İmpostor Sendromu: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
986 kelime 159 kel/dk

Video özeti: Sahtekârlık sendromu, iç dünyamızı başkalarının özenli görünüşüyle karşılaştırmaktan doğar. Ortak kırılganlık sorumluluk veya başarıya engel değildir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “held back” — Öbek fiiller: İlerlemeyi engelleyen durumları anlatın. 2. “leap of faith,” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Eksiksiz kanıt olmadan güvenip davranmayı anlayın; bu gerçek bir sıçrama veya mutlaka dinî iman değildir. 3. “If we were in their roles, we'd not be imposters, we'd simply be normal.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Şimdiki varsayım için were ve would kullanıp iki sonucu karşılaştırın; were biçimini geçmiş, we'd biçimini we had diye okumayın.

Bu derste

In many challenges, personal and professional,

0:00

Kişisel ve mesleki pek çok zorlukta,

we are held back by the crippling thought Öbek fiiller

0:04

bizi felç eden şu düşünce tarafından engelleniriz:

that people like us couldn't possibly triumph, Dilbilgisi

0:06

bizim gibi insanların asla zafere ulaşamayacağı,

Öbek fiiller

be held back by: ilerlemesi engellenmek

Edilgen be held back by something kalıbında held back, ilerlemenin, gelişmenin veya başarıya ulaşmanın engellenmesi demektir. Özne bu sınırlamaya maruz kalır; by ise engelin nedenini tanıtır. Burada düşünce kimseyi gerçek anlamda geriye çekmez. İnsanların neyi başarabileceklerine dair inançlarını sınırlar. Aynı kalıp eğitimde, işte, planlarda veya kişisel gelişimdeki engeller için de kullanılabilir.

Alıştırma

“İlerlemesi engellenmek” anlamındaki phrasal verb ile cümleyi tamamlayın: She was ____ by her fear of failure.

Cevabı göster

held back

Dilbilgisi

couldn't possibly: neredeyse tamamen imkânsız

couldn't possibly + fiilin yalın hâli yapısında possibly, olumsuz kiplik ifadesini güçlendirir. Konuşan kişinin eylemi veya sonucu yalnızca belirsiz değil, neredeyse imkânsız gördüğü anlamına gelir. Bu cümlede ifade, bizim gibi insanlar hakkında sınırlayıcı bir inancı dile getirir. Başarıyı gerçekçi olasılıkların dışında gösterir; ancak bu, nesnel bir ölçüm değil öznel bir yargıdır.

Alıştırma

Hangi cümle öğlene kadar bitirmenin neredeyse imkânsız olduğunu ifade eder?

  1. We couldn't possibly finish by noon.
  2. We might not finish by noon.
  3. We probably couldn't finish by noon.
Cevabı göster

We couldn't possibly finish by noon.

given what we know of ourselves, Dilbilgisi

0:09

kendimiz hakkında bildiklerimiz göz önüne alındığında,

Dilbilgisi

given what we know of ourselves: kendimiz hakkında bildiklerimizi göz önüne alırsak

Given, ana cümledeki yargıyı makul kılan bilgiyi sunar. Burada given what we know of ourselves, “kendimiz hakkında bildiklerimizi göz önüne aldığımızda” anlamındadır; kişinin kendisi hakkındaki bilgisi, başarıyı olası görmemenin dayanağı olarak sunulur. What we know of ourselves, given’dan sonra gelen bir isim cümleciğidir. What burada soru sözcüğü değil, “……olan şeyler veya gerçekler” anlamındadır; know of ise “hakkında bilgi sahibi olmak” demektir.

Alıştırma

Kararın dayanağını göstermek için given what ve know about the storm sözcüklerini kullanarak cümleyi tamamlayın: “____, we should cancel the picnic.”

Cevabı göster

Given what we know about the storm

how reliably stupid, anxious, gauche, crude, vulgar, and dull we really are.

0:12

ne kadar güvenilir bir şekilde aptal, endişeli, beceriksiz, kaba, bayağı ve sıkıcı olduğumuzu.

We leave the possibility of success to others Kalıp ifadeler

0:18

Başarı olasılığını başkalarına bırakırız

because we don't seem to ourselves to be anything like the sort of people Dilbilgisi

0:21

çünkü kendimiz, çevremizde övüldüğünü gördüğümüz

we see lauded around us.

0:25

insan türüne hiç de benziyormuşuz gibi gelmiyor.

Kalıp ifadeler

leave the possibility of success to others: başarı olasılığını başkalarına bırakmak

Leave something to someone, bir kişinin bir şeyin sorumluluğunu almasına, onunla ilgilenmesine veya o fırsatı kullanmasına izin vermek demektir. Burada konuşanlar, başarı olasılığının peşinden kendileri gitmek yerine bunu başkalarına bırakır. Kalıp leave + şey/görev/karar/fırsat + to + kişi şeklindedir. Nesne to’dan önce, onu yönetecek veya alacak kişi ise to’dan sonra gelir.

Alıştırma

Düzenleyicinin sözünü final decision ve judges sözcükleriyle, leave + şey + to + kişi kalıbına göre tamamlayın: “We've shared our scores; now we'll ____.”

Cevabı göster

leave the final decision to the judges

Dilbilgisi

anything like the sort of people: güçlü bir olumsuz karşılaştırma

Burada anything like, don't seem ... to be olumsuz yapısının içinde yer alır. Bu kalıpta not veya don't ... anything like, “hiç benzememek” anlamına gelir; dolayısıyla konuşanlar kendilerini çevrelerinde beğenilen insanlardan çok farklı görürler. The sort of people, “o tür insanlar” demektir. anything like the sort of people ifadesi bir kişiyi değil, bütün bir insan kategorisini karşılaştırma noktası yapar.

Alıştırma

Cümleyi “hiç benzememek” anlamındaki güçlü karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: I don't look ____ the sort of person they described.

Cevabı göster

anything like

Faced with responsibility or prestige, Dilbilgisi

0:28

Sorumluluk ya da prestijle karşı karşıya kaldığımızda,

we quickly become convinced that we are simply impostors, Kalıp ifadeler

0:30

kısa sürede sadece birer sahtekar olduğumuza ikna oluruz,

Dilbilgisi

Faced with responsibility or prestige: kısaltılmış edilgen cümle açılışı

Faced with responsibility or prestige, kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Tam biçimi When we are faced with responsibility or prestige şeklindedir. Eksiltilen we öznesi ve be fiilinin uygun biçimi ana cümleden anlaşılır. Bu ifade, ana tepkimizin gerçekleştiği durumu verir. Mantıksal öznesi we'dir: sorumluluk veya saygınlıkla karşılaşan biziz; responsibility ya da prestige başka bir şeyle yüzleşmiyor.

Alıştırma

Cümleyi “bir durumla karşı karşıya kalınca” anlamındaki kısaltılmış edilgen açılışla tamamlayın: ____ a sudden deadline, the team reorganized its schedule.

Cevabı göster

Faced with

Kalıp ifadeler

become convinced that: sağlam bir inanca ulaşmak

Become convinced that, şüphe veya belirsizlikten sonra gelen önermeye sağlam biçimde inanma durumuna geçmeyi ifade eder. Burada değişim hızlı gerçekleşir ve inanılan önerme we are simply impostors olur. Become bağlayıcı fiildir, convinced öznenin ulaştığı durumu tanımlar ve that tam bir yan cümle başlatır. Odak öznenin kendi inancındaki değişim olduğu için ikna eden birini belirtmek gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi become convinced that ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After comparing the records, Lena ____ the earlier report was inaccurate.

