Hızla Büyüyen Yabani Ot 50 Ülkede Gölleri Boğuyor. Şimdi Kadınlar Onlardan Çanta Dokuyor | World Wide Waste: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
700 kelime 162 kel/dk

Video özeti: Kamboçya’da kadınlar istilacı su sümbülünü ürüne çeviriyor; haber ticari kullanımın sınırlarını inceliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. giving new life to — Deyimler ve mecazi ifadeler: Atığı gerçekten diriltmeden yararlı kılmayı anlatır; onarılan eşya veya yeniden başlayan proje için de kullanılır. 2. lay the stems out — Öbek fiiller: lay out nesneleri yaymak ya da düzenlemektir; nesne lay ile out arasına girebilir ve malzeme kurutmayı anlatabilir. 3. create a demand for — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: İnsanların ürünü istemesine yol açmayı anlatır; yararlı bir sektörün istemeden arzı teşvik etmesini açıklamakta kullanılır.

Bu derste

This invasive weed is choking lakes and rivers around the world. Notlar

0:01

Bu istilacı ot, dünyanın dört bir yanındaki gölleri ve nehirleri boğuyor.

Kelime

Ekoloji haberlerinde invasive weed

Invasive weed ifadesinde invasive, ekolojik bir etikettir: bitki doğal yayılış alanının dışında yerleşmiş, kolayca yayılmış ve ekolojik ya da ekonomik zarara yol açmış veya açma olasılığı yüksek durumdadır. Weed, bunun ayrı bir bilimsel kategori olduğunu değil, istenmeyen bir bitki olduğunu belirtir. Bu nedenle ifade, hızlı büyüyen ya da birinin istemediği yerde çıkan yabani bir bitkiden daha fazlasını anlatır. Her weed istilacı değildir; bazı insanlar bir istilacı bitkiyi yararlı veya güzel bulsa bile bitki zararlı olmaya devam edebilir.

Alıştırma

Hangi tanım invasive weed ifadesine en uygun düşer?

  1. Bir bahçıvanın istemediği yerde büyüyen herhangi bir yabani bitki.
  2. Yayılan ve yerel ekosisteme zarar veren, yabancı kökenli istenmeyen bir bitki.
  3. Hızlı büyüyen fakat ekolojik zarara yol açmayan yerli bir bitki.
Cevabı göster

Yayılan ve yerel ekosisteme zarar veren, yabancı kökenli istenmeyen bir bitki.

Deyimler

choking lakes and rivers ifadesindeki ekolojik mecaz

Burada choking, yoğun bitki büyümesinin gölleri ve nehirleri normal işlevlerini yerine getiremeyecek kadar ciddi biçimde kaplamasını veya tıkamasını anlatan bir mecazdır. Videodaki bağlamda bu büyüme ışığı ve oksijeni kesebilir, ayrıca su üzerindeki hareketi engelleyebilir. “Neden + choke + yer veya sistem” yapısı, nefes alamama şeklindeki fiziksel düşünceyi akışı, kapasitesi ya da çalışması baskı altında kalan her sisteme genişletir. Su gerçekten boğazından sıkılıyor değildir.

Alıştırma

Ciddi bir tıkanmayı anlatmak için cümleyi choke fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Thick mats of algae are ____ the inlet and blocking boats.

Cevabı göster

choking

Water hyacinths now clog waterways in over 50 countries, Kalıp ifadeler

0:06

Su sümbülleri artık 50'den fazla ülkedeki su yollarını tıkıyor,

Kalıp ifadeler

clog waterways: birikerek su yollarını tıkamak

Burada clog geçişli bir fiildir ve waterways onun nesnesidir. Clog waterways, büyük miktarda maddenin drenaj veya ulaşım için kullanılan su yollarında birikerek su akışını ya da teknelerin geçişini zorlaştırması anlamına gelir. Haber dilinde bu sözcük birlikteliği, yolun önüne yalnızca bir şey konmasını değil, birikmenin yol açtığı tıkanıklığı vurgular. Waterway; nehir, kanal veya suyun ya da teknelerin geçtiği benzer bir güzergâhtır, herhangi bir su yüzeyi değildir.

Alıştırma

Cümleyi nottaki haber dili birlikteliğiyle tamamlayın: After the storm, branches and plastic waste began to ____, slowing boat traffic.

Cevabı göster

clog waterways

including Tonle Sap, Kültür

0:11

bunların arasında Tonle Sap da var,

the largest freshwater lake in Southeast Asia.

