Bluey Tam Bölüm | Kulübe | 3. Sezon 38. Bölüm | @disneyjr: İngilizce çalışma notları
Disney Jr.
Video açıklaması: Bluey ile Bingo, minderleri Kimjim için giderek büyüyen bir oyun evine dönüştürür. Odalardan oluşan labirent salonu kaplar; Baba yolunu kaybeder, Kimjim ortadan kaybolur ve yapı çöker. Yaşananların ardından aile, ne odanın ne de televizyonun daha büyük olması gerektiğini anlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. righto. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Özellikle Avustralya ve Britanya İngilizcesinde görülen bu samimi karşılığın bir isteği kabul etmenin veya “peki” demenin rahat bir yolu olduğunu öğrenin. Böylece Avustralyalı ailenin konuşmasını daha iyi izleyebilir ve sözcüğü resmî ortamlar yerine gündelik, yakın ilişkilerde kullanabilirsiniz. 2. How on earth — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu kalıplaşmış ekin bir soruya yoğun şaşkınlık, kafa karışıklığı ya da bıkkınlık kattığını anlayın. Sıradan bir how sorusu ne kadar şaşırdığınızı anlatmaya yetmediğinde ifadeyi kullanabilir, sözcükleri tek tek gerçek anlamlarıyla yorumlama hatasından kaçınabilirsiniz. 3. I thought he was with you. — Konuşma edimi ve tutum: Bu cümlenin önceki bir varsayımı açıklarken sorumluluğun kimde olduğu konusundaki yanlış anlaşılmayı da nasıl sezdirdiğini öğrenin. İki kişinin de birine diğerinin baktığını veya bir işi diğerinin üstlendiğini sandığı durumları anlamanıza ve incelikle açıklamanıza yardımcı olur.
Bu derste
And that's 18 away from the century for Barkles. Kültür
0:28Ve Barkles'ın yüzyıla ulaşmasına 18 kaldı.
18 away from the century: krikette 100'e ulaşmaya 18 koşu kalması
Krikette a century, bir vurucunun tek bir vuruş devresinde 100 koşuya ulaşması demektir. Burada century, yüz yıllık bir dönem değil, skordaki bir dönüm noktasıdır. Sayı + away from + hedef yapısı, hedefe ulaşmak için daha ne kadar gerektiğini belirtir. Bu nedenle 18 away from the century, Barkles'ın 100'e ulaşmak için 18 koşuya daha ihtiyacı olduğu anlamına gelir.
Alıştırma
Bir kriket anlatımında Barkles is 18 away from a century ne anlama gelir?
- 118'e ulaşmak için 100 koşuya daha ihtiyacı var.
- 100'e zaten ulaştı ve 18 koşuya daha ihtiyacı var.
- 100'e ulaşmak için 18 koşuya daha ihtiyacı var.
Cevabı göster
100'e ulaşmak için 18 koşuya daha ihtiyacı var.
Time for your nap: kısa bir rutin hatırlatması
Time for + isim, bir etkinliğin artık başlaması gerektiğini söylemenin kısa bir yoludur. Time for your nap, öğle uykusunun şimdi başlaması gerektiğini belirtir; tam biçimi It's time for your nap şeklindedir. Kısa günlük rutin hatırlatmalarında It's sık sık söylenmez. Bu yapı, etkinlik bildiren isimlerle kullanılabilir: Time for dinner, Time for bed ve Time for class.
Alıştırma
Maya'ya öğle uykusunun şimdi başlaması gerektiğini hatırlatmak için Time for + your + isim yapısını kullanın: ____, Maya.
Cevabı göster
Time for your nap
There's no room for someone to do something: birinin bir şey yapması için yer yok
There's no room for + kişi veya şey + to + fiil kalıbı, mevcut alanın o kişinin veya şeyin eylemi yapmasına yetmediğini belirtir. for Kimjim alana kimin ihtiyaç duyduğunu, to sleep ise eylemi gösterir. Buradaki room, bir binadaki ayrı bir oda değil, kullanılabilir alan anlamına gelen sayılamayan bir isimdir.
Alıştırma
Küçük bir çadır zaten tamamen dolu. Yeterli alan olmadığı için Maya'nın orada uyuyamayacağını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- There's no room for Maya to sleep.
- There's no room Maya sleeping.
- There are no room for Maya to sleep.
Cevabı göster
There's no room for Maya to sleep.
knocked this wall out: bu duvarı kaldırmak
Bu tadilat bağlamında knocked this wall out, odayı daha ferah hale getirmek için bu duvarı kaldırmak veya açmak demektir. Out, duvarın ortadan kaldırıldığını gösterir; duvara sıradan biçimde vurmak anlamına gelmez. Knock out ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim olan bir nesneyle knock out the wall veya knock the wall out denebilir; zamir olan nesneyle ise knock it out kullanılır. Bu if cümlesinde knocked, tamamlanmış bir geçmiş olayı değil, olası bir tadilat fikrini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede knock ... out duvarı kaldırmak anlamında kullanılmıştır?
- They knocked the wall down to connect the two offices.
- They knocked on the wall to see if it was hollow.
- They knocked the partition out to connect the two offices.
Cevabı göster
They knocked the partition out to connect the two offices.
if we knocked ... this room will feel: koşul ve sonuç biçimlerini eşleştirme
if yan cümlesi önerilen bir değişikliği sunar, ana cümle ise beklenen sonucu belirtir. this room will feel so much bigger, odanın insanlara çok daha büyük görüneceği veya öyle hissettireceği anlamına gelir; odanın kendisi gerçekten bir şey hissetmez. Konuşmacı, fikri daha varsayımsal veya temkinli gösteren knocked ile sonucu beklenen bir durum olarak sunan will feel biçimlerini gündelik konuşmada birleştirir. Biçimleri daha özenli eşleştirmek için gerçekçi bir planda If we knock ..., the room will feel ...; daha varsayımsal bir öneride ise If we knocked ..., the room would feel ... kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, bir duvarı kaldırmayı gerçekçi ve mümkün bir plan olarak sunarken koşul ve sonuç biçimlerini özenli şekilde eşleştirir?