Cevabı göster

became convinced that

like an actor in the role of a pilot

0:35

pilot rolündeki bir oyuncu gibi,

wearing the uniform and making sunny cabin announcements

0:37

üniforma giyen ve neşeli kabin anonsları yapan,

while utterly incapable of even starting the engines. Dilbilgisi

0:41

ancak motorları çalıştırmaktan bile tamamen aciz olan.

Dilbilgisi

incapable of even starting: asgari eylemi bile yapamamak

Incapable of even starting, başlatmak gibi temel bir eylemi bile gerçekleştirememek demektir. Even bu eylemi asgari eşik olarak gösterir; dolayısıyla bunda bile başarısız olmak, yetenek eksikliğini özellikle kapsamlı gösterir. Of bir edattır ve ardından isim ya da -ing biçimi gelir: incapable of starting doğrudur, incapable of start değildir. Bu yapı genel bir kapasite eksikliğini veya belirli bir durumdaki ciddi bir sınırlamayı anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi incapable of even ve open fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Although the robot looked advanced, it was ____ a basic door.

Cevabı göster

incapable of even opening

It can feel easier simply not to try.

0:44

Basitçe denememek daha kolay hissettirebilir.

The root cause of the imposter syndrome Kalıp ifadeler

0:48

Sahtekar sendromunun temel nedeni,

is a hugely unhelpful picture of what other people are really Dilbilgisi

0:50

diğer insanların gerçekte nasıl olduklarına dair son derece faydasız

like. We feel like impostors not because we're uniquely flawed, Dilbilgisi

0:54

bir tablodur. Kendimizi sahtekar gibi hissetmemizin nedeni benzersiz kusurlarımız olması değil,

Kalıp ifadeler

root cause of: en derindeki temel kaynak

Root cause of, bir sorunun veya sonucun yalnızca görünür bir belirtisini ya da ona katkıda bulunan tek bir etkeni değil, en derindeki temel kaynağını belirtir. Buradaki root mecazidir; bir bitkinin kökünü değil, bir şeyin kökeninde bulunmayı anlatır. Cümlede The root cause of the imposter syndrome, is fiilinden önce gelen öznedir; is fiilinden sonraki sözler ise bu temel kaynağın ne olduğunu açıklar. Yüzeydeki etkileri, onları üreten daha derin sorundan ayırmak istediğinizde root cause of kullanın.

Alıştırma

Cümleyi en derindeki temel kaynağı belirten analitik ifadeyle tamamlayın: Engineers found the ____ the repeated failures.

Cevabı göster

root cause of

Dilbilgisi

what ... are really like: birinin gerçekte nasıl olduğu

Burada what other people are really like, “diğer insanların gerçek karakteri veya özellikleri” anlamına gelen iç içe geçmiş bir wh yan cümlesidir. Yan cümlenin tamamı of edatının nesnesidir. Be like kalıbında like bir betimleme getirir; “hoşlanmak” anlamındaki like fiili değildir. Bu bir iç cümle olduğu için doğrudan soru devrikliği yerine what + özne + be + like biçimindeki düz cümle sırasını kullanır. Really, insanların gerçek doğasıyla birinin onlar hakkında sahip olabileceği izlenim arasındaki farkı vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle konuşanın Maya'nın gerçek karakterini öğrenmek istediğini doğru biçimde ifade eder?

  1. I wonder what Maya really likes.
  2. I wonder what is Maya really like.
  3. I wonder what Maya is really like.
Cevabı göster

I wonder what Maya is really like.

but because we fail to imagine how deeply flawed everyone else

0:59

diğer herkesin az ya da çok cilalı yüzeyinin altında

must necessarily also be beneath the more or less polished surface. Deyimler

1:03

zorunlu olarak ne kadar kusurlu olmaları gerektiğini hayal edemememizdir.

Dilbilgisi

not because A, but because B: A olduğu için değil, B olduğu için

not because A, but because B kalıbı, açıklama olarak A’yı reddeder ve onun yerine B’yi koyar. Burada yazar, bu hissin özellikle kusurlu olmamızdan değil, diğer insanların gizli kusurlarını hayal edemememizden kaynaklandığını söylüyor. İlk not yalnızca ilk because yan cümlesini olumsuz yapar. but because yan cümlesi yazarın kabul ettiği nedeni verir; bu nedenle yapı, yanlış bir nedeni düzeltip daha güçlü bir neden sunmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

İlk nedeni reddedip gerçek nedeni veren iki parçalı kalıpla cümleyi tamamlayın: I left early ____ I was bored, ____ I had a train to catch.

Cevabı göster

not because · but because

Deyimler

beneath the more or less polished surface: az çok düzgün görünen yüzeyin altında

Burada beneath the more or less polished surface, bir insanın dışarıya gösterdiği imgenin arkasında saklı özel gerçekliği anlatan bir mecazdır. A polished surface, başkalarının görebildiği sakin, yetkin veya çekici hâlidir; beneath ise görünmeyen kusurlara ve zorluklara işaret eder. More or less, polished ifadesini yumuşatır: dış görünüş farklı derecelerde özenle korunmuş olabilir, ancak kusursuz biçimde cilalanmış değildir. Bu imge gerçek bir konumu değil, kamusal sunum ile gizli deneyim arasındaki karşıtlığı anlatır.

Alıştırma

"Her confident presentation hid weeks of doubt beneath a polished surface," cümlesinde "beneath a polished surface" ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak parlak bir masanın altında
  2. Sunum düzeltildikten sonra
  3. Dışarıdan kendinden emin ve özenli görünen bir imgenin arkasında
Cevabı göster

Dışarıdan kendinden emin ve özenli görünen bir imgenin arkasında

The imposter syndrome has its roots far back in childhood, Deyimler

1:09

Sahtekar sendromunun kökleri çocukluğa,

Deyimler

has its roots far back in childhood: uzak geçmişteki bir köken

has its roots in ifadesi “kökeni …ye dayanmak” veya “…den gelişmek” anlamına gelir. Roots, bitki kökleri üzerinden kurulan bir mecazdır: bir fikir, alışkanlık veya sorun, daha eski bir kaynaktan büyüyen bir şey gibi gösterilir. Burada sendromun çocuklukta başladığı söylenir; gerçek köklerden söz edilmez. far back zaman anlamını güçlendirir ve kökenin çok eski bir geçmişte olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı X has/have its roots in Y şeklindedir; X tekilse has, çoğulsa have kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi has its roots in yapısıyla tamamlayın: This neighborhood tradition ____ a festival held here a century ago.

Cevabı göster

has its roots in

specifically in the powerful sense children have

1:13

özellikle de çocukların sahip olduğu,

that their parents are really very different from them.

1:16

ebeveynlerinin onlardan gerçekten çok farklı olduğuna dair güçlü hisse dayanır.

To a 4-year-old,

1:19

4 yaşındaki bir çocuk için,

it's incomprehensible that their mother was once their age and unable to drive a car,

1:20

annesinin bir zamanlar onun yaşında olduğunu ve araba kullanamadığını,

tell the plumber what to do,

1:25

tesisatçıya ne yapacağını söyleyemediğini,

decide other people's bedtimes,

1:27

başka insanların uyku saatlerine karar veremediğini,

and go on planes with colleagues.

