, sesli okunan bir örneği veya konuşmak üzere olan bir kişiyi tanıtabilir.

Alıştırma

Bir sunucu kısa bir sesli örnek oynatmak üzere. Hangi geçiş ifadesi bunu en doğal şekilde tanıtır?

  1. Let's hear a short example before we discuss the rule.
  2. Let's write a short example before we discuss the rule.
  3. Let's see a short example before we discuss the rule.
Cevabı göster

Let's hear a short example before we discuss the rule.

But what do these languages have in common? Kalıp ifadeler

0:20

Peki bu dillerin ortak noktası nedir?

Kalıp ifadeler

What ... have in common?: ortak noktayı sormak

Have ... in common, ortak bir özelliği, niteliği veya ilgi alanını paylaşmak anlamına gelir. What do these languages have in common? sorusunda what, paylaşılan özelliğin ne olduğunu sorar. İki veya daha fazla kişiyi ya da şeyi karşılaştırmak için What do A and B have in common? yapısını kullanın. Olumlu cümle yapısı A and B have X in common. şeklindedir.

Alıştırma

Ortak bir özelliği soran cümleyi tamamlayın: What do these two games ____?

Cevabı göster

have in common

I'm afraid I don't know what they have in common Ton ve niyet

0:32

Korkarım ortak noktalarının ne olduğunu bilmiyorum

Ton ve niyet

I'm afraid: olumsuz bir mesajı nazikçe sunmak

Burada I'm afraid, konuşanın korktuğu anlamına gelmez. Dinleyiciyi istenmeyen bir bilgiye nazikçe hazırlar: konuşan kişi cevabı bilmiyordur. Yapı I'm afraid + cümle şeklindedir. Bir reddi, olumsuz cevabı veya kötü haberi yumuşatabilir; ancak olumsuz mesaj açık kalır.

Alıştırma

İstenen bilgiye sahip olmadığınızı nazikçe söylemeniz gerekiyor. Hangi cümle doğaldır?

  1. I'm glad I have that information.
  2. I'm afraid I don't have that information.
  3. I'm afraid of that information.
Cevabı göster

I'm afraid I don't have that information.

because I don't recognize any of them.

0:34

çünkü hiçbirini tanıyamıyorum.

Well, sadly, the one thing uniting these languages is that they're all endangered. Notlar

0:37

Ne yazık ki, bu dilleri birleştiren tek şey hepsinin tehlike altında olması.

Dilbilgisi

The one thing ... is that ...: belirleyici tek bir ortak noktayı vurgulamak

The one thing ... is that ... yapısı, dikkati tek bir belirleyici gerçeğe yöneltir. Bu cümlede dilleri birleştiren gerçek, hepsinin yok olma tehlikesi altında olmasıdır. Burada one thing yalnızca sayı bildirmez; bunu temel ortak nokta olarak sunar. Uniting these languages, thing sözcüğünü niteleyen bir -ing grubudur. is'ten sonra gelen that yan cümlesi, ortak gerçeğin ne olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp: The one thing + -ing grubu + is that + tam yan cümle.

Alıştırma

Ortak gerçeğin içeriğini başlatan sözcüklerle cümleyi tamamlayın: The one thing connecting the two projects ____ they both serve rural families.

Cevabı göster

is that

Kelime

Endangered: yok olma riski taşıyan bir dil

Endangered yalnızca bir hayvanı veya bitkiyi değil, bir dili de tanımlayabilir. Endangered olarak tanımlanan bir dil hâlâ kullanılmaktadır, ancak artık kullanılmama konusunda ciddi risk altındadır. Bunun nedeni genellikle konuşanların sayısının azalması veya çocukların dili öğrenmemesidir. They're all endangered, sözü edilen her dilin bu riskle karşı karşıya olduğunu belirtir. Dillerin çoktan yok olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir dili hâlâ birkaç yaşlı kişi konuşuyor, ancak gençler bu dili öğrenmiyor. Hangi cümle doğrudur?

  1. The language is extinct because a few older speakers still use it.
  2. The language is endangered because only a few older speakers still use it.
  3. The language is dangerous because only a few older speakers still use it.
Cevabı göster

The language is endangered because only a few older speakers still use it.

We often hear about animals at risk of extinction, Kalıp ifadeler

0:43

Genellikle nesli tükenme tehlikesi altındaki hayvanları duyarız,

Kalıp ifadeler

at risk of extinction: nesli tükenme riski altında

Bu cümlede animals at risk of extinction, tamamen yok olabilecek hayvan türlerini ifade eder. İfade, hangi hayvanlardan söz edildiğini belirtmek için isimden sonra gelir. Kalıp at risk of + isim veya -ing biçimidir. Burada extinction, bir türün tamamen yok olmasını anlatan isimdir; ifade This species is at risk of extinction örneğinde olduğu gibi be fiilinden sonra da gelebilir.

Alıştırma

Cümleyi at risk of ve bir türün tamamen ortadan kalkmasını ifade eden isimle tamamlayın: Without protection, this rare plant is ____.

Cevabı göster

at risk of extinction

but a recent study by the Australian National University found that out of the world's 7,000 existing languages, Dilbilgisi

0:46

ancak Avustralya Ulusal Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırma, dünyada var olan 7.000 dilden,

half are under threat. Kalıp ifadeler

0:54

yarısının tehdit altında olduğunu ortaya koydu.

Dilbilgisi

out of ... half ...: bir toplamın bir bölümünü belirtmek

Burada out of, sayılan bütün grubu tanıtır: the world's 7,000 existing languages. Bir yerin içinden dışarı doğru hareketi değil, «bu toplamın içinde» anlamını verir. Out of + toplam grup, + sayı veya oran + yüklem kalıbı, önce bütünü belirleyip sonra onun bir bölümü hakkında bilgi vermeyi sağlar. Half, are under threat ifadesinin öznesidir; dolayısıyla bulgu, tehdit altında olma durumunu bu grubun yarısına bağlar.

Alıştırma

İstatistikte toplam grubu tanıtan iki kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the 24 players, half were under 18.

Cevabı göster

Out of

Kalıp ifadeler

are under threat: tehlike altında olmak

Be under threat, bir şeyin zarar görme, kaybolma veya yok olma ihtimalinin bulunduğu tehlikeli bir durumda olması demektir. Buradaki are under threat, birçok dilin artık kullanılmama ve sonraki kuşaklara aktarılmama ihtimali olduğunu belirtir. Yapı be + under threat şeklindedir. Tehlikenin kaynağını belirtmek için be under threat from + isim öbeği kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz, “tehlikede” anlamındaki resmî kalıpla tamamlayın: Several historic buildings are ____ because of repeated flooding.

Cevabı göster

under threat

But what can be done to save languages from dying out? Notlar

0:57

Peki dilleri yok olmaktan kurtarmak için ne yapılabilir?

Dilbilgisi

what can be done: olası eylemleri sormak

What can be done?, “Hangi eylem mümkündür?” anlamına gelen edilgen bir sorudur. Eylemi gerçekleştirecek kişi veya grubu belirtmeden çözümlere odaklanır. Yapı what + can + be + geçmiş zaman ortacı done şeklindedir. Ardından to ile bir mastar kullanılarak amaç belirtilebilir: What can be done to reduce waste?

Alıştırma

Olası bir eylemi sormak için bu dersteki edilgen soru yapısını kullanın: ____ to reduce food waste?

Cevabı göster

What can be done

Öbek fiiller

save languages from dying out: tamamen yok olmayı önlemek

die out ifadesinde out, die fiilini zamanla azalıp sonunda hiç kalmamak anlamındaki bir öbek fiile dönüştürür. Tek bir insanın veya hayvanın ölümü için değil; bir dilin, türün, âdetin ya da geleneğin bütünü için kullanılır. Burada save languages from dying out, save A from doing B yapısını izler: A’nın B’yi yaşamasını veya yapmasını önlemek. Soru, dillerin tamamen yok olmasının nasıl önlenebileceğini soruyor.

Alıştırma

Cümleyi ‘tamamen yok olmasını önlemek’ anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: The project trains new speakers to save the language ____.

Cevabı göster

from dying out

That's what we'll be discussing in this program. Anlatım akışı

1:01

Bu programda tartışacağımız şey de bu.

Anlatım akışı

That's what we'll be discussing...: sıradaki konuyu tanıtmak

That's what we'll be discussing... ifadesinde That's, biraz önce sunulan soruya veya konuya gönderme yapar. what ile başlayan bölüm ise neyi konuşacağımızı belirtir. Cümle bir köprü görevi görür: girişi bitirir ve dinleyicilere önceki sorunun devam eden programın ana konusu olacağını söyler.

Alıştırma

Cümleyi nottaki konu tanıtma ifadesini aynen kullanarak tamamlayın: Why do volcanoes erupt? ____ in today's class.

Cevabı göster

That's what we'll be discussing

And as usual, we'll be learning some useful new vocabulary as well. Kalıp ifadeler

1:03

Ve her zamanki gibi, yararlı bazı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

Kalıp ifadeler

And as usual: programın düzenli bir bölümünü belirtmek

as usual, bir şeyin alışılmış biçimde gerçekleştiğini veya bilinen bir düzene uyduğunu anlatır. Bu cümlede, yararlı yeni kelimeler öğrenmenin programın düzenli bir bölümü olduğunu belirtir; And ise bu alışkanlığı önceki duyuruya bağlar. Bu ifade cümlenin başında veya sonunda kullanılabilir. Bilinen bir düzene uyumu vurgular; tek başına bir eylemin genel olarak ne sıklıkta gerçekleştiğini anlatmaz.

