Babür İmparatorluğu'nun yükselişi ve çöküşü - Stephanie Honchell Smith: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
716 kelime 148 kel/dk

Video özeti: Video, Babür’ün 1526’da Kuzey Hindistan’daki zaferinden başlayarak Babür İmparatorluğu’nun genişlemesini, zenginliğini, kültürel başarılarını ve iç krizlerini; ardından Britanya sömürge yönetimini ve imparatorluğun 19. yüzyıldaki sonunu ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. gain a foothold — Deyimler ve Mecazi İfadeler: İfadenin gerçek anlamda ayağa basacak yer bulmayı değil, ilerlemeyi mümkün kılacak ilk konumu veya dayanağı elde etmeyi anlattığını kavrayabilirsiniz. Bir hanedanın bölgede yer edinmeye başlamasını ya da bir şirketin, hareketin veya siyasi gücün yeni bir alana girmesini anlatırken kullanılabilir. 2. took the reins as co-ruler. — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bir hayvanı yönlendiren dizginleri ele alma görüntüsünün, kontrolü üstlenme anlamına dönüştüğünü fark edebilirsiniz. Burada Nur Cihan’ın eşiyle birlikte fiilî yönetim yetkisi kullanmasını anlatır; ayrıca bir kuruluşun veya zor bir durumun yönetimini devralan kişiler için de kullanılabilir. 3. replacing company rule with direct colonial rule, — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Britanya Doğu Hindistan Şirketi’nin yönetimi ile Britanya devletinin resmî ve doğrudan sömürge yönetimini birbirinden ayırabilirsiniz. Bu ifade, 1857 ayaklanmasından sonraki kurumsal iktidar devrini takip etmeyi ve bunun Hindistan’ın sömürge yönetiminde neden belirleyici bir değişim olduğunu anlamayı sağlar.

Bu derste

It's 1526 in what is now northern India Dilbilgisi

0:07

Şu anki kuzey Hindistan'da yıl 1526

Dilbilgisi

what is now northern India: geçmişi bugünün coğrafyasıyla konumlandırmak

what is now + günümüzde kullanılan bir yer tanımı, geçmişteki bir konumu bugünün coğrafyasına göre belirtir. Buradaki what bir soru oluşturmaz. what is now northern India ifadesinin tamamı in sözcüğünden sonra gelir ve “bugün kuzey Hindistan olan bölge” anlamını taşır. Bu yapı, geçmişteki bir olayı günümüzdeki bir konumla ilişkilendirir. Aynı adın veya siyasi sınırların 1526'da da var olduğunu söylemez.

Alıştırma

Tarihî bir konumu anlatan bu cümleyi what is now ile tamamlayın: The ancient settlement stood in ____ southern Turkey.

Cevabı göster

what is now

and Sultan Ibrahim Lodhi is about to face off Öbek fiiller

0:10

ve Sultan İbrahim Ludi karşı karşıya gelmek üzere

against a prince from Central Asia,

0:13

Orta Asyalı bir prensle,

Öbek fiiller

face off against: bir rakiple doğrudan karşı karşıya gelmek

face off against + rakip, o rakiple doğrudan karşı karşıya gelmek veya yarışmak demektir. Face off tek bir öbek fiildir; off ayrı yorumlanmaz ve against karşı taraftaki kişiyi veya grubu tanıtır. Burada bu ifade, prensi Sultan İbrahim Lodi'nin askerî rakibi olarak gösterir. Tarafsız bir buluşmayı değil, yaklaşan bir çatışmayı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle iki adayın münazarada doğrudan birbirleriyle yarışacağını söylüyor?

  1. The two candidates will meet after the debate.
  2. The two candidates will work together during the debate.
  3. The two candidates will face off against each other in the debate.
Cevabı göster

The two candidates will face off against each other in the debate.

Zahir-ud-din Muhammad Babur.

0:16

Zahîrüddin Muhammed Babür.

To quash the threat, Kelime

0:19

Tehdidi ortadan kaldırmak için,

Kelime

To quash the threat: amaç ve güçlü biçimde bastırma

To quash the threat, amaç bildiren bir to-infinitive öbeğidir; ardından gelen eylemin neden yapıldığını açıklar. Quash, bir tehdidi sürmeden veya büyümeden önce bastırmak ya da sona erdirmek anlamına gelen resmî ve güçlü bir fiildir. Burada odak yalnızca bir rakibi yenmek değil, birinin iktidarına yönelik meydan okumayı ortadan kaldırmaktır.

Alıştırma

Bu resmî cümleyi en iyi hangi fiil tamamlar? The authorities acted quickly to (blank) the rebellion before it spread.

  1. observe
  2. quash
  3. postpone
Cevabı göster

quash

the Sultan brings his war elephants to battle.

0:20

Sultan savaş fillerini cepheye sürer.

But it's said Anlatım akışı

0:23

Ancak söylenene göre

that the explosions of Babur's cannons and muskets

0:24

Babür'ün top ve tüfeklerinin patlamaları

Anlatım akışı

But it's said that: karşıtlık ve dolaylı kaynak gösterme

But bir karşıtlık veya düzeltme belirtir; sonraki bilgi, daha önce söylenenlerle karşı karşıya konur. Ardından gelen it's said that, sonraki cümleciği anlatıcının doğrudan iddiası olarak değil, aktarılan veya geleneksel bir anlatım olarak sunar. Buradaki it biçimsel öznedir ve daha önce sözü edilen belirli bir şeyi göstermez. Bu kişisiz edilgen yapı kaynağı belirtmez ve anlatıcının iddiayı kesin bir gerçek olarak sahiplenme derecesini azaltır.

Alıştırma

Bir müze rehberi resmî anlatımla doğrulanmamış yerel bir hikâyeyi karşılaştırmak istiyor. Hangi cümle uygundur?

  1. But the survey proves that a secret passage runs beneath the castle.
  2. But it's said that a secret passage runs beneath the castle.
  3. But I personally found the secret passage beneath the castle.
Cevabı göster

But it's said that a secret passage runs beneath the castle.

startled the elephants

0:27

filleri ürkütmüş

and they trampled the Sultan's own army.

0:28

ve filler Sultan'ın kendi ordusunu ezmiş.

Babur had long harbored ambitions Kalıp ifadeler

0:32

Babür uzun zamandır hırslar besliyordu

of building his own empire.

0:34

kendi imparatorluğunu kurma konusunda.

Kalıp ifadeler

had long harbored ambitions of building: geçmişte uzun süredir taşınan bir hedef

Burada had long harbored, “uzun zamandır zihninde taşıyordu” anlamına gelir. Harbor burada bir düşünceyi, umudu veya duyguyu içinde tutmayı anlatan bir fiildir; bu kullanımda “liman” anlamına gelmez. Past perfect yapıdaki had harbored, devam eden bu hırsı geçmişteki daha sonraki bir noktadan önceye yerleştirir; long ise sürenin uzunluğunu vurgular. Ambitions of building, onun neyi başarmayı umduğunu belirtir. İngilizcede of sonrasında fiilin -ing biçimi kullanılır; bu nedenle aktarılabilir kalıp had long harbored ambitions of + -ing şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: Before the scholarship arrived, Maya ____ studying abroad.

Cevabı göster

had long harbored ambitions of

Though he was descended from some of the world's most successful conquerors, Dilbilgisi

0:35

Dünyanın en başarılı fatihlerinden bazılarının soyundan gelmesine rağmen,

he struggled to gain a foothold Deyimler

0:39

tutunmakta zorlanıyordu

Deyimler

gain a foothold: ilk sağlam konumu elde etmek

Gain a foothold ifadesinde foothold mecaz anlamda kullanılır. İfade, bir yerde, pazarda, alanda veya grupta küçük ama görece sağlam bir konum kurarak ileride büyümeyi ya da etkiyi artırmayı mümkün kılmak anlamına gelir. Burada istikrarlı bir güç tabanı kurmaya çalışıyordu. Struggled to, bu ilk konumu elde etmenin bile zor olduğunu gösterir; kontrolü ele geçirdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Küçük bir şirket yeni bir pazarda ilk düzenli müşterilerini kazanmış ve büyümeye başlayabilecek duruma gelmiştir. Bu durumu en iyi hangi cümle açıklar?

  1. The company now dominates every part of the new market.
  2. The company has begun to gain a foothold in the new market.
  3. The founder has gotten a foot in the door with one potential client.
Cevabı göster

The company has begun to gain a foothold in the new market.

among the many ambitious princes in Central Asia.

0:41

Orta Asya'daki birçok hırslı prens arasında.

