Yemek ve ruh hali ⏲️ 6 Dakikada İngilizce: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
931 kelime 160 kel/dk

Video özeti: Program, moral bozukluğunda yenilen rahatlatıcı yiyeceklerden baskı altında çalışan bir aşçının acele öğünlerine ve daha sağlıklı beslenmeyi depresyondaki iyileşmeyle ilişkilendiren araştırmaya kadar, yiyeceklerle ruh hâli arasındaki bağı inceliyor. Ayrıca beslenmenin psikiyatride başlangıçta neden küçümsendiğini ele alıyor ve iyi beslenmenin zihinsel esenliği destekleyebileceği sonucuna varıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. because we feel sad, not because we're hungry. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bir davranışın gerçek nedenini belirtirken yanlış bir açıklamayı açıkça dışlamak için paralel because ..., not because ... yapısını kullanmayı öğrenin. Bu kalıp tanım yaparken, yanlış anlamaları düzeltirken ve iki gerekçeyi dikkatle karşılaştırırken işe yarar. 2. grab and go, — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Zaman kısıtlı olduğu için yiyeceği ya da başka bir şeyi hızla alıp hemen ayrılmayı anlatan bu kısa ifadeyi kavrayın. Paket yemeklerden, yoğun vardiyalardan, işe gidip gelmekten veya diğer telaşlı günlük alışkanlıklardan söz ederken ifadeyi tanıyıp kullanabilirsiniz. 3. very patronizing. — Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi: patronizing sözcüğünün, bir kişiye daha az zeki, yetenekli veya önemliymiş gibi davranan konuşma ve tavırları anlattığını öğrenin. Böylece tepeden bakmayı sıradan kabalıktan ayırabilir; tutumları, mesleki anlaşmazlıkları ve eşitsiz güç ilişkilerini daha kesin biçimde açıklayabilirsiniz.

Bu derste

Six Minute English from BBCLearningEnglish.com.

0:01

BBCLearningEnglish.com'dan Altı Dakikada İngilizce.

Hello, this is Six Minute English from BBC Learning English.

0:09

Merhaba, bu BBC Learning English'ten Altı Dakikada İngilizce.

I'm Sam.

0:12

Ben Sam.

And I'm Rob.

0:13

Ben de Rob.

When someone feels sad or in a bad mood, Kalıp ifadeler

0:14

Biri kendini üzgün ya da kötü bir ruh halinde hissettiğinde,

they often try to feel better by eating their favorite food. Dilbilgisi

0:17

genellikle en sevdikleri yiyeceği yiyerek daha iyi hissetmeye çalışırlar.

Kalıp ifadeler

in a bad mood: geçici olumsuz bir duygu durumunu anlatmak

In a bad mood, bir süre boyunca mutsuz, rahatsız veya genel olarak olumsuz hissetmek anlamına gelir. Bu cümlede, kişinin duygusal durumunu anlatmak için feels sad ile birlikte kullanılmıştır. Bu ifade mood sözcüğünü kişinin içinde bulunduğu bir durum olarak gösterir. be in a good mood örneğindeki gibi çoğunlukla be fiilinden sonra gelir; bu cümlede ise feels sonrasında sad ile eşleştirilmiştir. Farklı bir genel ruh hâlini anlatmak için bad yerine good veya cheerful kullanılabilir.

Alıştırma

Bir süre mutsuz veya rahatsız hissetmek anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: After the game was cancelled, Priya was ____ all evening.

Cevabı göster

in a bad mood

Dilbilgisi

try to feel better by eating: yöntemi by + -ing ile göstermek

try to feel better ifadesinde try to + fiilin yalın biçimi, kişinin istediği hedefi veya sonucu belirtir. Bu yapı kesin başarıyı değil, bir girişimi anlatır. Ardından gelen by eating ise o hedefe ulaşmak için kullanılan yöntemi gösterir. Bir şeyin nasıl yapıldığını veya başarıldığını açıklamak için fiil öbeği + by + fiil-ing yapısını kullanın. Burada by bir edat olduğu için sonraki fiil -ing biçimini alır: by eating doğrudur; by eat veya by to eat değildir.

Alıştırma

Hedefi ve yöntemi göstermek için try to ... by + -ing yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. I tried to improve my pronunciation by recording myself.
  2. I tried improving my pronunciation by to record myself.
  3. I tried to improve my pronunciation by record myself.
Cevabı göster

I tried to improve my pronunciation by recording myself.

I usually go for a peanut butter sandwich myself. Öbek fiiller

0:20

Ben genellikle fıstık ezmeli sandviç tercih ederim.

Öbek fiiller

go for: bir seçeneği seçmek

Bu cümlede go for, “seçmek” veya “bir şeye karar vermek” anlamındadır. Konuşan kişi genellikle hangi sandviçi seçtiğini söylüyor; bir şeye doğru hareket etmekten bahsetmiyor. go for + seçenek yapısı yiyecekler, ürünler veya planlarla kullanılabilir ve seçimi çoğu zaman kişisel bir tercih olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi bu derste öğrendiğin ve “seçmek” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamla: At the shop, I usually ____ darker colors.

Cevabı göster

go for

Do you have a favorite comfort food, Kelime

0:23

Senin favori bir rahatlama yemeğin var mı,

Kelime

comfort food: duygusal rahatlık veren yiyecek

Comfort food, kişiye duygusal teselli, güven hissi veya hoş bir tanıdıklık duygusu veren yiyecektir. Yalnızca fiziksel olarak rahat yenilen bir yiyecek anlamına gelmez. Hangi yiyeceğin comfort food sayılacağı kişiseldir ve çoğu zaman aile, çocukluk veya kültür tarafından şekillenir; herkes için geçerli tek bir liste yoktur.

Alıştırma

Comfort food ifadesinin en doğru anlamı nedir?

  1. Her zaman sıcak servis edilmesi gereken yiyecek
  2. Çiğnemesi kolay olan yiyecek
  3. Her zaman az şekerli olan yiyecek
  4. Kişiye duygusal teselli veya hoş bir tanıdıklık hissi veren yiyecek
Cevabı göster

Kişiye duygusal teselli veya hoş bir tanıdıklık hissi veren yiyecek

Rob?

0:25

Rob?

Hmm,

0:25

Hmm,

maybe a cream chocolate eclair.

0:26

belki kremalı çikolatalı ekler.

Comfort food is a type of emotional eating. Kelime

0:28

Rahatlama yemeği bir tür duygusal yeme davranışıdır.

Eating lots of food because we feel sad, Dilbilgisi

0:32

Üzgün hissettiğimiz için çok fazla yemek yemek,

not because we're hungry.

0:34

aç olduğumuz için değil.

Kelime

emotional eating: duyguların etkisiyle yemek

Burada emotional eating, vücut aç olduğu için değil; üzüntü veya stres gibi bir duygu nedeniyle yemek anlamına gelir. Sonraki cümle bu nedeni açıkça gösterir. Bu terim, yeme davranışını ve bunun arkasındaki nedeni adlandırır; belirli bir yiyecek türünün adı değildir.

Alıştırma

Hangi durum emotional eating için en açık örnektir?

  1. Leo midesinin boş olduğunu hissettiği için akşam yemeği yiyor.
  2. Nina domates çorbası ona evini hatırlattığı için bunu kendi rahatlatıcı yiyeceği olarak adlandırıyor.
  3. Maya stresli bir günün ardından aç olmadığı hâlde bisküvi yiyor.
Cevabı göster

Maya stresli bir günün ardından aç olmadığı hâlde bisküvi yiyor.

Dilbilgisi

because ..., not because ...: gerçek nedeni belirtip başka bir nedeni reddetmek

because A, not because B kalıbı iki nedeni karşı karşıya getirir. A, konuşanın doğru kabul ettiği nedeni; B ise açıkça reddettiği nedeni verir. because sözcüğünü tekrarlamak iki bölümü paralel tutar ve düzeltmenin kolay anlaşılmasını sağlar. Bu kalıbı bir amacı açıklamak, bir fikri tanımlamak veya olası bir yanlış anlamayı düzeltmek için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi because ..., not because ... ile tamamlayın: Sam walked home ____ he wanted some fresh air, ____ he had missed the bus.

Cevabı göster

because · not because

But unfortunately,

0:36

Ama maalesef,

most comfort food is high in carbohydrates and sugar. Kalıp ifadeler

0:37

çoğu rahatlama yemeği karbonhidrat ve şeker bakımından zengindir.

Kalıp ifadeler

high in carbohydrates and sugar: high in + madde kalıbı

be high in + madde kalıbı, bir şeyin o maddeden büyük miktarda ya da yüksek oranda içerdiğini belirtir. Bu cümlede carbohydrates ile sugar yüksek miktarda bulunan iki bileşendir. Besin veya maddeden önce in kullanılmalıdır: Bir yiyecek high in protein, high in salt veya high in fibre olabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: This yoghurt is ____ protein.

Cevabı göster

high in

And after a few minutes,

0:40

Ve birkaç dakika sonra,

it leaves us feeling even worse than before. Dilbilgisi

0:42

bizi eskisinden bile daha kötü hissettirir.

Dilbilgisi

leaves us feeling even worse than before: leave + kişi + -ing kalıbı

leave + kişi + -ing biçimi, bir şeyin yol açtığı sonuç durumunu anlatır. Burada leaves us feeling..., az önce sözü edilen şeyin birkaç dakika sonra kendimizi daha kötü hisseder hâle gelmemize yol açtığını belirtir; us etkilenen kişileri, feeling even worse ise sonuç durumunu gösterir. Even, karşılaştırma biçimi olan worse sözcüğünü güçlendirir. Worse than before sonraki duyguyu öncekiyle karşılaştırır.

Alıştırma

Ortaya çıkan bir duyguyu anlatmak için leave + kişi + feeling + sıfat yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The ending left the audience feel hopeful.
  2. The ending left feeling the audience hopeful.
  3. The ending left the audience feeling hopeful.
Cevabı göster

The ending left the audience feeling hopeful.

