Tahterevalli | Tam Bölüm | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
731 kelime 158 kel/dk

Video özeti: Bluey ve arkadaşları, daha fazla çocuğu tahterevalliye çıkararak Baba’yı aşağı indirmeye çalışır. Sonunda Pom Pom belirleyici katkıyı yapar ve küçük olmanın önemli bir rol üstlenmeye engel olmadığını kanıtlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. hang out. — Deyimsel fiiller: Çamaşır bağlamında bu ifadenin biriyle vakit geçirmek değil, giysileri kurumaları için dışarıya asmak anlamına geldiğini anlayın. Böylece günlük bir deyimsel fiilin birbirinden çok farklı iki anlamını, içinde geçtiği duruma bakarak ayırt edebilirsiniz. 2. I'm so scared. — Konuşma edimbilimi ve tutum: Baba’nın hiç korkutucu bulmadığı bir tehditle alay ederken kullandığı abartılı ve alaycı karşılığı fark edin. Ses tonu, önceki meydan okuma ve kendinden emin davranışları, bu duygu cümlesinin neden kelimesi kelimesine yorumlanmaması gerektiğini gösterir. 3. Pomeranians are a small but hardy breed. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Pom Pom başarıya ulaştıktan sonra aynı cümlenin finalde yeniden kullanılmasına dikkat edin. Tekrarın önceki kuşkuyu gideren, hikâyeyi bağlayan ve küçük olmanın dayanıklı ya da yararlı olmaya engel olmadığı mesajını güçlendiren bir anlatım aracı olduğunu görebilirsiniz.

Bu derste

Mum.

0:06

Anne.

Dad.

0:11

Baba.

Bingo.

0:17

Bingo.

Bluey.

0:22

Bluey.

Oh, I know.

0:24

Oh, biliyorum.

Okay,

0:26

Tamam,

just one last bit of washing to hang out. Öbek fiiller

0:27

asılacak son bir parça çamaşır kaldı.

Öbek fiiller

hang out: çamaşırları kuruması için asmak

Burada hang out, “yıkanmış çamaşırları kuruması için çamaşır ipine veya kurutmalığa asmak” anlamına gelir. washing to hang out yapısında washing mastardan önce gelir, ancak asılacak şey odur: asılıp kurutulacak son bir miktar çamaşır kalmıştır. Anlamı nesne ve durum belirler. Nesne washing olduğu için out, çamaşırları kuruması için dışarı asmayı anlatır; insanların birlikte boş zaman geçirmesini anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede hang out, çamaşırları kuruması için asmak anlamındadır?

  1. They often hang out at the café on Saturdays.
  2. She likes to hang out with her friends after school.
  3. She needs to hang out the washing before lunch.
Cevabı göster

She needs to hang out the washing before lunch.

And there.

0:30

Ve tamam.

All my washing is hung out.

0:32

Tüm çamaşırlarımı astım.

Now to relax. Anlatım akışı

0:34

Şimdi rahatlama zamanı.

Anlatım akışı

Now to + fiilin yalın hâli: sonraki adımı duyurmak

Now to + fiilin yalın hâli, sıradaki eylemi duyuran kısa bir geçiş ifadesidir. Now to relax cümlesinde konuşan kişi dikkatini bitmiş bir işten dinlenmeye yöneltir. Özne ve tam bir cümlenin kalan bölümleri bilinçli olarak çıkarılmıştır. Bu ifade, yanlışlıkla eksik kalmış bir cümle değil, bir sonraki adım için söylenen başlık gibi çalışır.

Alıştırma

“Bir sonraki adım çantaları hazırlamaktır” anlamındaki kısa geçişi tamamlayın: ____ pack the bags.

Cevabı göster

Now to

Oh no,

0:38

Oh hayır,

the wind's blowing my washing off the line. Dilbilgisi

0:39

rüzgar çamaşırlarımı ipten uçuruyor.

Dilbilgisi

blow + nesne + off + yer: dış kuvvetin yol açtığı hareket

blow + nesne + off + yer yapısında blow kuvveti, nesne hareket eden şeyi, off ise bu şeyin başlangıçtaki yerinden ayrılmasını belirtir. Burada my washing kurumaya bırakılan çamaşırları, the line ise çamaşır ipini ifade eder. Bu, dış kuvvetin yol açtığı hareketi anlatan bir yapıdır. Yalnızca rüzgârın estiğini değil, rüzgârın çamaşırları ipten ayırdığını da söyler.

Alıştırma

Cümleyi blow + nesne + off + yer yapısının gerektirdiği sözcükle tamamlayın: A gust blew the menu ____ the outdoor table.

Cevabı göster

off

I have to get it back.

0:43

Onları geri almalıyım.

Mrs. Heeler.

0:46

Bayan Heeler.

Oh,

0:49

Oh,

sorry, Pom Pom.

0:49

özür dilerim, Pompom.

It's a long way down Kalıp ifadeler

0:50

Aşağısı bayağı yüksek

for you, isn't it? Dilbilgisi

0:51

senin için, değil mi?

Kalıp ifadeler

It's a long way down: aşağıya doğru büyük bir dikey mesafe

It's a long way down, bulunulan noktadan daha aşağıdaki bir yere kadar olan mesafenin büyük olduğu anlamına gelir. Burada way yol değil mesafe anlamındadır; down ise yönü belirtir. Tam cümledeki for you, bu değerlendirmenin dinleyicinin boyutuna veya durumuna göre yapıldığını gösterir: bu mesafe o kişi için özellikle büyük görünür.

Alıştırma

Hangi cümle yüksek bir noktadan aşağıya doğru olan büyük dikey mesafeyi doğal biçimde vurgular?

  1. The top of the lighthouse is a long way down from the rocks.
  2. The rocks are a long way down from the top of the lighthouse.
  3. The rocks are a long way away from the top of the lighthouse.
Cevabı göster

The rocks are a long way down from the top of the lighthouse.

Dilbilgisi

isn't it? ile onay isteyen eklenti soru

isn't it? olumlu It's a long way down for you. ifadesine eklenen bir eklenti sorudur. Kalıp, olumlu ifade + olumsuz soru eklentisidir; eklenti, be fiilinin uygun biçimini ve it zamirini kullanır. Burada konuşmacı ifadenin doğru olduğunu zaten düşünür ve karşısındakini aynı fikirde olmaya davet eder. Bilinmeyen bir bilgiyi ciddi biçimde sormaktan çok “değil mi?” işlevindedir.

Alıştırma

Eklenti soruyu tamamlayın: The lift is slow, ____?

Cevabı göster

isn't it

Yes,

0:52

Evet,

Mrs. Heeler.

0:53

Bayan Heeler.

Pomeranians are a small breed.

0:54

Pomeranianlar küçük bir ırktır.

There you go. Ton ve niyet

0:57

İşte böyle.

Ton ve niyet

There you go. ile yardımı veya teslimi tamamlama

There you go. küçük bir yardım eylemi tamamlandıktan hemen sonra kullanılan kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Burada konuşmacı diğer kişiyi doğru yere yerleştirmiştir; bu yüzden “Tamamdır” veya “İşte oldu” anlamına gelir. Bir şeyi birine uzatırken de kullanılabilir; bu durumda “Buyur” anlamındadır. Genellikle dinleyiciye bir yere gitmesini söylemez.

Alıştırma

Bir çocuğun kaskını az önce doğru şekilde bağladınız. Söylenecek en doğal ifade hangisidir?

  1. Where do you go?
  2. You go there.
  3. There you go.
Cevabı göster

There you go.

Now to get my washing back.

0:59

Şimdi çamaşırlarımı geri almalıyım.

Come back here,

1:02

Geri gel buraya,

pillowcase.

1:03

yastık kılıfı.

Mrs. Heeler.

1:06

Bayan Heeler.

I can't do it.

1:11

Ben yapamıyorum.

Maybe it's best if I don't play washing. Dilbilgisi

1:13

Belki de çamaşır yıkamacılık oynamasam daha iyi.

Dilbilgisi

It's best if...: en uygun seçeneği nazikçe önermek

It's best if + yan cümle, yan cümledeki eylemi en mantıklı veya en güvenli seçenek olarak sunar. Bu cümlede konuşan kişi, oyuna katılmamayı kendisi için daha iyi bir yol olarak görüyor. Bu yapı, doğrudan emir vermek yerine tavsiye veya temkinli bir kişisel karar belirtmenin nazik bir yoludur. Maybe değerlendirmeyi daha da yumuşatır; buradaki best, birkaç kişi veya şey arasında resmî bir karşılaştırmayı değil, en uygun yolu anlatır.

Alıştırma

Nazik bir öneride bulunmak için cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: The path will be slippery after sunset, so maybe ____ we head home now.

Cevabı göster

it's best if

Pompom.

1:16

Pompom.

Well, I'm still an enthusiast. I go along,

1:18

Yine de hevesliyim. Katılırım,

you know,

1:20

bilirsiniz,

have a go at it. Kalıp ifadeler

1:20

denerim.