Alıştırma

Bunun tanıdık bir rutin olduğunu anlatan ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, the host will introduce three new words.

Cevabı göster

As usual

But first, I have a question for you, Phil. Anlatım akışı

1:08

Ama önce, sana bir sorum var Phil.

Anlatım akışı

But first: ana konudan önce sırayı değiştirmek

But first, az önce söylenen veya dinleyicinin sırada olmasını beklediği etkinlikten önce başka bir eylem ya da soru yerleştiren bir söylem ifadesidir. Bu cümlede konuşmacı ana konuyu biraz erteler ve önce Phil'e bir soru sorar. Buradaki but esas olarak sırayı değiştirir; güçlü bir karşı çıkış bildirmez. First ise araya giren bu adımın öncelikli olduğunu açıkça belirtir.

Alıştırma

But first ifadesinin beklenen ana eylemden önce doğal biçimde öncelikli bir adım koyduğu cümleyi seçin.

  1. But lastly, let's check the instructions before we start.
  2. But first, let's check the instructions before we start.
  3. However first, let's check the instructions before we start.
Cevabı göster

But first, let's check the instructions before we start.

And it's about a country which used to be one of the most linguistically rich places on Earth. Notlar

1:10

Ve bu, bir zamanlar Dünya üzerindeki dilsel açıdan en zengin yerlerden biri olan bir ülkeyle ilgili.

Dilbilgisi

used to be: geçmişte doğru olan, şimdi ise genellikle değişmiş bir durum

Used to be, bir durumun geçmişte geçerli olduğunu ve şimdi genellikle artık geçerli olmadığını anlatır. Burada ülke bir zamanlar dilsel zenginliği en yüksek yerler grubundaydı; bu ifade durumun değiştiğine işaret eder. Yapı used to + fiilin yalın hâlidir. Geçmişteki bilgi bir kimlik, durum veya betimlemeyse be kullanılır: used to be a school, used to be quiet.

Alıştırma

Cümleyi used to ve doğru fiille tamamlayın: This building ____ a cinema, but now it is a school.

Cevabı göster

used to be

Kelime

most linguistically rich places on Earth: para değil, dil bakımından zengin

Linguistically rich, bir yerin diller, lehçeler ve dil gelenekleri bakımından zengin olduğu anlamına gelir. Rich burada mecazidir; parayı değil, bolluk ve çeşitliliği anlatır. Most linguistically rich places ifadesinde linguistically zenginliğin hangi alanda olduğunu belirtirken most bu yerleri söz konusu ölçeğin üst sıralarına yerleştirir. İfadenin önüne one of the geldiğinde ülke, en üstteki grubun bir üyesi olarak sunulur; mutlaka tek ve en zengin yer olduğu söylenmez.

Alıştırma

Hangi cümle çok çeşitli dillerin bulunduğu bir yeri anlatıyor?

  1. The valley is economically rich, with several valuable gold mines.
  2. The valley is linguistically rich, with more than forty languages spoken there.
  3. The valley is agriculturally rich, with many productive farms.
Cevabı göster

The valley is linguistically rich, with more than forty languages spoken there.

Australia.

1:16

Avustralya.

Before European settlers arrived in the 1800s, Notlar

1:18

1800'lerde Avrupalı yerleşimciler gelmeden önce,

Kültür

Avustralya'nın sömürge tarihinde European settlers

Avustralya tarihini anlatan bu metinde European settlers, Avrupa'nın, özellikle de Britanya'nın sömürgeleştirme sürecinde kalıcı yerleşimler kurmak için gelen Avrupalıları ifade eder. Bu ifade kısa süreli ziyaretçileri veya Avustralya'nın Yerli halklarını anlatmaz. Settler sözcüğü kelime anlamıyla bir yere yerleşmeyi öne çıkarır; ancak bu bağlam, toprak üzerindeki sömürgeci denetimi ve bunun Yerli topluluklar ile diller üzerindeki etkilerini de içerir. Bu ifadeyi, taşınan herhangi biri için bağlamdan bağımsız bir sözcük olarak değil, söz konusu güç ilişkisini içeren tarihsel bir adlandırma olarak okuyun.

Alıştırma

19. yüzyıl Avustralyasıyla ilgili bu cümlede European settlers ne anlama gelir?

  1. Kısa süreli ziyarete gelen Avrupalı turistler
  2. Sömürgeci genişlemenin parçası olarak yerleşimler kurmaya gelen Avrupalılar
  3. Günümüzde İngilizce konuşan bütün Avustralyalılar
Cevabı göster

Sömürgeci genişlemenin parçası olarak yerleşimler kurmaya gelen Avrupalılar

Australia had over 200 languages

1:21

Avustralya'da 200'den fazla dil vardı

Dilbilgisi

Before ... arrived, Australia had ...: daha önceki durumu anlatmak

Before + simple past kullanılan yan cümle, geçmişteki bir olayı zaman sınırı olarak belirler. Ana cümle de bu olaydan önce neyin geçerli olduğunu anlatır. Bu cümlede yerleşimcilerin gelişi sınırdır; dil durumu ise daha önceki döneme aittir. Arrived ve had sözcüklerinin ikisi de simple past biçimindedir. Burada had, "sahipti" anlamındadır; past perfect değildir. Past perfect için had + past participle gerekir; had changed buna bir örnektir.

Alıştırma

Sürücülerin önce eski sahil yolunu kullandığını, yeni köprünün ise daha sonra açıldığını doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. After the new bridge opened, drivers used the old coastal road.
  2. Before the new bridge opened, drivers used the old coastal road.
  3. Because the new bridge opened, drivers used the old coastal road.
Cevabı göster

Before the new bridge opened, drivers used the old coastal road.

spoken by the native Aboriginal people Kültür

1:23

yerli Aborijin halkı tarafından konuşulan

Kültür

the native Aboriginal people: Avustralya’ya özgü bir kimlik adı

Bu cümlede “the native Aboriginal people”, Avustralya anakarası ve Tazmanya’nın Yerli halklarını ifade eder. Native, bu halkların o toprağın yerlisi olduğunu vurgularken büyük harfle yazılan Aboriginal belirli bir kültürel ve tarihsel kimliğin adıdır; “eski” ya da “ilkel” anlamına gelmez. Bu ifade, söz konusu dilleri konuşan toplulukları belirtir. Aborjin halkları tek ve tamamen aynı bir grup değil; çok sayıda farklı topluluk, dil ve kültürden oluşur.

Alıştırma

Bu cümlede “the native Aboriginal people” kimleri ifade eder?

  1. Dünyanın herhangi bir yerinde eski bir dil konuşan herkes
  2. Avustralya anakarası ve Tazmanya’daki Yerli topluluklar
  3. Avustralya’da doğmuş Avrupalı yerleşimciler
Cevabı göster

Avustralya anakarası ve Tazmanya’daki Yerli topluluklar

who had lived there for thousands of years. Dilbilgisi

1:26

ve bu insanlar binlerce yıldır orada yaşıyorlardı.

Dilbilgisi

who had lived there for thousands of years: daha önceki bir geçmiş

Who, hemen önce sözü edilen kişiler hakkında ek bilgi veren bir ilgi cümleciğini başlatır. Had lived, past perfect biçimidir: had + fiilin üçüncü hâli. Past perfect, onların orada uzun süre yaşamasını tarihsel anlatıdaki başka bir geçmiş olaydan veya geçmiş referans noktasından önceye yerleştirir. For thousands of years süreyi gösterir; had lived ise bu süreyi daha önceki geçmişin bir parçası olarak işaretler.

Alıştırma

Cümleyi live fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the museum opened, the family ____ in the house for three generations.

Cevabı göster

had lived

Many Aboriginal languages were destroyed by the brutal laws of the Australian government at the time. Notlar

1:29

Birçok Aborijin dili, o dönemdeki Avustralya hükümetinin acımasız yasaları tarafından yok edildi.

Dilbilgisi

were destroyed by...: etkilenen sonuç önce gelir

Cümlede simple past passive, yani geçmiş zaman edilgen yapı kullanılır. Many Aboriginal languages ad öbeği etkilenen öznedir; were destroyed, were ile geçmiş zaman ortacından oluşur; by the brutal laws... ise sonuca yol açan gücü belirtir. Bu bilgi sırası, hükûmetin ne yaptığından önce dilleri ve onların başına gelenleri öne çıkarır. Buradaki destroyed, fiziksel nesneleri parçalayıp yıkmak anlamına gelmez. Bu dillerin kullanımının ve kuşaktan kuşağa aktarımının ciddi biçimde zarar gördüğü veya sona erdiği anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi protect fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: The old trees ____ by a new city law.

Cevabı göster

were protected

Kelime

brutal laws: yalnızca katılık değil, güçlü kınama

brutal laws ifadesinde brutal, güçlü biçimde olumsuz bir sıfattır. Yasaları acımasız, insanlık dışı ve ciddi zararlardan sorumlu olarak tanımlar; yalnızca yasaların katı veya zorlayıcı olduğunu söylemez. Bu ifade, konuşan ya da yazan kişinin kınamasını açıkça gösterir.

Alıştırma

Yazar yasaları acımasız ve son derece zararlı oldukları için kınamak istiyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The report called them ____.

  1. updated laws
  2. brutal laws
  3. strict laws
Cevabı göster

brutal laws

However, some survived. Anlatım akışı

1:35

Ancak bazıları hayatta kaldı.

