Bluey Tam Bölüm | Kulübe | 3. Sezon 38. Bölüm | @disneyjr: İngilizce çalışma notları

Disney Jr.

Öğrenme zorluğu
689 kelime 161 kel/dk

Video açıklaması: Bluey ile Bingo, minderleri Kimjim için giderek büyüyen bir oyun evine dönüştürür. Odalardan oluşan labirent salonu kaplar; Baba yolunu kaybeder, Kimjim ortadan kaybolur ve yapı çöker. Yaşananların ardından aile, ne odanın ne de televizyonun daha büyük olması gerektiğini anlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. righto. — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Özellikle Avustralya ve Britanya İngilizcesinde görülen bu samimi karşılığın bir isteği kabul etmenin veya “peki” demenin rahat bir yolu olduğunu öğrenin. Böylece Avustralyalı ailenin konuşmasını daha iyi izleyebilir ve sözcüğü resmî ortamlar yerine gündelik, yakın ilişkilerde kullanabilirsiniz. 2. How on earth — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu kalıplaşmış ekin bir soruya yoğun şaşkınlık, kafa karışıklığı ya da bıkkınlık kattığını anlayın. Sıradan bir how sorusu ne kadar şaşırdığınızı anlatmaya yetmediğinde ifadeyi kullanabilir, sözcükleri tek tek gerçek anlamlarıyla yorumlama hatasından kaçınabilirsiniz. 3. I thought he was with you. — Konuşma edimi ve tutum: Bu cümlenin önceki bir varsayımı açıklarken sorumluluğun kimde olduğu konusundaki yanlış anlaşılmayı da nasıl sezdirdiğini öğrenin. İki kişinin de birine diğerinin baktığını veya bir işi diğerinin üstlendiğini sandığı durumları anlamanıza ve incelikle açıklamanıza yardımcı olur.

Bu derste

Mum!

0:08

Anne!

Dad.

0:14

Baba.

Bingo.

0:20

Bingo.

Bluey.

0:25

Bluey.

And that's 18 away from the century for Barkles. Kültür

0:28

Ve Barkles'ın yüzyıla ulaşmasına 18 kaldı.

Kültür

18 away from the century: krikette 100'e ulaşmaya 18 koşu kalması

Krikette a century, bir vurucunun tek bir vuruş devresinde 100 koşuya ulaşması demektir. Burada century, yüz yıllık bir dönem değil, skordaki bir dönüm noktasıdır. Sayı + away from + hedef yapısı, hedefe ulaşmak için daha ne kadar gerektiğini belirtir. Bu nedenle 18 away from the century, Barkles'ın 100'e ulaşmak için 18 koşuya daha ihtiyacı olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Bir kriket anlatımında Barkles is 18 away from a century ne anlama gelir?

  1. 118'e ulaşmak için 100 koşuya daha ihtiyacı var.
  2. 100'e zaten ulaştı ve 18 koşuya daha ihtiyacı var.
  3. 100'e ulaşmak için 18 koşuya daha ihtiyacı var.
Cevabı göster

100'e ulaşmak için 18 koşuya daha ihtiyacı var.

1 2 3 4 5 6.

0:31

1 2 3 4 5 6.

Well done, Kimjim,

0:34

Aferin Kimjim,

You won again.

0:35

Yine sen kazandın.

Yay, again.

0:36

Yaşasın, bir daha.

No, time for your nap, young man. Kalıp ifadeler

0:38

Hayır, şekerleme vaktin geldi genç adam.

Kalıp ifadeler

Time for your nap: kısa bir rutin hatırlatması

Time for + isim, bir etkinliğin artık başlaması gerektiğini söylemenin kısa bir yoludur. Time for your nap, öğle uykusunun şimdi başlaması gerektiğini belirtir; tam biçimi It's time for your nap şeklindedir. Kısa günlük rutin hatırlatmalarında It's sık sık söylenmez. Bu yapı, etkinlik bildiren isimlerle kullanılabilir: Time for dinner, Time for bed ve Time for class.

Alıştırma

Maya'ya öğle uykusunun şimdi başlaması gerektiğini hatırlatmak için Time for + your + isim yapısını kullanın: ____, Maya.

Cevabı göster

Time for your nap

Oh, yes.

0:40

Oh, evet.

Hmm.

0:42

Hmm.

There's no room for Kimjim to sleep. Dilbilgisi

0:43

Kimjim'in uyuyacağı yer yok.

Dilbilgisi

There's no room for someone to do something: birinin bir şey yapması için yer yok

There's no room for + kişi veya şey + to + fiil kalıbı, mevcut alanın o kişinin veya şeyin eylemi yapmasına yetmediğini belirtir. for Kimjim alana kimin ihtiyaç duyduğunu, to sleep ise eylemi gösterir. Buradaki room, bir binadaki ayrı bir oda değil, kullanılabilir alan anlamına gelen sayılamayan bir isimdir.

Alıştırma

Küçük bir çadır zaten tamamen dolu. Yeterli alan olmadığı için Maya'nın orada uyuyamayacağını doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. There's no room for Maya to sleep.
  2. There's no room Maya sleeping.
  3. There are no room for Maya to sleep.
Cevabı göster

There's no room for Maya to sleep.

Oh, I know.

0:46

Oh, biliyorum.

I think if we knocked this wall out, Notlar

0:47

Sanırım şu duvarı yıkarsak,

Öbek fiiller

knocked this wall out: bu duvarı kaldırmak

Bu tadilat bağlamında knocked this wall out, odayı daha ferah hale getirmek için bu duvarı kaldırmak veya açmak demektir. Out, duvarın ortadan kaldırıldığını gösterir; duvara sıradan biçimde vurmak anlamına gelmez. Knock out ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim olan bir nesneyle knock out the wall veya knock the wall out denebilir; zamir olan nesneyle ise knock it out kullanılır. Bu if cümlesinde knocked, tamamlanmış bir geçmiş olayı değil, olası bir tadilat fikrini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede knock ... out duvarı kaldırmak anlamında kullanılmıştır?

  1. They knocked the wall down to connect the two offices.
  2. They knocked on the wall to see if it was hollow.
  3. They knocked the partition out to connect the two offices.
Cevabı göster

They knocked the partition out to connect the two offices.

this room will feel so much bigger.

0:49

bu oda çok daha büyük hissettirecek.

Dilbilgisi

if we knocked ... this room will feel: koşul ve sonuç biçimlerini eşleştirme

if yan cümlesi önerilen bir değişikliği sunar, ana cümle ise beklenen sonucu belirtir. this room will feel so much bigger, odanın insanlara çok daha büyük görüneceği veya öyle hissettireceği anlamına gelir; odanın kendisi gerçekten bir şey hissetmez. Konuşmacı, fikri daha varsayımsal veya temkinli gösteren knocked ile sonucu beklenen bir durum olarak sunan will feel biçimlerini gündelik konuşmada birleştirir. Biçimleri daha özenli eşleştirmek için gerçekçi bir planda If we knock ..., the room will feel ...; daha varsayımsal bir öneride ise If we knocked ..., the room would feel ... kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, bir duvarı kaldırmayı gerçekçi ve mümkün bir plan olarak sunarken koşul ve sonuç biçimlerini özenli şekilde eşleştirir?

  1. If we knock this wall out, the room will feel much bigger.
  2. If we knocked this wall out, the room will feel much bigger.
  3. If we knock this wall out, the room would feel much bigger.
Cevabı göster

If we knock this wall out, the room will feel much bigger.

It's already big enough, babe.

0:52

Zaten yeterince büyük hayatım.

It's not.

0:53

Değil.

It's too cramped. Kelime

0:54

Çok sıkışık.