Kalıp ifadeler

Have a go at it: kendin denemek

Have a go at it, konuşulan etkinliği veya görevi denemek anlamına gelir. Have a go tek bir ifade olarak çalışır; at it ise o etkinlik veya göreve gönderme yapar. Bu ifade, katılma veya bir girişimde bulunma isteğini vurgular; girişimin başarılı olacağını söylemez. Bu ifadede go, hareket etmek veya bir yere gitmek anlamındaki fiil değil, bir isimdir.

Alıştırma

Cümleyi “denemek” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: I've never repaired a bicycle before, but I'm willing to ____.

Cevabı göster

have a go at it

Oh, poor Pom Pom.

1:22

Oh, zavallı Pompom.

Well,

1:24

Şey,

she is a bit small for this game. Dilbilgisi

1:24

bu oyun için biraz küçük sanırım.

Dilbilgisi

a bit small for this: yumuşatılmış ve duruma özgü bir değerlendirme

a bit small ifadesinde a bit, small sıfatını yumuşatır ve “biraz küçük” anlamı verir. Değerlendirmeyi kesin değil, hafif bir yargı olarak sunar. for ile başlayan bölüm değerlendirme ölçütünü veya durumu belirler: for this game, “bu oyunun gerektirdiklerine göre” demektir. Yeniden kullanılabilir kalıp a bit + sıfat + for + kişi, şey veya durum şeklindedir. Buradaki for bir neden bildirmez.

Alıştırma

Boyut değerlendirmesini yumuşatmak için cümleyi a bit + sıfat + for kalıbıyla tamamlayın: This bike is ____ me.

Cevabı göster

a bit small for

There's nothing wrong with being small, Ton ve niyet

1:26

Küçük olmanın hiçbir kötü yanı yok,

honey.

1:28

tatlım.

Ton ve niyet

There's nothing wrong with being small: olumsuz bir yargıyı reddetmek

There's nothing wrong with + isim veya -ing biçimi, söz konusu şeyin kendi başına kötü, kabul edilemez ya da bir kusur olmadığını anlatır. Burada being small küçük olma durumunu adlandırır; wrong, olgusal doğrulukla değil, olumsuz bir yargıyla ilgilidir. Bu kalıp çoğu zaman birini rahatlatmak veya olumsuz bir etikete karşı çıkmak için kullanılır. Zararsız bir özellik ya da seçimin kendisiyle, onun belirli bir durumda yaratabileceği zorluğu ayırmaya yarar.

Alıştırma

Güvence veren cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: ____ asking for help.

Cevabı göster

There's nothing wrong with

Hey,

1:29

Hey,

Bluey.

1:29

Bluey.

Let's play seesaw.

1:30

Hadi tahterevalli oynayalım.

Yeah.

1:33

Evet.

This episode of Bluey is called Seesaw.

1:34

Bluey'nin bu bölümünün adı Tahterevalli.

Seesaw, Margery Daw. Kültür

1:36

Tahterevalli, Margery Daw.

Kültür

“Seesaw, Margery Daw.”: Bir çocuk tekerlemesi göndermesi

“Seesaw, Margery Daw”, tahterevalli oyunuyla ilişkili geleneksel bir İngiliz çocuk tekerlemesinin başlangıcıdır. Bu cümlede olup biteni anlatan sıradan bir ifade değil, tahterevalli temasını hatırlatan bir alıntıdır. “Margery Daw” tekerlemenin içindeki bir isimdir. Mevcut hikâyeye yeni bir karakter eklemez. Bu göndermeyi fark etmek, cümleyi eğlenceli bir kültürel çağrışım olarak anlamayı sağlar.

Alıştırma

Bu bağlamda “Seesaw, Margery Daw.” nedir?

  1. Tahterevalliyle ilgili geleneksel bir çocuk tekerlemesinden alıntı.
  2. Hikâyedeki yeni bir karakterin tanıtımı.
  3. Margery’ye gitmesini söyleyen bir talimat.
Cevabı göster

Tahterevalliyle ilgili geleneksel bir çocuk tekerlemesinden alıntı.

Oh,

1:40

Oh,

I hope they bring him back for season 4. Öbek fiiller

1:40

umarım 4. sezon için onu geri getirirler.

Öbek fiiller

bring him back: bir karakteri geri getirmek

Bir TV dizisi hakkında konuşurken bring someone back, “o kişiyi ya da karakteri programa veya hikâyeye yeniden döndürmek” anlamına gelebilir. Burada him geri dönen karakterdir; back ise onun 4. sezonda yeniden görüneceğini belirtir. bring + nesne + back kalıbı, eski bir özellik, etkinlik veya kural gibi daha önce var olan bir şeyi yeniden getirmek anlamında da kullanılabilir. Dönüşün fiziksel mi yoksa daha soyut mı olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

“Erkek karakterin geri dönmesini sağlamak” anlamına gelen bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The writers want to ____ next season.

Cevabı göster

bring him back

Yes, they do.

1:42

Evet, getirecekler.

Haven't you seen the trailer? Dilbilgisi

1:43

Fragmanı izlemedin mi?

Dilbilgisi

Haven't you seen...?: şaşkınlık ve beklenti ifade etmek

Haven't you seen...? present perfect yapısında olumsuz bir sorudur. Bu cümlede konuşan kişi karşısındakinin fragmanı görüp görmediğini sorar; ancak olumsuz başlangıç, onun fragmanı muhtemelen çoktan görmüş olduğu beklentisini de gösterir. Bu beklenti gerçekleşmediği için soru genellikle “Gördüğünü sanıyordum” anlamında şaşkınlık taşır. Bu ifade kendiliğinden eleştiri sayılmaz; sabırsız veya suçlayıcı duyulup duyulmayacağını ton ve bağlam belirler.

Alıştırma

Herkese açık bir fragman birkaç gündür yayında. Arkadaşınızın onu çoktan izlediğini sanıyordunuz ve izlemediğini öğrenince şaşırdınız. Bu tepkiyi en iyi hangi soru ifade eder?

  1. Haven't you seen the trailer?
  2. Have you seen the trailer?
  3. When did you see the trailer?
Cevabı göster

Haven't you seen the trailer?

No.

1:45

Hayır.

What trailer?

1:46

Hangi fragman?

Watch the trailer...

1:47

Fragmanı izle...

This is mine.

1:53

Bu benim.

Hey, get off. Öbek fiiller

1:54

Hey, in oradan.

Öbek fiiller

get off: bir araçtan veya yüzeyden ayrılmak

Get off, üzerinde bulunulan, binilen veya işgal edilen bir şeyden ayrılmak ya da inmek anlamına gelir. Hey, get off cümlesinde nesne söylenmez; çünkü herkes konuşanın hangi yüzeyi veya konumu kastettiğini görebilir. Nesne belirtilirse get off + isim kullanılır: get off the bus, get off the bike, get off the table. Burada off, o yerle temasın veya o yeri işgal etmenin sona ermesini anlatır; get, “almak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi get off kullanarak tamamlayın: At the next stop, we need to ____ the bus.

Cevabı göster

get off

Yeah, get off.

1:56

Evet, in oradan.

We were on that.

1:57

Biz oradaydık.

Not anymore.

1:59

Artık değilsiniz.

Come on, Bingo.

2:01

Hadi, Bingo.

Help me.

2:02

Bana yardım et.

A massage.

2:05

Masaj ha.

Why, thank you. Ton ve niyet

2:06

Vay, teşekkür ederim.

Ton ve niyet

Why, thank you: şaşkın veya teatral bir teşekkür

Burada why, sebep soran bir soru sözcüğü değil, ünlem niteliğinde bir başlangıçtır. Yanıtı anlık bir tepki gibi sunar; bu yüzden bir açıklama beklenmez. Sade bir Thank you ile karşılaştırıldığında, yanıtın tamamı daha şaşkın, şakacı biçimde nazik veya bilerek teatral duyulur. Virgül, başlangıçtaki ünlemi teşekkürden ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

“Why, thank you” ifadesinde why ne işe yarar?

  1. Dinleyenden teşekkürün sebebini açıklamasını ister.
  2. Teşekküre şaşkın veya şakacı biçimde nazik bir ton katar.
  3. Teşekkürü bir reddetmeye dönüştürür.
Cevabı göster

Teşekküre şaşkın veya şakacı biçimde nazik bir ton katar.

Yeah, a little lower.

2:07

Evet, biraz daha aşağı.

Oh,

2:08

Oh,

that's the spot. Kalıp ifadeler

2:09

işte orası.

Kalıp ifadeler

That's the spot: tam doğru noktayı doğrulamak

That's the spot, birinin doğru hissettiren veya gereken tam yeri bulduğunu doğrular. Masaj sırasında “Evet, tam orası” anlamına gelir; kişi doğru noktaya bastırıyordur. Burada spot, leke veya iz değil, küçük ve belirli bir konum anlamındadır. Aynı kalıp bir şeyi yerleştirirken, dokunurken veya ayarlarken de tam bir noktayı doğrulamak için kullanılabilir.

