Babür İmparatorluğu'nun yükselişi ve çöküşü - Stephanie Honchell Smith: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Babür’ün 1526’da Kuzey Hindistan’daki zaferinden başlayarak Babür İmparatorluğu’nun genişlemesini, zenginliğini, kültürel başarılarını ve iç krizlerini; ardından Britanya sömürge yönetimini ve imparatorluğun 19. yüzyıldaki sonunu ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. gain a foothold — Deyimler ve Mecazi İfadeler: İfadenin gerçek anlamda ayağa basacak yer bulmayı değil, ilerlemeyi mümkün kılacak ilk konumu veya dayanağı elde etmeyi anlattığını kavrayabilirsiniz. Bir hanedanın bölgede yer edinmeye başlamasını ya da bir şirketin, hareketin veya siyasi gücün yeni bir alana girmesini anlatırken kullanılabilir. 2. took the reins as co-ruler. — Deyimler ve Mecazi İfadeler: Bir hayvanı yönlendiren dizginleri ele alma görüntüsünün, kontrolü üstlenme anlamına dönüştüğünü fark edebilirsiniz. Burada Nur Cihan’ın eşiyle birlikte fiilî yönetim yetkisi kullanmasını anlatır; ayrıca bir kuruluşun veya zor bir durumun yönetimini devralan kişiler için de kullanılabilir. 3. replacing company rule with direct colonial rule, — Kültür, Medya ve Gerçek Dünya Bağlamı: Britanya Doğu Hindistan Şirketi’nin yönetimi ile Britanya devletinin resmî ve doğrudan sömürge yönetimini birbirinden ayırabilirsiniz. Bu ifade, 1857 ayaklanmasından sonraki kurumsal iktidar devrini takip etmeyi ve bunun Hindistan’ın sömürge yönetiminde neden belirleyici bir değişim olduğunu anlamayı sağlar.
Bu derste
what is now northern India: geçmişi bugünün coğrafyasıyla konumlandırmak
what is now + günümüzde kullanılan bir yer tanımı, geçmişteki bir konumu bugünün coğrafyasına göre belirtir. Buradaki what bir soru oluşturmaz. what is now northern India ifadesinin tamamı in sözcüğünden sonra gelir ve “bugün kuzey Hindistan olan bölge” anlamını taşır. Bu yapı, geçmişteki bir olayı günümüzdeki bir konumla ilişkilendirir. Aynı adın veya siyasi sınırların 1526'da da var olduğunu söylemez.
Alıştırma
Tarihî bir konumu anlatan bu cümleyi what is now ile tamamlayın: The ancient settlement stood in ____ southern Turkey.
Cevabı göster
what is now
and Sultan Ibrahim Lodhi is about to face off Öbek fiiller
0:10ve Sultan İbrahim Ludi karşı karşıya gelmek üzere
face off against: bir rakiple doğrudan karşı karşıya gelmek
face off against + rakip, o rakiple doğrudan karşı karşıya gelmek veya yarışmak demektir. Face off tek bir öbek fiildir; off ayrı yorumlanmaz ve against karşı taraftaki kişiyi veya grubu tanıtır. Burada bu ifade, prensi Sultan İbrahim Lodi'nin askerî rakibi olarak gösterir. Tarafsız bir buluşmayı değil, yaklaşan bir çatışmayı anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle iki adayın münazarada doğrudan birbirleriyle yarışacağını söylüyor?
- The two candidates will meet after the debate.
- The two candidates will work together during the debate.
- The two candidates will face off against each other in the debate.
Cevabı göster
The two candidates will face off against each other in the debate.
To quash the threat: amaç ve güçlü biçimde bastırma
To quash the threat, amaç bildiren bir to-infinitive öbeğidir; ardından gelen eylemin neden yapıldığını açıklar. Quash, bir tehdidi sürmeden veya büyümeden önce bastırmak ya da sona erdirmek anlamına gelen resmî ve güçlü bir fiildir. Burada odak yalnızca bir rakibi yenmek değil, birinin iktidarına yönelik meydan okumayı ortadan kaldırmaktır.
Alıştırma
Bu resmî cümleyi en iyi hangi fiil tamamlar? The authorities acted quickly to (blank) the rebellion before it spread.
- observe
- quash
- postpone
Cevabı göster
quash
But it's said that: karşıtlık ve dolaylı kaynak gösterme
But bir karşıtlık veya düzeltme belirtir; sonraki bilgi, daha önce söylenenlerle karşı karşıya konur. Ardından gelen it's said that, sonraki cümleciği anlatıcının doğrudan iddiası olarak değil, aktarılan veya geleneksel bir anlatım olarak sunar. Buradaki it biçimsel öznedir ve daha önce sözü edilen belirli bir şeyi göstermez. Bu kişisiz edilgen yapı kaynağı belirtmez ve anlatıcının iddiayı kesin bir gerçek olarak sahiplenme derecesini azaltır.
Alıştırma
Bir müze rehberi resmî anlatımla doğrulanmamış yerel bir hikâyeyi karşılaştırmak istiyor. Hangi cümle uygundur?
- But the survey proves that a secret passage runs beneath the castle.
- But it's said that a secret passage runs beneath the castle.
- But I personally found the secret passage beneath the castle.
Cevabı göster
But it's said that a secret passage runs beneath the castle.
had long harbored ambitions of building: geçmişte uzun süredir taşınan bir hedef
Burada had long harbored, “uzun zamandır zihninde taşıyordu” anlamına gelir. Harbor burada bir düşünceyi, umudu veya duyguyu içinde tutmayı anlatan bir fiildir; bu kullanımda “liman” anlamına gelmez. Past perfect yapıdaki had harbored, devam eden bu hırsı geçmişteki daha sonraki bir noktadan önceye yerleştirir; long ise sürenin uzunluğunu vurgular. Ambitions of building, onun neyi başarmayı umduğunu belirtir. İngilizcede of sonrasında fiilin -ing biçimi kullanılır; bu nedenle aktarılabilir kalıp had long harbored ambitions of + -ing şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: Before the scholarship arrived, Maya ____ studying abroad.
Cevabı göster
had long harbored ambitions of
Though he was descended from some of the world's most successful conquerors, Dilbilgisi
0:35Dünyanın en başarılı fatihlerinden bazılarının soyundan gelmesine rağmen,
gain a foothold: ilk sağlam konumu elde etmek
Gain a foothold ifadesinde foothold mecaz anlamda kullanılır. İfade, bir yerde, pazarda, alanda veya grupta küçük ama görece sağlam bir konum kurarak ileride büyümeyi ya da etkiyi artırmayı mümkün kılmak anlamına gelir. Burada istikrarlı bir güç tabanı kurmaya çalışıyordu. Struggled to, bu ilk konumu elde etmenin bile zor olduğunu gösterir; kontrolü ele geçirdiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Küçük bir şirket yeni bir pazarda ilk düzenli müşterilerini kazanmış ve büyümeye başlayabilecek duruma gelmiştir. Bu durumu en iyi hangi cümle açıklar?
- The company now dominates every part of the new market.
- The company has begun to gain a foothold in the new market.
- The founder has gotten a foot in the door with one potential client.
Cevabı göster
The company has begun to gain a foothold in the new market.
