Bluey'nin Sirki! 🎪 💙 | 2. Sezon Öne Çıkanlar - Sirk | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Çocuklar sirk oyunu oynarken roller, kurallar ve başkalarına ne yapacaklarını kimin söyleyebileceği konusunda tartışır. Sonunda çatışma hayalî gösterinin bir parçasına dönüştürülür ve Hercules kaslı, güçlü adam rolünü üstlenir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. You're supposed to be — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: be supposed to yapısının should gibi yalnızca tavsiye vermediğini; önceden kararlaştırılmış bir rolü, görevi veya beklentiyi anlattığını kavrayın. Birine planı, kuralı ya da yerine getirmesi beklenen sorumluluğu hatırlatırken kullanabilirsiniz. 2. Cut it out. — Phrasal verb’ler: Bu kalıplaşmış konuşma emrini, rahatsız edici bir davranışı durdurmak için kullanılan kararlı ve hafifçe azarlayıcı bir ifade olarak tanıyın. cut ile out sözcüklerini ayrı ayrı gerçek anlamlarıyla yorumlamak yerine ifadeyi tek bir anlam birimi olarak öğrenin. 3. Hercules the muscle man. — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Hercules adını, olağanüstü güçle ilgili yaygın kültürel imgeyle ilişkilendirin. Böylece adın güçlü adam rolüne neden uyduğunu ve özel adların kişiyi belirtmenin ötesinde çağrışımlar taşıyabildiğini anlayabilirsiniz.
Bu derste
Winton. You're supposed to be my jump. Dilbilgisi
0:01Winton. Benim atlama rampam olman gerekiyordu.
You're supposed to be: önceden verilmiş bir rol
Be supposed to + fiilin yalın hâli, önceden belirlenmiş bir plan, kural, görev veya beklenti olduğunu anlatır. You're supposed to be yapısında be, dinleyicinin üstlenmesi beklenen rolü tanıtır. Buradaki my jump, oyunda sürücünün üzerinden atlamayı planladığı engel anlamındadır. Konuşan kişi yeni bir tavsiye vermek veya başkalarının ne düşündüğünü söylemek yerine dinleyiciye önceden verilmiş rolünü hatırlatır.
Alıştırma
Atanmış bir rolü anlatan cümleyi be supposed to yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: Today, you ____ the team captain.
Cevabı göster
are supposed to be
wanna: want to ifadesinin samimi konuşma biçimi
Wanna, want to ifadesinin konuşmadaki yaygın kısaltılmış telaffuzunu gösteren samimi bir yazım biçimidir. Ardından fiilin yalın hâli gelir: I wanna play ile I want to play temelde aynı anlama gelir. Yeni bir zaman yapısı veya resmî bir yazı biçimi değildir. Bu cümlede isteğin rahat ve günlük bir konuşma havasında duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Resmî bir e-postada hangi cümle en uygundur?
- I want to attend the workshop.
- I want attending the workshop.
- I wanna attend the workshop.
Cevabı göster
I want to attend the workshop.
we'll have to ask: birinin onayını almak zorunda olmak
Bu cümlede we'll have to ask, bir karar verilmeden önce Bluey'ye sormanın gerekli olan sonraki adım olduğunu anlatır. Bu gereklilik bir tehditten veya cezadan değil, oyunun düzeninden kaynaklanır. Ask fiilinin hemen ardından bir kişi geldiğinde, o kişiden bilgi, görüş veya izin istemek anlamına gelebilir. Burada karar verme yetkisi Bluey'de olduğu için ona danışıp onayını almak anlamındadır.
Alıştırma
İzin gerektiğini göstermek için cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: We'll ____ Mum before we use her laptop.
Cevabı göster
have to ask
ringmaster: sirk gösterisini yöneten kişi
Ringmaster, sirk gösterilerini anons eden ve gösteriyi yöneten kişidir. Sirkçilik oynanan bir oyunda birine bu rolün verilmesi, o kişinin göstericileri neden düzenleyebildiğini ve karar alabildiğini açıklar. Buradaki ring, yüzük değil, geleneksel sirkte kullanılan dairesel gösteri alanıdır. Bu nedenle ringmaster bir sirk görevidir; “yüzüklerin ustası” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir ringmaster sirkte genellikle ne yapar?