Alıştırma

Masaj sırasında hangi cümle diğer kişinin tam doğru noktayı bulduğunu doğrular?

  1. That's a spot I noticed yesterday.
  2. That's the spot—right under my shoulder blade.
  3. That's a stain—please clean it.
Cevabı göster

That's the spot—right under my shoulder blade.

Grab his arms.

2:10

Kollarını yakala.

Oh yeah.

2:13

Oh evet.

Thai style.

2:14

Tay masajı stili.

Oh,

2:15

Oh,

that feels good.

2:15

bu iyi hissettiriyor.

Get off you, big blue meanie. Kelime

2:16

İn oradan seni büyük mavi gıcık.

Kelime

big blue meanie: çocuksu ve şakacı bir hakaret

big blue meanie ifadesindeki meanie, kaba veya sevimsiz davranan biri için kullanılan çocuksu bir sözcüktür. Big ve blue, ifadeyi abartılı bir lakaba dönüştürür; burada blue üzüntüyü değil, karakterin rengini anlatır. Konuşan kişi oyun sırasında kızgınlığını gösterir, ancak yetişkinlere özgü ciddi bir suçlamada bulunmaz. Başka durumlara aktarılabilecek ipucu şudur: meanie genellikle hafif ve çocuksu bir hakareti belirtir; yine de ton ve durum önemlidir.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: Bir müşteri, şirkete gönderdiği resmî şikâyette “Your manager is a big blue meanie.” yazıyor.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

Nah.

2:18

Yo.

I got an idea.

2:19

Bir fikrim var.

Come on, Bingo.

2:20

Hadi, Bingo.

We'll seesaw him off. Kelime

2:22

Tahterevalli ile onu indireceğiz.

Kelime

seesaw him off: duruma özgü bir fiil olarak kullanılan isim

Burada seesaw, yaratıcı biçimde “tahterevallinin yukarı aşağı hareketini onun üzerinde kullanmak” anlamında bir fiil olarak kullanılır. Him bu hareketten etkilenen kişidir; off ise sonucu belirtir: hareket, onun bulunduğu konumdan ayrılmasını sağlayacaktır. Seesaw him off ifadesi, oyun ve hareket zaten açık olduğu için anlaşılır. Ezberlenmesi gereken standart bir kalıp değildir. Daha genel kural şudur: Bağlam, amaçlanan hareketi kolayca çıkarmayı sağladığında İngilizcede bir isim fiil olarak kullanılabilir.

Alıştırma

Bir oyun alanı sahnesinde “We'll seesaw him off” ne anlama gelir?

  1. Tahterevallinin hareketini kullanarak onun bulunduğu yerden inmesini sağlayacaklar.
  2. Onu takip ederek oyun alanından ayrılacaklar.
  3. Onun için tahterevalliyi tamir edecekler.
Cevabı göster

Tahterevallinin hareketini kullanarak onun bulunduğu yerden inmesini sağlayacaklar.

Oh yeah.

2:24

Oh evet.

Come on.

2:24

Hadi.

We're not heavy enough. Dilbilgisi

2:28

Yeterince ağır değiliz.

Dilbilgisi

not heavy enough: not + sıfat + enough

not + sıfat + enough yapısı, bir niteliğin bir sonucun gerçekleşmesi için gereken düzeye ulaşmadığını belirtir. Burada not heavy enough, konuşanların ağırlığının bir şeyin gerçekleşmesi için gereken düzeyin altında olduğunu söyler. enough bir sıfatı nitelediğinde sıfattan sonra gelir: heavy enough. not ise bu sıfat grubunun önüne gelir: not heavy enough. Aynı yapı not warm enough veya not old enough gibi başka niteliklerle de kullanılır.

Alıştırma

Sıfatın gereken düzeye ulaşmadığını gösteren kelimeyle cümleyi tamamlayın: This shelf isn't strong ____ to hold the books.

Cevabı göster

enough

Yeah,

2:30

Evet,

I'm pretty huge. Kelime

2:30

ben oldukça kocamanım.

Kelime

pretty huge: derece zarfı olarak pretty

pretty huge ifadesinde pretty, ‘oldukça’ veya ‘epey’ anlamına gelen bir derece zarfıdır. huge sıfatını niteleyerek büyüklük derecesinin epey yüksek olduğunu gösterir; konuşanın çekici göründüğünü anlatmaz. huge zaten güçlü bir sıfat olduğu için I'm pretty huge gündelik ve vurgulu duyulur. Bu sahnede konuşan kişi iri cüssesini şakacı bir biçimde abartır.

Alıştırma

I'm pretty huge cümlesinde pretty ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi çekici görünür.
  2. Konuşan kişi yalnızca biraz iridir.
  3. Konuşan kişi oldukça iridir.
Cevabı göster

Konuşan kişi oldukça iridir.

Hey, Chloe.

2:33

Hey, Chloe.

Come up here and help us seesaw Dad off. Dilbilgisi

2:33

Buraya gel ve Babamı indirmemize yardım et.

Dilbilgisi

help us seesaw Dad off: help + kişi + fiilin yalın hâli

Help fiilinden sonra bir kişi ve fiilin yalın hâli gelebilir: help us seesaw. Us yardımı alan grubu, seesaw ise yapılan eylemi gösterir. Cümlede seesaw öncesinde to yoktur; help sonrasında fiilin yalın hâlini doğrudan kullanmak doğaldır. Bununla birlikte help us to seesaw da dil bilgisi açısından doğrudur. Burada seesaw sözcüğü yaratıcı biçimde fiil olarak kullanılmıştır. seesaw Dad off yapısında Dad eylemden etkilenen kişidir, off ise amaçlanan sonucu gösterir: tahterevalliyi hareket ettirmek onun üzerinden inmesini sağlayacaktır. Başka durumlara aktarılabilen kalıp help + kişi + fiilin yalın hâlidir; ardından bir nesne veya sonucu belirten bir sözcük gelebilir.

Alıştırma

İsteği lift fiilinin yalın hâliyle tamamlayın: I can't do it alone. Can you help me ____ this box?

Cevabı göster

lift

Oh, okay.

2:36

Oh, tamam.

We're going to be more heavy

2:38

Şimdi daha ağır olup

you off now, big daddy.

2:39

seni indireceğiz, koca baba.

Oh, I'm so scared. Ton ve niyet

2:41

Oh, çok korktum.

Ton ve niyet

I'm so scared: alaycı biçimde korkmuş gibi yapmak

I'm so scared normalde konuşanın büyük bir korku hissettiği anlamına gelir. Burada ise durum, babanın kendisini tehdit altında hissetmediğini gösterir; bu yüzden aslında düşündüğünün tersini söyler. Bu söz alaycıdır: çocukların meydan okumasıyla dalga geçmek için korkmuş gibi davranır. Bu kullanımı anlamak için sözcüklerin gerçek anlamını durum ve söyleyiş biçimiyle karşılaştırın. Gülümseme, abartılı bir ton veya açıkça zayıf bir tehdit, korkunun sahte olduğunu gösterebilir. Bu işaretler yoksa aynı cümle içtenlikle söylenmiş olabilir.

Alıştırma

“I'm so scared” hangi durumda büyük olasılıkla alaycıdır?

  1. Bir oyuncu, arkadaşı bir sonraki masa oyununu kazanacağıyla övündükten sonra gülümser.
  2. Bir sürücü, buzlu bir yolda aracın kontrolünü neredeyse kaybettikten sonra bunu söyler.
  3. Bir çocuk, yüksek sesle havlayan büyük bir köpekten saklanırken fısıldar.
Cevabı göster

Bir oyuncu, arkadaşı bir sonraki masa oyununu kazanacağıyla övündükten sonra gülümser.

Okay, sit down, Chloe.

2:42

Tamam, otur, Chloe.

We're still not heavy enough.

2:46

Hâlâ yeterince ağır değiliz.

He must weigh the same as a hippo. Dilbilgisi

2:48

Su aygırıyla aynı kiloda olmalı.

Dilbilgisi

must weigh the same as ...: güçlü çıkarım ve eşit ağırlık

Burada must, kanıta dayanan güçlü bir sonucu ifade eder: konuşan kişi onun bu ağırlıkta olduğundan emindir. Ona bir şey yapmasını emretmez. Kip belirten yardımcı fiilden sonra fiilin yalın biçimi olan weigh kullanılır; weighs veya to weigh kullanılmaz. Weigh “belirli bir ağırlığa sahip olmak” anlamına gelir; weigh the same as ise öznenin ağırlığını başka bir kişi ya da nesnenin ağırlığıyla karşılaştırır. Aynı karşılaştırma fikri fiyat, yaş ve büyüklük gibi özelliklere de uygulanabilir, ancak fiil veya sıfat değişebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede must, kanıta dayalı güçlü bir çıkarım yapmak için kullanılmıştır?