Though ... he struggled to ...: beklenmedik sonuç bildiren ödünleme yapısı
Though bir ödünleme ilişkisi kurar: Ünlü fatihlerin soyundan gelmesi, başarıya ulaşmasının kolay olacağını düşündürebilir. Ancak ana cümle he struggled to ... beklenmedik sonucu, yani yine de zorluk çektiğini anlatır. Aktarılabilir bilgi düzeni Though + tam yan cümle, ana cümle şeklindedir. Bunu zaman sırasına konmuş iki olay olarak değil, “bu gerçeğe rağmen karşıt veya şaşırtıcı bir sonuç ortaya çıktı” şeklinde anlayın.
Alıştırma
Hangi cümle, beklenen bir avantajın ardından gerçek bir zorluk geldiğini Though ile doğru biçimde gösterir?
- Though Ava had studied all week, she struggled to remember the answers.
- Though Ava had studied all week, but she struggled to remember the answers.
- Because Ava had studied all week, she remembered every answer.
Cevabı göster
Though Ava had studied all week, she struggled to remember the answers.
turn one's attention to: odağı yeni bir hedefe çevirmek
Turn one's attention to + isim, odağı, çabayı veya eylemi yeni bir konuya ya da hedefe yöneltmek anlamına gelir. One's özneye göre değişir: I turned my attention, she turned her attention ve they turned their attention. Cümledeki turned his attention to India, başka bir yerde yaşanan zorluklardan sonra gerçekleşen stratejik bir yön değişikliğini gösterir. Yalnızca Hindistan'ı fark ettiği anlamına gelmez; Hindistan onun yeni odağı olmuştur.
Alıştırma
Cümleyi turn one's attention to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After checking the schedule, Mina ____ the travel budget.
Cevabı göster
turned her attention to
where his descendants stayed and built the Mughal Empire,
0:47soyundan gelenlerin kaldığı ve Babür İmparatorluğu'nu kurduğu yere,
one of the wealthiest and most powerful states Dilbilgisi
0:51en zengin ve en güçlü devletlerinden birini
one of the wealthiest and most powerful states: one of the + en üstünlük sıfatı + çoğul isim
One of the wealthiest and most powerful states, Babür İmparatorluğu'nun en zengin ve en güçlü sayılan devletler grubuna ait olduğunu belirtir. Onun tek başına en zengin veya en güçlü devlet olduğu anlamına gelmez. Kullanılabilir kalıp one of the + en üstünlük derecesindeki sıfat + çoğul sayılabilen isim şeklindedir. Burada wealthiest ve most powerful sözcüklerinin ikisi de states sözcüğünü niteler. Birkaç devletten oluşan gruptan bir üye seçildiği için states çoğuldur.
Alıştırma
Hangi cümle, bu kütüphanenin şehirdeki en eski kütüphaneler grubunda yer aldığını doğru biçimde ifade eder?
- This is one of oldest libraries in the city.
- This is one of the oldest libraries in the city.
- This is one of the oldest library in the city.
Cevabı göster
This is one of the oldest libraries in the city.
home to nearly a quarter of the global population: bir yerin barındırdıklarını anlatan be home to
Bu cümlede home to nearly a quarter of the global population, Babür İmparatorluğu'nu dünya nüfusunun neredeyse dörtte birinin yaşadığı yer olarak tanımlar. Buradaki home özel bir ev anlamına gelmez. Bu sözler Mughal Empire ifadesine bağlanan kısaltılmış bir betimleme oluşturur. Tam bir cümlecikte kullanılabilen kalıp be home to + insanlar veya şeyler şeklindedir. Bu insanların veya şeylerin o yerde yaşadığını, bulunduğunu ya da saklandığını belirtir. Nearly a quarter, %25'ten biraz daha az demektir.
Alıştırma
Cümleyi be home to kalıbının doğru biçimiyle tamamlayın: The museum ____ a collection of rare maps.
Cevabı göster
is home to
Babur died just four years after that fateful battle, Kelime
0:59Babür o kader belirleyici savaştan sadece dört yıl sonra öldü,
fateful battle: sonrasında yaşananları şekillendiren savaş
Bu cümlede fateful, savaşı daha sonra yaşananlar üzerinde büyük ve çoğu zaman ciddi sonuçları olan bir dönüm noktası olarak tanımlar. Yalnızca savaşın talihsiz ya da tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Yazarlar, sonraki önemi artık bilinen bir olaya geçmişten bakarken sık sık fateful sözcüğünü kullanır. Bu nedenle a fateful battle, tarihin akışını şekillendiren bir savaştır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz tam cümleyi seçin. /t/ sesinden sonra /f/ olup olmadığına dikkat edin.
- That fateful decision changed the kingdom's future.
- That fatal decision changed the kingdom's future.
Cevabı göster
That fateful decision changed the kingdom's future.
but his own memoirs and the work of his descendants
1:03ama kendi anıları ve soyundan gelenlerin eserleri
immortalized him in colorful fashion: canlı biçimde tasvir ederek uzun süre hatırlanmasını sağlamak
Immortalized him, kendi anılarının ve soyundan gelenlerin eserlerinin Babür'ün adını ve imgesini kültürel bellekte kalıcı hâle getirdiği anlamına gelir. Bu mecazi bir kullanımdır; eserler onu fiziksel olarak ölümsüz yapmamıştır. In colorful fashion onun nasıl sunulduğunu açıklar: canlı, akılda kalıcı ve çarpıcı ayrıntılarla. Buradaki colorful, anlatımın canlılığını belirtir; mutlaka gerçek anlamda çok sayıda renk kullanıldığı anlamına gelmez.
Alıştırma
İngilizce cümleyi okuyun ve anlamını seçin: The biography immortalized the painter in colorful fashion.
- Biyografi yalnızca ressamın kıyafetlerinin renklerini gösterdi.
- Biyografi, ressamı fiziksel olarak sonsuza dek hayatta tuttu.
- Biyografi, izleyicilerin ressamı uzun süre canlı bir biçimde hatırlamasını sağladı.
Cevabı göster
Biyografi, izleyicilerin ressamı uzun süre canlı bir biçimde hatırlamasını sağladı.
how Babur, having recently given up drinking, Öbek fiiller
1:12yakın zamanda içkiyi bırakan Babür'ün,
given up drinking: give up + -ing ile bir alışkanlığı bırakmak
Bu cümlede given up drinking, “alkol içmeyi bırakmış” anlamına gelir. Bu bağlamda drinking sözcüğünden sonra ne içildiği belirtilmiyorsa genellikle alkol kastedilir. give up + -ing yapısı, bir etkinliği ya da alışkanlığı bırakmak demektir. having recently given up drinking bir perfect participle yapısıdır; içkiyi bırakmanın Babür'ün havuzu doldurmasından önce olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın alkol içme alışkanlığını bıraktığı anlamına gelir?
- Maya stopped to drink alcohol.
- Maya gave up drinking alcohol.
- Maya gave up to drink alcohol.
Cevabı göster
Maya gave up drinking alcohol.
rather than wine: B yerine A'yı seçmek
rather than wine ifadesinde rather than, seçilmeyen alternatifi yani wine'ı tanıtır: havuz wine ile değil, lemonade ile doldurulmuştur. Yeniden kullanılabilir kalıp A rather than B'dir; B yerine seçilen, kullanılan ya da doğru olan A'dır. Burada lemonade ve wine, with sözcüğünü paylaşan paralel isimlerdir: with lemonade rather than wine. Ortak sözcükleri tekrarlamak gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi rather than ile tamamla: We took the train ____ the plane.