- Gösterileri anons eder ve şovu yönetir
- Yalnızca girişte bilet satar
- Göstericiler için mücevher yapar
Cevabı göster
Gösterileri anons eder ve şovu yönetir
I guess you can: tereddütlü bir izin
Bu yanıtta I guess gerçek anlamda bir tahmin belirtmez. you can ile verilen izni yumuşatır ve konuşanın tereddüt ettiğini, pek hevesli olmadığını ya da isteksizce kabul ettiğini gösterir. Bu tutumun derecesi söyleyiş biçimine bağlıdır. Ancak doğrudan söylenen Sure, you can ile karşılaştırıldığında yanıt daha çekinceli gelir: izin verilmiştir ama konuşan bunu bütün kalbiyle istemiyor gibidir.
Alıştırma
Bir arkadaş oyuna katılmak istiyor. I guess you can büyük olasılıkla hangi tutumu ifade eder?
- Konuşan izin verir ama tereddütlü veya isteksiz görünür.
- Konuşan arkadaşını hiçbir çekince duymadan sıcak biçimde karşılar.
- Konuşan arkadaşının katılmasına izin vermez.
Cevabı göster
Konuşan izin verir ama tereddütlü veya isteksiz görünür.
be my jumps: sayılabilen engeller anlamındaki jumps
Burada jumps çoğul ve sayılabilen bir isimdir; jump fiili veya bir dizi atlama hareketi değildir. Sürüş bağlamında a jump, bisikletin ya da motosikletin yerden kesilerek üzerinden geçtiği yükseltilmiş bir rampa, tümsek veya engeldir. Bu hayalî oyunda be my jumps, diğer çocuklara bir rol verir: sürücünün üzerinden atladığı engeller gibi davranacaklardır. İyelik bildiren my, bu hayalî engelleri konuşanın parkuruna veya oyununa bağlar.
Alıştırma
The trail has two jumps for cyclists. cümlesinde jumps ne anlama gelir?
- Tamamlanmış iki atlama hareketi.
- Patikanın yanında bekleyen iki bisikletçi.
- Bisikletçilerin üzerinden geçtiği yükseltilmiş engeller.
Cevabı göster
Bisikletçilerin üzerinden geçtiği yükseltilmiş engeller.
tell us what to play: tell + kişi + wh sözcüğü + to-infinitive
tell fiilinden sonra önce hitap edilen kişi, ardından belirtilecek bilgiyi veya seçimi anlatan wh sözcüğü + to-infinitive yapısı gelir. Burada us hitap edilen kişileri, what to play ise hangi oyunu veya etkinliği yapmamız gerektiğini belirtir. what to play, tell içine yerleşen bir wh-infinitive yan tümcesidir; doğrudan soru değildir. Bu yüzden what do we play gibi soru dizilimi kullanılmaz. Cümledeki can't, konuşanın diğer kişinin bu seçimi yapma hakkını reddettiğini gösterir; bu nedenle tell yalnızca bilgi vermekten çok dayatmak veya yönlendirmek anlamındadır.
Alıştırma
Takım, sıradaki etkinliği antrenörün seçmesine ihtiyaç duyuyor. Hangi cümle bu belirli bilgiyi sorar?
- Please tell us what to practise next.
- Please tell us to practise next.
- Please tell us where to practise next.
Cevabı göster
Please tell us what to practise next.
Now lie down: emir cümlesinden önce now
Bir emir cümlesinin başında now, bir şeyin ne zaman gerçekleştiğini söylemekten fazlasını yapabilir. Now lie down ifadesinde dinleyenleri hemen itaat etmeye zorlar ve bu nedenle kesin bir emir işlevi görür. Emir cümlesinde, anlamca var olan you öznesi söylenmez. Cümle başındaki now, konuşanın bir sonraki adımın kontrolünü ele aldığını da gösterebilir; bu yüzden talimat, yalnızca Lie down demekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Bir yabancı, başka bir yetişkinden sakin bir şekilde çantasını taşımasını istiyor. Now move your bag tarafsız ve kibar bir rica mıdır?
