Strafor ve Polistireni Geri Dönüştürmek Neden Bu Kadar Zor? | World Wide Waste | Business Insider: İngilizce çalışma notları
Business Insider
Video özeti: Mexico City'deki bir şirket, sağlık, taşıma, politika ve maliyet engellerine rağmen genleştirilmiş polistireni geri dönüştürüyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “Styrofoam is actually a brand” | Gerçek yaşam bağlamı: ticari markayı bardak köpüğünden ayırarak etiketleri ve geri dönüşüm iddialarını okuyun. 2. “The company says that” ... “but we were unable to independently verify that fact.” | Söylem: gazetecinin iddiayı kaynağa bağlayıp bağımsız kanıtın sınırını nasıl belirttiğini görün. 3. “make economic sense” | Eşdizim: planın maliyet ve fayda açısından uygulanabilir olması gerektiğini anlayıp çevresel çözümün büyük ölçekte işleyip işleyemeyeceğini değerlendirin.
Bu derste
What people refer to as Styrofoam is usually expanded polystyrene foam. Dilbilgisi
0:01İnsanların Styrofoam dediği şey genellikle genleştirilmiş polistiren köpüktür.
What people refer to as Styrofoam: özne olan kaynaşık ilgi yan tümcesi
Burada What people refer to as Styrofoam, “insanların Styrofoam dediği malzeme” anlamına gelir. What bir soru sormaz. “…… olan şey” fikrini kendi içinde taşıdığı için yan tümcenin tamamı bir ad öbeği gibi çalışır ve ana tümcenin öznesi olur. Yan tümcede what, refer to A as B yapısındaki A yerini doldurur: insanlar malzemeden Styrofoam diye söz eder. Bu kalıp “A'yı B diye adlandırmak veya tanımlamak” anlamına gelir ve bilinen bir adı daha kesin bir açıklamayla ilişkilendirmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede What people refer to as X, bir bildirme cümlesinin öznesi olan ad öbeği olarak kullanılmıştır?
- People refer to what as a shooting star?
- What do people refer to as a shooting star?
- What people refer to as a shooting star is actually a meteor.
Cevabı göster
What people refer to as a shooting star is actually a meteor.
Many think it can't be recycled, but it can. Dilbilgisi
0:06Birçok kişi bunun geri dönüştürülemeyeceğini düşünüyor, ama aslında dönüştürülebilir.
can't be recycled, but it can: can, can be recycled yerine geçiyor
can't be recycled ifadesinde can't, edilgen fiil öbeği be recycled ile devam eder. But'tan sonraki can, tekrarlanan can be recycled öbeğinin yerine geçer. Tam düşünce “Many think it can't be recycled, but it can be recycled.” şeklindedir. İngilizcede fiil öbeğinin geri kalanı açıksa çoğu zaman yalnızca can, will veya should gibi bir kiplik yardımcı fiili bırakılır. Burada can't yerine can kullanılması kısa ve doğrudan bir düzeltme yapar: geri dönüşüm mümkündür.
Alıştırma
can be reused yerine geçen kiplik yardımcı fiiliyle düzeltmeyi tamamlayın: Some people say this container can't be reused, but it ____.
Cevabı göster
can
That's likely because less than 1% of it gets recycled
0:08Bunun nedeni muhtemelen %1'inden bile azının geri dönüştürülmesi,
even though we make enough to fill more than 700 Empire State Buildings every year. Notlar
0:11oysa her yıl 700'den fazla Empire State Binası'nı dolduracak kadar üretiyoruz.
even though: İki gerçek olgu arasında karşıtlık kurma
Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: ana cümleyi şaşırtıcı kılan gerçek veya kabul edilmiş bir olguyu sunar. Burada üretilen miktarın çok büyük olması, çok daha fazla geri dönüşüm beklenmesine yol açabilir; ancak %1'inden azı geri dönüştürülür. İki gerçeği güçlü biçimde karşılaştırmak için even though + cümlecik yapısını kullanın. even though sonrasındaki cümlecik bir olasılık değil, gerçek olarak sunulur.
Alıştırma
Konuşan kişi yolların buzlu olduğunu biliyor, ancak okul açık. Hedef bağlacı kullanarak ikisini de gerçek olarak sunan cümle hangisidir?
- School is open even though the roads are icy.
- School is open even if the roads are icy.
- School is open because the roads are icy.
Cevabı göster
School is open even though the roads are icy.
enough to fill...: Miktarı ölçek karşılaştırmasına dönüştürme
Enough to fill more than 700 Empire State Buildings ifadesinde enough, miktarın to-infinitive ile belirtilen sonucu gerçekleştirmek için gereken düzeye ulaştığını gösterir. Yeniden kullanılabilecek yapı enough to + fiilin yalın hâlidir. Haber, soyut bir yıllık miktarı tanınmış gökdelenlerin kapasitesiyle karşılaştırarak gözde canlanabilen bir ölçeğe dönüştürür. Bu, varsayımsal bir kapasite karşılaştırmasıdır; herhangi bir binanın gerçekten doldurulduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Enerjinin gereken düzeye ulaştığını göstermek için cümleyi dersteki iki sözcüklük yapıyla tamamlayın: This solar panel produces ____ power the radio all day.
Cevabı göster
enough to
turn all this trash into treasure: atıktan değer yaratmak
Bu cümlede turn all this trash into treasure, atıkları yararlı veya değerli bir şeye dönüştürmek anlamına gelir. Treasure mecazidir; şirket mücevher ya da gömülü servet bulmuyor. turn A into B kalıbı bir durum veya işlev değişikliğini gösterir. Burada trash ile treasure arasındaki akılda kalıcı karşıtlık, yeniden kullanım yoluyla değer yaratılmasını vurgular; ardından photo frames gerçek ürünün adını verir.