Dilbilgisi

Though ... he struggled to ...: beklenmedik sonuç bildiren ödünleme yapısı

Though bir ödünleme ilişkisi kurar: Ünlü fatihlerin soyundan gelmesi, başarıya ulaşmasının kolay olacağını düşündürebilir. Ancak ana cümle he struggled to ... beklenmedik sonucu, yani yine de zorluk çektiğini anlatır. Aktarılabilir bilgi düzeni Though + tam yan cümle, ana cümle şeklindedir. Bunu zaman sırasına konmuş iki olay olarak değil, “bu gerçeğe rağmen karşıt veya şaşırtıcı bir sonuç ortaya çıktı” şeklinde anlayın.

Alıştırma

Hangi cümle, beklenen bir avantajın ardından gerçek bir zorluk geldiğini Though ile doğru biçimde gösterir?

  1. Though Ava had studied all week, she struggled to remember the answers.
  2. Though Ava had studied all week, but she struggled to remember the answers.
  3. Because Ava had studied all week, she remembered every answer.
Cevabı göster

Though Ava had studied all week, she struggled to remember the answers.

So he turned his attention to India, Kalıp ifadeler

0:45

Bu yüzden dikkatini Hindistan'a çevirdi,

Kalıp ifadeler

turn one's attention to: odağı yeni bir hedefe çevirmek

Turn one's attention to + isim, odağı, çabayı veya eylemi yeni bir konuya ya da hedefe yöneltmek anlamına gelir. One's özneye göre değişir: I turned my attention, she turned her attention ve they turned their attention. Cümledeki turned his attention to India, başka bir yerde yaşanan zorluklardan sonra gerçekleşen stratejik bir yön değişikliğini gösterir. Yalnızca Hindistan'ı fark ettiği anlamına gelmez; Hindistan onun yeni odağı olmuştur.

Alıştırma

Cümleyi turn one's attention to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After checking the schedule, Mina ____ the travel budget.

Cevabı göster

turned her attention to

where his descendants stayed and built the Mughal Empire,

0:47

soyundan gelenlerin kaldığı ve Babür İmparatorluğu'nu kurduğu yere,

one of the wealthiest and most powerful states Dilbilgisi

0:51

en zengin ve en güçlü devletlerinden birini

in the early modern world

0:54

erken modern dünyanın

and home to nearly a quarter Kelime

0:55

ve neredeyse dörtte birine ev sahipliği yapan

of the global population.

0:57

küresel nüfusun.

Dilbilgisi

one of the wealthiest and most powerful states: one of the + en üstünlük sıfatı + çoğul isim

One of the wealthiest and most powerful states, Babür İmparatorluğu'nun en zengin ve en güçlü sayılan devletler grubuna ait olduğunu belirtir. Onun tek başına en zengin veya en güçlü devlet olduğu anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp one of the + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul sayılabilen isim şeklindedir. Burada wealthiest ve most powerful sözcüklerinin ikisi de states sözcüğünü niteler. Birkaç devletten oluşan gruptan bir üye seçildiği için states çoğuldur.

Alıştırma

Hangi cümle, bu kütüphanenin şehirdeki en eski kütüphaneler grubunda yer aldığını doğru biçimde ifade eder?

  1. This is one of oldest libraries in the city.
  2. This is one of the oldest libraries in the city.
  3. This is one of the oldest library in the city.
Cevabı göster

This is one of the oldest libraries in the city.

Kelime

home to nearly a quarter of the global population: bir yerin barındırdıklarını anlatan be home to

Bu cümlede home to nearly a quarter of the global population, Babür İmparatorluğu'nu dünya nüfusunun neredeyse dörtte birinin yaşadığı yer olarak tanımlar. Buradaki home özel bir ev anlamına gelmez. Bu sözler Mughal Empire ifadesine bağlanan kısaltılmış bir betimleme oluşturur. Tam bir cümlecikte kullanılabilen kalıp be home to + insanlar veya şeyler şeklindedir. Bu insanların veya şeylerin o yerde yaşadığını, bulunduğunu ya da saklandığını belirtir. Nearly a quarter, %25'ten biraz daha az demektir.

Alıştırma

Cümleyi be home to kalıbının doğru biçimiyle tamamlayın: The museum ____ a collection of rare maps.

Cevabı göster

is home to

Babur died just four years after that fateful battle, Kelime

0:59

Babür o kader belirleyici savaştan sadece dört yıl sonra öldü,

Kelime

fateful battle: sonrasında yaşananları şekillendiren savaş

Bu cümlede fateful, savaşı daha sonra yaşananlar üzerinde büyük ve çoğu zaman ciddi sonuçları olan bir dönüm noktası olarak tanımlar. Yalnızca savaşın talihsiz ya da tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Yazarlar, sonraki önemi artık bilinen bir olaya geçmişten bakarken sık sık fateful sözcüğünü kullanır. Bu nedenle a fateful battle, tarihin akışını şekillendiren bir savaştır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz tam cümleyi seçin. /t/ sesinden sonra /f/ olup olmadığına dikkat edin.

  1. That fateful decision changed the kingdom's future.
  2. That fatal decision changed the kingdom's future.
Cevabı göster

That fateful decision changed the kingdom's future.

but his own memoirs and the work of his descendants

1:03

ama kendi anıları ve soyundan gelenlerin eserleri

immortalized him in colorful fashion. Kelime

1:05

onu renkli bir şekilde ölümsüzleştirdi.

Kelime

immortalized him in colorful fashion: canlı biçimde tasvir ederek uzun süre hatırlanmasını sağlamak

Immortalized him, kendi anılarının ve soyundan gelenlerin eserlerinin Babür'ün adını ve imgesini kültürel bellekte kalıcı hâle getirdiği anlamına gelir. Bu mecazi bir kullanımdır; eserler onu fiziksel olarak ölümsüz yapmamıştır. In colorful fashion onun nasıl sunulduğunu açıklar: canlı, akılda kalıcı ve çarpıcı ayrıntılarla. Buradaki colorful, anlatımın canlılığını belirtir; mutlaka gerçek anlamda çok sayıda renk kullanıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun ve anlamını seçin: The biography immortalized the painter in colorful fashion.

  1. Biyografi yalnızca ressamın kıyafetlerinin renklerini gösterdi.
  2. Biyografi, ressamı fiziksel olarak sonsuza dek hayatta tuttu.
  3. Biyografi, izleyicilerin ressamı uzun süre canlı bir biçimde hatırlamasını sağladı.
Cevabı göster

Biyografi, izleyicilerin ressamı uzun süre canlı bir biçimde hatırlamasını sağladı.

His daughter Gulbadan recalled in her own memoir

1:08

Kızı Gülbeden kendi anılarında hatırlatır

how Babur, having recently given up drinking, Öbek fiiller

1:12

yakın zamanda içkiyi bırakan Babür'ün,

filled a newly constructed pool

1:14

yeni inşa edilmiş bir havuzu nasıl

with lemonade rather than wine. Dilbilgisi

1:16

şarap yerine limonatayla doldurduğunu.

Öbek fiiller

given up drinking: give up + -ing ile bir alışkanlığı bırakmak

Bu cümlede given up drinking, “alkol içmeyi bırakmış” anlamına gelir. Bu bağlamda drinking sözcüğünden sonra ne içildiği belirtilmiyorsa genellikle alkol kastedilir. give up + -ing yapısı, bir etkinliği ya da alışkanlığı bırakmak demektir. having recently given up drinking bir perfect participle yapısıdır; içkiyi bırakmanın Babür'ün havuzu doldurmasından önce olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın alkol içme alışkanlığını bıraktığı anlamına gelir?

  1. Maya stopped to drink alcohol.
  2. Maya gave up drinking alcohol.
  3. Maya gave up to drink alcohol.
Cevabı göster

Maya gave up drinking alcohol.

Dilbilgisi

rather than wine: B yerine A'yı seçmek

rather than wine ifadesinde rather than, seçilmeyen alternatifi yani wine'ı tanıtır: havuz wine ile değil, lemonade ile doldurulmuştur. Yeniden kullanılabilir kalıp A rather than B'dir; B yerine seçilen, kullanılan ya da doğru olan A'dır. Burada lemonade ve wine, with sözcüğünü paylaşan paralel isimlerdir: with lemonade rather than wine. Ortak sözcükleri tekrarlamak gerekmez.

Alıştırma

Cümleyi rather than ile tamamla: We took the train ____ the plane.

Cevabı göster

rather than

His grandson Akbar commissioned exquisite miniature paintings Kelime

1:19

Torunu Ekber enfes minyatür resimler yaptırdı

of Babur's stories.

1:23

Babür'ün hikayelerinden oluşan.