Today,

0:45

Bugün,

scientific research into the relationship between what we eat and how we feel is growing. Kalıp ifadeler

0:45

ne yediğimiz ve nasıl hissettiğimiz arasındaki ilişkiye dair bilimsel araştırmalar artıyor.

Kalıp ifadeler

scientific research into: araştırma konusunu belirtmek

research into + konu yapısı, o konunun araştırılması anlamına gelir. scientific research into ... ifadesinde into, incelenen konuyu veya soruyu tanıtır; bir şeyin içine doğru hareket bildirmez. scientific, araştırmanın türünü belirtir. İfadenin ardından the causes of asthma gibi bir isim öbeği veya how sleep affects memory gibi dolaylı bir soru cümleciği gelebilir.

Alıştırma

Bu resmî bilim raporunu en doğal biçimde tamamlayan seçeneği seç: The university is funding ___ the causes of childhood asthma.

  1. scientific research into
  2. a scientific research into
  3. scientific research about
Cevabı göster

scientific research into

Kalıp ifadeler

relationship between what we eat and how we feel: dolaylı soruları bağlamak

the relationship between A and B yapısı, iki şeyin birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu belirtir. Burada A, what we eat; B ise how we feel ifadesidir. Bu nedenle between, iki yan cümleyi and ile eşleştirir. What we eat ve how we feel, soru sözcükleriyle kurulan ve daha büyük bir isim öbeğinin içine yerleşen yan cümlelerdir. Doğrudan soru sormak yerine iki etkenin içeriğini ifade ederler. Dolaylı sorularda düz cümle söz dizimi kullanılır; bu nedenle how we feel denir, how do we feel denmez.

Alıştırma

Hangi cümlede the relationship between ... and ... yapısı iki dolaylı soru cümleciğiyle doğru kullanılmıştır?

  1. Scientists study the relationship between how much we sleep and how well do we learn.
  2. Scientists study the relationship between how much we sleep and how well we learn.
  3. Scientists study the relationship between how much do we sleep and how well do we learn.
Cevabı göster

Scientists study the relationship between how much we sleep and how well we learn.

In this program, Anlatım akışı

0:51

Bu programda,

we'll be investigating the connection between our food and our mood.

0:52

yemeğimiz ve ruh halimiz arasındaki bağlantıyı inceleyeceğiz.

Anlatım akışı

In this program, we'll be investigating ...: konuyu önceden bildiren açılış

In this program bundan sonra ele alınacak içeriğin çerçevesini belirler; we'll be investigating ise sunucuların inceleyeceği soruyu önceden bildirir. İfade bir bütün olarak açılış işareti görevi görür: sonucu vermek yerine, ayrıntılar başlamadan önce dinleyicilere konuyu söyler. Gelecekte devam eden zamanı anlatan we'll be investigating, incelemeyi program boyunca gelişecek bir etkinlik olarak sunar. Böylece giriş, yaklaşan içeriğe rehberlik ediyormuş gibi duyulur.

Alıştırma

Bir programın başında In this program, we'll be investigating ... ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Programın inceleyeceği konuyu önceden bildirmek
  2. Programın bitmek üzere olduğunu belirtmek
  3. Programın nihai bir sonuca çoktan ulaştığını duyurmak
  4. Konuyu tartışmayı reddetmek
Cevabı göster

Programın inceleyeceği konuyu önceden bildirmek

We'll hear how healthy eating makes us feel better.

0:56

Sağlıklı beslenmenin bizi nasıl daha iyi hissettirdiğini duyacağız.

And of course,

0:59

Ve elbette,

we'll be learning some new vocabulary as well.

1:00

yeni bazı kelimeler de öğreneceğiz.

Great.

1:03

Harika.

But first,

1:03

Ama önce,

I have a question for you,

1:04

sana bir sorum var,

Sam.

1:05

Sam.

People who link what we eat with how we feel Kalıp ifadeler

1:06

Yediğimizle nasıl hissettiğimiz arasında bağ kuran insanlar

Kalıp ifadeler

link what we eat with how we feel: link X with Y kalıbı

Link X with Y, bir açıklama veya düşüncede X ile Y'yi ilişkilendirmek demektir. Burada X what we eat, Y ise how we feel bölümüdür; ikisi de ilişkilendirilen iki şeyi adlandıran isim cümlecikleridir. Link fiili, bir ilişkinin kurulduğunu veya gözlemlendiğini söyler. Tek başına X'in Y'ye neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi link X with Y fiil kalıbıyla tamamlayın: The study will ____ screen time ____ sleep quality.

Cevabı göster

link · with

make a simple argument. Kalıp ifadeler

1:09

basit bir argüman sunarlar.

Kalıp ifadeler

make a simple argument: gerekçeli, basit bir sav ileri sürmek

Tartışma ve akademik bağlamlarda make an argument, bir iddiayı ve onu destekleyen gerekçeleri sunmak anlamına gelir. Buradaki argument, kavga değil, gerekçeli bir savdır. Simple, savın karmaşık olmadığını veya kolay takip edildiğini belirtir; iddianın yanlış ya da önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, yazarın parkı korumayı destekleyen gerekçeler sunduğu anlamına gelir?

  1. The writer has an argument with a neighbour about the park.
  2. The writer starts an argument at the park.
  3. The writer makes a strong argument for protecting the park.
Cevabı göster

The writer makes a strong argument for protecting the park.

The food you eat supplies nutrients and energy to the brain, Kalıp ifadeler

1:11

Yediğiniz yemek beyne besin ve enerji sağlar,

Kalıp ifadeler

supplies nutrients and energy to the brain: supply X to Y kalıbı

supply X to Y kalıbı, Y'nin alması veya kullanması için X'i sağlamak anlamına gelir. Burada nutrients and energy sağlanan şeyi, the brain ise to ile belirtilen alıcıyı gösterir.

Alıştırma

Eksik kelimeyle supply X to Y kalıbını tamamlayın: The pipe supplies clean water ____ the village.

Cevabı göster

to

and the brain controls our emotions.

1:15

ve beyin duygularımızı kontrol eder.

Now,

1:17

Şimdi,

that might sound simplistic, Anlatım akışı

1:18

bu fazla basit gelebilir,

but the brain is a vital link in the connection between food and our mood. Kalıp ifadeler

1:19

ama beyin, yemek ve ruh halimiz arasındaki bağlantıda hayati bir halkadır.

Anlatım akışı

that might sound simplistic, but ...: ana düşünceden önce olası bir itirazı kabul etmek

That might sound simplistic, önceki düşüncenin karmaşık bir konuyu gereğinden fazla basitleştirdiği yönündeki olası tepkiyi önceden kabul eder. Ardından but, konuşmacının dinleyiciye yine de kabul ettirmek istediği iddiaya geçiş yapar. that might sound X, but Y kalıbı, bilgiyi önce bir ödün verme, ardından ana sav gelecek şekilde düzenler. Burada might, eleştiriyi kesin bir yargı değil olası bir izlenim olarak sunar; böylece geçiş çatışmacı değil ölçülü duyulur.

Alıştırma

that might sound simplistic, but ... hangi söylem işlevini yerine getirir?

  1. İki olayın zaman sırasıyla gerçekleştiğini gösterir.
  2. İtirazı kabul eder ve tartışmayı bitirir.
  3. Birbiriyle ilgisiz iki olguyu sıralar.
  4. Olası bir itirazı kabul eder, ardından ana düşünceyi sunar.
Cevabı göster

Olası bir itirazı kabul eder, ardından ana düşünceyi sunar.

Kalıp ifadeler

a vital link: kritik bir bağlantı halkası

A vital link, iki kişiyi, nesneyi, aşamayı veya düşünceyi birbirine bağlayan kritik bir parçadır. Bu cümlede beyin, yiyeceklerle ruh hâli arasındaki ilişkide bağlantıyı sağlayan parça olarak sunulur. Vital güçlü bir vurgu katar: bu bağlantı yalnızca yararlı değil, ilişkinin işleyişi açısından son derece önemlidir. Link burada mecaz anlamındadır; fiziksel bir zincir halkası veya internet bağlantısı değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle eksiksiz tamamlayın: In the emergency plan, the radio network is ____ between field teams and headquarters.

Cevabı göster

a vital link

So, Sam,

1:24

Yani, Sam,

my question is,

1:25

sorum şu,

how much of the body's total energy is used up by the brain? Öbek fiiller

1:26

vücudun toplam enerjisinin ne kadarı beyin tarafından tüketilir?

Öbek fiiller

used up: sınırlı bir kaynağı tüketmek

Used up, use up öbek fiilinin edilgen yapıda kullanılan biçimidir. Sınırlı bir kaynağın tüketildiğini ve kullanılabilir miktarın çoğu zaman büyük ölçüde ya da tamamen azaldığını anlatır. is used up by the brain yapısında energy tüketilen kaynak, the brain ise tüketimi gerçekleştiren taraftır. Soru, vücudun toplam enerjisinin ne kadarını beynin tükettiğini sorar. Beynin vücuttaki bütün enerjiyi bitirdiğini söylemez; how much of soruyu toplamın bir bölümüyle sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi use up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday's long video call ____ all the power in my phone's battery.

Cevabı göster

used up

Is it A,

1:30

A mı,

10%,

1:31

%10,

B, 20%,

1:32

B, %20,

or C, 30%?

1:34

yoksa C, %30 mu?

Hmm,

1:35

Hmm,

that's a good question.

1:36

bu iyi bir soru.

I'll say it's A,

1:37

Ben A diyeceğim,

10%.

1:39

%10.

Right.

1:40

Tamam.

Well,

1:41

Şey,

I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı

1:41

cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Anlatım akışı

I'll reveal the answer later ...: cevabı ertelemek

Bu cümle, programın yapısını gösteren bir yönlendirme ifadesidir. I'll reveal the answer, cevabın ileride açıklanacağına dair söz verirken later in the program cevabın bilinçli olarak daha sonraki bir bölüme yerleştirildiğini dinleyiciye bildirir. Sunucu bu gecikmeyi duyurarak soruyu açık bırakır ve beklenti oluşturur. Dinleyiciler programın daha sonra bu soruya döneceğini bekleyebilir; dolayısıyla cümle onları dinlemeye devam etmeye de teşvik eder.