- If we knock this wall out, the room will feel much bigger.
- If we knocked this wall out, the room will feel much bigger.
- If we knock this wall out, the room would feel much bigger.
Cevabı göster
If we knock this wall out, the room will feel much bigger.
too cramped: rahatsız edici derecede dar
Bu bağlamda cramped, rahatça hareket etmek, oturmak veya esnemek için çok az yer bırakan bir alanı ya da konumu anlatır. It's too cramped ifadesinde too, darlık derecesinin kabul edilebilir sınırı aştığını gösterir. Yani konuşan kişi yalnızca küçük olduğunu söylemez; kullanılabilir alanın rahatsız edici derecede sınırlı olduğunu belirtir. Yapı be + too + sıfat şeklindedir: it's too cramped. Sınırlı alan fiziksel hareketleri kısıtladığında bu sıfat oda, koltuk, araç veya çalışma alanı için de kullanılabilir.
Alıştırma
İnsanların hareket edebilmesi için alanın çok az olduğunu anlatan cümle hangisidir?
- The elevator was empty and quiet during the afternoon.
- The elevator was crowded with tourists, but the spacious cabin gave everyone room to move.
- The elevator felt too cramped for everyone to stand comfortably.
Cevabı göster
The elevator felt too cramped for everyone to stand comfortably.
The only thing in this room that needs to be bigger is the TV. Dilbilgisi
0:56Bu odada daha büyük olması gereken tek şey televizyon.
The only thing ... that needs to be bigger is ... kalıbı
The only thing ... is ... kalıbı, iddiayı tek bir ögeyle sınırlar ve o ögeyi özellikle vurgular. Burada daha büyük olması gereken tek şeyin oda ya da başka bir şey değil, televizyon olduğu anlamına gelir. in this room ve that needs to be bigger ifadelerinin ikisi de thing sözcüğünü niteler. Cümlenin temel yapısı The only thing ... is the TV şeklindedir; bu nedenle hangi ögenin belirlendiğini anlamak için is sonrasındaki tamamlayıcıyı beklemek gerekir.
Alıştırma
Hedef kalıbı tamamlayın. İncelemeden sonra bisiklette değiştirilmesi gereken tek parçanın zincir olduğu anlaşılıyor. that yan cümlesinde needs to be replaced ifadesini aynen kullanın: The only thing ____ the chain.
Cevabı göster
that needs to be replaced is
What are you talking about? ile karşı çıkma
What are you talking about? sözü, kelime anlamıyla konuşmanın konusunu sorabilir. Ancak bu konuşmada şaşkınlık ve karşı çıkma tepkisidir: Konuşan kişi önceki yorumun pek mantıklı olmadığını düşünür. Aynı sözler, bağlama ve tonlamaya göre farklı işlevler görebilir. Şaşkın ya da sert bir söyleyiş çoğu zaman “Bu doğru olamaz” anlamına gelir; yalnızca “Konunun ne olduğunu söyle” demek değildir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “Our enormous TV is much too small.” diyor. Buna kesinlikle katılmıyor ve iddianın mantıksız olduğunu düşünüyorsunuz. Bu tepkiyi en iyi hangi cevap gösterir?
- Could you repeat that?
- What topic are you discussing?
- What are you talking about?
Cevabı göster
What are you talking about?
50 inches is no longer an acceptable size in this day and age. Kalıp ifadeler
1:0250 inç bu devirde artık kabul edilebilir bir boyut değil.
no longer ... in this day and age: günümüzde artık kabul edilemez olmak
No longer bir değişimi gösterir: Daha önce kabul edilebilir olan bir şey artık kabul edilebilir değildir. Burada 50 inçlik bir boyutun artık konuşanın ölçütlerini karşılamadığı söyleniyor. In this day and age kesin bir tarih değil, “günümüzde” anlamına gelir. Yargıyı modern bir standartmış gibi sunar; özgün cümlede bu, şikâyeti kasıtlı olarak abartılı ve mizahi hâle getirir.
Alıştırma
Cümleyi no longer ve in this day and age kullanarak tamamlayın: A website that cannot be used on phones is ____.
Cevabı göster
no longer acceptable in this day and age
can hardly see: neredeyse hiç görememek
Can hardly see, “ancak büyük zorlukla görebilmek” veya “neredeyse hiç görememek” anlamına gelir. Hardly neredeyse olumsuz bir anlam taşır; konuşan biraz görebilir, ancak ne olduğunu anlayacak kadar göremez. Can yardımcı fiilinden sonra hardly, fiilin yalın hâlinden önce gelir: can hardly see. Hardly zaten olumsuza yakın anlam verdiği için not eklemeyin.
Alıştırma
Sis çok yoğun. Hangi cümle konuşanın yolu neredeyse hiç göremediği anlamına gelir?
- I can hardly see the road through the fog.
- I try hard to see the road through the fog.
- I can clearly see the road through the fog.
Cevabı göster
I can hardly see the road through the fog.
righto.: gayriresmî bir kabul yanıtı
righto, “tamam”, “peki” veya “olur” anlamına gelen çok gayriresmî bir yanıttır. Bu cümlede konuşan kişi isteği kabul eder ve uyum sağlayacağını gösterir. Bu, bir şeyin doğru olduğunu söyleyen bir yorum değil, yanıt olarak kullanılan bir sözdür. Özellikle Avustralya ve Britanya'daki gayriresmî konuşmayla ilişkilidir; rahat diyalogları anlamak için yararlıdır, kendiniz kullanırken de bu üsluba aşina kişilerle gündelik durumları seçin.
Alıştırma
Bir arkadaşınızın isteğini kabul eden doğal ve gayriresmî yanıtı seçin.
- Righto, I'll carry the cushions.
