Covid-19: ekonomi neden düşündüğünüzden daha kötüye gidebilir?: İngilizce çalışma notları
The Economist
Video özeti: Bu açıklama, kapanmalardan sonra %90 düzeyinde çalışan bir ekonominin neden işsizlik, iflas ve eşitsiz kayıplar yaratıp siyasetin yönünü değiştirebileceğini inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "bouncing back from" - Öbek fiil: bir şoktan sonra toparlanmayı ve gerilemenin kaynağını belirtin. 2. "What the evidence suggests now is that" - Dilbilgisi ve cümle kalıbı: kanıta dayalı sonucu eksiksiz bir that yan cümlesinden önce sunun. 3. "the longer" / "the more pronounced" - Dilbilgisi ve cümle kalıbı: iki değişimi bağlayarak daha uzun bekleyişin ekonomik etkiyi güçlendirdiğini anlatın.
Bu derste
China is bouncing back from the effects of coronavirus Öbek fiiller
0:01Çin koronavirüsün etkilerinden toparlanıyor
bouncing back from: bir gerilemeden sonra toparlanmak
To bounce back from something, bir şeyin yol açtığı gerilemeden sonra toparlanmak demektir. Burada Çin, koronavirüsün etkilerinden kurtulup toparlanmaktadır; back fiziksel olarak geri gelmeyi değil, önceki daha güçlü duruma yaklaşmayı anlatır. Kalıp bounce back from + gerileme veya zararlı durum şeklindedir. From; hastalık, kayıp, başarısızlık, şok ya da bunların etkileri gibi düşüşe yol açan şeyi belirtir.
Alıştırma
Gerilemeden sonra toparlanmak anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After a difficult month, the shop is ____ the loss of its biggest customer.
Cevabı göster
bouncing back from
and the world is watching to see what they can expect from life after lockdown.
0:06ve dünya, sokağa çıkma yasaklarından sonraki hayattan ne bekleyebileceklerini görmek için izliyor.
China's economy is now functioning at around 90% of normal levels.
0:12Çin ekonomisi şu anda normal seviyelerin yaklaşık %90'ı düzeyinde işliyor.
but in practice it will feel very, very strange. Kalıp ifadeler
0:20ancak pratikte çok ama çok tuhaf hissettirecek.
in practice: gerçekte olanlar
In practice, gerçek durumda veya fiilî işleyişte demektir. Gerçekliğin bir plan, teori, kural, sayı ya da ilk izlenimden farklı olduğunu göstermek için sıkça kullanılır. Burada but karşıtlığı gösterir: sayı güven verici görünebilir, ancak gerçek deneyim çok tuhaf hissettirecektir. Bu ifadede practice bir antrenman oturumu anlamına gelmez.
Alıştırma
Fiilî işleyişte anlamına gelen ifadeyi seçin: The new schedule looks efficient, but ____ it creates long delays.
- during practice
- in practice
- for practice
Cevabı göster
in practice
some of the worst unemployment numbers in this country's history.
0:29Bu ülkenin tarihindeki en kötü işsizlik rakamlarından bazıları.
6.6 million plus people laid off in a single week. Öbek fiiller
0:33Sadece bir haftada 6,6 milyondan fazla insan işten çıkarıldı.
laid off: ticari nedenlerle işini kaybetmek
Bu haber tarzı parçada laid off, bir işverenin azalan talep gibi ticari veya ekonomik nedenlerle insanların işlerine son verdiğini anlatır. Çalışanların yanlış bir şey yaptığı anlamına gelmez. Parçada haber diline özgü kısaltılmış bir yapı kullanılır: cümle '6.6 million-plus people were laid off in a single week.' şeklinde anlaşılmalıdır. Yardımcı fiil were atılmıştır, ancak laid off hâlâ edilgen anlam taşır; eylemden etkilenenler çalışanlardır.
Alıştırma
Cümleyi lay off fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: Because the company lost a major contract, forty workers were ____.
Cevabı göster
laid off
we end the lockdown and then actually then things start to get even worse.
0:43sokağa çıkma yasaklarını bitirip sonra aslında işlerin daha da kötüleşmeye başlaması çok da şaşırtıcı olmaz.
be through the worst of it: en zor aşamayı geride bırakmak
Be through the worst of it, bir krizin, hastalığın veya başka bir zorlu deneyimin en güç aşamasını geçmiş olmak demektir. Burada through, fiziksel olarak bir taraftan diğerine geçmeyi değil, o aşamanın ötesine ulaşmayı anlatır. Bu ifade bütün sorunların bittiği anlamına gelmez. We think ve kind of iddiayı ihtiyatlı hâle getirir: konuşanlar yalnızca en düşük noktayı geçmiş olabileceklerine inanır ve cümlenin geri kalanı bu iyimserliği sorgular.
Alıştırma
'I think we're through the worst of it' ifadesini en iyi hangi seçenek açıklar?
- En zor aşama muhtemelen geride kaldı.
- Bütün sorunlar kesinlikle sona erdi.
- Fiziksel olarak en tehlikeli yerin içinden geçiyoruz.
Cevabı göster
En zor aşama muhtemelen geride kaldı.
the economy faces the greatest challenge in living memory. Kalıp ifadeler
0:50ekonomi, hafızalardaki en büyük zorlukla karşı karşıya.
in living memory ile yaşayan kuşakların belleğine dayalı zaman çerçevesi
In living memory, bugün hayatta olan insanların kendi yaşam deneyimlerinden hatırlayabildiği dönem içinde demektir. Bu cümlede, zorluğun günümüzde yaşayan kuşakların hatırladığı deneyimler arasında eşi olmadığını vurgular. Bu, vurgu sağlayan bir zaman çerçevesidir; kesin bir tarihsel ölçüm değildir. Kayıtların tutulmaya başladığı zamandan beri anlamına gelmez. living, memory sözcüğünü canlı veya etkin bir anı anlamında değil, yaşayan insanların taşıdığı bellek anlamında niteler.
Alıştırma
This is the harshest winter in living memory cümlesinde in living memory ne anlama gelir?
- Bugün hayatta olan insanların kişisel olarak hatırlayabildiği dönem içinde
- Yalnızca biri o kışı etkin biçimde düşünürken
- En eski yazılı kayıtların başladığı zamandan beri
Cevabı göster
Bugün hayatta olan insanların kişisel olarak hatırlayabildiği dönem içinde
Here's what you need to know ile temel bilgilere geçiş
Here's what you need to know, söylemin akışını gösteren bir işarettir: dinleyiciye gerekli açıklamanın veya temel bilgilerin birazdan verileceğini bildirir. Buradaki Here fiziksel bir yeri göstermez; Here is, sırada gelen bilgiyi sunar. what yan cümlesi, bilmeniz gereken şeyler anlamına gelir. Bu ifade girişten ana noktalara geçiş yapar ve dinleyicinin dikkatini ardından gelen bilgilere yöneltir.
Alıştırma
Temel bilgileri tanıtan ve Here's ile başlayan altı sözcüklük ifadeyle geçişi tamamlayın: The website is changing tomorrow. ____. First, save your current settings.
Cevabı göster
Here's what you need to know
up and running: çalışır durumda, ancak tamamen toparlanmış değil
Up and running, bir şeyin çalıştığı ve kullanıma hazır olduğu anlamına gelir. Factories ile kullanıldığında üretimin başladığını veya yeniden başladığını belirtir; up fiziksel olarak ayağa kalkmak, running ise koşmak anlamına gelmez. Bu ifade toparlanmanın derecesini değil, çalışma durumunu anlatır. Bir fabrika up and running olabilir ama hâlâ normal kapasitesinin altında üretim yapabilir.
Alıştırma
Çalışır ve hazır anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: After the update, the payment system is ____ again.
Cevabı göster
up and running
In fact, it's operating at around 90% of usual levels.
1:12Aslında, normal seviyelerin yaklaşık %90'ında işliyor.
this 90% economy could be what the rest of the world has to look forward to. Öbek fiiller
1:20bu %90'lık ekonomi, dünyanın geri kalanının bekleyeceği şey olabilir.
ironik bir öngörüde look forward to
Look forward to genellikle bir şeyi memnuniyetle beklemek anlamına gelir. Burada what the rest of the world has to look forward to, dünyanın geri kalanını bekleyebilecek gelecek olasılığını anlatır. Bağlamda yüzde 90'lık ekonomi zararlı bir durum olarak sunulduğundan ifade hafifçe ironiktir; dünya bu olasılığı gerçekten memnuniyetle karşılamaz. Bu ifadede to, mastar işareti değil bir edattır. Ardından normalde bir isim veya -ing biçimi gelir. Bu cümlede what, to sözcüğünün anlamca nesnesidir: dünya gelecekte bu durumla karşılaşacaktır.
Alıştırma
"After three more months of delays, this is what customers have to look forward to," cümlesinde son ifade neyi ima ediyor?
- Bu, müşterilerin karşılaşabileceği tatsız bir olasılıktır.