- Evet. Tarafsız ve kibardır.
- Hayır. Buyurgan veya sabırsız duyulabilir.
Cevabı göster
Hayır. Buyurgan veya sabırsız duyulabilir.
“Come out here at once”: hemen harekete geçilmesini isteyen sert bir emir
Come out here, dinleyene kapalı ya da saklandığı bir yerden çıkıp konuşanın bulunduğu yere gelmesini emreder. Bu cümlede at once, “aynı anda” değil, “hemen” anlamındadır; dolayısıyla tüm ifade anında harekete geçilmesini isteyen doğrudan bir emirdir. Bu kullanım Come here ifadesinden daha sert ve otoriter duyulur. Rol yapılan bir sahnede bu resmî emir tarzı, konuşanı yönetimi elinde tutan biri gibi gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle “Ofisime hemen gel” anlamına gelen sert bir emirdir?
- I came to my office once.
- Come to my office when you have time.
- Come to my office at once.
Cevabı göster
Come to my office at once.
“cheeky lion”: şakacı ve hafif bir azar
Cheeky, yaramaz, cesurca biraz saygısız ya da hafifçe karşı gelen birini anlatır; ancak kişinin gerçekten kötü olduğu anlamına gelmez. Burada cheeky lion, şakacı bir yakıştırma ve hafif bir azardır: konuşan kişi “aslanı” zalim ya da tehlikeli değil, eğlenceli biçimde yaramaz bulur.
Alıştırma
Bir çocuk gülümseyerek babasının şapkasını şaka olsun diye saklıyor. Hangi karşılık şakacı ve hafif bir azardır?
- You're dangerous.
- You're cruel.
- You're cheeky.
Cevabı göster
You're cheeky.
a bit boring: olumsuz bir görüşü yumuşatmak
a bit boring ifadesinde a bit, “biraz” anlamına gelir ve olumsuz boring sıfatını yumuşatır. Konuşan kişi durumun ilgi çekici olmadığını yine söyler, ancak bunu This is boring cümlesine göre daha az doğrudan yapar. Burada a bit kesin bir ölçü belirtmez. a bit + olumsuz sıfat kalıbı, hafif eleştiri veya hoşnutsuzluğu genellikle daha yumuşak gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle olumsuz bir görüşü yumuşatarak ifade eder?
- The instructions are a bit confusing.
- The instructions are completely useless.
- The instructions are perfectly clear.
Cevabı göster
The instructions are a bit confusing.
run away: bir yerden hızlıca ayrılmak
Run away, bir yerden veya durumdan hızlıca ayrılmak anlamına gelen bir öbeksi fiildir ve çoğunlukla bir şeyden kaçma ya da uzak durma anlamı taşır. Away, başlangıç noktasından uzaklaşma fikrini eklediği için ifade yalnızca run demekten daha fazlasını anlatır. Bu cümlede, mevcut etkinliği bırakmaya yönelik eğlenceli bir öneridir; acil bir kaçış değildir. Run away ifadesinin ne kadar ciddi olduğu çevredeki duruma bağlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle köpeğin koşarak bulunduğu yerden ayrıldığını anlatır?
- The dog ran toward the gate.
- The dog ran away through the open gate.
- The dog ran around the yard.
Cevabı göster
The dog ran away through the open gate.
if you like: seçim hakkı vererek daveti yumuşatmak
Burada if you like, “istersen” demektir. You can play with us ifadesinden sonra gelerek daveti bir talep olmaktan çıkarıp seçenek hâline getirir ve karşı tarafa hayır deme özgürlüğü bırakır. Bu seçim, katılıp katılmamakla ilgilidir. Sonraki bölüm katılmak için bir koşul eklediğinden, if you like etkinlikte hiç kural olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle karşı tarafa en doğal şekilde seçim hakkı verir?
- You must sit by the window now.
- You are not allowed to choose a seat.
- You can sit by the window if you like.