- I refuse to help with the cushions.
- Righto is the formal closing of this report.
Cevabı göster
Righto, I'll carry the cushions.
is called Cubby. ... Cubby: Çocukların yaptığı oyun evi
Bu başlıktaki Cubby, çocukların genellikle battaniye, minder veya mobilyalarla yapıp içinde oynadığı küçük bir oyun evi ya da saklanma alanını ifade eder. Avustralya İngilizcesinde cubby house ifadesi de yaygındır. Bölümün adı, çocukların yaptığı bu alana gönderme yapar; doğrudan bir depolama bölmesi anlamına gelmez. Sahne anlamı açıklar: çocuklar oyun için odalar inşa etmektedir.
Alıştırma
Aşağıdaki cümlede cubby büyük olasılıkla ne anlama geliyor? The children made a cubby under the stairs for rainy-day games.
- a large room for adult meetings
- a small storage compartment in a school
- a small playhouse made for children to play in
Cevabı göster
a small playhouse made for children to play in
Do you think we should build a playroom here for Kimjim? Ton ve niyet
1:39Sence Kimjim için buraya bir oyun odası yapmalı mıyız?
Do you think we should ...?: ortak karar için fikir sormak
Do you think we should + fiilin yalın hâli bir eylem önerir ve dinleyiciyi karara katılmaya davet eder. Bu cümlede asıl soru, bir oyun odası yapıp yapmamaları gerektiğidir; yalnızca karşıdaki kişinin düşünüp düşünmediği sorulmuyor. Baştaki Do you think, öneriyi We should ile başlayan bir ifadeye göre daha dolaylı ve iş birliğine açık hâle getirir. Should we...? de nazik olabilir; ancak Do you think we should...? dinleyicinin fikrine biraz daha fazla odaklanır.
Alıştırma
Dersteki ortak karar kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: ____ leave before the traffic gets worse?
Cevabı göster
Do you think we should
in the way: birini veya bir şeyi engellemek
Be in the way, birinin ihtiyaç duyduğu yeri kaplamak veya bir eylemi engellemek demektir. Burada baba, çocukların bir şey yapmak istediği yerdedir; bu yüzden You're in the way, çocukların önünü ya da ihtiyaç duydukları alanı kapattığı anlamına gelir. Bu, yolculukla değil engel oluşturmakla ilgili kalıplaşmış bir ifadedir. Bu anlam için in sözcüğü gereklidir.
Alıştırma
Bir kutu kapıyı engelliyor. Sorunu hangi cümle anlatır?
- The box is on the way, so it will arrive soon.
- The box is in the way, so I can't open the door.
- The box is out of the way, so I can open the door.
Cevabı göster
The box is in the way, so I can't open the door.
build around me: engeli yerinde bırakarak inşa etmek
build around me ifadesinde around, me ile belirtilen kişinin yerinde kaldığını ve inşa işinin uygun olan çevre alanda sürdüğünü gösterir. İstek, “benim hareket etmem gerekmeyecek şekilde yaptığınız şeyi uyarlayın” demektir; mutlaka “beni her taraftan çevreleyin” anlamına gelmez. build around someone/something kalıbı, inşaatı veya tasarımı mevcut bir kişiye, nesneye ya da sabit unsura göre uyarlamak anlamında kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “nesneyi yerinde bırakarak inşaata devam etmek” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The support column cannot be moved, so we'll ____ it.
Cevabı göster
build around
that settles that: bir kararı veya tartışmayı bitirmek
That settles that, bir sorunun, kararın veya anlaşmazlığın artık çözüldüğünü ve başka tartışmaya gerek kalmadığını belirterek konuşmayı bitiren kalıplaşmış bir ifadedir. İlk that, sonucu belirleyen gerçeğe veya eyleme işaret eder; ikinci that ise kapatılan konuyu anlatır. Buradaki settle “çözmek veya karara bağlamak” demektir, “bir yere taşınıp yaşamak” değil. Bu ifade son gerçeği, yanıtı veya kararı belirgin bir bitiş noktasına dönüştürür. Konuşanın tonuna göre kararlı, rahatlamış, hafif veya şakacı duyulabilir.
Alıştırma
Cümleyi, kesinleşmiş bir kararı kapatan kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The final vote is in, so ____.
Cevabı göster
that settles that
mind the towel cupboard: uyarı anlamındaki mind
Emir yapısındaki mind + isim öbeğinde mind, “rahatsız olmak” değil, “dikkat etmek” veya “sakınmak” anlamına gelir. Buradaki mind the towel cupboard, kişiyi havlu dolabını fark edip ona çarpmaması için uyarır. Bu uyarı kullanımı özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygındır; Mind the step. de aynı yapıdadır. Cümlenin biçimi ve o andaki fiziksel durum, mind sözcüğünün bir uyarı olduğunu gösterir.
Alıştırma
Doğrudan uyarıyı yukarıda öğrenilen fiille tamamlayın: “____ the low beam as you enter.”
Cevabı göster
Mind
me hungry now: bilinçli çocukça dil bilgisi
me hungry now ifadesinde konuşan kişi, standart İngilizcede özne zamiri I gereken yerde bilinçli olarak nesne zamiri me kullanır ve bağ fiili am sözcüğünü atar. Standart cümle I am hungry now şeklindedir ve konuşmada genellikle I'm hungry now olarak kısaltılır. Bu bozuk dil bilgisi çok küçük bir çocuk, kukla veya hayalî bir karakter sesi oluşturur. Bu bir rol yapma etkisidir; standart konuşmadaki normal bir kısaltma değildir.
Alıştırma
“Me hungry now.” hakkında doğru değerlendirmeyi seçin.
- Bilinçli olarak kullanılan çocukça bir rol yapma dilidir; standart İngilizcede “I'm hungry now.” denir.
- “I'm hungry now.” anlamına gelen standart ve resmî bir cümledir.
- Fiili atılmış normal bir edilgen yapıdır.