- Müşterilerin keyifli bir etkinlik planlaması gerekiyor.
- Müşteriler üç ay daha gecikmeyi sevinçle bekliyor.
Cevabı göster
Bu, müşterilerin karşılaşabileceği tatsız bir olasılıktır.
Regardless of how countries have dealt with the pandemic, Dilbilgisi
1:26Ülkelerin pandemiyle nasıl başa çıktıklarından bağımsız olarak,
Regardless of how + yan cümle
Regardless of how + özne + fiil, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır. “Hangi şekilde olursa olsun” veya “hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın” anlamına gelir. Burada ülkelerin pandemiyle farklı şekillerde mücadele etmesi, ardından gelen sonucu değiştirmez. Regardless sözcüğünden sonra of edatı zorunludur: regardless of how countries have dealt... denir; regardless how... denmez. Bu yan cümle başta olduğunda genellikle ana cümleden virgülle ayrılır.
Alıştırma
Cümleyi regardless ve ardından gelmesi gereken doğru sözcüklerle tamamlayın: ____ carefully we plan, unexpected problems can arise.
Cevabı göster
Regardless of how
it's becoming clear that once businesses have to operate with social distancing in place, Kalıp ifadeler
1:29işletmeler sosyal mesafe kurallarıyla faaliyet göstermek zorunda kaldığında,
with ... in place yapısı
With + isim grubu + in place yapısı, mevcut bir düzenlemeyi veya koşulu ana eylemin arka planı olarak sunar. Bu cümlede işletmeler, sosyal mesafe önlemleri hazırlanmış ve uygulanırken faaliyet gösterir. Buradaki in place, “kurulmuş ve işliyor” anlamındadır; “fiziksel bir yerde” anlamına gelmez. Bir şey olduğunda hangi kuralların, sistemlerin veya koruyucu önlemlerin etkin olduğunu göstermek için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “kurulmuş ve işliyor” anlamındaki hedef iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: With the emergency plan ____, everyone knew what to do.
Cevabı göster
in place
the economy can be expected to shrink by about 10% Dilbilgisi
1:34ekonominin yaklaşık %10 oranında küçülmesinin beklenebileceği netleşiyor;
can be expected to: kanıta dayalı temkinli bir tahmin
Bu cümlede can be expected to, kanıta dayalı bir tahmin sunar: mevcut koşullar düşünüldüğünde ekonominin yaklaşık %10 küçülmesi makul bir sonuçtur. Ekonomiye küçülmesinin söylendiği veya bunun ondan istendiği anlamına gelmez. Yapı, özne + can be expected to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Edilgen yapı, tahmini kimin yaptığını belirtmez ve öngörülen sonucu öne çıkarır. Bu nedenle ifade, will kadar doğrudan değil; daha temkinli ve analitik duyulur.
Alıştırma
Kanıta dayalı ve temkinli tahmini öğrendiğiniz ifadeyle tamamlayın: Based on current trends, prices ____ rise gradually.
Cevabı göster
can be expected to
whether that's in South Korea, America, or Sweden.
1:39bu ister Güney Kore'de, ister Amerika'da, ister İsveç'te olsun.
But the missing 10% will mean life will feel far from normal. Kalıp ifadeler
1:45Ancak eksik olan o %10, hayatın normalden çok uzak hissedileceği anlamına gelecek.
far from normal: güçlü bir derece karşıtlığı
Far from normal, dereceyi güçlü biçimde anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada far fiziksel mesafeyi anlatmaz; hayatın normalden çok farklı, hatta hiç normal değilmiş gibi hissedileceğini güçlü biçimde belirtir. Başka bağlamlarda da kullanılabilen far from + sıfat veya isim yapısı, ardından gelen tanımlamayı reddeder. Genellikle aşırı olumlu ya da zayıf bir varsayımı düzeltir: far from easy, yalnızca “biraz zor” değil, “hiç kolay değil” demektir.
Alıştırma
Cümleyi “normalden çok farklı” anlamındaki güçlü ifadeyle tamamlayın: Even after the power came back, the hospital was ____.
Cevabı göster
far from normal
In China, large chunks of everyday life are missing.
1:49Çin'de günlük hayatın büyük bölümleri eksik.
consumer footfall has recovered to about half its previous levels. Kelime
1:56tüketici ayak trafiği, önceki seviyelerinin yaklaşık yarısına kadar toparlandı.
Daha önce tamamlanan bir olay için Having + past participle
Having collapsed in January, having + past participle ile kurulan bir perfect participle yapısıdır. Ocak ayındaki düşüşü, ana cümlede belirtilen toparlanmadan önce tamamlanmış bir olay olarak sunar. Having collapsed yapısının örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan consumer footfall ifadesidir. Bu kısa yapı, daha önceki bir olayın sonraki bir sonuç veya duruma arka plan sağladığı resmî haber dilinde yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle, daha önceki bir olayı göstermek için having + past participle yapısını doğru kullanır ve aynı örtük özneyi korur?
- Having fallen sharply overnight, the engineers restored website traffic by noon.
- Having fallen sharply overnight, website traffic recovered by noon.
- Having fall sharply overnight, website traffic recovered by noon.
Cevabı göster
Having fallen sharply overnight, website traffic recovered by noon.
Perakende ziyaretçi ölçütü olarak consumer footfall
Perakende ve ekonomi haberlerinde consumer footfall, belirli bir dönemde fiziksel mağazaları, alışveriş merkezlerini veya ticari bölgeleri ziyaret eden müşterilerin sayısı ya da akışı anlamına gelir. Burada yüz yüze tüketici etkinliğini ölçer; bu nedenle has recovered, ziyaretçi sayılarının yeniden yükseldiğini belirtir. Bu kullanımda footfall, toplu bir ticari ölçüttür. Ayakların yere vurma sesi anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir rapor, bir alışveriş merkezini kaç kişinin ziyaret ettiğini ölçüyor. En doğru terim hangisidir?
- consumer footfall
- website traffic
- footsteps
Cevabı göster
consumer footfall
Hotel occupancy is still down by around 50% and 75% fewer people are flying. Kalıp ifadeler
2:01Otel doluluk oranları hala yaklaşık %50 düştü ve uçakla seyahat eden kişi sayısı %75 azaldı.
down by around 50%: yaklaşık bir düşüşü ifade etmek
Burada down by around 50%, otel doluluk oranının önceki veya beklenen düzeye kıyasla yaklaşık yarı yarıya düştüğü anlamına gelir. Down düşüşü belirtir, by değişimin miktarını getirir ve around, 50% değerinin kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir. Bu ifade son düzeyi değil, ne kadar kayıp olduğunu anlatır. Önceki doluluk oranı %80 olsaydı, %50’lik bir düşüşten sonra oran %40 olurdu.
Alıştırma
Bir mağaza geçen ay 1.000 ürün, bu ay ise yaklaşık 600 ürün sattı. Değişimi doğru anlatan cümle hangisidir?
- Sales are up by around 40%.
- Sales are down by around 40%.
- Sales are down to around 40% of last month's level.
Cevabı göster
Sales are down by around 40%.
What's mainly in the missing 10% is stuff that um is hard to do if you're trying to social distance.
2:09Bu eksik %10'da temel olarak yer alan şeyler, sosyal mesafe koymaya çalışırken yapması zor olan şeylerdir.
So things like restaurants and hotels, theaters, cinemas,
2:15Yani restoranlar, oteller, tiyatrolar, sinemalar gibi şeyler,
and crucially it's also the way in which people tend to have fun. Dilbilgisi
2:18ve en önemlisi de insanların eğlenme eğiliminde oldukları yollar.
the way in which: bir şeyin nasıl gerçekleştiğini belirtmek
Örnekte the way in which people tend to have fun, “insanların genellikle nasıl eğlendiği” anlamına gelir. The way öbeğin ana ismidir; in which ise people tend to have fun ilgi cümleciğini başlatır. Bu yapı, bir şeyin nasıl gerçekleştiğine ilişkin açıklamayı tek bir isim öbeğine dönüştürür. Burada tüm öbek is fiilinden sonra gelir ve neyin tartışıldığını belirtir.
Alıştırma
The way ifadesinden sonra kullanılan standart ve resmî iki sözcüklü ilgi yapısını tamamlayın: The study examines the way ____ social media shapes public opinion.
Cevabı göster
in which
So it's a world where you work and then as soon as the day is over you immediately get back to your house as fast as possible. Dilbilgisi
2:24Dolayısıyla çalışıp gün biter bitmez mümkün olan en kısa sürede hemen evinize döndüğünüz bir dünya bu.
as soon as: anında gerçekleşen bir zaman tetikleyicisi
“As soon as” bir zaman yan cümlesi başlatır ve “olur olmaz” ya da “hemen ardından” anlamına gelir. Bu yan cümledeki olay, diğer eylemi başlatan tetikleyicidir. Bu cümlede iş gününün bitmesi, gecikmeden eve dönmeyi tetikler. Bu anlam, yalnızca bir olayın diğerinden sonra gerçekleştiğini söylemekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Mesajın, konuşan kişi eve varır varmaz gönderilmesi gerektiğini en iyi hangi seçenek gösterir? I’ll send you a message _____ I get home.