Kelime

too cramped: rahatsız edici derecede dar

Bu bağlamda cramped, rahatça hareket etmek, oturmak veya esnemek için çok az yer bırakan bir alanı ya da konumu anlatır. It's too cramped ifadesinde too, darlık derecesinin kabul edilebilir sınırı aştığını gösterir. Yani konuşan kişi yalnızca küçük olduğunu söylemez; kullanılabilir alanın rahatsız edici derecede sınırlı olduğunu belirtir. Yapı be + too + sıfat şeklindedir: it's too cramped. Sınırlı alan fiziksel hareketleri kısıtladığında bu sıfat oda, koltuk, araç veya çalışma alanı için de kullanılabilir.

Alıştırma

İnsanların hareket edebilmesi için alanın çok az olduğunu anlatan cümle hangisidir?

  1. The elevator was empty and quiet during the afternoon.
  2. The elevator was crowded with tourists, but the spacious cabin gave everyone room to move.
  3. The elevator felt too cramped for everyone to stand comfortably.
Cevabı göster

The elevator felt too cramped for everyone to stand comfortably.

The only thing in this room that needs to be bigger is the TV. Dilbilgisi

0:56

Bu odada daha büyük olması gereken tek şey televizyon.

Dilbilgisi

The only thing ... that needs to be bigger is ... kalıbı

The only thing ... is ... kalıbı, iddiayı tek bir ögeyle sınırlar ve o ögeyi özellikle vurgular. Burada daha büyük olması gereken tek şeyin oda ya da başka bir şey değil, televizyon olduğu anlamına gelir. in this room ve that needs to be bigger ifadelerinin ikisi de thing sözcüğünü niteler. Cümlenin temel yapısı The only thing ... is the TV şeklindedir; bu nedenle hangi ögenin belirlendiğini anlamak için is sonrasındaki tamamlayıcıyı beklemek gerekir.

Alıştırma

Hedef kalıbı tamamlayın. İncelemeden sonra bisiklette değiştirilmesi gereken tek parçanın zincir olduğu anlaşılıyor. that yan cümlesinde needs to be replaced ifadesini aynen kullanın: The only thing ____ the chain.

Cevabı göster

that needs to be replaced is

What are you talking about? Ton ve niyet

0:59

Neden bahsediyorsun?

Ton ve niyet

What are you talking about? ile karşı çıkma

What are you talking about? sözü, kelime anlamıyla konuşmanın konusunu sorabilir. Ancak bu konuşmada şaşkınlık ve karşı çıkma tepkisidir: Konuşan kişi önceki yorumun pek mantıklı olmadığını düşünür. Aynı sözler, bağlama ve tonlamaya göre farklı işlevler görebilir. Şaşkın ya da sert bir söyleyiş çoğu zaman “Bu doğru olamaz” anlamına gelir; yalnızca “Konunun ne olduğunu söyle” demek değildir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “Our enormous TV is much too small.” diyor. Buna kesinlikle katılmıyor ve iddianın mantıksız olduğunu düşünüyorsunuz. Bu tepkiyi en iyi hangi cevap gösterir?

  1. Could you repeat that?
  2. What topic are you discussing?
  3. What are you talking about?
Cevabı göster

What are you talking about?

It's huge.

1:00

Kocaman zaten.

It's not.

1:01

Değil.

50 inches is no longer an acceptable size in this day and age. Kalıp ifadeler

1:02

50 inç bu devirde artık kabul edilebilir bir boyut değil.

Kalıp ifadeler

no longer ... in this day and age: günümüzde artık kabul edilemez olmak

No longer bir değişimi gösterir: Daha önce kabul edilebilir olan bir şey artık kabul edilebilir değildir. Burada 50 inçlik bir boyutun artık konuşanın ölçütlerini karşılamadığı söyleniyor. In this day and age kesin bir tarih değil, “günümüzde” anlamına gelir. Yargıyı modern bir standartmış gibi sunar; özgün cümlede bu, şikâyeti kasıtlı olarak abartılı ve mizahi hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi no longer ve in this day and age kullanarak tamamlayın: A website that cannot be used on phones is ____.

Cevabı göster

no longer acceptable in this day and age

I can hardly see what's going on. Dilbilgisi

1:05

Neler olduğunu zar zor görebiliyorum.

Dilbilgisi

can hardly see: neredeyse hiç görememek

Can hardly see, “ancak büyük zorlukla görebilmek” veya “neredeyse hiç görememek” anlamına gelir. Hardly neredeyse olumsuz bir anlam taşır; konuşan biraz görebilir, ancak ne olduğunu anlayacak kadar göremez. Can yardımcı fiilinden sonra hardly, fiilin yalın hâlinden önce gelir: can hardly see. Hardly zaten olumsuza yakın anlam verdiği için not eklemeyin.

Alıştırma

Sis çok yoğun. Hangi cümle konuşanın yolu neredeyse hiç göremediği anlamına gelir?

  1. I can hardly see the road through the fog.
  2. I try hard to see the road through the fog.
  3. I can clearly see the road through the fog.
Cevabı göster

I can hardly see the road through the fog.

I'm getting the tape measure.

1:08

Şerit metreyi alıp geliyorum.

Dad, we need this cushion.

1:10

Baba, bu mindere ihtiyacımız var.

Huh?

1:12

Ha?

What, why?

1:12

Ne, neden?

We're building a bedroom for Kimjim.

1:13

Kimjim için bir yatak odası yapıyoruz.

Oh, yeah, righto. Kelime

1:15

Oh, evet, pekala.

Kelime

righto.: gayriresmî bir kabul yanıtı

righto, “tamam”, “peki” veya “olur” anlamına gelen çok gayriresmî bir yanıttır. Bu cümlede konuşan kişi isteği kabul eder ve uyum sağlayacağını gösterir. Bu, bir şeyin doğru olduğunu söyleyen bir yorum değil, yanıt olarak kullanılan bir sözdür. Özellikle Avustralya ve Britanya'daki gayriresmî konuşmayla ilişkilidir; rahat diyalogları anlamak için yararlıdır, kendiniz kullanırken de bu üsluba aşina kişilerle gündelik durumları seçin.

Alıştırma

Bir arkadaşınızın isteğini kabul eden doğal ve gayriresmî yanıtı seçin.

  1. Righto, I'll carry the cushions.
  2. I refuse to help with the cushions.
  3. Righto is the formal closing of this report.
Cevabı göster

Righto, I'll carry the cushions.

We need that one too.

1:19

Şuna da ihtiyacımız var.

Uh, okay.

1:20

Uh, tamam.

And that one.

1:22

Ve şuna.

Uh.

1:23

Uh.

Thank you.

1:25

Teşekkür ederiz.

This episode of Bluey is called Cubby. Kültür

1:27

Bluey'nin bu bölümünün adı Kale.

Kültür

is called Cubby. ... Cubby: Çocukların yaptığı oyun evi

Bu başlıktaki Cubby, çocukların genellikle battaniye, minder veya mobilyalarla yapıp içinde oynadığı küçük bir oyun evi ya da saklanma alanını ifade eder. Avustralya İngilizcesinde cubby house ifadesi de yaygındır. Bölümün adı, çocukların yaptığı bu alana gönderme yapar; doğrudan bir depolama bölmesi anlamına gelmez. Sahne anlamı açıklar: çocuklar oyun için odalar inşa etmektedir.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlede cubby büyük olasılıkla ne anlama geliyor? The children made a cubby under the stairs for rainy-day games.

  1. a large room for adult meetings
  2. a small storage compartment in a school
  3. a small playhouse made for children to play in
Cevabı göster

a small playhouse made for children to play in

Here you are, Kimjim.