Cevabı göster
rather than
commissioned exquisite miniature paintings: zarif minyatür resimlerin yapılmasını resmen sipariş etmek
Burada commissioned exquisite miniature paintings, sanatçılardan özenli minyatür resimler yapmalarının resmî olarak istendiğini ve bunun için genellikle ödeme yapıldığını anlatır. Bunlar Ekber'in amacı için üretilmiş yeni eserlerdi; onun yalnızca satın aldığı hazır eserler değildi. Commission, commission a portrait örneğinde olduğu gibi eseri nesne olarak alabilir. Commission an artist to create a portrait yapısında ise eseri yapacak kişi belirtilir. Bu sanat tarihi bağlamında miniature paintings, küçük boyutlu ve çok ayrıntılı resimli anlatımları ifade eder.
Alıştırma
Bir müze, yeni bir duvar resmi yapması için bir sanatçıya önceden ödeme yaptı. Bu durumu hangi cümle doğru anlatır?
- The museum commissioned an artist to create a new mural.
- The museum borrowed a mural for the weekend.
- The museum bought an existing mural at an auction.
Cevabı göster
The museum commissioned an artist to create a new mural.
drunkenly slumped over his horse: sarhoş hâlde atının üzerine yığılmış
Slumped over his horse, üst bedeninin dik kalmak yerine öne doğru çöktüğünü ve atın üzerine gevşekçe yığıldığını anlatır. Slump over; yorgunluk, hastalık, sarhoşluk veya güç kaybından kaynaklanabilen çökmüş ve kontrolsüz bir duruşu ifade eder. Drunkenly, onun neden bu duruşta olduğunu açıklar. Bu ifade, yalnızca ata bindiğini veya öne eğildiğini söylemekten daha canlı bir görüntü oluşturur.
Alıştırma
Ben bütün gece çalıştıktan sonra uyuyakaldı ve vücudu masanın üzerine doğru çöktü. Hangi cümle bu duruma uygundur?
- Ben leaned over his desk to read a small note.
- Ben stood upright beside his desk.
- Ben slumped over his desk.
Cevabı göster
Ben slumped over his desk.
It was Akbar who consolidated: eylemi yapan kişiyi vurgulama
It was + vurgulanan kişi + who + yan cümle yapısı bir cleft sentence, yani odaklama cümlesidir. Burada Akbar odak konumuna yerleştirilir; dolayısıyla cümle, Babür gücünü pekiştiren kişinin başka biri değil Akbar olduğunu belirtir. Odaklama çerçevesi çıkarıldığında Akbar consolidated Mughal power. aynı temel olayı daha tarafsız biçimde bildirir. Bu yapı, eylemi kimin yaptığını cevaplamak, netleştirmek ya da yanlış bir tahmini düzeltmek için kullanılır; buradaki it herhangi bir nesneyi göstermez.
Alıştırma
Bulmacayı çözen kişinin Maya olduğunu vurgulamak için It was ... who ... kalıbını aynen kullanın: ____ Maya ____ solved the puzzle.
Cevabı göster
It was · who
which in turn increased: neden-sonuç zincirindeki bir sonraki sonucu bağlama
Bu cümlede which, önceki düşünceyi —köylüler için sağlanan korumaları— yeni bir yan cümleye taşır ve bu düşünce sonraki sonuçların nedeni olur. In turn, bu sonuçların neden-sonuç dizisinin bir sonraki halkası olduğunu gösterir. Böylece bilgi bir zincir halinde ilerler: korumalar oluşturulur, ardından üretkenlik artar ve daha fazla vergi geliri elde edilir. Burada in turn, “sonuç olarak” ya da “bunun devamında” demektir; insanların sırayla bir şey yapması anlamına gelmez.
Alıştırma
İlk sonucun bir sonraki sonuca neden olduğunu gösteren ifadeyi seçin: The new software saved time, ___ allowed the team to finish earlier.
- which in turn
- who in turn
- which in return
Cevabı göster
which in turn
embarked on military campaigns: düzenli askerî harekâtları resmen başlatmak
Bu cümlede embarked on military campaigns, “bir dizi düzenli askerî harekât başlattı” anlamına gelir. Embark on, büyük veya zorlu bir faaliyete ciddi ve bilinçli biçimde girişmeyi anlatır; burada gerçekten bir gemiye binmekten söz edilmez. Military campaign, bir hedefe yönelik olarak planlanmış ve birbiriyle bağlantılı askerî operasyonlar bütünüdür; yalnızca tek bir muharebe değildir. Bu nedenle ifade, toprak genişletmek için yapılanları anlatan resmî bir tarih metnine uygundur.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: After years of planning, the museum ____ a major renovation project.
Cevabı göster
embarked on
swore allegiance to him: ona resmî olarak bağlılık sözü vermek
Bu cümlede swore allegiance to him, “ona sadık kalacağına dair resmî bir söz verdi” anlamına gelir. Swore, swear fiilinin geçmiş zaman biçimidir; to him ise bu bağlılığın yöneltildiği kişiyi belirtir. Allegiance; birini sevmekten, ona hayran olmaktan veya genel olarak desteklemekten daha güçlü ve resmî bir bağlılıktır. Özellikle tarihî, siyasi, askerî veya törensel bağlamlarda bir hükümdarın, ülkenin, hükûmetin, anayasanın, kuruluşun ya da davanın otoritesini kabul etme anlamını taşır.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: At the ceremony, the officers ____ the constitution.
Cevabı göster
swore allegiance to
made brutal examples of those who resisted: direnenleri acımasızca cezalandırıp ibret yapmak
Make an example of someone, bir kişiyi başkaları da aynı şeyi yapmaktan korksun diye ağır biçimde cezalandırmak demektir. Bu cümlede cezalandırılanlar those who resisted ifadesiyle belirtilir; brutal ise cezanın son derece acımasız olduğunu gösterir. Bu ifade tarafsız bir örnek sunmak anlamına gelmez. Cezalandırılan kişinin başına gelenleri başkalarına yönelik bir uyarıya dönüştürür. Birden fazla direnişçi bu şekilde cezalandırıldığı için examples çoğul kullanılmıştır.
Alıştırma
Hangi durum, bir kişinin başkalarına uyarı olması için cezalandırılmasını en iyi gösterir?
- Antrenör bir oyuncudan ısınma hareketini göstermesini ister.
- Tekrarlanan hilelerden sonra antrenör, tüm takımı uyarmak için bir oyuncuyu herkesin önünde maçtan men eder.
- Antrenör takıma iyi sportmenliği anlatan bir hikâye söyler.
Cevabı göster
Tekrarlanan hilelerden sonra antrenör, tüm takımı uyarmak için bir oyuncuyu herkesin önünde maçtan men eder.
His conquests opened access to port cities Kalıp ifadeler
1:53Fetihleri liman şehirlerine erişim açtı
opened access to port cities: bir yol veya fırsat yaratmak
Burada opened access to, liman kentlerine ulaşmayı ve bu kentlerden yararlanmayı mümkün hâle getirdi anlamındadır. Bu yolu veya fırsatı yaratan neden fetihlerdir; access yalnızca bir kez içeri girme eylemini anlatmaz. Yapı open access to + yer, hizmet, pazar veya kaynak şeklindedir. Erişim kazanan kişiler bağlamdan anlaşılabilir ya da for ile başlayan bir ifadede belirtilebilir.