- as soon as
- after
- although
- unless
Cevabı göster
as soon as
as fast as possible: pratikte mümkün olan en yüksek hız
“As fast as possible”, as + zarf + as possible kalıbını izler. Bir şeyi gerçek koşulların izin verdiği en yüksek hızda yapmak anlamına gelir. Bu cümlede insanların eve nasıl döndüğünü anlatır. “Possible” pratik bir sınır koyar; dolayısıyla ifade imkânsız veya mutlak bir en yüksek hıza ulaşıldığını iddia etmez.
Alıştırma
Talimatı “pratikte mümkün olan en büyük dikkatle” anlamına gelen dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: Please carry the glass ____.
Cevabı göster
as carefully as possible
This dip in so-called fun spending will continue even after lockdowns are relaxed. Kelime
2:31Sözde eğlence harcamalarındaki bu düşüş, sokağa çıkma yasakları gevşetildikten sonra da devam edecek.
Temkinli bir etiket olarak so-called fun spending
so-called, fun spending ifadesini yerleşik bir teknik terim olarak değil, bir etiket olarak sunar. Burada boş zaman ve eğlenceyle ilgili harcamaları kullanışlı, gayriresmî bir ad altında toplar. Ayrıca yazar ile etiket arasına biraz mesafe koyabilir. Bu cümlede mesafe hafiftir: yazar kategoriyi temkinli biçimde adlandırıyor, onunla mutlaka alay etmiyor.
Alıştırma
Bu cümlede so-called ifadesinin temel işlevi nedir?
- fun spending ifadesini gayriresmî bir etiket olarak gösterir ve bu etikete karşı hafif bir mesafe belirtir.
- Harcamanın herkes için eğlenceli olduğunu söyler.
- fun spending ifadesinin resmî bir ekonomi kategorisi olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster
fun spending ifadesini gayriresmî bir etiket olarak gösterir ve bu etikete karşı hafif bir mesafe belirtir.
In Sweden, most people were never asked to stay at home during the pandemic,
2:41İsveç'te pandemi sırasında insanların çoğundan evde kalmaları hiç istenmedi,
but Swedish spending patterns over the past few months have mirrored those in neighboring Denmark, which has been under lockdown.
2:46ancak İsveç'in son birkaç aydaki harcama kalıpları, sokağa çıkma yasağı altında olan komşu Danimarka'dakilere benzedi.
Daily restaurant turnover fell by 70% last month as uncertainty over the economy and fear of infection meant fewer Swedes ate out. Notlar
2:54Ekonomi üzerindeki belirsizlik ve enfeksiyon korkusu daha az İsveçlinin dışarıda yemek yemesine neden olduğu için geçen ay günlük restoran ciroları %70 düştü.
Daily restaurant turnover çalışan değişimi değil, satış demektir
Bu ticari haber bağlamında restaurant turnover, restoranların belirli bir süre içinde satışlardan elde ettiği parayı ifade eder. Bu nedenle Daily restaurant turnover, restoranların günlük satış değeridir. Turnover kâr anlamına gelmez; maliyetler henüz düşülmemiştir. %70'lik düşüş ve dışarıda yemek yiyenlerin azalması, rakamın işten ayrılan çalışanlarla değil satış faaliyetiyle ilgili olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümlede %70 düşen nedir?
- Restoranların günlük satışlarının değeri.
- İşinden ayrılan restoran çalışanlarının sayısı.
- Tüm giderlerden sonra restoranların elde ettiği kâr.
Cevabı göster
Restoranların günlük satışlarının değeri.
uncertainty over ... ve fear of ...
Uncertainty over the economy, ekonominin geleceğine dair güven veya netlik eksikliğini anlatır. Fear of infection ise enfekte olma korkusunu anlatır. Bu iki isim öbeği and ile bağlanır ve paralel nedenler olarak işlev görür. Her isim doğal olarak kullanıldığı edatı korur: uncertainty over an issue yapısında over, korkulan şeyi veya olayı gösteren fear of yapısında ise of kullanılır. Nedenlerin paralel olması edatların da aynı olmasını gerektirmez.
Alıştırma
Aynı isim-edat kalıplarını kullanarak cümleyi tamamlayın: The report mentions uncertainty ____ future demand and fear ____ job losses.
Cevabı göster
over · of
eat out: dışarıda yemek yemek
Eat out, evde değil bir restoranda, kafede veya benzer bir yerde yemek yemek anlamına gelir. Ate out bu ifadenin basit geçmiş zaman biçimidir. Burada fewer Swedes ate out, yemek için restoranlara giden İsveçlilerin sayısının azaldığı anlamına gelir. Out, öbeksi fiilin bir parçasıdır; insanların mutlaka açık havada yemek yediğini göstermez.
Alıştırma
Cümleyi eat out ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya did not want to cook, so she decided to ____ at a nearby café.
Cevabı göster
eat out
And while overall Danish spending fell by 29% during lockdown,
3:05Ve Danimarka'nın genel harcamaları sokağa çıkma yasağı sırasında %29 düşerken,
Swedes cut their spending by almost as much. Kalıp ifadeler
3:10İsveçliler de harcamalarını neredeyse aynı oranda kestiler.
cut their spending: harcamaları azaltmak
cut their spending ifadesinde cut “azaltmak”, spending ise insanların harcadığı para anlamına gelir. Cümle, İsveçlilerin harcadıkları miktarı azalttığını söyler; fiziksel bir nesneyi kesmekten bahsetmez. Yeniden kullanılabilen kalıp cut + iyelik belirleyicisi veya başka bir niteleyici + spending şeklindedir. spending önündeki sözcükleri kişi, grup veya kategoriye göre değiştirin: cut my spending, cut household spending ya da cut the company's spending.
Alıştırma
Cümleyi cut + bir iyelik belirleyicisi + spending ile tamamlayın: After our electricity bill rose, we decided to ____ for three months.
Cevabı göster
cut our spending
What the evidence suggests now is that actually Dilbilgisi
3:14Şimdi kanıtların gösterdiği şey, aslında
it's people's own voluntary decisions about how they behave which are shaping
3:18hükümetin insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemesinden çok,
economies actually more than what the government is telling people to do.
3:22insanların nasıl davranacaklarına dair kendi gönüllü kararlarının ekonomileri şekillendirdiğidir.
What the evidence suggests now is that: sonucu çerçeveleyen yapı
What the evidence suggests now yan tümcesi, cümlenin öznesi olarak işlev görür. Burada what, “kanıtın gösterdiği sonuç” veya “kanıtın gösterdiği şey” anlamındadır; soru sormaz. What + özne + suggests + is that + tam yan tümce yapısı önce kanıtı, that sonrasında ise sonucu verir. Böylece konuşan kişi yorumu temkinli biçimde sunabilir ve bulguyu açıkça öne çıkarabilir. Now, bunun kanıtların mevcut yorumlanışı olduğunu ve önceki görüşlerden farklı olabileceğini gösterir.
Alıştırma
Kanıta dayalı bir sonucu çerçevelemek için bu yapıyı doğru kullanan cümle hangisidir?
- What does the survey suggest is that customers want shorter wait times.
- What the survey suggests customers want shorter wait times.
- What the survey suggests is that customers want shorter wait times.
Cevabı göster
What the survey suggests is that customers want shorter wait times.
The lockdown itself is not really influencing behavior that much.
3:28Sokağa çıkma yasağının kendisi davranışı o kadar da fazla etkilemiyor.
The true economic impact of imposing lockdowns will take time to emerge. Kalıp ifadeler
3:33Sokağa çıkma yasakları uygulamanın gerçek ekonomik etkisinin ortaya çıkması zaman alacaktır.
take time to emerge: gecikerek görünür hâle gelen sonuçlar
Bu cümlede take time to emerge, “görünür, açık veya ölçülebilir hâle gelmeden önce belli bir süreye ihtiyaç duymak” anlamına gelir. emerge burada soyut anlamdadır: ekonomik etki daha sonraki kanıtlarla yavaş yavaş anlaşılacaktır; fiziksel olarak bir yerden çıkmayacaktır. take time to + fiil yapısı, bir sonucun hemen değil, gecikerek ortaya çıktığını anlatır. Etkiler, eğilimler, sorunlar veya kanıtlar ancak daha sonra fark edilebiliyorsa bu yapı kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve “ancak bir süre sonra belirginleşmek” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The full effects will ____.