1:32

İşte buradasın Kimjim.

Your new bedroom.

1:33

Yeni yatak odan.

Do you like it?

1:35

Beğendin mi?

Yes, I love it.

1:36

Evet, bayıldım.

Do you think we should build a playroom here for Kimjim? Ton ve niyet

1:39

Sence Kimjim için buraya bir oyun odası yapmalı mıyız?

Ton ve niyet

Do you think we should ...?: ortak karar için fikir sormak

Do you think we should + fiilin yalın hâli bir eylem önerir ve dinleyiciyi karara katılmaya davet eder. Bu cümlede asıl soru, bir oyun odası yapıp yapmamaları gerektiğidir; yalnızca karşıdaki kişinin düşünüp düşünmediği sorulmuyor. Baştaki Do you think, öneriyi We should ile başlayan bir ifadeye göre daha dolaylı ve iş birliğine açık hâle getirir. Should we...? de nazik olabilir; ancak Do you think we should...? dinleyicinin fikrine biraz daha fazla odaklanır.

Alıştırma

Dersteki ortak karar kalıbını aynen kullanarak tamamlayın: ____ leave before the traffic gets worse?

Cevabı göster

Do you think we should

Yeah, I think we should.

1:42

Evet, bence yapmalıyız.

Dad, you're in the way. Kalıp ifadeler

1:55

Baba, yolumuzu kapatıyorsun.

Kalıp ifadeler

in the way: birini veya bir şeyi engellemek

Be in the way, birinin ihtiyaç duyduğu yeri kaplamak veya bir eylemi engellemek demektir. Burada baba, çocukların bir şey yapmak istediği yerdedir; bu yüzden You're in the way, çocukların önünü ya da ihtiyaç duydukları alanı kapattığı anlamına gelir. Bu, yolculukla değil engel oluşturmakla ilgili kalıplaşmış bir ifadedir. Bu anlam için in sözcüğü gereklidir.

Alıştırma

Bir kutu kapıyı engelliyor. Sorunu hangi cümle anlatır?

  1. The box is on the way, so it will arrive soon.
  2. The box is in the way, so I can't open the door.
  3. The box is out of the way, so I can open the door.
Cevabı göster

The box is in the way, so I can't open the door.

Uh, can't you build around me? Kalıp ifadeler

1:57

Uh, etrafımdan yapamaz mısınız?

Kalıp ifadeler

build around me: engeli yerinde bırakarak inşa etmek

build around me ifadesinde around, me ile belirtilen kişinin yerinde kaldığını ve inşa işinin uygun olan çevre alanda sürdüğünü gösterir. İstek, “benim hareket etmem gerekmeyecek şekilde yaptığınız şeyi uyarlayın” demektir; mutlaka “beni her taraftan çevreleyin” anlamına gelmez. build around someone/something kalıbı, inşaatı veya tasarımı mevcut bir kişiye, nesneye ya da sabit unsura göre uyarlamak anlamında kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “nesneyi yerinde bırakarak inşaata devam etmek” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The support column cannot be moved, so we'll ____ it.

Cevabı göster

build around

I'm trying to watch the cricket.

1:59

Kriket izlemeye çalışıyorum.

No.

2:00

Hayır.

Well, that settles that then. Deyimler

2:01

Pekala, bu iş burada bitti o zaman.

Deyimler

that settles that: bir kararı veya tartışmayı bitirmek

That settles that, bir sorunun, kararın veya anlaşmazlığın artık çözüldüğünü ve başka tartışmaya gerek kalmadığını belirterek konuşmayı bitiren kalıplaşmış bir ifadedir. İlk that, sonucu belirleyen gerçeğe veya eyleme işaret eder; ikinci that ise kapatılan konuyu anlatır. Buradaki settle “çözmek veya karara bağlamak” demektir, “bir yere taşınıp yaşamak” değil. Bu ifade son gerçeği, yanıtı veya kararı belirgin bir bitiş noktasına dönüştürür. Konuşanın tonuna göre kararlı, rahatlamış, hafif veya şakacı duyulabilir.

Alıştırma

Cümleyi, kesinleşmiş bir kararı kapatan kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The final vote is in, so ____.

Cevabı göster

that settles that

Oh, can we have that cushion?

2:02

Oh, şu minderi alabilir miyiz?

It can be a bath for Kimjim.

2:05

Kimjim için küvet olabilir.

Oh, yeah.

2:06

Oh, evet.

Let's build a bathroom.

2:07

Hadi bir banyo yapalım.

Okay.

2:09

Tamam.

5 and 1/2 metres.

2:16

5 buçuk metre.

Oh, that's just too small.

2:17

Oh, bu çok küçük.

Whoop.

2:19

Hoppa.

Hey, mind the towel cupboard. Kelime

2:20

Hey, havlu dolabına dikkat edin.

Kelime

mind the towel cupboard: uyarı anlamındaki mind

Emir yapısındaki mind + isim öbeğinde mind, “rahatsız olmak” değil, “dikkat etmek” veya “sakınmak” anlamına gelir. Buradaki mind the towel cupboard, kişiyi havlu dolabını fark edip ona çarpmaması için uyarır. Bu uyarı kullanımı özellikle Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yaygındır; Mind the step. de aynı yapıdadır. Cümlenin biçimi ve o andaki fiziksel durum, mind sözcüğünün bir uyarı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Doğrudan uyarıyı yukarıda öğrenilen fiille tamamlayın: “____ the low beam as you enter.”

Cevabı göster

Mind

Sorry.

2:22

Özür dileriz.

Look, Kimjim. this is your new bathroom.

2:23

Bak Kimjim. Bu senin yeni banyon.

Yay.

2:25

Yaşasın.

Thank you.

2:26

Teşekkür ederim.

But me hungry now. Kelime

2:27

Ama ben acıkmak şimdi.

Kelime

me hungry now: bilinçli çocukça dil bilgisi

me hungry now ifadesinde konuşan kişi, standart İngilizcede özne zamiri I gereken yerde bilinçli olarak nesne zamiri me kullanır ve bağ fiili am sözcüğünü atar. Standart cümle I am hungry now şeklindedir ve konuşmada genellikle I'm hungry now olarak kısaltılır. Bu bozuk dil bilgisi çok küçük bir çocuk, kukla veya hayalî bir karakter sesi oluşturur. Bu bir rol yapma etkisidir; standart konuşmadaki normal bir kısaltma değildir.

Alıştırma

“Me hungry now.” hakkında doğru değerlendirmeyi seçin.

  1. Bilinçli olarak kullanılan çocukça bir rol yapma dilidir; standart İngilizcede “I'm hungry now.” denir.
  2. “I'm hungry now.” anlamına gelen standart ve resmî bir cümledir.
  3. Fiili atılmış normal bir edilgen yapıdır.
Cevabı göster

Bilinçli olarak kullanılan çocukça bir rol yapma dilidir; standart İngilizcede “I'm hungry now.” denir.

Oh, yeah.

2:28

Oh, evet.

It's your dinner time. Kalıp ifadeler

2:29

Akşam yemeği vaktin geldi.

Kalıp ifadeler

Günlük rutini belirten bir ifade olarak dinner time

“Dinner time”, bir kişinin normalde akşam yemeği yediği zamanı belirten yaygın bir isim öbeğidir. “It's your dinner time” cümlesindeki your, bu zamanı tek bir kişinin günlük düzenine bağlar; bu nedenle cümle o kişiye şimdi yemek yemesi gerektiğini hatırlatır. İngilizcede lunch time ve bath time örneklerinde olduğu gibi, günlük programdaki bir zamanı adlandırmak için bir öğün veya rutin etkinlik sık sık time ile birleştirilir. Her ifadeyi bir bütün olarak öğrenin: yazım biçimleri değişebilir ve dinnertime da yaygın olarak tek kelime hâlinde yazılır.