0:12

Güneydoğu Asya'nın en büyük tatlı su gölü.

Kültür

Tonle Sap, the largest freshwater lake...: bir yeri açıklayıcı isim öbeğiyle tanıtmak

Virgülden sonraki isim öbeği açıklayıcı bir eşlemedir: Tonle Sap'i başka bir ifadeyle yeniden adlandırır ve okuyucuya bu yabancı yerin ne olduğunu hemen söyler. Haber ve bilgilendirme yazıları, yeni bir cümle başlatmadan bağlam eklemek için sık sık özel ad, virgül ve tanımlayıcı açıklama düzenini kullanır. Burada largest sözcüğünün kapsamı hem freshwater lake hem de in Southeast Asia ile sınırlıdır. Cümle, Tonle Sap'in bölgedeki en büyük tatlı su gölü olduğunu söyler; her tür göl arasında en büyüğü olduğunu söylemez.

Alıştırma

“The team traveled to Kyoto, a historic city in Japan,” cümlesinde virgülden sonraki öbek ne işe yarar?

  1. Arka plan bilgisi ekleyerek Kyoto'yu tanımlar.
  2. Ekibin ziyaret ettiği ikinci bir yeri belirtir.
  3. Kyoto'nun Japonya'nın en büyük şehri olduğunu söyler.
Cevabı göster

Arka plan bilgisi ekleyerek Kyoto'yu tanımlar.

The people there cannot travel easily when it grows super thick.

0:15

Bitki aşırı yoğunlaştığında yöre halkı kolayca ulaşım sağlayamıyor.

And also the living things under the water die.

0:20

Suyun altında yaşayan canlılar da ölüyor.

So far,

0:25

Şimdiye dek,

exterminating the plant has proven impossible for the 1.5 million people who live here. Kalıp ifadeler

0:25

burada yaşayan 1,5 milyon insan için bu bitkiyi ortadan kaldırmanın imkânsız olduğu görüldü.

Kalıp ifadeler

has proven impossible: kanıta dayalı bir sonuç

has proven impossible yapısında prove bağlayıcı fiil olarak kullanılır ve ardından impossible sıfatı gelir. İfade, deneyimlerin veya tekrarlanan girişimlerin bitkiyi yok etmenin mümkün olmadığını gösterdiği anlamına gelir. So far ile pekiştirilen present perfect has proven, bunu şimdiye kadar birikmiş bir sonuç olarak sunar. is impossible ile karşılaştırıldığında, kanıt yoluyla ulaşılan sonucu vurgular ve koşulların daha sonra değişebilme ihtimalini açık bırakır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: After several repair attempts, restoring the damaged file ____.

Cevabı göster

has proven impossible

Now,

0:32

Şimdiyse,

locals are removing the pest with their bare hands

0:33

yöre halkı bu zararlı otu çıplak elleriyle topluyor

and giving new life to the dry stems. Deyimler

0:36

ve kurumuş saplara yeni bir hayat veriyor.

Deyimler

giving new life to: kullanımı veya değeri yenilemek

Bu cümlede giving new life to mecazidir: kuru saplar canlı bitkiler olarak yeniden diriltilmiyor. Yerel halk atılacak malzemeyi yararlı ve değerli bir şeye dönüştürüyor. give new life to + noun kalıbı, mevcut bir şeyin kullanışlılığını, enerjisini, güncelliğini veya çekiciliğini yenilemek anlamına gelir. Bu yenilenme onarım, yeniden kullanım, yeniden tasarım, yeniden yorumlama veya yeniden ilgi gösterme yoluyla gerçekleşebilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: A careful renovation can ____ an abandoned theater.

Cevabı göster

give new life to

We went to Cambodia to see how local women are making fashionable bags from worldwide waste. Anlatım akışı

0:39

Kamboçya'ya, yöredeki kadınların dünyanın dört bir yanını etkileyen bu atıktan nasıl şık çantalar yaptığını görmek için gittik.

Anlatım akışı

Nasıl olduğunu görmek için Kamboçya'ya gittik...

go/went to + yer + to see how + cümle yapısı, hem nereye gidildiğini hem de ziyaretin amacını gösterir. Burada to see how, bir sürecin nasıl işlediğini gözlemleyerek veya haber yaparak öğrenmek anlamına gelir; yalnızca bir şeye kelimenin tam anlamıyla bakmakla sınırlı değildir. how'dan sonra gelen cümle, konuşanın araştırmayı planladığı süreci belirtir. Bu yapı belgesellerde, haberlerde ve açıklamalarda yaygın bir giriş biçimidir: önce anlaşılmak istenen soru ortaya konur, sonra cevap gösterilir.

