Dünyanın En Şanslı Şanssız Adamı: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.108 kelime 192 kel/dk

Video özeti: Frane Selak'ın felaketlerden sağ çıktığı ve piyangoyu kazandığı iddia edilir; eksik kayıtlar ve anlatımlar kuşku doğurur. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “minding his own business” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: tarafsız kullanımı anlayın ve sert “Mind your own business!” emrinden ayırın. 2. “should have been” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: yangın tekrarlanınca çürütülen geçmiş beklentiyi tanıyın; bunu yalnızca görev eleştirisi saymayın. 3. “become murkier the longer a story is retold,” — Dilbilgisi ve cümle kalıpları: tekrarın ayrıntıları nasıl belirsizleştirdiğini, “murkier” sözcüğünün mecaz anlamını ve tekrarlananı gösteren edilgen yan tümceyi kavrayın.

Bu derste

This episode is brought to you by Skillshare.

0:00

Bu bölüm Skillshare tarafından sunulmaktadır.

The first 1,000 people to sign up using the link in the description

0:02

Açıklamadaki bağlantıyı kullanarak kaydolan ilk 1.000 kişi

will get their first two months free.

0:05

ilk iki ayını ücretsiz olarak kullanabilecek.

On a cold January morning in 1962,

0:07

1962 yılının soğuk bir Ocak sabahı,

32-year-old Croatian Frane Selak

0:10

32 yaşındaki Hırvat Frane Selak

was minding his own business Deyimler

0:12

kendi halindeydi

when suddenly his train derailed.

0:14

birden treni raydan çıktı.

Deyimler

minding his own business: sessizce kendi hâlinde olmak

Bu cümlede minding his own business, Frane'in sessizce kendi işleriyle ilgilendiğini ve kimseyi rahatsız etmediğini ya da kimsenin işine karışmadığını anlatır. Bir şirket işlettiği anlamına gelmez. Anlatıda was veya were minding ... when ... yapısı, aniden kesintiye uğrayan sıradan bir etkinliği tanıtabilir. Burada baştaki sakinlik, trenin raydan çıkmasını daha ani gösterir.

Alıştırma

“Noah was minding his own business when two reporters surrounded him,” cümlesinde minding his own business ne anlama gelir?

  1. Sessizce kendi işleriyle ilgileniyor ve kimseye karışmıyordu.
  2. Kendisine ait bir şirketi yönetiyordu.
  3. Başkalarına kişisel sorular soruyordu.
Cevabı göster

Sessizce kendi işleriyle ilgileniyor ve kimseye karışmıyordu.

Disconnected from the rest of the train, Dilbilgisi

0:16

Trenin geri kalanından kopan

his train car plunged

0:18

tren vagonu aşağıya doğru yuvarlandı

down a narrow canyon

0:19

dar bir kanyondan aşağıya

and into an icy river.

0:20

ve buz gibi bir nehrin içine.

Dilbilgisi

Disconnected from ..., his train car ...: cümle başında edilgen ortaç grubu

Disconnected from the rest of the train, cümlenin başında kullanılan bir geçmiş zaman ortacı grubudur; cümlenin ana fiili değildir. Edilgen bir arka plan verir: vagon düşmeden önce diğer vagonlardan ayrılmıştır. Daha tam bir biçim After it was disconnected from the rest of the train, ... diye başlar. Disconnected sözcüğünün örtük öznesi, virgülden hemen sonra gelen his train car isim grubu olmalıdır. Bu kısa yapı haberlerde ve hikâyelerde yaygındır: geçmiş zaman ortacı ve ek bilgi önce, o durumda bulunan kişi veya nesne sonra gelir.

Alıştırma

Hangi cümle, dizüstü bilgisayarın ağ bağlantısının zaten kesilmiş olduğunu edilgen bir başlangıç grubuyla gösterir?

  1. Disconnecting from the network, the laptop stopped syncing.
  2. The laptop disconnected from the network, so it stopped syncing.
  3. Disconnected from the network, the laptop stopped syncing.
Cevabı göster

Disconnected from the network, the laptop stopped syncing.

Desperately fighting to escape the sinking train car,

0:22

Batan tren vagonundan kaçmak için çaresizce savaşan

Selak made his way to the shore Kalıp ifadeler

0:24

Selak kıyıya ulaşmayı başardı

before being pulled to safety by a bystander.

0:26

ve ardından oradan geçen biri tarafından güvenli bir yere çekildi.

Kalıp ifadeler

made his way to the shore: kıyıya ulaşmayı başardı

make + iyelik sözcüğü + way + to/toward + yer yapısında özne bir hedefe doğru ilerler; güzergâh, çaba veya aşamalı ilerleme çoğu zaman ön plana çıkar. İyelik sözcüğü özneyle uyumlu olmalıdır: I make my way, she makes her way ve they make their way. Burada made his way to the shore, Selak'ın tehlike ve zorluğa rağmen batmakta olan tren vagonundan kıyıya ulaşmayı başardığını anlatır. Tarafsız went fiiline göre zorlu bir ilerleme sürecini daha güçlü biçimde hissettirir.

Alıştırma

Cümleyi make one's way to ifadesinin geçmiş zaman biçimi ve doğru iyelik sözcüğüyle tamamlayın: Despite the thick smoke, Elena ____ the emergency exit.

Cevabı göster

made her way to

While 17 other people drowned in that tragic accident,

0:29

Bu trajik kazada 17 kişi boğularak hayatını kaybederken,

Selak suffered nothing more than a broken arm and hypothermia. Kalıp ifadeler

0:32

Selak'ın kırık bir kol ve hipotermi dışında hiçbir şeyi yoktu.

Kalıp ifadeler

nothing more than a broken arm and hypothermia: yalnızca bir kol kırığı ve hipotermi

Nothing more than + isim öbeği, yalnızca veya sadece o şey anlamına gelir. Konuşanın sonucu nasıl sunduğuna bir üst sınır koyar ve çoğu zaman sonucu daha küçük, daha az ciddi ya da daha az etkileyici gösterir. Bu cümlede ifade, Selak'ın yaralanmalarını kazada ölenlerle karşılaştırır. Yaşadıklarının boyutunu o trajediye göre küçümseyerek sunar; bir kol kırığının veya hipoterminin zararsız olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki only anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: After emptying his pockets, he found ____ a key and two coins.

Cevabı göster

nothing more than

Yet this was the day life would take a strange turn for Selak, Deyimler

0:35

Ancak bu, hayatın Selak için garip bir hal alacağı bir gündü,

throwing the mild-mannered music teacher

0:38

ılımlı müzik öğretmenini

into a curious roller coaster of fate. Deyimler

0:41

kaderin ilginç bir lunapark trenine atıyordu.

Deyimler

take a strange turn: alışılmadık bir yön değişikliği

take a strange turn ifadesinde turn mecazidir: hayat beklenmedik ve alışılmadık bir yönde gelişmeye başlar. strange sıfatı değişimin niteliğini belirtirken for Selak, hayatı bu değişimden etkilenen kişiyi gösterir. Bu kalıp, sonraki bütün olayları hemen açıklamadan yeni bir aşamaya geçişi haber verdiği için anlatılarda yaygındır. Bir hayatın, konuşmanın, soruşturmanın veya durumun yön değiştirmesini de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “alışılmadık bir yönde gelişmeye başlamak” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When an anonymous letter arrived, the investigation began to ____.

Cevabı göster

take a strange turn

Deyimler

roller coaster of fate: talihin tekrarlanan tersine dönüşleri

Roller coaster of fate, iyi ve kötü talih arasında tekrarlanan ani dalgalanmalarla şekillenen bir hayatı anlatan mecazdır. Hız treni hızla yükselir, alçalır ve yön değiştirir; bu yüzden görüntü gerçek bir eğlence parkı aracından çok istikrarsızlığı ve dramatik tersine dönüşleri düşündürür. a roller coaster of + isim kalıbı başka bağlamlara aktarılabilir: isim, neyin dalgalandığını veya iniş çıkışlara neyin yol açtığını belirtir; a roller coaster of emotions buna örnektir. Buradaki of fate, tersine dönüşleri şansın ya da kaderin yönlendirdiği şekilde sunar.