Alıştırma
Cümleyi open access to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The new bridge ____ several mountain villages for emergency crews.
Cevabı göster
opened access to
including silver and new crops from the Americas. Kültür
2:04Amerika'dan gelen gümüş ve yeni mahsuller de dahil.
bringing in incalculable wealth: ekonomik bir sonuç olarak zenginlik yaratmak
Ekonomi ve ticaret bağlamlarında bring in, özellikle para, gelir, yatırım veya zenginlik gibi değerli bir şeyi üretmek, çekmek ya da gelmesini sağlamak anlamına gelir. Buradaki bringing in incalculable wealth, ticaret bağlantılarının hesaplanamayacak kadar büyük bir zenginlik ürettiğini ve bölgeye çektiğini anlatır; zenginliği bir binanın içine taşımak anlamına gelmez. bringing in ... biçimindeki -ing yan cümlesi, daha önce anlatılan bağlantının sonucunu ekler. Bu yapı, önce bir olayı belirtip ardından onun etkilerinden birini açıklamayı sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede bring in, “gelir üretmek” anlamında kullanılmıştır?
- Please bring in the bicycles before it rains.
- The charity concert brought in enough money to repair the playground.
- The coach brought in a new player after halftime.
Cevabı göster
The charity concert brought in enough money to repair the playground.
silver and new crops from the Americas: küresel alışverişin bir işareti
Bu ifade, erken modern dönemde malların kıtalar arasında hareket ettiğine işaret eder. Amerika kıtalarında çıkarılan büyük miktarda gümüş, Asya’ya ulaşan ticaret ağlarına girmiş; mısır ve tatlı patates gibi ilk olarak Amerika kıtalarında evcilleştirilen ürünler de dünyanın başka bölgelerine yayılmıştır. Bu nedenle from the Americas burada yalnızca basit bir köken belirtmez. Cümlede anlatılan Hint Okyanusu bağlantılarının, zenginlik ve tarım ürünlerinin dolaştığı daha geniş bir küresel alışverişe bağlı olduğunun kanıtıdır.
Alıştırma
Bu cümlede “silver and new crops from the Americas” ayrıntısı esas olarak neyi gösteriyor?
- Gümüşün ve ürünlerin tamamı Babür limanlarında yerel olarak üretilmişti.
- Babür sarayı Amerika kıtalarını doğrudan yönetiyordu.
- Babür ticaret bağlantıları, uzak kıtaları birbirine bağlayan daha geniş bir alışverişin parçasıydı.
Cevabı göster
Babür ticaret bağlantıları, uzak kıtaları birbirine bağlayan daha geniş bir alışverişin parçasıydı.
As the Muslim ruler...: As + rol bildiren isim öbeği
As + rol bildiren isim öbeği, “... olarak” veya “... sıfatıyla” anlamına gelir. Cümlenin başında kullanıldığında, ana eylemi çerçeveleyen kimliği, sorumluluğu veya bakış açısını belirtir. Burada As the Muslim ruler..., Akbar’ın çabasını anlamaya yardımcı olan bir arka plan olarak onun hükümdarlık rolünü sunar. “O hükümdarken” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “... olarak” anlamına gelen iki harfli İngilizce sözcükle tamamlayın: ____ the team captain, Luis speaks for the whole squad.
Cevabı göster
As
worked to create internal cohesion: iç bütünlük oluşturmaya çalışmak
Work to + fiilin yalın hâli, bir hedefe ulaşmak için bilinçli çaba göstermek anlamına gelir. Bu cümlede worked to create, iç birliği Akbar’ın eylemlerinin hedefi olarak sunar. Internal cohesion, bir grup, kuruluş veya siyasi topluluk içindeki birlik ve iş birliği yapabilme becerisidir. Buradaki anlam fiziksel değil, soyuttur; ardından gelen by + -ing yapısı, hedefe ulaşmak için kullanılan yöntemi belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede worked to create internal cohesion bir kuruluş hedefini anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?
- The mechanic worked to create internal cohesion inside a loose engine part.
- Mina worked to create internal cohesion between two sheets of paper with glue.
- After the merger, the director worked to create internal cohesion within the company.
Cevabı göster
After the merger, the director worked to create internal cohesion within the company.
Mahabharata, an ancient Indian epic poem: eski bir Hint destanı
Mahabharata, antik Hindistan’a ait önemli bir destandır. an ancient Indian epic poem ad öbeği açıklayıcı bir ek bilgidir; dinleyicinin bilmeyebileceği bu özel adın ne tür bir eseri anlattığını hemen belirtir. Bu bağlamda Mahabharata’nın çeviri nüshaları sıradan kitaplar değil, önemli bir Hint kültür eserinin nüshalarıdır. Bu arka plan, bunların Müslüman soylulara verilmesine kültürel bir anlam katar.
Alıştırma
Bu cümlede an ancient Indian epic poem ifadesi Mahabharata hakkında ne bildiriyor?
- Mahabharata’yı Akbar’ın yazdığını söyler.
- Mahabharata’nın eski bir Hint destanı olduğunu belirtir.
- Çeviri nüshalarında kullanılan dili belirtir.
Cevabı göster
Mahabharata’nın eski bir Hint destanı olduğunu belirtir.
Akbar also hosted lively religious debates Kalıp ifadeler
2:28Ekber ayrıca canlı dini tartışmalara ev sahipliği yaptı
and the newly arrived Portuguese Jesuit missionaries
2:36ve yeni gelen Portekizli Cizvit misyonerlerin
defended the merits of their respective faiths. Kalıp ifadeler
2:39kendi inançlarının erdemlerini savunduğu.
hosted lively religious debates: canlı dinî tartışmalara ev sahipliği yaptı
Burada hosted, etkinliği düzenlemek ve gerçekleşeceği ortamı sağlamak anlamındaki bir fiildir. Doğrudan nesnesi, etkinliği belirten lively religious debates öbeğidir. Host çoğunlukla bir etkinlik adını doğrudan nesne olarak alır: host a debate, host a meeting veya host a conference. Lively, tartışmanın hareketli ve enerjik olduğunu anlatır; tek başına herkesin aynı fikirde olduğunu ya da tartışmanın dostça geçtiğini göstermez.
Alıştırma
Cümleyi host fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The science museum ____ a lively debate about space exploration.
Cevabı göster
hosted
defended the merits of their respective faiths: her grubun kendi inancının değerini savunması
To defend the merits of something, bir şeyin iyi, değerli veya desteklenmeye layık olduğunu gösteren gerekçeler sunmak demektir. Buradaki defended, fiziksel bir saldırıdan korumak değil, bir şeyin lehine gerekçeler sunmak; merits ise güçlü yönler veya değer demektir. Daha geniş tartışma bağlamında their respective faiths, farklı dinî katılımcıları her birinin temsil ettiği inançla eşleştirir. Respective, daha önce sözü edilen her kişi veya gruba ayrı ayrı ait olan ya da karşılık gelen anlamındadır.
Alıştırma
İki araştırmacının her birinin kendi yönteminin neden değerli olduğunu gerekçelerle açıkladığını en doğal biçimde hangi cümle anlatır?