Alıştırma

Aile içindeki bu hatırlatmayı vurgulanan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The food is ready—it's ____.

Cevabı göster

dinner time

Where should we eat?

2:30

Nerede yemeliyiz?

Let's build a dining room.

2:32

Hadi bir yemek odası yapalım.

Finished eating, Mummy. Dilbilgisi

2:42

Yemeğimi bitirdim anneciğim.

Dilbilgisi

Kısa bir sözlü tamamlanma bildirimi olarak Finished eating

“Finished eating”, bir etkinliğin tamamlandığını bildiren kısa bir ifadedir. Açık olan bu aile bağlamında “I've finished eating” veya “I'm finished eating” anlamına gelir. Dinleyen kişi kimin konuştuğunu ve hangi etkinlikten söz edildiğini zaten bildiği için I've ya da I'm söylenmez. finish sözcüğünden sonra bir etkinlik geldiğinde -ing biçimi kullanılır: finish eating, finish cleaning, finish reading. Bu kısa biçim, bağlamın açık olduğu konuşmalarda işe yarar; ancak İngilizcede her cümlenin öznesi genel olarak düşürülemez.

Alıştırma

Bir çocuk yemeğini bitirmiştir ve açık bir aile bağlamında bunu kısa ve doğal biçimde bildirir. Hangi cümle uygundur?

  1. Finished eating, Mummy.
  2. Still eating, Mummy.
  3. Ready to eat, Mummy.
Cevabı göster

Finished eating, Mummy.

Kimjim, you ate all your dinner.

2:44

Kimjim, akşam yemeğinin hepsini yemişsin.

Well done.

2:46

Aferin.

Now we can do drawing.

2:47

Artık resim çizebiliriz.

Woohoo.

2:49

Yuhu.

2.9... Finished drawing, Mummy.

2:50

2.9... Çizmeyi bitirdim anneciğim.

Oh, wow.

2:55

Oh, vay canına.

What a great picture, Kimjim!

2:56

Ne harika bir resim Kimjim!

I'm glad we have a art room.

2:58

İyi ki bir sanat odamız var.

I'm going to stick that on the fridge. Kalıp ifadeler

3:00

Bunu buzdolabına asacağım.

Kalıp ifadeler

stick that on the fridge: bir şeyi yüzeye tutturmak

Burada stick, “bir şeyi bir yüzeye tutturmak ya da yüzeyde kalacak şekilde yerleştirmek” anlamında bir fiildir. stick + nesne + on + yüzey kalıbında that nesneyi, the fridge ise yüzeyi belirtir. Cümle, nesnenin nasıl tutturulduğunu söylemez; bant, yapıştırıcı veya mıknatıs bu duruma uygun olabilir. stick fiilinin bu kullanımı, “ince bir tahta parçası” anlamındaki stick isminden farklıdır.

Alıştırma

Cümleyi stick ... on kalıbıyla tamamlayın: Please ____ this note ____ the wall.

Cevabı göster

stick · on

But we don't have a fridge,

3:02

Ama buzdolabımız yok,

or a kitchen.

3:04

veya mutfağımız.

Oh my goodness.

3:05

Aman Tanrım.

You can't have a house without a kitchen. Dilbilgisi

3:06

Mutfaksız bir ev olamaz.

Dilbilgisi

can't have X without Y: Y'yi gerekli bir koşul olarak sunmak

can't have X without Y kalıbı, X'in var olması, çalışması veya eksiksiz sayılması için Y'nin gerekli olduğunu belirtir. Bu cümlede mutfak, bir evin vazgeçilmez parçası olarak sunulur. Burada have yalnızca “sahip olmak” değil, “içermek veya bünyesinde bulundurmak” anlamındadır. Bu kalıp bir planın, sistemin, etkinliğin veya grubun neye ihtiyaç duyduğunu açıklarken de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi can't have X without Y kalıbıyla tamamlayın: You ____ a secure account ____ a strong password.

Cevabı göster

can't have · without

Let's build one.

3:08

Hadi bir tane yapalım.

Yeah.

3:10

Evet.

And that's tea. Kültür

3:13

Ve çay molası.

Kültür

tea: bazı Britanya ve Avustralya İngilizcesi kullanımlarında akşam yemeği

Burada tea, içeceği değil akşam yemeğini ifade eder. Britanya, Avustralya ve diğer İngiliz Milletler Topluluğu topluluklarındaki bazı aileler dinner için günlük bir ad olarak tea kelimesini kullanır. Bu etkinlikte mutfakta yemek hazırlanıp tamamlandığı için And that's tea, öğünün bittiğini veya hazır olduğunu anlatır. Yemek saati, yemek hazırlığı ve aile rutinleri gibi bağlam ipuçları bu anlamı ayırt etmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Bir aile akşam için yiyecek hazırlamayı yeni bitirdi. Biri "Tea's ready!" diyor. Buradaki tea büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Akşam yemeği.
  2. Mutfak.
  3. Yalnızca bir fincan çay.
Cevabı göster

Akşam yemeği.

Oh man, I need the toilet.

3:15

Dostum, tuvalete gitmem lazım.

Whoa.

3:17

Oha.

Hey kids.

3:19

Hey çocuklar.

Yeah.

3:20

Evet.

I need the toilet.

3:21

Tuvalete gitmem lazım.

So go to the toilet. Kelime

3:22

Öyleyse tuvalete git.

Kelime

go to the toilet: Britanya ve Avustralya İngilizcesinde günlük bir ifade

Go to the toilet, tuvaleti kullanmak veya ihtiyacını gidermek anlamına gelen kalıplaşmış, günlük bir ifadedir. Yalnızca o odaya doğru hareket etmeyi değil, gitme amacını anlatır. So go to the toilet cümlesinde konuşan kişi, birine bu ihtiyacını gidermesini söylüyor. Buradaki yapı go to + yer şeklindedir; bu nedenle to edatı gereklidir.

Alıştırma

“Tuvalete gitmek” anlamındaki hedef Britanya veya Avustralya ifadesiyle cümleyi tamamlayın: I need to ____ before we leave.

Cevabı göster

go to the toilet

Well, how am I going to get to the toilet? Dilbilgisi

3:24

Peki tuvalete nasıl gideceğim?

Dilbilgisi

How am I going to get to ...?: rota zorken nasıl ulaşılacağını sormak

How am I going to get to + yer? o yere ulaşmayı hangi rota veya uygulanabilir yöntemin mümkün kılacağını sorar. Burada get to, “bir şeyi yapmaya başlamak” değil, “ulaşmak” ya da “varmak” anlamındadır. be going to ile kurulan soru sıradaki eyleme yönelir; how ise eksik bilginin rota ya da yöntem olduğunu gösterir. Konuşan kişi bir sorun veya engel gördüğünde sık kullanılır; yalnızca yerin nerede olduğunu sormaz.

Alıştırma

İstasyona giden köprü kapalı. Hangi soru istasyona ulaşmanın bir yolunu doğal biçimde sorar?

  1. Where is the station?
  2. When am I going to get to the station?
  3. How am I going to get to the station with the bridge closed?
Cevabı göster

How am I going to get to the station with the bridge closed?

It's easy.

3:26

Çok kolay.

Head to the dining room, Kalıp ifadeler

3:27

Yemek odasına doğru git,

then go past the alpaca farm,

3:29

sonra alpaka çiftliğini geç,

around the cactus garden,

3:31

kaktüs bahçesinin etrafından dolaş,

through the star room,

3:33

yıldız odasından geç,

and out the netball court. Kültür

3:35

ve netbol sahasından çık.