Anlatım akışı

However, some survived: kurtulan bir istisnaya geçiş

Cümle başındaki However, yeni cümlenin önceki bilginin genel yönünde ilerlemediğini gösterir. Dikkati geniş çaplı kayıp veya yıkımdan bir istisnaya, yani bazı şeylerin hayatta kalmış olmasına çevirir. Kısa some survived cümleciği bu istisnayı öne çıkarır. Bu bağlamda some, bazı Aboriginal languages anlamına gelir; böylece anlatı trajediden geride kalan bir umut işaretine geçer.

Alıştırma

Hangi cümle çifti, yaygın bir kayıptan kurtulan bir istisnaya geçmek için hedef cümleyi en iyi şekilde kullanır?

  1. Most of the old manuscripts were destroyed. Therefore, some survived.
  2. Most of the old manuscripts were destroyed. However, some survived.
  3. Most of the old manuscripts were destroyed. For example, some survived.
Cevabı göster

Most of the old manuscripts were destroyed. However, some survived.

So, which of the following Aboriginal languages is still spoken today? Notlar

1:37

Peki, aşağıdaki Aborijin dillerinden hangisi bugün hala konuşulmaktadır?

Kalıp ifadeler

which of the following Aboriginal languages: listeden seçim yapmak

which of the following Aboriginal languages ifadesi, dinleyenden belirli bir Aborjin dilleri listesinden seçim yapmasını ister. Which seçimin sınırlı olduğunu, of the following ise adayların sorudan sonra gelen seçenekler olduğunu gösterir. Languages, seçeneklerin tamamını adlandırdığı için çoğuldur. Soru cevap olarak tek bir dil beklediğinden is still spoken içindeki fiil tekildir. Birden fazla cevaba izin veriliyorsa Which of the following languages are still spoken? gibi çoğul bir yapı doğaldır.

Alıştırma

which of the following + animals ile hedef test ifadesini oluşturarak tek cevaplı soruyu tamamlayın: ____ is a mammal? Choices: a shark, a dolphin, an octopus.

Cevabı göster

Which of the following animals

Dilbilgisi

is still spoken today: süren kullanımı anlatan geniş zaman edilgen yapısı

Is spoken, speak fiilinin geniş zamandaki edilgen biçimidir. Dil, dilbilgisel öznedir; onu konuşan kişiler belirtilmez, çünkü soru dilin günümüzdeki durumuna odaklanır. Still, geçmişte başlayan kullanımın şimdi de sürdüğünü gösterir. Buradaki today yalnızca o günü değil, “günümüzde” anlamını taşır. be + still + past participle kalıbı, bir şeyin hâlâ kullanıldığını ya da uygulandığını anlatabilir.

Alıştırma

is, still ve speak fiilinin edilgen biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: This language ____ today.

Cevabı göster

is still spoken

Is it A, Jinang?

1:42

A, Jinang mı?

B, Alawa?

1:45

B, Alawa mı?

Or C, Gagadu?

1:46

Yoksa C, Gagadu mu?

Hmm, I'll guess it's Jinang.

1:49

Hmm, sanırım Jinang.

Okay, Phil.

1:52

Peki, Phil.

I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı

1:53

Cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Anlatım akışı

I'll reveal the answer later: merak yaratmak için bilgiyi ertelemek

I'll reveal the answer later in the program, programın akışını düzenleyen bir yönlendirme ifadesidir: Sunucu cevabın verileceğini söyler, ancak bunu programın daha sonraki bir bölümüne bırakır. Bu gecikme merak yaratır ve izleyiciye ya da dinleyiciye devam etmek için bir neden verir. I'll, I will anlamına gelir ve açıklamayı sunucunun planladığı gelecekteki bir eylem olarak gösterir; reveal ise daha önce bilinmeyen veya saklanan bir bilgiyi ortaya çıkarmak demektir.

Alıştırma

“I'll reveal the answer later in the program” cümlesinin temel söylem işlevi nedir?

  1. İzleyiciye herhangi bir cevap vermeyi reddeder.
  2. Cevabı daha sonra vereceğine söz verip izleyicinin ilgisini korur.
  3. Cevabın program başlamadan önce açıklandığını söyler.
Cevabı göster

Cevabı daha sonra vereceğine söz verip izleyicinin ilgisini korur.

The sad truth is that it was no accident that the Aboriginal languages died out, Deyimler

1:56

Acı gerçek şu ki, Aborijin dillerinin yok olması tesadüf değildi,

Deyimler

It was no accident that...: Tesadüfü reddedip sorumluluk ima etmek

it was no accident that... ifadesinde accident, yaralanmaya yol açan bir kaza değil, tesadüfen gerçekleşen bir olay anlamındadır. İfade, that yan cümlesindeki sonucun tesadüfen ortaya çıkmadığını söyler. Burada it hazırlayıcı öznedir; that the Aboriginal languages died out ise değerlendirilen sonucu belirtir. Konuşmacı tesadüf ihtimalini reddederek dillerin yok olmasının arkasında belirlenebilir nedenler ve muhtemelen insan sorumluluğu bulunduğunu ima eder.

Alıştırma

it was no accident that the languages died out ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Dillerin yok olup olmadığını kimse bilmiyor.
  2. Diller tesadüfen yok olmadı; sonucun arkasında belirlenebilir nedenler veya sorumluluk vardı.
  3. Dillerin yok olması ani ve fiziksel bir kazaydı.
Cevabı göster

Diller tesadüfen yok olmadı; sonucun arkasında belirlenebilir nedenler veya sorumluluk vardı.

given the cruel treatment of Aboriginal people. Kalıp ifadeler

2:01

Aborijin halkına yapılan zalimce muamele göz önüne alındığında.

Kalıp ifadeler

Given + isim öbeği: Bir yargının dayanağını sunmak

Burada given, “göz önüne alındığında” veya “dikkate alındığında” anlamına gelen bir edattır. Ardından the cruel treatment of Aboriginal people isim öbeği gelir. given öbeği, bir gerçeği önceki yargının dayanağı olarak sunar. Tek başına tam bir cümle oluşturmaz; o yargıya ek bir neden veya çerçeve sağlar. Bu kısa anlatım biçimi analizlerde ve dikkatli açıklamalarda yaygındır.

Alıştırma

Kararın dayanağını sunmak için given sözcüğünü doğrudan bir isim öbeğinden önce kullanan cümle hangisidir?

  1. Given the heavy rain, the match was postponed.
  2. Given that it was raining heavily, the match was postponed.
  3. Because the match was postponed, it rained heavily.
Cevabı göster

Given the heavy rain, the match was postponed.

Children were removed from their mothers and sent to schools Dilbilgisi

2:04

Çocuklar annelerinden koparıldı ve okullara gönderildi,

thousands of miles away to learn English. Kalıp ifadeler

2:07

İngilizce öğrenmeleri için binlerce mil uzağa.

Dilbilgisi

were removed ... and sent: tek bir edilgen yapıda iki eylem

were removed ... and sent ... yapısında were, removed ve sent geçmiş zaman ortaçlarının ikisiyle de kullanılır. Tam biçim were removed ... and were sent ... şeklindedir; ancak İngilizcede ikinci kez tekrarlanan were doğal olarak atılır. Bu, and ile bağlanan edilgen bir yapıdır. Children her iki eylemden de etkilenen gruptur; eylemleri gerçekleştiren kişiler veya kurumlar ise belirtilmez. Bu tarihsel anlatımda Children sözcüğünün başa alınması, çocuklara ne yapıldığına odaklanır. Çocukların ayrılmayı veya okullara gitmeyi kendilerinin seçtiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi carry ve take ile, iki eylemin tek bir edilgen yardımcı fiili paylaşacağı şekilde tamamlayın: The injured hikers ____ to safety and ____ to hospital.

Cevabı göster

were carried · taken

Kalıp ifadeler

thousands of miles away: yaklaşık olarak çok uzun bir mesafe

Thousands of miles away, “birkaç bin mil uzaklıkta” anlamına gelir. Kalıp mesafe + away şeklindedir: ten miles away, hundreds of miles away. Thousands of, ölçülmüş tek bir kesin sayıyı değil, yaklaşık ve büyük bir miktarı belirtir. Burada somut bir mesafe verilmesi, ayrılığı very far away ifadesinden çok daha güçlü hissettirir.

Alıştırma

“Birkaç bin mil uzaklıkta” anlamına gelen tam İngilizce ifadeyi kullanın: The research station is ____ from the nearest city.

Cevabı göster

thousands of miles away

And even today, Anlatım akışı

2:10

Ve bugün bile,

Aboriginal communities experience racism and poverty. Kelime

2:11

Aborijin toplulukları ırkçılık ve yoksulluk yaşıyor.

Anlatım akışı

And even today: geçmişi bugüne bağlamak

Even today ifadesi geçmişteki bir durumu bugüne bağlar ve insanların bu durumun düzelmesini ya da sona ermesini beklemiş olabileceği hâlde hâlâ devam ettiğini vurgular. Burada ırkçılık ve yoksulluğun yalnızca geçmişte kalmış sorunlar olmadığını gösterir. Cümlenin başındaki And, önceki anlatıma günümüzle ilgili bu gerçeği ekler. And even today birlikte, yalnızca zamanı belirtmek yerine geçmişteki bilgiyle bugünkü gerçeklik arasında köprü kurar.

Alıştırma

Uzak geçmişi beklenmedik bir günümüz gerçeğine en iyi bağlayan başlangıcı seçin: The rule was introduced a century ago. ___ it causes confusion.