Alıştırma

“The campaign became a roller coaster of hope and disappointment,” cümlesinde roller coaster neyi anlatır?

  1. Bir eğlence parkı aracına gerçekten bir kez binmek
  2. Öngörülebilir tek bir değişim
  3. Tekrarlanan dramatik yükselişler ve düşüşler
Cevabı göster

Tekrarlanan dramatik yükselişler ve düşüşler

Welcome to this episode of the Infographics Show,

0:43

Infographics Show'un bu bölümüne hoş geldiniz,

Frane Selak,

0:45

Frane Selak,

the luckiest unlucky man in the world.

0:46

dünyanın en şanslı şanssız adamı.

Prior to his train accident,

0:49

Tren kazasından önce,

Frane Selak led a quiet and unassuming life Kalıp ifadeler

0:51

Frane Selak sessiz ve gösterişsiz bir hayat sürüyordu

as a local music teacher.

0:54

yerel bir müzik öğretmeni olarak.

Kalıp ifadeler

led a quiet and unassuming life: uzun süreli bir yaşam biçimini anlatmak

Bu cümlede led a ... life, “belirli bir biçimde yaşadı” anlamına gelir. Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir; burada Selak'ın başka insanlara liderlik ettiği anlamına gelmez. quiet ve unassuming sıfatları onun nasıl bir hayatı olduğunu anlatır: sakin, sıradan ve dikkat çekmeye çalışmayan. lead a/an + adjective + life kalıbı, bir kişinin uzun bir süre boyunca nasıl yaşadığını özetlemek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi lead a ... life kalıbının geçmiş zaman biçimiyle ve quiet sıfatıyla tamamlayın: Before fame, she ____ in a small coastal town.

Cevabı göster

led a quiet life

It seems though that life,

0:55

Görünüşe göre hayat,

or more accurately death, Anlatım akışı

0:57

ya da daha doğrusu ölüm,

had plans for Selak.

0:59

Selak için planlar yapmıştı.

Anlatım akışı

or more accurately: önceki bir tanımı değiştirmek

Or more accurately, konuşanın sözünü düzelttiğini gösterir: önceki life sözcüğünün yerine daha doğru olan death sözcüğünü getirir. Buradaki or, eşit değerde iki seçenek sunmaz. Bu öz düzeltme, önce bir tanım verip ardından daha doğru ve güçlü bir tanım getirerek cümledeki bilgiyi düzenler. Bu cümlede life yerine death kullanılması, ölüm sanki plan yapabilirmiş gibi anlatıldığı için dramatik bir etki de yaratır.

Alıştırma

Hangi cümlede or more accurately, önceki bir tanımı daha doğru bir tanımla değiştirmek için kullanılmıştır?

  1. The hike was tiring—or, more accurately, exhausting—by the final mile.
  2. She measured the room more accurately the second time.
  3. You can take the bus or the train.
Cevabı göster

The hike was tiring—or, more accurately, exhausting—by the final mile.

Miraculously escaping death in his train accident,

1:00

Tren kazasında mucizevi bir şekilde ölümden kurtulan

Selak counted his lucky stars and continued about his life, Deyimler

1:03

Selak şanslı yıldızlarına şükretti ve hayatına devam etti,

chalking up the incident to a stroke of bad luck. Notlar

1:06

olayı bir kötü şans eseri olarak değerlendirdi.

Deyimler

counted his lucky stars: şansına şükretti

Counted his lucky stars, Selak'ın hayatta kaldığı için büyük bir rahatlama ve minnettarlık hissettiğini anlatan bir deyimdir. Gerçek anlamda yıldızları saymayı ifade etmez. Kalıp count + iyelik belirleyicisi + lucky stars şeklindedir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: I count my lucky stars; she counts her lucky stars.

Alıştırma

Maya'nın kıl payı kurtulduktan sonra rahatlayıp kendini şanslı hissettiğini anlatan deyimle cümleyi tamamlayın: After the falling branch missed her by inches, Maya ____.

Cevabı göster

counted her lucky stars

Öbek fiiller

chalking up the incident to: olayı bir nedene bağlamak

Chalking up the incident to a stroke of bad luck, kötü şansı olayın açıklaması olarak görmek anlamına gelir. Konuşan kişi, gözlenen bir olayı veya sonucu bir nedene bağlar. Buradaki söz diziminde chalk up ifadesinden sonra olay gelir, to ise nedeni tanıtır: chalk up the incident to bad luck. Nesne bir zamirse chalk ile up arasına gelir: chalk it up to bad luck.

Alıştırma

Cümleyi chalk something up to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The team ____ the delay ____ a software problem.

Cevabı göster

chalked up · to

Kalıp ifadeler

a stroke of bad luck: tek seferlik ani bir talihsizlik

a stroke of bad luck ifadesinde stroke, aniden gerçekleşen tek bir olay veya talih dönüşü fikrini katar. İfadenin tamamı kazayı uzun bir şanssızlık dönemi olarak değil, tesadüfen yaşanan belirli bir talihsiz olay olarak sunar. Hikâyede daha sonra başka kazaların da yaşandığı ortaya çıktığı için Selak'ın bunu tek seferlik bir şanssızlık olarak küçümsemesi ironiktir. Başka bağlamlarda bu ifade, ironi olmadan yalnızca münferit bir aksiliği anlatabilir.

Alıştırma

Tek ve münferit bir talihsiz olayı anlatan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The branch fell on the new car, but no other problems followed. It was ____.

Cevabı göster

a stroke of bad luck

But one year later,

1:09

Ama bir yıl sonra,

Selak's mother fell ill.

1:10

Selak'ın annesi hastalandı.

Gravely concerned,

1:11

Büyük bir endişeyle,

Selak,

1:13

Selak,

who had always been too nervous to fly, Dilbilgisi

1:13

uçmaktan her zaman çok korkmuş olan

immediately booked a plane ticket from Zagreb to Rijeka.

1:15

hemen Zagreb'den Rijeka'ya bir uçak bileti aldı.

Dilbilgisi

too + adjective + to do: too nervous to fly

too + adjective + to-infinitive kalıbı, sıfatın belirttiği niteliğin eylemi engelleyecek veya durduracak bir dereceye ulaştığını gösterir. Burada Selak'ın gerginliği normalde uçmasına engel olacak kadar güçlüydü; bu nedenle too nervous yalnızca çok gergin demek değildir. Engel fiziksel, pratik veya duygusal olabilir: too heavy to lift, too late to call ya da too embarrassed to ask. Bağlama göre yapı, gerçek anlamda imkânsızlıktan çok isteksizlik belirtebilir; buradaki uçma korkusu buna örnektir.

Alıştırma

Gürültünün ders çalışmayı engellediğini göstermek için cümleyi too ... to ile tamamlayın: The room was ____ noisy ____ study in.

Cevabı göster

too · to

The earliest flight being fully booked, Dilbilgisi

1:18

En erken uçuş tamamen dolu olduğundan,

Selak managed to persuade a sympathetic airline employee Dilbilgisi

1:20

Selak sempatik bir havayolu çalışanını ikna etmeyi başardı

to let him ride in the rear of the aircraft

1:23

ve onu uçağın arkasına binmesi için ikna etti

along with the single flight attendant.

1:25

tek uçuş görevlisiyle birlikte.

Dilbilgisi

The earliest flight being fully booked: bağımsız yapı

The earliest flight being fully booked bağımsız bir yapıdır: The earliest flight ad öbeği, being fully booked şeklindeki -ing yapısının kendi mantıksal öznesidir. Bu nedenle being fully booked cümlenin ana yüklemi değildir. Cümle başındaki bu birimin tamamı, ana cümlenin nedenini veya arka planını verir. Because the earliest flight was fully booked biçiminde açılabilir; ancak bağımsız yapı bilgiyi daha yoğun biçimde sunar.

Alıştırma

“the field” ve “flooded” kullanarak bağımsız bir yapıyla İngilizce cümleyi tamamlayın: ____, the match was moved indoors.