Kelime

commissioned exquisite miniature paintings: zarif minyatür resimlerin yapılmasını resmen sipariş etmek

Burada commissioned exquisite miniature paintings, sanatçılardan özenli minyatür resimler yapmalarının resmî olarak istendiğini ve bunun için genellikle ödeme yapıldığını anlatır. Bunlar Ekber'in amacı için üretilmiş yeni eserlerdi; onun yalnızca satın aldığı hazır eserler değildi. Commission, commission a portrait örneğinde olduğu gibi eseri nesne olarak alabilir. Commission an artist to create a portrait yapısında ise eseri yapacak kişi belirtilir. Bu sanat tarihi bağlamında miniature paintings, küçük boyutlu ve çok ayrıntılı resimli anlatımları ifade eder.

Alıştırma

Bir müze, yeni bir duvar resmi yapması için bir sanatçıya önceden ödeme yaptı. Bu durumu hangi cümle doğru anlatır?

  1. The museum commissioned an artist to create a new mural.
  2. The museum borrowed a mural for the weekend.
  3. The museum bought an existing mural at an auction.
Cevabı göster

The museum commissioned an artist to create a new mural.

One depicted the empire's founder

1:25

Biri imparatorluğun kurucusunu tasvir ediyordu

riding through his camp

1:27

kampında at sürerken

drunkenly slumped over his horse. Kalıp ifadeler

1:28

sarhoş bir halde atının üzerine yığılmış.

Kalıp ifadeler

drunkenly slumped over his horse: sarhoş hâlde atının üzerine yığılmış

Slumped over his horse, üst bedeninin dik kalmak yerine öne doğru çöktüğünü ve atın üzerine gevşekçe yığıldığını anlatır. Slump over; yorgunluk, hastalık, sarhoşluk veya güç kaybından kaynaklanabilen çökmüş ve kontrolsüz bir duruşu ifade eder. Drunkenly, onun neden bu duruşta olduğunu açıklar. Bu ifade, yalnızca ata bindiğini veya öne eğildiğini söylemekten daha canlı bir görüntü oluşturur.

Alıştırma

Ben bütün gece çalıştıktan sonra uyuyakaldı ve vücudu masanın üzerine doğru çöktü. Hangi cümle bu duruma uygundur?

  1. Ben leaned over his desk to read a small note.
  2. Ben stood upright beside his desk.
  3. Ben slumped over his desk.
Cevabı göster

Ben slumped over his desk.

It was Akbar who consolidated Mughal power. Dilbilgisi

1:30

Babür gücünü pekiştiren Ekber oldu.

Dilbilgisi

It was Akbar who consolidated: eylemi yapan kişiyi vurgulama

It was + vurgulanan kişi + who + yan cümle yapısı bir cleft sentence, yani odaklama cümlesidir. Burada Akbar odak konumuna yerleştirilir; dolayısıyla cümle, Babür gücünü pekiştiren kişinin başka biri değil Akbar olduğunu belirtir. Odaklama çerçevesi çıkarıldığında Akbar consolidated Mughal power. aynı temel olayı daha tarafsız biçimde bildirir. Bu yapı, eylemi kimin yaptığını cevaplamak, netleştirmek ya da yanlış bir tahmini düzeltmek için kullanılır; buradaki it herhangi bir nesneyi göstermez.

Alıştırma

Bulmacayı çözen kişinin Maya olduğunu vurgulamak için It was ... who ... kalıbını aynen kullanın: ____ Maya ____ solved the puzzle.

Cevabı göster

It was · who

He established protections for peasants,

1:33

Köylüler için korumalar oluşturdu,

which in turn increased their productivity Anlatım akışı

1:35

bu da onların verimliliğini artırdı

and generated more tax revenue,

1:37

ve daha fazla vergi geliri yarattı,

Anlatım akışı

which in turn increased: neden-sonuç zincirindeki bir sonraki sonucu bağlama

Bu cümlede which, önceki düşünceyi —köylüler için sağlanan korumaları— yeni bir yan cümleye taşır ve bu düşünce sonraki sonuçların nedeni olur. In turn, bu sonuçların neden-sonuç dizisinin bir sonraki halkası olduğunu gösterir. Böylece bilgi bir zincir halinde ilerler: korumalar oluşturulur, ardından üretkenlik artar ve daha fazla vergi geliri elde edilir. Burada in turn, “sonuç olarak” ya da “bunun devamında” demektir; insanların sırayla bir şey yapması anlamına gelmez.

Alıştırma

İlk sonucun bir sonraki sonuca neden olduğunu gösteren ifadeyi seçin: The new software saved time, ___ allowed the team to finish earlier.

  1. which in turn
  2. who in turn
  3. which in return
Cevabı göster

which in turn

and embarked on military campaigns Kalıp ifadeler

1:39

ve askeri seferlere girişti

to expand Mughal territory.

1:41

Babür topraklarını genişletmek için.

Kalıp ifadeler

embarked on military campaigns: düzenli askerî harekâtları resmen başlatmak

Bu cümlede embarked on military campaigns, “bir dizi düzenli askerî harekât başlattı” anlamına gelir. Embark on, büyük veya zorlu bir faaliyete ciddi ve bilinçli biçimde girişmeyi anlatır; burada gerçekten bir gemiye binmekten söz edilmez. Military campaign, bir hedefe yönelik olarak planlanmış ve birbiriyle bağlantılı askerî operasyonlar bütünüdür; yalnızca tek bir muharebe değildir. Bu nedenle ifade, toprak genişletmek için yapılanları anlatan resmî bir tarih metnine uygundur.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: After years of planning, the museum ____ a major renovation project.

Cevabı göster

embarked on

Princes who swore allegiance to him Kalıp ifadeler

1:44

Ona bağlılık yemini eden prensler

were rewarded,

1:46

ödüllendirildi,

Kalıp ifadeler

swore allegiance to him: ona resmî olarak bağlılık sözü vermek

Bu cümlede swore allegiance to him, “ona sadık kalacağına dair resmî bir söz verdi” anlamına gelir. Swore, swear fiilinin geçmiş zaman biçimidir; to him ise bu bağlılığın yöneltildiği kişiyi belirtir. Allegiance; birini sevmekten, ona hayran olmaktan veya genel olarak desteklemekten daha güçlü ve resmî bir bağlılıktır. Özellikle tarihî, siyasi, askerî veya törensel bağlamlarda bir hükümdarın, ülkenin, hükûmetin, anayasanın, kuruluşun ya da davanın otoritesini kabul etme anlamını taşır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: At the ceremony, the officers ____ the constitution.

Cevabı göster

swore allegiance to

while he made brutal examples Deyimler

1:47

acımasızca ibretlik örnekler yaparken

of those who resisted,

1:49

direnenlerden,

killing them and many of their subjects.

1:50

onları ve tebaalarının çoğunu öldürerek.

Deyimler

made brutal examples of those who resisted: direnenleri acımasızca cezalandırıp ibret yapmak

Make an example of someone, bir kişiyi başkaları da aynı şeyi yapmaktan korksun diye ağır biçimde cezalandırmak demektir. Bu cümlede cezalandırılanlar those who resisted ifadesiyle belirtilir; brutal ise cezanın son derece acımasız olduğunu gösterir. Bu ifade tarafsız bir örnek sunmak anlamına gelmez. Cezalandırılan kişinin başına gelenleri başkalarına yönelik bir uyarıya dönüştürür. Birden fazla direnişçi bu şekilde cezalandırıldığı için examples çoğul kullanılmıştır.

Alıştırma

Hangi durum, bir kişinin başkalarına uyarı olması için cezalandırılmasını en iyi gösterir?

  1. Antrenör bir oyuncudan ısınma hareketini göstermesini ister.
  2. Tekrarlanan hilelerden sonra antrenör, tüm takımı uyarmak için bir oyuncuyu herkesin önünde maçtan men eder.
  3. Antrenör takıma iyi sportmenliği anlatan bir hikâye söyler.
Cevabı göster

Tekrarlanan hilelerden sonra antrenör, tüm takımı uyarmak için bir oyuncuyu herkesin önünde maçtan men eder.

His conquests opened access to port cities Kalıp ifadeler

1:53

Fetihleri liman şehirlerine erişim açtı

on the Indian Ocean,

1:56

Hint Okyanusu'ndaki,

Kalıp ifadeler

opened access to port cities: bir yol veya fırsat yaratmak

Burada opened access to, liman kentlerine ulaşmayı ve bu kentlerden yararlanmayı mümkün hâle getirdi anlamındadır. Bu yolu veya fırsatı yaratan neden fetihlerdir; access yalnızca bir kez içeri girme eylemini anlatmaz. Yapı open access to + yer, hizmet, pazar veya kaynak şeklindedir. Erişim kazanan kişiler bağlamdan anlaşılabilir ya da for ile başlayan bir ifadede belirtilebilir.