Alıştırma

Hangi cümle bu yapıyı bir ziyaretin amacını belirtmek ve açıklanacak süreci tanıtmak için kullanıyor?

  1. We visited the clinic to see whether nurses prepare the equipment.
  2. We visited the clinic and saw how nurses prepared the equipment.
  3. We visited the clinic to see how nurses prepare the equipment.
Cevabı göster

We visited the clinic to see how nurses prepare the equipment.

Water hyacinth is native to the Amazon, Kalıp ifadeler

0:47

Su sümbülünün ana vatanı Amazonlar,

Kalıp ifadeler

Su sümbülü ... kökenlidir

be native to + yer yapısındaki native to, bir türün veya başka bir canlı varlığın doğal anavatanını belirtir. Canlının o bölgede ortaya çıktığını ve doğal olarak oraya ait olduğunu söyler; bu nedenle cümle Amazon'u su sümbülünün asıl yaşam alanı olarak gösterir. Bu ifade yalnızca onun şu anda orada bulunabileceği anlamına gelmez. Bir bitki yeni bir bölgede yetişebilir, ama o bölgeye özgü olmayabilir.

Alıştırma

Hangi cümle bitkinin bölgede doğal olarak ortaya çıktığını, yalnızca orada bulunduğunu değil, söylüyor?

  1. The cactus grows in the Sonoran Desert.
  2. The cactus is native to the Sonoran Desert.
  3. The cactus is found in the Sonoran Desert.
Cevabı göster

The cactus is native to the Sonoran Desert.

but over the past century,

0:49

ancak geçtiğimiz yüzyıl boyunca

humans helped it spread to places it never should have been. Dilbilgisi

0:51

insanlar, hiç ulaşmaması gereken yerlere yayılmasına yardım etti.

Dilbilgisi

never should have been: geçmişteki bir sonucu eleştirme

should have + geçmiş zaman ortacı kalıbı, geçmişteki bir durumu bugünün bakış açısından değerlendirir. Burada should have been, bitkinin gerçekten o yerlere ulaştığını ancak konuşanın bu sonucu yanlış veya uygunsuz bulduğunu belirtir. Never eleştiriyi güçlendirir. Been, anlamca örtük bir yerle tamamlanır: been [in those places]. Bu yer, cümlenin önceki bölümündeki places ifadesinden anlaşılır. Bu, geri alınamaz bir geçmiş sonuç hakkında sonradan yapılan bir değerlendirmedir; geleceğe yönelik bir tavsiye veya yükümlülük değildir.

Alıştırma

Hangi cümle bir olayın geçmişte gerçekleştiğini ve konuşanın şimdi bunun yanlış olduğunu güçlü biçimde düşündüğünü belirtir?

  1. That species should never be introduced to the island.
  2. That species never should have been introduced to the island.
  3. That species was never introduced to the island.
Cevabı göster

That species never should have been introduced to the island.

It's been transported all over the world because it's beautiful. Dilbilgisi

0:54

Güzel olduğu için dünyanın dört bir yanına taşındı.

Dilbilgisi

It's been transported: edilgen present perfect

It's been transported ifadesindeki It's, It is değil It has ifadesinin kısaltmasıdır. Yapı edilgen present perfect biçimindedir: has + been + geçmiş zaman ortacı. Bitki taşıma eylemine maruz kalan taraftır; bu nedenle cümle, onu taşıyan insanlardan çok bitkiye odaklanır. Present perfect, geçmişte birden fazla kez gerçekleşen taşıma eylemlerini bitkinin günümüzde dünyaya yayılmış olmasıyla ilişkilendirir. Tamamlanmış belirli bir zaman verilmez ve taşıyan kişi asıl konu olmadığı için belirtilmeyebilir.

Alıştırma

Cümleyi transport fiilinin edilgen present perfect biçimiyle tamamlayın: The medical equipment ____ to the island, so the clinic can use it now.

Cevabı göster

has been transported

It's an ornamental plant species.

0:57

Bu, süs bitkisi olarak kullanılan bir tür.