1:29

ve meslektaşlarıyla uçaklara binemediğini anlamak akıl almazdır.

The gulf in status appears absolute and unbridgeable. Deyimler

1:31

Statüdeki uçurum mutlak ve aşılamaz görünür.

Deyimler

The gulf in status appears absolute and unbridgeable: aşırı büyük bir ayrım

A gulf in status, rütbe, yetki veya toplumsal konum bakımından son derece büyük bir farkı anlatan mecazdır. Gulf iki tarafı ayıran geniş bir alanı çağrıştırır; unbridgeable ise bu imgeyi sürdürerek mesafenin geçilmesi veya aşılması imkânsız göründüğünü belirtir. Appears önemlidir. Ayrımı doğrudan nesnel ve kalıcı bir gerçek olarak değil, nasıl göründüğü veya hissedildiği biçiminde sunar. Absolute algılanan ayrımı güçlendirir; dolayısıyla cümle hiçbir bağlantının mümkün olmadığını kanıtlamak yerine bir bakış açısını anlatır.

Alıştırma

Hangi açıklama cümlenin anlamını ve bakış açısını en iyi korur?

  1. Gerçek bir deniz, insanların daha yüksek bir statüye ulaşmasını engelliyor.
  2. Statü farkı mutlak ve aşılması imkânsız görünüyor.
  3. Statü farkı küçük ve kolayca değiştirilebilir.
Cevabı göster

Statü farkı mutlak ve aşılması imkânsız görünüyor.

The child's passionate loves,

1:35

Çocuğun tutkulu sevgileri,

pouncing on the sofa, Pingu, Toblerone,

1:37

kanepeye atlamak, Pingu, Toblerone,

have nothing to do with those of adults Kalıp ifadeler

1:39

yetişkinlerin sevdikleriyle hiçbir ilgisi yoktur,

Kalıp ifadeler

have nothing to do with: bağlantıyı reddetmek

Have nothing to do with, “ile hiçbir bağlantısı olmamak” veya “ile tamamen ilgisiz olmak” anlamına gelir. Bu cümlede çocuğun tutkuyla sevdiği şeyler, yetişkinlerin sevdikleriyle ilgisiz olarak sunulur; those, tekrarlanan passionate loves ifadesinin yerini tutar. Bu ifade bağlantı, ilgililik veya sorumlulukla ilgilidir. Birinin yapacak işi olmadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“İle tamamen ilgisizdir” anlamındaki hedef ifadeyi tamamlayın: These delays ____ the weather.

Cevabı göster

have nothing to do with

who like to sit at a table talking for hours

1:42

ki o yetişkinler, dışarıda koşturabilecekken,

when they could be running about outside,

1:44

saatlerce masada oturup konuşmayı severler,

and drink beer which tastes of rusty metal.

1:46

ve paslı metal tadı veren bira içerler.

We start out in life with a very strong impression that other people, Öbek fiiller

1:49

Hayata diğer insanların,

Öbek fiiller

start out in life: yaşam yolculuğunun başlangıcı

Start out, “belirli bir aşamadan, durumdan veya rolden başlamak” anlamına gelir. in life eklendiğinde bu başlangıç noktası fiziksel bir konuma değil, bir insanın yaşamının ilk dönemine yerleştirilir. Burada ifade, daha sonra değişebilecek erken bir düşünceyi tanıtır. Daha genel olarak start out, daha sonra ne olduğunu anlatmadan önce bir yaşamın, kariyerin, ilişkinin veya sürecin ilk aşamasını sunabilir.

Alıştırma

Bir insanın yaşamının başlangıcını anlatan hedef ifadeyi tamamlayın: We ____ believing that adults know all the answers.

Cevabı göster

start out in life

especially competent and admirable other people,

1:53

özellikle de yetenekli ve takdire şayan diğer insanların,

are really not like us at all.

1:56

aslında hiç de bizim gibi olmadığına dair çok güçlü bir izlenimle başlarız.

This childhood experience dovetails with a basic feature of the human condition. Deyimler

1:59

Bu çocukluk deneyimi insanlık halinin temel bir özelliğiyle örtüşür.

Deyimler

dovetails with: iki şeyin tam olarak örtüşmesi

Bu cümlede dovetails with, “tam olarak örtüşmek” veya “çok güçlü biçimde uyum sağlamak” anlamına gelir. Çocukluk deneyimi, ardından tanıtılan temel özelliği destekler ve onunla doğal biçimde bağlantı kurar. İfade, parçaların sıkıca birbirine geçtiği marangozluktaki kırlangıç kuyruğu birleşiminden gelir. Tartışma ve yazılarda birbirini tamamlayan ya da güçlendiren fikirler, kanıtlar, planlar veya olaylar için mecaz olarak kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede iki bilginin birbiriyle uyuştuğunu ve aynı sonucu güçlendirdiğini anlatmak için dovetails with kullanılmıştır?

  1. The survey result happened before the interview data.
  2. The survey result dovetails with the interview data.
  3. The survey result replaces the interview data.
Cevabı göster

The survey result dovetails with the interview data.

We know ourselves from the inside, Anlatım akışı

2:04

Kendimizi içeriden biliriz,

but we know others only from the outside.

2:07

ama diğerlerini sadece dışarıdan biliriz.

Anlatım akışı

We know ourselves ... but we know others ...: paralel bir karşıtlık kurmak

Cümle dengeli bir kalıp kullanır: We know + nesne + from the + bakış açısı; ardından but gelir ve aynı kalıp tekrarlanır. Bu tekrar, dinleyicinin ourselves/others ve inside/outside karşıtlıklarını hemen karşılaştırmasını sağlar. Inside, kendi düşünce ve duygularımıza doğrudan erişimi; outside ise başkalarının gözlemlenebilen sözlerini, davranışlarını ve görünüşünü anlatır. Paralel karşıtlık, erişimdeki bu farkı gerçek bir konum anlatımı olmaktan çıkarıp açık ve akılda kalıcı bir iddiaya dönüştürür.

Alıştırma

Hangi cümle, kişinin kendisi hakkındaki bilgisinin doğrudan, başka biri hakkındaki bilgisinin ise çıkarıma dayalı olduğunu dengeli bir karşıtlıkla gösterir?

  1. I experience my own anxiety directly, but I recognize your anxiety only from what you say and do.
  2. I sometimes feel anxious, and other people sometimes do too.
  3. Your anxiety can affect the way you speak and act.
Cevabı göster

I experience my own anxiety directly, but I recognize your anxiety only from what you say and do.

So we're constantly aware of all our anxieties,

2:10

Yani sürekli olarak tüm kaygılarımızın,

doubts, and idiocies,

2:13

şüphelerimizin ve aptallıklarımızın farkındayızdır,

yet all we know of others

2:15

ancak diğerleri hakkında tek bildiğimiz

is what they happen to do and tell us, Dilbilgisi

2:17

tesadüfen yaptıkları ve bize söyledikleridir,

which is a far narrower and more edited source of information. Dilbilgisi

2:19

ki bu çok daha dar ve daha fazla düzenlenmiş bir bilgi kaynağıdır.