Kalıp ifadeler

Head to ... go past ... around ... through ... out: adım adım rota oluşturmak

Bu cümle, sıralanmış hareket parçalarından tek bir rota oluşturur. Head to ilk yönü verir. Go past bir işaret noktasını geçip ilerlemek; around bir şeyin dışından dolaşmak; through bir alana girip içinden geçmek; out ise kapalı bir alandan çıkmak anlamına gelir. Go past ifadesinden sonra around, through ve out ifadelerinin önünde go fiili varmış gibi anlaşılır. Her edatı ayrı ayrı çevirmek yerine ifadeleri sırayla izleyip hareket eden kişinin konumunu her adımda güncelleyin.

Alıştırma

Kütüphaneye giden rota bankayı geçiyor, çeşmenin etrafından dolaşıyor, tünelin içinden geçiyor ve ardından meydana çıkıyor. Hangi cümle bu rotayla eşleşir?

  1. Head past the library, go around the bank, through the fountain, and out of the square.
  2. Head to the library, go past the bank, around the fountain, through the tunnel, and out into the square.
  3. Head to the library, go through the bank, past the fountain, around the tunnel, and out into the square.
Cevabı göster

Head to the library, go past the bank, around the fountain, through the tunnel, and out into the square.

Kültür

netball court: netbol oynanan saha

Netbol, özellikle Avustralya'da ve diğer İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerinde tanınan bir takım top sporudur. Oyuncular topu paslaşır ve genellikle arkalığı olmayan, yüksekteki çemberlere atış yapar. Netball court, bu spor için çizgilerle belirlenmiş oyun alanıdır. Burada netball sporun adıdır ve court sözcüğünü niteler; ifade tenis kortu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümledeki netball court ne anlama geliyor?

  1. Fileli bir tenis kortu
  2. Spor ekipmanlarının saklandığı bir oda
  3. Netbol oynamak için kullanılan bir saha
Cevabı göster

Netbol oynamak için kullanılan bir saha

Oh, right.

3:37

Oh, tamam.

But don't mess anything up. Öbek fiiller

3:38

Ama hiçbir şeyi dağıtma.

Öbek fiiller

mess anything up: mess up içinde nesnenin yeri

Burada mess anything up, önceden düzenlenmiş herhangi bir şeyi dağıtmak, bozmak veya berbat etmek anlamına gelir. Mess, mess up öbek fiilinde fiildir; “dağınıklık” anlamındaki isim değildir. Mess up ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim olan bir nesne, öbek fiilin tamamından sonra ya da iki parçasının arasında gelebilir: mess up the plan veya mess the plan up. it ya da them gibi nesne zamirleri ortada olmalıdır: mess it up denir, mess up it denmez. Altyazıda anything doğal biçimde mess ile up arasında yer alır.

Alıştırma

Nesne zamirini doğru konuma yerleştiren cümle hangisidir?

  1. Don't it mess up.
  2. Don't mess it up.
  3. Don't mess up it.
Cevabı göster

Don't mess it up.

All right.

3:40

Pekala.

Here we go.

3:41

İşte gidiyoruz.

Okay, now it was past the dining room.

3:43

Tamam, yemek odasını geçecektik.

Uh, where's the dining room?

3:47

Uh, yemek odası nerede?

Wasn't there something about an alpaca farm? Kalıp ifadeler

3:50

Alpaka çiftliği falan dememiş miydi?

Kalıp ifadeler

Yalnızca belli belirsiz hatırlarken something about ...

Burada something about + konu, ‘o konuyla bağlantılı bir ayrıntı’ anlamına gelir. Konuşan kişi yalnızca birazını hatırlar, tam ayrıntıları değil. Wasn't there something about ...? bu belirsiz anıyı karşı tarafa doğrulatmak için kullanılır. Buradaki about konuyla bağlantıyı gösterir. İnsanların o konuyu ayrıntılı biçimde konuştuğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Öğretmenin şapka getirmekten söz ettiğini belli belirsiz hatırlıyorsun. Bu anıyı birine doğrulatmak için en uygun cümle hangisi?

  1. Wasn't there something about bringing a hat?
  2. Where is the hat?
  3. The teacher explained every detail about the hat.
Cevabı göster

Wasn't there something about bringing a hat?

Is that an alpaca farm?

3:55

Şu alpaka çiftliği mi?

No, they're lemurs.

3:56

Hayır, onlar lemur.

How on earth do I get to the toilet? Deyimler

4:00

Tuvalete nasıl gideceğim ben?

Deyimler

Güçlü şaşkınlık için How on earth ...?

Bir soruda on earth soru ifadesini güçlendirir. How on earth ...? yaklaşık olarak ‘Bu nasıl mümkün olabilir?’ veya ‘Bunu nasıl yapmam bekleniyor?’ anlamına gelir ve güçlü bir şaşkınlık, kafa karışıklığı ya da bazen kızgınlık gösterir. Bir yer belirtmez. on earth çıkarıldığında soru aynı bilgiyi ister, ancak duygusal gücü azalır.

Alıştırma

Kapı kilitli ve Sam'in nasıl içeri girdiğini hiç anlayamıyorsun. Bu güçlü şaşkınlığı en iyi hangi soru ifade eder?

  1. When did Sam get in?
  2. How on earth did Sam get in?
  3. How did Sam get in?
Cevabı göster

How on earth did Sam get in?

This place is nuts. Deyimler

4:04

Burası çıldırmış.

Deyimler

is nuts: bir durumu çılgın veya saçma diye niteleyen günlük ifade

Burada nuts, is'ten sonra kullanılan günlük bir sıfattır. Bir şeyin aşırı çılgın, saçma veya karmakarışık olduğunu belirtir; yiyecek olan kuruyemiş anlamına gelmez. Cümle, mekâna yönelik abartılı ve duygusal bir tepki verir. Söyleyiş tonuna göre eğlenerek şaşırmayı ya da hayal kırıklığını ifade edebilir; nesnel ve kelimesi kelimesine bir tanım değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede nuts, bir durumun son derece saçma veya kaotik olduğunu belirtir?

  1. I added nuts to the salad.
  2. The ticket line has wrapped around the building twice. It's nuts.
  3. The nut is inside its shell.
Cevabı göster

The ticket line has wrapped around the building twice. It's nuts.

Where am I?

4:08

Neredeyim ben?

Oh, hey.

4:10

Oh, hey.

What are you doing?

4:11

Ne yapıyorsun?

How do I get out of here? Öbek fiiller

4:12

Buradan nasıl çıkacağım?

Öbek fiiller

get out of here: bulunduğun yerden nasıl çıkacağını sormak

Get out of + bir yer, o yerden ayrılmak veya içeriden dışarı çıkmak anlamına gelir. Here, konuşanın o anda bulunduğu yerin adının yerine geçer; bu nedenle get out of here, buradan çıkmak demektir. İfade How do I ...? yapısının içinde yer aldığı için konuşan kişi çıkış yolunu veya yöntemini sorar. Bu cümlede çıkışla ilgili gerçek anlamlı bir sorudur; deyimsel ünlem Get out of here! değildir.

Alıştırma

Büyük bir binanın içinde kayboldunuz. Hangi soru bulunduğunuz yerden nasıl çıkacağınızı sorar?

  1. How did I get here?
  2. How do I get over here?
  3. How do I get out of here?
Cevabı göster

How do I get out of here?

Just keep heading that way. Kalıp ifadeler

4:14

Sadece o yöne doğru gitmeye devam et.