  1. And in one room,
  2. And even today,
  3. And every morning,
Cevabı göster

And even today,

Kelime

experience racism and poverty: fiil olarak experience

Bu cümlede experience, bir şeyi yaşamak veya onun etkisine maruz kalmak anlamına gelen bir fiildir. Racism ve poverty bu fiilin doğrudan nesneleridir; dolayısıyla topluluklar bu zararlı toplumsal koşulların etkilerini yaşamaktadır. Buradaki experience, bilgi veya beceri anlamına gelmez. Yapı experience + olay veya durum şeklindedir. Örneğin experience discrimination, experience hardship veya experience difficulties denebilir. Bu tarafsız ve olgusal anlatım, haberlerde ve toplumsal sorunlarla ilgili tartışmalarda yaygındır.

Alıştırma

Bu cümlede experience ne anlama geliyor? Aboriginal communities experience racism and poverty.

  1. Toplulukların ırkçılık ve yoksulluk konusunda mesleki bilgisi var.
  2. Topluluklar ırkçılık ve yoksulluk hakkında dersler düzenliyor.
  3. Topluluklar ırkçılık ve yoksulluktan etkileniyor.
Cevabı göster

Topluluklar ırkçılık ve yoksulluktan etkileniyor.

Another Aboriginal language,

2:15

Başka bir Aborijin dili olan

Barngala, officially died in 1960, Kelime

2:17

Barngala, resmi olarak 1960'ta yok oldu,

Kelime

officially died: bir dilin yok oluşunu anlatmak

Burada officially died, bir dili canlı bir varlıkmış gibi gösteren bir kişileştirmedir. Barngala dilinin o noktada yok olmuş kabul edildiği anlamına gelir: Genellikle artık ana dili konuşuru kalmadığı için doğal biçimde aktarılan bir ilk dil olarak devam etmemiştir. Officially, 1960 yılını bir kayda veya ölçüte göre kabul edilen tarih olarak sunar. Bu ifade bütün kayıtların, metinlerin veya dille ilgili bilgilerin yok olduğu anlamına gelmez ve dilin daha sonra canlandırılma olasılığını ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Bir dili tanımlarken officially died ne anlama gelir?

  1. Kabul edilen belirli bir tarihte resmen yok olmuş sayıldı.
  2. Resmen yeni bir ulusal dil olarak seçildi.
  3. Dildeki bütün yazılı ve kayıtlı materyaller yok edildi.
Cevabı göster

Kabul edilen belirli bir tarihte resmen yok olmuş sayıldı.

when its last native speaker, Kelime

2:20

son anadili konuşuru olan

Kelime

its last native speaker: son birinci dil konuşuru

Its last native speaker, o dili erken çocukluktan itibaren ailesinde veya topluluğunda doğal biçimde edinmiş olan ve hayatta kalan son kişi anlamına gelir. Burada its, Barngala diline gönderme yapar; last ise o noktada hayatta olan başka ana dili konuşuru bulunmadığını belirtir. Bu, o kişinin dilden herhangi bir şey konuşabilen son kişi olduğu anlamına gelmez. Dili ikinci dil olarak öğrenenler, akıcı konuşanlar ve dilin canlandırılmasına katılan kişiler hâlâ bu dili biliyor veya kullanıyor olabilir.

Alıştırma

Bir kişi bir dili yetişkin olarak öğrendi ve şimdi çok iyi konuşuyor. Verilen bilgilere göre en uygun tanım hangisidir?

  1. the last native speaker
  2. a fluent speaker
  3. a native speaker
Cevabı göster

a fluent speaker

Elder Mooney Davies passed away. Öbek fiiller

2:23

Yaşlı Mooney Davies vefat ettiğinde.

Öbek fiiller

passed away: died demenin daha yumuşak bir yolu

Passed away, pass away ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada “died” anlamına gelir, ancak ölümü daha yumuşak ve saygılı bir şekilde anlatır. Ölen kişi cümlenin öznesidir: someone passed away. Bu ifadede away fiziksel bir hareketi ya da uzaklaşmayı anlatmaz.

Alıştırma

Yargılayın: Bir taziye mesajında Her grandfather passed away ifadesi genellikle Her grandfather died ifadesinden daha yumuşaktır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

But Barngala has been brought back to life. Deyimler

2:26

Ancak Barngala hayata döndürüldü.

Deyimler

has been brought back to life: sonucu bugün de görülen yeniden canlanma

Bring something back to life, kelime anlamıyla ölü bir canlıyı yeniden canlı hâle getirmek demektir. Bir dil için kullanıldığında mecazdır: İnsanların dili yeniden öğrenebilmesi, konuşabilmesi veya kullanabilmesi için dil canlandırılmıştır. Has been brought, present perfect edilgen yapısıdır. Eylem dile uygulanır ve bu yapı, işi yapan kişileri adlandırmak yerine canlanmanın şu andaki sonucuna odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi bring back to life ifadesinin present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: The abandoned garden ____ by local volunteers.

Cevabı göster

has been brought back to life

And today, it's spoken between parents and children Dilbilgisi

2:28

Ve bugün, ebeveynler ile çocuklar arasında konuşuluyor

and even learned in school.

2:31

ve hatta okulda öğreniliyor.

Dilbilgisi

it's spoken ... and even learned ...: is yapısını paylaşan iki edilgen yapı

“It's spoken ... and even learned ...” ifadesi, “it is” yapısını ortak kullanan iki edilgen fiil öbeğini bağlar: “it is spoken ...” ve “it is even learned ...”. “Learned” sözcüğünden önce tekrarlanacak olan ikinci “it is” kullanılmaz. Edilgen yapı dili konu olarak merkezde tutar ve dilin maruz kaldığı iki eylemi sunar. “Even”, okulda öğrenilmesini daha şaşırtıcı veya dikkat çekici ikinci nokta olarak gösterir. Aynı öznenin maruz kaldığı iki eylemi sıralamak için bu yapı kullanılabilir.

Alıştırma

İki edilgen fiilin tek bir be biçimini paylaşacağı şekilde cümleyi geniş zamanda tamamlayın. The museum booklet ____ into three languages and even ____ in local schools. translate ve use fiillerini kullanın.

Cevabı göster

is translated · used

So, how did a dead language with no living speakers Kelime

2:33

Peki, hayatta konuşanı olmayan ölü bir dil

Kelime

dead language with no living speakers: gerçek ölüm değil, dilsel kayıp

“A dead language” dil bilimsel bir terimdir; bir dilin gerçekten canlı olduğu veya fiziksel olarak öldüğü anlamına gelmez. Genellikle dilin artık ana dili konuşurlarının bulunmadığını ve bir toplum dili olarak nesilden nesle doğal biçimde aktarılmadığını belirtir. “With no living speakers” bu cümledeki durumu daha belirgin hâle getirir: dilin hiçbir konuşuru hayatta değildir. Ölü bir dil yazılarda, kayıtlarda, araştırmalarda veya özel kullanımlarda varlığını sürdürebilir. Bu nedenle “dead” tek başına her türlü bilginin veya kullanımın yok olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede “a dead language with no living speakers” ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Dilin hayatta olan hiçbir konuşuru yoktur.
  2. Dilin hâlâ çok sayıda konuşuru vardır, ancak yazı sistemi yoktur.
  3. Dil, günümüz öğrencileri için zordur.
Cevabı göster

Dilin hayatta olan hiçbir konuşuru yoktur.

come back to life?

2:38

nasıl hayata döndü?

The unusual answer involves a dictionary Anlatım akışı

2:40

Bu sıra dışı cevap bir sözlük

and a professor of linguistics.

2:43

ve bir dilbilim profesörünü içeriyor.

Anlatım akışı

Alışılmadık cevap ... bir dilbilim profesörü: açıklamadan önce ipucu vermek

Bu cümle programı önceki sorudan henüz bütünüyle açıklanmamış bir cevaba taşır. The unusual answer cevabın şaşırtıcı olduğunu gösterir; involves ise sözlükle dilbilim profesörünü, aralarındaki bağlantıyı henüz açıklamadan, cevabın önemli ipuçları olarak sunar. Ayrıntılı açıklamadan önce ipucu vermek, merakı canlı tutar ve dinleyiciyi devamındaki açıklamaya hazırlar. Daha genel olarak involve, bir cevapla veya olayla bağlantılı kişi, nesne ya da adımları tanıtabilir.

Alıştırma

“The unusual answer involves a dictionary and a professor of linguistics” cümlesinin temel bilgi düzenleme işlevi nedir?

  1. Tamamen ilgisiz bir konuya geçmek.
  2. Tam açıklamadan önce ipuçları vermek.
  3. Tam açıklamanın zaten sona erdiğini bildirmek.
Cevabı göster

Tam açıklamadan önce ipuçları vermek.

Here's Professor Ghil'ad Zuckerman telling his story Anlatım akışı

2:45

İşte Profesör Ghil'ad Zuckerman hikayesini anlatıyor

for BBC World Service program People Fixing the World.

2:48

BBC World Service programı People Fixing the World için.

Anlatım akışı

Here's Professor Ghil'ad Zuckerman telling his story: konuşmacının anlatımını tanıtmak

Here's + kişi veya unvan + V-ing, sunucunun bu kişinin bir sonraki bölümde ne söyleyeceğini veya ne yapacağını tanıtmak için kullandığı bir kalıptır. Burada Here's esas olarak fiziksel bir konumu anlatmaz; sözü o kişiye verir. Bu cümlede Professor Ghil'ad Zuckerman tanıtılan konuşmacıdır, telling his story birazdan duyacağımız katkıyı açıklar ve for BBC World Service program People Fixing the World program bağlamını belirtir. Bu kalıp bir konuğu, muhabiri veya kaydedilmiş bir sesi tanıtırken de kullanılabilir.