Alıştırma
“Atığı yararlı bir şeye dönüştürmek” anlamındaki dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The repair class teaches students to ____ by making wallets from old packaging.
Cevabı göster
turn trash into treasure
or rather: az önce söyleneni düzeltmek ve netleştirmek
Or rather bir öz düzeltme işaretidir. Dinleyiciye, ardından gelen ifadenin az önce söylenen açıklamanın yerini aldığını veya onu daha kesin hâle getirdiğini bildirir; iki bölüm eşit seçenekler değildir. Burada treasure canlı ve genel bir adlandırmadır; photo frames ise somut ve doğru sonucu verir. Böylece konuşan kişi akılda kalıcı ifadeyi korur, sonra da hafif eğlenceli bir etkiyle onu netleştirir.
Alıştırma
Cümleyi iki kelimelik öz düzeltme işaretiyle tamamlayın: The train leaves late Thursday, ____, just after midnight on Friday.
Cevabı göster
or rather
But why aren't more companies doing this? Anlatım akışı
0:24Peki neden daha fazla şirket bunu yapmıyor?
But why aren't more companies doing this?:haberin yönünü belirleyen soru
Anlatıcı bu sorunun tamamını, orada bulunan birinden hemen yanıt almak için değil, haberin akışını yönlendirmek için kullanıyor. Önceki başarı örneğini haberin temel sorusuna dönüştürüyor: Bu geri dönüşüm yöntemi işe yarıyorsa daha yaygın şekilde benimsenmesini engelleyen nedir? But, olumlu örnekle bir karşıtlık kurar. Soru merak uyandırır, haberi engellere yöneltir ve sonraki bölümde daha fazla şirketin bu yöntemi neden benimsemediğinin açıklanacağını gösterir.
Alıştırma
"But why aren't more companies doing this?" sorusu haberde hangi görevi görüyor?
- Bir şirket temsilcisinden hemen yanıt vermesini ister.
- Haberin temel sorusunu ortaya koyar ve engellerin açıklanacağını gösterir.
- Çoğu şirketin yöntemi zaten benimsediğini belirtir.
Cevabı göster
Haberin temel sorusunu ortaya koyar ve engellerin açıklanacağını gösterir.
New materials countless in their numbers and varieties,
0:30Sayıları ve çeşitleri saymakla bitmeyen yeni malzemeler
Styrofoam is actually a brand developed by the Dow Chemical Company Kültür
0:36Styrofoam aslında Dow Chemical Company tarafından geliştirilmiş bir markadır
Styrofoam is actually a brand: marka adı ile malzeme teriminin farkı
Burada actually, yaygın bir düşüncenin düzeltildiğini gösterir. Styrofoam her tür köpüğün teknik adı değil, tescilli bir marka adıdır. Marka Dow Chemical Company tarafından geliştirilmiştir ve belirli polistiren yapı ve yalıtım ürünleriyle ilişkilidir. Gündelik Amerikan İngilizcesinde insanlar Styrofoam adını beyaz köpük bardaklar veya ambalaj malzemeleri için genel anlamda sıkça kullanır. Terimi doğru anlamak için marka adını daha geniş malzeme adlarından ayırın: Bir köpük ürün polistirenden yapılmış olabilir, ancak gerçek bir Styrofoam ürünü olmayabilir.
Alıştırma
Teknik bir malzeme tartışmasında Styrofoam adını en doğru kullanan ifade hangisidir?
- Styrofoam her tür plastik köpüğün bilimsel adıdır.
- Styrofoam bir marka adıdır; bu nedenle her polistiren köpük ürün mutlaka Styrofoam değildir.
- Her köpük bardak gerçek bir Styrofoam ürünüdür.
Cevabı göster
Styrofoam bir marka adıdır; bu nedenle her polistiren köpük ürün mutlaka Styrofoam değildir.
It only refers to a kind of plastic used in construction and insulation.
0:41Bu ad yalnızca inşaat ve yalıtımda kullanılan bir plastik türünü ifade eder.
There's actually no such thing as a Styrofoam cup. Kalıp ifadeler
0:45Aslında Styrofoam bardak diye bir şey yoktur.
no such thing as + isim öbeği
There's no such thing as X, X'in gerçek veya geçerli bir şey, kategori, düşünce ya da ad olarak var olmadığını kesin bir dille söylemenin yoludur. as sonrasındaki isim öbeği neyin reddedildiğini belirtir. Burada konuşmacı, a Styrofoam cup ifadesini teknik açıdan doğru bir ad olarak reddediyor; köpük bardakların bulunamayacağını söylemiyor. Yapının bir nesneyi, kavramı veya adı mı reddettiğini bağlam gösterir.
Alıştırma
Sabit ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: In standard geometry, there's ____ a four-sided triangle.
Cevabı göster
no such thing as
Instead, it's expanded polystyrene foam
0:48Söz konusu bardaklar aslında genleştirilmiş polistiren köpükten yapılır;
that is a kind of plastic scientists first created in the 1940s.
0:50bu, bilim insanlarının ilk kez 1940'larda ürettiği bir plastik türüdür.
Today, it's estimated that this kind of foam takes up about 30% of the world's landfills. Notlar
0:54Günümüzde bu tür köpüğün dünya genelindeki çöp depolama alanlarında yerin yaklaşık %30'unu kapladığı tahmin ediliyor.
kişisiz aktarım kalıbı olarak it's estimated that
It's estimated that + yan cümle, kişisiz edilgen bir aktarım kalıbıdır. Bir sayıyı veya sonucu, tahmini kimin yaptığını belirtmeden mevcut bilgilere dayalı bir tahmin olarak sunar. It biçimsel öznedir; asıl içerik that ile başlayan yan cümlede yer alır. Estimated, iddianın kesin ölçüm değil yaklaşık bir tahmin olduğunu gösterir. Bu cümlede it, foam sözcüğüne gönderme yapmaz.