- The two researchers defended the merits of their respective methods.
- The two researchers defended the merits of the same method.
- The two researchers briefly complimented one shared method.
Cevabı göster
The two researchers defended the merits of their respective methods.
While most participants viewed this as an intellectual exercise, Dilbilgisi
2:41Katılımcıların çoğu bunu entelektüel bir egzersiz olarak görürken,
Portuguese missionaries were disappointed by their failure
2:45Portekizli misyonerler başarısızlıklarından hayal kırıklığına uğradılar
While most participants ...: iki farklı tepkiyi karşılaştırmak
Buradaki While, zaman ilişkisi değil karşıtlık kurar. Baştaki yan cümle çoğunluğun olaya bakışını verir; ana cümle ise misyonerlerin farklı amacını ve hayal kırıklığına uğramış tepkisini gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp While A, B şeklindedir: önce bir gerçek veya bakış açısı verilir, sonra başka biriyle karşılaştırılır. Bu kullanımda while, karşıtlığın gücüne göre although, yani “-e rağmen”, ya da whereas, yani “oysa” gibi anlaşılabilir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: "While most players liked the new rule, a few thought it was unfair." While burada ne yapıyor?
- İki tepkinin tam olarak aynı anda gerçekleştiğini söyler.
- Oyunun ne kadar sürdüğünü açıklar.
- Çoğunluğun görüşünü farklı bir görüşle karşılaştırır.
Cevabı göster
Çoğunluğun görüşünü farklı bir görüşle karşılaştırır.
to convert: birinin başka bir dini benimsemesini sağlamak
Bu dinî bağlamda convert + kişi, o kişinin başka bir dini benimsemesini sağlamak veya onu buna ikna etmek anlamına gelir. Bu nedenle to convert Akbar, misyonerlerin Akbar'ın inancını değiştirme hedefini anlatır; bir dosyayı, birimi ya da nesneyi bir biçimden başka bir biçime dönüştürmeyi değil. Geçilecek din belirtiliyorsa yaygın kalıp convert someone to + din veya inançtır. failure to convert Akbar ifadesindeki to'lu mastar, gerçekleştiremedikleri hedefi belirtir.
Alıştırma
Bir tarih kitabında “They tried to convert the king.” ne anlama gelir?
- Kralın bir resmini dijital dosyaya dönüştürdüler.
- Kralın adını başka bir dile çevirdiler.
- Kralın kendi dinlerini benimsemesini sağlamaya çalıştılar.
Cevabı göster
Kralın kendi dinlerini benimsemesini sağlamaya çalıştılar.
the Taj Mahal and the Red Fort: önemli Babür anıtları
The Taj Mahal ve the Red Fort, Hindistan'da Babür yönetimi sırasında inşa edilen iki büyük anıtın özel adlarıdır. Agra'daki Tac Mahal büyük bir anıt mezar kompleksidir; Delhi'deki Kızıl Kale ise tahkim edilmiş bir saray kompleksidir. Burada Red Fort, kırmızı renkli herhangi bir kaleyi değil, belirli bir tarihî alanı adlandırır. Daha geniş cümlede bu adlar such as ifadesinden sonra gelir ve Babür mimarisinin başarılarına somut örnekler oluşturur. Bu özel adları tanımak, konuşmacının genel bir iddiayı ünlü örneklerle desteklediğini anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
“the Taj Mahal and the Red Fort” bu parçada nasıl bir rol oynar?
- İki modern Avrupa şehrinin adlarıdır.
- Her mermer mezar ve her kırmızı renkli kale için kullanılan genel terimlerdir.
- Babür mimarisinin büyük başarılarına örneklerdir.
Cevabı göster
Babür mimarisinin büyük başarılarına örneklerdir.
that housed 50,000 people: barındırmak anlamındaki house fiili
Burada housed, geçişli house fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve birine yer ya da barınma olanağı sağlamak anlamına gelir. Nesnesi 50,000 people ifadesidir; house burada isim değildir. that housed 50,000 people ilgi cümleciği palace sözcüğünü açıklar ve sarayın 50.000 kişiyi barındırdığını belirtir. Bir bina ya da kurum insanları, ofisleri, koleksiyonları veya ekipmanları barındırdığında da bu fiil kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi house fiilinin yalın biçimiyle tamamlayın: The emergency shelter can ____ up to 300 people.
Cevabı göster
house
the magnificent gold and jewel-encrusted Peacock Throne. Kültür
3:00görkemli, altın ve mücevherlerle süslenmiş Tavuskuşu Tahtı'nı.
gold and jewel-encrusted Peacock Throne: imparatorluk zenginliği ve gücü
Peacock Throne, sıradan bir sandalyenin genel adı değil, ünlü bir Babür imparatorluk tahtının özel adıdır. Bu ifadede gold ve jewel-encrusted tahtın gösterişli görünümünü anlatır; jewel-encrusted, yüzeyinin yoğun biçimde mücevherlerle kaplı veya süslü olduğu anlamına gelir. Bu betimleme, tahtı Babür sarayının zenginliğinin ve imparatorluk otoritesinin simgesi olarak sunar. Bu nedenle ad, tahtın görünümünün ötesinde tarihî ve siyasi bir anlam taşır.
Alıştırma
Vurgulanan ifade bu bağlamda ne anlatıyor?
- Ziyaretçilerin tavus kuşlarını izlediği bir odanın adıdır.
- Yalnızca tavus kuşu tüyleriyle süslenmiş sıradan bir sandalyeyi anlatır.
- Zenginlik ve hükümdarlık gücüyle ilişkilendirilen, gösterişli biçimde süslenmiş bir Babür imparatorluk tahtını belirtir.
Cevabı göster
Zenginlik ve hükümdarlık gücüyle ilişkilendirilen, gösterişli biçimde süslenmiş bir Babür imparatorluk tahtını belirtir.
Just the throne took...: tek bir ayrıntıyla ölçeği göstermek
Burada just, odağı the throne ile sınırlar: yalnızca tahtın yapımı yedi yıl sürmüştür. Kısa süre önce anlamına gelmez. Anlatıcı, bu kadar uzun süren tek bir nesneyi seçerek her ayrıntıyı sıralamadan bütün projenin ne kadar büyük olduğunu hissettirir. Just + isim öbeği + ... kalıbı, çarpıcı bir ayrıntıyla daha geniş bir düşünceyi desteklemeyi sağlar.
Alıştırma
Just the stage took three weeks to build cümlesinde just neyi vurgular?
- Tüm proje için yalnızca üç haftaya izin verildi.
- Sahne üç hafta önce tamamlandı.
- Yalnızca sahnenin yapımı üç hafta sürdü.
Cevabı göster
Yalnızca sahnenin yapımı üç hafta sürdü.
which contributed to the empire's stability. Anlatım akışı
3:12bu da imparatorluğun istikrarına katkıda bulundu.
which contributed to the empire's stability: bir olguyu etkisine bağlamak
Virgül + which yan cümlesi, önceki olgunun tamamına gönderme yapar: Babürlerin 180 yılda yalnızca altı hükümdarı vardı. Bu olgunun neden önemli olduğuna dair anlatıcının açıklamasını ekler. Contributed to, bir sonucun oluşmasına yardımcı oldu veya etkenlerden biriydi anlamına gelir. Tek neden olduğunu söylemeden bir nedeni sonuca bağlar. Burada cümle önce olguyu, sonra onun etkisini sunar.