Dilbilgisi

happen to do and tell us: tesadüf ve ortak kullanılan fiil yapısı

happen to + fiilin yalın hâli yapısında happen, bir şeyi tesadüfen yapmak veya koşullar öyle geliştiği için yapmak anlamına gelir. Burada ifade, başkaları hakkındaki bilgimizi onların tesadüfen yaptığı davranışlarla ve bize tesadüfen anlattıklarıyla sınırlar; onların düşündüğü veya yaşadığı her şeyi kapsamaz. Mastar işaretleyicisi to, bağlanan iki fiili de yönetir: happen to do and (happen to) tell us. They öznesi do ve tell eylemlerini gerçekleştirir; bu yapı onların başına bir şey geldiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Karşılaşmanın tesadüfen olduğunu göstermek için cümleyi happen to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: I was new at school, but I ____ meet someone from my hometown.

Cevabı göster

happened to

Dilbilgisi

far narrower and more edited: koordineli karşılaştırmaları güçlendirme

Buradaki far, fiziksel uzaklığı anlatan bir sözcük değil, derece belirtecidir. Narrower karşılaştırma biçiminin önünde farkın büyük olduğunu gösterir: Bilgi kaynağının kapsamı, karşılaştırmada kullanılan daha eksiksiz bilgiye göre çok daha dardır. Narrower ve more edited, source sözcüğünü niteleyen koordineli karşılaştırma ifadeleridir. Narrow, -er alarak karşılaştırma biçimini oluştururken edited, more ile karşılaştırılır. Birlikte, eldeki bilginin hem daha sınırlı hem de daha seçici biçimde süzülmüş olduğunu anlatırlar.

Alıştırma

Hangi cümle yeni güzergâhın eskisinden büyük ölçüde daha kısa olduğunu doğal şekilde ifade eder?

  1. The new route is very shorter than the old one.
  2. The new route is far short than the old one.
  3. The new route is far shorter than the old one.
Cevabı göster

The new route is far shorter than the old one.

We're often left to conclude that we are isolated Kalıp ifadeler

2:23

Genellikle, insan doğasının

at the more freakish and revolting end of human nature.

2:26

daha garip ve itici ucunda izole olduğumuz sonucuna varırız.

Kalıp ifadeler

be left to conclude: bilgi eksikliğinin zorunlu kıldığı çıkarım

be left to conclude that ... yapısında left, “daha iyi bir açıklamanın bulunmadığı bir durumda kalmak” anlamına gelir. Edilgen yapı, birinin sonuç çıkarmayı emretmesine değil, bilgi eksikliğine odaklanır. Bu ifade, başka kanıt veya açıklamalar bulunmadığında geriye kalan çıkarımın bu sonuç olduğunu gösterir. Burada left, “ayrılmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Başka hiçbir açıklama yapılmadığı için bunun tek makul sonuç olduğunu en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. We walked away before deciding whether the service had ended.
  2. The company directly informed us that the service had ended.
  3. With no explanation from the company, we were left to conclude that the service had ended.
Cevabı göster

With no explanation from the company, we were left to conclude that the service had ended.

Far from it. Deyimler

2:30

Asla öyle değildir.

Deyimler

Far from it: önceki düşünceyi güçlü biçimde reddetme

Far from it, “bu doğru değil; gerçek neredeyse tam tersidir” anlamına gelen kalıplaşmış bir yanıttır. Az önce söylenen bir düşünceyi güçlü biçimde reddeder. It, bir yere değil, önceki bir iddia veya varsayıma gönderme yapar; bu nedenle far fiziksel mesafeyi anlatmaz. Bu ifade, konuşmacı gerçek durumu açıklamadan önce çoğu zaman keskin bir geçiş yaratır.

Alıştırma

Yürüyüş hiç kolay olmayıp çok yorucu olduğunda en uygun yanıtı seçin.

  1. By the way, it was exhausting.
  2. Not quite. It was fairly easy.
  3. Far from it. It was exhausting.
Cevabı göster

Far from it. It was exhausting.

We're just failing to imagine that others are, of course,

2:31

Biz sadece, elbette, diğerlerinin de

every bit as disturbed as we are. Dilbilgisi

2:34

bizim kadar rahatsız olduklarını hayal edemiyoruz.

Dilbilgisi

every bit as disturbed as: derece bakımından tam eşitlik

every bit as disturbed as ifadesinde every bit, as + adjective + as eşitlik karşılaştırmasını güçlendirir. Başkalarının da bizimle tam olarak aynı ölçüde sıkıntılı olduğunu anlatır; yalnızca benzer veya biraz daha az sıkıntılı olduklarını değil. Burada every bit, tamamen ya da aynı ölçüde anlamında bir derece zarfı öbeğidir. Ayrı küçük parçaları anlatmaz.

Alıştırma

Güçlü biçimde vurgulanan eşitliği göstermek için cümleyi every bit as ... as ile tamamlayın: The tests found no difference in accuracy. The budget sensor is ____ the premium one.

Cevabı göster

every bit as accurate as

Without knowing exactly what it is that troubles or racks Dilbilgisi

2:37

Dışarıdan çok etkileyici görünen başka bir kişiyi

another outwardly very impressive person,

2:40

neyin sıkıntıya soktuğunu veya eziyet ettiğini tam olarak bilmeden,

we can be sure that it will be something.

2:43

bunun bir şey olduğundan emin olabiliriz.

Dilbilgisi

Without knowing ... we can be sure: sınırlı bilgiyle akıl yürütme

Baştaki Without knowing ... bölümü, konuşanın sahip olmadığı bilgiyi, yani başka bir kişiyi rahatsız eden şeyin tam olarak ne olduğunu belirtir. -ing yan cümlesi ana cümleyi niteler; bu nedenle bilmeyen kişinin ana cümlenin öznesi we olduğu anlaşılır. Ardından gelen we can be sure ana cümlesi, eksik ayrıntıya rağmen mümkün olan daha genel bir sonuç belirtir. Bu kalıp akıl yürütmek için kullanışlıdır: belirli bir bilgiyi bilmemek, desteklenen genel bir yargıya varmayı engellemez. Buradaki Without, daha önceki bir zamanı değil, eksik bir bilgi koşulunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, belirli bir ayrıntının bilinmediğini fakat daha genel bir sonucun yine de desteklendiğini anlatan kalıbı kullanıyor?

  1. Because we knew the exact route, we were sure that the hikers had crossed the river.
  2. Without knowing the exact route, we can be sure from the wet footprints that the hikers crossed the river.
  3. Before knowing the exact route, we waited to learn whether the hikers had crossed the river.
Cevabı göster

Without knowing the exact route, we can be sure from the wet footprints that the hikers crossed the river.

We might not know exactly what they regret,

2:46

Tam olarak neden pişmanlık duyduklarını bilemeyebiliriz,

but there will be agonizing feelings of some kind.

2:48

ama bir tür ıstırap verici duygu var olacaktır.

We won't be able to say exactly

2:52

Tam olarak ne tür olağandışı bir cinsel saplantının

what kind of unusual sexual kink obsesses them,

2:53

onları takıntı haline getirdiğini söyleyemeyiz,

but there will be one.

2:57

ama bir tane olacaktır.

And we can know this because vulnerabilities and compulsions

2:58

Ve bunu bilebiliriz çünkü zayıflıklar ve zorlantılar

cannot be curses

3:02

sadece bizim başımıza musallat olan

that have just descended upon us uniquely.

3:03

benzersiz lanetler olamazlar.

They are universal features of human mental equipment.

3:06

Bunlar insan zihinsel donanımının evrensel özellikleridir.