Alıştırma
Cümleyi kısaltılmış kişisiz aktarım kalıbıyla tamamlayın: ____ the new bridge will cost around twenty million dollars.
Cevabı göster
It's estimated that
takes up: yer veya kapasite kaplamak
Bu cümlede takes up, kullanılabilir alanın veya kapasitenin bir bölümünü “kaplamak” ya da “kullanmak” anlamına gelir. Tahmine göre bu köpük, dünyadaki çöp depolama sahalarındaki alanın yaklaşık %30'unu kaplıyor; burada fiziksel olarak bir şeyi alma eylemi yoktur. take up bu anlamıyla bir şeyin ne kadar alan, zaman, depolama alanı veya kapasite kullandığını anlatırken yaygındır. Miktar genellikle yüzde veya başka bir ölçüyle belirtilir.
Alıştırma
Cümleyi take up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The new sofa is huge, so it ____ most of the living room.
Cevabı göster
takes up
A company called Rennueva has found a way to make money recycling this cheap product.
1:01Rennueva adlı bir şirket, bu ucuz ürünü geri dönüştürerek para kazanmanın yolunu buldu.
Corporations pay Rennueva to handle their polystyrene waste
1:06Şirketler polistiren atıklarını işlemesi için Rennueva'ya ödeme yapıyor,
and regular people can drop off their own at the company's facility. Öbek fiiller
1:09bireyler de kendi atıklarını şirketin tesisine bırakabiliyor.
drop off: bir şeyi götürüp bırakmak
Burada drop off, bir şeyi belirli bir yere götürüp orada bırakmak anlamına gelir. Sıradan insanlar kendi polistiren atıklarını şirketin tesisine götürerek toplama veya geri dönüşüm için orada bırakabilir. Bu kullanımda kişi bir nesneyi hedef yere götürüp bırakır. İfade, nesneyi yanlışlıkla düşürmeyi değil, teslim etmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi drop off ve it zamirini kullanarak tamamlayın: I have the package, and I'll ____ at the front desk.
Cevabı göster
drop it off
It also hosts collection efforts like this one at a local university.
1:13Şirket ayrıca yerel bir üniversitedeki bu etkinlik gibi toplama çalışmaları da düzenliyor.
All told, Héctor and his team handle 16 metric tons of plastic per week. Anlatım akışı
1:16Héctor ve ekibi toplamda haftada 16 metrik ton plastik işliyor.
Birleşik toplamı sunan All told
All told, her şey birlikte sayıldığında, yani toplamda anlamına gelen bir özetleme işaretidir. Burada 16 metrik tonun ekibin haftalık birleşik miktarı olduğunu gösterir. Ayrı parçaları geriye dönük olarak bir araya getirip genel sonucu sunar. Yeni bir aşamayı başlatmaz; bu kalıpta told, tell fiilinin geçmiş zaman biçimi olarak kullanılmaz.
Alıştırma
Hangi cümle All told ifadesini birleşik bir toplamı sunmak için kullanıyor?
- All told, the three classes collected 240 cans.
- First, the three classes sorted the cans.
- Maria told all three classes about the collection.
Cevabı göster
All told, the three classes collected 240 cans.
Workers first grind the material to make it easier to manage.
1:42İşçiler önce malzemeyi daha kolay işlemek için öğütüyor.
Then they apply heat and pressure in a process called densification,
1:47Ardından yoğunlaştırma adı verilen bir süreçte ısı ve basınç uygulayarak
leaving reusable plastic behind. Dilbilgisi
1:52ve geriye yeniden kullanılabilir plastik bırakıyorlar.
Sonuç gösteren virgül + leaving ... behind
Virgülden sonraki leaving yan cümlesi, önceki sürecin tamamının sonucunu gösterir: ısı ve basınç fazla havayı dışarı çıkarır ve sonuçta yeniden kullanılabilir plastik kalır. Leaving eyleminin örtük nedeni önceki süreçtir; ayrıca belirtilmiş bir kişi değildir. Burada leave something behind, başka bir şey çıkarıldıktan sonra malzemenin kalması demektir; birinin plastiği bilerek terk etmesi anlamına gelmez.
Alıştırma
Sonuç yan cümlesini leave fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The filter removed the dirt, ____ clean water behind.
Cevabı göster
leaving
the ratio of pre-densified foam to post-densified foam Dilbilgisi
1:56yoğunlaştırma öncesi köpüğün yoğunlaştırma sonrası köpüğe oranı
the ratio of A to B is X to Y oran kalıbı
the ratio of A to B is X to Y kalıbı, sıralı bir karşılaştırma belirtir. İlk to karşılaştırılan iki şeyi, ikinci to ise bunlara karşılık gelen sayıları birbirine bağlar. Sıra önemlidir: A:B = X:Y. Burada yoğunlaştırma öncesi köpük A, yoğunlaştırma sonrası köpük B'dir. Bu nedenle 90 to 1, ilkinin boyutunun ikincinin yaklaşık doksan katı olduğu anlamına gelir. In terms of size karşılaştırmayı ağırlıkla değil, boyutla sınırlar.
Alıştırma
Cümleyi tamamlarken the ratio of A to B is X to Y kalıbını aynen kullanın: The ____ red marbles ____ blue marbles ____ 3 ____ 2.
Cevabı göster
ratio of · to · is · to
A machine heats the material and molds it into these spaghetti-looking strips.
2:02Bir makine malzemeyi ısıtıp spagettiyi andıran şeritler hâlinde şekillendiriyor.
The company uses a chemical that's a bit like antifreeze Kalıp ifadeler
2:08Şirket, antifrize biraz benzeyen bir kimyasal kullanarak
a bit like: temkinli bir karşılaştırma
Be a bit like + isim, o kişiye veya şeye bir ölçüde benzemek anlamına gelir. Like karşılaştırmayı başlatır, a bit ise karşılaştırmanın gücünü azaltır. Burada kimyasal, antifrizle ilgili bazı özellikleri paylaşır; ancak konuşan kişi bunun antifriz olduğunu veya antifrizle tamamen eşdeğer olduğunu söylemez. Benzerlik yalnızca kısmi olduğunda dikkatli bir karşılaştırma yapmak için bu ifadeyi kullanın.