Cevabı göster
take time to emerge
In China, it was several months after the lockdown began to be lifted before bankruptcy numbers started to rise. Dilbilgisi
3:39Çin'de iflas sayılarının artmaya başlaması, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmaya başlamasından aylar sonra oldu.
began to be lifted: begin ve edilgen mastar
began to be lifted, began ile edilgen mastar olan to be lifted yapısını birleştirir. Karantina, eyleme maruz kalan unsurdur; onu kaldıran yetkililer ise belirtilmez. Burada lift, bir kısıtlamayı fiziksel olarak yukarı kaldırmak değil, resmî olarak kaldırmak veya gevşetmek anlamına gelir. began, sürecin başladığını gösterir; dolayısıyla karantinanın o anda tamamen kaldırılmış olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi began + edilgen mastar kullanarak lift fiilinin tam biçimiyle tamamlayın: The curfew ____ after officials reviewed the data.
Cevabı göster
began to be lifted
It wouldn't be that surprising if um we think we're kind of through the worst of it,
3:46İşin en kötüsünü atlattığımızı düşünürsek,
we end the lockdown and then actually then things start to get even worse than we had expected. Dilbilgisi
3:50sokağa çıkma yasağını bitirmemiz ve ardından aslında işlerin beklediğimizden de kötüye gitmeye başlaması çok da şaşırtıcı olmaz.
worse than we had expected: beklediğimizden daha kötü
worse than we had expected ifadesinde than, gerçek sonucun ne kadar kötü olduğunu daha önceki tahminde öngörülen kötülük derecesiyle karşılaştırır. Sonuç, olumsuz yönde bu tahminin ötesine geçmiştir. Had expected past perfect yapıdadır. Beklentiyi daha sonra anlatılan gelişmeden önceye yerleştirir: önce beklenti oluşmuş, ardından olaylar daha kötü sonuçlanmıştır. Bu zaman daha önceki bakış açısını işaretler; expected demenin yalnızca daha resmî bir yolu değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, beklentinin sonraki sonuçtan önce oluştuğunu past perfect ile gösterir?
- The result is worse than we expect.
- The result was worse than we expected.
- The result was worse than we had expected.
Cevabı göster
The result was worse than we had expected.
the global economy has been propped up by unprecedented levels of state aid. Öbek fiiller
3:58küresel ekonomi eşi benzeri görülmemiş düzeyde devlet yardımlarıyla desteklendi.
propped up by: desteğiyle ayakta tutulan
Propped up by, prop up ifadesinin edilgen biçimidir ve “dış destek sayesinde çalışmaya devam ettirilmek veya düşmesi engellenmek” anlamına gelir. Kalıp be propped up by + desteğin kaynağı şeklindedir. Burada devlet yardımı, kırılgan bir küresel ekonomiyi ayakta tutan unsur olarak sunulur. Nötr help sözcüğünün aksine prop up, bu destek olmadan ilgili şeyin zayıflayabileceğini veya başarısız olabileceğini ve desteğin geçici olabileceğini sıklıkla ima eder.
Alıştırma
“The grant propped up the small theater” cümlesi en güçlü biçimde neyi ima eder?
- Hibe, mali açıdan zayıf bir tiyatronun faaliyetini sürdürmesini sağladı.
- Hibe tiyatroyu erken kapanmaya zorladı.
- Hibe tiyatroyu daha moda hâle getirdi.
Cevabı göster
Hibe, mali açıdan zayıf bir tiyatronun faaliyetini sürdürmesini sağladı.
one in five workers is currently in a special scheme where the state pays their wages. Dilbilgisi
4:08her beş işçiden biri şu anda devletin maaşlarını ödediği özel bir program kapsamında.
one in five: beşte bir oranı
One in five, her beş kişilik grupta bir kişi anlamına gelir ve böylece grubun tamamının yüzde 20'sini ifade eder. Bu cümlede, programa dahil olan çalışanların oranını belirtir; bir ile beş çalışan arasındaki bir aralık anlamına gelmez. İfadenin dilbilgisel merkezi one olduğu için standart İngilizcede tekil fiil kullanılır: one in five workers is. Bu oran kalıbı raporlarda, anketlerde ve diğer veri açıklamalarında yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle bir oran bildirmek için one in five ifadesini doğru kullanıyor?
- One of five households means 20 percent of every town.
- One in five households uses solar power.
- One in five households use solar power.
Cevabı göster
One in five households uses solar power.
The government has deployed 750 billion Euros to sustain companies. Kelime
4:14Hükümet, şirketleri ayakta tutmak için 750 milyar avro kullandı.
deployed 750 billion Euros to sustain companies: şirketleri ayakta tutmak için kaynak seferber etmek
Burada deployed, bir politika veya finansman programı aracılığıyla büyük miktarda parayı bilinçli olarak kullanıma yönlendirmek anlamına gelir. Bu, mali ve hükûmet bağlamlarında kullanılan resmî bir fiil anlamıdır; asker veya ekipman göndermeye gönderme yapmaz. Sustain companies, şirketlerin zor bir dönemde faaliyet göstermeye devam etmesini sağlamak demektir. Şirketlerin devam edebilmesine yardımcı olan kısa veya orta vadeli desteği anlatır; sonsuza kadar büyüyecekleri vaadini içermez. İfade bir bütün olarak fonları krize karşı etkin bir müdahale olarak sunar.
Alıştırma
Fonların bir kuruluşun çalışmaya devam etmesine yardım etmek için aktif biçimde yönlendirildiği anlamına en uygun cümle hangisidir?
- The relief agency deployed emergency workers to inspect the clinics.
- The relief agency allocated emergency funds to the clinics, but the money has not been released.
- The relief agency deployed emergency funds to sustain small clinics after the flood.
Cevabı göster
The relief agency deployed emergency funds to sustain small clinics after the flood.
The government is going to step in and help to pay people's wages. Öbek fiiller
4:20Hükümet devreye girecek ve insanların maaşlarının ödenmesine yardımcı olacak.
Step in: yardım etmek için müdahale etmek
Bu cümlede step in, “müdahale etmek” veya “devreye girmek” anlamındadır: İnsanların ve işletmelerin desteğe ihtiyacı olduğu için hükûmet harekete geçer. Ardından gelen sözler, somut eylemin maaşların ödenmesine yardımcı olmak olduğunu açıklar. Bir sorunu doğrudan ele almayan biri yardım etmek, zararı önlemek veya kontrolü sağlamak için sürece katıldığında step in kullanılır. Burada bu ifade öbek fiildir; fiziksel olarak bir yerin içine adım atmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “müdahale etmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: When the players began to argue, the referee had to ____.
Cevabı göster
step in
It's only as this support is gradually withdrawn that the wider cost of COVID-19 will become clear. Dilbilgisi
4:24COVID-19'un daha geniş kapsamlı maliyeti ancak bu destek yavaş yavaş geri çekildiğinde netleşecektir.
It's only as ... that ...: zamanı vurgulama yapısı
It's only as ... that ... yapısında It is ... that, vurgu yapmak için kullanılan ayrık cümle kalıbıdır. Odaklanan bölüm only as this support is gradually withdrawn olduğundan cümle, temel sonucun netleştiği süreci vurgular. Buradaki as, “sırasında” veya “süreç ilerledikçe” anlamındadır. İfade edilen düşünce, destek geri çekildikçe daha geniş maliyetin kademeli biçimde ortaya çıkmasıdır; that önceki bir isme gönderme yapmaz.
Alıştırma
Cümleyi only as ... that vurgu kalıbıyla tamamlayın: It's ____ the fog lifts ____ the road becomes visible.
Cevabı göster
only as · that
Konuşmada yumuşatıcı olarak sort of
Burada sort of, uncertain sıfatından önce kullanılan bir konuşma dili yumuşatıcısıdır. “Biraz” veya “bir bakıma” anlamına gelir; böylece konuşan kişi değerlendirmeyi kesin bir iddia yerine bir izlenim olarak sunar. Bu kullanım kesinlik derecesini azaltır; belirsizliği bir tür veya kategori olarak sınıflandırmaz.
Alıştırma
İfadeyi yumuşatmak için dersteki iki sözcüklü kalıbı kullanın: The schedule feels ____ uncertain.
Cevabı göster
sort of
because you know no one really knows how businesses and households are going to be able to survive weeks and months of much lower incomes.
4:35çünkü bilirsiniz, işletmelerin ve hanelerin haftalarca ve aylarca sürecek çok daha düşük gelirlerle nasıl ayakta kalabileceğini kimse gerçekten bilmiyor.
Bir örneğe geçiş olarak Let's take a look at
Let's take a look at, dinleyicileri dikkatlerini sıradaki konuya vermeye davet eder. Burada açıklamayı genel bir tartışmadan belirli bir senaryoya geçirir. Bu ifade, gerçekten bakılan bir şey olmasa bile konuşmayı düzenleyebilir: take a look at “değerlendirmek” veya “incelemek” anlamına gelebilir; let's ise geçişi birlikte yapılan, yönlendirici bir hareket gibi gösterir.
Alıştırma
Dinleyicileri genel bir düşünceden bir örneğe yönlendirmek için dersteki ifadeyi kullanın: Many things can delay a journey. ____ what happens when a train is cancelled.