The solution to the imposter syndrome lies in making a crucial leap of faith, Notlar

3:10

Sahtekar sendromunun çözümü hayati bir inanç sıçraması yapmaktır,

Kalıp ifadeler

the solution to X lies in doing Y kalıbı

'the solution to X lies in doing Y' kalıbı, X’i çözmenin temel yolunun Y’yi yapmak olduğunu belirtir. Buradaki lies, 'bulunur' veya '-de yatar' anlamındadır; 'yalan söyler' anlamına gelmez. Solution to ifadesinden sonra sorun, lies in ifadesinden sonra ise bir isim ya da -ing biçimi gelir. Bu cümlede making, çözüm olarak sunulan eylemi başlatır.

Alıştırma

Eksik olan tam ifadeleri yazarak resmî kalıbı tamamlayın: The ____ the scheduling problem ____ setting clearer deadlines.

Cevabı göster

solution to · lies in

Deyimler

a leap of faith ifadesi

a leap of faith, tam kanıt veya kesinlik olmadan güvenmeyi ya da harekete geçmeyi seçmektir. Bu bir deyimdir; fiziksel bir sıçramayı anlatmaz. Burada making a crucial leap of faith, doğrudan doğrulanamasa da önemli bir varsayımı kabul etmek demektir. Bu ifadede faith mutlaka dinî inanç anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum en iyi a leap of faith olarak tanımlanır?

  1. İnancınızı incelemeyi reddettiğiniz için her soruyu geri çevirmek
  2. Başarı garanti olmasa da ekibe güvendiğiniz için yeni bir projeye katılmak
  3. Biletinizde açıkça yazılı kalkış saatini kontrol etmek
Cevabı göster

Başarı garanti olmasa da ekibe güvendiğiniz için yeni bir projeye katılmak

the leap that others' minds must work in basically

3:15

diğerlerinin zihinlerinin temel olarak bizimkilerle

much the same way as ours do. Dilbilgisi

3:18

aynı şekilde çalışması gerektiğine dair bir sıçramadır.

Dilbilgisi

much the same way as ours do: işleyiş biçimlerini karşılaştırma

Much the same way as, tamamen aynı olması gerekmese de çok benzer bir şekilde anlamına gelir. Burada, diğer insanların zihinlerinin bizim zihinlerimize çok benzer bir şekilde çalıştığının varsayıldığını anlatır. Ours, our minds ifadesinin; do ise work fiilinin yerini tutar. Bu kullanımlar tekrarı önler. As our minds work dil bilgisi açısından doğru olurdu, ancak gereksiz bir tekrar yaratırdı.

Alıştırma

Cümleyi much the same way as ve do fiilinin doğru yerine geçme biçimiyle tamamlayın: Their new system processes orders in ____.

Cevabı göster

much the same way as ours does

Everyone must be as anxious, uncertain, and wayward as we are.

3:21

Herkes bizim kadar endişeli, belirsiz ve dikbaşlı olmalıdır.

It's a leap of faith because we just have to accept

3:25

Bu bir inanç sıçramasıdır çünkü sadece

that the majority of what we feel and are,

3:28

hissettiklerimizin ve olduğumuz şeylerin çoğunun,

especially the more shameful unmentionable sides,

3:31

özellikle de daha utanç verici söylenemez yönlerinin,

will have a corollary in each and every one of us. Kalıp ifadeler

3:34

her birimizde bir karşılığı olacağını kabul etmemiz gerektiğidir.

Kalıp ifadeler

each and every one of us: hiçbir istisna olmadığını vurgulama

Each and every one of us, grubumuzdaki her bir kişi, hiçbir istisna olmadan anlamına gelir. Bu kalıplaşmış birleşim, each sözcüğünün bireye odaklanmasını every sözcüğünün eksiksiz kapsama anlamıyla birleştirerek daha güçlü bir vurgu oluşturur. Bu cümlede, söz edilen rahatsız edici yönlerin bütün insanlarda bir karşılığı bulunduğu vurgulanır. Each and every iki farklı gruba işaret etmez; herkesi içeren tek bir grubu güçlendirerek anlatır.

Alıştırma

Grubumuzun hiçbir üyesinin dışarıda kalmadığını vurgulamak için each ve every sözcüklerini birleştiren ifadeyle cümleyi tamamlayın: This decision affects ____.

Cevabı göster

each and every one of us

One of the tasks that works of art should ideally accomplish Dilbilgisi

3:39

Sanat eserlerinin ideal olarak başarması gereken görevlerden biri

is to take us more reliably

3:42

bizi korkutucu bulduğumuz insanların zihinlerine

Dilbilgisi

One of the tasks that X should accomplish is to Y kalıbı

One of the tasks that X should accomplish is to Y kalıbı, X’in yerine getirmesi beklenen birkaç işlevden birini sunar. of the tasks daha geniş görev kümesini belirtir; that X should accomplish ilgi cümleciği ise bu görevleri açıklar. Ana cümlenin dil bilgisel öznesi tekil One olduğu için tasks ve X çoğul olsa bile bağ fiili is olur. is sonrasında to ve fiilin yalın hâli işlevi belirtir; ideally ise beklentiyi garanti edilmiş bir sonuçtan çok bir hedef olarak gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıbın gerektirdiği bağ fiili ve mastar işaretiyle tamamlayın: One of the jobs that a good introduction should accomplish ____ explain why the topic matters.

Cevabı göster

is to

into the minds of people we're intimidated by

3:44

daha güvenilir bir şekilde sokarak

in order to show us the more average,

3:47

onların sahip oldukları daha sıradan,

muddled, and fretful experiences that they have.

3:49

karmaşık ve sıkıntılı deneyimleri bize göstermektir.

That way,

3:52

Bu şekilde,

we would be helped to understand

3:53

anlamamıza yardımcı olunurdu:

that we're not barred by our vulnerabilities Kalıp ifadeler

3:55

zayıflıklarımız nedeniyle

from doing what they do.

3:57

onların yaptıklarını yapmaktan alıkonmuyoruz.

Kalıp ifadeler

be barred by something from doing something: bir şey yüzünden bir eylemden alıkonmak

be barred by something from doing something yapısında barred, bar isim anlamında değil, “engellenmiş” veya “dışlanmış” anlamındadır. Edilgen yapının öznesi etkilenen kişidir; by engelin varsayılan kaynağını, from doing ise engelin önleyeceği eylemi belirtir. Burada vulnerabilities olası bir engel olarak sunulur, ancak kişinin hareket etme yeteneğini veya hakkını gerçekten ortadan kaldıran bir şey değildir. Daha genel olarak bar someone from doing something, resmî bir kısıtlamayı ya da erişim veya katılımı engelleyen bir durumu anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi gerekli edatla tamamlayın: The safety rule bars visitors ____ entering the construction area.

Cevabı göster

from

That's what the philosopher Montaigne,

3:59

İşte bu, filozof Montaigne'in,

writing in the 16th century, Dilbilgisi

4:01

16. yüzyılda yazarken,

was attempting to do when he playfully informed his readers,

4:03

okuyucularına şakacı bir şekilde bildirdiğinde yapmaya çalıştığı şeydi:

Dilbilgisi

Ek bilgi veren bir -ing yan cümlesi olarak writing in the 16th century

writing in the 16th century, ek bilgi veren bir -ing yan cümlesidir. Montaigne'in yazdığı döneme ilişkin arka planı ekler; çekimli ana fiil öbeği ise was attempting ifadesidir. writing sözcüğünün örtük öznesi Montaigne'dir. Bu kısa yapı, biyografi veya açıklama metinlerinde ayrı bir cümle kurmadan bir isme arka plan bilgisi eklemeyi sağlar.