Alıştırma
Bir makine bisikletle birkaç özelliği paylaşıyor, ancak farklı çalışıyor. Hangi cümle temkinli bir karşılaştırma yapar?
- It is a bicycle.
- It's the same as a bicycle.
- It's a bit like a bicycle.
Cevabı göster
It's a bit like a bicycle.
and finally a machine dices them into rice-sized pellets. Kelime
2:12ve son olarak bir makine bunları pirinç tanesi büyüklüğünde peletlere doğruyor.
rice-sized pellets: yaklaşık boyut için isim + -sized
rice-sized pellets ifadesinde rice-sized, “yaklaşık bir pirinç tanesi büyüklüğünde” anlamına gelen birleşik bir sıfattır. Peletlerin boyutunu anlatır; pirinçten yapıldıklarını veya yenilebilir olduklarını belirtmez. İsim + -sized kalıbı, boyut karşılaştırması için tanıdık bir nesne kullanır: pea-sized, coin-sized veya pocket-sized. Bu karşılaştırma genellikle yaklaşık bir boyut verir, kesin bir ölçü değil.
Alıştırma
Cümleyi “yaklaşık bir bezelye büyüklüğünde” anlamına gelen birleşik sıfatla tamamlayın: The chef cut the vegetables into ____ pieces.
Cevabı göster
pea-sized
Rennueva sells these pellets to companies like Marcos y Marcos,
2:16Rennueva bu peletleri Marcos y Marcos gibi şirketlere satıyor;
The process is actually pretty similar to Rennueva's.
2:22Süreç aslında Rennueva'nınkine oldukça benziyor.
and then assemble and decorate the frames accordingly.
2:27ardından çerçeveler gerektiği şekilde birleştirilip süsleniyor.
This factory can process 6 tons of raw material per day
2:40Bu fabrika günde 6 ton hammadde işleyebiliyor
and has actually recycled some of its own old frames.
2:43ve hatta kendi eski çerçevelerinden bazılarını geri dönüştürdü.
Different companies use Rennueva's pellets to make heels for shoes
2:46Farklı şirketler Rennueva'nın peletlerini ayakkabı topukları yapmak
Rennueva is working on making plates and cutlery, Dilbilgisi
2:52Rennueva tabak ve çatal bıçak takımı üretmeye çalışıyor,
but first it needs to make sure the recycled plastic is safe for food.
2:55ancak önce geri dönüştürülmüş plastiğin gıdayla temasa uygun olduğundan emin olması gerekiyor.
working on making: devam eden bir görev için work on + -ing
is working on making ifadesinde work on, hâlâ devam eden bir görev veya projeye zaman ve emek ayırmak anlamına gelir. Burada ürünleri üretmek aktif olarak yürütülen bir projedir; ifade, üretimin tamamlandığını veya yerleşik hâle geldiğini söylemez. On bir edattır; bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: work on making denir, work on make denmez. Fiil grubunun tamamında working süren çabayı, making ise bu çabanın yöneldiği görevi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi work on ifadesinden sonra make fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: We are working on ____ the website easier to use.
Cevabı göster
making
That's because polystyrene foam could pose some health risks. Kalıp ifadeler
3:01Çünkü polistiren köpük bazı sağlık riskleri taşıyabilir.
pose some health risks: bazı sağlık riskleri oluşturmak
Burada pose, “ortaya çıkarmak veya oluşturmak” anlamındadır. Pose some health risks ifadesi, bir şeyin insanların sağlığı için olası riskler oluşturabileceğini belirtir. Buradaki pose, “fotoğraf için poz vermek” anlamında değildir. Could ve some ifadeyi temkinli hâle getirir: zarar mümkündür ama kesin değildir ve belirli risklerin hepsi açıklanmaz. Bu kullanım, bir şeyin sadece tehlikeli olduğunu söylemekten daha kesindir.
Alıştırma
Cümleyi pose sözcüğünün doğru biçimi ve health risks sözleriyle tamamlayın: Breathing smoke for a long time could ____.
Cevabı göster
pose health risks
Scientists have found that foam containers are generally safe to eat off of, Kelime
3:05Bilim insanları köpük kaplardan yemek yemenin genel olarak güvenli olduğunu tespit etti,
safe to eat off of: üzerinden yemek güvenli
Safe to eat off of ifadesinde eat off of something, yemek yerken o tabağı, tepsiyi, kabı veya yüzeyi kullanmak demektir. Köpük kaplar insanların üzerinden yemek yediği nesnelerdir; yiyeceğin kendisi değildir. Something is safe to + fiil kalıbı, o nesneyi içeren bir eylemin güvenli olup olmadığını belirtir. Burada off of sonrasında anlamca bulunan nesne foam containers ifadesidir: bu kapları kullanarak yemek güvenlidir.
Alıştırma
Hangi cümle, tabağın kendisinin yiyecek olduğunu değil, yemek için güvenle kullanılabileceğini belirtir?
- The meal on the plate is safe to eat.
- The plate is safe to eat off of.
- The plate is safe to eat.
Cevabı göster
The plate is safe to eat off of.
but some chemicals can transfer into your food or drink
3:09ancak bazı kimyasallar yiyecek veya içeceğinize geçebilir
And breathing in foam particulates is dangerous. Dilbilgisi
3:15Köpük parçacıklarını solumak da tehlikelidir.