Cevabı göster
Bilinçli olarak kullanılan çocukça bir rol yapma dilidir; standart İngilizcede “I'm hungry now.” denir.
Günlük rutini belirten bir ifade olarak dinner time
“Dinner time”, bir kişinin normalde akşam yemeği yediği zamanı belirten yaygın bir isim öbeğidir. “It's your dinner time” cümlesindeki your, bu zamanı tek bir kişinin günlük düzenine bağlar; bu nedenle cümle o kişiye şimdi yemek yemesi gerektiğini hatırlatır. İngilizcede lunch time ve bath time örneklerinde olduğu gibi, günlük programdaki bir zamanı adlandırmak için bir öğün veya rutin etkinlik sık sık time ile birleştirilir. Her ifadeyi bir bütün olarak öğrenin: yazım biçimleri değişebilir ve dinnertime da yaygın olarak tek kelime hâlinde yazılır.
Alıştırma
Aile içindeki bu hatırlatmayı vurgulanan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The food is ready—it's ____.
Cevabı göster
dinner time
Kısa bir sözlü tamamlanma bildirimi olarak Finished eating
“Finished eating”, bir etkinliğin tamamlandığını bildiren kısa bir ifadedir. Açık olan bu aile bağlamında “I've finished eating” veya “I'm finished eating” anlamına gelir. Dinleyen kişi kimin konuştuğunu ve hangi etkinlikten söz edildiğini zaten bildiği için I've ya da I'm söylenmez. finish sözcüğünden sonra bir etkinlik geldiğinde -ing biçimi kullanılır: finish eating, finish cleaning, finish reading. Bu kısa biçim, bağlamın açık olduğu konuşmalarda işe yarar; ancak İngilizcede her cümlenin öznesi genel olarak düşürülemez.
Alıştırma
Bir çocuk yemeğini bitirmiştir ve açık bir aile bağlamında bunu kısa ve doğal biçimde bildirir. Hangi cümle uygundur?
- Finished eating, Mummy.
- Still eating, Mummy.
- Ready to eat, Mummy.
Cevabı göster
Finished eating, Mummy.
stick that on the fridge: bir şeyi yüzeye tutturmak
Burada stick, “bir şeyi bir yüzeye tutturmak ya da yüzeyde kalacak şekilde yerleştirmek” anlamında bir fiildir. stick + nesne + on + yüzey kalıbında that nesneyi, the fridge ise yüzeyi belirtir. Cümle, nesnenin nasıl tutturulduğunu söylemez; bant, yapıştırıcı veya mıknatıs bu duruma uygun olabilir. stick fiilinin bu kullanımı, “ince bir tahta parçası” anlamındaki stick isminden farklıdır.
Alıştırma
Cümleyi stick ... on kalıbıyla tamamlayın: Please ____ this note ____ the wall.
Cevabı göster
stick · on
can't have X without Y: Y'yi gerekli bir koşul olarak sunmak
can't have X without Y kalıbı, X'in var olması, çalışması veya eksiksiz sayılması için Y'nin gerekli olduğunu belirtir. Bu cümlede mutfak, bir evin vazgeçilmez parçası olarak sunulur. Burada have yalnızca “sahip olmak” değil, “içermek veya bünyesinde bulundurmak” anlamındadır. Bu kalıp bir planın, sistemin, etkinliğin veya grubun neye ihtiyaç duyduğunu açıklarken de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi can't have X without Y kalıbıyla tamamlayın: You ____ a secure account ____ a strong password.
Cevabı göster
can't have · without
tea: bazı Britanya ve Avustralya İngilizcesi kullanımlarında akşam yemeği
Burada tea, içeceği değil akşam yemeğini ifade eder. Britanya, Avustralya ve diğer İngiliz Milletler Topluluğu topluluklarındaki bazı aileler dinner için günlük bir ad olarak tea kelimesini kullanır. Bu etkinlikte mutfakta yemek hazırlanıp tamamlandığı için And that's tea, öğünün bittiğini veya hazır olduğunu anlatır. Yemek saati, yemek hazırlığı ve aile rutinleri gibi bağlam ipuçları bu anlamı ayırt etmeye yardımcı olur.
Alıştırma
Bir aile akşam için yiyecek hazırlamayı yeni bitirdi. Biri "Tea's ready!" diyor. Buradaki tea büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Akşam yemeği.
- Mutfak.
- Yalnızca bir fincan çay.
Cevabı göster
Akşam yemeği.
go to the toilet: Britanya ve Avustralya İngilizcesinde günlük bir ifade
Go to the toilet, tuvaleti kullanmak veya ihtiyacını gidermek anlamına gelen kalıplaşmış, günlük bir ifadedir. Yalnızca o odaya doğru hareket etmeyi değil, gitme amacını anlatır. So go to the toilet cümlesinde konuşan kişi, birine bu ihtiyacını gidermesini söylüyor. Buradaki yapı go to + yer şeklindedir; bu nedenle to edatı gereklidir.
Alıştırma
“Tuvalete gitmek” anlamındaki hedef Britanya veya Avustralya ifadesiyle cümleyi tamamlayın: I need to ____ before we leave.
Cevabı göster
go to the toilet
How am I going to get to ...?: rota zorken nasıl ulaşılacağını sormak
How am I going to get to + yer? o yere ulaşmayı hangi rota veya uygulanabilir yöntemin mümkün kılacağını sorar. Burada get to, “bir şeyi yapmaya başlamak” değil, “ulaşmak” ya da “varmak” anlamındadır. be going to ile kurulan soru sıradaki eyleme yönelir; how ise eksik bilginin rota ya da yöntem olduğunu gösterir. Konuşan kişi bir sorun veya engel gördüğünde sık kullanılır; yalnızca yerin nerede olduğunu sormaz.
Alıştırma
İstasyona giden köprü kapalı. Hangi soru istasyona ulaşmanın bir yolunu doğal biçimde sorar?