Alıştırma

Sunucu şöyle diyor: I'll reveal the answer later in the program. Bu cümlenin temel işlevi nedir?

  1. Sunucunun cevabı bilmediğini kabul etmek
  2. Programı hemen bitirmek
  3. Soruyu geri çekmek
  4. Cevabı ertelemek ve dinleyicinin ilgisini korumak
Cevabı göster

Cevabı ertelemek ve dinleyicinin ilgisini korumak

Emotional eating is often caused by feelings of depression, Dilbilgisi

1:43

Duygusal yeme sıklıkla depresyon,

anxiety,

1:47

anksiyete,

or stress.

1:48

veya stres duygularından kaynaklanır.

Dilbilgisi

is often caused by ...: yaygın bir nedeni belirtmek

X is caused by Y kalıbı edilgen yapıdadır: X açıklanan sonuçtur, by Y ise nedeni belirtir. Böylece odak, buna yol açabilecek duygulardan çok emotional eating üzerinde kalır. Often, bu nedenin yaygın olduğunu ancak her durumda geçerli olmadığını gösterir. X is often caused by Y kalıbı, bir durumun veya olayın neden gerçekleştiğini açıklarken farklı bağlamlarda kullanılabilir.

Alıştırma

Susuz kalmayı baş ağrısının yaygın ancak her zaman geçerli olmayan bir nedeni olarak sunan edilgen cümleyi seçin.

  1. Headaches often caused by dehydration.
  2. Headaches are often caused by dehydration.
  3. Dehydration is often caused by headaches.
Cevabı göster

Headaches are often caused by dehydration.

Chef Danny Edwards,

1:49

Şef Danny Edwards,

who has suffered with depression, Kalıp ifadeler

1:51

depresyon geçirmiş biri olarak,

Kalıp ifadeler

has suffered with depression: şimdiyle ilgili geçmiş bir deneyim

Has suffered, present perfect yapısındadır. Şimdiden önce yaşanan bir deneyimi anlatır ancak bunu geçmişteki belirli ve tamamlanmış bir zamana yerleştirmez; deneyimi kişinin şu anki durumuyla ilgili olarak sunar. Bu yapı tek başına depresyonun sona erip ermediğini göstermez. Sağlık bağlamında suffer with ifadesinin ardından bir hastalık veya durum geldiğinde, onunla bağlantılı zorluk ya da acıyı yaşamak anlamına gelir. Burada depression, kısa süreli kötü bir ruh hâlini değil, ciddi bir ruh sağlığı durumunu belirtir.

Alıştırma

“She has suffered with depression” en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Depresyon yaşamıştır ve bu deneyim şu an açısından önemlidir.
  2. Başka birinin depresyon yaşamasına neden olmuştur.
  3. Hiçbir zaman ruh sağlığıyla ilgili bir zorluk yaşamamıştır.
  4. Geçmişte belirli ve tamamen sona ermiş bir anda yalnızca biraz üzülmüştür.
Cevabı göster

Depresyon yaşamıştır ve bu deneyim şu an açısından önemlidir.

works in one of the most stressful places imaginable, Dilbilgisi

1:52

hayal edilebilecek en stresli yerlerden birinde çalışıyor,

Dilbilgisi

one of the most stressful places imaginable: üstünlük anlamını güçlendiren yapı

one of the + üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul isim yapısı, bir kişi veya şeyin bir ölçekte en uçta bulunan gruba ait olduğunu anlatır. One tek bir yeri gösterse de places karşılaştırılan grubu adlandırdığı için çoğul kalır. Imaginable, places sözcüğünden sonra gelir ve “hayal edilebilen” anlamını taşır. Üstünlük anlamını güçlendirerek daha stresli yerlerin neredeyse hayal edilemeyeceğini belirtir. Bu, ölçülmüş bir sıralama iddiası değil, vurgulu bir anlatımdır.

Alıştırma

Stressful sözcüğünü ve one of the most ... imaginable yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: An emergency room is ____ workplaces imaginable.

Cevabı göster

one of the most stressful

a busy restaurant kitchen.

1:56

yoğun bir restoran mutfağında.

BBC World Service program The Food Chain asked Danny about his eating habits at work. Kalıp ifadeler

1:58

BBC World Service programı The Food Chain, Danny'ye işteki yeme alışkanlıklarını sordu.

Kalıp ifadeler

eating habits at work: iş ortamındaki düzenli yeme davranışı

Eating habits, bir kişinin genellikle neyi, ne zaman ve nasıl yediği gibi yemekle ilgili düzenli örüntüleri ifade eder. Çoğul habits tek bir öğünü değil, tekrarlanan davranışları gösterir. At work edat öbeği konuyu çalışma zamanı veya iş yeriyle sınırlar. Soru, Danny’nin her ortamda genel olarak ne yediğini değil, işle bağlantılı yeme örüntülerini sorar.

Alıştırma

“Çalışma sırasında düzenli yeme davranışı” anlamına gelen hedef ifadeyi yazın: The survey asks about your ____, including what and when you eat during your shift.

Cevabı göster

eating habits at work

Actually,

2:04

Aslında,

when you're working in a kitchen environment for long periods, Kalıp ifadeler

2:04

bir mutfak ortamında uzun süre çalıştığınızda,

Kalıp ifadeler

for long periods: uzun süren zamanı anlatmak

For long periods, “uzun süre boyunca” veya “uzun zaman dilimleri boyunca” anlamına gelir. Burada, mutfak ortamındaki çalışmanın ne kadar sürdüğünü belirtir. For süreyi belirtir. Genel bir ifadede periods sözcüğünün çoğul kullanılması özellikle doğaldır; çünkü kesin olarak ölçülmüş tek bir zaman aralığı yerine, tekrarlanan uzun zaman dilimlerini de kapsayabilir.

Alıştırma

Odak noktası her uçuş bölümünün ne kadar sürdüğü olduğunda cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? During migration, some birds fly ___ without resting.

  1. over a long period
  2. after a long period
  3. for long periods
Cevabı göster

for long periods

your appetite can become suppressed Kelime

2:06

iştahınız baskılanabilir

Kelime

your appetite can become suppressed: açlık hissinin azalması olasılığı

Your appetite can become suppressed, yemek yeme isteğinizin azalabileceği anlamına gelir. Suppressed, azalmış veya baskılanmış iştahı anlatır; iştahın mutlaka tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Become bir durum değişikliğini, can ise kesinlik yerine olasılığı belirtir. Bu nedenle ifade, normal açlık hissinden yemeğe daha az ilgi duyulan bir duruma geçiş olasılığını anlatır.

Alıştırma

Hangi seçenek “your appetite can become suppressed” ifadesini en iyi biçimde yeniden anlatır?

  1. Hiçbir yiyeceğin tadını alamayabilirsiniz.
  2. Birden çok daha fazla yemek isteyebilirsiniz.
  3. Yemek yeme isteğiniz azalabilir.
Cevabı göster

Yemek yeme isteğiniz azalabilir.

because you sometimes don't want to eat or you don't feel like you can stop and eat and all of that. Notlar

2:08

çünkü bazen yemek istemezsiniz veya durup yemek yiyebileceğinizi hissetmezsiniz falan filan.

Dilbilgisi

don't feel like you can...: bir şeyin mümkün olmadığına dair öznel his

Burada feel like ifadesinden sonra tam bir yan cümle olan you can stop and eat gelir. Olumsuz yapı, bunu yapabileceğiniz hissine sahip olmadığınızı anlatır: durum size durmak için yeterli zaman, serbestlik ya da fırsat vermiyor gibi görünür. Bu, bir şeyi yapma isteğini anlatan feel like + -ing yapısından farklıdır. Cümle önce yemek istememekten söz eder, sonra durup yemek yiyemeyeceğinizi hissetmeye geçer.

Alıştırma

Toplantı hâlâ yoğun ve Mia durumun ayrılmasına izin vermediğini hissediyor. Bu öznel değerlendirmeyi en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. I don't feel like I can leave the meeting yet.
  2. I can't leave the meeting yet.
  3. I don't feel like leaving the meeting yet.
Cevabı göster

I don't feel like I can leave the meeting yet.

Ton ve niyet

all of that: konuşmada bir listeyi belirsiz biçimde kapatma

Bu cümlede and all of that, az önce sözü edilen nedenlere gönderme yapar ve konuşmacının saymadığı benzer nedenleri de genel olarak kapsar. Yaklaşık olarak ve bunun gibi başka şeyler anlamına gelir; tek bir nesnenin bütün parçalarını gerçek anlamda belirtmez. Konuşmada kapanış işlevi görür: konuşmacı yeterli örnek verdikten sonra genel kategoriyi belirtir ve devam eder.

Alıştırma

Hangi cümle, adı verilmeyen benzer şeyleri de kapsayarak bir listeyi kapatmak için and all of that ifadesini kullanır?

  1. We talked about deadlines, travel costs, and all of that.
  2. All of that equipment belongs to the school.
  3. I finished all of that before lunch.
Cevabı göster

We talked about deadlines, travel costs, and all of that.

So,

2:15

Yani,

it very often is grabbing something on the go, Deyimler

2:15

bu çok sıklıkla ayaküstü bir şeyler atıştırmak oluyor,

Deyimler

on the go: meşgulken veya hareket hâlindeyken

On the go, kişi meşgulken, hareket hâlindeyken veya zamanı azken bir şey yapmasını anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Burada grabbing something eylemini niteler: kişi düzgün bir mola vermeden bir şeyi hızla alır. İfadeyi kelime kelime çözmek yerine, eylemin gerçekleştiği koşulları anlatan bir zarf ifadesi olarak bütünüyle anlayın.