özne olarak breathing in foam particulates
Breathing in foam particulates, is fiilinin öznesi olarak görev yapan bir -ing öbeğidir. Öbeğin tamamı tek bir eylemi, yani küçük köpük parçacıklarını solumayı adlandırır. Bir eylem genel bir gerçek, risk veya kural olarak anlatılırken -ing öbeği özne olabilir. Burada breathing, düşürülmüş bir ismi niteleyen sıfat-fiil değildir.
Alıştırma
Bu genel güvenlik açıklamasını tamamlamak için breathe in ifadesinin -ing biçimini kullanın: ____ toxic fumes can damage your lungs.
Cevabı göster
Breathing in
The International Agency for Research on Cancer says one of the main components of polystyrene is a probable carcinogen,
3:18Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, polistirenin ana bileşenlerinden birinin muhtemel kanserojen olduğunu söylüyor,
as such: daha önce belirtilen kategoriye gönderme
Classify it as such yapısında such, daha önce belirtilen a probable carcinogen kategorisine gönderme yapar. Yani EPA bu bileşeni muhtemel bir kanserojen olarak sınıflandırmamıştır. Classify, treat, describe veya recognize gibi fiillerden sonra as such, “az önce belirtilen tür, rol veya statü olarak” anlamına gelebilir. Böylece tekrar önlenir. Bu yapıda therefore anlamında sonuç bildiren bir bağlayıcı değildir.
Alıştırma
“The report calls the substance a probable carcinogen, but the agency has not classified it as such,” cümlesinde “as such” ne anlama gelir?
- zararsız bir madde olarak
- bu nedenle
- muhtemel bir kanserojen olarak
Cevabı göster
muhtemel bir kanserojen olarak
They know this kind of plastic isn't going anywhere soon. Deyimler
3:31Bu tür plastiğin yakın zamanda ortadan kalkmayacağını biliyorlar.
isn't going anywhere soon: yakın zamanda ortadan kalkmamak
Bu cümlede isn't going anywhere soon, “yakın gelecekte ortadan kalkması veya kullanımının sona ermesi beklenmiyor” anlamına gelir. Özne bir plastik türüdür; bu nedenle going anywhere mecazidir ve plastiğin kendi isteğiyle hareket etmesini anlatmaz. X isn't going anywhere soon kalıbı, X'in bir süre daha önemli, yaygın, erişilebilir veya mevcut kalacağını öngörür. Soon bu iddiayı sonsuzluğa değil, öngörülebilir yakın geleceğe sınırlar.
Alıştırma
“Remote work isn't going anywhere soon.” cümlesindeki ifade ne anlama gelir?
- Kısa süre içinde başka bir yere taşınacak.
- Yakın gelecekte büyük olasılıkla devam edecek.
- Zaten tamamen ortadan kalktı.
Cevabı göster
Yakın gelecekte büyük olasılıkla devam edecek.
circular economy: malzemeleri kullanımda tutmak
Burada circular economy, yeniden kullanım, onarım, yeniden üretim ve geri dönüşüm yoluyla ürün ve malzemeleri mümkün olduğunca uzun süre kullanımda tutan bir sistemdir. Amaç, atığı ve yeni ham madde ihtiyacını azaltmaktır. Circular geometrik bir şekli anlatmaz. Kaynakların üretimden çöpe uzanan tek yönlü bir yol izlemesi yerine tekrar tekrar döngülere girmesini anlatır.
Alıştırma
Hangi plan circular economy için en açık örnektir?
- Bir şirket daha fazla telefon üretir ve iade edilen bütün telefonları çöp depolama alanına gönderir.
- Bir şirket iade edilen telefonları onarır, yeniden satar ve kullanılamayan parçaları geri dönüştürür.
- Bir şirket ambalajının rengini değiştirir ama bütün malzemeleri çöpe atmaya devam eder.
Cevabı göster
Bir şirket iade edilen telefonları onarır, yeniden satar ve kullanılamayan parçaları geri dönüştürür.
Most recycling facilities don't handle polystyrene foam
3:55Çoğu geri dönüşüm tesisi polistiren köpüğü işlemiyor
and as a result many people simply throw the product away. Notlar
3:58ve bunun sonucunda birçok kişi ürünü doğrudan çöpe atıyor.
as a result: sonucu belirtme
As a result, neden-sonuç ilişkisi kuran bir bağlayıcıdır. Çoğu tesisin bu köpüğü işlememesi bilgisini geriye dönük olarak işaret eder ve sonucu tanıtır: birçok kişi ürünü çöpe atar. Mantığın yönünü açık etmek için neden + as a result + sonuç düzenini kullan. Burada result, belirli bir test ya da araştırma bulgusu değil, “sonuç” anlamındadır.
Alıştırma
Sonucu doğru biçimde tanıtan bağlayıcı hangisidir? Mia missed the train. ____, she arrived late.
- As a result
- For example
- Because
Cevabı göster
As a result
throw ... away: ayrılabilen bir phrasal verb
Throw away, “atmak” veya “çöpe atmak” anlamına gelen ayrılabilen bir phrasal verb yapısıdır. Bu cümlede tam isim nesnesi fiil ile parçacığı ayırır: throw + the product + away. İfade, bir şeyi havaya fırlatmayı anlatmaz. Nesne tam bir isim olduğunda hem throw the product away hem de throw away the product mümkündür. Nesne bir zamir olduğunda zamiri ortaya koy: throw it away doğrudur, throw away it değildir.
Alıştırma
Cümleyi throw away ve it zamiriyle tamamla: This broken toy cannot be repaired, so please ____.
Cevabı göster
throw it away
Rennueva has outreach programs to let people know the product can be recycled.
4:01Rennueva, insanlara ürünün geri dönüştürülebileceğini anlatan bilinçlendirme programları yürütüyor.
The company says that it now recycles 5% of the polystyrene foam used in Mexico City, Anlatım akışı
4:14Şirket artık Meksiko'da kullanılan polistiren köpüğün %5'ini geri dönüştürdüğünü söylüyor,
but we were unable to independently verify that fact.