Alıştırma

'The scientist, working late at night, finally solved the problem,' cümlesinde 'working late at night' ne işe yarar?

  1. the scientist hakkında arka plan bilgisi ekler; ana fiil solved olarak kalır.
  2. Cümlenin çekimli ana fiili görevini üstlenir.
  3. the scientist yerine the problem ifadesini niteler.
Cevabı göster

the scientist hakkında arka plan bilgisi ekler; ana fiil solved olarak kalır.

in plain French,

4:06

sade bir Fransızca ile,

that kings and philosophers shit,

4:08

kralların ve filozofların da sıçtığını,

and so do ladies. Dilbilgisi

4:11

ve hanımefendilerin de.

Dilbilgisi

and so do ladies: so + yardımcı fiil + özne

and so do ladies, krallar ve filozoflar hakkında söylenen şeyin hanımlar için de geçerli olduğu anlamına gelir. do, geniş zamandaki shit fiilinin yerini tutar; böylece asıl fiilin tamamını tekrar etmek gerekmez. Ekleme bildiren kalıp so + yardımcı fiil + özne şeklindedir. Yardımcı fiil yeni özneden önce gelir: so do ladies. Yardımcı fiili önceki fiilin zamanına ve türüne, gerektiğinde de yeni özneye uydurun; so does Mina, so did we ve so can I örneklerinde olduğu gibi.

Alıştırma

'Mia likes jazz too' anlamını veren devrik biçimle cümleyi tamamlayın: Leo likes jazz, and ____.

Cevabı göster

so does Mia

Montaigne's point is that

4:12

Montaigne'in asıl anlatmak istediği,

for all the evidence that exists about this shitting, Dilbilgisi

4:14

bu sıçma hakkında var olan tüm kanıtlara rağmen,

we might not guess that these people ever had to squat on a toilet.

4:17

bu insanların bir zamanlar klozete çömelmek zorunda kaldıklarını tahmin edemeyebiliriz.

Dilbilgisi

Ödünleme bildiren for all + isim öbeği

Bu cümlede for all the evidence ... ödünleme bildirir ve “bu dışkılama hakkında var olan tüm kanıtlara rağmen” anlamına gelir. Kanıtlar gerçektir, ancak beklenen sonuca götürmez. for all + isim öbeği yapısı, normalde etkili olması beklenen bir gerçeği veya avantajı sunar ve ardından bunu şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştırır. Burada for, despite anlamındadır; amaç veya yarar bildirmez.

Alıştırma

Bu cümlenin başındaki ifade ne anlama gelir? For all his experience, Omar made a basic mistake.

  1. Deneyimli her kişi için
  2. Deneyimini kaybettikten sonra
  3. Çok fazla deneyimi olmasına rağmen
  4. Deneyim kazanmak istediği için
Cevabı göster

Çok fazla deneyimi olmasına rağmen

We never see distinguished types doing this,

4:20

Seçkin tiplerin bunu yaptığını asla görmeyiz,

while, of course,

4:22

oysa elbette,

we are immensely well informed about our own digestive activities.

4:23

kendi sindirim faaliyetlerimiz hakkında fazlasıyla bilgi sahibiyiz.

And therefore,

4:27

Ve bu yüzden,

we build up a sense Öbek fiiller

4:28

şöyle bir algı oluştururuz:

that because we have crude and sometimes rather desperate bowels,

4:29

kaba ve bazen oldukça çaresiz bağırsaklarımız olduğu için,

Öbek fiiller

build up a sense that: yavaş yavaş oluşan bir izlenim

Build up, zaman içinde geliştirmek veya biriktirmek anlamına gelir. a sense that ile birlikte, bir anda ortaya çıkmak yerine zamanla güçlenen bir izlenimi veya inancı anlatır. that yan cümlesi izlenimin içeriğini verir: build up a sense that + yan cümle. Altyazıda, bedensel sorunlarla ilgili tekrarlanan düşünceler that sonrasında ifade edilen hissi yavaş yavaş oluşturur; burada sense, beş fiziksel duyudan biri değil, “izlenim” anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için build up a sense that ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: After weeks of small delays, we ____ the launch would be postponed.

Cevabı göster

built up a sense that

we can't be philosophers, kings, or ladies,

4:33

filozof, kral veya hanımefendi olamayacağımızı,

and that if we set ourselves up in these roles,

4:36

ve kendimizi bu rollere koyarsak,

we would just be imposters.

4:39

sadece sahtekar olacağımızı düşünürüz.

Montaigne's example is a neat one

4:41

Montaigne'in örneği yerinde bir örnektir

because despite the lack of evidence, Dilbilgisi

4:43

çünkü kanıt eksikliğine rağmen,

we know that these exalted people must, of course,

4:45

bu yüce insanların da elbette

excrete in exactly the same way we do.

4:47

tıpkı bizim gibi boşaltım yaptıklarını biliriz.

Dilbilgisi

kanıt eksikliğine rağmen

Despite bir ödünleme ilişkisi kurar: kanıt eksikliği sonucu zayıflatıyor gibi görünebilir, ancak konuşanın iddiasını değiştirmez. Vurgulanan bölümde despite, the lack of evidence isim öbeğini alır. despite sonrasındaki ifade bir engel veya ters beklenti sunar; ana cümlenin yargısı ise buna rağmen geçerliliğini korur.

Alıştırma

Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?

  1. Despite the heavy rain, the game continued.
  2. Despite it was raining heavily, the game continued.
  3. Despite of the heavy rain, the game continued.
Cevabı göster

Despite the heavy rain, the game continued.

So, with Montaigne's guidance,

4:50

Yani, Montaigne'in rehberliğinde,

we're invited to take on a saner sense

4:52

daha mantıklı bir anlayış edinmeye davet ediliyoruz:

of what grand, powerful, and beautiful people are really like.

4:55

Büyük, güçlü ve güzel insanların gerçekte nasıl olduklarına dair.

But the real target isn't just an under-confidence about bodily functions. Anlatım akışı

4:59

Ancak asıl hedef, sadece bedensel işlevler hakkındaki özgüven eksikliği değildir.

Anlatım akışı

Ancak asıl hedef yalnızca … değil

But, önceki örnekten yeni bir odağa geçildiğini gösterir. The real target fiziksel bir nesneyi değil, tartışmanın ele almaya çalıştığı asıl meseleyi ifade eder. Isn't just, adı geçen meselenin ana fikrin yalnızca bir parçası olduğunu anlatır. Sonrasında daha geniş veya daha önemli bir fikrin geleceğini hazırlar ve tartışmayı şu sırayla düzenler: önceki örnek → sınırlı odak → daha geniş iddia.

Alıştırma

Hangi cümle bütçenin odağın bir parçası olduğunu, ancak odağın tamamı olmadığını anlatır?

  1. Cost matters, but the real target is just the budget; the schedule is not a concern.
  2. Cost matters, but the real target isn't just the budget; the schedule is also a concern.
  3. Cost matters, but the real target isn't the budget; the schedule is the concern.
Cevabı göster

Cost matters, but the real target isn't just the budget; the schedule is also a concern.

This point extends into the psychological arena too. Deyimler

5:04

Bu nokta psikolojik alana da uzanır.