Alıştırma

“Meşgulken veya hareket hâlindeyken” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: We had no time to sit down before the train, so we ate our sandwiches ____.

Cevabı göster

on the go

which obviously,

2:18

ki bu açıkçası,

as we know, Anlatım akışı

2:19

bildiğimiz gibi,

Anlatım akışı

as we know: ortak bilgi olarak sunmak

As we know, sonraki düşünceyi konuşan kişiyle dinleyicilerin paylaştığı bir bilgi olarak sunan bir söylem belirleyicisidir. Konuşmacı bir açıklama, görüş veya sonuç eklemeden önce ortak bir başlangıç noktası oluşturur. We sözcüğü iki tarafı da kapsar. Bu ifade bilgiyi düzenler; ardından gelen iddianın doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Bir konuşmacı, daha önce hiç duymamış bir dinleyici grubuna az bilinen yeni bir araştırmayı tanıtıyor. “As we know, this study proves the theory” diye başlamak uygun mudur?

  1. Hayır, yeni bilgiyi yanlış biçimde ortak bilgi olarak sunuyor.
  2. Evet, ortak bilgiyi uygun biçimde belirtiyor.
Cevabı göster

Hayır, yeni bilgiyi yanlış biçimde ortak bilgi olarak sunuyor.

is not great for us. Ton ve niyet

2:20

bizim için pek iyi bir şey değil.

Ton ve niyet

not great for: yumuşatılmış olumsuz değerlendirme

not great for + kişi veya şey yapısında for, kim ya da neyin etkilendiğini gösterir. Bu cümledeki not great for us, yumuşatılmış olumsuz bir değerlendirmedir: durumun konuşanın grubuna zarar verebileceğini, sağlıksız olabileceğini veya sorun çıkarabileceğini anlatır. Bu ifade bir eksik söyleme örneğidir. bad for us veya harmful to us ifadelerinden daha yumuşaktır; ancak etkinin küçük olduğunu kanıtlamaz. Etkinin ciddiyeti bağlama göre anlaşılır.

Alıştırma

Bir iş arkadaşı “Skipping lunch is not great for your concentration.” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Konsantrasyonuna zarar verebileceğini yumuşak bir dille söylüyor.
  2. Konsantrasyonunu büyük ölçüde artırır.
  3. Konsantrasyonunla hiçbir bağlantısı yoktur.
Cevabı göster

Konsantrasyonuna zarar verebileceğini yumuşak bir dille söylüyor.

So,

2:21

Bu yüzden,

you go for something that's quick.

2:21

hızlıca yenebilecek bir şeye yöneliyorsunuz.

So, hence why Anlatım akışı

2:23

İşte bu nedenle

a lot of chefs have quite a bad diet.

2:25

pek çok şefin oldukça kötü bir beslenme şekli var.

Anlatım akışı

hence why: konuşmada sonucu gösteren geçiş

Bu doğaçlama cümlede hence why, daha önce belirtilen bir nedene gönderme yapar ve onun sonucunu, yani birçok şefin oldukça kötü beslenmesini açıklar. that is why gibi işlediği için, ardından gelen bölüm yeni bir neden değil sonuç olarak anlaşılmalıdır. Baştaki So zaten bir sonucu işaret eder. Bu nedenle So, hence why, sonuç bildiren ifadelerin üst üste geldiği ve konuşmanın o anda oluşturulmasına özgü, sohbet tarzı bir geçiştir.

Alıştırma

Bir sonucu sunan, özenle düzenlenmiş bir rapor için hangi cümle en uygundur?

  1. The working day is long; hence why many employees eat at irregular times.
  2. The working day is long because many employees eat at irregular times.
  3. The working day is long; hence, many employees eat at irregular times.
Cevabı göster

The working day is long; hence, many employees eat at irregular times.

Even though he's surrounded by food, Dilbilgisi

2:27

Etrafı yiyeceklerle çevrili olmasına rağmen,

Dilbilgisi

Even though he's surrounded by food: gerçek bir duruma rağmen beklenmedik sonuç

Even though, normalde farklı bir sonuç beklenmesine yol açacak gerçek veya kabul edilmiş bir durumu anlatır. Burada yiyeceklerle çevrili olması bu beklentiyi oluşturur; ardından gelen ana cümle ise şaşırtıcı sonucu verir. Even though + özne + fiil bir yan cümle oluşturur. Bu nedenle cümlenin başındaki bu bölüm normalde tek başına kullanılamaz. Başta kullanıldığında genellikle ardından virgül ve bir ana cümle gelir.

Alıştırma

Konuşan kişi dükkânın gerçekten kapanmak üzere olduğunu biliyor ve sonrasında olanların şaşırtıcı olduğunu göstermek istiyor. Hangi cümle en uygundur?

  1. Even if the shop was closing, the staff let us finish our meal.
  2. Even though the shop was closing, the staff let us finish our meal.
  3. Because the shop was closing, the staff let us finish our meal.
Cevabı göster

Even though the shop was closing, the staff let us finish our meal.

Danny says that working under stress actually decreases his appetite, Notlar

2:29

Danny stres altında çalışmanın aslında iştahını,

Kalıp ifadeler

working under stress: baskı hissederken çalışmak

Under stress, “zihinsel veya duygusal baskı altında” anlamına gelen doğal bir kalıptır. working under stress ifadesinde under, işin gerçekleştiği koşulu anlatır; fiziksel bir konumu anlatmaz. working under stress şeklindeki -ing grubu, decreases fiilinin öznesi olarak görev yapar. Bu yapı, etkinliğin kendisini etkinin nedeni olarak sunmayı sağlar.

Alıştırma

Bu dersteki hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: People may make more mistakes when they work ____.

Cevabı göster

under stress

the feeling that you want to eat food.

2:34

yemek yeme isteğini azalttığını söylüyor.

Kelime

appetite ... the feeling that you want to eat food: cümle içinde verilen tanım

Bu cümlede appetite, yemek yeme isteği veya arzusu anlamına gelir. Stres Danny'nin iştahını azaltır; bu yüzden yemek yemeyi daha az ister. Virgülden sonraki the feeling that you want to eat food ad öbeği, appetite sözcüğünü daha basit kelimelerle yeniden açıklar. Bu eş açıklamalı yapı, konuşanın bilinmeyebilecek bir adı hemen açıklamasını sağlar.

Alıştırma

Hunger ile appetite arasındaki farkı en açık biçimde gösteren cümle hangisidir?

  1. The soup was warm, and I ate it slowly.
  2. I was hungry, so I ate my dinner.
  3. I am hungry, but stress has taken away my appetite.
Cevabı göster

I am hungry, but stress has taken away my appetite.

In a busy kitchen,

2:36

Yoğun bir mutfakta,

there's no time for a sit-down meal, Kelime

2:37

oturup yemek yemek için zaman yoktur,

Kelime

sit-down meal: oturarak ve acele etmeden yenen öğün

A sit-down meal, hareket hâlinde yemek veya hızla bir şey alıp gitmek yerine oturarak ve zaman ayırarak yenen bir öğündür. Sıradan ve rahat bir öğün olabilir; ifade otomatik olarak pahalı veya resmî bir yemek anlamına gelmez. Burada sit-down, meal adını niteleyen birleşik bir sıfattır. Kısa çizgi, sit ve down sözcüklerinin adın önünde tek bir niteleme olarak birlikte çalıştığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi öğrendiğiniz birleşik ifadeyle tamamlayın: We finally had time for a ____ instead of eating in the car.

Cevabı göster

sit-down meal

so Danny has to grab and go, Deyimler

2:39

bu yüzden Danny'nin kap ve çık yapması,

take something quickly because he doesn't have much time,

2:42

fazla zamanı olmadığı için hızlıca bir şeyler alması gerekiyor,

Deyimler

grab and go: bir şeyi hızla alıp gitmek

Grab and go, ihtiyaç duyulan şeyi hızla alıp hemen gitmek demektir. Bu cümlede Danny'nin zamanı azdır; bu yüzden ifade, kalmaya vakit bırakmayan hızlı bir hareketi anlatır. Buradaki grab, çalmak veya bir şeyi zorla kapmak anlamına gelmez. Grab and go bir bütün olarak, özellikle yiyecek ya da içecek alırken hareketin hızlı ve pratik olduğunu vurgular.

Alıştırma

Yiyeceği hızla alıp gitmek anlamına gelen hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: I do not have time to sit in the café, so I'll ____.

Cevabı göster

grab and go

although he knows this isn't very healthy.

2:46

bunun pek sağlıklı olmadığını bilmesine rağmen.

So,

2:48

Yani,

when even chefs have a difficult relationship with food, Deyimler

2:48

şeflerin bile yemekle zor bir ilişkisi varken,

Deyimler

a difficult relationship with food: yemekle ilgili süregelen zorluğu anlatan bir mecaz

A difficult relationship with food ifadesinde relationship mecazi olarak kullanılır. Bir kişinin yemek yemeyle ilgili uzun süreli duygularını, düşüncelerini ve alışkanlıklarını anlatır; iki kişi arasındaki bir ilişkiyi veya tek bir öğünle ilgili sorunu anlatmaz. Difficult, bu düzenin çatışma, kaygı, suçluluk, baskı veya sağlıksız kontrol içerebileceğini düşündürür. İfade geniş kapsamlıdır: belirli bir sağlık durumunun adını koymadan durumun karmaşık olduğunu belirtir.

Alıştırma

Hangi durum a difficult relationship with food ifadesiyle en iyi anlatılır?

  1. Bir kişi bir tarifi uygulamanın zor olduğunu düşünür.
  2. Bir kişi yeni bir şehirde market bulamaz.
  3. Bir kişi yemek yerken sık sık kaygı veya suçluluk hisseder ve uzun süredir bu duygularla mücadele eder.
Cevabı göster

Bir kişi yemek yerken sık sık kaygı veya suçluluk hisseder ve uzun süredir bu duygularla mücadele eder.

what about the rest of us? Anlatım akışı

2:52

ya biz geri kalanlar?