Cevabı göster
You can sit by the window if you like.
have to play: zorunlu bir koşulu belirtmek
Have to + fiilin yalın hâli, bir eylemin gerekli olduğunu belirtir. Burada have to play, sirk oyunu oynamayı gruba katılmanın koşulu hâline getirir. Bu gereklilik o anda konulan gayriresmî bir kuraldan kaynaklanabilir; bir yasa veya sert bir emir olması gerekmez. Mesajın iki bölümü birlikte düşünüldüğünde can katılma izni verirken have to katıldıktan sonra geçerli olan kuralı ekler.
Alıştırma
have to ve wear kullanarak güvenlik kuralını tamamlayın: To join the cycling class, you ____ a helmet.
Cevabı göster
have to wear
then you can't play with us: koşulun sonucunu belirtme
Burada then, “o hâlde” anlamına gelir. Daha önce bir koşul belirtilmiştir: diğer çocuk sirk oyunu oynamayı kabul etmelidir. Then, bu koşulu kabul etmemenin sonucunu, yani gruba katılamamayı belirtir. Bu, then sözcüğünün “sonra” anlamındaki zaman sıralaması kullanımı değil, sonuç bildiren kullanımıdır. Cümlenin tamamı oyuna katılma hakkını bir baskı aracı olarak da kullanır: koşulu kabul et, yoksa dışarıda kalırsın.
Alıştırma
Hangi cümlede then bir koşulun sonucunu belirtmek için kullanılmıştır?
- Back then, the street was quiet.
- If the library is closed, then we'll come back tomorrow.
- We finished lunch, then went outside.
Cevabı göster
If the library is closed, then we'll come back tomorrow.
tell me what to do: birinin kontrolünü reddetme
tell me what to do ifadesinde what to do, tell fiilinden sonra gelen bilgidir ve “hangi eylemi yapacağımı söyle” anlamına gelir. Bu ifade tek başına Please tell me what to do next. örneğinde olduğu gibi tarafsız olabilir. Ancak You can't tell me what to do cümlesinde konuşan kişi talimat istemez. Can't, diğer kişinin kendinde gördüğü yetkiyi reddeder; bu nedenle cümle yaklaşık olarak “Bana emir vermeye hakkın yok” anlamına gelir. Güçlü ve meydan okuyan bir sınır koyar.
Alıştırma
Bir kişi You can't tell me what to do dediğinde genellikle ne yapmaktadır?
- Konuşan kişi, diğer kişinin yeterli bilgisi olmadığını söylüyor.
- Konuşan kişi açık talimatlar istiyor.
- Konuşan kişi, diğer kişinin kendisini kontrol etme girişimini reddediyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi, diğer kişinin kendisini kontrol etme girişimini reddediyor.
because we were playing first: bir iddiayı nedenle desteklemek
Because, önceki I can tell you what to do iddiasını destekleyen nedeni açıklar. Konuşan kişi önce sonucu söyler, ardından bu sonucun neden haklı olduğunu düşündüğünü açıklar. Bu nedenin içinde first sıralamayı belirtir: Konuşan kişi kendi grubunun karşı taraftan daha önce oynamaya başladığını söyler ve bu önceliği kuralları belirleme hakkının dayanağı olarak kullanır.
Alıştırma
Hangi cümle önce bir iddia sunup ardından because ile daha erken gelme nedenini açıklıyor?
- We should use this table, but we got here first.
- We should use this table because we got here first.
- Because we got here first, we should use this table.
Cevabı göster
We should use this table because we got here first.
I'll just stand here...: meydan okuma gösterebilen hafife alma
I'll just..., konuşan kişinin ne yapmayı planladığını bildirir. Just, eylemi küçük, basit ya da büyütmeye değmeyecek bir şey gibi gösterir. Bu çatışmada konuşan kişi, bu yumuşak ifadeyi bilerek rahatsızlık veren bir eylemle birleştirir. Bu nedenle eylemi küçümseyen anlatım iş birliğine kapalı ya da meydan okuyan bir tavır gibi duyulabilir. İfade tek başına her zaman alaycı veya düşmanca değildir; tavır eylemden, ses tonundan ve çevredeki etkileşimden doğar.