Dr. Kit Magellan is an ecologist who studies invasive plants.

0:59

Dr. Kit Magellan, istilacı bitkileri inceleyen bir ekolog.

It's native to the upper reaches of the Amazon basin. Kelime

1:03

Amazon havzasının yukarı kesimlerine özgü.

Kelime

Amazon havzasının yukarı kesimleri

Bir nehrin upper reaches bölümü, nehir aşağı çığırına ulaşmadan önce kaynağa daha yakın olan kesimlerdir. Burada upper, haritanın üstünü değil, nehir boyunca kaynağa yakın bir konumu belirtir; reaches, nehrin bölümleri anlamına gelen çoğul bir isimdir. Bir nehir havzası, nehrin ve kollarının sularını topladığı bütün kara alanıdır. Bu nedenle ifade, türü yalnızca Amazon Nehri’nin ana yatağına değil, daha geniş Amazon havzasının kaynaklara yakın kısmına yerleştirir.

Alıştırma

Cümlede “the upper reaches of the Amazon basin” ne anlama geliyor?

  1. Amazon havzasının nehir kaynaklarına yakın kısımları
  2. Haritada en kuzeyde gösterilen alan
  3. Yalnızca okyanusa yakın Amazon Nehri ana yatağı
Cevabı göster

Amazon havzasının nehir kaynaklarına yakın kısımları

Most of the transport occurred during the early 20th century.

1:06

Taşınmaların çoğu 20. yüzyılın başlarında gerçekleşti.

In the Amazon,

1:11

Amazonlar'da

weevils and moths keep the hyacinths in check. Deyimler

1:12

hortumlu böcekler ve güveler su sümbüllerini kontrol altında tutuyor.

Deyimler

su sümbüllerini kontrol altında tutmak

Keep something in check, bir şeyin büyüyüp yayılmasını veya zararlı hâle gelmesini önlemek için onu kontrol etmek ya da sınırlamak demektir. Kalıp keep + nesne + in check biçimindedir. Bu cümlede böcekler su sümbüllerinin büyümesini sınırlar. Bitkiler tamamen yok olmaz, ancak aşırı çoğalmaları engellenir. In check, kontrollü bir durumu anlatır; buradaki check, incelemek anlamındaki fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi “kontrol altında” anlamındaki deyimle tamamlayın: A clear budget helps keep our spending ____.

Cevabı göster

in check

But without predators, Dilbilgisi

1:15

Ancak doğal düşmanları olmadığında

the plants can double in size every 2 weeks. Kalıp ifadeler

1:16

bitkiler iki haftada bir boyutlarını ikiye katlayabiliyor.

Dilbilgisi

Olumsuz koşul olarak without predators

Without + bir isim öbeği olumsuz bir koşul kurar: belirtilen kişi, şey veya etken bulunmadığında ana cümledeki sonuç geçerli olur. Burada without predators, “yırtıcılar yoksa” anlamına gelir. Bu kısa edat öbeği, neden-sonuç açıklamalarında daha uzun bir if yan cümlesinin yerini alabilir. Bitkilerin nasıl hareket ettiğini değil, ana cümlenin tamamını niteler.

Alıştırma

“Güvenilir internet yoksa” anlamındaki kısa olumsuz koşul sözcüğüyle cümleyi tamamlayın: “____ reliable internet, the remote class cannot continue.”

Cevabı göster

Without

Kalıp ifadeler

double in size: iki kat büyüklüğe ulaşmak

Double in size, öncekinin iki katı büyüklüğe ulaşmak anlamına gelir. Bir şey başlangıçta 10 metrekareyse double in size olduğunda 20 metrekare olur. In size, hangi boyutun değiştiğini belirtir. Double, son büyüklüğün başlangıçtaki büyüklüğün %200'ü olduğunu anlatır; %200 artıp başlangıçtaki büyüklüğün %300'üne ulaşmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Öncekinin iki katı büyüklüğe ulaşmak” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: “After the extension, the studio will ____.”

Cevabı göster

double in size

They block out light and oxygen Öbek fiiller

1:20

Işığı ve oksijeni engelliyor,

Öbek fiiller

block out: ışık ve oksijenin geçmesini engellemek

Bu cümlede block out, “bir şeyin geçmesini veya aşağıdaki bölgeye ulaşmasını engellemek” anlamına gelir. Bitkiler o kadar yoğun bir tabaka oluşturur ki ışık ve oksijen alttaki suya ulaşamaz. Burada block out geçişli bir öbek fiildir: They öznedir, light and oxygen ise birleşik nesneyi oluşturur. Aktarılabilir kalıp block out + something biçimindedir ve özellikle bir engel ışığı, sesi veya görüşü dışarıda tuttuğunda kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki öbek fiille tamamlayın: The blackout curtains ____ all the morning light.