Anlatım akışı

what about the rest of us?: daha geniş bir gruba geçiş

What about ...?, dikkati az önce konuşulan kişi ya da gruptan bağlantılı başka bir duruma çevirir. Burada soru, konuyu şeflerden bu grubun dışındaki insanlara doğru genişletir. The rest of us, “daha önce sözü edilen kişiler dışındaki hepimiz” demektir. Us, konuşan kişiyi ve dinleyicileri kapsar. Burada soru, hemen yanıt istemekten çok daha geniş bir konuya geçiş yapmak için kullanılır.

Alıştırma

Bir program şeflerden söz ettikten sonra “What about the rest of us?” diye soruyor. Bu soru ne yapıyor?

  1. Konunun sona erdiğini bildirir.
  2. Dinleyicilerden bütün şeflerin adını söylemelerini ister.
  3. Tartışmayı şeflerden bu grubun dışındaki herkese taşır.
Cevabı göster

Tartışmayı şeflerden bu grubun dışındaki herkese taşır.

Professor Felice Jacka is an expert in nutritional psychiatry. Kültür

2:53

Profesör Felice Jacka, beslenme psikiyatrisi alanında bir uzman.

Kültür

nutritional psychiatry: beslenme ve ruh sağlığı

Nutritional psychiatry, beslenme ve diyetin ruh sağlığıyla nasıl ilişkili olduğunu inceleyen bir psikiyatri alanıdır. Bu iki sözcüklü terim, “beslenmeyle ilgili” anlamındaki nutritional ile ruh sağlığıyla ilgilenen tıp alanı psychiatry sözcüklerini birleştirir. Bu cümlede terim, Profesör Felice Jacka’nın uzmanlık alanını belirtir ve gıda ile ruh sağlığı hakkındaki görüşlerinin neden konuyla ilgili olduğunu gösterir.

Alıştırma

Nutritional psychiatry ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Mutfak makinelerinin nasıl tasarlandığını inceler.
  2. Beslenme ile ruh sağlığı arasındaki ilişkileri inceler.
  3. Profesyonel yemek süslemeyi öğretir.
Cevabı göster

Beslenme ile ruh sağlığı arasındaki ilişkileri inceler.

She studied the effect of eating a healthy diet,

2:58

Sağlıklı beslenmenin,

food such as fresh fruit and vegetables, Kalıp ifadeler

3:01

taze meyve ve sebzeler,

whole grain cereals,

3:03

tam tahıllı gevrekler,

and olive oil,

3:04

ve zeytinyağı gibi yiyeceklerin,

Kalıp ifadeler

food such as ...: bir kategoriden örnekler vermek

food such as ... ifadesinde food genel kategoriyi adlandırır; such as ise taze meyve ve sebzeler, tam tahıllı gevrekler ve zeytinyağı gibi bu kategoriye ait belirli örnekleri tanıtır. Yapı, kategori + such as + örnek veya örnekler şeklindedir. Genellikle eksiksiz bir liste değil, bazı örnekler verir.

Alıştırma

Cümleyi örnekleri tanıtan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The club offers outdoor activities ____ hiking, cycling, and canoeing.

Cevabı göster

such as

on people suffering depression. Kelime

3:06

depresyon çeken insanlar üzerindeki etkisini inceledi.

Kelime

people suffering depression: sağlık bağlamında suffer

people suffering depression ifadesinde suffering depression, hangi kişilerden söz edildiğini belirtir. Bu, kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir ve people who are suffering depression şeklinde genişletilebilir. Burada suffer, bir sağlık sorununu yaşamak veya bu sorundan ciddi biçimde etkilenmek anlamına gelir. Depression, yalnızca kısa süreli bir üzüntüyü değil, ruh sağlığı durumunu ifade eder.

Alıştırma

Burada people suffering depression ne anlama gelir?

  1. Başka insanların depresyona girmesine neden oluyorlar.
  2. Depresyon yaşıyorlar veya depresyondan ciddi biçimde etkileniyorlar.
  3. Kısa bir süreliğine hayal kırıklığı hissediyorlar.
Cevabı göster

Depresyon yaşıyorlar veya depresyondan ciddi biçimde etkileniyorlar.

Professor Jacka found that the patients whose mental health improved Dilbilgisi

3:08

Profesör Jacka ruh sağlığı düzelen hastaların,

were the same patients who had also improved their diet.

3:12

aynı zamanda beslenmelerini de düzelten hastalar olduğunu buldu.

Dilbilgisi

the patients whose ... were the same patients who ...: aynı tek grup

İlk isim öbeği olan “the patients whose mental health improved”, hastalara ait bir şey üzerinden, yani onların ruh sağlığı üzerinden hangi hastalardan söz edildiğini belirlemek için whose kullanır. Bu ilgi cümleciği ayrı bir grubu anlatmaz. Ana kalıp olan “the patients whose ... were the same patients who ...”, iki açıklamayı tek bir gruba bağlar. Burada ruh sağlığı iyileşen kişiler, beslenme düzenlerini iyileştiren kişilerle aynıdır. Bu, bildirilen bulguda iki grubun tamamen örtüştüğünü gösterir; ancak kalıp tek başına bir iyileşmenin diğerine neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle, iki açıklamadaki çocukların aynı grup olduğunu açıkça belirtir?

  1. The children whose reading improved were the same children who practised every day.
  2. The children whose reading improved helped another group practise every day.
  3. The children practised every day, but a different group improved its reading.
Cevabı göster

The children whose reading improved were the same children who practised every day.

But Professor Jacka's ideas were not accepted by everyone. Dilbilgisi

3:15

Ancak Profesör Jacka'nın fikirleri herkes tarafından kabul görmedi.

Dilbilgisi

ideas were not accepted by everyone: edilgen yapı ve kısmi olumsuzluk

“Ideas were not accepted” edilgen bir yapıdır: ideas sözcüğünü cümlenin konusu olarak tutar ve karşı çıkan her kişiyi tek tek belirtmeden fikirlerin nasıl karşılandığına odaklanır. “Not accepted by everyone” ifadesinde not, everyone sözcüğünü, yani ‘herkes’i olumsuzlar. Bu, en az bir kişinin fikirleri kabul etmediği anlamına gelir; hiç kimsenin kabul etmediği anlamına gelmez. Bazı kişiler fikirleri kabul etmiş olabilir.

Alıştırma

“The ideas were not accepted by everyone” ne anlama gelir?

  1. En az bir kişi fikirleri kabul etmedi; diğer kişiler kabul etmiş olabilir.
  2. Herkes fikirleri kabul etti, ancak bunu biraz gecikerek yaptı.
  3. Hiç kimse fikirleri kabul etmedi.
Cevabı göster

En az bir kişi fikirleri kabul etmedi; diğer kişiler kabul etmiş olabilir.

Here,

3:20

Burada,

she explains to Jordan Dunbar,

3:20

Jordan Dunbar'a açıklıyor,

presenter of BBC World Service's The Food Chain,

3:22

BBC World Service'in The Food Chain sunucusuna,

about the opposition her study faced from other doctors. Kalıp ifadeler

3:25

çalışmasının diğer doktorlar tarafından karşılaştığı muhalefeti.

Kalıp ifadeler

opposition her study faced from other doctors: kaynak ve ilgi yan cümlesi

the opposition her study faced from other doctors ifadesinde face opposition from, birinden gelen direnç veya karşı çıkmayla karşılaşmak anlamına gelir. Karşı çıkılan şey çalışmadır; other doctors ise karşı çıkışın kaynağını gösterir. Her study faced, opposition sözcüğünü niteleyen belirleyici bir ilgi yan cümlesidir. Nesne görevindeki that veya which ilgi zamiri düşürülmüştür: the opposition (that) her study faced from other doctors. Bu yapı opposition sözcüğünü öne alır ve ardından gelen cümlecikle hangi karşı çıkıştan söz edildiğini açıklar.

Alıştırma

Cümleyi face opposition from ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The school plan ____ several parents.

Cevabı göster

faced opposition from

So, I proposed to do this for my PhD study, Kalıp ifadeler

3:29

Yani, bunu doktora çalışmam için yapmayı önerdim,

Kalıp ifadeler

proposed to do this: kendi yapacağınız bir eylemi önermek

Propose to + fiil, öznenin kendisinin gerçekleştirmeyi düşündüğü bir eylemi ortaya koyması veya resmî biçimde belirtmesi anlamına gelir. Bu cümlede I hem proposed hem de do fiilinin öznesidir; dolayısıyla konuşan kişi bu işi doktora araştırmasının bir parçası olarak kendisinin yapmasını önermiştir. To ile kurulan mastar, önerilen eylemi aynı özneye bağlar. Bu kalıp How do you propose to solve it? örneğindeki gibi resmî intend fiiline yakın bir anlam da taşıyabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşan kişinin projeye kendisinin liderlik etmesini önerdiğini açıkça belirtir?

  1. I heard that Maya will lead the project.
  2. I propose that Maya lead the project.
  3. I propose to lead the project myself.
Cevabı göster

I propose to lead the project myself.

and everyone thought I was a bit bananas, Deyimler

3:32

ve herkes benim biraz deli olduğumu düşündü,

Deyimler

a bit bananas: “biraz çılgınca veya mantıksız” demenin gayriresmî yolu

Burada bananas, meyvenin çoğul adı değil, günlük ve samimi dilde kullanılan bir sıfattır. A bit bananas, “biraz çılgınca, saçma veya mantıksız” demektir. A bit yargıyı yumuşattığı için yalnızca bananas demekten daha hafif duyulur. Thought I was a bit bananas yapısında konuşan kişi, başkalarının kendisi hakkındaki görüşünü aktarıyor. Bu, esprili bir günlük dil ifadesidir; gerçek anlamlı bir söz veya tıbbi değerlendirme değildir.

Alıştırma

Örnekte a bit bananas ne anlama geliyor?