Alıştırma
Yargılayın: Birisi ne zaman I'll just... dese meydan okuyan bir tavır sergiliyordur.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Cut it out: birine sertçe durmasını söylemek
Cut it out, ‘Şunu yapmayı bırak’ anlamına gelen kalıplaşmış ve gündelik bir emir ifadesidir. Hâlihazırda süren rahatsız edici, düzen bozucu veya uygunsuz bir davranışı hedef alır. Bu cümlede it fiziksel bir nesneyi değil davranışı gösterir; cut gerçek anlamıyla ‘kesmek’ değildir. İfade genellikle kızgınlık veya azarlama taşır, bu yüzden nötr bir ricadan daha serttir.
Alıştırma
Arkadaşınız dikkat dağıtan bir ses çıkarmaya devam ediyor. Bu dersteki kalıplaşmış ifadeyle emri tamamlayın: ____! I'm trying to concentrate.
Cevabı göster
Cut it out
What's going on here?: olay yerinde açıklama istemek
What's going on here?, konuşanın yeni fark ettiği yerde veya durumda ne olduğunu sorar. Burada going on, ‘devam etmek’ değil ‘olmak, meydana gelmek’ anlamındadır. Here, soruyu konuşanın önündeki sahneye yöneltir. Sorunun tamamı çoğu zaman yalnızca bilgi istemez; konuşanın kafa karıştırıcı, gürültülü veya kaygı verici bir duruma müdahil olduğunu ve açıklama beklediğini de gösterir.
Alıştırma
Bir öğretmen, birkaç kişinin tartıştığı odaya giriyor ve durumun açıklanmasını istiyor. Hangi soru en uygundur?
- What's going on here?
- Where is everyone going?
- When did the meeting end?
Cevabı göster
What's going on here?
This meanie isn't doing what I tell him to. Dilbilgisi
1:20Bu kaba çocuk ona söylediklerimi yapmıyor.
what I tell him to: sonda tekrarlanan do’nun atılması
doing what I tell him to ifadesinde sondaki to, to do anlamını taşır. Tam biçim doing what I tell him to do olur; yani “ona yapmasını söylediğim şeyi yapmak”. İngilizcede eylem bağlamdan açıkça anlaşılıyorsa mastar belirteci to’dan sonra tekrarlanan fiil sıkça atılır. Burada eylemi doing verir. Cümle yarım değildir; sondaki to, atılan do’ya işaret eder.
Alıştırma
do sözcüğünü tekrarlamadan cümleyi tamamlayın: He always does what I tell him ____.
Cevabı göster
to
don't be so silly: duyguları geçersiz sayabilecek hafif bir azarlama
Don't be so silly hafif bir azarlamadır: konuşan kişi karşısındakinin davranışını, fikrini veya şikâyetini mantıksız ya da bu kadar ciddiye alınmaya değmez olarak gösterir. Burada gerilimi azaltıp şikâyeti geride bırakmaya çalışır; genellikle zekâya yönelik ciddi bir hakaret değildir. İlişkiye ve ses tonuna bağlı olarak şakacı ya da rahatlatıcı—yaklaşık olarak “Hadi, bunun için kaygılanmaya değmez”—veya küçümseyici gelebilir. Hem karşıdaki kişiyi düzeltir hem de tepkisini aşırı ya da aptalca olarak çerçeveler.
Alıştırma
Bir iş arkadaşı, haksız muamelenin kendisini üzdüğünü ciddi biçimde söylüyor. Siz “Don't be so silly.” diye yanıt veriyorsunuz. Bu uygun mu?
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
just in time: tam doğru anda gelmek
You're just in time cümlesinde just in time, birinin tam doğru anda geldiğini anlatır: çok geç olmadan ve varlığının işe yaradığı anda. Buradaki just, “sadece” değil, “tam” anlamındadır. Bu ifade çoğu zaman çok az vakit kaldığını veya zamanlamanın özellikle işe yaradığını düşündürür. Yaygın kalıp arrive/get somewhere just in time şeklindedir; ardından sıkça to + fiil ya da for + isim gelir.