Cevabı göster

block out

and kill all kinds of other species.

1:22

ve diğer pek çok türü öldürüyor.

That's a big problem for Tonle Sap's floating villages. Kültür

1:25

Bu, Tonle Sap'taki yüzen köyler için büyük bir sorun.

Kültür

Tonle Sap's floating villages: suya dayalı topluluklar

Bu cümlede Tonle Sap's floating villages, barınma, ulaşım ve geçim kaynaklarının suya ve teknelere yakından bağlı olduğu, gölün üzerinde veya çevresindeki toplulukları ifade eder. Floating, yerleşimlerin genel olarak suya dayalı biçimini anlatır; her binanın serbestçe sürüklenmesi gerektiği anlamına gelmez. Bu arka plan, sorunu basit bir rahatsızlıktan daha ciddi hâle getirir. Yoğun bitki örtüsü su yollarını, ışığı veya oksijeni engellerse tekne erişimini ve bütün toplulukların bağımlı olduğu su kaynaklarını etkileyebilir.

Alıştırma

Bu cümlede Tonle Sap's floating villages ifadesi büyük olasılıkla neyi anlatıyor?

  1. Günlük yaşamları ve geçim kaynakları göle bağlı olan su toplulukları
  2. Gölden uzakta, iç kesimlerde kurulmuş ve tekneleri yalnızca turizm için kullanan köyler
  3. Göl boyunca serbestçe sürüklenen geçici evlerin tümü
Cevabı göster

Günlük yaşamları ve geçim kaynakları göle bağlı olan su toplulukları

Tonle Sap is the heart of Cambodia. Deyimler

1:31

Tonle Sap, Kamboçya'nın kalbi.

Deyimler

Mecaz olarak “the heart of Cambodia”

the heart of Cambodia ifadesinde heart mecaz anlamdadır: Tonle Sap, birçok doğal sistem ve insan yaşamı ona bağlı olduğu için ülkenin yaşamsal ve merkezi bir parçası olarak sunulur. Burada insan organı ya da mutlaka tam coğrafi merkez kastedilmez. the heart of + yer, grup veya sistem yapısı, en önemli, en etkin ya da bütünü en iyi tanımlayan kısmı belirtir.

Alıştırma

“The harbor is the heart of the town's economy” ne anlama gelir?

  1. Liman, kasaba ekonomisinin işleyişi için vazgeçilmezdir.
  2. Liman, insan kalbi şeklindedir.
  3. Liman, kasabanın tam coğrafi merkezindedir.
Cevabı göster

Liman, kasaba ekonomisinin işleyişi için vazgeçilmezdir.

This is a unique ecosystem.

1:33

Burası eşsiz bir ekosistem.

And the villages around there have a rather unique lifestyle.

1:35

Çevresindeki köylerin yaşam biçimi de oldukça benzersiz.

The hyacinths create so much waste Dilbilgisi

1:40

Su sümbülleri o kadar çok atık oluşturuyor ki

that they're harming stocks of staple foods, Kelime

1:42

temel gıda stoklarına zarar veriyor,

Dilbilgisi

Miktar ve sonuç için “so much ... that”

Vurgulanan sözcükler so much + sayılamayan isim + that + yan cümle sonuç yapısını kullanır. Much, sayılamayan waste ismini niteler; that ile başlayan yan cümle ise sonucu belirtir: atık miktarı, temel gıda stoklarına zarar verecek kadar büyüktür. Bu yapı miktar ile sonucu tek cümlede birleştirir. Temel kalıp so much + sayılamayan isim + that + sonuç biçimindedir; çoğul sayılabilen isimlerle bunun yerine so many kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi so much ... that sonuç kalıbı ve noise ismiyle tamamlayın: The machine made ____ we had to leave the room.