  1. Herkes konuşan kişinin biraz çılgın veya mantıksız göründüğünü düşündü.
  2. Herkes konuşan kişinin biraz muz istediğini düşündü.
  3. Herkes konuşan kişinin fikrinin zaten yaygın biçimde kabul edildiğini düşündü.
Cevabı göster

Herkes konuşan kişinin biraz çılgın veya mantıksız göründüğünü düşündü.

you know,

3:34

bilirsin işte,

and and there was quite a bit of, Kalıp ifadeler

3:35

ve ve epeyce,

Kalıp ifadeler

was quite a bit of ...: önemli miktarda vardı

Bu sözler there was quite a bit of + isim kalıbına uyar. Bir şeyin önemli miktarda var olduğunu veya gerçekleştiğini anlatır; quite, a bit ifadesini tek başına a bit of kullanımına göre çok daha güçlü hâle getirir. Quite a bit of genellikle sayılamayan veya kütle isimlerinden önce gelir. quite a bit of time, discussion ya da confusion örneklerinde olduğu gibi etkinlik veya tepki bildiren isimlerle de kullanılabilir. Çoğul sayılabilen isimlerde quite a few kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, sayılamayan bir isimden önce “önemli miktarda” anlamına gelen bu dersteki ifadeyle tamamlayın: There was ____ confusion after the announcement.

Cevabı göster

quite a bit of

I guess,

3:37

sanırım,

eye-rolling maybe. Deyimler

3:37

göz devirme falan oldu belki.

Deyimler

eye-rolling: rahatsızlık veya küçümseme gösteren bir tepki

Burada eye-rolling, gözleri yukarı ya da yana devirme tepkisinin adıdır. Genellikle nötr bir göz hareketi değil; rahatsızlık, inanmama, sabırsızlık veya saygısızlık gösterir. Eye-rolling bir isim olarak bu tür tepkiden genel biçimde söz etmeyi sağlar.

Alıştırma

Eye-rolling burada büyük olasılıkla ne anlatıyor?

  1. Gözleri çalıştırmak için yapılan nötr bir hareket
  2. Dikkatle dinleme ve onaylama
  3. Rahatsızlık, inanmama veya küçümseme
Cevabı göster

Rahatsızlık, inanmama veya küçümseme

I'm not surprised by that because the discipline of psychiatry was very medication and brain-focused. Kelime

3:39

Buna şaşırmıyorum çünkü psikiyatri disiplini çok fazla ilaç ve beyin odaklıydı.

Kelime

discipline of psychiatry: çalışma alanı anlamındaki discipline

the discipline of psychiatry ifadesinde discipline, düzenli bir çalışma ve mesleki uygulama alanı anlamına gelir. İfadenin tamamı psikiyatriyi tıbbi ve akademik bir alan olarak belirtir. Burada kurallar, öz denetim veya ceza anlamına gelmez. Üniversite, araştırma ve mesleki bağlamlarda a discipline çoğunlukla bir bilgi dalını adlandırır.

Alıştırma

Hangi cümlede discipline, the discipline of psychiatry ifadesindekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

  1. Marine biology is a discipline that studies life in the oceans.
  2. The school may discipline pupils who break the rules.
  3. Finishing the project took a great deal of discipline.
Cevabı göster

Marine biology is a discipline that studies life in the oceans.

Kelime

very medication and brain-focused: isim + focused sıfatları

Bu cümlede medication and brain-focused, psikiyatrinin ilaçlara ve beyne büyük ölçüde önem verdiği anlamına gelir. Focused sıfatı disiplinin önceliklerini anlatır; ilaçların veya beynin kendi başına odaklandığı anlamına gelmez. Very bu vurgunun derecesini artırır. İngilizcede customer-focused ve safety-focused örneklerinde olduğu gibi, isim + focused yapısıyla sık sık sıfat oluşturulur. Buradaki konuşma dili ifadesi focused on medication and the brain yapısının kısaltılmış hâlidir ve focused sözcüğü her iki isim için de anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi skills sözcüğünden oluşturulan isim + focused birleşik yapısıyla tamamlayın: The course is ____, so it includes plenty of practical work.

Cevabı göster

skills-focused

What did people say in the field? Kelime

3:45

Alandaki insanlar ne dedi?

Kelime

say in the field: mesleki alan anlamındaki field

Burada in the field, ilgili mesleki veya akademik alan içinde demektir. Soru, fiziksel bir tarlada duran insanların ne söylediğini değil, o alanda çalışan insanların ne söylediğini sorar. Bir konu önceden belirlendiğinde the field, experts in the field, changes in the field veya people in the field örneklerinde olduğu gibi o uzmanlık alanının yerine kullanılabilir. Hangi alanın kastedildiğini çevredeki konu gösterir.

Alıştırma

“What did people say in the field?” sorusunda in the field ne anlama gelir?

  1. Bir tarım arazisinde ayakta durarak
  2. Bir spor sahasında oynayarak
  3. İlgili mesleki alan içinde
Cevabı göster

İlgili mesleki alan içinde

Were they skeptical?

3:47

Şüpheci miydiler?

Oh,

3:49

Ah,

hugely skeptical and sometimes very patronizing. Notlar

3:49

son derece şüpheci ve bazen de çok küçümseyiciydiler.

Kalıp ifadeler

hugely skeptical: güçlü bir şüphe ifadesi

hugely skeptical ifadesinde skeptical, bir iddiaya inanmaya hazır olmamak veya bir şeyin işe yarayıp yaramayacağından şüphe etmek anlamındaki sıfattır. Hugely ise skeptical sözcüğünü güçlendiren bir derece zarfıdır. Bu nedenle ifade, bir şeyin büyük olduğunu değil, çok güçlü bir şüphe duyulduğunu anlatır. Şüphe edilen şeyi belirtmek için be skeptical about veya be skeptical of kullanılır; örneğin skeptical of the claim.

Alıştırma

hugely skeptical ifadesinin doğal kullanıldığı cümleyi seçin.

  1. The committee was hugely skeptical of the proposed timetable.
  2. The committee was huge skeptical of the proposed timetable.
  3. The committee had hugely skeptical of the proposed timetable.
Cevabı göster

The committee was hugely skeptical of the proposed timetable.

Kelime

very patronizing: güçlü bir küçümseyici tutum

Patronizing, başka bir kişiye daha az zeki, daha az yetenekli veya daha az olgunmuş gibi davranan konuşma ya da davranış biçimini anlatır. Very bu tutumun özellikle güçlü olduğunu vurgular. Bu cümlede very patronizing, kişinin yalnızca kaba olduğunu değil, başkalarına davranış biçimini eleştirir. Bu kelime çoğu zaman istenmeyen bir güç dengesizliğine işaret eder: Konuşan kişi kendisini her şeyi bilen yetişkin, karşısındaki kişiyi ise apaçık bir derse ihtiyaç duyan biri gibi görür. Odak, karşı tarafı küçümseyen tutum veya tondur; karşı tarafın gerçek statüsü değildir.

Alıştırma

Hangi durum tepeden bakan bir tavrı en açık biçimde gösterir?

  1. She explained a simple task to her experienced colleague as if he were a child.
  2. She disagreed with the proposal and gave two reasons.
  3. She asked her experienced colleague for advice.
Cevabı göster

She explained a simple task to her experienced colleague as if he were a child.

But this again comes from the fact that general practitioners, Notlar

3:54

Ama bu da yine pratisyen hekimlerin,

psychiatrists,

3:58

psikiyatristlerin,

medical specialists get almost no nutrition training through all those years of study. Kalıp ifadeler

3:58

tıp uzmanlarının onca yıllık eğitim boyunca neredeyse hiç beslenme eğitimi almamalarından kaynaklanıyor.

Anlatım akışı

comes from the fact that: bir sonucu nedenine bağlamak

Bu cümlede this, daha önce konuşulan durumu belirtir. comes from the fact that daha sonra odağı bu sonuçtan onun arkasındaki nedene çevirir. that sonrasındaki tam yan cümle, neden olarak sunulan gerçeği açıklar. Tekrar kullanılabilen kalıp sonuç veya durum + comes from the fact that + tam yan cümle şeklindedir. Önce açıklanması gereken şeyi, ardından nedeni göstererek açıklamayı düzenler.

Alıştırma

Cümleyi öğrendiğiniz neden bağlama ifadesiyle tamamlayın: The delay ____ the roads are closed after the storm.

Cevabı göster

comes from the fact that

Kültür

general practitioners, psychiatrists, medical specialists: tıbbi rolleri genişçe sıralayan bir liste

general practitioners, geniş kapsamlı ilk başvuru hizmeti sunan doktorlardır ve Birleşik Krallık’ta sıklıkla GPs diye adlandırılırlar. psychiatrists, ruh sağlığı alanında uzmanlaşmış tıp doktorlarıdır. medical specialists ise tıbbın belirli bir alanına odaklanan doktorlardır. Bu kategoriler birbiriyle örtüşebilir: psikiyatrist aynı zamanda bir tıp uzmanıdır. Burada birkaç mesleki rolün sıralanması, iddianın kapsamını genişletir ve konunun tek bir doktordan ziyade farklı grupların tıp eğitimiyle ilgili olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu liste cümlede nasıl bir işlev görüyor?

  1. Yalnızca psikiyatristlerin tıp eğitimi aldığını söyler.
  2. Üç tür beslenme araştırmacısını adlandırır.
  3. İddianın tıp mesleğindeki birkaç grubu ilgilendirdiğini gösterir.
Cevabı göster

İddianın tıp mesleğindeki birkaç grubu ilgilendirdiğini gösterir.

Kalıp ifadeler

almost no nutrition training: sıfıra yakın miktar

almost no + isim, miktarın sıfıra yakın olduğunu ancak mutlaka tam olarak sıfır olmadığını belirtir. Burada training sayılamayan bir isimdir; bu nedenle almost no nutrition training, neredeyse hiç beslenme eğitimi anlamına gelir. Get training, eğitim almak demektir. Bu ifade, bunca yıllık eğitimden sonra alınan beslenme eğitiminin son derece az olduğunu vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle miktarın sıfıra yakın olduğunu söylerken tam olarak sıfır olduğunu iddia etmez?