Alıştırma
Neredeyse hiç zaman kalmadığını gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The doors were about to close, but we got there ____.
Cevabı göster
just in time
We need a muscle man to help save our lion tamer. Kültür
1:28Aslan terbiyecimizi kurtarmak için kaslı bir adama ihtiyacımız var.
muscle man: hayali bir sirkteki güçlü adam rolü
Burada muscle man, hayali bir sirk oyunundaki karakter etiketidir. Yalnızca kaslı herhangi bir erkeği değil, genellikle circus strongman adı verilen güçlü ve kuvvetli göstericiyi anlatır. Bu etiket karakterin hikâyedeki görevini hemen belirler: gücünü kullanarak aslan terbiyecisini kurtarmaya yardım etmesi beklenir.
Alıştırma
Bu hayali sirk cümlesinde muscle man ne anlama gelir?
- Görevi gücünü kullanmak olan güçlü adam karakteri
- Aslanları eğiten kişi
- Egzersiz dersi veren bir fitness eğitmeni
Cevabı göster
Görevi gücünü kullanmak olan güçlü adam karakteri
lion tamer: aslanları eğiten kişi
Bu cümlede lion tamer, geleneksel bir sirk gösterisinde aslanları eğiten ve kontrol eden kişidir. Bu rol kurtarma hikâyesini oluşturur: kurtarılan kişi aslan değil, aslan terbiyecisidir. Burada tamer, tame fiiline bir işi yapan kişi anlamı veren -er eklenerek oluşturulmuş bir isimdir. Lion tamer birleşik ifadesinde lion, kişinin hangi hayvanı eğittiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, aslanları eğiten bir kişinin arenaya girdiği anlamına gelir?
- A tamer lion entered the arena.
- The lion grew tamer in the arena.
- A lion tamer entered the arena.
Cevabı göster
A lion tamer entered the arena.
Do as you're told: itaat etmeyi isteyen otoriter bir emir
Do as you're told, birinin size verdiği talimata uyun anlamına gelir. Burada as belirtilen şekilde anlamındadır, çünkü anlamında değildir; you're told ise edilgen bir yapıdır: biri size ne yapmanız gerektiğini söyler. Bu emir yalnızca bir işi bitirmeyi değil, itaat etmeyi vurgular. Bu nedenle basit bir Do it ifadesinden daha otoriter ve azarlayıcı duyulur.
Alıştırma
Yargılayın: Eşit konumdaki iş arkadaşlarının sıradan bir konuşmasında Do as you're told nötr ve nazik bir öneridir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Çocuksu ve şakacı bir hakaret olarak stinky lion
Stinky gerçek anlamıyla kötü kokan bir şeyi anlatır. you stinky lion ifadesinde ise kokuyla ilgili nesnel bir yorumdan çok “pis aslan” gibi çocuksu bir hakaret işlevi görür. Hayalî oyunda karakterler arasında hafif bir çatışma yaratır. Oyun ortamı ifadeyi yetişkinler arasındaki ciddi bir hakaretten daha hafif kılar, ancak sözcük yine de olumsuzdur.
Alıştırma
Hangi durumda stinky sözcüğü çocuksu ve şakacı bir hakaret olarak doğal biçimde kullanılmıştır?
- Bir yönetici resmî rapora “Our stinky director approved the plan.” yazar.
- Hayalî bir korsan oyununda bir çocuk gülerek “You stinky pirate!” der.
- Bir doktor hastasına kibarca “You are a stinky person.” der.
Cevabı göster
Hayalî bir korsan oyununda bir çocuk gülerek “You stinky pirate!” der.
Çocuksu bir karakter etiketi olarak meanie lion
Meanie, kaba ya da kötü davranan biri için kullanılan gündelik ve çocuksu bir isimdir. You meanie lion ifadesinde bu isim lion sözcüğünün önüne getirilerek kabaca “kötü aslan” anlamında, oyunbaz bir karakter etiketi oluşturulur. Bu ifade, bir çocuğun oyun sırasında bir role ad takması gibi duyulur. Hayvanın resmî ya da tarafsız bir tanımı değildir.