  1. The parcel might weigh less, but I have not checked.
  2. The parcel must weigh the same as mine; both scales read five kilos.
  3. You must weigh the parcel before you post it.
Cevabı göster

The parcel must weigh the same as mine; both scales read five kilos.

That's it.

2:52

Bu kadar.

I'm calling Mum.

2:52

Annemi çağırıyorum.

Oh yeah, run to your mama. Ton ve niyet

2:53

Oh evet, annene koş.

Ton ve niyet

run to your mama: alaycı bir meydan okuma

Burada run to your mama, yalnızca kişinin annesine doğru gitmesini söyleyen tarafsız bir yönlendirme değildir. Karşı tarafın durumla başa çıkamadığını ve annesinin yardımına ya da korumasına ihtiyaç duyduğunu ima eden bir sataşmadır. Mama, “anne” için kullanılan sevecen ve çocuk diliyle ilişkilendirilen bir sözcüktür. Bir meydan okuma sırasında your mama demek, karşı tarafı annesine bağımlı küçük bir çocuk gibi gösterebilir; alaycı ve küçümseyici ton buradan doğar.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Meydan okuyan bir konuşmada "Run to your mama" normalde tarafsız bir yönlendirmedir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Mum.

2:55

Anne.

She'll sort you out, mate. Öbek fiiller

2:56

O senin icabına bakar, dostum.

Öbek fiiller

sort you out, mate: şakacı bir uyarı

Bu sahnede sort you out, “seninle sert biçimde ilgilenmek” ya da “seni hizaya getirmek” demektir. Nesne bir kişi olduğu ve bağlam şakacı bir çatışma içerdiği için sort burada nesneleri sınıflandırmak anlamına gelmez. Mate, karşıdakine doğrudan hitap eden gündelik bir sözdür. Britanya ve Avustralya İngilizcesinde “arkadaş” ya da “dost” anlamına gelebilir, ancak birini kızdırırken veya ona meydan okurken da kullanılabilir. Burada kişilerin yakın arkadaş olduğunu kanıtlamak yerine muzip ve çatışmacı bir hava katar.

Alıştırma

“She'll sort you out, mate,” cümlesinde hem sort you out hem de mate için en uygun yorum hangisidir?

  1. O eşyalarını düzenlemene yardım edecek; mate resmî bir unvandır.
  2. O seninle sert biçimde ilgilenecek; mate gündelik ve biraz meydan okuyucu bir hitaptır.
  3. O seni sınıflandıracak; mate iki kişinin yakın arkadaş olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

O seninle sert biçimde ilgilenecek; mate gündelik ve biraz meydan okuyucu bir hitaptır.

Hello.

2:58

Merhaba.

Mum,

2:59

Anne,

Dad's sitting on the seesaw and won't get off.

3:00

Dad tahterevallide oturuyor ve inmiyor.

Oh, boo-hoo. Ton ve niyet

3:02

Oh, ühüü.

Ton ve niyet

boo-hoo: teselli değil, alaycı sahte acıma

Boo-hoo ağlama sesini taklit eder. Birinin şikâyetine yanıt olarak söylendiğinde çoğunlukla sahte acıma ifade eder: konuşan üzülüyormuş gibi yaparken aslında şikâyeti önemsemiyordur. Bu yüzden buradaki“Oh, boo-hoo” ne tesellidir ne de birinin ağladığını tarafsızca bildiren bir ifadedir. Etkisi, alaycı veya küçümseyici bir tonla “Vah zavallı, artık şikâyet etmeyi bırak” demeye daha yakındır.

Alıştırma

Biri küçük bir sorun hakkında şikâyet ettikten sonra konuşan“Oh, boo-hoo” diye yanıt veriyor. Bu genellikle hangi tutumu ifade eder?

  1. Şikâyeti önemsemeyen sahte acıma.
  2. Birinin ağladığını tarafsızca bildirme.
  3. Sıcak ve içten bir teselli.
Cevabı göster

Şikâyeti önemsemeyen sahte acıma.

What?

3:04

Ne?

Here you are, my darling. Ton ve niyet

3:05

İşte buradasın, sevgilim.

Ton ve niyet

Here you are: birine bir şey vermek

Here you are, birine ihtiyaç duyduğu ya da istediği bir şeyi verirken kullanılan kalıplaşmış bir ifadedir. Bu cümlede konuşan kişi karşısındakine bir şey verdiği için ifade, “Bu senin için” veya “İstediğin şey burada” anlamına gelir. Bir şey teslim edilirken kullanılan bu anlamıyla karşıdaki kişinin yerini bildirmez. You are here, kelime anlamıyla “Buradasın” demektir; sözcük sırası ve işlevi farklıdır.

Alıştırma

Bir mağaza çalışanı müşteriye fişini uzatıyor. Bu sırada söylenecek doğal ifade hangisidir?

  1. You are here.
  2. You're welcome.
  3. Here you are.
Cevabı göster

Here you are.

Oh, thank you, my precious.

3:07

Oh, teşekkürler, kıymetlim.

Mum, what are you doing?

3:10

Anne, ne yapıyorsun?

Don't feed him!

3:12

Onu beslemeyi bırak.

You're making him even more heavy. Dilbilgisi

3:13

Onu daha da ağırlaştırıyorsun.

Dilbilgisi

making him even more heavy: make + nesne + sıfat

make + nesne + sıfat yapısında make, “üretmek” değil, “bir duruma yol açmak” anlamındadır. Him nesnedir; heavy ise ortaya çıkan durumu anlatır. Bu yüzden making him heavy, onun ağırlaşmasına neden olmak demektir. Even, derecenin daha da arttığını gösterir. Örnekteki more heavy anlaşılır; ancak sıradan bir karşılaştırmada standart İngilizcede genellikle heavier kullanılır: You're making him even heavier.

Alıştırma

Hangi cümle, çantanın ağırlaştığını anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. The extra books made even heavier the bag.
  2. The extra books made the bag even more heavily.
  3. The extra books made the bag even heavier.
Cevabı göster

The extra books made the bag even heavier.

Mm, so filling. Kelime

3:15

Mm, çok doyurucu.

Kelime

so filling: insanı tok hissettiren yiyecek

Burada filling, yiyeceğin insanı tok hissettirdiğini ve bir süre acıkmasını önlediğini anlatan bir sıfattır. So bu anlamı güçlendirir: Konuşan kişi yiyeceğin tadını değil, ne kadar doyurucu olduğunu vurgular. Filling, bu hissi veren yiyecek veya öğünü tanımlamak için kullanılır. Bir şeyin o anda doldurulmakta olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle çorbanın insanı tok hissettirdiğini doğal biçimde anlatır?

  1. The soup was very filling.
  2. The soup was very full.
  3. I was very filling after lunch.
Cevabı göster

The soup was very filling.

Have fun, children.

3:17

İyi eğlenceler, çocuklar.

This is outrageous. Ton ve niyet

3:19

Bu çok saçma.

Ton ve niyet

This is outrageous: güçlü biçimde itiraz etmek

Burada "This is outrageous." güçlü bir itirazdır. Konuşan kişi durumu son derece haksız, saldırgan, şoke edici veya kabul edilemez bulur; cümle doğal olarak "This is completely unacceptable." şeklinde yeniden ifade edilebilir. Bu cümle gerçek öfkeyi veya komik ya da dramatik etki için bilinçli bir abartıyı anlatabilir. Her iki durumda da outrageous, bad sözcüğünden çok daha güçlü bir duygu taşır ve genellikle unfair sözcüğünden de daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi cümlede outrageous güçlü bir itirazı doğal biçimde ifade eder?

  1. Charging us twice for the same ticket is outrageous.
  2. The weather is outrageous because it is slightly cloudy.
  3. This ordinary pencil is outrageous because it is yellow.
Cevabı göster

Charging us twice for the same ticket is outrageous.

The grownups won't help us. Kelime

3:20

Yetişkinler bize yardım etmiyor.

Kelime

grownups: yetişkinler için çocuk bakış açılı gündelik bir sözcük

Grownups, yetişkinler anlamına gelen gündelik bir çoğul isimdir. Bu cümlede the grownups, yakındaki yetişkinleri çocuklardan ayrı tek bir grup olarak gösterir; the tanımlığı, söz konusu yetişkinlerin mevcut durumda zaten bilindiğini belirtir. Bu sözcük yetişkinleri çoğunlukla bir çocuğun bakış açısından sunar ve adults sözcüğünden daha oyuncu ve çocuksu bir tınıya sahiptir. Burada isimdir; büyümek anlamındaki grow up fiil öbeği değildir.

Alıştırma

Grownups hangi durumda en doğal seçimdir?

  1. Hastanın yaş grubunu soran tıbbi bir form
  2. Bir çocuğun yakındaki yetişkinlerden gündelik biçimde söz etmesi
  3. Oy kullanma yeterliliğini tanımlayan hukuki bir belge
Cevabı göster

Bir çocuğun yakındaki yetişkinlerden gündelik biçimde söz etmesi

Well,

3:23

Şey,

then we need more kids.