  1. The new employees received no safety training at all before their first shift.
  2. The new employees received almost no safety training before their first shift.
  3. The new employees received extensive safety training before their first shift.
Cevabı göster

The new employees received almost no safety training before their first shift.

When Professor Jacka investigated the link between food and mood,

4:04

Profesör Jacka yemek ve ruh hali arasındaki bağlantıyı araştırdığında,

her colleagues thought she was bananas,

4:09

meslektaşları onun "bananas",

a slang word meaning silly or crazy.

4:12

aptal veya deli anlamına gelen bir argoda olduğunu düşündüler.

They rolled their eyes, Deyimler

4:14

Gözlerini devirdiler,

a phrase which describes the gesture of turning your eyes upwards

4:15

bu ifade, gözlerinizi yukarı doğru çevirme hareketini tanımlar,

to express annoyance,

4:20

rahatsızlık,

boredom,

4:21

can sıkıntısı,

or disbelief.

4:21

veya inanmazlık ifade etmek için.

Deyimler

They rolled their eyes: kızgınlık, sıkılma veya inanmama göstergesi bir hareket

Roll one's eyes, gözleri bir tepki olarak yukarı doğru çevirmek anlamına gelen yaygın bir ifadedir ve genellikle kızgınlık, sıkılma veya inanmama duygusunu gösterir. They rolled their eyes cümlesinde rolled geçmiş zamandır ve their çoğul özne they ile uyumludur. Bu ifade yalnızca bakışın yönünü değil, genellikle bir tutumu da anlatır. Virgülden sonraki bölüm fiziksel hareketi ve bu hareketin ifade edebileceği duyguları açıklar.

Alıştırma

Bir bahaneye karşı kızgın veya inanmayan bir tepkiyi anlatan cümle hangisidir?

  1. Maya rolled her eyes at the ridiculous excuse.
  2. Maya looked up at the sign to read it.
  3. Maya closed her eyes to concentrate.
Cevabı göster

Maya rolled her eyes at the ridiculous excuse.

Other colleagues were patronizing.

4:23

Diğer meslektaşlarıysa küçümseyici davrandılar.

They behaved towards her as if she were stupid or unimportant. Dilbilgisi

4:25

Ona aptal veya önemsiz biriymiş gibi davrandılar.

Dilbilgisi

as if she were ...: gerçek dışı bir karşılaştırma

As if, ona nasıl davrandıklarını bir karşılaştırmayla anlatır. Davranışları, onu aptal ya da önemsiz gördüklerini düşündürür; ancak cümle onun gerçekten bu özelliklere sahip olduğunu söylemez. Were, karşılaştırmanın varsayımsal olduğunu veya konuşanın gerçek kabul ettiği durumla çeliştiğini gösterir. Bu yapıda were; I, he ve she dâhil olmak üzere her özneden sonra kullanılabilir.

Alıştırma

“They behaved towards her as if she were stupid or unimportant” ne anlama gelir?

  1. Davranışları, onu böyle gördüklerini düşündürüyordu; onun gerçekten öyle olduğu anlamına gelmiyordu.
  2. Yeteneklerine saygı duydukları için ona nazik davrandılar.
  3. Onun hem aptal hem de önemsiz olduğunu kanıtladılar.
Cevabı göster

Davranışları, onu böyle gördüklerini düşündürüyordu; onun gerçekten öyle olduğu anlamına gelmiyordu.

Professor Jacka thinks this is because most doctors have little or no training

4:29

Profesör Jacka bunun çoğunlukla doktorların çok az eğitim almasından veya hiç almamasından kaynaklandığını düşünüyor,

about nutrition and the effect of food on mental health.

4:34

beslenme ve yemeğin ruh sağlığı üzerindeki etkisi hakkında.

But her groundbreaking research, Kalıp ifadeler

4:38

Fakat onun çığır açan araştırması,

Kalıp ifadeler

groundbreaking research: büyük ve yeni bir ilerleme

Groundbreaking, önemli ve yeni bir fikir, yöntem veya keşif sunup yeni bir yön açan çalışmalar için kullanılan güçlü ve olumlu bir sıfattır. Buradaki groundbreaking research, onun çalışmasını yalnızca iyi ya da yeni olarak değil, büyük bir ilerleme olarak över.

Alıştırma

Hangi başarı en uygun şekilde groundbreaking olarak tanımlanabilir?

  1. Yeni bir yöntem sunan ve alandaki çalışma biçimini değiştiren bir araştırma.
  2. Yerleşik bir işlemi tekrarlayan rutin bir rapor.
  3. Yalnızca bir yazım yanlışını düzelten küçük bir değişiklik.
Cevabı göster

Yeni bir yöntem sunan ve alandaki çalışma biçimini değiştiren bir araştırma.

named The SMILE Trial, Kültür

4:40

The SMILE Trial adlı,

Kültür

The SMILE Trial: trial sözcüğünün araştırma çalışması anlamı

The SMILE Trial, bir araştırma çalışmasının özel adıdır. SMILE’ın tamamının büyük harflerle yazılması, çalışmanın resmî adının bir parçası olduğunu gösterir; ancak bu cümle her harfin ne anlama geldiğini açıklamaz. Bu bağlamda trial, bir müdahaleyi, tedaviyi veya araştırma fikrini sınamak için düzenli biçimde yürütülen araştırma çalışması anlamına gelir. Mahkeme davası veya gelişigüzel bir deneme anlamında değildir.

Alıştırma

Bu cümlede The SMILE Trial neyi ifade ediyor?

  1. Araştırma planı olmayan gelişigüzel bir deneme.
  2. Düzenli biçimde yürütülen bir araştırma çalışmasının resmî adı.
  3. Mahkemede görülmekte olan bir ceza davası.
Cevabı göster

Düzenli biçimde yürütülen bir araştırma çalışmasının resmî adı.

has been successfully repeated elsewhere, Kalıp ifadeler

4:43

başka yerlerde başarıyla tekrarlandı,

Kalıp ifadeler

has been successfully repeated elsewhere: başarılı tekrarlamayı bildirmek

has been repeated, present perfect zamanının edilgen yapısıdır. Daha önceki bir araştırma veya deneyin yeniden yapıldığını anlatır ve bunu kimin yaptığına odaklanmaz. successfully, yeni denemenin önceki bulguyu destekleyen bir sonuç verdiğini; elsewhere ise başka bir yer veya ortamda gerçekleştiğini belirtir. Araştırma bağlamında bu ifade bir tekrarlama çalışmasını bildirir: sonuç yalnızca ilk ortamda bir kez ortaya çıkmamıştır. Bu durum bulguya duyulan güveni artırır, ancak sonucun her kişi veya durumda kesinlikle geçerli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi has been + successfully + repeat fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: The safety test ____ at two other sites.

Cevabı göster

has been successfully repeated

clearly showing the link between eating well and feeling good. Kalıp ifadeler

4:45

iyi beslenmek ve iyi hissetmek arasındaki bağlantıyı açıkça göstererek.

Kalıp ifadeler

the link between X and Y: iki şey arasındaki ilişkiyi belirtmek

the link between X and Y kalıbı iki şey arasındaki bağlantıyı veya ilişkiyi adlandırır. Bu cümlede X eating well, Y ise feeling good ifadesidir; ikisi de bir etkinliği veya durumu adlandıran -ing ifadeleridir. Bu kalıpta between ilişkinin ilk tarafını, and ise ikinci tarafını tanıtır: the link between X and Y. Bu ifade iki şeyin bağlantılı olduğunu söyler, ancak tek başına birinin diğerine doğrudan neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

the link between X and Y kalıbını tamamlayın: The study found a link ____ regular exercise ____ better sleep.

Cevabı göster

between · and

So,

4:49

Yani,

the next time you're feeling down and your brain is calling out for a donut, Notlar

4:50

bir dahaki sefere kendinizi kötü hissettiğinizde ve beyniniz bir donut diye çığlık attığında,

Dilbilgisi

the next time + şimdiki zaman biçiminde bir yan cümle

the next time + yan cümle, “bir şeyin bir sonraki gerçekleştiği zaman” anlamına gelir. Gelecekteki bir durumu kuran zaman yan cümlesini başlatır; ardından ana cümle o zaman ne yapılacağını veya ne olacağını söyler. Durum gelecekte olsa da bu zaman yan cümlesinde normalde will değil, şimdiki zaman biçimi kullanılır. Orijinal cümlede, gelecekteki o andaki geçici bir durumu anlatmak için şimdiki zamanın devam biçimi olan you're feeling kullanılmıştır.

Alıştırma

“Bir dahaki sefere … olduğunda” anlamındaki üç kelimelik ifadeyi yazın: ____ you visit the library, bring your membership card.

Cevabı göster

The next time

Deyimler

you're feeling down: moral bozukluğunu anlatan günlük ifade

Feel down; mutsuz, keyifsiz veya morali bozuk hissetmek anlamına gelir. Buradaki down fiziksel bir yönü değil, duygusal bir durumu anlatır. You're feeling down biçimindeki süreklilik yapısı, kişinin o andaki ruh hâline odaklanır. Bu, günlük konuşmaya özgü bir ifadedir ve çoğu zaman you're depressed demekten daha yumuşak ve daha az belirgindir.

Alıştırma

Günlük bir konuşmada hafif ve geçici bir moral bozukluğunu en iyi anlatan cümle hangisidir?

  1. I've been feeling down since my team lost.
  2. I've been feeling downward since my team lost.
  3. I've been feeling depressed since my team lost.
Cevabı göster

I've been feeling down since my team lost.

Deyimler

calling out for a donut: güçlü bir arzuyu kişileştirmek

your brain is calling out for a donut ifadesinde beyin, bir isteği bağırarak dile getirebilen bir insan gibi ele alınır. İfade, donut yeme arzusunun güçlü ve ısrarcı hissedildiğini anlatır; gerçek bir sesten söz etmez. Süreklilik bildiren is calling out yapısı, arzuyu o anda etkin biçimde talepte bulunuyormuş gibi gösterir. Bu kişileştirme, günlük bir dürtüye canlı ve biraz şakacı bir ton katar.