Alıştırma

Cümleyi open access to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The new bridge ____ several mountain villages for emergency crews.

Cevabı göster

opened access to

which connected the Mughals to Arab,

1:57

bu da Babürleri Arap,

Chinese, Ottoman and European traders,

1:59

Çinli, Osmanlı ve Avrupalı tüccarlara bağladı,

bringing in incalculable wealth, Öbek fiiller

2:02

hesaplanamaz bir zenginlik getirerek,

including silver and new crops from the Americas. Kültür

2:04

Amerika'dan gelen gümüş ve yeni mahsuller de dahil.

Öbek fiiller

bringing in incalculable wealth: ekonomik bir sonuç olarak zenginlik yaratmak

Ekonomi ve ticaret bağlamlarında bring in, özellikle para, gelir, yatırım veya zenginlik gibi değerli bir şeyi üretmek, çekmek ya da gelmesini sağlamak anlamına gelir. Buradaki bringing in incalculable wealth, ticaret bağlantılarının hesaplanamayacak kadar büyük bir zenginlik ürettiğini ve bölgeye çektiğini anlatır; zenginliği bir binanın içine taşımak anlamına gelmez. bringing in ... biçimindeki -ing yan cümlesi, daha önce anlatılan bağlantının sonucunu ekler. Bu yapı, önce bir olayı belirtip ardından onun etkilerinden birini açıklamayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede bring in, “gelir üretmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. Please bring in the bicycles before it rains.
  2. The charity concert brought in enough money to repair the playground.
  3. The coach brought in a new player after halftime.
Cevabı göster

The charity concert brought in enough money to repair the playground.

Kültür

silver and new crops from the Americas: küresel alışverişin bir işareti

Bu ifade, erken modern dönemde malların kıtalar arasında hareket ettiğine işaret eder. Amerika kıtalarında çıkarılan büyük miktarda gümüş, Asya’ya ulaşan ticaret ağlarına girmiş; mısır ve tatlı patates gibi ilk olarak Amerika kıtalarında evcilleştirilen ürünler de dünyanın başka bölgelerine yayılmıştır. Bu nedenle from the Americas burada yalnızca basit bir köken belirtmez. Cümlede anlatılan Hint Okyanusu bağlantılarının, zenginlik ve tarım ürünlerinin dolaştığı daha geniş bir küresel alışverişe bağlı olduğunun kanıtıdır.

Alıştırma

Bu cümlede “silver and new crops from the Americas” ayrıntısı esas olarak neyi gösteriyor?

  1. Gümüşün ve ürünlerin tamamı Babür limanlarında yerel olarak üretilmişti.
  2. Babür sarayı Amerika kıtalarını doğrudan yönetiyordu.
  3. Babür ticaret bağlantıları, uzak kıtaları birbirine bağlayan daha geniş bir alışverişin parçasıydı.
Cevabı göster

Babür ticaret bağlantıları, uzak kıtaları birbirine bağlayan daha geniş bir alışverişin parçasıydı.

As the Muslim ruler of a diverse, Dilbilgisi

2:08

Çeşitlilik barındıran,

multi-ethnic empire,

2:10

çok etnikli bir imparatorluğun Müslüman hükümdarı olarak,

Akbar worked to create internal cohesion Kalıp ifadeler

2:12

Ekber iç uyum yaratmak için çalıştı

Dilbilgisi

As the Muslim ruler...: As + rol bildiren isim öbeği

As + rol bildiren isim öbeği, “... olarak” veya “... sıfatıyla” anlamına gelir. Cümlenin başında kullanıldığında, ana eylemi çerçeveleyen kimliği, sorumluluğu veya bakış açısını belirtir. Burada As the Muslim ruler..., Akbar’ın çabasını anlamaya yardımcı olan bir arka plan olarak onun hükümdarlık rolünü sunar. “O hükümdarken” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “... olarak” anlamına gelen iki harfli İngilizce sözcükle tamamlayın: ____ the team captain, Luis speaks for the whole squad.

Cevabı göster

As

by appointing members of the Hindu majority

2:15

Hindu çoğunluğun üyelerini atayarak

to high positions in his government,

2:17

hükümetindeki yüksek pozisyonlara,

Kalıp ifadeler

worked to create internal cohesion: iç bütünlük oluşturmaya çalışmak

Work to + fiilin yalın hâli, bir hedefe ulaşmak için bilinçli çaba göstermek anlamına gelir. Bu cümlede worked to create, iç birliği Akbar’ın eylemlerinin hedefi olarak sunar. Internal cohesion, bir grup, kuruluş veya siyasi topluluk içindeki birlik ve iş birliği yapabilme becerisidir. Buradaki anlam fiziksel değil, soyuttur; ardından gelen by + -ing yapısı, hedefe ulaşmak için kullanılan yöntemi belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede worked to create internal cohesion bir kuruluş hedefini anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The mechanic worked to create internal cohesion inside a loose engine part.
  2. Mina worked to create internal cohesion between two sheets of paper with glue.
  3. After the merger, the director worked to create internal cohesion within the company.
Cevabı göster

After the merger, the director worked to create internal cohesion within the company.

marrying a Hindu bride,

2:19

Hindu bir gelinle evlenerek,

and distributing translated copies of the Mahabharata, Kültür

2:20

ve Mahabharata'nın çevrilmiş kopyalarını dağıtarak,

an ancient Indian epic poem,

2:24

eski bir Hint destan şiiri olan,

to his Muslim nobles.

2:26

Müslüman soylularına.

Kültür

Mahabharata, an ancient Indian epic poem: eski bir Hint destanı

Mahabharata, antik Hindistan’a ait önemli bir destandır. an ancient Indian epic poem ad öbeği açıklayıcı bir ek bilgidir; dinleyicinin bilmeyebileceği bu özel adın ne tür bir eseri anlattığını hemen belirtir. Bu bağlamda Mahabharata’nın çeviri nüshaları sıradan kitaplar değil, önemli bir Hint kültür eserinin nüshalarıdır. Bu arka plan, bunların Müslüman soylulara verilmesine kültürel bir anlam katar.

Alıştırma

Bu cümlede an ancient Indian epic poem ifadesi Mahabharata hakkında ne bildiriyor?

  1. Mahabharata’yı Akbar’ın yazdığını söyler.
  2. Mahabharata’nın eski bir Hint destanı olduğunu belirtir.
  3. Çeviri nüshalarında kullanılan dili belirtir.
Cevabı göster

Mahabharata’nın eski bir Hint destanı olduğunu belirtir.

Akbar also hosted lively religious debates Kalıp ifadeler

2:28

Ekber ayrıca canlı dini tartışmalara ev sahipliği yaptı

where Sunni and Shia Muslims,

2:31

Sünni ve Şii Müslümanların,

Hindus, Jains, Zoroastrians,

2:33

Hinduların, Caynacıların, Zerdüştlerin,

and the newly arrived Portuguese Jesuit missionaries

2:36

ve yeni gelen Portekizli Cizvit misyonerlerin

defended the merits of their respective faiths. Kalıp ifadeler

2:39

kendi inançlarının erdemlerini savunduğu.

Kalıp ifadeler

hosted lively religious debates: canlı dinî tartışmalara ev sahipliği yaptı

Burada hosted, etkinliği düzenlemek ve gerçekleşeceği ortamı sağlamak anlamındaki bir fiildir. Doğrudan nesnesi, etkinliği belirten lively religious debates öbeğidir. Host çoğunlukla bir etkinlik adını doğrudan nesne olarak alır: host a debate, host a meeting veya host a conference. Lively, tartışmanın hareketli ve enerjik olduğunu anlatır; tek başına herkesin aynı fikirde olduğunu ya da tartışmanın dostça geçtiğini göstermez.

Alıştırma

Cümleyi host fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The science museum ____ a lively debate about space exploration.

Cevabı göster

hosted

Kalıp ifadeler

defended the merits of their respective faiths: her grubun kendi inancının değerini savunması

To defend the merits of something, bir şeyin iyi, değerli veya desteklenmeye layık olduğunu gösteren gerekçeler sunmak demektir. Buradaki defended, fiziksel bir saldırıdan korumak değil, bir şeyin lehine gerekçeler sunmak; merits ise güçlü yönler veya değer demektir. Daha geniş tartışma bağlamında their respective faiths, farklı dinî katılımcıları her birinin temsil ettiği inançla eşleştirir. Respective, daha önce sözü edilen her kişi veya gruba ayrı ayrı ait olan ya da karşılık gelen anlamındadır.