3:23

o zaman daha çok çocuğa ihtiyacımız var.

Spin.

3:25

Dönün.

Coco, we need your help.

3:26

Coco, yardımına ihtiyacımız var.

What is it, Bluey?

3:28

Ne oldu, Bluey?

We're trying to get my Dad off the seesaw. Dilbilgisi

3:29

Babamı tahterevalliden indirmeye çalışıyoruz.

Dilbilgisi

get my Dad off the ...: birinin bir yerden ayrılmasını sağlamak

get + nesne + off + yer veya yüzey yapısı, nesneyi o yerden uzaklaştırmak ya da ayrılmasına yardım etmek anlamına gelir. get my Dad off the seesaw ifadesinde my Dad konumu değişen kişidir; off the seesaw ise ayrıldığı yeri belirtir. Burada get ettirgen bir anlam taşır; Dad'i elde etmek değil, değişimin gerçekleşmesini sağlamak demektir. Öznenin kişiyi ikna mı ettiği, ona yardım mı ettiği, yoksa fiziksel olarak mı hareket ettirdiği bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Köpeğin koltuktan ayrılmasını sağlamak anlamını vermek için cümleyi get + nesne + off ile tamamlayın: We need to ____ the sofa.

Cevabı göster

get the dog off

Oh.

3:31

Oh.

But we're not heavy enough.

3:31

Ama yeterince ağır değiliz.

Oh.

3:33

Oh.

And he keeps eating sausages. Dilbilgisi

3:34

Ve o sürekli sosis yiyor.

Dilbilgisi

keeps eating sausages: keep + fiil-ing

Keep + fiil-ing, bir eylemin devam ettiğini veya tekrar tekrar gerçekleştiğini anlatır. Buradaki keeps eating, onun sosis yemeye devam ettiğini söyler; keep, sosisleri “saklamak” anlamına gelmez. Özne he gibi üçüncü tekil şahıs olduğunda keep, keeps olur. Duruma göre bu yapı yalnızca tekrarı bildirebilir veya konuşanın eylemin gereğinden uzun sürdüğünü düşündüğünü gösterebilir.

Alıştırma

Cümleyi keep + ring yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: The phone has not stopped; it ____ every few minutes.

Cevabı göster

keeps ringing

Oh.

3:36

Oh.

Is your frizzy hair very heavy? Kelime

3:37

Kabarık saçların çok ağır mı?

Kelime

frizzy hair: kabarık ve düzgün olmayan doku

Frizzy hair, çok sayıda küçük ve kontrolsüz bukle veya havaya kalkan saç teli yüzünden kabarık ve düzgün görünmeyen saçtır. Frizzy yalnızca temel bukle şeklini değil, saçın dokusunu ve görünüşünü anlatır. Bu soruda kabarık görünen saça gerçekten ağır olabilecek bir nesne gibi davranılması, saçma ve komik bir etki yaratır.

Alıştırma

Nemli havada kabarıp düzeltilmesi zorlaşan saçı en iyi hangi cümle anlatır?

  1. Her hair gets frizzy in damp weather.
  2. Her hair gets curly in damp weather.
  3. Her hair gets wavy in damp weather.
Cevabı göster

Her hair gets frizzy in damp weather.

Um, yeah.

3:39

Hımm, evet.

Good.

3:41

Güzel.

Come on.

3:41

Hadi gel.

I brought Coco.

3:43

Coco'yu getirdim.

Hooray.

3:44

Yaşasın.

Oh, it's working.

3:47

Oh, işe yarıyor.

Coco's frizzy hair is working.

3:49

Coco'nun kabarık saçları işe yarıyor.

Hooray.

3:51

Yaşasın.

Ah, it's stopped.

3:52

Ah, durdu.

We're still not heavy enough.

3:54

Hâlâ yeterince ağır değiliz.

I'm sorry.

3:56

Özür dilerim.

It's not your fault, Coco. Ton ve niyet

3:58

Senin suçun değil, Coco.

Ton ve niyet

It's not your fault: suçluluk duygusunu azaltmak ve teselli etmek

It's not your fault ifadesinde fault, bir makinedeki arıza değil, kötü bir sonuçla ilgili suç veya sorumluluk anlamına gelir. Cümle, Coco'ya suçlanmaması gerektiğini söyler. Birisi özür dilediğinde veya kendini suçlu hissettiğinde onu rahatlatmak için It's not your fault kalıbını kullanabilirsin. Bu ifade yalnızca bir gerçeği belirtmez; suçluluk duygusunu azaltır ve teselli sunar.

Alıştırma

Bir arkadaşın yağmur yüzünden piknik iptal olduğu için kendini suçluyor. Hangi cevap onu en iyi şekilde teselli eder ve sorumlu olmadığını söyler?

  1. It's not your fault; you couldn't control the rain.
  2. It's your fault; the picnic was canceled.
  3. Let's check the forecast for next week.
Cevabı göster

It's not your fault; you couldn't control the rain.

It's his.

3:59

Onun suçu.

We need another kid.

4:02

Bir çocuğa daha ihtiyacımız var.

Giddyup. Kültür

4:04

Deh.

Kültür

Giddyup: atçılık taklidi yapılan oyunlarda kullanılan çağrı

Giddyup, bir atı harekete geçirmek veya ilerlemeye devam etmesini sağlamak için kullanılan geleneksel bir çağrıdır. Bu sahnede, oyun sırasında ata biniyormuş gibi yapıldığını gösterir. Bu bir ünlemdir; selamlaşma sözü veya insanlara haydi gidelim demenin normal bir yolu değildir. Çizgi filmlerde ve oyunlarda hemen ata binme fikrini çağrıştırır.

Alıştırma

Ata binme taklidi yapılan bir oyunda hangi ünlem ata ilerlemesini söyler?

  1. Goodnight!
  2. Bless you!
  3. Giddyup!
Cevabı göster

Giddyup!

Snickers, we need you.

4:05

Snickers, sana ihtiyacımız var.

But I'm playing on the

4:06

Ama ben şurada oynuyorum

Ah! Come on!

4:08

Ah! Hadi!

Oh, we're going to fix you up, mate. Öbek fiiller

4:10

Oh, senin icabına bakacağız, dostum.

Öbek fiiller

fix you up: şakacı bir meydan okumada “hakkından gelmek”

Bu şakacı mücadelede fix you up, “senin hakkından gelmek” veya “planını bozmak” anlamındadır. Konuşan kişi karşı tarafa meydan okuyacak bir yol bulmuştur; bir insanı tamir etmekten söz etmez. Nesne bir insan olduğunda fix up ifadesinin anlamı büyük ölçüde bağlama bağlıdır. Rekabet ortamında fix you up şaka yollu bir tehdit gücü taşıyabilir; başka yapılarda ise birine yardım etmek veya onun için bir şey ayarlamak anlamına gelebilir.

Alıştırma

Şakacı bir mücadelede “We're going to fix you up” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Senin hakkından gelmenin veya seni yenmenin bir yolunu bulduk.
  2. Vücudunu tamir edeceğiz.
  3. Seni yeni bir arkadaşla tanıştıracağız.
Cevabı göster

Senin hakkından gelmenin veya seni yenmenin bir yolunu bulduk.

We've got a sausage dog. Kültür

4:12

Bir sosis köpeğimiz var.

Kültür

sausage dog: dachshund cinsi köpeğin gündelik adı

Sausage dog, uzun gövdesi ve kısa bacaklarıyla bilinen dachshund cinsi köpeğin gündelik adıdır. Bu benzetme, köpeğin şeklini sosise benzetir. İfade gerçek bir köpek cinsini belirtir; sosisten yapılmış bir köpek anlamına gelmez. Bu lakabı bilmek, dachshund köpekleriyle ilgili sosis şakalarını anlamayı da kolaylaştırır.

Alıştırma

Bu cümlede sausage dog ne anlama gelir?

  1. Sosis bulmak için eğitilmiş bir köpek.
  2. Dachshund cinsi köpeğin gündelik adı.
  3. Sosisten yapılmış bir köpek.
Cevabı göster

Dachshund cinsi köpeğin gündelik adı.

Bluey, look what he's got. Ton ve niyet

4:14

Bluey, bak nesi var.

Ton ve niyet

Look what he's got: yeni bir bulguya dikkat çekmek

Look what he's got, konuşanın az önce gördüğü bir şeye karşısındakinin dikkatini çekmek için kullanılır. Genellikle bilinmeyen bir bilgiyi sormak yerine şaşırtıcı, heyecan verici ya da ipucu olabilecek yeni bir bulguyu gösterir. look'tan sonra gelen what he's got, bildirme cümlesi dizilişindeki bir içerik yan cümlesidir: what + he + has got. Burada he's, he has demektir; has got ise sahip olmak ya da elinde tutmak anlamına gelir. Doğrudan soru What has he got? olur.