Alıştırma

“Here's Professor Ghil'ad Zuckerman telling his story” ile aynı sunucu tarzı tanıtım kalıbını hangi cümle kullanıyor?

  1. Professor Chen is here explaining the new study.
  2. Professor Chen explained the new study here.
  3. Here's Professor Chen explaining the new study.
Cevabı göster

Here's Professor Chen explaining the new study.

I had a dictionary written by a German Lutheran Christian missionary Kültür

2:51

Alman Lüteriyen Hristiyan bir misyoner tarafından yazılmış bir sözlüğüm vardı

in 1844.

3:01

1844 yılında.

Kültür

German Lutheran Christian missionary: milliyet, gelenek ve rol

German ulusal kökeni, Lutheran Christian kişinin bağlı olduğu Hristiyan geleneğini, missionary ise dinî rolünü belirtir. Bu niteleyiciler birlikte kişinin kim olduğunu kısa ve açık biçimde anlatır. Lüteriyenlik, Hristiyanlığın Protestan bir geleneğidir. Burada missionary, bir dini yaymak için gönderilen kişiyi ifade eder ve bu çalışma çoğu zaman yerel dillerle ilgilenmeyi içerir; bu da böyle bir kişinin neden sözlük derlemiş olabileceğini açıklar. Sıradan bir görevi yerine getiren herhangi bir kişi anlamına gelmez.

Alıştırma

German Lutheran Christian missionary kişi hakkında hangi bilgileri verir?

  1. Milliyet, Hristiyan geleneği ve dinî rol
  2. Konuştuğu diller, siyasi görüşleri ve toplumsal statüsü
  3. Doğum yeri, eğitim düzeyi ve işe başlama tarihi
Cevabı göster

Milliyet, Hristiyan geleneği ve dinî rol

His name was Clamor Wilhelm Schumann

3:04

Adı Clamor Wilhelm Schumann'dı

And he wrote the dictionary with up to 3,500 words, Kalıp ifadeler

3:08

Ve 3.500 kelimeye kadar olan bu sözlüğü yazdı,

Kalıp ifadeler

with up to 3,500 words: üst sınır belirtme

with up to 3,500 words ifadesinde with, sözlüğün ne içerdiğini belirtir; up to + sayı ise bir üst sınır koyar. Sözlükte 3.500 veya daha az kelime olabilir; ifade toplamın tam olarak 3.500 olduğunu söylemez. Miktar, kapasite, mesafe veya zaman için üst sınır verirken up to + sayı kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, "en fazla" anlamındaki vurgulanan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The workshop can take ____ 20 people.

Cevabı göster

up to

which is a lot,

3:14

ki bu oldukça fazla,

because he wanted to Christianise the, in quotation marks, heathens. Notlar

3:15

çünkü tırnak içindeki kafirleri Hristiyanlaştırmak istiyordu.

Kelime

wanted to Christianise: insanları Hristiyanlaştırmak istemek

Christianise, genellikle insanları Hristiyanlığa döndürerek ve bazen kurumları ya da gelenekleri değiştirerek “bir kişiyi, grubu veya toplumu Hristiyan yapmak” anlamına gelir. wanted to Christianise yapısında wanted to ifadesinden sonra fiilin yalın hâli gelir ve onun ulaşmak istediği amacı belirtir. Tarihî misyonerlik veya sömürgecilik bağlamlarında bu fiil, yalnızca Hristiyanlık hakkında bilgi vermeyi değil, mevcut inançların yerini alma girişimini de anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, yöneticilerin halka Hristiyanlığı benimsetmeye çalıştığı anlamına gelir?

  1. The leaders tried to Christianise the population.
  2. The leaders studied the history of Christianity.
  3. The leaders translated a Christian book.
Cevabı göster

The leaders tried to Christianise the population.

Kalıp ifadeler

in quotation marks: alıntılanan veya mesafe konan bir etiketi belirtmek

In quotation marks, bir sözcüğün veya ifadenin tırnak işaretleri içine alındığı anlamına gelir. Konuşmada heathens sözcüğünden önce bu ifadeyi kullanmak, normalde yazıda görülecek noktalama işaretini dinleyicilere açıkça bildirir. Burada ifade, konuşmacı ile heathens etiketi arasına mesafe de koyar: konuşmacı bu etiketi doğrudan onaylamak yerine aktarıyor veya sorguluyordur. Tırnak işaretlerinin başka görevleri de olabildiğinden, bu mesafe anlamı bağlamdan çıkarılır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “tırnak işaretleri içinde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The editor put the disputed label ____ to show distance from it.

Cevabı göster

in quotation marks

Kelime

heathens: eskimiş ve aşağılayıcı bir dinî etiket

heathens, heathen kelimesinin çoğuludur. Tarihsel olarak bazı dindar kişiler bu sözcüğü kendi dinlerinin dışındaki insanları, özellikle de Hristiyanların Hristiyan olmayan saydığı kişileri adlandırmak için kullanmıştır. Sözcük, bu kişilerin inançlarının daha aşağı veya yanlış olduğu yargısını taşır. in quotation marks ifadesi, konuşmacının bu sözcükle arasına mesafe koyduğunu gösterir: tarihî etiketi alıntılamakta, onu onaylamamaktadır. Birisi olumsuz çağrışımları olan bir sözcüğü açıkça tırnak içine aldığında da bu yararlı bir yorumlama ipucudur.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Günümüz konuşmalarında heathens, sizinle aynı dini paylaşmayan kişiler için tarafsız ve nazik bir etikettir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

So, it's a topsy-turvy writing the wrong of the past Deyimler

3:21

Yani, geçmişin yanlışını düzeltmek altüst edici bir şey,

Deyimler

topsy-turvy: düzensizlik veya beklenmedik bir tersine dönüş

topsy-turvy, altüst olmuş, ciddi biçimde düzensizleşmiş veya normalde beklenenin tam tersine dönmüş bir şeyi anlatan sıfattır. Burada basit bir karmaşadan çok tersine dönüş vurgulanır: bir zamanlar bir dili bastırmakla bağlantılı olan bir araç artık o dili canlandırmaya yardımcı olmak için kullanılmaktadır. Sözcük, bu şaşırtıcı değişimi canlı bir ifadeyle özetler.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğiniz, “karışık veya tamamen düzensiz” anlamındaki kısa çizgili sıfatla tamamlayın: After the sudden timetable change, everything was ____.

Cevabı göster

topsy-turvy

by using a tool written for one goal Dilbilgisi

3:26

bir amaç için yazılmış bir aracı kullanarak

in order to achieve the diametrically opposite goal. Kalıp ifadeler

3:29

tamamen zıt bir amaca ulaşmak için.

Dilbilgisi

by using ... in order to achieve ...: yöntem ile amacı bağlamak

by + fiilin -ing biçimi, bir sonucu ortaya çıkarmak için kullanılan yöntemi gösterir. Burada by using a tool, “Hedefe nasıl ulaşılıyor?” sorusunu yanıtlar. in order to + fiilin yalın biçimi bir amacı gösterir. Bu cümlede written for one goal aracın ilk amacını, in order to achieve the diametrically opposite goal ise aracın şimdi hangi amaçla kullanıldığını belirtir. Genel yapı, yöntem ile amaç arasındaki bağlantıyı açıkça gösterir.

Alıştırma

Yöntemi göstermek için by + -ing, amacı göstermek için in order to + fiilin yalın biçimini kullanın: We saved time ____ a shared calendar ____ coordinate the team.

Cevabı göster

by using · in order to

Kalıp ifadeler

diametrically opposite goal: tamamen karşıt bir hedef

Diametrically opposite, yön, amaç veya etki bakımından tamamen karşıt demektir. diametrically opposite goal ifadesinde diametrically zarfı opposite sözcüğünü güçlendirir; dolayısıyla hedef yalnızca farklı değildir, karşıt sonucu amaçlar. Bu ifade, söz konusu hedefi bağlamdan anlaşılan başka bir hedefle karşılaştırır. Bu nedenle karşılaştırma yapılmadan değerlendirilebilecek bir özellikten çok, iki hedef arasındaki ilişkiyi anlatır.

Alıştırma

Hangi durum diametrically opposite goals içeriyor diye en iyi şekilde tanımlanabilir?

  1. Her iki ekip de erişimi iyileştirmek istiyor ancak farklı açılış saatlerini tercih ediyor.
  2. İki ekip aynı hedefe sahip ve farklı yazılımlar kullanıyor.
  3. Bir ekip kütüphaneyi herkese açmak isterken diğer ekip tüm kamusal erişimi engellemek istiyor.
Cevabı göster

Bir ekip kütüphaneyi herkese açmak isterken diğer ekip tüm kamusal erişimi engellemek istiyor.

Professor Zuckerman found an English to Barngala dictionary written in 1844 by a German missionary, Notlar

3:33

Profesör Zuckerman, 1844 yılında Alman bir misyoner tarafından yazılmış bir İngilizce-Barngala sözlüğü buldu,

Kültür

English to Barngala dictionary: dil yönünü anlamak

English to Barngala dictionary, English sözcüklerini başlangıç noktası olarak kullanır ve bunların Barngala karşılıklarını verir. an A-to-B dictionary kalıbında A kaynak veya arama dili, B ise hedef dildir. Bu sözlük, English ve Barngala sözcükleri arasındaki bağlantıları kaydeder. Bu kayıtlar daha sonra Barngala dilini araştırmak, öğretmek veya yeniden canlandırmak için kaynak olabilir.