4:19ancak bu bilgiyi bağımsız olarak doğrulayamadık.
Şirket ... diyor, ancak bu bilgiyi bağımsız olarak doğrulayamadık
The company says that, %5 oranındaki bilginin şirkete ait bir iddia olduğunu gösterir. Okura bunun muhabirlerin kendi başlarına kanıtladığı bir gerçek değil, şirketin beyanı olduğunu bildirir. but we were unable to independently verify that fact ise iddia aktarıldıktan sonra bilginin kanıt durumunu açıklar: muhabirler bunu ayrı bir kaynak ya da bağımsız kanıtla doğrulayamamıştır. İki bölüm birlikte bilginin kaynağını ve haberin doğrulama sınırını gösterir; doğrulayamamak tek başına iddianın yanlış olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi cümle bir şirketin iddiasını bağımsız olarak doğrulanmış gibi göstermeden açıkça aktarır?
- The company says that its filter removes 99% of dust, but we were unable to independently verify that claim.
- We were unable to verify the claim, which proves that the company lied.
- The company's filter removes 99% of dust, so the result is independently confirmed.
Cevabı göster
The company says that its filter removes 99% of dust, but we were unable to independently verify that claim.
para que todos sepan que el material se recicla
4:25herkes bu malzemenin geri dönüştürülebildiğini bilsin diye
Rennueva has recycled 1,200 metric tons of foam since its founding in 2014, Dilbilgisi
4:35Rennueva, 2014'te kurulduğundan bu yana 1.200 metrik ton köpüğü geri dönüştürdü;
has recycled... since its founding in 2014
Has recycled, present perfect yapısıdır: has + geçmiş zaman ortacı recycled. 1.200 metrik tonu geçmişteki bir başlangıç noktasından haberin yapıldığı zamana kadar biriken toplam olarak sunar; dolayısıyla bu miktar yalnızca 2014 yılına ait değildir. Since its founding in 2014 başlangıç noktasını verir. since ifadesinden sonra dönemin ne zaman başladığını gösteren bir zaman, tarih veya olay kullanılır. Devam eden bir zaman aralığında present perfect, geçmişteki faaliyeti güncel toplamla ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümleyi collect fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: The museum ____ more than 5,000 artifacts since it opened.
Cevabı göster
has collected
a small fraction of the amount produced worldwide every year. Kalıp ifadeler
4:41bu, dünya genelinde her yıl üretilen miktarın çok küçük bir bölümü.
a small fraction of: daha büyük bir bütünün küçük bir payı
Bu cümlede a small fraction of, “daha büyük bir toplamın çok küçük bir bölümü” anlamına gelir. 1.200 metrik ton tek başına büyük görünebilir; ancak bu ifade, miktarı dünya çapında üretilen tüm köpükle karşılaştırarak payının hâlâ küçük olduğunu gösterir. Burada fraction, “pay” veya “oran” anlamındadır. 1/4 gibi yazılmış bir matematik kesri olması gerekmez. Bu kalıp, mutlak bir sayıyı karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi sağlar: a small fraction of + daha büyük grup veya toplam.
Alıştırma
Cümleyi, daha büyük bir toplamın küçük bir payını gösteren hedef ifadeyle tamamlayın: “The survey reached 800 people, but that is ____ the city's adult population.”
Cevabı göster
a small fraction of
That helps explain why everyone isn't copying the Rennueva model.
4:45Bu da neden herkesin Rennueva modelini kopyalamadığını açıklamaya yardımcı oluyor.
Most polystyrene products are cheap in part Kalıp ifadeler
4:49Polistiren ürünlerin çoğunun ucuz olmasının nedenlerinden biri,
in part because: katkıda bulunan bir nedeni belirtmek
in part because bir nedeni açıklar ve aynı zamanda bunun açıklamanın yalnızca bir parçası olduğunu belirtir. Burada büyük miktardaki hava, düşük fiyatı açıklamaya yardımcı olur; ancak ifade başka nedenlere de yer bırakır. Yapı sonuç + in part because + tümce şeklindedir. Yalnızca because kullanımına göre in part, iddiayı daha dikkatli ve daha az kesin hâle getirir; belirtilen nedenin önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Verilen nedenin birkaç nedenden yalnızca biri olduğunu göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: “The team finished early ____ everyone prepared in advance, but the simpler schedule also helped.”
Cevabı göster
in part because
but also means you need a lot to make recycling profitable. Dilbilgisi
4:56ama geri dönüşümün kârlı olması için çok büyük miktarlara ihtiyaç duyulduğu anlamına da geliyor.
make recycling profitable: make + nesne + sıfat
make recycling profitable ifadesinde make, “üretmek” değil, “bir şeyi belirli bir duruma getirmek” anlamındadır. Recycling nesnedir; profitable ise ortaya çıkan durumu anlatan bir sıfattır. make + nesne + sıfat kalıbı, “nesnenin o duruma gelmesini sağlamak” demektir: make a task easier, make a room brighter. Burada geri dönüşümün maliyetinden daha fazla para getirmesi için büyük miktarda malzeme gerekir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir politikanın toplu taşımayı daha ucuz hâle getirdiğini anlatmak için make + nesne + sıfat yapısını kullanır?
- The policy makes a profit from public transport.
- The policy makes cheaper public transport.
- The policy makes public transport cheaper.
Cevabı göster
The policy makes public transport cheaper.
They're also often covered in food waste and can break apart really easily, Öbek fiiller
4:59Ayrıca üzerleri çoğu zaman yemek atıklarıyla kaplı ve çok kolay parçalanabiliyorlar;
break apart: daha küçük parçalara ayrılmak
Break apart, daha küçük parçalara veya bölümlere ayrılmak demektir. Bu cümlede köpük malzemenin çok kolay parçalanabildiği anlatılır. Buradaki kullanım geçişsizdir: malzeme kendiliğinden parçalanır ve buna neden olan bir kişi belirtilmez. Dışarıdan bir nedeni belirtmek için İngilizcede The machine breaks the foam apart. örneğindeki gibi break + nesne + apart kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle eski bir nesnenin kendi kendine parçalara ayrıldığını en iyi şekilde anlatır?