Cevabı göster
Let's take a look at
A small business owner runs a chain of restaurants. Kalıp ifadeler
4:51Küçük bir işletme sahibi bir restoran zinciri işletiyor.
runs a chain of restaurants: bir restoran zinciri işletmek
Buradaki runs, koşmak değil, bir işletmeyi yürütmek ve ondan sorumlu olmak anlamındadır. Özne tekil olduğu için run, runs biçimine dönüşür. A chain of restaurants, aynı işletme veya marka altındaki birbiriyle bağlantılı restoranlar grubudur. Bu nedenle runs a chain of restaurants, yalnızca tek bir şubeyi değil, bağlantılı birkaç restoranı işletmek demektir.
Alıştırma
run a chain of restaurants ifadesini doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: Elena ____ in Manchester and Leeds.
Cevabı göster
runs a chain of restaurants
When the pandemic hits, he takes out a loan and furloughs his staff. Notlar
4:54Pandemi vurduğunda, bir kredi çekiyor ve personelini ücretsiz izne çıkarıyor.
takes out a loan: kredi çekmek
Bu cümlede takes out a loan, geri ödeme anlaşmasıyla bir bankadan veya başka bir kredi verenden resmî olarak borç para almak anlamına gelir. Take out tek bir öbek fiil olarak işlev görür ve a loan onun nesnesidir; fiziksel olarak bir şey dışarı çıkarılmaz. Özne he olduğu için takes out biçimi kullanılır. Yeniden kullanılabilen kalıp take out a loan biçimindedir; buna miktar, kredi veren kurum veya amaç hakkında ayrıntılar eklenebilir.
Alıştırma
Banka Omar'ın kredisini onayladı ve parayı aktardı. Omar'ın yaptığını en iyi hangi cümle anlatır?
- Omar took out a loan.
- Omar applied for a loan.
- Omar paid off a loan.
Cevabı göster
Omar took out a loan.
furloughs his staff ifadesinin anlamı
Furloughs his staff, çalışanlarının geçici olarak çalışmayı bırakmasını sağladığı, ancak genellikle istihdam ilişkisini sürdürdüğü anlamına gelir. Bu ifade kesin bir işten çıkarmayı değil, geçici bir çalışma durmasını anlatır ve işletme ya da devlet destekleri bağlamında sık kullanılır. Burada furloughs fiildir ve etkilenen kişiler olan his staff ifadesi nesne olarak gelir. Cümle, pandemi sırasında iş gücü maliyetlerini geçici olarak nasıl azalttığını gösterir; çalışanların işlerini kalıcı olarak kaybettiğini söylemez.
Alıştırma
Bir restoran kısa süreli kapanma sırasında çalışanlarına vardiya vermiyor, ancak onların geri dönmesini bekliyor. Hangi cümle en uygundur?
- The owner fires his staff.
- The owner gives his staff a loan.
- The owner lays off his staff permanently.
- The owner furloughs his staff.
Cevabı göster
The owner furloughs his staff.
In March, more cash was handed out to UK businesses than in any month since records began. Notlar
5:00Mart ayında, İngiltere'deki işletmelere kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana herhangi bir ayda olduğundan daha fazla nakit dağıtıldı.
handed out ifadesinin anlamı
Handed out, birden fazla alıcıya bir şeyi dağıtmak anlamındaki hand out birleşik fiilinin geçmiş ortaç biçimidir. Burada cash was handed out to UK businesses, nakdin Birleşik Krallık işletmelerine dağıtıldığı anlamına gelir ve genellikle destek bağlamındadır. Bu ifade tek başına paranın hibe, ödeme veya kredi olup olmadığını söylemez. Cümle edilgen yapıdadır: more cash dağıtılan şeyi, to UK businesses ise alıcıları gösterir. Odak, dağıtımı yapan kişi ya da kuruluşta değil, dağıtılan miktardadır.
Alıştırma
Hangi cümle paranın birkaç işletmeye dağıtıldığı anlamına gelir?
- More cash was taken out by several businesses.
- More cash was paid back by several businesses.
- More cash was handed out to several businesses.
- More cash was handed over to one manager.
Cevabı göster
More cash was handed out to several businesses.
since records began: kayıtlar tutulmaya başladığından beri
Since records began karşılaştırmanın başlangıç noktasını belirler: sistemli kayıt tutulmaya başlanan andan söz konusu zamana kadar olan dönem. Burada, mart ayındaki aylık tutarın mevcut kayıtlardaki en yüksek tutar olduğu anlamına gelir. Daha eski dönemler kaydedilmemiş olabileceği için bunun tüm insanlık tarihindeki en yüksek değer olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Hangi cümle rekor iddiasını sistemli verilerin bulunduğu dönemle dikkatli biçimde sınırlar?
- Rainfall was very high before anyone kept records.
- Rainfall was the highest since records began.
- Rainfall was the highest in all human history.
Cevabı göster
Rainfall was the highest since records began.
After lockdown, he reopen, but business is slow, so he makes staff redundant and closes a restaurant as he can't pay the rent. Kelime
5:08Sokağa çıkma yasağından sonra yeniden açılıyor ancak işler yavaş, bu yüzden personel çıkarıyor ve kirayı ödeyemediği için bir restoranı kapatıyor.
makes staff redundant: pozisyonları kaldırarak çalışanların işine son vermek
To make staff redundant, çalışanların pozisyonları artık gerekli olmadığı için işlerine son vermek anlamına gelir; bunun nedeni genellikle işverenin maliyetleri azaltması, bir yeri kapatması veya yeniden yapılanmasıdır. Bu cümlede işlerin durgun olması, restoran sahibinin çalışan sayısını azaltmasına yol açar. Redundant, düşük performansı veya uygunsuz davranışı değil, pozisyonun durumunu anlatır. Dil bilgisi kalıbı make + kişi veya kişiler + redundant şeklindedir: make an employee redundant, make 20 staff redundant.
Alıştırma
Bir şirket, satışlar düştüğü için bir bölümünü kalıcı olarak kapatıyor. Bu çalışanlara ne olduğunu en doğru biçimde hangi cümle anlatır?
- The company fired those employees for misconduct.
- The company made those employees redundant.
- The company furloughed those employees until next week.
Cevabı göster
The company made those employees redundant.
the share of commercial tenants who paid their rent on time in Britain fell from 90% to 60% Dilbilgisi
5:21İngiltere'de kirasını zamanında ödeyen ticari kiracıların oranı %90'dan %60'a düştü,
the share of ... fell from A to B ile oran değişimini bildirmek
The share of + bir grup veya kategori, bütünün o grup tarafından temsil edilen oranını ifade eder. Burada kirasını zamanında ödeyen ticari kiracıların oranını belirtir. Fell from A to B hem başlangıç hem de bitiş düzeyini verir. From 90% to 60% ifadesi son oranın %60 olduğu anlamına gelir; değişim 30 yüzde puandır ve bu, başlangıçtaki %90'a göre üçte birlik bir azalmadır.
Alıştırma
Cümleyi burada öğretilen tam veri raporlama kalıbıyla tamamlayın: From April to May, the ____ online orders arriving on time ____ 95% ____ 82%.
Cevabı göster
share of · fell from · to
with big firms like Burger King admitting they couldn't make rent on empty restaurants. Kalıp ifadeler
5:27Burger King gibi büyük firmalar boş restoranların kirasını ödeyemediklerini itiraf ettiler.
make rent: kirayı ödeyecek kadar para bulmak
Make rent, kira zamanı geldiğinde kirayı ödemek için yeterli paraya sahip olmak veya bu parayı bulmak anlamına gelen günlük bir ifadedir. Buradaki make, kirayı oluşturmayı değil, gereken miktara ulaşmayı anlatır. Bu cümlede couldn't make rent, boş restoranların kirayı karşılayacak kadar gelir getirmediğini gösterir.
Alıştırma
Aylık konut kirasını ödemeye yetecek paraya sahip olmak anlamındaki günlük ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even after taking extra shifts, Leo was not sure he could ____ this month.
Cevabı göster
make rent
Without these rent payments, his landlord can no longer keep up with her mortgage Öbek fiiller
5:33Bu kira ödemeleri olmadan, ev sahibi artık ipoteğini ödeyemez duruma gelir
keep up with her mortgage: konut kredisi ödemelerini aksatmamak
Bu cümlede keep up with her mortgage, gerekli konut kredisi ödemelerini zamanında yapmaya devam etmek demektir. Her mortgage, fiziksel olarak takip edilen bir şeyi değil, devam eden kredi geri ödeme yükümlülüğünü ifade eder. keep up with + ödeme veya yükümlülük yapısı, zaman içinde geri kalmamaya ve ödemeleri güncel tutmaya odaklanır. Devam eden bir iş yüküne veya tempoya ayak uydurmayı da anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi “gerekli ödemeleri zamanında yapmaya devam etmek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Even after his hours were cut, he used his savings to ____ his mortgage.