Alıştırma

Bir French-to-English dictionary normalde kullanıcının ne yapmasını sağlar?

  1. French sözcüklerine bakmak ancak hiçbir English bilgisi bulamamak.
  2. French sözcüklerine bakıp English karşılıklarını bulmak.
  3. English sözcüklerine bakıp French karşılıklarını bulmak.
Cevabı göster

French sözcüklerine bakıp English karşılıklarını bulmak.

Dilbilgisi

written in 1844 by a German missionary: isimden sonra gelen past participle öbeği

written in 1844 by a German missionary, dictionary sözcüğünden sonra gelerek onu niteleyen bir past participle öbeğidir. dictionary eylemden etkilenen isimdir; yani sözlük yazılmıştır. in 1844 zamanı belirtir, by a German missionary ise eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterir. Tam relative clause biçimi which was written in 1844 by a German missionary olurdu. which was çıkarıldığında açıklama daha kısa ve yoğun hâle gelir. Bu yapı haber ve bilgilendirici metinlerde yaygındır.

Alıştırma

İsimden sonraki niteleyiciyi tamamlamak için build fiilinin past participle biçimini kullanın: The museum displays a boat ____ in 1890 by local workers.

Cevabı göster

built

a person sent to a foreign country to teach their religion to the people living there. Dilbilgisi

3:41

yabancı bir ülkeye kendi dinini orada yaşayanlara öğretmek üzere gönderilen bir kişi.

Dilbilgisi

a person sent to ...: kısaltılmış edilgen cümlecikle eş açıklamalı tanım

Missionary sözcüğünden sonra gelen a person sent to ... ad öbeği, sözcüğü daha basit ifadelerle yeniden açıklayan bir eş açıklama görevi görür. Önce a person genel sınıfını belirtir, ardından rolü tanımlayan ayrıntıları ekler. Bu “terim + sınıf + tanımlayıcı ayrıntılar” kalıbı, bilinmeyen bir rolü açıklamak için kullanışlıdır. Sent to a foreign country, edilgen bir ilgi cümleciğinin kısaltılmış hâlidir ve who is sent to a foreign country anlamına gelir. To teach their religion gönderilme amacını belirtir; their ise tanımlanan kişiye cinsiyet belirtmeden gönderme yapar.

Alıştırma

Hangi cümlede a person + geçmiş zaman ortacı öbeği eş açıklamalı bir tanım olarak kullanılmıştır?

  1. A lifeguard, a person trains to keep swimmers safe, watched the pool.
  2. A lifeguard trained a person to keep swimmers safe at the pool.
  3. A lifeguard, a person trained to keep swimmers safe, watched the pool.
Cevabı göster

A lifeguard, a person trained to keep swimmers safe, watched the pool.

Christian missionaries used the dictionary to teach English Kalıp ifadeler

3:46

Hristiyan misyonerler sözlüğü İngilizce öğretmek için kullandılar

to what they called Aboriginal heathens. Ton ve niyet

3:49

Aborijin kafirler dedikleri kişilere.

Kalıp ifadeler

used the dictionary to teach English: use X to do Y

Used the dictionary to teach English, use + araç veya kaynak + to + fiilin yalın hâli yapısını izler. The dictionary kullanılan kaynaktır; to teach English ise bu kaynağın kullanılma amacını belirtir. Nesne doğrudan use sözcüğünden sonra, amaç bildiren mastar ise nesneden sonra gelir: doğru biçim used the dictionary to teach şeklindedir; used to the dictionary teach veya used the dictionary to teaching değildir. Aynı kalıp araçlar, bilgiler, yöntemler ve malzemelerle kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi use X to do Y yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: Maya ____ a flashlight ____ look under the bed.

Cevabı göster

used · to

Ton ve niyet

what they called ...: bir etiketi aktarırken mesafe koymak

Burada what they called Aboriginal heathens, “onların Aboriginal heathens diye adlandırdığı kişiler” demektir; what bir soru sormaz. Dilbilgisel olarak bu, öncülünü kendi içinde taşıyan bir ilgi yan cümlesidir ve daha önce they ile anılan grubun bu etiketin kaynağı olduğunu gösterir. Kaynağı belirtmek, konuşanın bir etiketi otomatik olarak benimsemeden aktarmasını sağlar. Kalıp başka bağlamlarda tarafsız bir atıf da olabilir; ancak burada eski ve aşağılayıcı heathens sözcüğüyle araya mesafe koyar.

Alıştırma

Hangi cümlede temporary shelters adlandırmasının kaynağının officials olduğu açıkça belirtilir?

  1. The supplies were sent to what officials called temporary shelters.
  2. According to officials, the supplies were sent to temporary shelters.
  3. Officials called after the supplies reached the temporary shelters.
Cevabı göster

The supplies were sent to what officials called temporary shelters.

Heathen is an old-fashioned word for someone who belongs to no religion Kelime

3:53

Kafir (Heathen), hiçbir dine mensup olmayan biri için kullanılan eski moda bir kelimedir

Kelime

Heathen is an old-fashioned word for ...: anlamı ve kullanım riski

X is an old-fashioned word for Y kalıbı aynı anda bir tanım ve kullanım düzeyi uyarısı verir. Burada heathen, hiçbir dine bağlı olmayan biri için eskiden kullanılan bir sözcük olarak sunulur; old-fashioned, bunun bugün tarafsız ve gündelik bir etiket olmadığını belirtir. Tarihsel olarak heathen, Hristiyanlar tarafından Hristiyanlığın dışındaki kişiler için sıkça kullanılırdı ve bu kişilerin daha aşağı veya uygarlıktan yoksun olduğunu ima edebilirdi. Sözcüğü önerilen modern bir tanım olarak değil, tarihsel, alıntılanmış veya bilerek hakaret amacıyla kullanılan bir ifade olarak değerlendirin.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: heathen hiçbir dine bağlı olmayan bir kişiyi anlatabildiği için modern bir resmî formda kullanılabilecek tarafsız bir etikettir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

or to a religion that is not Christianity,

3:58

ya da Hristiyanlık dışındaki bir dine,

Judaism, or Islam.

4:01

Yahudiliğe veya İslam'a.

Professor Zuckerman puts the words heathen in quotation marks. Kalıp ifadeler

4:03

Profesör Zuckerman kafir kelimelerini tırnak içine alıyor.

Kalıp ifadeler

put ... in quotation marks: metni tırnak içine almak

put + bir kelime, ifade veya cümle + in quotation marks kalıbı, o metni bir çift tırnak işaretinin içine almak demektir. Örnekte tırnak içine alınan metin heathen kelimesidir. Aynı kalıp, bir metnin nasıl biçimlendirildiğini anlatmak veya bir düzenleme talimatı vermek için kullanılabilir.

Alıştırma

Düzenleme talimatını put + metin + in quotation marks kalıbıyla tamamlayın: In your report, ____ to show a direct quotation.

Cevabı göster

put Mia's exact words in quotation marks

The phrase in quotation marks is used to show the actual words Dilbilgisi

4:08

Tırnak içindeki ifade, başka birinin yazdığı veya söylediği

someone else has written or said.

4:12

gerçek kelimeleri göstermek için kullanılır.

Dilbilgisi

is used to show ...: bir amacı belirtmek

be used to + fiilin yalın hâli kalıbı, bir şeyin amacını veya işlevini açıklar. is used to show içinde is used edilgen yapıdadır; to show ise ifadenin ne işe yaradığını, yani başka birinin yazdığı veya söylediği gerçek sözleri göstermeyi belirtir. İşlevi olan şeyi be used to kalıbından önce, eylemi belirten fiilin yalın hâlini de kalıptan sonra getirin: X is used to do Y. Bu yapı araçların, simgelerin ve yöntemlerin işlevini tanımlarken sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi şimdiki amacı anlatan be used to + fiilin yalın hâli kalıbı ve mark fiiliyle tamamlayın: This symbol ____ important information.

Cevabı göster

is used to mark

But here, the phrase is used ironically. Kelime

4:15

Ancak burada bu ifade ironik olarak kullanılıyor.

Kelime

is used ironically: gerçek anlamdaki sözlerle gerçek tutum arasındaki fark

Burada is used ironically, ifadenin doğrudan ve gerçek anlamlı bir betimleme olarak kullanılmadığı anlamına gelir. Yüzeydeki sözler ile konuşanın gerçek tutumu tam olarak örtüşmez. İronik kullanım sahte övgü, kuşku, eleştiri veya mesafe gösterebilir; her zaman gerçek anlamın tam tersini söylemez. Edilgen be used ironically kalıbı, bir sözcüğün veya ifadenin bağlam içinde nasıl işlediğini açıklamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir sözcüğün ironik biçimde kullanıldığını en açık şekilde gösterir?

  1. When Lena spells "palace," the word is used as a spelling example.
  2. When Lena calls the tiny storage room a "palace," the word "palace" is used ironically.
  3. When Lena visits a royal palace, the word "palace" is used literally.
Cevabı göster

When Lena calls the tiny storage room a "palace," the word "palace" is used ironically.

Professor Zuckerman is questioning the real meaning of the word heathens. Ton ve niyet

4:18

Profesör Zuckerman, kafirler kelimesinin gerçek anlamını sorguluyor.