- Where is the station?
- When am I going to get to the station?
- How am I going to get to the station with the bridge closed?
Cevabı göster
How am I going to get to the station with the bridge closed?
Head to ... go past ... around ... through ... out: adım adım rota oluşturmak
Bu cümle, sıralanmış hareket parçalarından tek bir rota oluşturur. Head to ilk yönü verir. Go past bir işaret noktasını geçip ilerlemek; around bir şeyin dışından dolaşmak; through bir alana girip içinden geçmek; out ise kapalı bir alandan çıkmak anlamına gelir. Go past ifadesinden sonra around, through ve out ifadelerinin önünde go fiili varmış gibi anlaşılır. Her edatı ayrı ayrı çevirmek yerine ifadeleri sırayla izleyip hareket eden kişinin konumunu her adımda güncelleyin.
Alıştırma
Kütüphaneye giden rota bankayı geçiyor, çeşmenin etrafından dolaşıyor, tünelin içinden geçiyor ve ardından meydana çıkıyor. Hangi cümle bu rotayla eşleşir?
- Head past the library, go around the bank, through the fountain, and out of the square.
- Head to the library, go past the bank, around the fountain, through the tunnel, and out into the square.
- Head to the library, go through the bank, past the fountain, around the tunnel, and out into the square.
Cevabı göster
Head to the library, go past the bank, around the fountain, through the tunnel, and out into the square.
netball court: netbol oynanan saha
Netbol, özellikle Avustralya'da ve diğer İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinde tanınan bir takım top sporudur. Oyuncular topu paslaşır ve genellikle arkalığı olmayan, yüksekteki çemberlere atış yapar. Netball court, bu spor için çizgilerle belirlenmiş oyun alanıdır. Burada netball sporun adıdır ve court sözcüğünü niteler; ifade tenis kortu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümledeki netball court ne anlama geliyor?
- Fileli bir tenis kortu
- Spor ekipmanlarının saklandığı bir oda
- Netbol oynamak için kullanılan bir saha
Cevabı göster
Netbol oynamak için kullanılan bir saha
mess anything up: mess up içinde nesnenin yeri
Burada mess anything up, önceden düzenlenmiş herhangi bir şeyi dağıtmak, bozmak veya berbat etmek anlamına gelir. Mess, mess up öbek fiilinde fiildir; “dağınıklık” anlamındaki isim değildir. Mess up ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim olan bir nesne, öbek fiilin tamamından sonra ya da iki parçasının arasında gelebilir: mess up the plan veya mess the plan up. it ya da them gibi nesne zamirleri ortada olmalıdır: mess it up denir, mess up it denmez. Altyazıda anything doğal biçimde mess ile up arasında yer alır.
Alıştırma
Nesne zamirini doğru konuma yerleştiren cümle hangisidir?
- Don't it mess up.
- Don't mess it up.
- Don't mess up it.
Cevabı göster
Don't mess it up.
Wasn't there something about an alpaca farm? Kalıp ifadeler
3:50Alpaka çiftliği falan dememiş miydi?
Yalnızca belli belirsiz hatırlarken something about ...
Burada something about + konu, ‘o konuyla bağlantılı bir ayrıntı’ anlamına gelir. Konuşan kişi yalnızca birazını hatırlar, tam ayrıntıları değil. Wasn't there something about ...? bu belirsiz anıyı karşı tarafa doğrulatmak için kullanılır. Buradaki about konuyla bağlantıyı gösterir. İnsanların o konuyu ayrıntılı biçimde konuştuğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Öğretmenin şapka getirmekten söz ettiğini belli belirsiz hatırlıyorsun. Bu anıyı birine doğrulatmak için en uygun cümle hangisi?
- Wasn't there something about bringing a hat?
- Where is the hat?
- The teacher explained every detail about the hat.
Cevabı göster
Wasn't there something about bringing a hat?
Güçlü şaşkınlık için How on earth ...?
Bir soruda on earth soru ifadesini güçlendirir. How on earth ...? yaklaşık olarak ‘Bu nasıl mümkün olabilir?’ veya ‘Bunu nasıl yapmam bekleniyor?’ anlamına gelir ve güçlü bir şaşkınlık, kafa karışıklığı ya da bazen kızgınlık gösterir. Bir yer belirtmez. on earth çıkarıldığında soru aynı bilgiyi ister, ancak duygusal gücü azalır.
Alıştırma
Kapı kilitli ve Sam'in nasıl içeri girdiğini hiç anlayamıyorsun. Bu güçlü şaşkınlığı en iyi hangi soru ifade eder?
- When did Sam get in?
- How on earth did Sam get in?
- How did Sam get in?
Cevabı göster
How on earth did Sam get in?
is nuts: bir durumu çılgın veya saçma diye niteleyen günlük ifade
Burada nuts, is'ten sonra kullanılan günlük bir sıfattır. Bir şeyin aşırı çılgın, saçma veya karmakarışık olduğunu belirtir; yiyecek olan kuruyemiş anlamına gelmez. Cümle, mekâna yönelik abartılı ve duygusal bir tepki verir. Söyleyiş tonuna göre eğlenerek şaşırmayı ya da hayal kırıklığını ifade edebilir; nesnel ve kelimesi kelimesine bir tanım değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede nuts, bir durumun son derece saçma veya kaotik olduğunu belirtir?
- I added nuts to the salad.
- The ticket line has wrapped around the building twice. It's nuts.
- The nut is inside its shell.
Cevabı göster
The ticket line has wrapped around the building twice. It's nuts.
get out of here: bulunduğun yerden nasıl çıkacağını sormak
Get out of + bir yer, o yerden ayrılmak veya içeriden dışarı çıkmak anlamına gelir. Here, konuşanın o anda bulunduğu yerin adının yerine geçer; bu nedenle get out of here, buradan çıkmak demektir. İfade How do I ...? yapısının içinde yer aldığı için konuşan kişi çıkış yolunu veya yöntemini sorar. Bu cümlede çıkışla ilgili gerçek anlamlı bir sorudur; deyimsel ünlem Get out of here! değildir.