Cevabı göster
keep up with
and ultimately her bank is left with debt that cannot be repaid.
5:39ve sonuçta bankası geri ödenemeyen bir borçla kalır.
The problem with all of these losses across the economy is that someone eventually has to sort of admit that they are going to bear these losses and the consequences of that for business confidence and for investment could be very significant. Kalıp ifadeler
5:45Ekonomi genelindeki tüm bu kayıplarla ilgili sorun şu ki, eninde sonunda birisi bu kayıpları üstleneceğini kabul etmek zorunda kalacak ve bunun iş dünyasındaki güven ve yatırım üzerindeki sonuçları çok önemli olabilir.
bear these losses: bu kayıpların yükünü üstlenmek
Burada bear these losses, kayıpların yarattığı mali yükü kabul etmek veya üstlenmek demektir. Bear, zor bir şeye dayanmak veya onun sorumluluğunu almak anlamındaki bir fiildir; hayvanı ifade eden isim değildir. Bu eşdizim, maliyeti en sonunda kimin üstlendiğini vurgular. Birinin yalnızca kaybı olduğunu söylemekten daha güçlü ve kesindir, çünkü yükü belirli bir kişi veya gruba verir.
Alıştırma
Cümleyi bear losses ifadesindeki fiille tamamlayın: The contract says the supplier must ____ any losses caused by late delivery.
Cevabı göster
bear
If you are concerned that your customers or your tenants or whoever is not going to actually be paying the money they owe you,
6:01Müşterilerinizin veya kiracılarınızın veya her kimse aslında size borçlu oldukları parayı ödemeyeceklerinden endişe ediyorsanız,
then making new investments is not just um risky,
6:09o zaman yeni yatırımlar yapmak sadece riskli değil,
it's actually completely impossible to price because everything is so unstable. Kelime
6:13aslında her şey çok dengesiz olduğu için fiyatlandırmak tamamen imkansızdır.
impossible to price: finansal bir fiil olarak price
Burada price bir fiildir. Bir yatırımı fiyatlandırmak, beklenen ödemeleri, getirileri ve riski değerlendirerek savunulabilir bir fiyat hesaplamak demektir. Bu unsurlar istikrarsız olduğu için güvenilir bir fiyat hesaplanamaz. be impossible to + fiil yapısı, bir eylemin gerçekçi olarak yapılamayacağını belirtir. Bu nedenle impossible to price, fiziksel olarak fiyat etiketi takmayı değil, bir değerleme sorununu anlatır.
Alıştırma
Güvenilir bir finansal fiyatın hesaplanamadığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: "With future payments changing every week, the new investment is ____."
Cevabı göster
impossible to price
And so the risk of that is that things like investment get cut back massively and that will you know that will have very large effects. Öbek fiiller
6:17Dolayısıyla bunun riski, yatırım gibi şeylerin devasa oranda kesintiye uğramasıdır ve bu, çok büyük etkilere yol açacaktır.
get cut back: get ile kurulan edilgen azaltma
Cut back, azaltmak veya kısmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Get cut back yapısında cut geçmiş zaman ortacıdır ve get edilgen yapı kurar: investment azaltmayı yapan değil, azaltılan taraftır. Get ile kurulan edilgen yapı, konuşmada bir değişikliği veya olayı daha doğrudan hissettirebilir. Burada yatırımın ciddi ölçüde azaltılabileceği anlamına gelir; get elde etmek anlamına gelmez ve cut fiziksel bir kesme eylemini anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi cut back fiilinin get ile kurulan edilgen biçimiyle tamamlayın: "When revenue drops, staff training may ____ first."
Cevabı göster
get cut back
Key economic factors already indicate that the world is facing a prolonged recession. Kalıp ifadeler
6:24Kilit ekonomik faktörler, dünyanın halihazırda uzun süreli bir resesyonla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
facing a prolonged recession: şiddet değil süre
Bu cümlede be facing, başa çıkılması gereken zor bir durumla karşı karşıya olmak anlamına gelir. Süreklilik biçimi is facing, durgunluğu şu anda var olan veya yaklaşmakta olan bir sorun olarak sunar. Prolonged, uzun süre devam eden demektir. Bu nedenle face a prolonged recession ekonomi haberlerinde doğal bir sözcük birleşimidir ve durgunluğun ne kadar ağır olduğundan çok beklenen süresini vurgular.
Alıştırma
Durgunluğun uzun sürmesinin beklendiğini göstermek için face fiilini present progressive biçiminde ve prolonged sözcüğünü kullanarak haberi tamamlayın: The economy is ____.
Cevabı göster
facing a prolonged recession
Already unemployment in America is at its highest rate since the Great Depression. Dilbilgisi
6:32Amerika'da işsizlik şimdiden Büyük Buhran'dan bu yana en yüksek oranına ulaştı.
at its highest rate since ...: karşılaştırma dönemini belirlemek
At its highest rate since the Great Depression, Büyük Buhran'dan sonraki dönemde hiçbir işsizlik oranının güncel orandan daha yüksek olmadığı anlamına gelir. Yapı at + iyelik belirleyicisi + highest + ölçüm adı + since + başlangıç zamanı veya olayı şeklindedir. En üstünlük bildiren highest, rate sözcüğünü niteler; dolayısıyla cümle yüzdeleri veya oranları karşılaştırır. İşsiz kişi sayısının tarihteki en yüksek düzeyde olduğunu söylemez ve since bir neden belirtmek yerine karşılaştırma dönemini belirler.
Alıştırma
"Unemployment is at its highest rate since the Great Depression" cümlesi neyi öne sürüyor?
- Güncel işsizlik yüzdesi, Büyük Buhran'dan sonraki herhangi bir zamandaki oran kadar yüksek veya ondan daha yüksektir.
- Büyük Buhran güncel işsizlik oranına neden olmuştur.
- Güncel işsiz kişi sayısı tüm tarihin en yüksek düzeyindedir.
Cevabı göster
Güncel işsizlik yüzdesi, Büyük Buhran'dan sonraki herhangi bir zamandaki oran kadar yüksek veya ondan daha yüksektir.
But these losses will not be felt equally. Anlatım akışı
6:37Ancak bu kayıplar eşit olarak hissedilmeyecektir.
Ancak bu kayıplar eşit ölçüde hissedilmeyecek
But, kayıpların genel olarak yaşanacağı gerçeğinden bu kayıpların nasıl dağılacağı sorusuna geçiş yapar. Ayrıntılar verilmeden önce gruplar arasında fark olacağını haber verir. Burada be felt yalnızca bir duygu hissetmek değil, “insanları etkilemek” veya “insanlar tarafından yaşanmak” anlamındadır. Edilgen will not be felt equally yapısı, etkilenen grupları henüz tek tek belirtmeden eşitsiz etkiye odaklanır.
Alıştırma
Vurgulanan cümle savda nasıl bir işlev görüyor?
- Herkesin kayıplar yüzünden aynı ölçüde üzüleceğini söyler.
- İşini kaybedecek bütün grupların son listesini verir.
- Odağı genel kayıplardan farklı grupların bu kayıpları farklı derecelerde yaşayacağı gerçeğine taşır.
Cevabı göster
Odağı genel kayıplardan farklı grupların bu kayıpları farklı derecelerde yaşayacağı gerçeğine taşır.
To see how, let's go back to our restaurant owner. Anlatım akışı
6:43Nasıl olacağını görmek için restoran sahibimize geri dönelim.
To see how ... let's go back to: nasıl olduğunu görmek için... geri dönelim
To see how, bir sonraki adımın amacını belirtir: konuşmacı, önceki iddianın nasıl işlediğini göstermek için bir örnek kullanacaktır. How, o sürece geri gönderme yaparak soyut bir sonucu açıklamayla bağlar. Let's go back to our restaurant owner, dinleyicileri daha önce tanıtılmış bir örneği yeniden ele almaya davet eder. Buradaki go back fiziksel bir hareket değil, söylemi önceki konuya döndüren bir geçiştir. Our ise restoran sahibini konuşmacı ile dinleyicilerin paylaştığı ortak bir referans olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi let's ile başlayan ve go back kullanan dört sözcüklü iş birliği ifadesiyle tamamlayın: To see how this works, ____ the budget example.
Cevabı göster
let's go back to
The industries hit hardest by the COVID-19 pandemic are labor-intensive and rely on an army of low-paid workers. Notlar
6:47COVID-19 pandemisinden en çok darbe alan sektörler, emek yoğun ve düşük ücretli büyük bir işçi ordusuna dayanan sektörlerdir.
hit hardest: en ağır etkiyi yaşamak
hit hardest ifadesindeki hit, fiziksel olarak darbe almak değil, “ciddi biçimde etkilenmek” anlamına gelir. Hardest ise “karşılaştırma grubundaki diğer herkes veya her şeyden daha ciddi biçimde” anlamını veren bir zarftır. Burada hit hardest by the COVID-19 pandemic, kısaltılmış bir ilgi yan cümlesidir: industries that were hit hardest by the pandemic. En büyük etkiyi yaşayan sektörleri belirler.