Cevabı göster

The field being flooded

Dilbilgisi

persuade someone to let someone do something: iç içe iki fiil kalıbı

persuade a sympathetic airline employee to let him ride ifadesinde persuade, a sympathetic airline employee nesnesini ve to'lu mastar olan to let yapısını alır. Bu, Selak'ın çalışanı harekete geçmesi için başarıyla etkilediği anlamına gelir. Bu mastarın içinde let, him sözcüğünü nesne ve ride sözcüğünü to'suz yalın fiil olarak alır: let him ride doğrudur, let him to ride değil. Yeniden kullanılabilir tam kalıp persuade someone to let someone do something şeklindedir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi persuade ve let fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: We ____ the guard ____ us enter after we showed our IDs.

Cevabı göster

persuaded · to let

Nervous,

1:27

Gergin olan

Selak took to the skies without incident, Deyimler

1:28

Selak sorunsuz bir şekilde gökyüzüne çıktı,

chatting up the friendly flight attendant Öbek fiiller

1:30

samimi uçuş görevlisiyle sohbet etti

and sharing tea to take his mind off his nerves. Deyimler

1:32

ve heyecanını yatıştırmak için çay paylaştı.

Deyimler

took to the skies: uçuşa başlamak

Bu cümlede took to the skies, “uçmaya başladı” veya “hava yoluyla yola çıktı” anlamına gelir. Selak’ın ayrılışı yalnızca uçtuğu söylenerek değil, gökyüzüne yükselme görüntüsüyle anlatılır. Bu ifade havacılık haberlerine veya anlatılara çoğu zaman canlı ve biraz dramatik bir ton katar. Buradaki without incident, gergin olmasına rağmen uçuşun güvenli ve sorunsuz başladığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki canlı havacılık ifadesiyle tamamlayın: After the weather cleared, the rescue helicopter ____ before sunrise.

Cevabı göster

took to the skies

Öbek fiiller

chatting up: biriyle bilerek sohbet başlatmak

Bu cümlede chatting up, Selak’ın dost canlısı kabin görevlisini bilerek canlı bir sohbete çekmesi anlamına gelir. Nötr chatting with ifadesine göre daha fazla girişim veya çekicilik çağrışımı taşır, ancak bağlam Selak’ın flört ettiğini kanıtlamaz. Daha genel olarak chat someone up, ilgi, sempati veya romantik yakınlık kazanmak için birine yaklaşmayı ya da o kişinin dikkatini üzerinde tutmayı ima eder. Buradaki en açık işlev, sohbetin gerginliğini yönetmesine yardımcı olmasıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede chat up en açık biçimde “birini bilerek etkilemeye çalışmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. Maya chatted up the guest at the reception, hoping he would give her his number.
  2. Maya spoke to the receptionist to confirm her appointment.
  3. Maya chatted with her sister about their travel plans.
Cevabı göster

Maya chatted up the guest at the reception, hoping he would give her his number.

Deyimler

take his mind off his nerves: gerginliğini bir süreliğine aklından çıkarmak

Take his mind off his nerves, dikkatini bir süreliğine gerginlik duygusundan başka yöne çekmek demektir. Sohbet etmek ve çay içmek ona odaklanacak başka bir şey verir. Genellenebilir kalıp take + iyelik sözcüğü + mind off + kaygı duyulan şey biçimindedir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: take my mind off, take her mind off gibi.

Alıştırma

Lina hakkındaki cümleyi take someone's mind off something ile tamamlayın: A quick walk might ____ the exam.

Cevabı göster

take her mind off

Minutes before landing though,

1:35

Ancak inişten dakikalar önce,

the rear door to the aircraft suddenly blew open,

1:36

uçağın arka kapısı aniden uçtu,

the pressure difference between the interior and exterior of the plane

1:38

uçağın içi ve dışı arasındaki basınç farkı

sucking Selak and the flight attendant clear out of the airplane.

1:42

Selak'ı ve uçuş görevlisini uçaktan tamamen dışarı emdi.

Plunging to a certain death,

1:46

Kesin bir ölüme doğru dalan

Selak miraculously survived by landing in a haystack, Dilbilgisi

1:47

Selak bir samanlığa düşerek mucizevi bir şekilde hayatta kaldı,

suffering nothing more than minor injuries.

1:50

sadece hafif yaralanmalarla atlattı.

Dilbilgisi

survived by landing in a haystack: by + -ing ile yöntemi belirtmek

By + -ing biçimi, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntem veya aracı gösterir. Burada by landing in a haystack, Selak'ın nasıl hayatta kaldığı sorusunu yanıtlar: saman yığınına inmesi hayatta kalmasını sağladı. -ing ile belirtilen eylem, sonuca ulaşma yoludur; sonuçtan sonra gerçekleşen bir olay değildir. by sonrasında fiilin yalın biçimi land değil, -ing biçimi landing kullanılır.

Alıştırma

Yöntemi göstermek için by + -ing biçimini kullanın: Mia improved her pronunciation ____ every day.

Cevabı göster

by practicing

Unfortunately,

1:52

Ne yazık ki,

there were no other survivors of the terrible accident.

1:53

bu korkunç kazada başka kurtulan olmadı.

Two brushes with death are enough for a single lifetime, Deyimler

1:56

Bir ömür için ölümle iki kez burun buruna gelmek yeterlidir,

but fate wasn't done with Selak. Deyimler

1:59

ancak kaderin Selak ile işi henüz bitmemişti.

Deyimler

brushes with death: ölümden kıl payı kurtulmak

A brush with death, birinin ölümün eşiğine geldiği ancak hayatta kaldığı tehlikeli bir olayı anlatır. Buradaki çoğul brushes, bu tür iki kıl payı kurtuluşu birlikte özetler; brush temizlik aracı değil, kısa süreli bir karşılaşma anlamındadır. Bu deyim, hayati tehlike içeren bir deneyimi bütün ayrıntıları anlatmadan özetlemeyi sağlar. Haberlerde, biyografilerde ve kişisel öykülerde yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki deyimle tamamlayın: The falling rock missed Maya by inches. It was a ____.

Cevabı göster

brush with death

Deyimler

fate wasn't done with Selak: kişileştirme ve olacaklara işaret

be done with someone or something kalıbı, öznenin o kişi veya şeyle olan ilişkisinin ya da ilgisinin sona erdiğini belirtir. Cümlede fate wasn't done with Selak dendiği için kaderin Selak'la ilişkisi henüz sona ermemiştir. Fate, Selak üzerinde etkisini sürdürmeye devam edebilen bir varlıkmış gibi kişileştirilir. Bu öyküde cümle, daha fazla olağanüstü tehlike veya talihsizliğin geleceğine işaret eder; Selak'ın bir görevi bitiremediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada fate wasn't done with Selak ne anlama geliyor?

  1. Kaderin Selak için daha fazla belası vardı.
  2. Selak artık kadere inanmıyordu.
  3. Selak kaderin verdiği bir görevi tamamlamıştı.
Cevabı göster

Kaderin Selak için daha fazla belası vardı.

Four years later,

2:01

Dört yıl sonra,

Selak was commuting on a local bus

2:02

Selak yerel bir otobüsle işe gidip geliyordu

when the bus suddenly skidded into a river.

2:04

otobüs aniden bir nehre kaydı.

Once more plunged into icy waters,

2:06

Bir kez daha buzlu sulara gömülen

Selak managed to swim free of the sinking vehicle

2:09

Selak batan araçtan yüzerek kurtulmayı başardı

and make his way to safety,

2:11

ve güvenli bir şekilde çıkmayı başardı,

suffering nothing more than cuts and bruises.

2:13

kesikler ve çürüklerden başka bir şey yaşamadı.

Four other riders were not so lucky and lost their lives.

2:15

Diğer dört yolcu o kadar şanslı değildi ve hayatlarını kaybettiler.

Perhaps and very understandably deterred from public transportation, Kalıp ifadeler

2:18

Belki de anlaşılabilir bir şekilde toplu taşımadan caydırılan

Selak purchased a car of his own.

2:22

Selak kendine bir araba satın aldı.