Alıştırma
Büyük bir binanın içinde kayboldunuz. Hangi soru bulunduğunuz yerden nasıl çıkacağınızı sorar?
- How did I get here?
- How do I get over here?
- How do I get out of here?
Cevabı göster
How do I get out of here?
keep heading that way: bilinen yönde ilerlemeye devam etmek
Keep + fiilin -ing biçimi, bir şeyi yapmaya devam etmek anlamına gelir. Burada heading, belirli bir yönde ilerlemek anlamındaki head fiilinin -ing biçimidir. Bu nedenle keep heading, ilerlemeye devam etmek demektir; heading burada başlık anlamında değildir. That way, daha önce gösterilmiş veya durumdan açıkça anlaşılan bir yönü belirtir. Just, yönergeyi basit ve güven verici hâle getirir: o yönde ilerlemeye devam et.
Alıştırma
Yol tarifini head fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Keep ____ east until you reach the river.
Cevabı göster
heading
That's X done: bir görevin tamamlandığını belirtmek
That's X done, gündelik konuşmada kullanılan sonuç bildiren bir kalıptır. X, az önce tamamlanan görevi veya öğeyi belirtir; done ise onun yeni durumunu, yani X'in artık bitmiş olduğunu anlatır. Bir listedeki öğenin üzerini çizmek gibi, ilerlemeyi belirtmek için sık kullanılır. Bu cümlede done, tümleç olarak kullanılan bir geçmiş zaman ortacıdır; cümlenin simple past fiili değildir. Sıralama That's + X + done şeklindedir, That's done + X şeklinde değil.
Alıştırma
Bir kontrol listesindeki ilk öğeyi yeni tamamladınız. Sonuç bildiren gündelik kalıbı hangi cümle doğru kullanıyor?
- That's done the first task.
- That's the first task doing.
- That's the first task done.
Cevabı göster
That's the first task done.
can't wait to show: göstermek için sabırsızlanmak
Can't wait to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için çok heyecanlı ve istekli olmak anlamına gelir. Buradaki can't wait to show, konuşanın Kimjim'e bir şey göstermeyi büyük bir heyecanla beklediğini anlatır. Can't wait genellikle olumlu bir abartıdır; beklemenin gerçekten imkânsız olduğu anlamına gelmez. Yalnızca want to demekten daha güçlü bir beklenti ifade eder.
Alıştırma
Lena fen projesini göstereceği için heyecanlı. Hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Lena ____ show her family the finished model.
Cevabı göster
can't wait to
next to: hemen yanında
Next to, birinin veya bir şeyin doğrudan yanında ya da bitişiğinde olmayı ifade eder. İki yerin yakın olduğunu genel olarak söylemekten daha belirgindir. Next to the horse stables, konum bildiren kısaltılmış bir yanıttır. Anlaşılan tam yapı şudur: The place is next to the horse stables. Zaten bilinen özne ve be fiilinin biçimi söylenmemiştir.
Alıştırma
Bir kafe, kitapçıyla aynı duvarı paylaşıyor. Bunu en kesin biçimde hangi cümle ifade eder?
- The café is next to the bookstore.
- The café is across from the bookstore.
- The café is near the bookstore.
Cevabı göster
The café is next to the bookstore.
I thought he was with you: yanlış bir varsayımı açıklamak
I thought + yan cümle, konuşanın daha önce sahip olduğu fakat artık muhtemelen yanlış olduğunu gördüğü bir inancı anlatır. Burada he was with you, konuşanın onun diğer kişinin yanında olduğunu ya da diğer kişinin ona göz kulak olduğunu düşündüğü anlamına gelir. Biri kaybolduktan sonra bunu söylemek yalnızca bir düşünceyi aktarmakla kalmaz; yanlış anlaşılmanın nasıl oluştuğunu açıklar ve “Sorumluluğun sende olduğunu sanıyordum” iması taşıyabilir. Cevapta aynı kalıbın tekrarlanması, iki kişinin de diğeri hakkında aynı varsayımı yaptığını gösterir.
Alıştırma
Bir çocuk grupta bulunamıyor. Alex, “I thought Leo was with you.” diyor. Alex büyük olasılıkla ne yapıyor?
- Leo'nun hâlâ diğer kişiyle olduğunu doğrulamak.
- Leo'nun diğer kişiyle hiç tanışmadığını iddia etmek.
- Alex'in daha önce Leo'nun diğer kişiyle olduğuna inandığını, fakat şimdi bu inancın yanlış olduğunu gördüğünü açıklamak.
Cevabı göster
Alex'in daha önce Leo'nun diğer kişiyle olduğuna inandığını, fakat şimdi bu inancın yanlış olduğunu gördüğünü açıklamak.
We've lost Kimjim: lost sözcüğünün birini bulamamak anlamı
Bu bağlamda lose someone, o kişiden ayrı düşmek ve artık nerede olduğunu bilmemek anlamına gelir. Bu nedenle We've lost Kimjim, “Kimjim bizden ayrı düştü ve onu bulamıyoruz” demektir; bir oyunda birine yenilmek anlamına gelmez. İfade şu anki soruna odaklanır: Kimjim'le birlikte kalmaktan sorumluydular, ancak artık onun nerede olduğunu bilmiyorlar. Birinin gözetimindeki kişi için lost kullanıldığında aciliyet ve sorumluluk duygusu da taşıyabilir.
Alıştırma
Kalabalık bir müzede Nora, “We've lost Ben!” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- Grup Ben'in adını unuttu.
- Ben bir oyunda grubu yendi.
- Grup şu anda Ben'i bulamıyor.