Alıştırma

İki araştırmacının her birinin kendi yönteminin neden değerli olduğunu gerekçelerle açıkladığını en doğal biçimde hangi cümle anlatır?

  1. The two researchers defended the merits of their respective methods.
  2. The two researchers defended the merits of the same method.
  3. The two researchers briefly complimented one shared method.
Cevabı göster

The two researchers defended the merits of their respective methods.

While most participants viewed this as an intellectual exercise, Dilbilgisi

2:41

Katılımcıların çoğu bunu entelektüel bir egzersiz olarak görürken,

Portuguese missionaries were disappointed by their failure

2:45

Portekizli misyonerler başarısızlıklarından hayal kırıklığına uğradılar

to convert Akbar. Kelime

2:48

Ekber'i din değiştirmeye ikna edemedikleri için.

Dilbilgisi

While most participants ...: iki farklı tepkiyi karşılaştırmak

Buradaki While, zaman ilişkisi değil karşıtlık kurar. Baştaki yan cümle çoğunluğun olaya bakışını verir; ana cümle ise misyonerlerin farklı amacını ve hayal kırıklığına uğramış tepkisini gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp While A, B şeklindedir: önce bir gerçek veya bakış açısı verilir, sonra başka biriyle karşılaştırılır. Bu kullanımda while, karşıtlığın gücüne göre although, yani “-e rağmen”, ya da whereas, yani “oysa” gibi anlaşılabilir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: "While most players liked the new rule, a few thought it was unfair." While burada ne yapıyor?

  1. İki tepkinin tam olarak aynı anda gerçekleştiğini söyler.
  2. Oyunun ne kadar sürdüğünü açıklar.
  3. Çoğunluğun görüşünü farklı bir görüşle karşılaştırır.
Cevabı göster

Çoğunluğun görüşünü farklı bir görüşle karşılaştırır.

Kelime

to convert: birinin başka bir dini benimsemesini sağlamak

Bu dinî bağlamda convert + kişi, o kişinin başka bir dini benimsemesini sağlamak veya onu buna ikna etmek anlamına gelir. Bu nedenle to convert Akbar, misyonerlerin Akbar'ın inancını değiştirme hedefini anlatır; bir dosyayı, birimi ya da nesneyi bir biçimden başka bir biçime dönüştürmeyi değil. Geçilecek din belirtiliyorsa yaygın kalıp convert someone to + din veya inançtır. failure to convert Akbar ifadesindeki to'lu mastar, gerçekleştiremedikleri hedefi belirtir.

Alıştırma

Bir tarih kitabında “They tried to convert the king.” ne anlama gelir?

  1. Kralın bir resmini dijital dosyaya dönüştürdüler.
  2. Kralın adını başka bir dile çevirdiler.
  3. Kralın kendi dinlerini benimsemesini sağlamaya çalıştılar.
Cevabı göster

Kralın kendi dinlerini benimsemesini sağlamaya çalıştılar.

The Mughals built architectural masterpieces,

2:50

Babürler mimari başyapıtlar inşa ettiler,

such as the Taj Mahal and the Red Fort, Kültür

2:53

Tac Mahal ve Kızıl Kale gibi,

Kültür

the Taj Mahal and the Red Fort: önemli Babür anıtları

The Taj Mahal ve the Red Fort, Hindistan'da Babür yönetimi sırasında inşa edilen iki büyük anıtın özel adlarıdır. Agra'daki Tac Mahal büyük bir anıt mezar kompleksidir; Delhi'deki Kızıl Kale ise tahkim edilmiş bir saray kompleksidir. Burada Red Fort, kırmızı renkli herhangi bir kaleyi değil, belirli bir tarihî alanı adlandırır. Daha geniş cümlede bu adlar such as ifadesinden sonra gelir ve Babür mimarisinin başarılarına somut örnekler oluşturur. Bu özel adları tanımak, konuşmacının genel bir iddiayı ünlü örneklerle desteklediğini anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

“the Taj Mahal and the Red Fort” bu parçada nasıl bir rol oynar?

  1. İki modern Avrupa şehrinin adlarıdır.
  2. Her mermer mezar ve her kırmızı renkli kale için kullanılan genel terimlerdir.
  3. Babür mimarisinin büyük başarılarına örneklerdir.
Cevabı göster

Babür mimarisinin büyük başarılarına örneklerdir.

a palace 3 km around

2:55

çevresi 3 km olan bir saray

that housed 50,000 people Kelime

2:57

50.000 kişiyi barındıran

Kelime

that housed 50,000 people: barındırmak anlamındaki house fiili

Burada housed, geçişli house fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve birine yer ya da barınma olanağı sağlamak anlamına gelir. Nesnesi 50,000 people ifadesidir; house burada isim değildir. that housed 50,000 people ilgi cümleciği palace sözcüğünü açıklar ve sarayın 50.000 kişiyi barındırdığını belirtir. Bir bina ya da kurum insanları, ofisleri, koleksiyonları veya ekipmanları barındırdığında da bu fiil kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi house fiilinin yalın biçimiyle tamamlayın: The emergency shelter can ____ up to 300 people.

Cevabı göster

house

and contained

2:59

ve içinde barındıran

the magnificent gold and jewel-encrusted Peacock Throne. Kültür

3:00

görkemli, altın ve mücevherlerle süslenmiş Tavuskuşu Tahtı'nı.

Kültür

gold and jewel-encrusted Peacock Throne: imparatorluk zenginliği ve gücü

Peacock Throne, sıradan bir sandalyenin genel adı değil, ünlü bir Babür imparatorluk tahtının özel adıdır. Bu ifadede gold ve jewel-encrusted tahtın gösterişli görünümünü anlatır; jewel-encrusted, yüzeyinin yoğun biçimde mücevherlerle kaplı veya süslü olduğu anlamına gelir. Bu betimleme, tahtı Babür sarayının zenginliğinin ve imparatorluk otoritesinin simgesi olarak sunar. Bu nedenle ad, tahtın görünümünün ötesinde tarihî ve siyasi bir anlam taşır.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu bağlamda ne anlatıyor?

  1. Ziyaretçilerin tavus kuşlarını izlediği bir odanın adıdır.
  2. Yalnızca tavus kuşu tüyleriyle süslenmiş sıradan bir sandalyeyi anlatır.
  3. Zenginlik ve hükümdarlık gücüyle ilişkilendirilen, gösterişli biçimde süslenmiş bir Babür imparatorluk tahtını belirtir.
Cevabı göster

Zenginlik ve hükümdarlık gücüyle ilişkilendirilen, gösterişli biçimde süslenmiş bir Babür imparatorluk tahtını belirtir.

Just the throne took 7 years to construct. Anlatım akışı

3:04

Sadece tahtın inşası 7 yıl sürdü.

Anlatım akışı

Just the throne took...: tek bir ayrıntıyla ölçeği göstermek

Burada just, odağı the throne ile sınırlar: yalnızca tahtın yapımı yedi yıl sürmüştür. Kısa süre önce anlamına gelmez. Anlatıcı, bu kadar uzun süren tek bir nesneyi seçerek her ayrıntıyı sıralamadan bütün projenin ne kadar büyük olduğunu hissettirir. Just + isim öbeği + ... kalıbı, çarpıcı bir ayrıntıyla daha geniş bir düşünceyi desteklemeyi sağlar.

Alıştırma

Just the stage took three weeks to build cümlesinde just neyi vurgular?

  1. Tüm proje için yalnızca üç haftaya izin verildi.
  2. Sahne üç hafta önce tamamlandı.
  3. Yalnızca sahnenin yapımı üç hafta sürdü.
Cevabı göster

Yalnızca sahnenin yapımı üç hafta sürdü.

During its first 180 years,

3:07

İlk 180 yılı boyunca,

the Mughals had only six rulers,

3:10

Babürlerin sadece altı hükümdarı oldu,

which contributed to the empire's stability. Anlatım akışı

3:12

bu da imparatorluğun istikrarına katkıda bulundu.

Anlatım akışı

which contributed to the empire's stability: bir olguyu etkisine bağlamak

Virgül + which yan cümlesi, önceki olgunun tamamına gönderme yapar: Babürlerin 180 yılda yalnızca altı hükümdarı vardı. Bu olgunun neden önemli olduğuna dair anlatıcının açıklamasını ekler. Contributed to, bir sonucun oluşmasına yardımcı oldu veya etkenlerden biriydi anlamına gelir. Tek neden olduğunu söylemeden bir nedeni sonuca bağlar. Burada cümle önce olguyu, sonra onun etkisini sunar.