Alıştırma
Hayalî bir oyunda çocuk, kaba bir ejderhaya çocuksu bir etiket vermek istiyor. Cümleyi tamamlayın: You ____ dragon!
Cevabı göster
meanie
It's you who's...: düzeltici odağı you üzerine koymak
Bu bir it-cleft vurgu yapısıdır: It is + odaklanan kişi + who yan cümlesi. You zamiri odak konumuna getirilir ve who yan cümlesi o kişi hakkında neyin doğru olduğunu belirtir. Düz bir ifade olan You're the meanie ile karşılaştırıldığında bu yapı düzeltme anlamı taşır. Konuşan kişi etiketi karşısındakine geri yöneltir: ben ya da başkası değil, sen. Who's, who is ifadesinin kısaltmasıdır.
Alıştırma
Biri kötü olanın siz olduğunu söylüyor. Suçlamayı ona geri yöneltip kötü olanın asıl o olduğunu açıkça vurgulamak istiyorsunuz. Hangi yanıt vurgu yapısını kullanır?
- It's you who's the meanie.
- You're sometimes a meanie.
- Who is the meanie?
Cevabı göster
It's you who's the meanie.
just pretend: bir durumun gerçek olmadığını söylemek
Burada pretend, pretend to do something fiil kalıbında kullanılmaz. Was sözcüğünden sonra bütün durumu hayalî bir oyun olarak tanımlar: yaşanan şey gerçek bir olay değil, hayal gücüne dayalı bir oyunun parçasıdır. Just yalnızca anlamına gelir ve durumun ciddi görünmesini azaltır. Konuşan kişi just pretend diyerek yaşananların gerçek bir çatışma ya da tehlike olarak görülmemesi gerektiğini anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede pretend, özgün cümledeki gibi bütün bir oyun durumunun gerçek olmadığını anlatmak için ve to ile mastar olmadan kullanılmıştır?
- They pretend to serve tea.
- The tea party was just pretend.
- She was pretending to drink tea.
Cevabı göster
The tea party was just pretend.
Ladies and gentlemen: sahne tarzı bir açılış hitabı
Ladies and gentlemen, tüm dinleyici kitlesine yönelik geleneksel ve resmî bir hitaptır. Genellikle konuşma, tören veya gösterilerin başında kullanılır ve halka açık bir duyuru ya da tanıtımın başladığını bildirir. Burada bir sirk sunucusunun ya da sahne sunucusunun konuşma biçimi taklit edildiği için ifadeye eğlenceli, teatral bir hava katar. Konuşan kişinin gerçekten belirli yetişkin kadınların ve erkeklerin orada olup olmadığını kontrol ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede Ladies and gentlemen halka yönelik resmî bir açılış olarak kullanılmıştır?
- Hi, Mia. Did you sleep well?
- Ladies and gentlemen, welcome to tonight's show.
- Hey, Tom, pass me the ball.
Cevabı göster
Ladies and gentlemen, welcome to tonight's show.
Hercules the muscle man: güç çağrışımlı karakter adı
Hercules, Yunan geleneğinde Herakles olarak bilinen mitolojik kahramanın Roma adıdır ve İngilizcede olağanüstü gücü güçlü biçimde çağrıştırır. Bu nedenle rastgele seçilmiş bir lakap değil, belirgin bir kültürel çağrışımı olan karakter adıdır. Hercules the muscle man ifadesinde Hercules karakterin adı, the muscle man ise adın arkasına eklenen betimleyici unvandır; bu, sahnede bir karakteri tanıtmaya benzer. Bu unvan onun çok kaslı veya güçlü bir gösterici olduğunu belirtir ve adın güç imgesini pekiştirir.
Alıştırma
Hercules neden bir muscle man karakteri için uygun bir addır?
- Olağanüstü güçle ilişkilendirilen ünlü bir kahramanı çağrıştırır.
- Sirk bileti için kullanılan sıradan İngilizce kelimedir.
- Her zaman erken gelen biri anlamına gelir.
Cevabı göster
Olağanüstü güçle ilişkilendirilen ünlü bir kahramanı çağrıştırır.