- I broke the old toy apart to repair it.
- The old toy broke down when I switched it on.
- The old toy broke apart when I picked it up.
Cevabı göster
The old toy broke apart when I picked it up.
“tough to process”: etken biçimle edilgen anlam
tough to process ifadesinde tough, işleme eyleminin ne kadar zor olduğunu belirtir. them zamiri, birinin işlemesi gereken şeyleri gösterir; bu şeyler eylemi kendileri yapmaz. İngilizcede easy, hard, difficult veya tough + to’lu mastar yapısı sıkça bu şekilde kullanılır: This material is tough to recycle. Yapı etken görünür, ancak özne anlam bakımından mastarın nesnesidir.
Alıştırma
Çalışanların formları işlemekte zorlandığını doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?
- These forms are processing a tough request.
- Processing these forms makes the staff tougher.
- These forms are tough to process.
Cevabı göster
These forms are tough to process.
There are a few similar facilities that run on the Rennueva model,
5:05Rennueva modeliyle çalışan birkaç benzer tesis daha var,
which uses mobile trucks to densify polystyrene foam on site. Kelime
5:12bu şirket, polistiren köpüğü yerinde yoğunlaştırmak için mobil kamyonlar kullanıyor.
“on site”: çalışma yerinde
On site, işin, hizmetin veya faaliyetin gerçekleştiği yerde demektir. Burada kamyonlar köpüğü başka bir tesise götürmek yerine toplandığı yerde sıkıştırır. Bu zarf öbeğinde site, fiziksel bir çalışma alanını ifade eder. İfade, insanların ya da ekipmanın işi orada yapmak üzere ilgili konuma gitmesini sıkça vurgular.
Alıştırma
Cümleyi on-site ifadesine karşılık gelen iki sözcüklü zarf biçimiyle tamamlayın: The technician repaired the printer ____.
Cevabı göster
on site
But many people around the world are pushing to simply end the use of foam
5:18Ancak dünya genelinde birçok kişi köpük kullanımına tamamen son verilmesini savunuyor,
rather than: bir seçeneği diğerine tercih etmek
Bu cümlede rather than, iki olası eylemi karşı karşıya getirir. Köpük kullanımına son vermek birçok kişinin desteklediği eylemdir; nasıl geri dönüştürüleceğini çözmeye çalışmak ise izlemek istemedikleri diğer seçenektir. Bu yapı yalnızca genel bir karşıtlık değil, bir seçim veya tercih sunar. Ortak to, iki paralel yalın fiil grubuna uygulanır: to end ... rather than figure out ....
Alıştırma
Hangi cümle grubun çatıyı değiştirmeyi reddedip onarmayı tercih ettiğini anlatır?
- The group wants to repair the roof and then replace it.
- The group wants to repair the roof rather than replace it.
- The group wants to replace the roof rather than repair it.
Cevabı göster
The group wants to repair the roof rather than replace it.
figure out: düşünerek bir yanıta ulaşmak
Figure out, düşünerek veya araştırarak bir yanıta, anlayışa ya da çözüme ulaşmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada köpüğün nasıl geri dönüştürülebileceği sorusuna uygulanabilir bir yanıt bulmayı anlatır; figure sözcüğü sayı veya şekil gibi ayrı anlamlarını taşımaz. Figure ve out tek bir birim olarak çalışır. Nesne, figure out how to recycle it örneğindeki gibi soru sözcüklü bir yan cümle olabilir. Nesne zamirse figure it out denir, figure out it denmez.
Alıştırma
Hangi cümlede figure out, düşünerek bir yanıta ulaşmak anlamında kullanılmıştır?
- Leo checked the notice to find out the meeting time.
- Leo drew a figure on the board.
- Leo used the clues to figure out the password.
Cevabı göster
Leo used the clues to figure out the password.
have all announced or implemented bans on single-use plastics like polystyrene foam. Kalıp ifadeler
5:29polistiren köpük gibi tek kullanımlık plastiklere yönelik yasakları duyurdu ya da yürürlüğe koydu.
announced or implemented bans on: bir şeye yönelik yasakları duyurmak veya uygulamak
Announce a ban, yasak kararını veya politikasını kamuya duyurmak demektir. Implement a ban ise yasağı uygulamaya koymak demektir. Cümle, announced or implemented diyerek farklı politika aşamalarında olabilecek yerleri birlikte gruplandırır; listelenen bütün yasakların zaten yürürlükte olduğunu söylemez. İsim kalıbı a ban on + şey veya faaliyet biçimindedir. Burada bans on single-use plastics, kuralların neyi yasakladığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, kuralın yalnızca duyurulmadığını, uygulamaya da konduğunu belirtir?
- The city considered a ban on disposable cups.
- The city implemented a ban on disposable cups.
- The city announced a ban on disposable cups.
Cevabı göster
The city implemented a ban on disposable cups.
Mexico City banned single-use plastic starting in 2021,
5:35Meksiko, 2021'den itibaren tek kullanımlık plastiği yasakladı,
one of Mexico City's largest wholesale food markets.
5:45burası Meksiko'nun en büyük toptan gıda pazarlarından biri.
“harekete geçirir veya sürdürür” anlamında fuels
Burada fuels mecaz anlamdadır. Polistiren köpük yakıt olarak yakılmaz; düşük maliyeti ve kullanışlılığı, toptancı pazarının çalışmaya devam etmesine yardımcı olur. Daha genel olarak X fuels Y, X'in Y'nin sürmesini veya büyümesini sağlayan enerji, kaynak, talep ya da ivme sağladığı anlamına gelir. Fiil, X'i yalnızca mevcut olan bir şey değil, etkin bir itici güç olarak gösterir.