Alıştırma

Hangi cümle yeni programı devam oranını artıran etkenlerden biri olarak sunuyor?

  1. The school introduced a new schedule, which was caused by better attendance.
  2. The school introduced a new schedule, which contributed to better attendance.
  3. The school introduced a new schedule, which guaranteed perfect attendance.
Cevabı göster

The school introduced a new schedule, which contributed to better attendance.

When the fourth emperor Jahangir struggled Kalıp ifadeler

3:15

Dördüncü imparator Cihangir boğuşurken

with alcohol and opioid addiction,

3:18

alkol ve afyon bağımlılığıyla,

Kalıp ifadeler

struggled with alcohol and opioid addiction: süregelen bağımlılık sorunuyla mücadele etmek

Struggled with + bir sorun, kişinin ciddi bir zorlukla karşılaştığını ve bunu yönetmekte veya aşmakta güçlük çektiğini anlatır. Burada Jahangir’in alkol ve opioid bağımlılığından ciddi biçimde etkilendiği söyleniyor; bu, alkolle fiziksel olarak kavga ettiği anlamına gelmez. Bu yapı sağlık, duygu, öğrenme, iş veya toplumsal sorunları anlatmak için sıkça kullanılır. Yalnızca had a problem with demeye göre zorluğun sürmesini ve onunla başa çıkmak için gösterilen çabayı daha fazla vurgular.

Alıştırma

“Leo struggles with reading” ne anlama gelir?

  1. Leo bir okuyucuyla fiziksel olarak kavga ediyor.
  2. Leo zor bir kelime gördü ve sorunu hemen çözdü.
  3. Leo uzun süredir okumakta zorlanıyor.
Cevabı göster

Leo uzun süredir okumakta zorlanıyor.

his wife Nur Jahan took the reins as co-ruler. Deyimler

3:20

eşi Nur Cihan eş hükümdar olarak dizginleri ele aldı.

Deyimler

took the reins as co-ruler: ortak hükümdar olarak yönetimi devraldı

Take the reins kelimesi kelimesine, bir atı yönlendirmek için kullanılan dizginleri tutmak demektir. Deyim olarak kontrolü ele almak veya liderlik etmeye başlamak anlamına gelir. Took geçmiş zamandır; dolayısıyla cümle Nur Jahan’ın yönetme yetkisini üstlendiğini söyler. As co-ruler, kontrolü hangi sıfatla üstlendiğini belirtir: tek hükümdar olmak yerine yönetimi başka bir hükümdarla paylaştı.

Alıştırma

Cümleyi take the reins ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the coach resigned, Kim ____ as team manager.

Cevabı göster

took the reins

When a traitorous general captured her husband

3:24

Hain bir general kocasını esir aldığında

in an attempted coup, Kültür

3:26

bir darbe girişiminde,

Kültür

attempted coup: siyasi iktidarı ele geçirmeye yönelik başarısız girişim

Coup, küçük bir grubun bir hükûmetin kontrolünü ele geçirmek için yaptığı ani ve yasa dışı bir harekettir. Attempted coup ise böyle bir hareketin iktidarı ele geçirmeyi başaramadığını anlatır. Burada in an attempted coup, generalin kadının kocasını esir almasını bu başarısız iktidarı ele geçirme girişiminin içine yerleştirir. İfade, sıradan bir protesto veya tartışmayı değil, devletin kontrolü için verilen ciddi bir mücadeleyi gösterir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. Coup sözcüğündeki ünlüye ve sondaki p'nin okunup okunmadığına odaklanın.

  1. The officers talked about the cup.
  2. The officers talked about the coop.
  3. The officers talked about the coup.
Cevabı göster

The officers talked about the coup.

she negotiated his release Kalıp ifadeler

3:28

onun serbest bırakılması için pazarlık yaptı

Kalıp ifadeler

negotiated his release: görüşmeler yoluyla özgürlüğünü sağladı

Negotiate someone's release, bir kişiyi elinde tutanlarla veya sorumlu makamlarla görüşerek o kişinin serbest bırakılmasını sağlamak demektir. She negotiated his release ifadesinde his iyelik biçimidir ve serbest bırakılan kişiyi gösterir; release ise isimdir. Bu ifade, görüşmelerin serbest bırakılmayı başarıyla sağladığını veya ayarladığını anlatır. Kadının hücreyi bizzat açtığı ya da adamı doğrudan serbest bırakma yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi negotiate fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After three days of talks, the diplomats ____ the hostages' release.

Cevabı göster

negotiated

and rallied the army to stop the rebellion. Kalıp ifadeler

3:29

ve isyanı durdurmak için orduyu topladı.

Kalıp ifadeler

rallied the army to stop the rebellion: isyanı durdurmak için orduyu birleştirip harekete geçirmek

Bu cümlede rallied, orduyu bir araya getirip düzenlemek ve harekete geçmesi için motive etmek anlamındaki geçmiş zamanlı bir fiildir. to stop the rebellion mastar öbeği, bu eylemin amacını belirtir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp rally + bir grup + to + fiil şeklindedir. Genellikle insanları yalnızca aynı yere toplamak değil, ortak bir amaç için çabalarını ve enerjilerini birleştirmek anlamını taşır.

Alıştırma

Hangi cümle birinin bir grubu düzenleyip harekete geçmesi için motive ettiğini en iyi gösterir?

  1. The coach rallied the players to defend their lead.
  2. The coach sent the players home after practice.
  3. The coach counted the players before the game.
Cevabı göster

The coach rallied the players to defend their lead.

She once led a hunting party

3:32

Bir keresinde bir av partisine liderlik etti

to track down a tiger Öbek fiiller

3:34

bir kaplanı yakalamak için

that was terrorizing a village,

3:35

bir köyü dehşete düşüren,

Öbek fiiller

track down a tiger: bir kaplanın izini sürüp yerini bulmak

Track down, ipuçlarını izleyerek veya uzun süre arayarak bir kişiyi, hayvanı, nesneyi ya da kaynağı bulmak demektir. Bu cümlede to track down a tiger, av grubunun amacını belirtir; cümle tek başına başarılı olduklarını söylemez. Down, öbek fiilin bir parçasıdır ve aşağı doğru hareket anlamına gelmez. İfade genellikle belirli bir hedefin yerini bulmaya yönelik ısrarı, ipuçlarını veya çabayı çağrıştırır.

Alıştırma

Cümleyi track down ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After weeks of research, the journalist finally ____ the original source.

Cevabı göster

tracked down

leading one poet to write,

3:37

bu da bir şairin şöyle yazmasına neden oldu:

"Though Nur Jahan be in form of a woman, Kelime

3:40

"Nur Cihan bir kadın suretinde olsa da,

Kelime

"Though Nur Jahan be in form of a woman": arkaik ödünleme yapısında be

Though bir ödünleme yapısı başlatır: önce bir gerçeği sunar, ardından bir karşıtlık getirir. Bu dizede be, arkaik veya şiirsel bir ödünleme üslubunda kullanılan yalın biçimdir; anlatılan zamana göre modern İngilizcedeki was ya da is biçimine yaklaşık olarak karşılık gelir. in form of a woman, Nur Jahan'ın dış görünüşünün kadın biçiminde olduğunu anlatır. Virgül, ödünleme cümleciğinin henüz tamamlanmadığını ve devamında övgü ya da karşıtlık geleceğini gösterir. Bu, tarihî edebî bir dizedir; günlük modern konuşma için örnek bir kalıp değildir.

Alıştırma

Yargı: Though she be young, she leads the team well. sıradan modern bir konuşma için doğal bir seçim midir?

  1. Evet. Bu, modern ödünleme yapısının alışılmış biçimidir.
  2. Hayır. Arkaik veya şiirsel duyulur; sıradan modern konuşmada Though she was young, she led the team well. denir.
Cevabı göster

Hayır. Arkaik veya şiirsel duyulur; sıradan modern konuşmada Though she was young, she led the team well. denir.

in the ranks of men,

3:42

erkeklerin saflarında,

she's a tiger slayer."

3:44

o bir kaplan avcısıdır."

Following the death of the sixth emperor Anlatım akışı

3:46

Altıncı imparatorun ölümünün ardından

Aurangzeb in 1707,

3:48

1707'de Evrengzib'in,

Anlatım akışı

Following the death of the sixth emperor Aurangzeb in 1707: resmî bir zaman geçişi

Following the death of the sixth emperor Aurangzeb in 1707 cümlenin başına yerleştirilen bir zaman ifadesidir. Burada Following, ardından veya sonrasında anlamına gelir ve devamındaki anlatının hangi zaman noktasını temel aldığını gösterir. Bu yapı tarihî sırayı düzenler: önce Aurangzeb'in ölümü, sonra ana cümledeki gelişmeler gelir. Zaman sırasını belirtir, otomatik olarak neden belirtmez; buradaki following ayrıca bir kişinin başka birinin arkasından yürümesi anlamında da değildir.