Deyimler

extends into the psychological arena: alan mecazı

Burada extends into, “bir alanın sınırlarını aşıp başka bir alanda da geçerli hâle gelmek” anlamına gelir. Bu nokta yalnızca bedensel konularla sınırlı değildir; psikoloji için de geçerlidir. The psychological arena, bir spor arenasını değil psikoloji alanını anlatan bir mecazdır. Yeniden kullanılabilen X extends into the Y arena kalıbı, bir sorunun, etkinin veya savın başka bir alana geçtiğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi extend into ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Because regulations are involved, the food-labeling debate ____ the legal arena.

Cevabı göster

extends into

Montaigne might also have said Dilbilgisi

5:07

Montaigne şunu da söylemiş olabilirdi:

that kings, philosophers, and ladies

5:09

Krallar, filozoflar ve hanımefendiler

are racked by self-doubt and feelings of inadequacy, Kalıp ifadeler

5:11

kendinden şüphe etme ve yetersizlik duygularıyla boğuşur,

Dilbilgisi

might also have said: hayalî bir geçmiş söz

Might have said, might + have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanarak geçmişle ilişkili bir sözün mümkün olduğunu anlatır. Montaigne'in bu sözleri gerçekten söylediğini iddia etmez. Burada yazar, Montaigne'in düşüncesini temkinli biçimde genişletir: Bu, onun belki söylemiş olabileceği makul bir ifadedir. Also, bu hayalî ifadeyi önceki noktaya bağlar.

Alıştırma

Hangi cümle, geçmişte yaşamış bir düşünürün ifade etmiş olabileceği bir fikri gerçek bir alıntı olduğunu iddia etmeden temkinli biçimde önerir?

  1. The philosopher might say that patience is a kind of courage.
  2. The philosopher said that patience is a kind of courage.
  3. The philosopher might have said that patience is a kind of courage.
Cevabı göster

The philosopher might have said that patience is a kind of courage.

Kalıp ifadeler

racked by self-doubt: kendinden kuşku duymaktan dolayı ıstırap çekmek

racked by self-doubt ifadesindeki be racked by, acı veren veya sıkıntı yaratan bir şey yüzünden yoğun biçimde ıstırap çekmek anlamına gelir. Burada self-doubt, devam eden zihinsel acının kaynağıdır. İfade mecazidir; gerçek bir işkence aleti söz konusu değildir. be racked by + isim yapısı, acıyı ciddi ve kurtulması zor bir durum olarak sunar; küçük ve geçici bir endişeyi anlatmaz.

Alıştırma

be racked by hangi durumda en doğal kullanımdır?

  1. Bir kişinin birkaç saniyelik küçük bir sorusu vardır.
  2. Bir kişi çantasını bir rafa koyar.
  3. Bir kişi aylarca yoğun biçimde kendinden kuşku duyarak acı çeker.
Cevabı göster

Bir kişi aylarca yoğun biçimde kendinden kuşku duyarak acı çeker.

sometimes bump into doors,

5:14

bazen kapılara çarparlar

and have weird lustful thoughts about members of their own families.

5:16

ve kendi ailelerinin üyeleri hakkında tuhaf şehvetli düşüncelere kapılırlar.

Furthermore, Anlatım akışı

5:19

Dahası,

instead of considering only the big figures of 16th century France, Dilbilgisi

5:20

sadece 16. yüzyıl Fransa'sının büyük şahsiyetlerini düşünmek yerine,

we could update this example and refer to CEOs, corporate lawyers,

5:24

bu örneği güncelleyebilir ve CEO'lara, şirket avukatlarına,

Dilbilgisi

instead of considering: bir yaklaşımı diğeriyle değiştirmek

Instead of, seçilmeyen eylemi veya yaklaşımı belirtir. Burada yalnızca 16. yüzyıl Fransa'sının önemli isimlerini ele almak eski yaklaşımdır; ana cümle ise örneği güncellemeyi önerir. Instead of bir edat gibi işlediği için ardından bir eylem geldiğinde fiil normalde -ing biçimini alır: instead of considering doğrudur, instead of consider değildir. Only, ele alınan kişilerin kapsamını sınırlar; bir yaklaşımı diğeriyle değiştirme eylemini sınırlamaz.

Alıştırma

Cümleyi consider fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Instead of ____ only the cheapest option, compare quality as well.

Cevabı göster

considering

news presenters,

5:28

haber sunucularına,

and successful start-up entrepreneurs.

5:29

ve başarılı start-up girişimcilerine de değinebiliriz.

Anlatım akışı

Ek bilgi bağlacı olarak Furthermore

Furthermore, yazarın aynı düşünce çizgisini destekleyen veya genişleten başka bir nokta eklediğini gösterir. Okura bir karşıtlık değil, konuyla ilgili ek bir nokta geleceğini bildirir. Bu cümlede güncellenmiş örnekleri önceki tartışmaya bağlar; böylece savın yönü değişmez ve aynı doğrultuda ilerler.

Alıştırma

İkinci cümlenin başka bir destekleyici nokta eklediğini gösteren bağlacı seçin: The library now stays open later. ___, it has added free weekend workshops.

  1. Furthermore
  2. For example
  3. However
Cevabı göster

Furthermore

They too can't cope, feel they might buckle under pressure, Deyimler

5:32

Onlar da başa çıkamazlar, baskı altında ezilebileceklerini hissederler,

Deyimler

buckle under pressure: baskıyla başa çıkma yetisini kaybetmek

Buckle under pressure, stres aşırı arttığında sağlam durma, durumla başa çıkma veya iyi performans gösterme yetisini kaybetmeyi anlatan bir mecazdır. Bir insanın duygusal ya da davranışsal olarak pes etmesini, bir nesnenin kuvvet altında bükülmesine benzetir. Bu cümlede might buckle, zaten gerçekleşmiş bir olayı değil, gerçekleşmesinden korkulan bir olasılığı anlatır.

Alıştırma

After hours of hostile questions, he began to buckle under pressure cümlesinde buckle under pressure ne anlama gelir?

  1. Gergin olduğu için kemerini bağladı.
  2. Sakin kaldı ve normal şekilde performans gösterdi.
  3. Başa çıkma yetisini kaybetmeye başladı.
Cevabı göster

Başa çıkma yetisini kaybetmeye başladı.

and look back on certain decisions with shame and regret. Öbek fiiller

5:35

ve bazı kararlarına utanç ve pişmanlıkla dönüp bakarlar.

Öbek fiiller

look back on: geçmişi bugünden hatırlayıp değerlendirmek

Bu cümlede look back on, geçmişteki kararları daha sonraki bir zamandan hatırlayıp onlar üzerinde düşünmek anlamına gelir. with shame and regret, konuşanın şimdi bu kararları olumsuz değerlendirdiğini gösterir. Kalıp look back on + geçmişteki bir deneyim, olay, dönem, kişi veya seçim şeklindedir. on bu öbek fiilin bir parçasıdır; bu nedenle hatırlanan nesne on'dan sonra gelir.

Alıştırma

“Hatırlamak ve değerlendirmek” anlamındaki bu dersin üç sözcüklü öbek fiiliyle cümleyi tamamlayın: I now ____ that difficult year with pride.

Cevabı göster

look back on

No less than shitting, Dilbilgisi

5:39

Sıçmaktan farklı olarak değil,

such feelings are not what separates us from them.

5:40

böyle duygular bizi onlardan ayıran şey değildir.