Alıştırma

Parantezdeki sözcüklerle cümleyi tamamlayın ve look'tan sonra bildirme cümlesi dizilişini kullanın: Look ____! (what / she's / found)

Cevabı göster

what she's found

Huh?

4:16

Ha?

Oh, Rodney, my darling.

4:16

Oh, Rodney, sevgilim.

You're so smooth.

4:18

Çok pürüzsüzsün.

It's a pet rock. Kültür

4:19

O bir evcil taş.

Kültür

Pet rock: evcil hayvan gibi davranılan bir taş

Pet rock, bir kişinin evcil hayvanmış gibi davrandığı sıradan bir taştır. Örneğin kişi ona isim verebilir veya onunla ilgileniyormuş gibi yapabilir. Bu ifade hayal gücüne dayalı oyunlarda ve mizahi durumlarda kullanılır. Burada pet, taşa hayalî olarak verilen rolü anlatır. Bu bir hayvan, özel bir taş türü veya gerçek bir evcil hayvan için yapılmış eşya değildir.

Alıştırma

Bu cümlede pet rock ne anlama geliyor?

  1. Birinin evcil hayvanmış gibi davrandığı sıradan bir taş.
  2. Taşa benzeyen küçük bir hayvan.
  3. Gerçek evcil hayvanları beslemek için kullanılan özel bir taş.
Cevabı göster

Birinin evcil hayvanmış gibi davrandığı sıradan bir taş.

What?

4:21

Ne?

He just picked it up from over there. Öbek fiiller

4:22

Onu az önce şuradan aldı.

Öbek fiiller

picked it up: bir şeyi bulunduğu yerden kaldırıp almak

Bu cümlede picked it up, fiziksel bir nesneyi durduğu yerden kaldırıp almak anlamına gelir. From over there nesnenin nereden alındığını gösterir; burada birini gidip almak ya da bir şey öğrenmek anlamında kullanılmaz. Pick up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it zamiriyse pick ile up arasına gelir: pick it up denir, pick up it denmez. Pick them up da aynı yapıyı kullanır.

Alıştırma

Cümleyi pick up fiilinin geçmiş zamanı ve it zamiriyle tamamlayın: The coin was on the floor, so Maya ____.

Cevabı göster

picked it up

Well, don't worry.

4:24

Endişelenme.

Snickers is heavier than a pet rock. Dilbilgisi

4:25

Snickers evcil bir taştan daha ağırdır.

Dilbilgisi

is heavier than ...: ağırlığı karşılaştırmak

Bu cümlede is heavier than iki şeyin ağırlığını karşılaştırır: Snickers'ın ağırlığı bir evcil taşın ağırlığından fazladır. Heavier, heavy sıfatının karşılaştırma biçimidir; than ise karşılaştırılan ikinci şeyi tanıtır. Yeniden kullanılabilen kalıp özne + be + karşılaştırma sıfatı + than + karşılaştırılan ögedir. Başka bir özelliği karşılaştırmak için sıfatı değiştirebilirsiniz: taller than, faster than veya smaller than. Ünsüz harf + y ile biten sıfatlarda -er eklenmeden önce y, i olur: heavy → heavier.

Alıştırma

Cümleyi heavy sıfatının karşılaştırma biçimi ve doğru karşılaştırma sözcüğüyle tamamlayın: The red box weighs 10 kg, and the blue box weighs 5 kg. The red box is ____ the blue box.

Cevabı göster

heavier than

Aren't you?

4:28

Değil mi?

I think so.

4:28

Sanırım öyle.

Come on, Snickers.

4:30

Hadi, Snickers.

Okay.

4:31

Tamam.

We're gonna do it.

4:32

Bunu başaracağız.

We're gonna do it.

4:33

Bunu başaracağız.

Oh, Rodney, look.

4:34

Oh, Rodney, bak.

You can have your own pet rock.

4:35

Senin de kendi evcil taşın olabilir.

What?

4:37

Ne?

His pet rock has a pet rock.

4:38

Onun evcil taşının bir evcil taşı var.

This is outrageous.

4:40

Bu çok saçma.

Get off our seesaw.

4:42

Tahterevallimizden in.

Yeah.

4:44

Evet.

Why would I get off my seesaw? Ton ve niyet

4:45

Neden kendi tahterevallimden ineyim?

Ton ve niyet

Why would I...?: retorik soruyla reddetme

Bu cümlede Why would I...? retorik bir sorudur: konuşan kişi tarafsız biçimde bir neden sormaz. “Bunu yapmak için bir neden göremiyorum” anlamına gelir ve tahterevalliden inme isteğine karşı çıkar. Buradaki would, eylemi konuşan kişinin sorguladığı veya reddettiği bir olasılık olarak sunar. Basit bir gelecek zaman bildirmez.

Alıştırma

Konuşan kişi “Why would I get off my seesaw?” derken büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Güvenli biçimde nasıl ineceğimi birinin açıklamasına ihtiyacım var.
  2. Biraz sonra inmeye karar verdim.
  3. İnmek için bir neden göremiyorum, bu yüzden reddediyorum.
Cevabı göster

İnmek için bir neden göremiyorum, bu yüzden reddediyorum.

What are we gonna do?

4:48

Ne yapacağız?

We've run out of kids. Öbek fiiller

4:50

Çocuklarımız tükendi.

Öbek fiiller

run out of kids: hiç kimse kalmaması

Run out of something, ihtiyaç duyulan veya kullanılabilir bir kaynaktan hiç kalmaması anlamına gelir. Burada kids, katılabilecek sınırlı bir insan grubu olarak ele alınıyor; We’ve run out of kids, artık katılabilecek başka çocuk kalmadığı anlamına gelir. Yapı someone has run out of something şeklindedir. We’ve run out of... içindeki present perfect, eksikliğin gerçekleşmiş ve şu anda da geçerli bir sonuç olduğunu gösterir; ifade “bir yerden koşarak çıkmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “hiç süt kalmaması” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We've ____ milk.

Cevabı göster

run out of

Oh no, we haven't. Dilbilgisi

4:52

Oh hayır, tükenmedi.

Dilbilgisi

Oh no, we haven't.: yardımcı fiil eksiltmesiyle düzeltme

Buradaki we haven't, We've run out of kids. gibi daha önce söylenmiş bir present perfect cümlesini kısa şekilde düzeltir. Tam anlamı We haven't run out of kids şeklindedir: eşleşen yardımcı fiil have korunur, daha önce söylenen yüklem ise tekrarlanmaz. Buradaki Oh no yalnızca üzüntü bildirmez; söylenene hemen karşı çıkıldığını gösterir. Olumsuz yanıt, tam anlamını önceki cümleden aldığı için haven't tek başına “bir şeye sahip olmamak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Biri “We've run out of paper.” diyor. Tüm yüklemi tekrarlamadan bu ifadeye doğru biçimde karşı çıkan yanıt hangisidir?

  1. Oh no, we don't. There's another pack here.
  2. Oh no, we aren't. There's another pack here.
  3. Oh no, we haven't. There's another pack here.
Cevabı göster

Oh no, we haven't. There's another pack here.

And how's your Dad going? Kelime

4:54

Peki Baban nasıl?

Kelime

how's your Dad going?: Avustralya İngilizcesinde ilerlemeyi sormak

Bu konuşmada how's your Dad going?, Dad'in yer aldığı ortak bir etkinliğin ilgili kısmının nasıl ilerlediğini sorar; yaklaşık olarak “How are things going with your dad?” anlamındadır. İki taraf da neyin konuşulduğunu bildiği için etkinliğin adı söylenmeden bırakılabilir. Buradaki going, bir yere doğru fiziksel hareketi değil, bir durumun nasıl geliştiğini anlatır. Günlük Avustralya İngilizcesinde How's someone going? genel olarak o kişinin nasıl olduğunu da sorabilir; kesin odak çevredeki bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Günlük Avustralya İngilizcesinde, iki konuşmacının da planı bildiği ortak bir durumda “How's your dad going?” en doğal olarak neyi sorar?

  1. Babanla ilgili işler nasıl ilerliyor?
  2. Baban hangi varış noktasına gidiyor?
  3. Baban genellikle nasıl seyahat eder?
Cevabı göster

Babanla ilgili işler nasıl ilerliyor?

Pom Pom! Huh?

4:55

Pom Pom! Ha?

He's just... Over here.

4:58

O sadece... Şurada.

Actually, we're going to see him next week.

4:59

Aslında haftaya onu görmeye gideceğiz.

I'm coming.

5:00

Geliyorum.

Come here, we need you.

5:01

Buraya gel, sana ihtiyacımız var.

I'm here.

5:04

Buradayım.

Pom Pom! Get up here, quick!

5:06

Pompom, çabuk buraya çık.

Okay.

5:07

Tamam.

Goodness me. Kelime

5:10

Aman Tanrım.