Ton ve niyet

questioning the real meaning: yalnızca sormak değil, bir etiketi sorgulamak

Burada questioning, bir şeyin geçerli olup olmadığını incelemek veya sorgulamak anlamına gelen bir fiildir. Yalnızca birinden bilgi istemek anlamına gelmez. Nesne the real meaning of the word heathens ifadesidir. Profesör, bu etiketin ne ima ettiğini ve insanları doğru ya da adil biçimde tanımlayıp tanımlamadığını yeniden değerlendiriyor. Başka durumlarda da kullanılabilen question + isim öbeği yapısı; bir iddia, etiket, varsayım veya anlam hakkında kuşku ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle araştırmacının bir etiketin doğru veya adil olup olmadığından kuşku duyduğu anlamına gelir?

  1. The researcher asked what the label meant because she had never seen it before.
  2. The researcher copied the label into her notes without comment.
  3. The researcher questioned whether the label was fair.
Cevabı göster

The researcher questioned whether the label was fair.

He is signalling that he doesn't think Aboriginals are heathens at all. Kalıp ifadeler

4:23

Aborijinlerin hiç de kafir olduğunu düşünmediğini belirtiyor.

Kalıp ifadeler

doesn't think ... at all ile olumsuzluğu vurgulama

doesn't think ... at all yapısında dil bilgisel olumsuzluğu doesn't taşır. At all, “hiçbir şekilde” ya da “hiçbir ölçüde” anlamı katar ve reddi tek başına doesn't think ... ifadesinden çok daha güçlü hâle getirir. Burada söz konusu olan küçük bir kuşku değildir. O, Avustralya Aborjinlerinin putperest olduğu fikrini tamamen reddettiğini belli eder. Bir inancı güçlü biçimde reddetmek için not think + yan cümle + at all kalıbı kullanılabilir.

Alıştırma

Olumsuzluğu vurgulamak için cümleyi doesn't think ve at all ile tamamlayın: Maya ____ the rumour is true ____.

Cevabı göster

doesn't think · at all

A bit like adding a wink at the end of a sentence Anlatım akışı

4:27

Cümlenin sonuna bir göz kırpma eklemek gibi biraz,

so people know you're not serious.

4:30

böylece insanlar ciddi olmadığınızı bilirler.

Anlatım akışı

A bit like ... ile tanıdık bir benzetmeye geçiş

A bit like ... bir benzetme başlatır. Yeni bir konuya geçmek yerine önceki fikre bağlanır ve onu tanıdık bir hareketle açıklar. Bu cümlede cümlenin sonuna göz kırpma eklemek, bir işaretin sözlerin ciddi olmadığını nasıl gösterebildiğini canlandırmayı kolaylaştırır. Bu, It's öğesinin anlaşıldığı konuşma diline özgü eksiltili bir parçadır: It's a bit like adding .... A bit benzetmeyi daha az kesin yapar; iki şey yararlı bir yönden benzerdir, ancak aynı değildir.

Alıştırma

Burada A bit like ... ifadesinin bilgiyi düzenlemedeki temel işlevi nedir?

  1. Her cümleden sonra göz kırpmak için gerçek anlamda talimat verir.
  2. Konuyu ilgisiz bir olaya çevirir.
  3. Önceki fikri açıklamak için tanıdık bir benzetme sunar.
Cevabı göster

Önceki fikri açıklamak için tanıdık bir benzetme sunar.

What's ironic is that Professor Zuckerman used the missionary's dictionary,

4:33

İronik olan şey Profesör Zuckerman'ın misyonerin sözlüğünü kullanması,

not to spread Christianity and English, Dilbilgisi

4:37

Hristiyanlığı ve İngilizceyi yaymak için değil,

but to save an Aboriginal language from extinction. Kalıp ifadeler

4:40

bir Aborijin dilini yok olmaktan kurtarmak için.

Dilbilgisi

not to spread ..., but to save ...: not to A, but to B yapısı

Bu cümlede not to spread ..., but to save ... birbiriyle karşıt iki amaç sunar. İlk bölüm, birinin bekleyebileceği amacı reddeder; ikinci bölüm gerçek amacı belirtir. Bu nedenle asıl vurgu but sonrasındadır. Birinin bir şeyi neden yaptığıyla ilgili yanlış bir düşünceyi düzeltmek için not to + fiil, but to + fiil yapısını kullanın. not to spread ve but to save örneklerinde olduğu gibi iki tarafı paralel tutun.

Alıştırma

İlk amacı reddedip gerçek amacı belirten yapıyla cümleyi tamamlayın: We met ____ argue, ____ solve the problem.

Cevabı göster

not to · but to

Kalıp ifadeler

save an Aboriginal language from extinction: save ... from extinction kalıbı

save an Aboriginal language from extinction ifadesinde save, dilin tamamen ortadan kaybolmasını önlemek anlamına gelir. Yapı save + nesne + from + zararlı sonuç şeklindedir: nesne doğrudan save fiilinden sonra gelir, from ise kaçınılan tehlikeyi veya sonucu belirtir. Extinction, bir canlı türünün tamamen yok olması ve anlam genişlemesiyle bir dilin bütünüyle kaybolması demektir. save ... from extinction kalıbı, tehlike altındaki türler ve diller konuşulurken yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: The conservation plan could save the endangered plant ____.

Cevabı göster

from extinction

So, he calls it topsy-turvy,

4:44

Bu yüzden buna baş aşağı diyor (topsy-turvy),

meaning upside down.

4:46

yani tepe taklak anlamında.

Professor Zuckerman also says he is righting the wrongs of the past, Deyimler

4:48

Profesör Zuckerman ayrıca geçmişin yanlışlarını düzelttiğini söylüyor,

Deyimler

is righting the wrongs of the past: geçmişteki haksızlıkları düzeltmek

right the wrongs ifadesinde right, “düzeltmek” veya “telafi etmek” anlamında bir fiildir; wrongs ise haksızlıkları ya da zararları anlatan çoğul bir isimdir. Buradaki is righting sürmekte olan bir eylemi gösterir: Profesör Zuckerman, geçmişteki haksızlıkları telafi etmek için harekete geçtiğini söylüyor. Bu ifade, günümüzdeki bir eylemin geçmiş kararların veya kurumların yol açtığı zararları gidermeye çalıştığı durumlarda sıkça kullanılır. Yalnızca geçmişin adaletsiz olduğunu söylemenin ötesine geçer.

Alıştırma

he is righting the wrongs of the past ifadesini en iyi hangi cümle açıklar?

  1. He is saying that past injustices were acceptable.
  2. He is taking action to repair past injustices.
  3. He is recording past injustices in writing.
Cevabı göster

He is taking action to repair past injustices.

a phrase which means doing something

4:54

bu, geçmişten gelen tarihi bir adaletsizliği düzeltmek için

to correct a historical injustice from the past. Kalıp ifadeler

4:56

bir şeyler yapmak anlamına gelen bir ifade.

Kalıp ifadeler

to correct a historical injustice: zararı gidermeye yönelik resmî eşdizim

To correct a historical injustice, tarihe dayanan adaletsiz bir muameleyi veya zararı gidermek için harekete geçmek demektir. Burada correct, “bir cevabı doğru olarak işaretlemek” değil, “düzeltmek veya telafi etmek” anlamına gelir; historical injustice ise çoğu zaman haklar, kurumlar veya gruplarla ilgili, geçmişteki ciddi bir haksızlığı anlatır. Mastar yapısındaki to correct, doing something eyleminin amacını belirtir. historical zaten haksızlığı geçmişe yerleştirdiğinden, from the past vurgu ekler ancak daha özlü bir anlatımda genellikle gereksizdir.

Alıştırma

Bir politikanın tarihsel bir haksızlığı gidermeyi amaçladığını resmî eşdizimle anlatan cümle hangisidir?

  1. The policy aims to correct a historical event.
  2. The policy aims to edit a historical injustice.
  3. The policy aims to correct a historical injustice.
Cevabı göster

The policy aims to correct a historical injustice.

In this case, Anlatım akışı

4:59

Bu durumda,

the destruction of Aboriginal language and culture.

5:00

Aborijin dili ve kültürünün yok edilmesi.

Anlatım akışı

In this case: genel bir noktayı mevcut örneğe uygulamak

“In this case”, genel bir açıklamayı o anda ele alınan belirli örnekle sınırlar. Bu cümlede ardından gelen isim grubu, daha geniş fikrin bu özel örnekte nasıl göründüğünü belirtir. Cümlenin başında “bu belirli durum veya örnek için” anlamına gelen bir bilgi işareti görevi görür. Dinleyiciye, konuşmacının ilgisiz yeni bir konuya başlamadığını, önceki bir noktayı şu anki örneğe uyguladığını gösterir.

Alıştırma

Bir konuşmacı genel bir açıklamayı şu anda ele alınan belirli örneğe uyguluyor. Hangi başlangıç en uygundur?

  1. In that case, the smaller box is safer because the shelf is narrow.
  2. In this case, the smaller box is safer because the shelf is narrow.
  3. In any case, the smaller box is safer because the shelf is narrow.
Cevabı göster

In this case, the smaller box is safer because the shelf is narrow.

Speaking your own language is about more than communication. Anlatım akışı

5:04

Kendi dilinizi konuşmak iletişimden daha fazlasıdır.