Kalıp ifadeler

Be deterred from something: anlamı ve yapısı

Bu cümlede “deterred from public transportation”, korkutucu deneyimlerin Selak’ı toplu taşıma kullanmak istemez hâle getirdiğini belirtir. Resmî olarak yasaklanmayı değil, korku veya risk nedeniyle caydırılmayı anlatır. Aktarılabilir yapı be deterred from + isim veya -ing biçimidir. Bir etkenin, birini bir şeyi yapmamaya karar vermeye nasıl yönelttiğine odaklanır.

Alıştırma

Şiddetli fırtına uyarısı Leo’nun yürüyüşe başlamamaya karar vermesine yol açtı. Uyarının onu caydırdığını en iyi hangi cümle anlatır?

  1. The warning required Leo to go hiking.
  2. The warning delayed Leo's hike.
  3. The warning deterred Leo from hiking.
Cevabı göster

The warning deterred Leo from hiking.

In 1970,

2:24

1970 yılında,

while driving his vehicle burst into flames and exploded. Kalıp ifadeler

2:26

araçla giderken aniden alev aldı ve patladı.

Kalıp ifadeler

Burst into flames: yangının aniden başlaması

“Burst into flames”, birdenbire güçlü biçimde yanmaya başlamak demektir. burst fiili hız ve şiddet katar: araç yalnızca yanmamış, aniden alev almıştır. burst into + isim kalıbı, burst into tears veya burst into laughter örneklerinde olduğu gibi ani bir durum değişikliğini anlatabilir. Buradaki flames gerçek anlamıyla alevlerdir.

Alıştırma

Cümleyi “aniden güçlü biçimde yanmaya başladı” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: After fuel spilled onto the hot motor, the machine ____.

Cevabı göster

burst into flames

Diving for safety,

2:29

Güvenli bir yere atlayan

Selak managed to escape the burning wreck,

2:30

Selak yanan enkazdan kaçmayı başardı,

once more suffering nothing more than minor wounds.

2:32

bir kez daha hafif yaralardan başka bir şey yaşamadı.

What should have been a freak accident repeated itself Dilbilgisi

2:35

Garip bir kaza olması gereken şey kendini tekrarladı

three years later

2:38

üç yıl sonra

with yet another of Selak's vehicles

2:39

Selak'ın başka bir aracı

exploding after spontaneously catching fire.

2:41

aniden alev alıp patladı.

Dilbilgisi

should have been: sonradan yanlışlanan geçmiş bir beklenti

what should have been a freak accident ifadesindeki should have been, geçmişe yönelik makul bir beklenti sunar: ilk yangın yalnızca bir kez yaşanacak türden nadir bir olay gibi görünmüştür. Olayın daha sonra tekrarlanması bu beklentiyi boşa çıkarır. Burada should have been, görevini yapmayan birini suçlamaz; sonraki kanıtların geçersiz kıldığı geçmişteki bir değerlendirmeyi belirtir.

Alıştırma

Cümlede should have been a freak accident ne anlama geliyor?

  1. Birinin kazaya neden olma görevi vardı ama bunu yapamadı.
  2. Konuşmacı kazanın hiç yaşanmadığından emindir.
  3. Nadir ve tek seferlik bir kaza olması makul biçimde bekleniyordu, ancak sonraki olaylar bu görüşü çürüttü.
Cevabı göster

Nadir ve tek seferlik bir kaza olması makul biçimde bekleniyordu, ancak sonraki olaylar bu görüşü çürüttü.

Diving for safety once more,

2:44

Bir kez daha güvenli bir yere atlayan

Selak escaped this time with minor burns.

2:46

Selak bu sefer hafif yanıklarla kurtuldu.

Perhaps giving him a chance to catch his breath, Deyimler

2:49

Belki de ona nefes alması için bir şans verdi,

life gave Frane Selak 22 years of relative peace Kelime

2:51

hayat Frane Selak'a 22 yıllık göreceli bir huzur verdi

until a bus hit him while walking on a street in Zagreb in 1995.

2:55

ta ki 1995 yılında Zagreb'de bir sokakta yürürken bir otobüs ona çarpana kadar.

Deyimler

catch his breath: gerçek ve mecaz anlamda toparlanma

Catch one’s breath, özellikle fiziksel çaba, korku veya heyecandan sonra solunum normale dönene kadar duraklamak anlamına gelir. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: catch my, your, his, her, our veya their breath. Bu cümlede huzurlu geçen 22 yıl, art arda gelen sıkıntılardan sonra toparlanma fırsatı olarak mecazen ele alınır. İfade aynı zamanda gerçek anlamdaki nefes alma eylemini çağrıştırır ve anlatıma eğlenceli bir çift anlam katar.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrenilen ve solunum normale dönene kadar duraklamak anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: After the steep climb, Leo sat on a rock to ____.

Cevabı göster

catch his breath

Kelime

relative peace: yalnızca karşılaştırmaya göre huzur

Relative peace ifadesinde relative, “yalnızca başka bir şeyle karşılaştırıldığında geçerli” anlamına gelen bir sıfattır. Bu 22 yıl, Selak’ın daha önce art arda yaşadığı felaketlerden daha sakindi; ancak mutlaka tamamen sorunsuz değildi. relative + isim kalıbı, bir iddiayı bilinçli olarak sınırlar. Relative safety, relative stability ve relative silence, mutlak durumları değil, ilgili bir karşılaştırma ölçütüne göre değerlendirilen nitelikleri anlatır.

Alıştırma

“The town enjoyed a month of relative peace, although a few arguments still occurred,” cümlesindeki relative peace ne anlama gelir?

  1. Akrabalarla geçirilen bir ay
  2. Daha sorunlu bir döneme kıyasla huzur, ancak kusursuz bir huzur değil
  3. Hoş olmayan hiçbir şey yaşanmadığının garantisi
Cevabı göster

Daha sorunlu bir döneme kıyasla huzur, ancak kusursuz bir huzur değil

Surviving once more with relatively few injuries,

3:00

Nispeten az yaralanmayla bir kez daha hayatta kalan

Selak was then forced off a mountain road a year later.

3:02

Selak bir yıl sonra bir dağ yolundan çıkmaya zorlandı.

Driving in the Croatian mountains,

3:05

Hırvat dağlarında araç kullanırken,

an oncoming UN truck barreling down a narrow road forced Selak to swerve, Notlar

3:07

dar bir yolda hızla üzerine gelen bir BM kamyonu Selak'ı direksiyonu kırmaya zorladı,

sending his car plunging off the mountain ledge and into a ravine. Dilbilgisi

3:12

arabasını dağ yamacından aşağı ve bir uçuruma gönderdi.

Öbek fiiller

barreling down: hızlı ve tehlikeli biçimde ilerlemek

Barreling down, karşıdan gelen kamyonun dar yol boyunca çok hızlı ve büyük bir kuvvetle ilerlediğini, dolayısıyla tehlikeli ve kontrolü zor göründüğünü anlatır. Barrel burada bir fiildir; kap veya fıçı anlamındaki isim değildir. Bu hareket ifadesinde down, yol veya rota boyunca ilerlemeyi belirtir; hareketin yokuş aşağı olması gerekmez. Kalıp sıkça barrel down + road, street, path veya benzer bir rota biçiminde kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “bir rota boyunca çok hızlı ve tehlikeli biçimde ilerlemek” anlamındaki canlı iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A delivery van came ____ the alley, forcing two cyclists to stop.

Cevabı göster

barreling down

Dilbilgisi

forced Selak to swerve: force someone to do something kalıbı

force + kişi + to-infinitive kalıbı, dışarıdan gelen bir nedenin bir kişiyi özgürce seçmediği bir eylemi yapmaya mecbur bırakmasını anlatır. Burada karşıdan gelen kamyon neden, Selak etkilenen kişi ve to swerve ise yapmak zorunda kaldığı eylemdir. Aynı kalıp X forced Y to do Z biçiminde başka durumlara aktarılabilir. Zorunlu eylemi belirten fiilden önce to bulunmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi force fiilinin doğru biçimi ve mastar işaretiyle tamamlayın: Yesterday, the blocked road ____ us ____ take a detour.