Kalıp ifadeler

keep heading that way: bilinen yönde ilerlemeye devam etmek

Keep + fiilin -ing biçimi, bir şeyi yapmaya devam etmek anlamına gelir. Burada heading, belirli bir yönde ilerlemek anlamındaki head fiilinin -ing biçimidir. Bu nedenle keep heading, ilerlemeye devam etmek demektir; heading burada başlık anlamında değildir. That way, daha önce gösterilmiş veya durumdan açıkça anlaşılan bir yönü belirtir. Just, yönergeyi basit ve güven verici hâle getirir: o yönde ilerlemeye devam et.

Alıştırma

Yol tarifini head fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Keep ____ east until you reach the river.

Cevabı göster

heading

Thanks.

4:16

Teşekkürler.

Wait.

4:17

Bekle.

Can you take this with you?

4:18

Bunu da yanında götürebilir misin?

Uh, righto.

4:19

Uh, pekala.

There!

4:22

İşte bitti!

That's the penguin room done. Dilbilgisi

4:23

Penguen odası da tamam.

Dilbilgisi

That's X done: bir görevin tamamlandığını belirtmek

That's X done, gündelik konuşmada kullanılan sonuç bildiren bir kalıptır. X, az önce tamamlanan görevi veya öğeyi belirtir; done ise onun yeni durumunu, yani X'in artık bitmiş olduğunu anlatır. Bir listedeki öğenin üzerini çizmek gibi, ilerlemeyi belirtmek için sık kullanılır. Bu cümlede done, tümleç olarak kullanılan bir geçmiş zaman ortacıdır; cümlenin simple past fiili değildir. Sıralama That's + X + done şeklindedir, That's done + X şeklinde değil.

Alıştırma

Bir kontrol listesindeki ilk öğeyi yeni tamamladınız. Sonuç bildiren gündelik kalıbı hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. That's done the first task.
  2. That's the first task doing.
  3. That's the first task done.
Cevabı göster

That's the first task done.

Oh, I can't wait to show Kimjim! Kalıp ifadeler

4:25

Oh, Kimjim'e göstermek için sabırsızlanıyorum!

Kalıp ifadeler

can't wait to show: göstermek için sabırsızlanmak

Can't wait to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapmak için çok heyecanlı ve istekli olmak anlamına gelir. Buradaki can't wait to show, konuşanın Kimjim'e bir şey göstermeyi büyük bir heyecanla beklediğini anlatır. Can't wait genellikle olumlu bir abartıdır; beklemenin gerçekten imkânsız olduğu anlamına gelmez. Yalnızca want to demekten daha güçlü bir beklenti ifade eder.

Alıştırma

Lena fen projesini göstereceği için heyecanlı. Hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Lena ____ show her family the finished model.

Cevabı göster

can't wait to

Bingo.

4:27

Bingo.

Yeah?

4:28

Efendim?

Where are you?

4:29

Neredesin?

I'm in the library.

4:31

Kütüphanedeyim.

Where's the library?

4:33

Kütüphane nerede?

Next to the horse stables. Kalıp ifadeler

4:34

At ahırlarının yanında.

Kalıp ifadeler

next to: hemen yanında

Next to, birinin veya bir şeyin doğrudan yanında ya da bitişiğinde olmayı ifade eder. İki yerin yakın olduğunu genel olarak söylemekten daha belirgindir. Next to the horse stables, konum bildiren kısaltılmış bir yanıttır. Anlaşılan tam yapı şudur: The place is next to the horse stables. Zaten bilinen özne ve be fiilinin biçimi söylenmemiştir.

Alıştırma

Bir kafe, kitapçıyla aynı duvarı paylaşıyor. Bunu en kesin biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. The café is next to the bookstore.
  2. The café is across from the bookstore.
  3. The café is near the bookstore.
Cevabı göster

The café is next to the bookstore.

Horse stables?

4:37

At ahırları mı?

Hey, Bingo.

4:42

Hey, Bingo.

I like the horse stables.

4:43

At ahırlarını sevdim.

Thanks.

4:45

Teşekkürler.

Where's Kimjim?

4:45

Kimjim nerede?

Huh?

4:47

Ha?

I thought he was with you. Ton ve niyet

4:47

Seninle olduğunu sanıyordum.

No, I thought he was with you.

4:49

Hayır, ben de seninle olduğunu sanıyordum.

Ton ve niyet

I thought he was with you: yanlış bir varsayımı açıklamak

I thought + yan cümle, konuşanın daha önce sahip olduğu fakat artık muhtemelen yanlış olduğunu gördüğü bir inancı anlatır. Burada he was with you, konuşanın onun diğer kişinin yanında olduğunu ya da diğer kişinin ona göz kulak olduğunu düşündüğü anlamına gelir. Biri kaybolduktan sonra bunu söylemek yalnızca bir düşünceyi aktarmakla kalmaz; yanlış anlaşılmanın nasıl oluştuğunu açıklar ve “Sorumluluğun sende olduğunu sanıyordum” iması taşıyabilir. Cevapta aynı kalıbın tekrarlanması, iki kişinin de diğeri hakkında aynı varsayımı yaptığını gösterir.

Alıştırma

Bir çocuk grupta bulunamıyor. Alex, “I thought Leo was with you.” diyor. Alex büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Leo'nun hâlâ diğer kişiyle olduğunu doğrulamak.
  2. Leo'nun diğer kişiyle hiç tanışmadığını iddia etmek.
  3. Alex'in daha önce Leo'nun diğer kişiyle olduğuna inandığını, fakat şimdi bu inancın yanlış olduğunu gördüğünü açıklamak.
Cevabı göster

Alex'in daha önce Leo'nun diğer kişiyle olduğuna inandığını, fakat şimdi bu inancın yanlış olduğunu gördüğünü açıklamak.

No.

4:51

Hayır.

We've lost Kimjim! Kelime

4:53

Kimjim'i kaybettik!

Kelime

We've lost Kimjim: lost sözcüğünün birini bulamamak anlamı

Bu bağlamda lose someone, o kişiden ayrı düşmek ve artık nerede olduğunu bilmemek anlamına gelir. Bu nedenle We've lost Kimjim, “Kimjim bizden ayrı düştü ve onu bulamıyoruz” demektir; bir oyunda birine yenilmek anlamına gelmez. İfade şu anki soruna odaklanır: Kimjim'le birlikte kalmaktan sorumluydular, ancak artık onun nerede olduğunu bilmiyorlar. Birinin gözetimindeki kişi için lost kullanıldığında aciliyet ve sorumluluk duygusu da taşıyabilir.

Alıştırma

Kalabalık bir müzede Nora, “We've lost Ben!” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Grup Ben'in adını unuttu.
  2. Ben bir oyunda grubu yendi.
  3. Grup şu anda Ben'i bulamıyor.
Cevabı göster

Grup şu anda Ben'i bulamıyor.

Kimjim!

4:56

Kimjim!

Kimjim?

4:57

Kimjim?

Where are you?

4:58

Neredesin?

Oh man, where is that alpaca farm?

5:00

Dostum, şu alpaka çiftliği nerede?

What are you doing?

5:04

Ne yapıyorsunuz siz?

We're trying to find Kimjim!

5:05

Kimjim'i bulmaya çalışıyoruz!

Who's Kimjim?

5:07

Kimjim kim?

He's our child.

5:08

O bizim çocuğumuz.

But we've lost him.

5:09

Ama onu kaybettik.

We're bad parents.

5:11

Biz kötü ebeveynleriz.

Oh man, I can't deal with this. Kalıp ifadeler

5:13

Dostum, bununla uğraşamayacağım.