Alıştırma
Hangi cümle yeni programı devam oranını artıran etkenlerden biri olarak sunuyor?
- The school introduced a new schedule, which was caused by better attendance.
- The school introduced a new schedule, which contributed to better attendance.
- The school introduced a new schedule, which guaranteed perfect attendance.
Cevabı göster
The school introduced a new schedule, which contributed to better attendance.
When the fourth emperor Jahangir struggled Kalıp ifadeler
3:15Dördüncü imparator Cihangir boğuşurken
struggled with alcohol and opioid addiction: süregelen bağımlılık sorunuyla mücadele etmek
Struggled with + bir sorun, kişinin ciddi bir zorlukla karşılaştığını ve bunu yönetmekte veya aşmakta güçlük çektiğini anlatır. Burada Jahangir’in alkol ve opioid bağımlılığından ciddi biçimde etkilendiği söyleniyor; bu, alkolle fiziksel olarak kavga ettiği anlamına gelmez. Bu yapı sağlık, duygu, öğrenme, iş veya toplumsal sorunları anlatmak için sıkça kullanılır. Yalnızca had a problem with demeye göre zorluğun sürmesini ve onunla başa çıkmak için gösterilen çabayı daha fazla vurgular.
Alıştırma
“Leo struggles with reading” ne anlama gelir?
- Leo bir okuyucuyla fiziksel olarak kavga ediyor.
- Leo zor bir kelime gördü ve sorunu hemen çözdü.
- Leo uzun süredir okumakta zorlanıyor.
Cevabı göster
Leo uzun süredir okumakta zorlanıyor.
his wife Nur Jahan took the reins as co-ruler. Deyimler
3:20eşi Nur Cihan eş hükümdar olarak dizginleri ele aldı.
took the reins as co-ruler: ortak hükümdar olarak yönetimi devraldı
Take the reins kelimesi kelimesine, bir atı yönlendirmek için kullanılan dizginleri tutmak demektir. Deyim olarak kontrolü ele almak veya liderlik etmeye başlamak anlamına gelir. Took geçmiş zamandır; dolayısıyla cümle Nur Jahan’ın yönetme yetkisini üstlendiğini söyler. As co-ruler, kontrolü hangi sıfatla üstlendiğini belirtir: tek hükümdar olmak yerine yönetimi başka bir hükümdarla paylaştı.
Alıştırma
Cümleyi take the reins ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the coach resigned, Kim ____ as team manager.
Cevabı göster
took the reins
attempted coup: siyasi iktidarı ele geçirmeye yönelik başarısız girişim
Coup, küçük bir grubun bir hükûmetin kontrolünü ele geçirmek için yaptığı ani ve yasa dışı bir harekettir. Attempted coup ise böyle bir hareketin iktidarı ele geçirmeyi başaramadığını anlatır. Burada in an attempted coup, generalin kadının kocasını esir almasını bu başarısız iktidarı ele geçirme girişiminin içine yerleştirir. İfade, sıradan bir protesto veya tartışmayı değil, devletin kontrolü için verilen ciddi bir mücadeleyi gösterir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. Coup sözcüğündeki ünlüye ve sondaki p'nin okunup okunmadığına odaklanın.
- The officers talked about the cup.
- The officers talked about the coop.
- The officers talked about the coup.
Cevabı göster
The officers talked about the coup.
negotiated his release: görüşmeler yoluyla özgürlüğünü sağladı
Negotiate someone's release, bir kişiyi elinde tutanlarla veya sorumlu makamlarla görüşerek o kişinin serbest bırakılmasını sağlamak demektir. She negotiated his release ifadesinde his iyelik biçimidir ve serbest bırakılan kişiyi gösterir; release ise isimdir. Bu ifade, görüşmelerin serbest bırakılmayı başarıyla sağladığını veya ayarladığını anlatır. Kadının hücreyi bizzat açtığı ya da adamı doğrudan serbest bırakma yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi negotiate fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After three days of talks, the diplomats ____ the hostages' release.
Cevabı göster
negotiated
and rallied the army to stop the rebellion. Kalıp ifadeler
3:29ve isyanı durdurmak için orduyu topladı.
rallied the army to stop the rebellion: isyanı durdurmak için orduyu birleştirip harekete geçirmek
Bu cümlede rallied, orduyu bir araya getirip düzenlemek ve harekete geçmesi için motive etmek anlamındaki geçmiş zamanlı bir fiildir. to stop the rebellion mastar öbeği, bu eylemin amacını belirtir. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp rally + bir grup + to + fiil şeklindedir. Genellikle insanları yalnızca aynı yere toplamak değil, ortak bir amaç için çabalarını ve enerjilerini birleştirmek anlamını taşır.
Alıştırma
Hangi cümle birinin bir grubu düzenleyip harekete geçmesi için motive ettiğini en iyi gösterir?
- The coach rallied the players to defend their lead.
- The coach sent the players home after practice.
- The coach counted the players before the game.
Cevabı göster
The coach rallied the players to defend their lead.
track down a tiger: bir kaplanın izini sürüp yerini bulmak
Track down, ipuçlarını izleyerek veya uzun süre arayarak bir kişiyi, hayvanı, nesneyi ya da kaynağı bulmak demektir. Bu cümlede to track down a tiger, av grubunun amacını belirtir; cümle tek başına başarılı olduklarını söylemez. Down, öbek fiilin bir parçasıdır ve aşağı doğru hareket anlamına gelmez. İfade genellikle belirli bir hedefin yerini bulmaya yönelik ısrarı, ipuçlarını veya çabayı çağrıştırır.
Alıştırma
Cümleyi track down ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After weeks of research, the journalist finally ____ the original source.
Cevabı göster
tracked down
"Though Nur Jahan be in form of a woman": arkaik ödünleme yapısında be
Though bir ödünleme yapısı başlatır: önce bir gerçeği sunar, ardından bir karşıtlık getirir. Bu dizede be, arkaik veya şiirsel bir ödünleme üslubunda kullanılan yalın biçimdir; anlatılan zamana göre modern İngilizcedeki was ya da is biçimine yaklaşık olarak karşılık gelir. in form of a woman, Nur Jahan'ın dış görünüşünün kadın biçiminde olduğunu anlatır. Virgül, ödünleme cümleciğinin henüz tamamlanmadığını ve devamında övgü ya da karşıtlık geleceğini gösterir. Bu, tarihî edebî bir dizedir; günlük modern konuşma için örnek bir kalıp değildir.
Alıştırma
Yargı: Though she be young, she leads the team well. sıradan modern bir konuşma için doğal bir seçim midir?
- Evet. Bu, modern ödünleme yapısının alışılmış biçimidir.
- Hayır. Arkaik veya şiirsel duyulur; sıradan modern konuşmada Though she was young, she led the team well. denir.
Cevabı göster
Hayır. Arkaik veya şiirsel duyulur; sıradan modern konuşmada Though she was young, she led the team well. denir.