Cevabı göster

forced · to

Dilbilgisi

sending his car plunging...: sonucu bildiren -ing yan cümlesi

Virgülden sonraki sending öbeği, şimdiki zaman ortaçlı bir sonuç yan cümlesidir. Önceki olayın tamamını, yani zorunlu yön değiştirmeyi, arabanın sonraki hareketinin nedeni olarak gösterir ve yeni bir cümle başlatmadan sonucu anlatır. send + nesne + -ing yapısında send, bir şeyi göndermek değil, nesnenin hareket etmesine veya bir duruma girmesine neden olmak anlamındadır. His car nesnedir; plunging ise ortaya çıkan hareketi anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, ilk olayın doğrudan sonucunu anlatmak için virgül + -ing yan cümlesini kullanır?

  1. The alarm rang, sending everyone rushing toward the exit.
  2. The alarm rang because everyone rushed toward the exit.
  3. The alarm rang after everyone rushed toward the exit.
Cevabı göster

The alarm rang, sending everyone rushing toward the exit.

Jumping out at the last second,

3:16

Son saniyede dışarı atlayan

Selak managed to grab onto the branches of a tree and hoist himself to safety Öbek fiiller

3:18

Selak bir ağacın dallarına tutunmayı ve kendini güvenli bir yere çekmeyi başardı

as his car smashed into the ground below.

3:22

o sırada arabası aşağıdaki yere çakıldı.

Öbek fiiller

grab onto: hızla yakalayıp sıkıca tutmak

Bu cümlede grab onto, ağacın dallarını hızla yakalayıp sıkıca tutmaya devam etmek anlamına gelir. Onto, temas kurma ve tutunmayı sürdürme anlamını ekler. Selak ağırlığını dallarla taşıdığı için bu anlam önemlidir. Kalıp grab onto + nesne şeklindedir. Birisi düşmemek, dengesini sağlamak veya hareket sırasında tutunmak için aniden bir şeye uzandığında kullanılır.

Alıştırma

Bir şeyi hızla yakalayıp sıkıca tutmaya devam etmek anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: When the boat rocked, Leo reached out to ____ the rope.

Cevabı göster

grab onto

That would be the last time death made an attempt on Selak's life, Kelime

3:25

Bu, ölümün Selak'ın hayatına kastettiği son sefer olacaktı,

at least to date.

3:28

en azından bugüne kadar.

Kelime

an attempt on someone's life: birini öldürmeye çalışma anlamındaki resmî ifade

An attempt on someone's life, o kişiyi öldürmeye yönelik kasıtlı bir girişim anlamına gelen resmî bir isim öbeğidir. Kalıp an attempt on + iyelik biçimindeki ad veya isim öbeği + life şeklindedir; an attempt on the mayor's life buna örnektir. Bu cümlede death, bir saldırganmış gibi kişileştirilmiştir. Kazalar gerçekten cinayet girişimleri olmak zorunda değildir; bu ifade, Selak'ın ölümden tekrar tekrar kurtulmasını dramatik biçimde anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin belediye başkanını kasıtlı olarak öldürmeye çalıştığı anlamına gelir?

  1. Police investigated an attempt to improve the mayor's life.
  2. Police investigated an attempt on the mayor's life.
  3. Police investigated a threat to the mayor's schedule.
Cevabı göster

Police investigated an attempt on the mayor's life.

As if to make up for his incredible streak of bad luck, Notlar

3:29

İnanılmaz kötü şans serisini telafi etmek istercesine,

Selak caught a break in 2003 when he won a million-dollar lottery. Deyimler

3:31

Selak 2003 yılında bir milyon dolarlık piyangoyu kazandığında şeytanın bacağını kırdı.

Öbek fiiller

make up for: bir kaybı veya sorunu telafi etmek

Bu cümlede make up for, “telafi etmek” veya “dengelemek” anlamına gelir. Piyango ikramiyesi, yıllarca süren kötü şanstan sonra kader Selak’a iyi bir şey veriyormuş gibi sunulur; as if, bunun kaderin gerçek bir eylemi değil, anlatıcının yorumu olduğunu gösterir. Kalıp make up for + telafi edilen sorun, kayıp veya dezavantaj şeklindedir. Burada for his incredible streak of bad luck, iyi olayın neyi telafi ediyor gibi göründüğünü belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “telafi etmek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The hotel offered us breakfast to ____ the noisy night.

Cevabı göster

make up for

Kalıp ifadeler

a streak of bad luck: bir dizi talihsiz olay

Burada a streak of bad luck, devam eden bir dizi talihsiz olay anlamına gelir. Streak, kötü şansın zaman içinde tekrarlandığı hissini verir; bu yüzden ifade tek bir aksilik yerine birçok kazayı özetler. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp a streak of + tekrarlanan sonuç veya durum şeklindedir. a streak of wins veya a streak of rainy days gibi iyi ya da kötü gidişleri anlatabilir.

Alıştırma

Maya pazartesi otobüsü kaçırdı, salı günü anahtarlarını kaybetti ve çarşamba günü telefonunu kırdı. Tekrarlanan bu talihsiz olayları en iyi hangi ifade anlatır?

  1. a lucky streak
  2. a streak of bad luck
  3. a stroke of bad luck
Cevabı göster

a streak of bad luck

Deyimler

Caught a break: sonunda şansı dönmek

Bu cümlede caught a break, resmî olmayan catch a break deyiminin geçmiş zaman biçimidir ve “sonunda biraz şans veya avantajlı bir fırsat elde etmek” anlamına gelir. Buradaki şanslı gelişme piyangoyu kazanmaktır; break burada mola anlamına gelmez. Bu deyim, iyi bir olayı çoğu zaman zorlukların veya tekrarlanan aksiliklerin ardından gelen bir rahatlama olarak sunar. Yalnızca kişinin becerisini değil, karşısına çıkan şansı veya fırsatı vurgular.

Alıştırma

“Sonunda biraz şans elde etmek” anlamındaki hedef deyimin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: After six months of unsuccessful interviews, Lena finally ____ when a company offered her a job.

Cevabı göster

caught a break

Interviewed by several international publications,

3:35

Birçok uluslararası yayına röportaj veren

Selak said that you could look at it two ways. Kalıp ifadeler

3:38

Selak, duruma iki farklı açıdan bakabileceğinizi söyledi.

Kalıp ifadeler

Look at it two ways: iki bakış açısı sunmak

Bu cümlede look at it two ways, “aynı durumu iki farklı bakış açısından yorumlamak” anlamına gelir. Ways burada bakış açılarını veya açıklama biçimlerini belirtir; iki fiziksel yolu değil. You can/could look at it two ways kalıbı, ardından birbiriyle karşıt iki yorum geleceğini haber verir. Kelimenin gerçek anlamıyla bakma eylemini anlatmak yerine dinleyicinin beklentilerini düzenler.

Alıştırma

Konuşmacı iki yorum sunarken cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The rule may feel restrictive, but it also protects beginners; you can ______.

  1. look both ways
  2. look at it two ways
  3. look the other way
Cevabı göster

look at it two ways

I was either the unluckiest man in the world Dilbilgisi

3:41

Ya dünyanın en şanssız adamıydım

or the luckiest.

3:43

ya da en şanslısı.

Dilbilgisi

Ortak sözlerin atıldığı either ... or ... yapısı

Either ... or ... iki seçeneği ya da iki olası yargıyı birbirine bağlar. Burada konuşan kişi kendisiyle ilgili iki zıt tanımı değerlendirir: the unluckiest man in the world ve the luckiest man in the world. İkinci bölümde yalnızca the luckiest söylenir. Ortak man in the world sözleri ilk bölümden anlaşılır. Eksik sözler kolayca tamamlanabildiğinde bu tür eksiltme tekrarı önler.

Alıştırma

either ... or ... yapısını tamamlayın: The spare key is ____ in the desk drawer ____ in my backpack.

Cevabı göster

either · or

I prefer to believe the latter. Kelime

3:44

Ben ikincisine inanmayı tercih ederim.

Kelime

İki öğeden ikincisini gösteren the latter

The latter, az önce sözü edilen iki kişi, şey veya fikirden ikincisini gösterir. Bu cümlede iki tanım the unluckiest man ve the luckiest man olduğundan, the latter ifadesi the luckiest man anlamına gelir. Bu ifade, konuşanın ikinci öğeyi tekrar etmeden ona gönderme yapmasını sağlar. Gönderme, önem ya da zamana göre değil, önceki iki öğenin sırasına göre belirlenir.