Dilbilgisi

No less than shitting: karşılaştırmada eşit güç

Burada no less than, “daha düşük bir derecede değil” ya da “aynı ölçüde” anlamına gelir. shitting hakkında daha önce yapılan bir yargıyı yeni yargıya taşır: bedensel işlevler iki grubu birbirinden ayırmaz; utanç ve pişmanlık duyguları da ayırmaz. Baştaki sözler eksiltili bir karşılaştırma oluşturur. Ortak yüklem olan do not separate us from them yalnızca ana cümlede yer alır, fakat shitting için de anlaşılır. Burada amaç bir miktarı ölçmek değil, iki yargının da eşit derecede geçerli olduğunu göstermektir.

Alıştırma

Bu cümlenin başındaki karşılaştırma ne anlama geliyor? “No less than talent, patience contributes to long-term success.”

  1. Uzun vadeli başarı için sabır yetenekten daha az önemlidir.
  2. Sabır ve yetenek tamamen aynı özelliktir.
  3. Sabır, yetenek gibi uzun vadeli başarıya katkıda bulunur.
Cevabı göster

Sabır, yetenek gibi uzun vadeli başarıya katkıda bulunur.

Our inner frailties don't cut us off from doing what they do. Öbek fiiller

5:44

İçsel zayıflıklarımız bizi onların yaptıklarını yapmaktan alıkoymaz.

Öbek fiiller

cut us off from doing something: bir şeyi yapmamıza engel olmak

Cut someone off from doing something, birini bir şeyi yapmak için gereken erişimden, fırsattan veya bağlantıdan ayırmak demektir. Burada don't cut us off from doing, insani zayıflıkların başarılı insanların yaptığı işleri yapma olasılığından bizi dışlamadığını anlatır. Yapı cut + kişi + off from + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede us etkilenen gruptur; doing ise hâlâ yapılabilecek eylemi belirtir.

Alıştırma

cut someone off from doing something yapısını doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. The flood cut the town off from receiving fresh food.
  2. The flood cut the town off from receive fresh food.
  3. The flood cut the town from receiving off fresh food.
Cevabı göster

The flood cut the town off from receiving fresh food.

If we were in their roles, Dilbilgisi

5:49

Eğer onların rollerinde olsaydık,

we'd not be imposters,

5:50

sahtekar olmazdık,

we'd simply be normal.

5:52

sadece normal olurduk.

Dilbilgisi

If we were ..., we'd ... ile şimdiki zamanı hayal etmek

If we were in their roles, geçmişte gerçekten olmuş bir olayı değil, şimdiki zamana ilişkin hayalî bir durumu kurar. Geçmiş zaman biçimindeki were gerçekliğe uzaklığı gösterir; we'd ise we would anlamındadır. İki sonuç cümleciği paraleldir: we'd not be imposters sahte olma korkusunu reddederken, we'd simply be normal bunun yerine konuşanın vardığı sonucu koyar. Aktarılabilir yapı, gerçek dışı veya düşük olasılıklı bir şimdiki ya da gelecek zaman durumu için If + geçmiş zaman, would + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Şu anda farklı bir durumu hayal eden cümleyi seçin.

  1. If I were the team leader, I'd ask everyone for ideas.
  2. If I had been the team leader, I'd have asked everyone for ideas.
  3. If I am the team leader tomorrow, I'll ask everyone for ideas.
Cevabı göster

If I were the team leader, I'd ask everyone for ideas.

Making a leap of faith around what other people are really like Dilbilgisi

5:55

Diğer insanların gerçekte nasıl oldukları konusunda bir inanç sıçraması yapmak

helps us to humanize the world.

5:58

dünyayı insanileştirmemize yardımcı olur.

Dilbilgisi

Making ... helps: özne olarak uzun bir -ing yan cümlesi

Making ... really like biçimindeki uzun -ing yan cümlesinin tamamı öznedir. Diğer insanların gerçekte nasıl oldukları konusunda bir inanç sıçraması yapma eylemini tek bir fikir olarak sunar. Yan cümlenin tamamı tek bir dil bilgisi birimi olduğu için ana fiil tekil helps biçimindedir. Yan cümlenin içindeki çoğul other people, ana fiilin biçimini belirlemez. helps us to humanize ... bu eylemin ne yapmamızı sağladığını açıklar. Burada humanize, dünyayı bir insana dönüştürmek değil; dünyayı ve içindeki insanları daha gerçekçi, empatik ve insani bir bakışla görmek demektir. Başka bağlamlara aktarılabilecek kalıp Doing X + tekil fiil + nesne + to-infinitive biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi help fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın. -ing grubunun tamamını tek bir özne olarak değerlendirin: Listening to different opinions ____ us to make better decisions.

Cevabı göster

helps

It means that whenever we encounter a stranger,

6:00

Bu, bir yabancıyla ne zaman karşılaşsak,

we're not really encountering a stranger.

6:03

aslında bir yabancıyla karşılaşmadığımız anlamına gelir.

We're, in fact,

6:06

Aslında,

encountering someone who is,

6:06

şöyle biriyle karşılaşıyoruz:

in spite of the surface evidence to the contrary, Kalıp ifadeler

6:08

yüzeysel kanıtların aksine,

in basic ways very much like us.

6:11

temel yollarla çokça bize benzeyen.

Kalıp ifadeler

in spite of the surface evidence to the contrary: yüzeydeki karşıt kanıtlara rağmen

in spite of bir ödünleme ilişkisi kurar. Araya eklenen ifade, gözle görülen dış işaretlerin ana iddiaya karşı çıkıyor gibi göründüğünü kabul eder; ancak cümle yine de kişinin temel yönlerden bize çok benzediğini belirtir. Virgüller, bu ifadenin who is ... in basic ways very much like us yapısının içine giren bir ara açıklama olduğunu gösterir. surface evidence to the contrary ifadesinde to the contrary, evidence sözcüğünü niteler ve karşıt sonuca işaret eden kanıt anlamına gelir. on the contrary anlamında bağımsız bir geçiş ifadesi değildir.

Alıştırma

Görünürdeki kanıtlar karşıt sonuca işaret ettiği hâlde Priya'nın görüşünü koruduğunu anlatan cümle hangisidir?

  1. Because the evidence confirmed her view, Priya believed the device was safe.
  2. In spite of the evidence to the contrary, Priya believed the device was safe.
  3. Priya looked for evidence to the contrary before forming a view.
Cevabı göster

In spite of the evidence to the contrary, Priya believed the device was safe.

And, therefore,

6:14

Ve, dolayısıyla,

nothing fundamental stands between us and the possibility of responsibility, Kalıp ifadeler

6:15

bizimle sorumluluk, başarı ve tatmin olasılığı arasında

success, and fulfillment.

6:20

hiçbir temel engel duramaz.

Kalıp ifadeler

stands between us and the possibility: olasılığa giden yoldaki engel

Burada stands between us and the possibility, “bizimle bu olasılığı gerçekleştirmemiz arasında bir engel oluşturur” anlamına gelir. Özne nothing fundamental olduğu için cümle, yolu kapatan temel veya kaçınılmaz bir engel bulunmadığını söyler. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp something stands between A and B şeklindedir. Özne engeli, A etkilenen kişiyi veya grubu, B ise istenen hedefi, fırsatı ya da sonucu belirtir.

Alıştırma

Bir koşulun tek engel olduğunu göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: One final form ____ us and approval.

Cevabı göster

stands between