Alıştırma

Following ifadesini resmî bir zaman geçişini belirtmek için doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Following to the audit, the agency changed its rules.
  2. Follow the audit, the agency changed its rules.
  3. Following the audit, the agency changed its rules.
Cevabı göster

Following the audit, the agency changed its rules.

seven emperors took the throne Deyimler

3:51

yedi imparator tahta çıktı

over the next 21 years.

3:53

sonraki 21 yıl boyunca.

Deyimler

take the throne: hükümdar olmak ve tahta çıkmak

take the throne ifadesinde throne, bir hükümdarın konumunu ve yönetme yetkisini temsil eder. İfade, fiziksel olarak bir sandalyeyi almak değil, hükümdar olmak veya yönetmeye başlamak anlamına gelir. Burada took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir. seven emperors took the throne, o 21 yıllık dönemde yedi farklı imparatorun hükümdar olduğu anlamına gelir; ifade, her tahta geçişin barışçıl mı, miras yoluyla mı yoksa zorla mı gerçekleştiğini belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi take the throne ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the queen died, her son ____.

Cevabı göster

took the throne

These frequent transitions of power Kelime

3:55

Bu sık güç değişimleri

Kelime

These frequent transitions of power: iktidarın tekrar tekrar el değiştirmesi

A transition of power, yönetme veya liderlik etme yetkisinin bir hükümdardan, hükümetten ya da gruptan diğerine geçmesidir. Çoğul biçim transitions bunun birden fazla kez yaşandığını, frequent ise değişimlerin sık olduğunu gösterir. These, daha önce tahta çıkan yedi imparatora gönderme yapar. İsim öbeğinin tamamı bu ayrı olayları tek bir konu altında toplar: iktidarı elinde tutan kişinin tekrar tekrar değişmesi.

Alıştırma

These frequent transitions of power burada ne anlama geliyor?

  1. Yönetme yetkisi tekrar tekrar bir imparatordan diğerine geçti.
  2. Birden fazla imparator günlük alışkanlıklarını değiştirdi.
  3. İmparatorluk başkentini birkaç kez taşıdı.
Cevabı göster

Yönetme yetkisi tekrar tekrar bir imparatordan diğerine geçti.

reflected the larger political economic,

3:57

daha büyük siyasi, ekonomik,

social, and environmental crises Kelime

3:59

sosyal ve çevresel krizleri yansıtıyordu

that plagued the empire

4:01

imparatorluğu felakete sürükleyen

throughout the 18th century.

4:03

18. yüzyıl boyunca.

Kelime

crises that plagued the empire: plague fiilinin kullanımı

Burada plagued, plague fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir şeyin bir kişiye ya da kuruma ciddi ve sürekli sorunlar yaşattığını belirtir. Krizler imparatorluğa tekrar tekrar zarar vermiştir; cümle, imparatorluğun gerçek anlamda tek bir salgına uğradığını söylemez. crises that plagued the empire içinde that plagued the empire, crises sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Soruna yol açan krizlerdir; etkilenen ise imparatorluktur. Bu yapı, uzun süren başka olumsuz sorunlarla da kullanılabilir.

Alıştırma

Ciddi ve tekrarlanan bir sorunu göstermek için cümleyi plague fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: For months, equipment failures ____ the research team.

Cevabı göster

plagued

In response to this turmoil, Anlatım akışı

4:06

Bu kargaşaya yanıt olarak,

Anlatım akışı

In response to this turmoil: tepki ilişkisini göstermek

In response to this turmoil, cümlenin başında yer alarak sonraki eylemi daha önce anlatılan çalkantıya verilmiş bir tepki olarak sunar. Önceki koşulları sonrasında olanlara bağlar ve okurun durum ile tepki arasındaki ilişkiyi izlemesini sağlar. Buradaki response yalnızca sözlü bir yanıt değildir. Bir eylem, politika, ret veya başka bir tepki olabilir. Yeniden kullanılabilen kalıp in response to + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Sabit ifadeyi bir sözcükle tamamlayın: In ____ to residents' concerns, the council changed the plan.

Cevabı göster

response

regional leaders started refusing to pay taxes

4:08

bölgesel liderler vergi ödemeyi reddetmeye

and broke away from Mughal control. Öbek fiiller

4:11

ve Babür kontrolünden kopmaya başladı.

Öbek fiiller

broke away from Mughal control: siyasi ayrılık

Break away from, bir grup, kuruluş, sistem ya da denetleyici güçten ayrılmak demektir. Burada broke away from Mughal control, bölgesel liderlerin Babür otoritesini artık kabul etmediğini anlatır; fiziksel olarak bir şeyi kırmayı değil, siyasi ayrılığı ifade eder. Broke, break fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kalıp break away from + ayrılınan grup ya da denetim şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümle bir ilin federasyondan ayrılıp siyasi olarak bağımsızlaştığını anlatır?

  1. The province broke away from the federation and formed its own government.
  2. The province stayed in the federation and gained more local powers.
  3. The province signed a trade agreement with the federation.
Cevabı göster

The province broke away from the federation and formed its own government.

The British East India Company

4:13

İngiliz Doğu Hindistan Şirketi

offered military support to these regional rulers, Kalıp ifadeler

4:15

bu bölgesel yöneticilere askeri destek teklif etti,

Kalıp ifadeler

offered military support to these regional rulers: offer + yardım + to + alıcı

Offer military support to someone, bir kişiye, hükûmete ya da gruba askerî yardım önermek veya bu yardımı erişilebilir kılmak demektir. Burada military support, yalnızca sözlü onay değil, somut askerî yardımdır. Kalıp offer + sunulan şey + to + alıcı şeklindedir. Offered military support to these regional rulers ifadesinde military support sunulan şey, these regional rulers ise alıcılardır.

Alıştırma

Offer, military support ve to ifadelerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: During the crisis, the alliance agreed to ____ the neighboring state.

Cevabı göster

offer military support to

which in turn increased the company's political influence,

4:18

bu da şirketin siyasi nüfuzunu artırdı,

enabling it to eventually take direct control Dilbilgisi

4:21

sonunda doğrudan kontrolü ele almasını sağlayarak

of Bengal, one of the wealthiest regions in India.

4:24

Hindistan'ın en zengin bölgelerinden biri olan Bengal'in.

Dilbilgisi

enabling it to ...: bir sonucu belirtmek

Burada enabling it to..., önceki gelişmenin doğurduğu sonucu gösteren bir -ing ortaç yan tümcesidir. Doğu Hindistan Şirketinin etkisinin daha önce artmış olması, şirketin Bengal'i doğrudan kontrol edebilmesini sağladı; it, şirketi ifade eder. Yeniden kullanılabilen kalıp ana cümle, enabling + nesne + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bir neden veya gelişme ile onun oluşturduğu beceri ya da fırsatı doğrudan birbirine bağlar.

Alıştırma

Sonucu göstermek için cümleyi enable fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The new ramp removed the final barrier, ____ wheelchair users to enter the building.

Cevabı göster

enabling

By the 19th century,

4:27

19. yüzyıla gelindiğinde,

the East India Company had massive political

4:28

Doğu Hindistan Şirketi devasa bir siyasi

influence and a large standing army, Kelime

4:31

nüfuza ve büyük bir daimi orduya sahipti,

which included Indian troops.

4:33

ki buna Hint birlikleri de dahildi.

Kelime

large standing army: barış zamanında da tutulan kalıcı güç

Standing army, barış zamanında da savaş zamanında da hizmette tutulan kalıcı ve örgütlü bir askerî güçtür. Burada standing, fiziksel olarak ayakta durmayı değil, sürekli var olan veya yerleşik olmayı anlatır. Doğu Hindistan Şirketinin gücüne large standing army denmesi, şirketin yalnızca kısa bir acil durum için toplanmış birliklere değil, büyük ve kalıcı bir askerî güce sahip olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede standing army ne anlama gelir?

  1. Askerleri fiziksel olarak ayakta duran bir ordu.
  2. Barış zamanında bile muhafaza edilen kalıcı bir askerî güç.
  3. Yalnızca kısa bir acil durum için toplanan bir grup asker.
Cevabı göster

Barış zamanında bile muhafaza edilen kalıcı bir askerî güç.