Alıştırma

Bir konuşmacı şöyle diyor: "We can meet on Tuesday or Thursday. I prefer the second option." Hangi cümle hedef ifadeyi doğru kullanıyor?

  1. I prefer the latter.
  2. I prefer the former.
  3. I prefer both.
Cevabı göster

I prefer the latter.

Lucky or not, Dilbilgisi

3:46

Şanslı olsun ya da olmasın,

Selak's reputation for tragedy had made it difficult to keep friends. Dilbilgisi

3:47

Selak'ın trajedi konusundaki ünü, arkadaş edinmesini zorlaştırmıştı.

Dilbilgisi

Lucky or not: sıfat + or not

Buradaki Lucky or not, “Selak şanslı olsa da olmasa da” anlamına gelir. Bu, eksiltili bir ödünleme yapısıdır: özne ve be fiili atılır; cümlenin başında adjective + or not kalır. Bu ifade soru sormaz. Şans konusunu bir kenara bırakır ve ana sonucun her iki durumda da geçerli olduğunu belirtir: ünü, arkadaşlıklarını sürdürmesini zorlaştırmıştı. Aktarılabilir kalıp Adjective or not, + main clause şeklindedir.

Alıştırma

Ödünleme kalıbını tamamlayın: Fair or ____, the rule applies to everyone.

Cevabı göster

not

Dilbilgisi

made it difficult to keep friends: make it + sıfat + to ile mastar

made it difficult to keep friends ifadesinde made ettirgen anlam taşır: Selak'ın ünü, arkadaşlıklarını sürdürmeyi zor hâle getirmiştir. It, belirli bir şeye gönderme yapmayan biçimsel nesnedir. Kalıp make + it + adjective + to-infinitive şeklindedir. To ile kurulan mastar, değerlendirilen eylemi belirtir; burada zor olan to keep friends eylemidir. Bu kalıpta easy, hard, possible veya impossible gibi sıfatlar kullanılabilir.

Alıştırma

make + it + adjective + to-infinitive kalıbını tamamlayın: The broken elevator made ____ difficult ____ carry the boxes upstairs.

Cevabı göster

it · to

People around him are hesitant to get into vehicles with him

3:50

Çevresindeki insanlar onunla birlikte araçlara binmekten

or be in his general proximity. Kelime

3:53

ya da onun yakınında olmaktan çekiniyorlar.

Kelime

In his general proximity: onun genel olarak yakınında

In his general proximity, onun makul ölçüde yakınındaki bir yerde veya onu çevreleyen alanın içinde olmak demektir. General, kesin bir mesafe yerine geniş ve yaklaşık bir alan anlatır. Bu ifade, near him seçeneğine göre bilinçli biçimde daha resmî duyulur. Burada bu resmî ifade, insanların ondan ne kadar kapsamlı biçimde kaçındığını vurgular: yalnızca onunla yolculuk etmeyi reddetmez, çevresindeki bütün alandan da uzak dururlar.

Alıştırma

İnsanları bir makinenin çevresindeki alana girmemeleri için uyaran resmî bir güvenlik duyurusunda en doğal cümle hangisidir?

  1. Do not remain in the immediate proximity of the machine while it is operating.
  2. Do not become emotionally close to the machine while it is operating.
  3. Don't hang around kinda near the machine while it runs.
Cevabı göster

Do not remain in the immediate proximity of the machine while it is operating.

And who could blame them? Ton ve niyet

3:54

Peki onları kim suçlayabilir?

Ton ve niyet

Who could blame them?: onları kim suçlayabilir ki?

Who could blame them? bir retorik sorudur; tepkileri anlaşılır olduğu için makul hiç kimsenin onları suçlayamayacağı anlamına gelir. Onları suçlayan kişinin kim olduğunu sormaz. Who could blame + object? kalıbı, bir kişinin davranışının nedeni açıklandıktan sonra onu savunmaya veya ona anlayış göstermeye yarar. Could, suçlamanın haklı çıkarılmasının zor olduğunu gösterir ve dinleyiciyi aynı görüşe katılmaya çağırır.

Alıştırma

Maya left the picnic when the storm began. Konuşmacı “Who could blame her?” sözüyle ne demek istiyor?

  1. Onun kararı anlaşılırdı.
  2. Birisi onu suçlayan kişiyi belirlemeli.
  3. Fırtınaya kesinlikle o neden oldu.
Cevabı göster

Onun kararı anlaşılırdı.

Reflecting on his life,

3:55

Hayatını düşünürken,

Selak told reporters,

3:57

Selak gazetecilere şunları söyledi:

"There came a stage when I was lucky to have friends at all. Dilbilgisi

3:58

"Bir dönem geldi ki hiç arkadaşımın olması bile şanstı.

Dilbilgisi

There came a stage when...: yeni bir aşamaya gelmek

There came a stage when yapısında there, varlık bildiren yapıyı başlatan bir ögedir; belirli bir yeri göstermez. Came, olaylar geliştikçe yeni bir aşamanın ortaya çıktığını anlatır. When yan cümlesi, o aşamada neyin geçerli olduğunu belirtir. Bu yapı, konuşanın geçmişe bakıp bir dönüm noktasını yalnızca then demekten daha güçlü bir anlatı vurgusuyla işaretlemesini sağlar.

Alıştırma

Cümleyi “olaylar sonunda öyle bir aşamaya ulaştı ki” anlamındaki beş kelimelik anlatı yapısıyla tamamlayın: After years of working every weekend, ____ I needed a break.

Cevabı göster

there came a stage when

Many stopped seeing me,

4:00

Birçoğu benimle görüşmeyi kesti,

saying I was bad karma." Kültür

4:01

bana kötü karma olduğumu söylediler."

Kültür

Bad karma: talihsizlik yüzünden birini suçlamak

Karma, eylemlerin nasıl sonuç doğurduğuyla ilgilenen Güney Asya dinî geleneklerinden gelir. Günlük İngilizcede insanlar bu sözcüğü iyi veya kötü sonuçlar, şans ya da geçmiş davranışlarla ilişkilendirdikleri bir hava için çok daha gevşek biçimde kullanır. Burada Selak’a bad karma denmesi, arkadaşlarının batıl bir inanışla onu talihsizliğin kaynağı olarak gördüğü anlamına gelir. Bu, suçlayıcı bir etikettir; kesin bir dinî ifade olmadığı gibi yalnızca Selak’ın kendisinin şanssız olduğunu da anlatmaz.

Alıştırma

Bu kullanımı değerlendirin: “Three machines failed this week, so our new coworker is bad karma.” Bu, iş arkadaşını tarafsız ve saygılı biçimde tanımlıyor mu?

  1. Evet, kötü şans hakkında tarafsız bir ifadedir.
  2. Hayır, batıl inançlı, suçlayıcı ve dışlayıcı gelebilir.
Cevabı göster

Hayır, batıl inançlı, suçlayıcı ve dışlayıcı gelebilir.

A number of Selak's friends also commented,

4:03

Selak'ın birkaç arkadaşı da şu yorumu yaptı:

"Put it like this. Anlatım akışı

4:05

"Şöyle söyleyeyim.

Anlatım akışı

Put it like this: daha açık bir ifadeyi sunmak

Put it like this, emir cümlesi biçiminde bir söylem belirleyicisidir. Buradaki put, “yerleştirmek” değil, “ifade etmek” veya “sözcüklere dökmek” anlamına gelir. Konuşmacı bu ifadeyi, düşüncesini daha açık ve doğrudan anlatan bir biçimi sunmak için kullanır. Bu ifade, ardından gelecek bilgiyi de düzenler: dinleyen kişi sonraki özeti veya örneği temel anlatım olarak görmelidir.

Alıştırma

“Put it like this: if the road is icy, we stay home.” İngilizce cümlesinde Put it like this ne işe yarar?

  1. Düşünceyi daha açık veya doğrudan ifade eden bir anlatımı sunar.
  2. Birinden bir nesneyi taşımasını ister.
  3. Konuşmacının açıklamasını bitirdiğini gösterir.
Cevabı göster

Düşünceyi daha açık veya doğrudan ifade eden bir anlatımı sunar.