Kelime

Goodness me: hafif bir şaşkınlık ünlemi

Goodness me, hafif şaşkınlık, endişe veya hayretle tepki vermek için kullanılan kalıplaşmış bir ünlemdir. Bu cümlede konuşanın olanlar karşısındaki şaşkınlığını gösterir. İfadenin tamamını tek bir tepki olarak anlayın. Burada goodness “ahlaki iyilik” anlamına gelmez; kesin duygu duruma ve ses tonuna bağlıdır.

Alıştırma

"Goodness me, that cake is enormous!" cümlesinde Goodness me ne işe yarar?

  1. Pastanın ahlaki açıdan iyi olduğunu söyler.
  2. Birinden pastayı iyileştirmesini ister.
  3. Şaşkınlığı yumuşak bir şekilde ifade eder.
Cevabı göster

Şaşkınlığı yumuşak bir şekilde ifade eder.

I'm up.

5:14

Çıktım.

Yeah.

5:15

Evet.

That's it.

5:17

İşte böyle.

That's it.

5:17

İşte böyle.

Here I come. Kalıp ifadeler

5:18

Geliyorum.

Kalıp ifadeler

Here I come: yolda olduğunu duyurmak

Here I come, konuşan kişi birine doğru hareket etmeye veya bir etkinliğe katılmaya başlarken kullanılan kalıplaşmış bir duyurudur. “Şimdi geliyorum” ya da “yoldayım” anlamına gelir; alışkanlık olarak yapılan bir şeyi anlatmaz. Here, konuşanın yaklaşmakta olduğu yeri veya etkinliği gösterir. Özne I zamiri olduğunda sabit sıralama Here + I + come biçimindedir.

Alıştırma

Oyunlarına katılmak için arkadaşlarınıza doğru ilerliyorsunuz. Bu hareketi hangi cümle duyurur?

  1. I come here every Saturday.
  2. Here I am!
  3. Here I come!
Cevabı göster

Here I come!

It's working.

5:20

İşe yarıyor.

That's it, Pom Pom.

5:21

İşte böyle, Pompom.

Keep going. Ton ve niyet

5:22

Devam et.

Ton ve niyet

Keep going: mevcut eylemi sürdürmek

Keep going, birini devam etmekte olan eylemini veya çabasını sürdürmesi için teşvik etmenin kısa bir yoludur. Burada keep “devam etmek” anlamına gelir; going ise yalnızca yürümeyi değil, kişinin yapmakta olduğu şeyi genel olarak ifade eder. keep + fiilin -ing biçimi, “bir şeyi yapmayı sürdürmek” anlamına gelir. Örneğin keep trying “denemeye devam etmek”, keep moving ise “hareket etmeye devam etmek” demektir.

Alıştırma

Teşvik cümlesini keep ve go fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____—you are almost at the top.

Cevabı göster

Keep going

Huh?

5:23

Ha?

Hey, what's going on?

5:24

Hey, neler oluyor?

Come here, you.

5:28

Buraya gelin, sizi gidi.

Pom Pom!

5:29

Pom Pom!

That was close. Kalıp ifadeler

5:32

Kıl payıydı.

Kalıp ifadeler

That was close: kıl payı atlatılan bir olaya tepki vermek

That was close, istenmeyen bir sonucun neredeyse gerçekleştiğini ama gerçekleşmediğini anlatır. Neredeyse düşmek veya bir şeye çarpmak gibi, tehlikenin kıl payı atlatıldığı bir olaydan hemen sonra verilen kısa bir tepkidir. Burada close, “gerçekleşmeye çok yaklaşmış” anlamındadır; “duygusal olarak yakın” demek değildir. Geçmiş zaman biçimi was, henüz geride kalmış tehlikeye veya kritik ana dönüp bakıldığını gösterir.

Alıştırma

Bir bisikletli neredeyse size çarpacakken son anda yön değiştiriyor. Hemen söylenecek en doğal tepki hangisidir?

  1. That was certain.
  2. That was comfortable.
  3. That was close.
Cevabı göster

That was close.

Come on, Pom Pom.

5:33

Hadi, Pompom.

Climb back up. Öbek fiiller

5:34

Geri tırman.

Öbek fiiller

Climb back up: daha yüksek bir konuma geri dönmek

Climb back up ifadesinde climb hareketin tırmanarak yapıldığını, up yönün yukarı olduğunu, back ise daha önce bulunulan yüksek bir yere dönüldüğünü belirtir. Emir bir bütün olarak o konuma geri dönmek için yeniden yukarı tırmanmak anlamına gelir. Burada back ve up sırasıyla geri dönüş ve yön bilgisi verir. Bunlar “geri gitmek”, “yedeklemek” veya “desteklemek” anlamlarına gelebilen back up öbek fiilini oluşturmaz.

Alıştırma

Bir yürüyüşçü şişesini almak için aşağı indi ve şimdi yukarıdaki patikaya dönmesi gerekiyor. Sonraki hareketi en iyi hangi cümle anlatır?

  1. We need to climb up to the path for the first time.
  2. We need to climb back up to the path.
  3. We need to back up the path.
Cevabı göster

We need to climb back up to the path.

Okay.

5:36

Tamam.

Keep going.

5:37

Devam et.

You're almost there. Ton ve niyet

5:38

Neredeyse geldin.

Ton ve niyet

You're almost there: hedefe yaklaşan birini cesaretlendirmek

You're almost there, dinleyicinin bir hedefe ulaşmaya çok yakın olduğunu ancak henüz ulaşmadığını ifade eder. Bir yolun, etkinliğin veya görevin son bölümünde birini cesaretlendirmek için kullanılır. There gerçek bir varış noktası olabileceği gibi bir yapbozu bitirmek gibi hedeflenen bir durumu da gösterebilir. Almost sözcüğü “henüz değil, ama çok yakın” anlamını taşır.

Alıştırma

Arkadaşınız on sorudan dokuzunu tamamladı. Hangi cümle doğru ve doğal bir cesaretlendirme olur?

  1. You're almost there—only one question left.
  2. You're nowhere near there—only one question left.
  3. You're there—only one question left.
Cevabı göster

You're almost there—only one question left.

Pomeranians are a small but hardy breed. Kelime

5:39

Pomeranianlar küçük ama dayanıklı bir ırktır.

Kelime

small but hardy breed: küçük ama dayanıklı bir köpek ırkı

small but hardy breed ifadesinde but, birbiriyle karşıt iki özelliği bağlar: Bu ırk küçüktür ama narin değildir. hardy, bir canlının zor koşullarda hayatta kalabildiğini ve bu koşullara iyi dayanabildiğini anlatır. Fiziksel güçten çok sağlamlığı ve dayanıklılığı vurgular. Burada breed, bir köpek ırkı anlamındadır.

Alıştırma

Küçük olduğu hâlde soğuk havaya iyi dayanan bir köpeği doğal biçimde anlatan cümleyi seçin.

  1. The dog is small but hardly.
  2. The dog is small but hardy.
  3. The dog is small but hard.
Cevabı göster

The dog is small but hardy.

Come on, come on.

5:43

Hadi, hadi.

It's working.

5:44

İşe yarıyor.

Keep going.

5:45

Devam edin.

Stop it.

5:46

Kes şunu.

You can do it, Pom Pom.

5:47

Yapabilirsin, Pompom.

Yay.

5:51

Oley.

I did it.

5:52

Başardım.

Help!

5:54

Yardım!

I don't like it up here!

5:54

Burada yukarıda olmayı sevmiyorum!

Take that, you big meanie. Ton ve niyet

5:55

Bunu al bakalım seni koca gıcık.

Ton ve niyet

Take that!: karşılık verdikten sonra söylenen zafer sözü

Take that!, karşılık verirken, bir vuruşu başarıyla yaparken veya rakibi yenerken söylenen zafer dolu bir sözdür. Birinden bir nesneyi almasını istemek yerine “Al bakalım!” ya da “İşte bunu hak ettin!” gibi bir anlam taşır. that, karşı tarafa az önce verilen darbeyi, yaşatılan yenilgiyi veya sonucu gösterir. Bu söz övüngen ve meydan okuyan bir tonda duyulur; çoğu zaman şakacı veya dramatik bir havası vardır.

Alıştırma

Bu kullanımın uygun olup olmadığına karar verin: Maya, arkadaşça oynanan bir video oyununda sayı kazandıktan sonra gülümseyip “Take that!” der.

  1. Bu şakacı bağlamda uygundur.
  2. Uygun değildir, çünkü Take that! yalnızca bir nesneyi gösterebilir.
Cevabı göster

Bu şakacı bağlamda uygundur.

Yeah.

5:57

Evet.

This is our seesaw.

5:58

Bu bizim tahterevallimiz.

I demand you let me down this instant. Ton ve niyet

6:00

Beni hemen aşağı indirmenizi talep ediyorum.