When these troops revolted in 1857,

4:36

Bu birlikler 1857'de isyan ettiğinde,

aiming to force out the British Dilbilgisi

4:39

İngilizleri kovmayı

and restore Mughal influence,

4:41

ve Babür nüfuzunu geri getirmeyi amaçlayarak,

Dilbilgisi

aiming to force out ... and restore ...: iki paralel amacı ifade etmek

Bu cümlede virgülden sonra gelen aiming to..., ayaklanmanın amacını ekler. Örtük öznesi yine these troops ifadesidir; birliklerin ayaklanarak neyi başarmak istediğini gösterir. Buradaki aim, fiziksel olarak silah doğrultmak değil, “hedeflemek” anlamındadır. Tek bir to, yalın biçimdeki iki paralel fiili getirir: force out ve restore. İki fiil de aiming to yapısını paylaştığı için restore öncesinde to sözcüğünü tekrarlamak gerekmez.

Alıştırma

Hangi cümle aiming to kullanarak iki paralel amacı doğru biçimde ifade eder?

  1. The team changed the design, aiming to reduce costs and improve safety.
  2. The team changed the design, aiming reduce costs and improve safety.
  3. The team changed the design, aiming to reducing costs and improve safety.
Cevabı göster

The team changed the design, aiming to reduce costs and improve safety.

the British government intervened,

4:43

İngiliz hükümeti müdahale etti,

replacing company rule with direct colonial rule, Kültür

4:45

şirket yönetimini doğrudan sömürge yönetimiyle değiştirerek,

Kültür

replacing company rule with direct colonial rule: yönetim yetkisinin devri

replacing A with B yapısı, A’nın yerini B’nin alması demektir. Burada A company rule, B ise direct colonial rule ifadesidir; dolayısıyla sözcük sırası değişimin yönünü gösterir. Burada direct colonial rule, sömürgenin Doğu Hindistan Şirketi aracılığıyla değil, resmen İngiliz hükûmetinin otoritesi altında yönetilmesi demektir. Direct, yönetimi üstlenen kurumun değiştiğini belirtir; sömürge denetiminin sona erdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

replacing company rule with direct colonial rule hangi değişimi anlatır?

  1. Sömürge denetimi sona erdi ve yerel özyönetim başladı.
  2. Denetim İngiliz hükûmetinden yeniden bir ticaret şirketine geçti.
  3. Denetim bir ticaret şirketinden İngiliz hükûmetinin doğrudan yönetimine geçti.
Cevabı göster

Denetim bir ticaret şirketinden İngiliz hükûmetinin doğrudan yönetimine geçti.

deposing the last Mughal emperor Kelime

4:48

son Babür imparatorunu tahttan indirerek

Kelime

depose a ruler: bir hükümdarı tahttan indirmek

Depose a ruler, bir kişiyi genellikle siyasi bir eylemle veya zor kullanarak yönetim makamından uzaklaştırmak demektir. deposing the last Mughal emperor ifadesinde eyleme maruz kalan imparatordur: başka kişiler onun makamını ve yetkisini elinden alır. Depose, remove gibi genel bir fiilden daha özeldir. Yönetici konumunun kaybedilmesini belirtir; tek başına yöneticinin öldürüldüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle dışarıdan bir grubun bir başkanı zorla görevden uzaklaştırdığını anlatır?

  1. The voters reelected the president for another term.
  2. The president resigned after losing public support.
  3. The generals deposed the president and seized power.
Cevabı göster

The generals deposed the president and seized power.

and sending him into exile. Kalıp ifadeler

4:50

ve onu sürgüne göndererek.

Kalıp ifadeler

send someone into exile: birini sürgüne göndermek

Send someone into exile, bir kişiyi genellikle siyasi nedenlerle ülkesinden, evinden veya güç merkezinden zorla uzaklaştırıp başka bir yerde yaşamaya mecbur etmek demektir. sending him into exile ifadesinde him, gitmeye zorlanan kişidir. Into bir durum değişikliğini belirtir: kişi sürgün durumuna girer. Bu ifade yalnızca başka bir yere yolculuk etmeyi değil, zorla uzaklaştırılmayı anlatır.

Alıştırma

Rejimin lideri siyasi nedenlerle evinden uzakta yaşamaya zorladığını anlatan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The regime sent the opposition leader ____.

Cevabı göster

into exile

And so, over three centuries after its founding,

4:52

Ve böylece, kuruluşundan üç yüzyıldan fazla bir süre sonra,

the Mughal Empire came to an end. Kalıp ifadeler

4:56

Babür İmparatorluğu sona erdi.

Kalıp ifadeler

came to an end: son noktaya ulaşıp bitmek

Come to an end, bir süredir devam eden bir şeyin durması veya son noktasına ulaşması demektir. Came to an end bunun geçmiş zaman biçimidir. Bu cümlede varlığı sona eren şey imparatorluğun kendisidir. İfadeyi fiziksel bir son noktaya doğru hareket olarak değil, bir bütün hâlinde kalıp ifade olarak anlayın. Bir dönem, süreç veya olay hakkındaki anlatıyı bitirirken sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi come to an end ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After three hours, the meeting finally ____.

Cevabı göster

came to an end

The emperors of the Mughal Empire

5:01

Babür İmparatorluğu'nun imparatorları

were descended from two of history's Kalıp ifadeler

5:03

tarihin iki

most powerful and most controversial leaders.

5:05

en güçlü ve en tartışmalı liderinin soyundan geliyordu.

Kalıp ifadeler

were descended from: ataları belirtmek

Be descended from, bir kişi veya grubun başka bir kişiyi ya da grubu atası olarak taşıması demektir. X is descended from Y yapısında X daha sonraki kuşaktan gelen torun, Y ise ata veya aile soyunun kaynağıdır. Burada imparatorların aile soyları iki lidere kadar götürülür. Bu yapıda descended aşağı doğru hareketi anlatmaz. Be biçimi zamanı ve tekillik-çoğulluğu gösterirken from, atayı, aileyi veya soy hattını belirtir.

Alıştırma

The emperors were descended from the two leaders hangi ilişkiyi ifade eder?

  1. İmparatorlar iki liderin atalarıydı.
  2. İmparatorlar liderlerin bulunduğu yerden fiziksel olarak aşağı hareket etti.
  3. İki lider imparatorların atalarıydı.
Cevabı göster

İki lider imparatorların atalarıydı.

Were these men only brutal conquerors,

5:08

Bu adamlar sadece acımasız fatihler miydi,

or is there more to their legacies? Anlatım akışı

5:11

yoksa miraslarında daha fazlası var mı?

Anlatım akışı

Is there more to their legacies?: miraslarının daha karmaşık yönleri var mı?

“Is there more to X?” kalıbı, X’in ilk ve basit görüşün ötesinde önemli yönleri olup olmadığını sorar. Burada their legacies, bu adamların bıraktığı fiziksel eşyaları değil, uzun süreli tarihsel etkilerini ve itibarlarını anlatır. Bu or sorusu, “Were these men only brutal conquerors” ifadesinin ardından gelerek tek bir etiketi kabul etmek yerine konuyu yeniden açar. İzleyiciyi basit bir evet-hayır yargısından daha karmaşık bir değerlendirmeye yönlendirir.

Alıştırma

“or is there more to their legacies?” izleyiciyi neyi düşünmeye çağırıyor?

  1. Adamların daha fazla sayıda fiziksel eşya bırakıp bırakmadığını
  2. Adamların eşyalarını daha fazla kişinin alması gerekip gerekmediğini
  3. Adamların kalıcı etkisinin tek bir basit etiketten daha karmaşık olup olmadığını
Cevabı göster

Adamların kalıcı etkisinin tek bir basit etiketten daha karmaşık olup olmadığını

It's up to you to decide Ton ve niyet

5:13

Karar vermek size kalmış

Ton ve niyet

It's up to you to decide: karar vermek sana kalmış

“It’s up to you to decide”, son seçimi yapma hakkının veya sorumluluğunun dinleyicide olduğunu belirtir. Buradaki up to you sabit bir ifadedir ve fiziksel bir konumu anlatmaz; to decide ise dinleyiciye bırakılan eylemin karar vermek olduğunu gösterir. Bu kapanışta konuşmacı soruyu ortaya koyar, ancak son yargıyı izleyiciye bırakır. Aynı kalıp günlük durumlarda bir seçimi karşı tarafa bırakmak için de kullanılabilir: “It’s up to + person + to + verb.”

Alıştırma

Son seçimin dinleyicide olduğunu göstermek için up to kullanarak cümleyi tamamlayın: Both plans work. It's ____ to decide.

Cevabı göster

up to you

with these videos.

5:15

bu videolarla.