If I heard Frane had booked a flight or train, Dilbilgisi

4:06

Frane'nin bir uçuş veya tren rezervasyonu yaptığını duysaydım,

I would cancel."

4:08

iptal ederdim."

Dilbilgisi

If I heard ... had booked ..., I would cancel: varsayımsal bir zaman sırası

If I heard ..., I would cancel, ikinci koşul cümlesi kalıbını izler: if + geçmiş zaman biçimi, ardından would + fiilin yalın hâli. Burada heard, hayal edilen veya gerçeklikten uzak tutulan bir koşulu belirtir; tek başına konuşmacının bunu geçmişte gerçekten duyduğunu söylemez. If yan cümlesindeki Frane had booked, past perfect kullanır. Önce rezervasyon yapılır, sonra bu haber duyulur.

Alıştırma

Haberin duyulmasını varsayımsal gösteren ve rezervasyonun daha önce yapıldığını belirten İngilizce cümle hangisidir?

  1. If I hear that Mia has booked the last seat, I will cancel my reservation.
  2. If I heard that Mia had booked the last seat, I would cancel my reservation.
  3. When I heard that Mia had booked the last seat, I cancelled my reservation.
Cevabı göster

If I heard that Mia had booked the last seat, I would cancel my reservation.

Selak's long streak of bad luck seems to be over,

4:10

Selak'ın uzun kötü şans serisi bitmiş gibi görünüyor,

but with so much international attention falling on the man,

4:12

ancak adamın üzerine bu kadar çok uluslararası ilgi düşerken,

doubt about some of his claims have begun to spring up.

4:15

bazı iddiaları hakkında şüpheler ortaya çıkmaya başladı.

Many doubters point to a lack of official records documenting any fatal plane or train crashes

4:18

Birçok şüpheci, ölümcül uçak veya tren kazalarını belgeleyen resmi kayıtların olmamasına dikkat çekiyor

in 1962 or 1963,

4:22

1962 veya 1963'te,

and in an interview with the BBC,

4:25

ve BBC ile yapılan bir röportajda,

either Selak misstated his original

4:27

ya Selak orijinalini yanlış ifade etti

or a reporter miswrote it,

4:29

veya bir gazeteci yanlış yazdı,

giving the first year of his accident as 1957 and not 1962

4:31

ilk kazasının yılını 1962 değil 1957 olarak veriyor

and saying it took place on a bus instead of a train.

4:35

ve bir tren yerine bir otobüste gerçekleştiğini söylüyor.

Inconsistencies have also popped up in Selak's own telling of his stories, Öbek fiiller

4:38

Selak'ın kendi anlattığı hikayelerde de tutarsızlıklar ortaya çıktı,

Öbek fiiller

Popped up: beklenmedik biçimde ortaya çıkmak

Burada popped up, “beklenmedik biçimde ortaya çıktı veya fark edilir hâle geldi” anlamındadır. Tutarsızlıklar fiziksel olarak yukarı sıçramadı; Selak'ın farklı anlatımları karşılaştırıldıkça görünür olmaya başladı. Bu kullanımda öbek fiil geçişsizdir: inconsistencies öznedir ve popped up sonrasında nesne gelmez. Have also popped up içindeki present perfect, bu tutarsızlıkların anlatının mevcut noktasına kadar ortaya çıkmış olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “beklenmedik biçimde ortaya çıktı” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: During the update, several warning messages ____ on my screen.

Cevabı göster

popped up

with Selak claiming in 2003 that he'd been playing the lottery consistently Dilbilgisi

4:42

Selak'ın 2003 yılında uzun yıllardır düzenli olarak piyango oynadığını iddia etmesi

for years before finally winning,

4:46

ve sonunda kazandığını iddia etmesi,

but when re-interviewed in 2010,

4:48

ancak 2010'da yeniden röportaj yapıldığında,

he claimed he'd won the jackpot on his very first time playing.

4:49

ilk oynayışında büyük ikramiyeyi kazandığını iddia etti.

Dilbilgisi

He'd been playing ... before finally winning: past perfect continuous yapısı

he'd been playing içinde 'd, had anlamına gelir. Had been playing, past perfect continuous yapısıdır: had + been + fiilin -ing biçimi. Yapı, daha sonraki geçmiş olay olan finally winning noktasından geriye bakarak, o noktadan önce devam eden veya tekrarlanan bir etkinliği anlatır. Consistently for years ifadesi, yalnızca tamamlanmış bir satın alma eylemini bildirmek yerine süreyi ve tekrarlanan süreci öne çıkarır. Bu yapı, geçmişteki bir etkinlik başka bir geçmiş zamana veya olaya kadar sürmüş ya da tekrar tekrar gerçekleşmişse kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi work fiilinin past perfect continuous biçimiyle tamamlayın: By the time the shop closed, Maya ____ there for six hours.

Cevabı göster

had been working

Details tend to become murkier the longer a story is retold, Dilbilgisi

4:53

Bir hikaye ne kadar uzun süre anlatılırsa ayrıntılar o kadar belirsizleşme eğilimindedir,

and with Selak now in his late 80s, Dilbilgisi

4:56

ve Selak'ın şu an 80'lerinin sonlarında olmasıyla,

it's understandable if there are some inconsistencies.

4:58

bazı tutarsızlıkların olması anlaşılabilir bir durum.

Dilbilgisi

become murkier the longer... içindeki orantılı değişim kalıbı

Burada the longer a story is retold, “hikâye daha uzun bir süre boyunca ya da daha fazla kez yeniden anlatıldıkça” anlamına gelir. Değişen bir koşulu belirtir. Longer esas olarak hikâyenin sözcük sayısını veya uzunluğunu anlatmaz. Ana cümle buna bağlı değişimi verir: ayrıntılar become murkier, yani daha belirsiz veya daha az güvenilir hâle gelir. Bu, the + karşılaştırma, the + karşılaştırma kalıbının esnek bir biçimidir. Sonuç cümleciği önce geldiğinde normal karşılaştırma biçimi doğal olarak kullanılır: become murkier the longer...; murkier önüne the gelmez.

Alıştırma

Late, it ve get sözcüklerinden orantılı değişim bildiren ifadeyi oluşturup cümleyi tamamlayın: The streets become quieter ____.

Cevabı göster

the later it gets

Dilbilgisi

with Selak now in his late 80s ile arka plan belirtme

With Selak now in his late 80s, with + isim + tümleç yapısıdır. Selak isimdir ve now in his late 80s onun şimdiki durumunu anlatır; with burada “birlikte” anlamına gelmez. İfadenin tamamı ana değerlendirme için arka plan sağlar. Yaşın hafızayı etkileyebilmesi nedeniyle olası tutarsızlıkları anlaşılır gösterir, ancak bu nedeni ana iddia hâline getirmek yerine destekleyici bir konumda tutar.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri kullanarak with ile başlayan bir arka plan ifadesi oluşturun: ____, we decided to eat indoors. (the rain / get heavier)

Cevabı göster

With the rain getting heavier

The nature of Selak's incredible escapes from death

5:00

Selak'ın ölümden inanılmaz kaçışlarının doğası

also makes them fodder for skeptics. Deyimler

5:03

aynı zamanda onları şüpheciler için malzeme yapıyor.

Deyimler

fodder for skeptics: şüpheciler için malzeme

Bu cümlede fodder, birine tartışacak, eleştirecek veya bir savda kullanacak malzeme veren şey anlamındadır. Bu nedenle fodder for skeptics, şüphecilerin anlatıları sorgulamak için kullanabileceği ayrıntılar demektir; gerçek anlamıyla hayvan yemi değildir. fodder for + kişi, grup veya etkinlik kalıbı; gerçekleri, söylentileri ya da olayları o kitle veya amaç için yararlı malzeme olarak sunar. Tek başına bu malzemenin doğru olduğu veya onların görüşünü kanıtladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi fodder for kullanarak tamamlayın: The vague announcement became ____ critics.