Cevabı göster
Grup şu anda Ben'i bulamıyor.
can't deal with this: durumla başa çıkamayacağını hissetmek
Can't deal with this, konuşanın durumla başa çıkamayacağını veya buna dayanamayacağını hissettiğini anlatır. Genellikle stres, bıkkınlık ya da bunalmışlık ifade eder; sorunun hiçbir zaman çözülemeyeceğine dair kelimesi kelimesine bir iddia değildir. Buradaki this, mutlaka tek bir nesneyi değil, konuşmada zaten belli olan durumun tamamını gösterir. Tekrar kullanılabilen can't deal with + kişi, şey veya durum kalıbı, uygulamayla ilgili ya da duygusal bir sınırı anlatabilir; hangisi olduğunu bağlam gösterir.
Alıştırma
Birisi “I can't deal with this right now” dediğinde büyük olasılıkla ne demek ister?
- Konuşanın durumla ilgili hiçbir fikri yok.
- Konuşan sakin bir şekilde ticari bir işlem düzenliyor.
- Durum, konuşanın şu anda başa çıkamayacağı kadar stresli veya zor geliyor.
Cevabı göster
Durum, konuşanın şu anda başa çıkamayacağı kadar stresli veya zor geliyor.
I meant ...: önceki bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek
I meant ..., konuşanın daha önce söylediği veya işaret ettiği bir şeye dönüp bunun nasıl anlaşıldığını düzeltir. Burada konuşan, diğer kişinin düşündüğü şeyi değil gerçek tuvaleti kastettiğini belirtir. Meant, mean fiilinin geçmiş zamanıdır; çünkü konuşan daha önceki bir niyetini açıklamaktadır. Kalıptan sonra bir isim öbeği veya yan cümle gelebilir: I meant the blue folder; I meant that we should meet outside. Bu kullanımda mean, niyet etmek veya kastetmek anlamındadır; kaba ya da kötü anlamındaki mean sıfatı değildir.
Alıştırma
Düzeltmeyi mean fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: Sorry, I ____ Friday, not Thursday.
Cevabı göster
meant
Come back: Birini bulunduğun yere geri çağırmak
Come back, come + back sözcüklerinden oluşan bir emir ifadesidir. Uzaklaşmış birine konuşana doğru veya “burası” olarak görülen bir yere dönmesini söyler. Bu cümlede konuşan kişi yol tarifi vermek yerine karşısındakini nazikçe çağırıyor. Sweetie, bir çocuğa veya yakın birine sevgiyle hitap etme biçimidir; isteği daha sıcak yapar ve burada “şeker” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bana doğru dönmek anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: You walked too far ahead. Please ____ and wait beside me.
Cevabı göster
come back
can't find ... anywhere: hiçbir yerde bulamamak
can't find + kişi veya nesne + anywhere kalıbı, aramanın olası hiçbir yerde başarılı olmadığını belirtir. Genellikle birinin birçok yere bakmasına rağmen kişiyi veya nesneyi hâlâ bulamadığını anlatır. Anywhere, can't ile birlikte kullanılarak olumsuz anlamı bütün olası yerlere yayar: burada değil, orada değil ve başka hiçbir yerde değil. Kişi veya nesne find sözcüğünden sonra gelir; anywhere ise genellikle cümlenin ilerleyen kısmında yer alır.
Alıştırma
Her odayı aradınız ama telefonunuzu hâlâ bulamadınız. Bu durumu hangi cümle ifade eder?
- I can find my phone somewhere.
- I can't find my phone somewhere.
- I can't find my phone anywhere.
Cevabı göster
I can't find my phone anywhere.
too many rooms: çoğul sayılabilen isimlerde aşırı sayı
Too many + çoğul sayılabilen isim, sayının istenen, uygun veya yönetilebilir düzeyden fazla olduğunu belirtir. Rooms sayılabilen çoğul bir isimdir; bu nedenle doğru miktar sözcüğü many olur. Too, yalnızca sayının büyük olduğunu değil, istenmeyen bir fazlalığın sorun yarattığını da anlatır. Burada oda sayısı sadece yüksek değildir; doğru yeri bulmayı zorlaştıracak kadar fazladır.
Alıştırma
Sayılabilen nesnelerin sayısının gereğinden fazla olduğunu belirten iki sözcüklü ifadeyi yazın: There are ____ toys on the stairs, so it isn't safe.
Cevabı göster
too many
going round in circles: ilerlemeden aynı şeyleri tekrarlamak
Going round in circles, aynı dairesel veya tekrarlanan rota boyunca hareket etmeyi anlatabilir. Aynı zamanda, bir sonuca yaklaşmadan eylemleri, düşünceleri veya tartışmaları tekrarlamak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede gerçek ve deyimsel anlamlar birlikte işler: konuşan kişi karmaşık rotalarda gerçekten dönüp dururken bulmak istediği şeye doğru da ilerleyemez.
Alıştırma
Bir grup aynı fikirleri tekrarlıyor ve hiçbir karara ulaşamıyor. Hangi cümlede going round in circles bu mecaz anlamıyla kullanılmıştır?
- The children are riding their bikes round in circles in the park.
- We keep repeating the same ideas, so we're going round in circles.
- We chose a plan and started the work.
Cevabı göster
We keep repeating the same ideas, so we're going round in circles.
take a little peek: kısa ve önemsiz gösterilen bir bakış
Take a peek, “kısa bir an için hızlıca bakmak” anlamına gelir. Peek, take sözcüğünden sonra isimdir; ancak bütün ifade göz atma eylemini anlatır. Bağlama göre merakı veya fark edilmeden bakmaya çalışmayı da çağrıştırabilir. Little, bakışın fiziksel boyutunu anlatmaz. Eylemi küçümseyerek planlanan bakışın kısa ve önemsiz görünmesini sağlar; bu cümlede konuşan kişi bunu büyütülecek bir şey değilmiş gibi sunar.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “kısa bir an için hızlıca bakmak” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: I'll ____ inside the box, then close it.