Alıştırma
'Affordable childcare fuels local employment,' cümlesinde fuels ne anlama gelir?
- fiziksel olarak onun içinde saklanır
- onu harekete geçirmeye veya sürdürmeye yardımcı olur
- onu ısıtmak için yakılır
Cevabı göster
onu harekete geçirmeye veya sürdürmeye yardımcı olur
Food vendors like Irene depend on that product's low price.
5:54Irene gibi gıda satıcıları bu ürünün düşük fiyatına bel bağlıyor.
That's why plastic bans don't always have the intended effects. Dilbilgisi
6:04Plastik yasaklarının her zaman amaçlanan sonucu vermemesinin nedeni de bu.
her zaman amaçlanan etkileri yaratmaz
Buradaki don't always kısmi bir olumsuzluktur: yasaklar bazı durumlarda istenen sonucu vermez, ancak her durumda başarısız oldukları anlamına gelmez. have the intended effects, politika yapıcıların ulaşmayı umduğu sonuçları elde etmek demektir. Birlikte kullanıldığında bu ifade, plastik yasaklarının sınırları hakkında temkinli bir değerlendirme yapar; yasakların hiçbir zaman işe yaramadığını söylemez.
Alıştırma
The new bus routes don't always have the intended effects on traffic cümlesi ne anlama gelir?
- Yeni otobüs güzergâhları bazen trafiği planlandığı gibi iyileştirmez.
- Yeni otobüs güzergâhları trafiği her seferinde iyileştirir.
- Yeni otobüs güzergâhları trafiği hiçbir zaman etkilemez.
Cevabı göster
Yeni otobüs güzergâhları bazen trafiği planlandığı gibi iyileştirmez.
porque este impacto lo que hace es que la ley no va enfocada al consumo,
6:12çünkü bu etki, yasanın tüketime odaklanmamasına,
va enfocada a la sustitución de la mercancía.
6:16ürünün başka bir ürünle değiştirilmesine odaklanmasına yol açıyor.
Cuando tú sustituyes una mercancía es ya no consumo plástico,
6:18Bir ürünü değiştirdiğinizde, “Artık plastik tüketmiyorum,” diyorsunuz,
Bu, Rennueva'nın ana fikrini destekler
Cümlenin başındaki This, hemen önceki tartışmaya gönderme yapar ve onu kanıt olarak sunar. supports fiili, bu kanıtın Rennueva'nın ana fikrini güçlendirdiğini gösterir; fikrin tartışmasız biçimde kanıtlandığını söylemez. idea kelimesinden sonraki virgül ve that yan cümlesi, desteklenen fikrin ne olduğunu açıklar: tek kullanımlık plastik geri dönüştürülmelidir. Bu kanıtı iddiaya bağlayan yapı, bir açıklamayı veya analizi düzenlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Bir açıklamada This supports Rennueva's main idea ne işe yarar?
- Ana iddiayı bir soruya dönüştürür.
- Önceki bilgileri ana iddianın kanıtı olarak sunar.
- Ana iddianın kesinlikle doğru olduğunu ve başka kanıta gerek olmadığını söyler.
Cevabı göster
Önceki bilgileri ana iddianın kanıtı olarak sunar.
the solution to all the plastic sitting in our landfills Anlatım akışı
6:30çöp sahalarımızda duran tüm plastik sorununun çözümü,
The solution to ... is to use ...: tekrarla yeniden çerçeveleme
Cümle, “the plastic sitting in our landfills” ifadesinin tamamını bilinçli olarak tekrarlar. İlk kullanım bu plastiği sorun olarak sunarken ikinci kullanım aynı plastiği kullanılabilecek bir malzeme olarak sunar. Bu paralel yapı şaşırtıcı bir dönüş oluşturur: çözüm, yeni bir şey üretmekle değil, mevcut atıkların nasıl görüldiğini ve kullanıldığını değiştirmekle başlar. Konuşmalarda aynı sözleri iki ayrı rolde tekrarlamak, bir fikrin yeniden çerçevelenmesini vurgulayabilir ve onu akılda kalıcı hâle getirebilir.
Alıştırma
Bu cümlede “the plastic sitting in our landfills” ifadesinin tekrarlanmasının temel işlevi nedir?
- Çöp depolama alanlarındaki plastikle yeni üretilmiş plastiği karşılaştırır.
- Farklı çöp depolama alanlarındaki iki ayrı plastik grubuna gönderme yapar.
- Hiçbir anlam katmaz ve yalnızca zaman doldurur.
- Aynı plastiği hem sorun hem de çözümde kullanılacak bir kaynak olarak yeniden çerçeveler.
Cevabı göster
Aynı plastiği hem sorun hem de çözümde kullanılacak bir kaynak olarak yeniden çerçeveler.
Any environmental action that doesn't make economic sense isn't realistic. Kalıp ifadeler
6:36Ekonomik açıdan mantıklı olmayan hiçbir çevreci eylem gerçekçi değildir.
Make economic sense: mali açıdan uygulanabilir olmak
make economic sense ifadesindeki make sense, “bir his yaratmak” değil, “mantıklı veya uygulanabilir olmak” anlamına gelir. Economic, değerlendirmeyi maliyetler, faydalar, finansman ve mevcut kaynaklarla sınırlar. Bu cümlede, bu koşullar altında uygulanamayan bir çevresel eylemin gerçekçi olmadığı söyleniyor. Tekrar kullanılabilen kalıp make + sıfat + sense biçimindedir. Sıfat, değerlendirmenin hangi açıdan yapıldığını belirtir; make practical sense, make financial sense ve make environmental sense buna örnektir.
Alıştırma
Cümleyi make economic sense ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The company chose the cheaper design because it ____ over the long term.
Cevabı göster
made economic sense