Ton ve niyet

I demand you let me down this instant: sert ve tiyatral bir emir

I demand you + fiilin yalın hâli, çok sert bir emir verme biçimidir. you + fiilin yalın hâli, yapılması istenen eylemi belirtir; yapıyı daha açık göstermek için that eklenebilir: I demand that you + fiilin yalın hâli. Burada let me down, beni yüksek bir yerden aşağı indir anlamına gelir; this instant ise hemen demektir. demand, aşağı indirilme emri ve resmî zaman ifadesi birleşince konuşan kişi son derece otoriter ve bilerek tiyatral bir tonda konuşur. Bu ton, oyun amaçlı bir sahnede komik olabilir.

Alıştırma

Konuşan kişi yerden yüksekte mahsur kalmışsa, "I demand you let me down this instant" ne anlama gelir?

  1. Gelecekte beni hayal kırıklığına uğratma.
  2. Beni hemen yere indir.
  3. Vaktin varsa lütfen bana daha sonra yardım et.
Cevabı göster

Beni hemen yere indir.

Oh, okay.

6:02

Oh, tamam.

We'll get off.

6:04

Biz ineceğiz.

Ready?

6:06

Hazır mısınız?

Ready.

6:06

Hazır.

Wait, hang on. Öbek fiiller

6:07

Bekle, sıkı tutun.

Öbek fiiller

hang on: beklemeyi isteyen gündelik bir ifade

Burada hang on, bir dakika bekle demenin gündelik bir yoludur. Başka bir kişinin eylemini veya konuşmasını kısa süreliğine durduran bir konuşma işareti olarak kullanılır; bir şeyin asılı olduğunu anlatmaz. Hemen önce gelen Wait aynı durma mesajını tekrarlar. Bu nedenle Wait, hang on, iki ifadeden birinin tek başına kullanılmasına göre daha acil ve anlık bir tepki gibi gelir.

Alıştırma

"Hang on, I need to check the address," cümlesinde hang on, dinleyiciden ne yapmasını istiyor?

  1. Bir şeyi sıkıca tutmak.
  2. Kısa bir süre beklemek.
  3. Telefon görüşmesini bitirmek.
Cevabı göster

Kısa bir süre beklemek.

Go.

6:08

Başla.

Get him.

6:10

Yakalayın onu.

Yeah.

6:11

Evet.

Here comes Mrs. Spider. Dilbilgisi

6:23

İşte Bayan Örümcek geliyor.

Dilbilgisi

Here comes + isim: bir gelişi duyurmak

Here comes + isim, adı söylenen kişinin ya da şeyin belirdiğini, görüş alanına girdiğini veya yaklaştığını anlatır. Gelişi canlı biçimde sunar; bu yüzden Here comes Mrs. Spider. cümlesi Bayan Örümcek'in o anda yaklaştığı ya da belirdiği anlamına gelir. Sözcük dizilişi devriktir: comes fiili isim olan özneden önce gelir. Fiil bu özneyle uyum gösterir: Here comes the bus., ancak çoğulda Here come the buses. denir. Özne bir zamirse İngilizcede normalde özne-fiil sırası kullanılır: Here she comes.

Alıştırma

Cümleyi, tekil bir isimden önce kullanılan ve gelişi bildiren iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: Look down the road! ____ our bus.

Cevabı göster

Here comes

Oh no.

6:25

Oh hayır.

I'm free.

6:27

Özgürüm.

Oh, you cheeky fly. Kelime

6:28

Oh, seni arsız sinek.

Kelime

cheeky fly: şakacı ve hafif bir azarlama

cheeky fly ifadesinde cheeky, sineği cesurca yaramaz veya biraz saygısız olarak niteler. Konuşan kişi sineğin yanaklarını tarif etmiyor; onun muzip davranışına dikkat çekiyor. Bu şakacı seslenişte azarlama hafif ve eğlenmiş bir tondadır; ciddi bir hakaret değildir. Ancak ilişki yakın değilse veya ses tonu dostça değilse aynı sözcük daha sert bir eleştiri gibi duyulabilir.

Alıştırma

Leo kalemini sakladıktan sonra Maya gülümseyerek 'You cheeky monkey!' diyor. cheeky ne ifade ediyor?

  1. Dikkatli davranışa yönelik resmî bir övgü.
  2. Ciddi biçimde tehlikeli davranışta bulunma suçlaması.
  3. Yaramaz davranışa yönelik şakacı ve hafif bir azarlama.
Cevabı göster

Yaramaz davranışa yönelik şakacı ve hafif bir azarlama.

Can I have a go at be the spider, Bingo. Ton ve niyet

6:30

Ben de örümcek olabilir miyim, Bingo.

Ton ve niyet

Can I have a go at...?: denemek için sıra istemek

Can I have a go at...? bir etkinliği denemek için fırsat ya da sıra istemenin samimi bir yoludur. Bu cümlede çocuk, örümcek rolünü üstlenmek istiyor. Standart İngilizcede at'ten sonra bir isim ya da fiilin -ing biçimi gelir: have a go at the puzzle veya have a go at being the spider. Cümlenin tamamındaki at be dizilişi standart değildir; ifadeyi kendiniz kullanırken burada at being demelisiniz.

Alıştırma

Hedef ifadeyle samimi isteği tamamlayın: Can I ____ solving this puzzle?

Cevabı göster

have a go at

Sure, Pom Pom.

6:33

Tabii, Pompom.

You're too small to be the spider. Dilbilgisi

6:34

Örümcek olmak için çok küçüksün.

Dilbilgisi

too small to be the...: sınırlama yaratan bir derece

Too small to be... yapısı too + sıfat + to + fiilin yalın hâli kalıbını kullanır. Küçüklük derecesinin, konuşanın rol için kabul edilebilir gördüğü sınırı aştığını belirtir; bu nedenle örümcek olmak imkânsız ya da uygunsuz olarak sunulur. Burada too, 'kabul edilebilir veya mümkün olandan daha fazla' anlamındadır; 'de/da' anlamına gelmez. Bu sınır gerçek bir fiziksel kısıtlama olabileceği gibi yalnızca konuşanın yargısı da olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, yavru köpeğin boyutunun onu role uygunsuz hâle getirdiğini too + sıfat + to yapısıyla anlatır?

  1. The puppy is very small for a guard dog.
  2. The puppy is small too, but it can be a guard dog.
  3. The puppy is too small to be a guard dog.
Cevabı göster

The puppy is too small to be a guard dog.

No, I'm not.

6:36

Hayır, değilim.

Yeah, Kelime

6:37

Evet,

no, she's not.

6:37

hayır, değil.

Kelime

Yeah, no: söyleneni karşılayıp ardından itiraz etmek

Bu yanıtta Yeah, konuşanın önceki iddiaya katıldığı anlamına gelmez. Karşı tarafın sözünü aldığını gösterir; no ise onun fazla küçük olduğu düşüncesini reddederek asıl tutumu belirtir. She's not bu reddi açıkça ifade eder. Gündelik konuşmada Yeah, no bir yanıtı iki aşamada düzenleyebilir: önce söylenenle bağlantı kurmak, ardından karşı çıkmak, düzeltmek veya reddetmek. Konuşanın tutumunu yes ile no arasında mantıksal bir çelişki arayarak değil, no ve ardından gelen yan cümleden anlayın.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “The bridge is safe.” diyor. Hangi yanıt söyleneni önce karşılayıp ardından açıkça karşı çıkar?

  1. Yeah, no, it isn't safe.
  2. Yeah, it is safe.
  3. Yes and no, it isn't completely safe.
Cevabı göster

Yeah, no, it isn't safe.

Pomeranians are a small but hardy breed. Anlatım akışı

6:40

Pomeranianlar küçük ama dayanıklı bir ırktır.

Anlatım akışı

Sondaki gönderme: Pomeranianlar küçük ama dayanıklı bir köpek ırkıdır

Bu cümle sonda yeniden söylendiği için önceki bölüme gönderme yapar: finali daha önceki tanımla birleştirir ve izleyicinin bu tanımı az önce yaşananlar üzerinden yeniden anlamasını sağlar. Cümle artık yalnızca ırkla ilgili bir bilgi değil, hikâyenin sonucu olarak işlev görür. small but hardy karşıtlığı, küçük olmanın zayıf veya beceriksiz olmak anlamına gelmediği temasını taşır. Cümlenin sonda tekrarlanması, olayların bu düşünceyi desteklediğini göstererek hikâyeyi tamamlar.

Alıştırma

Bir hikâye “Kindness takes courage.” cümlesiyle başlıyor. Bir karakter başka birine yardım etmek için risk aldıktan sonra hikâye aynı cümleyle bitiyor. Bu tekrarın temel işlevi nedir?

  1. Cesaret hakkında hikâyeyle ilgisiz bir bilgi ekler.
  2. Başlangıcı hatırlatır ve önceki ifadeyi hikâyenin sonucuna dönüştürür.
  3. Hikâyenin ele almadığı yeni bir konu başlatır.
Cevabı göster

Başlangıcı hatırlatır ve önceki ifadeyi hikâyenin sonucuna dönüştürür.