Following the death of the sixth emperor Aurangzeb in 1707: resmî bir zaman geçişi
Following the death of the sixth emperor Aurangzeb in 1707 cümlenin başına yerleştirilen bir zaman ifadesidir. Burada Following, ardından veya sonrasında anlamına gelir ve devamındaki anlatının hangi zaman noktasını temel aldığını gösterir. Bu yapı tarihî sırayı düzenler: önce Aurangzeb'in ölümü, sonra ana cümledeki gelişmeler gelir. Zaman sırasını belirtir, otomatik olarak neden belirtmez; buradaki following ayrıca bir kişinin başka birinin arkasından yürümesi anlamında da değildir.
Alıştırma
Following ifadesini resmî bir zaman geçişini belirtmek için doğru kullanan cümle hangisidir?
- Following to the audit, the agency changed its rules.
- Follow the audit, the agency changed its rules.
- Following the audit, the agency changed its rules.
Cevabı göster
Following the audit, the agency changed its rules.
take the throne: hükümdar olmak ve tahta çıkmak
take the throne ifadesinde throne, bir hükümdarın konumunu ve yönetme yetkisini temsil eder. İfade, fiziksel olarak bir sandalyeyi almak değil, hükümdar olmak veya yönetmeye başlamak anlamına gelir. Burada took, take fiilinin geçmiş zaman biçimidir. seven emperors took the throne, o 21 yıllık dönemde yedi farklı imparatorun hükümdar olduğu anlamına gelir; ifade, her tahta geçişin barışçıl mı, miras yoluyla mı yoksa zorla mı gerçekleştiğini belirtmez.
Alıştırma
Cümleyi take the throne ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the queen died, her son ____.
Cevabı göster
took the throne
These frequent transitions of power: iktidarın tekrar tekrar el değiştirmesi
A transition of power, yönetme veya liderlik etme yetkisinin bir hükümdardan, hükümetten ya da gruptan diğerine geçmesidir. Çoğul biçim transitions bunun birden fazla kez yaşandığını, frequent ise değişimlerin sık olduğunu gösterir. These, daha önce tahta çıkan yedi imparatora gönderme yapar. İsim öbeğinin tamamı bu ayrı olayları tek bir konu altında toplar: iktidarı elinde tutan kişinin tekrar tekrar değişmesi.
Alıştırma
These frequent transitions of power burada ne anlama geliyor?
- Yönetme yetkisi tekrar tekrar bir imparatordan diğerine geçti.
- Birden fazla imparator günlük alışkanlıklarını değiştirdi.
- İmparatorluk başkentini birkaç kez taşıdı.
Cevabı göster
Yönetme yetkisi tekrar tekrar bir imparatordan diğerine geçti.
crises that plagued the empire: plague fiilinin kullanımı
Burada plagued, plague fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir şeyin bir kişiye ya da kuruma ciddi ve sürekli sorunlar yaşattığını belirtir. Krizler imparatorluğa tekrar tekrar zarar vermiştir; cümle, imparatorluğun gerçek anlamda tek bir salgına uğradığını söylemez. crises that plagued the empire içinde that plagued the empire, crises sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciğidir. Soruna yol açan krizlerdir; etkilenen ise imparatorluktur. Bu yapı, uzun süren başka olumsuz sorunlarla da kullanılabilir.
Alıştırma
Ciddi ve tekrarlanan bir sorunu göstermek için cümleyi plague fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: For months, equipment failures ____ the research team.
Cevabı göster
plagued
In response to this turmoil: tepki ilişkisini göstermek
In response to this turmoil, cümlenin başında yer alarak sonraki eylemi daha önce anlatılan çalkantıya verilmiş bir tepki olarak sunar. Önceki koşulları sonrasında olanlara bağlar ve okurun durum ile tepki arasındaki ilişkiyi izlemesini sağlar. Buradaki response yalnızca sözlü bir yanıt değildir. Bir eylem, politika, ret veya başka bir tepki olabilir. Yeniden kullanılabilen kalıp in response to + isim veya -ing biçimidir.
Alıştırma
Sabit ifadeyi bir sözcükle tamamlayın: In ____ to residents' concerns, the council changed the plan.
Cevabı göster
response
broke away from Mughal control: siyasi ayrılık
Break away from, bir grup, kuruluş, sistem ya da denetleyici güçten ayrılmak demektir. Burada broke away from Mughal control, bölgesel liderlerin Babür otoritesini artık kabul etmediğini anlatır; fiziksel olarak bir şeyi kırmayı değil, siyasi ayrılığı ifade eder. Broke, break fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kalıp break away from + ayrılınan grup ya da denetim şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle bir ilin federasyondan ayrılıp siyasi olarak bağımsızlaştığını anlatır?
- The province broke away from the federation and formed its own government.
- The province stayed in the federation and gained more local powers.
- The province signed a trade agreement with the federation.
Cevabı göster
The province broke away from the federation and formed its own government.
offered military support to these regional rulers, Kalıp ifadeler
4:15bu bölgesel yöneticilere askeri destek teklif etti,
offered military support to these regional rulers: offer + yardım + to + alıcı
Offer military support to someone, bir kişiye, hükûmete ya da gruba askerî yardım önermek veya bu yardımı erişilebilir kılmak demektir. Burada military support, yalnızca sözlü onay değil, somut askerî yardımdır. Kalıp offer + sunulan şey + to + alıcı şeklindedir. Offered military support to these regional rulers ifadesinde military support sunulan şey, these regional rulers ise alıcılardır.
Alıştırma
Offer, military support ve to ifadelerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: During the crisis, the alliance agreed to ____ the neighboring state.
Cevabı göster
offer military support to
which in turn increased the company's political influence,
4:18bu da şirketin siyasi nüfuzunu artırdı,
enabling it to eventually take direct control Dilbilgisi
4:21sonunda doğrudan kontrolü ele almasını sağlayarak
of Bengal, one of the wealthiest regions in India.
4:24Hindistan'ın en zengin bölgelerinden biri olan Bengal'in.
enabling it to ...: bir sonucu belirtmek
Burada enabling it to..., önceki gelişmenin doğurduğu sonucu gösteren bir -ing ortaç yan tümcesidir. Doğu Hindistan Şirketinin etkisinin daha önce artmış olması, şirketin Bengal'i doğrudan kontrol edebilmesini sağladı; it, şirketi ifade eder. Yeniden kullanılabilen kalıp ana cümle, enabling + nesne + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bir neden veya gelişme ile onun oluşturduğu beceri ya da fırsatı doğrudan birbirine bağlar.
Alıştırma
Sonucu göstermek için cümleyi enable fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The new ramp removed the final barrier, ____ wheelchair users to enter the building.
Cevabı göster
enabling
large standing army: barış zamanında da tutulan kalıcı güç
Standing army, barış zamanında da savaş zamanında da hizmette tutulan kalıcı ve örgütlü bir askerî güçtür. Burada standing, fiziksel olarak ayakta durmayı değil, sürekli var olan veya yerleşik olmayı anlatır. Doğu Hindistan Şirketinin gücüne large standing army denmesi, şirketin yalnızca kısa bir acil durum için toplanmış birliklere değil, büyük ve kalıcı bir askerî güce sahip olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede standing army ne anlama gelir?
- Askerleri fiziksel olarak ayakta duran bir ordu.
- Barış zamanında bile muhafaza edilen kalıcı bir askerî güç.
- Yalnızca kısa bir acil durum için toplanan bir grup asker.