Cevabı göster
take a little peek
Cubby collapse: sıkıştırılmış bir olay etiketi
Burada cubby, küçük bir oyun kulübesi veya oyun kalesi anlamına gelir. Cubby collapse, özne ve yüklem içeren tam bir cümle değil, sıkıştırılmış bir isim öbeğidir. Cubby olayın neyle ilgili olduğunu belirtir, collapse ise olayı adlandırır; öbeğin kendi zamanı yoktur. Bir alarm veya başlık gibi temel olayı öne koyar ve dinleyenlerin durumdan The cubby is collapsing anlamını çıkarmasını sağlar. Bu sıkıştırma duyuruyu anlık hissettirir ve oyunbaz diyaloglarda komik tempoyu hızlandırabilir.
Alıştırma
Oyunbaz bir sahnede bir çatı çökmeye başlıyor. Hangi seçenek tam cümle yerine sıkıştırılmış, alarm benzeri bir olay etiketidir?
- The roof is collapsing!
- Did the roof collapse?
- Roof collapse!
Cevabı göster
Roof collapse!
went for the second run ... the call was stay: krikette ikinci koşu ve yerinde kalma komutu
Bu bir kriket anlatımıdır. Bu pozisyonda iki vurucu, sahanın iki ucu arasında güvenle yer değiştirince bir koşu kazanılır. went for the second run, bir koşu daha kazanmak için neredeyse yeniden yer değiştirmeyi denedikleri anlamına gelir; ikinci bir koşu yarışından söz etmez. Vurucular koşup koşmamaya karar vermek için birbirlerine seslenir. the call was stay, verilen komutun koşmaya başlamamak olduğunu; the batsman obeyed ise vurucunun bu komuta uyduğunu anlatır. Bu yüzden ikinci koşu gerçekleşmedi.
Alıştırma
Bu kriket anlatımında ne oldu?
- Neredeyse ikinci koşuyla bir sayı daha almaya çalıştılar, ancak vurucu kendisine kalması söylenince yerinde kaldı.
- Vurucu komutu görmezden gelip ikinci koşuyu tamamladı.
- Vurucu ikinci bir koşu yarışına katıldı ve ardından telefona cevap verdi.
Cevabı göster
Neredeyse ikinci koşuyla bir sayı daha almaya çalıştılar, ancak vurucu kendisine kalması söylenince yerinde kaldı.
You want Kimjim!: bağlama bağlı doğrudan bir teslim
Burada konuşan kişi Kimjim'i dinleyene verirken You want Kimjim! diyor. Bu söz, dinleyenin ne istediğini gerçekten sormak yerine doğrudan bir teslim işlevi görüyor: “Al, Kimjim'i sen tut ya da onunla sen ilgilen.” Bu anlam; gözle görülen teslim hareketinden, yakın ilişkiden ve kesin bildirme tonundan doğar. want genel olarak ilgilenmek anlamına gelmez; bu ortak bağlam olmadan cümle normalde bir isteği ifade eder.
Alıştırma
Bir aile ortamında konuşan kişi Kimjim'i dinleyene verirken You want Kimjim! diyor. Cümle burada ne anlama geliyor?
- Konuşan kişi, tutması veya ilgilenmesi için Kimjim'i dinleyene teslim ediyor.
- Konuşan kişi, dinleyenin Kimjim'e sahip olmayı her zaman isteyip istemediğini soruyor.
- Konuşan kişi, Kimjim'in dinleyenin yanına gitmek istediğini söylüyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi, tutması veya ilgilenmesi için Kimjim'i dinleyene teslim ediyor.
Sohbete giriş ifadesi olarak You know what?
Bu cümlede You know what?, dinleyenin dikkatini çeken ve konuşanın yeni bir düşünce, karar ya da fikir değişikliği söylemek üzere olduğunu belirten bir söylem işaretidir. Dinleyenden bildiği şeyi söylemesini isteyen bir soru değildir. Konuşan kişi genellikle hemen ardından asıl düşüncesini söyler.
Alıştırma
Hangi cümlede You know what? bilgi sormak yerine yeni bir kararı başlatmak için kullanılmıştır?
- Do you know what time the train leaves?
- Do you know where my bag is?
- You know what? I think I'll walk home.
Cevabı göster
You know what? I think I'll walk home.
So is this room: so + be + yeni özne
so + be/yardımcı fiil + yeni özne kalıbı, önceki olumlu ifadenin başka bir kişi veya şey için de geçerli olduğunu belirtir. Fiil, yeni özneden önce gelir. Burada big enough ifadesi This TV is big enough cümlesinden anlaşılır. So is this room, This room is big enough, too anlamına gelir; so burada “bu yüzden” değil, “o da/aynı şekilde” demektir.
Alıştırma
Oturma odasının da sessiz olduğunu söylemek için cümleyi so + be + yeni özne ile tamamlayın: The study is quiet, and ____.
Cevabı göster
so is the living room
what I was thinking: önceki bir düşüncenin akıllıca olmadığını kabul etmek
I don't know what I was thinking cümlesindeki what I was thinking, daha önceki bir fikir, karar veya eylemin arkasındaki düşünceyi ifade eder. Cümlenin tamamı, konuşanın şimdi bunu akıllıca olmayan, dürtüsel ya da yanlış bir şey olarak gördüğünü anlatır. Bu ifade genellikle gerçek bir hafıza kaybı anlamına gelmez. Günlük dilde kullanılan bir öz eleştiridir; önceki bir yargıyı dolaylı biçimde geri çekmek veya pişmanlık belirtmek için kullanılabilir. Yalnızca I was wrong demekten çoğu zaman daha dolaylı duyulur.
Alıştırma
Dün önerdiğiniz planın kötü bir fikir olduğunu şimdi anlıyorsunuz. Önceki düşüncenize yönelik öz eleştiriyi en doğal biçimde hangi cümle ifade eder?
- I can't remember what the meeting was about.
- I don't know what she is thinking.
- I don't know what I was thinking.
Cevabı göster
I don't know what I was thinking.