Alıştırma
Yeni bir ücret bütün kulüpleri etkiledi, ancak en küçük kulüpler diğerlerinin hepsinden daha fazla zarar gördü. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?
- The smallest clubs were hit harder by the new fee.
- The smallest clubs were hit hard by the new fee.
- The smallest clubs were hit hardest by the new fee.
Cevabı göster
The smallest clubs were hit hardest by the new fee.
labor-intensive: yoğun insan emeği kullanımı
Labor-intensive, üretimine oranla büyük miktarda insan emeği gerektiren bir sektörü, hizmeti veya süreci tanımlar. Intensive, bir girdinin yoğun biçimde kullanıldığını belirtir; işin fiziksel olarak yorucu olduğu anlamına gelmez. Labor-intensive birleşik bir sıfattır. a labor-intensive industry örneğindeki gibi isimden önce veya the industry is labor-intensive örneğindeki gibi be fiilinden sonra gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede labor-intensive doğru anlamıyla kullanılmıştır?
- Fruit picking is labor-intensive because many workers must harvest the crop by hand.
- Fruit picking is labor-intensive because every worker finds it exhausting.
- Fruit picking is labor-intensive because the machines are very expensive.
Cevabı göster
Fruit picking is labor-intensive because many workers must harvest the crop by hand.
an army of low-paid workers mecazı
An army of burada gerçek bir askerî güce gönderme yapmaz; mecaz anlamda kullanılır. İşçileri, ortak çabası aynı etkiyi yaratan çok büyük bir grup olarak gösterir. Bu cümledeki imge hem düşük ücretli işçilerin sayısını hem de emek yoğun sektörlerin çalışmasını sürdürmedeki ortak rollerini vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede an army of low-paid workers ne anlama geliyor?
- Acil durumlara müdahale eğitimi almış küçük bir ekip
- Orduda görev yapan düşük ücretli işçiler
- Ortak emeğiyle bu sektörleri destekleyen çok büyük bir düşük ücretli işçi grubu
Cevabı göster
Ortak emeğiyle bu sektörleri destekleyen çok büyük bir düşük ücretli işçi grubu
And it is these people who are particularly likely to lose their jobs. Dilbilgisi
6:55Ve işlerini kaybetme ihtimali özellikle yüksek olanlar da bu insanlardır.
it is these people who yarık cümle yapısı
Bu bir it-cleft, yani it'li yarık cümle yapısıdır: It is + odaklanan öğe + who + yan cümle. Buradaki it bir nesneye gönderme yapmaz; dil bilgisel çerçevenin parçasıdır ve these people ifadesini odağa yerleştirir. Konuşan kişi, işini kaybetme ihtimali özellikle yüksek olanların başka bir grup değil, bu düşük ücretli işçiler olduğunu belirtir. Nötr biçim olan These people are particularly likely to lose their jobs aynı temel bilgiyi daha az karşılaştırmalı vurguyla verir.
Alıştırma
these volunteers ifadesini vurgulamak için is ve who kullanan bir it-cleft ile cümleyi tamamlayın: ____ keep the shelter open.
Cevabı göster
It is these volunteers who
In America, you are already twice as likely to be made redundant
7:00Amerika'da, yılda 80.000 dolar kazananlara kıyasla 20.000 dolardan az kazanıyorsanız
if you're earning less than $20,000 a year than $80,000 a year.
7:04işten çıkarılma ihtimaliniz şimdiden iki kat daha fazla.
The kind of jobs that won't exist at all or in much reduced numbers Dilbilgisi
7:10Hiç var olmayacak veya sayıları çok daha az olacak türden işler,
will be the kind of jobs that are typically done by people who are paid less,
7:15genellikle daha az ücret alan kişilerin yaptığı işler,
jobs that are done by women, and jobs that are done by ethnic minorities more commonly.
7:19kadınların yaptığı işler ve daha çok etnik azınlıkların yaptığı işler olacaktır.
The kind of jobs ... will be the kind of jobs geri dönüş kalıbı
İlk ad öbeği The kind of jobs that won't exist... uzun öznedir. will be ana fiildir; ikinci the kind of jobs, bu özneyi tanımlamak için kullanılan kategoriyi başlatır. the kind of jobs ifadesinin tekrarı bilinçli bir yapısal geri dönüştür. Ardından gelen ilgi cümlecikleri ortak özellikleri sıralamadan önce neyin sınıflandırıldığını açık tutar. Yeniden kullanılabilecek kalıp The kind of X that ... will be the kind of X that .... şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle, uzun bir özneyi onu tanımlayan kategoriye bağlamak için tekrarlanan The kind of X ... will be the kind of X ... kalıbını kullanıyor?
- This project will be a kind of practical public service.
- The kind of projects that win support will be the kind of projects that offer a clear, practical benefit.
- Projects that offer a clear, practical benefit will probably win support.
Cevabı göster
The kind of projects that win support will be the kind of projects that offer a clear, practical benefit.
So that's jobs in things like leisure, hospitality, retail trade, and that kind of thing. Ton ve niyet
7:23Yani eğlence, konaklama, perakende ticaret ve bu tür alanlardaki işler.
Bir listeden sonra that kind of thing
Birkaç örnekten sonra kullanılan that kind of thing, başka benzer şeyler, faaliyetler veya kategoriler anlamına gelir. Dinleyiciye listenin eksiksiz bir döküm değil, yalnızca bir örnek grubu olduğunu anlatır. Burada thing tek bir fiziksel nesneyi göstermez. İfadenin bütünü, listeyi doğal biçimde bitiren genel ve belirsiz bir özet görevi görür.
Alıştırma
Bu samimi ve eksiksiz olmayan listeyi bitiren hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: We need paper, markers, tape, and ____.
Cevabı göster
that kind of thing
So I think you could expect unemployment to be really concentrated in certain groups. Ton ve niyet
7:28Bu yüzden işsizliğin gerçekten belirli gruplarda yoğunlaşmasını bekleyebilirsiniz.
I think you could expect: bir tahmini yumuşatmak
I think you could expect ifadesinde I think, tahminin konuşmacının değerlendirmesi olduğunu gösterirken could beklenen sonucu kesin değil, mümkün bir sonuç olarak sunar. Bu iki unsur birlikte, bir öngörüyü gerçekmiş gibi ileri sürmeden gerekçeli biçimde ifade eder. Bu ifade yine de konuşmacının sonucu olası gördüğünü gösterir. Konuşmacının elinde hiç kanıt olmadığı veya yalnızca rastgele tahminde bulunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir rapor, bir sektörde iş kayıpları yaşanabileceğini öne sürüyor ancak kanıtlar kesin değil. Hangi cümle, sonucu kesinmiş gibi sunmadan gerekçeli bir tahmin yapar?
- I think you could expect job losses to be concentrated in that industry.
- I have no idea whether that industry will lose jobs.
- Job losses will definitely be concentrated in that industry.
Cevabı göster
I think you could expect job losses to be concentrated in that industry.
And these economic changes will shape the political agenda in the post-lockdown world. Kalıp ifadeler
7:34Ve bu ekonomik değişimler sokağa çıkma yasakları sonrası dünyada siyasi gündemi şekillendirecektir.
shape the political agenda: kamusal öncelikleri etkilemek
Burada shape, bir şeyin gelişme biçimini güçlü şekilde etkilemek anlamına gelir. The political agenda, siyasetçilerin, hükûmetlerin ve seçmenlerin odaklandığı kamusal sorunlar ile politika önceliklerinin bütünüdür; bir toplantı programı değildir. Dolayısıyla shape the political agenda, belirli konuları siyasi tartışmalarda ve karar alma süreçlerinde daha önemli hâle getirmek demektir. Her siyasi sonucu kontrol etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrenilen ve “kamu politikası önceliklerini güçlü biçimde etkilemek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Rising food prices may ____ before the election.
Cevabı göster
shape the political agenda
You could imagine a situation where it becomes kind of commonsensical that the essential workers who've kept the economy going, Notlar
7:41Ekonominin çarklarını döndüren temel çalışanlar hakkında bir tür ortak kanının oluştuğu,
You could imagine a situation where: varsayımsal bir senaryo açmak
Burada You could imagine a situation where, tartışmada varsayımsal bir dal açar. Could, fikri bir olasılık olarak sunar ve dinleyeni bunu değerlendirmeye davet eder; durumun kesinlikle gerçekleşeceğini söylemez. Kalıp You could imagine + a situation + where yan cümlesidir. Where yan cümlesi, hayal edilen durumun içinde neyin geçerli olduğunu açıklar. Böylece konuşmacı ana savına dönmeden önce bir sonucu inceleyebilir.
Alıştırma
Belirtilen You could imagine + a situation where kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: "____ remote work becomes the normal choice for most offices."