Cevabı göster
Barış zamanında bile muhafaza edilen kalıcı bir askerî güç.
aiming to force out ... and restore ...: iki paralel amacı ifade etmek
Bu cümlede virgülden sonra gelen aiming to..., ayaklanmanın amacını ekler. Örtük öznesi yine these troops ifadesidir; birliklerin ayaklanarak neyi başarmak istediğini gösterir. Buradaki aim, fiziksel olarak silah doğrultmak değil, “hedeflemek” anlamındadır. Tek bir to, yalın biçimdeki iki paralel fiili getirir: force out ve restore. İki fiil de aiming to yapısını paylaştığı için restore öncesinde to sözcüğünü tekrarlamak gerekmez.
Alıştırma
Hangi cümle aiming to kullanarak iki paralel amacı doğru biçimde ifade eder?
- The team changed the design, aiming to reduce costs and improve safety.
- The team changed the design, aiming reduce costs and improve safety.
- The team changed the design, aiming to reducing costs and improve safety.
Cevabı göster
The team changed the design, aiming to reduce costs and improve safety.
replacing company rule with direct colonial rule, Kültür
4:45şirket yönetimini doğrudan sömürge yönetimiyle değiştirerek,
replacing company rule with direct colonial rule: yönetim yetkisinin devri
replacing A with B yapısı, A’nın yerini B’nin alması demektir. Burada A company rule, B ise direct colonial rule ifadesidir; dolayısıyla sözcük sırası değişimin yönünü gösterir. Burada direct colonial rule, sömürgenin Doğu Hindistan Şirketi aracılığıyla değil, resmen İngiliz hükûmetinin otoritesi altında yönetilmesi demektir. Direct, yönetimi üstlenen kurumun değiştiğini belirtir; sömürge denetiminin sona erdiği anlamına gelmez.
Alıştırma
replacing company rule with direct colonial rule hangi değişimi anlatır?
- Sömürge denetimi sona erdi ve yerel özyönetim başladı.
- Denetim İngiliz hükûmetinden yeniden bir ticaret şirketine geçti.
- Denetim bir ticaret şirketinden İngiliz hükûmetinin doğrudan yönetimine geçti.
Cevabı göster
Denetim bir ticaret şirketinden İngiliz hükûmetinin doğrudan yönetimine geçti.
depose a ruler: bir hükümdarı tahttan indirmek
Depose a ruler, bir kişiyi genellikle siyasi bir eylemle veya zor kullanarak yönetim makamından uzaklaştırmak demektir. deposing the last Mughal emperor ifadesinde eyleme maruz kalan imparatordur: başka kişiler onun makamını ve yetkisini elinden alır. Depose, remove gibi genel bir fiilden daha özeldir. Yönetici konumunun kaybedilmesini belirtir; tek başına yöneticinin öldürüldüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle dışarıdan bir grubun bir başkanı zorla görevden uzaklaştırdığını anlatır?
- The voters reelected the president for another term.
- The president resigned after losing public support.
- The generals deposed the president and seized power.
Cevabı göster
The generals deposed the president and seized power.
send someone into exile: birini sürgüne göndermek
Send someone into exile, bir kişiyi genellikle siyasi nedenlerle ülkesinden, evinden veya güç merkezinden zorla uzaklaştırıp başka bir yerde yaşamaya mecbur etmek demektir. sending him into exile ifadesinde him, gitmeye zorlanan kişidir. Into bir durum değişikliğini belirtir: kişi sürgün durumuna girer. Bu ifade yalnızca başka bir yere yolculuk etmeyi değil, zorla uzaklaştırılmayı anlatır.
Alıştırma
Rejimin lideri siyasi nedenlerle evinden uzakta yaşamaya zorladığını anlatan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: The regime sent the opposition leader ____.
Cevabı göster
into exile
And so, over three centuries after its founding,
4:52Ve böylece, kuruluşundan üç yüzyıldan fazla bir süre sonra,
came to an end: son noktaya ulaşıp bitmek
Come to an end, bir süredir devam eden bir şeyin durması veya son noktasına ulaşması demektir. Came to an end bunun geçmiş zaman biçimidir. Bu cümlede varlığı sona eren şey imparatorluğun kendisidir. İfadeyi fiziksel bir son noktaya doğru hareket olarak değil, bir bütün hâlinde kalıp ifade olarak anlayın. Bir dönem, süreç veya olay hakkındaki anlatıyı bitirirken sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi come to an end ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After three hours, the meeting finally ____.
Cevabı göster
came to an end
most powerful and most controversial leaders.
5:05en güçlü ve en tartışmalı liderinin soyundan geliyordu.
were descended from: ataları belirtmek
Be descended from, bir kişi veya grubun başka bir kişiyi ya da grubu atası olarak taşıması demektir. X is descended from Y yapısında X daha sonraki kuşaktan gelen torun, Y ise ata veya aile soyunun kaynağıdır. Burada imparatorların aile soyları iki lidere kadar götürülür. Bu yapıda descended aşağı doğru hareketi anlatmaz. Be biçimi zamanı ve tekillik-çoğulluğu gösterirken from, atayı, aileyi veya soy hattını belirtir.
Alıştırma
The emperors were descended from the two leaders hangi ilişkiyi ifade eder?
- İmparatorlar iki liderin atalarıydı.
- İmparatorlar liderlerin bulunduğu yerden fiziksel olarak aşağı hareket etti.
- İki lider imparatorların atalarıydı.
Cevabı göster
İki lider imparatorların atalarıydı.
Is there more to their legacies?: miraslarının daha karmaşık yönleri var mı?
“Is there more to X?” kalıbı, X’in ilk ve basit görüşün ötesinde önemli yönleri olup olmadığını sorar. Burada their legacies, bu adamların bıraktığı fiziksel eşyaları değil, uzun süreli tarihsel etkilerini ve itibarlarını anlatır. Bu or sorusu, “Were these men only brutal conquerors” ifadesinin ardından gelerek tek bir etiketi kabul etmek yerine konuyu yeniden açar. İzleyiciyi basit bir evet-hayır yargısından daha karmaşık bir değerlendirmeye yönlendirir.
Alıştırma
“or is there more to their legacies?” izleyiciyi neyi düşünmeye çağırıyor?
- Adamların daha fazla sayıda fiziksel eşya bırakıp bırakmadığını
- Adamların eşyalarını daha fazla kişinin alması gerekip gerekmediğini
- Adamların kalıcı etkisinin tek bir basit etiketten daha karmaşık olup olmadığını
Cevabı göster
Adamların kalıcı etkisinin tek bir basit etiketten daha karmaşık olup olmadığını
It's up to you to decide: karar vermek sana kalmış
“It’s up to you to decide”, son seçimi yapma hakkının veya sorumluluğunun dinleyicide olduğunu belirtir. Buradaki up to you sabit bir ifadedir ve fiziksel bir konumu anlatmaz; to decide ise dinleyiciye bırakılan eylemin karar vermek olduğunu gösterir. Bu kapanışta konuşmacı soruyu ortaya koyar, ancak son yargıyı izleyiciye bırakır. Aynı kalıp günlük durumlarda bir seçimi karşı tarafa bırakmak için de kullanılabilir: “It’s up to + person + to + verb.”
Alıştırma
Son seçimin dinleyicide olduğunu göstermek için up to kullanarak cümleyi tamamlayın: Both plans work. It's ____ to decide.
Cevabı göster
up to you