Anlatım akışı

X is about more than Y: daha derin bir amaç göstermek

“X is about more than Y” kalıbı, Y’nin X’in gerçek bir parçası olduğunu ancak X’in bütün anlamını veya amacını oluşturmadığını söyler. Bu cümlede iletişim, kişinin kendi dilini konuşmasının bir işlevidir; konuşmacı kimlik, kültür veya aidiyetin de önemli olabileceğini belirtir. Bu kalıp önce en belirgin noktayı söyleyip ardından daha derin bir noktaya yer açarak açıklamayı düzenler. Sonraki cümle genellikle başka nelerin önemli olduğunu açıklar.

Alıştırma

Cümleyi “X is about more than Y” kalıbıyla tamamlayın. “Is” sözcüğünden sonra gelen kelimeleri yazın: Friendship is ____ having fun; it also means supporting each other.

Cevabı göster

about more than

It means knowing your roots Deyimler

5:07

Köklerinizi bilmek

Deyimler

knowing your roots: ailevi ve kültürel kökenlerini anlamak

Burada roots, bir kişinin geldiği aileyi, ataları, kültürü, topluluğu veya tarihi anlatan bir benzetmedir. Knowing your roots, bu kökenleri ve bunların kimliğini şekillendirmeye nasıl yardımcı olduğunu anlamak demektir. Aile hikâyelerini, gelenekleri, miras alınan dilleri veya kişinin içinde bulunduğu topluluğun tarihini öğrenmeyi kapsayabilir. Yalnızca doğum yerini bilmekten daha fazlasını ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümlede roots ailevi veya kültürel kökenler anlamında kullanılmıştır?

  1. The tree's roots spread under the path.
  2. She learned her grandparents' language to understand her roots.
  3. We found the roots of the equation in maths.
Cevabı göster

She learned her grandparents' language to understand her roots.

and feeling good about yourself. Kalıp ifadeler

5:09

ve kendinizi iyi hissetmek anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

and feeling good about yourself: kendini olumlu değerlendirmek

Feeling good about yourself, nasıl biri olduğun konusunda olumlu bir görüşe sahip olmak demektir. Bağlama göre kendini kabul etmeyi, özgüveni veya kimliğin ya da davranışlarınla gurur duymayı ifade edebilir. about yourself sözleri, bu olumlu hissin yalnızca iyi bir ruh hâli ya da fiziksel rahatlık değil, kendin hakkında bir değerlendirme olduğunu gösterir. Baştaki and, bu -ing yapısını knowing your roots ifadesine bağlar. İki ifade de It means yapısını tamamlar: it means knowing ... and feeling ....

Alıştırma

Hangi cümle, geçmişini anlamanın onun kendisi hakkındaki görüşünü iyileştirdiği anlamına gelir?

  1. After a short rest, she began to feel good.
  2. She felt good about the new travel plan.
  3. Learning her family history helped her feel good about herself.
Cevabı göster

Learning her family history helped her feel good about herself.

I think it's time you reveal the answer to your question, Neil. Dilbilgisi

5:11

Sanırım sorunun cevabını açıklamanın zamanı geldi Neil.

Dilbilgisi

It's time you reveal the answer: birini şimdi harekete geçmeye yönlendirmek

Bu cümlede it's time you reveal the answer, dinleyenin cevabı şimdi açıklaması gerektiği anlamına gelir. Yalnızca zamanı bildirmez; Neil'i bir sonraki eyleme yönlendirir. I think, bu yönlendirmeyi biraz yumuşatır. It's time + özne + yan cümle yapısı, bir eylemin artık yapılması gerektiğini belirtir ve çoğu zaman eylemin çoktan başlamış olması gerektiğini ima eder. Geleneksel standart Britanya İngilizcesinde yan cümlede genellikle geçmiş zaman biçimi kullanılır: It's time you revealed the answer. Bu geçmiş biçim şimdiki duruma gönderme yapar; cevabın geçmişte açıklandığını anlatmaz.

Alıştırma

Standart It's time + özne yapısını decide fiiliyle tamamlayın: We have talked long enough. It's time you ____ what to do.

Cevabı göster

decided

Okay.

5:15

Tamam.

Well, Phil,

5:15

Peki, Phil,

you guessed that Jinang was another living Aboriginal language, Dilbilgisi

5:16

Jinang'ın yaşayan başka bir Aborijin dili olduğunu tahmin ettin,

which was the correct answer.

5:20

ve bu doğru cevaptı.

Dilbilgisi

..., which was the correct answer: önceki ifadenin tamamına yorum eklemek

Virgülden sonraki which was the correct answer yan cümlesi, konuşanın önceki tahmine ilişkin değerlendirmesini ekler. Buradaki which, yalnızca yakındaki language ismine değil, tahmin edilen cevap olan Jinang was another living Aboriginal language içeriğine gönderme yapar. Virgül + which yapısı, önceki bir yan cümlenin veya düşüncenin tamamına gönderme yaparak sonuç, tepki ya da yorum ekleyebilir. Bu ek bilgi olduğu için tamamlanmış bir ifadenin ardından gelir ve virgülle ayrılır.

Alıştırma

Hangi cümle, önceki durumun tamamına yorum yapmak için virgül + which kullanıyor?

  1. Ravi missed the bus that stops near his home.
  2. Ravi missed the last bus, that meant he had to walk home.
  3. Ravi missed the last bus, which meant he had to walk home.
Cevabı göster

Ravi missed the last bus, which meant he had to walk home.

Right. Let's

5:23

Doğru. Hadi

recap the vocabulary we've learned starting with missionary, Anlatım akışı

5:24

öğrendiğimiz kelimeleri baştan gözden geçirelim, misyoner (missionary) ile başlayalım,

Anlatım akışı

recap ... starting with ...: sıralı bir tekrara başlamak

Bu geçişte recap, “daha önce öğrenilmiş temel bilgileri kısaca gözden geçirmek” anlamına gelir. İfade, konuşmayı yeni içerikten tekrara geçirir; bir grup birlikte gözden geçirecekse Let's recap ... daha samimi ve yaygın biçimdir. starting with missionary, gözden geçirilecek ilk öğenin missionary olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp recap + içerik, starting with + ilk öğe biçimindedir. Hem tekrarı duyurur hem de bilgilerin hangi sırada ele alınacağını gösterir.

Alıştırma

Ders geçişini recap ve starting with düzenleyici ifadeleriyle tamamlayın: Let's ____ today's key ideas, ____ the water cycle.

Cevabı göster

recap · starting with

someone sent to spread their religion to a foreign country.

5:27

kendi dinini yabancı bir ülkeye yaymak üzere gönderilen bir kişi.

Heathen is an old-fashioned name for someone who believes in no religion.

5:31

Kafir (Heathen), hiçbir dine inanmayan biri için kullanılan eski moda bir isimdir.

The phrase in quotation marks is used to show the actual

5:37

Tırnak içindeki ifade, başkasının söylediği veya yazdığı

word spoken or written by someone else.

5:41

gerçek kelimeyi göstermek için kullanılır.

It can also be used ironically

5:44

İronik olarak da kullanılabilir,

to show scepticism,

5:46

şüpheciliği,

disagreement, or belief that a word is misused.

5:47

anlaşmazlığı veya bir kelimenin yanlış kullanıldığı inancını göstermek için.

Topsy-turvy means upside down or disorganised.

5:52

Topsy-turvy, baş aşağı veya düzensiz anlamına gelir.

If you right the wrongs of the past,

5:56

Eğer geçmişin yanlışlarını düzeltirseniz (right the wrongs of the past),

you try to correct a historical injustice.

5:58

tarihi bir adaletsizliği düzeltmeye çalışırsınız.

Once again, our six minutes are up. Kalıp ifadeler

6:02

Bir kez daha altı dakikamız doldu.

Kalıp ifadeler

our six minutes are up: ayrılan süre sona erdi

our six minutes are up, program için ayrılan altı dakikanın bittiğini ve artık programı sonlandırma zamanının geldiğini belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp süre + be + up biçimindedir. Tekil time adıyla Time is up denir; bu cümledeki çoğul six minutes ile are kullanılır. Burada up yukarı yönü anlatmaz. “Bitmiş” veya “süresi dolmuş” anlamına gelir. Once again, düzenli programda normal olarak olduğu gibi aynı kapanışın daha önce de gerçekleştiğini ekler.

Alıştırma

Bir öğretmen süreli sınavı bitiriyor. İzin verilen sürenin sona erdiğini hangi cümle doğal biçimde söyler?

  1. Your time goes up.
  2. Your time is high.
  3. Your time is up.
Cevabı göster

Your time is up.

Goodbye for now. Kalıp ifadeler

6:04

Şimdilik hoşça kalın.

Kalıp ifadeler

Goodbye for now: geçici bir veda ifadesi

Goodbye for now, “şimdi vedalaşıyoruz ama bu mutlaka sonsuza dek sürecek bir ayrılık değil” anlamına gelir. for now bölümü vedayı içinde bulunulan zamanla sınırlar ve genellikle kişilerin daha sonra yeniden buluşmayı, konuşmayı veya iletişim kurmayı beklediğini düşündürür. İfadenin tamamı bir sohbeti, telefon görüşmesini, dersi veya programı dostça bitiren bir kapanış sözü olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki üç sözcüklük İngilizce veda ifadesinin tam hâliyle tamamlayın: ____. I'll see you next week.

Cevabı göster

Goodbye for now

Bye.

6:05

Hoşça kal.

Six Minute English from bbclearningenglish.com.

6:07

bbclearningenglish.com'dan Six Minute English.