Kalıp ifadeler

can't deal with this: durumla başa çıkamayacağını hissetmek

Can't deal with this, konuşanın durumla başa çıkamayacağını veya buna dayanamayacağını hissettiğini anlatır. Genellikle stres, bıkkınlık ya da bunalmışlık ifade eder; sorunun hiçbir zaman çözülemeyeceğine dair kelimesi kelimesine bir iddia değildir. Buradaki this, mutlaka tek bir nesneyi değil, konuşmada zaten belli olan durumun tamamını gösterir. Tekrar kullanılabilen can't deal with + kişi, şey veya durum kalıbı, uygulamayla ilgili ya da duygusal bir sınırı anlatabilir; hangisi olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

Birisi “I can't deal with this right now” dediğinde büyük olasılıkla ne demek ister?

  1. Konuşanın durumla ilgili hiçbir fikri yok.
  2. Konuşan sakin bir şekilde ticari bir işlem düzenliyor.
  3. Durum, konuşanın şu anda başa çıkamayacağı kadar stresli veya zor geliyor.
Cevabı göster

Durum, konuşanın şu anda başa çıkamayacağı kadar stresli veya zor geliyor.

Look, kids, where is the toilet?

5:15

Bakın çocuklar, tuvalet nerede?

It's through there.

5:17

Şuradan geçince.

Uh, thank you.

5:18

Uh, teşekkür ederim.

Kimjim!

5:20

Kimjim!

I meant the real toilet. Ton ve niyet

5:23

Gerçek tuvaleti kastetmiştim.

Ton ve niyet

I meant ...: önceki bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek

I meant ..., konuşanın daha önce söylediği veya işaret ettiği bir şeye dönüp bunun nasıl anlaşıldığını düzeltir. Burada konuşan, diğer kişinin düşündüğü şeyi değil gerçek tuvaleti kastettiğini belirtir. Meant, mean fiilinin geçmiş zamanıdır; çünkü konuşan daha önceki bir niyetini açıklamaktadır. Kalıptan sonra bir isim öbeği veya yan cümle gelebilir: I meant the blue folder; I meant that we should meet outside. Bu kullanımda mean, niyet etmek veya kastetmek anlamındadır; kaba ya da kötü anlamındaki mean sıfatı değildir.

Alıştırma

Düzeltmeyi mean fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: Sorry, I ____ Friday, not Thursday.

Cevabı göster

meant

Kimjim!

5:24

Kimjim!

Kimjim!

5:26

Kimjim!

Come back, sweetie. Öbek fiiller

5:27

Geri dön tatlım.

Öbek fiiller

Come back: Birini bulunduğun yere geri çağırmak

Come back, come + back sözcüklerinden oluşan bir emir ifadesidir. Uzaklaşmış birine konuşana doğru veya “burası” olarak görülen bir yere dönmesini söyler. Bu cümlede konuşan kişi yol tarifi vermek yerine karşısındakini nazikçe çağırıyor. Sweetie, bir çocuğa veya yakın birine sevgiyle hitap etme biçimidir; isteği daha sıcak yapar ve burada “şeker” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bana doğru dönmek anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: You walked too far ahead. Please ____ and wait beside me.

Cevabı göster

come back

Honey, where are you?

5:30

Hayatım, neredesin?

Kimjim, are you in here?

5:33

Kimjim, burada mısın?

I can't find Kimjim anywhere. Dilbilgisi

5:35

Kimjim'i hiçbir yerde bulamıyorum.

Dilbilgisi

can't find ... anywhere: hiçbir yerde bulamamak

can't find + kişi veya nesne + anywhere kalıbı, aramanın olası hiçbir yerde başarılı olmadığını belirtir. Genellikle birinin birçok yere bakmasına rağmen kişiyi veya nesneyi hâlâ bulamadığını anlatır. Anywhere, can't ile birlikte kullanılarak olumsuz anlamı bütün olası yerlere yayar: burada değil, orada değil ve başka hiçbir yerde değil. Kişi veya nesne find sözcüğünden sonra gelir; anywhere ise genellikle cümlenin ilerleyen kısmında yer alır.

Alıştırma

Her odayı aradınız ama telefonunuzu hâlâ bulamadınız. Bu durumu hangi cümle ifade eder?

  1. I can find my phone somewhere.
  2. I can't find my phone somewhere.
  3. I can't find my phone anywhere.
Cevabı göster

I can't find my phone anywhere.

There's too many rooms. Dilbilgisi

5:38

Çok fazla oda var.

Dilbilgisi

too many rooms: çoğul sayılabilen isimlerde aşırı sayı

Too many + çoğul sayılabilen isim, sayının istenen, uygun veya yönetilebilir düzeyden fazla olduğunu belirtir. Rooms sayılabilen çoğul bir isimdir; bu nedenle doğru miktar sözcüğü many olur. Too, yalnızca sayının büyük olduğunu değil, istenmeyen bir fazlalığın sorun yarattığını da anlatır. Burada oda sayısı sadece yüksek değildir; doğru yeri bulmayı zorlaştıracak kadar fazladır.

Alıştırma

Sayılabilen nesnelerin sayısının gereğinden fazla olduğunu belirten iki sözcüklü ifadeyi yazın: There are ____ toys on the stairs, so it isn't safe.

Cevabı göster

too many

36 metres.

5:46

36 metre.

How is it 36 metres?

5:47

Nasıl 36 metre olabilir?

Oh, what?

5:49

Oh, ne?

I'm going round in circles. Deyimler

5:50

Olduğum yerde dönüp duruyorum.

Deyimler

going round in circles: ilerlemeden aynı şeyleri tekrarlamak

Going round in circles, aynı dairesel veya tekrarlanan rota boyunca hareket etmeyi anlatabilir. Aynı zamanda, bir sonuca yaklaşmadan eylemleri, düşünceleri veya tartışmaları tekrarlamak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede gerçek ve deyimsel anlamlar birlikte işler: konuşan kişi karmaşık rotalarda gerçekten dönüp dururken bulmak istediği şeye doğru da ilerleyemez.

Alıştırma

Bir grup aynı fikirleri tekrarlıyor ve hiçbir karara ulaşamıyor. Hangi cümlede going round in circles bu mecaz anlamıyla kullanılmıştır?

  1. The children are riding their bikes round in circles in the park.
  2. We keep repeating the same ideas, so we're going round in circles.
  3. We chose a plan and started the work.
Cevabı göster

We keep repeating the same ideas, so we're going round in circles.

Sorry, kids.

5:55

Üzgünüm çocuklar.

I'm just going to take a little peek. Kalıp ifadeler

5:56

Sadece şöyle bir göz atacağım.

Kalıp ifadeler

take a little peek: kısa ve önemsiz gösterilen bir bakış

Take a peek, “kısa bir an için hızlıca bakmak” anlamına gelir. Peek, take sözcüğünden sonra isimdir; ancak bütün ifade göz atma eylemini anlatır. Bağlama göre merakı veya fark edilmeden bakmaya çalışmayı da çağrıştırabilir. Little, bakışın fiziksel boyutunu anlatmaz. Eylemi küçümseyerek planlanan bakışın kısa ve önemsiz görünmesini sağlar; bu cümlede konuşan kişi bunu büyütülecek bir şey değilmiş gibi sunar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “kısa bir an için hızlıca bakmak” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: I'll ____ inside the box, then close it.

Cevabı göster

take a little peek

Oops.

6:00

Opps.

Oh.

6:01

Oh.

What's that noise?

6:03

O ses de ne?

Oh, no.

6:04

Oh, hayır.

Cubby collapse. Anlatım akışı

6:06

Kale çöküyor.