Cevabı göster

fodder for

Yet Selak and those close to him stick by each story, Öbek fiiller

5:05

Yine de Selak ve ona yakın olanlar her hikayenin arkasında duruyor

and real or not,

5:08

ve gerçek olsun ya da olmasın,

Selak has had to bear the stigma of being incredibly unlucky Kalıp ifadeler

5:09

Selak inanılmaz derecede şanssız olmanın damgasını taşımak zorunda kaldı

from friends and family Kelime

5:12

arkadaşları ve ailesi tarafından

alike.

5:13

aynı şekilde.

Öbek fiiller

stick by each story: her anlatının arkasında durmak

Burada stick by, kuşkuya veya baskıya rağmen bir şeyi desteklemeyi ya da savunmayı sürdürmek demektir. Selak ve ona yakın kişiler anlatıların hiçbirine verdikleri desteği geri çekmez. Kalıp stick by + kişi, karar, söz, iddia veya anlatı şeklindedir. Yalnızca aynı sözleri yeniden söylemeyi değil, kararlılığı veya bağlılığı ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi stick by ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: Even after the plan was criticized, Lena ____ her decision.

Cevabı göster

stuck by

Kalıp ifadeler

bear the stigma of being incredibly unlucky: inanılmaz derecede şanssız olmanın damgasını taşımak

Bear the stigma of being incredibly unlucky, son derece şanssız biri olarak görülmenin yarattığı olumsuz toplumsal etikete ve insanların bu nedenle sergilediği davranışlara katlanmak demektir. Bear, bu etiketi Selak'ın yalnızca sahip olduğu bir özellik değil, sürekli taşıdığı bir yük olarak sunar. Stigma, genel bir reputation kavramından daha fazlasıdır; utanç, önyargı veya toplumsal dışlanma içerir. bear the stigma of + isim veya -ing biçimi, itibarı zedeleyen bir etiketin sonuçlarına sürekli katlanmayı anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “zarar verici bir toplumsal etikete katlanmak” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: For years, the district had to ____ being labeled unsafe.

Cevabı göster

bear the stigma of

Kelime

friends and family alike: A and B alike kalıbı

Burada alike, birbirine bağlanan friends and family isimlerinden sonra gelir ve “iki grup da eşit biçimde” veya “her iki grup da istisnasız” anlamını taşır. İfade, aynı durumun yalnızca arkadaşlar için değil aile için de geçerli olduğunu vurgular. Bu, alike sözcüğünün sona geldiği A and B alike kalıbıdır. Bu kullanımda alike zarf işlevindedir; arkadaşlarla ailenin birbirine benzediğini anlatmaz.

Alıştırma

teachers ve students sözcükleriyle A and B alike kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The new schedule frustrated ____.

Cevabı göster

teachers and students alike

If

5:13

Ancak,

real

5:13

gerçekse,

though,

5:13

yine de,

Selak is truly the unluckiest man in the world,

5:13

Selak gerçekten dünyanın en şanssız adamı,

and it's nice to see that life finally granted him a consolation prize Kalıp ifadeler

5:17

ve hayatın nihayet onu öldürmeye çalışması için ona bir teselli ödülü verdiğini görmek güzel

for trying to kill him,

5:20

onu öldürmeye çalıştığı için,

even if it took 70 years. Dilbilgisi

5:21

bu 70 yıl sürse bile.

Kalıp ifadeler

granted him a consolation prize: ona bir teselli ödülü verdi

Bu cümlede granted him a consolation prize, yıllarca süren korkunç şanssızlığın ardından hayatın Selak'a sonunda olumlu bir şey verdiği anlamına gelir. Consolation prize normalde ana ödülü kazanamayan birine verilen daha küçük bir ödüldür. Burada hayat, ödülü veren bir kişi gibi canlandırılır ve piyango ikramiyesi mizahi bir biçimde teselli ödülü olarak adlandırılır. Bu adlandırma, büyük bir ikramiyeyi bile yetmiş yıllık tehlikeye kıyasla küçük bir telafi gibi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi grant someone a consolation prize yapısıyla tamamlayın: The team did not win the final, but the organizers ____ for their effort.

Cevabı göster

granted them a consolation prize

Dilbilgisi

even if it took 70 years: 70 yıl sürmüş olsa bile

Even if burada bir ödünleme anlatır: Yetmiş yıllık gecikme, Selak'ın sonunda biraz şans bulmasının güzel olduğu yönündeki önceki değerlendirmeyi geçersiz kılmayan aşırı bir olumsuzluk olarak sunulur. Even if çoğunlukla olası veya varsayımsal bir koşul getirir. Ancak burada gecikme bilinen bir gerçektir ve konuşmacı even if ifadesini hafif, retorik bir son söz olarak günlük bir tarzda kullanır. It, hayatın sonunda onu ödüllendirmesi olayının tamamına gönderme yapar; it took 70 years ise ödül gelmeden önce yetmiş yıl geçtiği anlamına gelir.

Alıştırma

Orijinal cümlede even if it took 70 years ne işlev görüyor?

  1. Gecikmenin son derece uzun olduğunu kabul eder, ancak olumlu değerlendirmenin hâlâ geçerli olduğunu söyler.
  2. Konuşmacının ödülün gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmediğini gösterir.
  3. Gecikmenin, hayatın onu ödüllendirmesinin nedeni olduğunu söyler.
Cevabı göster

Gecikmenin son derece uzun olduğunu kabul eder, ancak olumlu değerlendirmenin hâlâ geçerli olduğunu söyler.

What are the odds a man could live a life of such good and bad luck? Kalıp ifadeler

5:24

Bir insanın bu kadar iyi ve kötü şansla dolu bir hayat yaşama ihtimali nedir?

Kalıp ifadeler

What are the odds (that) ...?: olasılığı sormak ve şaşkınlık göstermek

What are the odds ...? bir şeyin gerçekleşme ihtimalinin ne kadar olduğunu sorar. Günlük konuşmada çoğu zaman yalnızca bir sayı istemez; bir olayın çok sıra dışı ya da şaşırtıcı bir tesadüf olduğunu da gösterebilir. Yaygın kalıp What are the odds (that) + yan cümle? şeklindedir. What are the odds a man could live ...? örneğinde olduğu gibi that kullanılmayabilir. Burada konuşmacı, tek bir yaşamda hem olağanüstü iyi talihin hem de ağır talihsizliğin bulunmasının ne kadar sıra dışı göründüğünü vurgular.

Alıştırma

Olasılığı soran, bu dersteki dört kelimelik kalıpla soruyu tamamlayın: ____ that we chose the same seat on the same day?

Cevabı göster

What are the odds

Well, if math interests you,

5:27

Eğer matematik ilginizi çekiyorsa,

why not take one of the many mathematics courses available on Skillshare

5:29

neden Skillshare'de bulunan birçok matematik kursundan birini alıp

and calculate those odds yourself.

5:32

bu ihtimalleri kendiniz hesaplamıyorsunuz?

With classes on basic multiplication rules all the way to set theory,

5:34

Temel çarpma kurallarından küme teorisine,

relations and functions,

5:37

ilişkilere ve fonksiyonlara kadar pek çok dersle,

you can become a math wiz in no time.

5:39

kısa sürede bir matematik dehası olabilirsiniz.

The first 1,000 people to visit skillshare.com/infographics34

5:41

skillshare.com/infographics34 adresini ziyaret eden ilk 1.000 kişi

or to click the link in the description

5:45

veya açıklamadaki bağlantıya tıklayan ilk 1.000 kişi

will receive premium membership for two months completely free.

5:47

iki ay boyunca tamamen ücretsiz premium üyelik kazanacak.

Join Skillshare and start learning today.

5:50

Skillshare'e katılın ve bugün öğrenmeye başlayın.

So, what do you think about Selak's life?

5:52

Peki, Selak'ın hayatı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Too incredible to be true?

5:54

Gerçek olamayacak kadar inanılmaz mı?

Let us know in the comments.

5:56

Yorumlarda bize bildirin.

Also, be sure to check out our other video

5:57

Ayrıca diğer videomuza da göz atmayı unutmayın

called Most Evil Popes in the History of Mankind.

5:59

'İnsanlık Tarihindeki En Kötü Papalar' adlı videoyu.

Thanks for watching,

6:01

İzlediğiniz için teşekkürler,

and as always,

6:02

ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

6:03

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:06

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.