Cevabı göster
You could imagine a situation where
Essential workers: kriz dönemine ait sosyal ve politik bir kategori
Essential workers, özellikle bir kriz sırasında temel hizmetlerin ve toplumun günlük işleyişinin sürmesini sağladığı için çalışmaya devam etmesi gereken kişilerdir. Pandemi bağlamında bu adlandırma çoğunlukla sağlık, gıda tedariki, ulaşım, kamu hizmetleri, bakım ve benzeri işleri kapsıyordu. Essential, çalışanın kişisel değerini değil, görevin kamusal işlevini anlatır. Bu terim, kategorinin dışında kalan kişilerin önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede essential workers ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Yalnızca şirket için önemli kararlar alan üst düzey yöneticiler
- Kriz sırasında temel hizmetlerin ve ekonominin işlemesini sağlayan işlerde çalışan kişiler
- Kendi işinin önemli olduğunu kişisel olarak düşünen herkes
Cevabı göster
Kriz sırasında temel hizmetlerin ve ekonominin işlemesini sağlayan işlerde çalışan kişiler
kept the economy going: bir şeyin çalışmasını sürdürmek
Kept the economy going ifadesinde kept, keep fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve bir şeyin devam etmesini sağlamak anlamına gelir. Going burada bir yerden başka bir yere hareket etmek değil, çalışmak veya sürmek demektir. Çalışanlar ekonominin işlemeye devam etmesini sağlamıştır. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı keep + nesne + going şeklindedir. Zamana göre keep değişir: keep the project going, kept the shop going veya will keep the service going.
Alıştırma
Jeneratörün kliniğin çalışmaya devam etmesini sağladığını anlatmak için keep + nesne + going yapısının geçmiş zamanını kullanın: During the power cut, a small generator ____.
Cevabı göster
kept the clinic going
you can imagine a push towards trying to improve their standard of living and standard of work. Kalıp ifadeler
7:49onların yaşam ve çalışma standartlarını iyileştirmeye yönelik bir baskının olduğu bir durum hayal edebilirsiniz.
standard of living: maddi yaşam koşulları
Standard of living, bir kişi veya grubun gelir, konut, gıda, sağlık hizmetleri ve satın alma gücü sayesinde erişebildiği maddi rahatlık düzeyidir. Burada improve their standard of living, çalışanların somut yaşam koşullarını iyileştirmek anlamına gelir. Ekonomi ve kamu politikalarında yaygın olan kalıplaşmış bir ifadedir. Sık kullanılan yapılar arasında improve or raise the standard of living ve a high or low standard of living bulunur.
Alıştırma
Bir rapor ücretleri, konut maliyetlerini ve ailelerin neleri karşılayabildiğini karşılaştırıyor. Ölçülen şeyi en iyi hangi ifade adlandırır?
- quality of life
- lifestyle
- standard of living
Cevabı göster
standard of living
On the other hand, you could imagine a situation where countries kind of close in on themselves and say you know Notlar
7:54Öte yandan, ülkelerin kendi içlerine kapandıkları ve şöyle dedikleri bir durum da hayal edebilirsiniz:
On the other hand: karşıt alternatifi sunmak
On the other hand, konuşmacının olası bir sonuçtan onunla karşıtlık oluşturan başka bir sonuca geçtiğini gösterir. Burada, ülkelerin içe kapandığı senaryonun daha önceki, daha iş birliğine açık olasılığın karşı tarafı olduğunu dinleyiciye bildirir. Dinleyicinin iki yönlü bir karşılaştırmayı takip etmesine yardımcı olmak için kullanılır: önce bir seçenek ya da değerlendirme, ardından diğer taraf sunulur. Karşıtlığın ilk tarafı önceki cümlede olabilir, ancak bağlamdan açıkça anlaşılmalıdır.
Alıştırma
Bu iki yönlü karşılaştırmada ikinci cümleyi en iyi hangi geçiş ifadesi başlatır? The train is faster. The coach is much cheaper.
- For example
- On the other hand
- In addition
Cevabı göster
On the other hand
close in on themselves: içe dönük ve kapalı hâle gelmek
Bu cümlede close in on themselves, ülkelerin daha içe dönük, yalıtılmış ve kendi çıkarlarını korumaya odaklı hâle gelmesini anlatan mekânsal bir benzetmedir. Ülkelerin fiziksel olarak küçülmesi veya birbirlerine yaklaşması anlamına gelmez. Dönüşlülük zamiri themselves, hayal edilen hareketi aynı ülkelere geri yöneltir. Bir ülke, grup veya kurum için kullanıldığında bu görüntü dışa açıklığın, iş birliğinin veya dışarıdakilerle temasın azalmasını düşündürebilir.
Alıştırma
After the crisis, the committee closed in on itself and refused outside advice cümlesinde closed in on itself ne anlama gelir?
- Fiziksel olarak küçüldü.
- Daha içe dönük ve yalıtılmış hâle geldi.
- Başka bir gruba yaklaştı.
Cevabı göster
Daha içe dönük ve yalıtılmış hâle geldi.
we don't want immigrants because immigrants bring disease
7:58Göçmen istemiyoruz çünkü göçmenler hastalık getiriyor,
and we want to make sure that we have capacity to build vaccines for our citizens for no one else.
8:01ve aşımızı başka hiç kimse için değil kendi vatandaşlarımız için üretme kapasitesine sahip olduğumuzdan emin olmak istiyoruz.
It's too soon to know which way the political tide will turn and each country's response will be different. Notlar
8:06Siyasi rüzgarın hangi yöne döneceğini bilmek için henüz çok erken ve her ülkenin tepkisi farklı olacaktır.
It's too soon to know: neden henüz bir yanıt vermek mümkün değil
It's too soon to know, yeterli zaman geçmediği veya yeterli kanıt ortaya çıkmadığı için şu anda güvenilir bir yanıt verilemeyeceğini belirtir. Bu ifade, yanıtın yakında geleceğini öngörmez; neden şu anda bir yargıya varılamadığını açıklar. too + sıfat/zarf + to + fiil kalıbı, derecenin veya koşulun eylemi engellediğini gösterir. Burada soon, “aşırı erken bir zamanda” anlamındadır; yani zamanlama bilmeyi engeller.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The vote count has only just begun, so ____ who will win.
Cevabı göster
it's too soon to know
which way the political tide will turn: değişen bir siyasi yön
Bu benzetmede political tide, kamuoyunun, siyasi havanın veya gücün geniş çaplı hareketidir. Okyanus gelgiti gibi, yönü ve ivmesi olan büyük bir güç olarak düşünülür; gerçek bir gelgitten söz edilmez. Which way ... will turn, bu siyasi hareketin hangi yöne gideceğini sorar. İfade belirli bir sonucu öngörmek yerine birbirine zıt olasılıkları açık bırakır.
Alıştırma
“Analysts are watching the local elections to see which way the political tide will turn,” cümlesinde vurgulanan ifade ne anlama gelir?
- kamuoyunun ve siyasi ivmenin hangi yöne hareket edeceği
- hangi kıyıda deniz seviyesinin değişeceği
- siyasetçilerin oy verme merkezine hangi yoldan gideceği
Cevabı göster
kamuoyunun ve siyasi ivmenin hangi yöne hareket edeceği
But one certainty is that the longer we all have to wait for a vaccine to be developed and distributed or effective treatment found, Dilbilgisi
8:13Ancak kesin olan bir şey var ki, bir aşının geliştirilip dağıtılmasını veya etkili bir tedavinin bulunmasını ne kadar uzun süre beklemek zorunda kalırsak,
the more pronounced the effects of the 90% economy will be.
8:21%90 ekonomisinin etkileri de o kadar belirgin olacaktır.
The longer ... the more pronounced ...: bağlantılı karşılaştırmalı değişimler
the + comparative..., the + comparative... kalıbı değişen iki miktarı birbirine bağlar: ilk miktar arttığında veya azaldığında ikincisi de onunla birlikte değişir. Burada the longer bekleme süresinin arttığını, the more pronounced ise etkilerin giderek daha belirgin hâle geldiğini gösterir. Her iki the de belirli tanımlık değil, yapısal birer işarettir ve bu kalıpta than kullanılmasına gerek yoktur. İlk yan cümle koşulu veya değişen unsuru, ikinci yan cümle ise bununla bağlantılı sonucu verir. Bu yapı, buradaki gibi çoğu zaman nedensel bir bağlantı düşündürür; ancak başka bağlamlarda yalnızca düzenli bir korelasyonu da anlatabilir.
Alıştırma
Daha fazla pratik yapmanın daha fazla özgüvene yol açtığını ikili karşılaştırma kalıbıyla doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- The more you practise, the more confident you become.
- You practise more because you are already confident.
- As you practise, you become confident.
Cevabı göster
The more you practise, the more confident you become.
If you want to read more about the economic consequences of the coronavirus pandemic, then click the link opposite.
8:29Koronavirüs pandemisinin ekonomik sonuçları hakkında daha fazla şey okumak isterseniz, karşıdaki bağlantıya tıklayın.