Anlatım akışı

Cubby collapse: sıkıştırılmış bir olay etiketi

Burada cubby, küçük bir oyun kulübesi veya oyun kalesi anlamına gelir. Cubby collapse, özne ve yüklem içeren tam bir cümle değil, sıkıştırılmış bir isim öbeğidir. Cubby olayın neyle ilgili olduğunu belirtir, collapse ise olayı adlandırır; öbeğin kendi zamanı yoktur. Bir alarm veya başlık gibi temel olayı öne koyar ve dinleyenlerin durumdan The cubby is collapsing anlamını çıkarmasını sağlar. Bu sıkıştırma duyuruyu anlık hissettirir ve oyunbaz diyaloglarda komik tempoyu hızlandırabilir.

Alıştırma

Oyunbaz bir sahnede bir çatı çökmeye başlıyor. Hangi seçenek tam cümle yerine sıkıştırılmış, alarm benzeri bir olay etiketidir?

  1. The roof is collapsing!
  2. Did the roof collapse?
  3. Roof collapse!
Cevabı göster

Roof collapse!

Run.

6:07

Kaçın.

This way!

6:14

Bu taraftan!

Oh.

6:23

Oh.

Toilet.

6:24

Tuvalet.

Sorry, kids.

6:25

Özür dilerim çocuklar.

Bluey, look.

6:28

Bluey, bak.

Kimjim!

6:29

Kimjim!

Oh, Kimjim, we're so sorry.

6:31

Oh, Kimjim, çok özür dileriz.

That's okay.

6:34

Sorun değil.

Nearly went for the second run there, Kültür

6:36

Orada az daha ikinci koşuya çıkıyordu,

but the call was stay,

6:38

ama karar kal yönündeydi,

the batsman obeyed.

6:40

vurucu buna uydu.

Kültür

went for the second run ... the call was stay: krikette ikinci koşu ve yerinde kalma komutu

Bu bir kriket anlatımıdır. Bu pozisyonda iki vurucu, sahanın iki ucu arasında güvenle yer değiştirince bir koşu kazanılır. went for the second run, bir koşu daha kazanmak için neredeyse yeniden yer değiştirmeyi denedikleri anlamına gelir; ikinci bir koşu yarışından söz etmez. Vurucular koşup koşmamaya karar vermek için birbirlerine seslenir. the call was stay, verilen komutun koşmaya başlamamak olduğunu; the batsman obeyed ise vurucunun bu komuta uyduğunu anlatır. Bu yüzden ikinci koşu gerçekleşmedi.

Alıştırma

Bu kriket anlatımında ne oldu?

  1. Neredeyse ikinci koşuyla bir sayı daha almaya çalıştılar, ancak vurucu kendisine kalması söylenince yerinde kaldı.
  2. Vurucu komutu görmezden gelip ikinci koşuyu tamamladı.
  3. Vurucu ikinci bir koşu yarışına katıldı ve ardından telefona cevap verdi.
Cevabı göster

Neredeyse ikinci koşuyla bir sayı daha almaya çalıştılar, ancak vurucu kendisine kalması söylenince yerinde kaldı.

1 2 3 4 5.

6:42

1 2 3 4 5.

Thanks, babe.

6:44

Teşekkürler hayatım.

You want Kimjim! Kelime

6:45

Sen kazandın Kimjim!

Kelime

You want Kimjim!: bağlama bağlı doğrudan bir teslim

Burada konuşan kişi Kimjim'i dinleyene verirken You want Kimjim! diyor. Bu söz, dinleyenin ne istediğini gerçekten sormak yerine doğrudan bir teslim işlevi görüyor: “Al, Kimjim'i sen tut ya da onunla sen ilgilen.” Bu anlam; gözle görülen teslim hareketinden, yakın ilişkiden ve kesin bildirme tonundan doğar. want genel olarak ilgilenmek anlamına gelmez; bu ortak bağlam olmadan cümle normalde bir isteği ifade eder.

Alıştırma

Bir aile ortamında konuşan kişi Kimjim'i dinleyene verirken You want Kimjim! diyor. Cümle burada ne anlama geliyor?

  1. Konuşan kişi, tutması veya ilgilenmesi için Kimjim'i dinleyene teslim ediyor.
  2. Konuşan kişi, dinleyenin Kimjim'e sahip olmayı her zaman isteyip istemediğini soruyor.
  3. Konuşan kişi, Kimjim'in dinleyenin yanına gitmek istediğini söylüyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi, tutması veya ilgilenmesi için Kimjim'i dinleyene teslim ediyor.

You know what? Anlatım akışı

6:46

Biliyor musun?

Anlatım akışı

Sohbete giriş ifadesi olarak You know what?

Bu cümlede You know what?, dinleyenin dikkatini çeken ve konuşanın yeni bir düşünce, karar ya da fikir değişikliği söylemek üzere olduğunu belirten bir söylem işaretidir. Dinleyenden bildiği şeyi söylemesini isteyen bir soru değildir. Konuşan kişi genellikle hemen ardından asıl düşüncesini söyler.

Alıştırma

Hangi cümlede You know what? bilgi sormak yerine yeni bir kararı başlatmak için kullanılmıştır?

  1. Do you know what time the train leaves?
  2. Do you know where my bag is?
  3. You know what? I think I'll walk home.
Cevabı göster

You know what? I think I'll walk home.

This TV is big enough.

6:47

Bu televizyon yeterince büyük.

So is this room. Dilbilgisi

6:48

Bu oda da öyle.

Dilbilgisi

So is this room: so + be + yeni özne

so + be/yardımcı fiil + yeni özne kalıbı, önceki olumlu ifadenin başka bir kişi veya şey için de geçerli olduğunu belirtir. Fiil, yeni özneden önce gelir. Burada big enough ifadesi This TV is big enough cümlesinden anlaşılır. So is this room, This room is big enough, too anlamına gelir; so burada “bu yüzden” değil, “o da/aynı şekilde” demektir.

Alıştırma

Oturma odasının da sessiz olduğunu söylemek için cümleyi so + be + yeni özne ile tamamlayın: The study is quiet, and ____.

Cevabı göster

so is the living room

Look at it.

6:50

Şuna baksana.

2 3

6:51

2 3

I don't know what I was thinking. Ton ve niyet

6:51

Ne düşünüyordum bilmiyorum.

Ton ve niyet

what I was thinking: önceki bir düşüncenin akıllıca olmadığını kabul etmek

I don't know what I was thinking cümlesindeki what I was thinking, daha önceki bir fikir, karar veya eylemin arkasındaki düşünceyi ifade eder. Cümlenin tamamı, konuşanın şimdi bunu akıllıca olmayan, dürtüsel ya da yanlış bir şey olarak gördüğünü anlatır. Bu ifade genellikle gerçek bir hafıza kaybı anlamına gelmez. Günlük dilde kullanılan bir öz eleştiridir; önceki bir yargıyı dolaylı biçimde geri çekmek veya pişmanlık belirtmek için kullanılabilir. Yalnızca I was wrong demekten çoğu zaman daha dolaylı duyulur.

Alıştırma

Dün önerdiğiniz planın kötü bir fikir olduğunu şimdi anlıyorsunuz. Önceki düşüncenize yönelik öz eleştiriyi en doğal biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. I can't remember what the meeting was about.
  2. I don't know what she is thinking.
  3. I don't know what I was thinking.
Cevabı göster

I don't know what I was thinking.

1 2 3 4.

6:53

1 2 3 4.

Finished.

6:55

Bitti.

You win again, Kimjim!

6:56

Yine sen kazandın Kimjim!

Whee!

6:58

Vuvuu!

Oop!

6:59

Oop!

Do you kids need more room?

7:00

Çocuklar daha fazla yere ihtiyacınız var mı?

No, we're fine.

7:02

Hayır, biz gayet iyiyiz.