Alıştırma

Burada 'your brain is calling out for a donut' ne anlama geliyor?

  1. Donut yemek için güçlü ve ısrarcı bir arzu hissediyorsun.
  2. Beynin gerçekten diğer insanların duyabileceği bir ses çıkarıyor.
  3. Başkalarına donut satmak için bağırıyorsun.
Cevabı göster

Donut yemek için güçlü ve ısrarcı bir arzu hissediyorsun.

you might be better eating an apple instead. Dilbilgisi

4:54

onun yerine bir elma yemeniz daha iyi olabilir.

Dilbilgisi

might be better + -ing ile yumuşak bir öneride bulunmak

Bu cümlede might be better + -ing ihtiyatlı bir öneri verir: konuşmacı elma yemenin muhtemelen daha akıllıca bir seçim olduğunu söylüyor. Might öneriyi yumuşattığı için ifade emir kadar doğrudan duyulmaz. -ing öbeği önerilen eylemi belirtir; instead ise bunun başka bir seçeneğin yerini aldığını gösterir. Bu kalıp özellikle günlük Britanya İngilizcesinde doğaldır.

Alıştırma

Yumuşak öneriyi might be better ve take fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: With the road closed, you ____ the train instead.

Cevabı göster

might be better taking

And speaking of brains, Anlatım akışı

4:57

Ve beyinlerden bahsetmişken,

Anlatım akışı

And speaking of... ile bağlantılı bir konuya geçmek

Speaking of + konu, az önce sözü edilen bir şeyi yeniden ele alır ve bunu sonraki bağlantılı noktaya geçiş için köprü olarak kullanır. Burada brains iki bölümü bağlayan konudur; ifade, konuşma eylemini anlatmak yerine sohbeti düzenler. Baştaki And, devamlılık hissi katar. Dinleyici bir sonraki cümlenin beyinle ilgili bir şey söylemesini bekler; böylece geçiş ani değil, bağlantılı görünür.

Alıştırma

Arkadaşınız az önce tatillerden söz etti. Bağlantılı geçişi dersteki iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____ holidays, have you booked your train?

Cevabı göster

Speaking of

Sam,

4:59

Sam,

it's time to reveal the answer to my question.

4:59

sorumun cevabını açıklama vakti geldi.

Aha,

5:02

Aha,

yes.

5:02

evet.

You asked me how much of the body's energy is used up by the brain.

5:03

Bana vücudun enerjisinin ne kadarının beyin tarafından tüketildiğini sormuştun.

And I guessed it was 10%.

5:08

Ben de %10 olduğunu tahmin etmiştim.

Well,

5:10

Şey,

I'm afraid you are wrong. Ton ve niyet

5:10

korkarım yanılıyorsun.

Ton ve niyet

I'm afraid you are wrong: bir düzeltmeyi yumuşatmak

Burada I'm afraid, bir düzeltmeden önce kullanılan nazik bir yumuşatma ifadesidir. Konuşanın korktuğu anlamına gelmez. Sıradaki mesajın hoş karşılanmayabileceğini belirtir ve söze daha az sert bir giriş yapılmasını sağlar. you are wrong düzeltmesi yine de doğrudan ve kesindir. I'm afraid, anlaşmazlığın sunuluş biçimini yumuşatır ancak bütün cümleyi çok nazik hâle getirmez.

Alıştırma

Bu cümlede I'm afraid ne işe yarıyor?

  1. Hoş karşılanmayabilecek bir düzeltmeyi nazikçe sunar.
  2. Konuşanın düzeltmenin doğru olup olmadığından emin olmadığını gösterir.
  3. Konuşanın diğer kişinin hatasından korktuğunu söyler.
Cevabı göster

Hoş karşılanmayabilecek bir düzeltmeyi nazikçe sunar.

In fact,

5:12

Aslında,

around 20% of the body's energy goes to feeding the brain, Kalıp ifadeler

5:13

vücudun enerjisinin yaklaşık %20'si beyni beslemeye gider,

Kalıp ifadeler

goes to feeding the brain: kaynak kullanımını anlatan go to + -ing

Özne para, zaman veya enerji gibi bir kaynak olduğunda go to + isim veya -ing biçimi, bu kaynağın nerede kullanıldığını ya da neye ayrıldığını gösterebilir. Burada vücut enerjisinin yaklaşık %20'si beynin çalışmasını desteklemek için kullanılır. Bu yapıda to bir edattır, bu nedenle ardından feeding gibi -ing biçimi gelir. Feeding the brain, beyne çalışması için gereken enerjiyi sağlamak anlamındadır; gerçek anlamda beyne yiyecek vermek değildir.

Alıştırma

Bir kaynağın nasıl kullanıldığını göstermek için go fiilinin doğru biçimini ve improve fiilini kullanın: Most of the budget ____ the library.

Cevabı göster

goes to improving

even though it only makes up 2% of our total body weight. Öbek fiiller

5:16

her ne kadar toplam vücut ağırlığımızın sadece %2'sini oluştursa da.

Öbek fiiller

makes up: bir bütünün yüzdesini ifade etmek

Burada makes up, “bir bütünün bir kısmını oluşturmak” anlamına gelir. Yaygın yapı A makes up X% of B şeklindedir: A parça, B ise bütündür. makes up 2% of our total body weight ifadesinde öznenin belirttiği şey, toplamın %2’sini oluşturur. Bu kullanım oranlar, istatistikler ve bileşim anlatılırken yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle çevrim içi siparişlerin tüm siparişlerin %30’unu oluşturduğunu doğru biçimde ifade eder?

  1. All orders make up 30% of online orders.
  2. Online orders make up 30% of all orders.
  3. Online orders are made up of 30% of all orders.
Cevabı göster

Online orders make up 30% of all orders.

Okay,

5:20

Tamam,

let's recap the vocabulary we've learned from our discussion about emotional eating. Anlatım akışı

5:21

duygusal yeme üzerine yaptığımız tartışmadan öğrendiğimiz kelimeleri özetleyelim.

Anlatım akışı

let's recap: kısa bir gözden geçirmeyi haber vermek

Let's recap, konuşan kişiyi ve dinleyicileri daha önce ele alınanları kısaca gözden geçirmeye davet eder. Let's, gözden geçirmeyi birlikte yapılacak bir sonraki adım olarak sunar; recap ise ana noktaları kısa biçimde yeniden anlatmak demektir. Bu ifade konuşmanın akışını da düzenler: Dinleyiciler ana tartışmanın durakladığını veya sona erdiğini ve sırada bir özet olduğunu anlar.

Alıştırma

Cümleyi let's ve “ana noktaları kısaca gözden geçirmek” anlamındaki fiille tamamlayın: Before we finish, ____ the three main points.

Cevabı göster

let's recap

That's eating too much food because of how you feel,

5:26

Bu, nasıl hissettiğinizden dolayı çok fazla yemek yemektir,

not because you're hungry.

5:29

aç olduğunuz için değil.

Appetite is the desire to eat food.

5:30

İştah (Appetite), yemek yeme arzusudur.

If you grab and go,

5:33

Eğer kap ve çık (grab and go) yaparsanız,

you take something quickly because you don't have much time.

5:35

fazla vaktiniz olmadığı için hızlıca bir şeyler alırsınız.

Calling someone bananas is slang for silly or crazy.

5:38

Birine 'bananas' demek, aptal veya deli anlamına gelen bir argodur.

If you roll your eyes,

5:43

Eğer gözlerinizi devirirseniz (roll your eyes),

you move your eyes upwards

5:45

gözlerinizi yukarı doğru hareket ettirirsiniz,

to show you feel annoyed,

5:47

sinirlendiğinizi,

bored,

5:48

sıkıldığınızı,

or don't believe what someone is telling you.

5:49

veya birinin size söylediği şeye inanmadığınızı göstermek için.

And finally,

5:51

Ve son olarak,

if someone is patronizing you,

5:51

biri size küçümseyici (patronizing) davranıyorsa,

they speak or behave towards you

5:54

sizinle konuşur veya size karşı davranırlar,

as if you were stupid or unimportant.

5:56

sanki aptalmışsınız veya önemsizmişsiniz gibi.

That's the end of our program.

5:59

Programımızın sonuna geldik.

Don't forget to join us again soon for more topical discussion Kelime

6:01

Daha fazla güncel tartışma için yakında bize tekrar katılmayı unutmayın,

Kelime

more topical discussion: şu anda önem taşıyan konular üzerine tartışma

Bir programın bu kapanış cümlesinde topical, şu anda önemli olan veya kamuoyunun ilgisini çeken konularla bağlantılı anlamına gelir. Bu yüzden topical discussion, yalnızca bir konusu olan tartışma değil, güncel olaylar ya da bugünün meseleleri üzerine yapılan tartışmadır. Buradaki more, bu tür tartışmaların devamının geleceğini belirtir. Cümle, izleyici ya da dinleyici geri döndüğünde güncel konular üzerine daha fazla tartışma bulacağını söyler.

Alıştırma

Bir program tanıtımında a topical discussion büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Yalnızca şu anda gerçekleşmekte olan tartışma.
  2. Şu anda kamuoyunun ilgisini çeken bir mesele üzerine tartışma.
  3. Güncel olmasa bile seçilmiş herhangi bir konu etrafında düzenlenen tartışma.
Cevabı göster

Şu anda kamuoyunun ilgisini çeken bir mesele üzerine tartışma.

and useful vocabulary here at Six Minute English.

6:04

ve Altı Dakikada İngilizce'de faydalı kelimeler için.

Bye,

6:07

Hoşça kalın,

everyone.

6:07

herkes.

Bye-bye.

6:08

Hoşça kalın.

Six Minute English from the BBC.

6:09

BBC'den Altı Dakikada İngilizce.