Cevabı göster

so much noise that

Kelime

stocks of staple foods: temel gıda stokları

Burada stocks, şirket hisselerini değil, kullanıma veya hasada hazır miktarları, rezervleri ya da kaynakları ifade eder. Stocks of staple foods, mevcut temel gıda arzını anlatır. Staple foods, insanların beslenmelerinin temel bir parçası olarak düzenli biçimde güvendiği gıdalardır. Gıda güvenliği veya çevre bağlamında harming these stocks, günlük yaşam için gerekli gıdaların güvenilir bir kaynağını azaltmak ya da zedelemek demektir.

Alıştırma

"Flooding reduced stocks of staple foods," cümlesinde "stocks of staple foods" ne anlama gelir?

  1. gıda işletmeleriyle bağlantılı şirket hisseleri
  2. insanların düzenli olarak güvendiği temel gıdaların mevcut rezervleri
  3. kutlamalar için saklanan özel yemeklerin listesi
Cevabı göster

insanların düzenli olarak güvendiği temel gıdaların mevcut rezervleri

and they make it harder to get around. Notlar

1:45

ulaşımı da zorlaştırıyor.

Dilbilgisi

make it harder to + fiil: bir eylemi zorlaştırmak

make + it + karşılaştırma sıfatı + to + fiil yapısı, bir şeyin bir eylemi ne kadar kolay veya zor hâle getirdiğini anlatır. Burada make it harder to get around, durumun bir yerden başka bir yere gitmeyi daha zor hâle getirdiği anlamındadır. it hazırlayıcı nesnedir; soruna neden olan şeyi göstermez. Değerlendirilen asıl eylem to sonrasında gelir. make it easier to understand ve make it safer to cross buna örnektir.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapıyla tamamlayın: These shadows ____ read the map.

Cevabı göster

make it harder to

Öbek fiiller

Bir bölgede hareket etmek anlamındaki get around

Bu cümlede get around, bir bölge içinde bir yerden başka bir yere gitmek anlamına gelir. Bitkiler bölgedeki ulaşımı zorlaştırmaktadır; ifade burada bir kuralı atlatmak veya bilginin yayılması anlamına gelmez. harder to get around yapısındaki to mastarı, zorlaşan eylemi belirtir. Başka bağlamlarda yer, ulaşım yöntemi veya hareket zorluğu gibi ipuçları genellikle bu ulaşım anlamını gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede get around bir bölge içinde hareket etmek anlamındadır?

  1. News of the surprise got around quickly.
  2. The subway helps tourists get around the city.
  3. She got around the password rule by using someone else's account.
Cevabı göster

The subway helps tourists get around the city.

Many times we got stuck for a few hours in the middle Kalıp ifadeler

1:49

Çoğu kez saatlerce mahsur kaldık,

of the water hyacinth lake.

1:52

su sümbülleriyle kaplı gölün ortasında.

Kalıp ifadeler

Hareket edemez veya devam edemez hâle gelmek anlamındaki got stuck

Got stuck, hareket etmenin veya ilerlemenin artık mümkün olmadığı bir duruma girmek anlamına gelir. Burada got, bu duruma geçişi belirtir; stuck ise teknenin su sümbülleri tarafından sıkıştırılıp kalmasını anlatır. Teknenin aktif olarak bir şeyi başka bir şeye yapıştırdığı anlamına gelmez. Aynı yapı, bir aracın veya makinenin sıkışması gibi gerçek bir engeli ya da bir kişinin görevde veya düşüncede ilerleyememesi gibi mecazi bir zorluğu anlatabilir.

Alıştırma

Engellenmiş bir duruma geçişi vurgulayan, dersteki iki sözcüklü ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: Halfway through the tunnel, the elevator ____ and would not move.

Cevabı göster

got stuck

Hor Sounsrors runs Rokhak,

1:57

Hor Sounsrors, Rokhak'ı yönetiyor;

a company that hires women to remove the weeds by hand

2:00

şirket, otları elle temizlemeleri için kadınları işe alıyor

and then weave the stems into baskets, Kalıp ifadeler

2:03

ve saplarını örerek sepetler,

rugs,

2:05

kilimler

and other handicrafts.

2:06

ve başka el işi ürünler yapmalarını sağlıyor.

Kalıp ifadeler

weave the stems into baskets: malzemeyi ürüne dönüştürmek

weave something into something kalıbı, bir malzemeyi iç içe geçirerek into'dan sonra adı verilen bitmiş ürüne dönüştürmek demektir. Burada stems malzemeyi, baskets ise listedeki ilk sonucu belirtir. Into, yapım sürecinin sonucunu gösterir. Gevşek sapların yalnızca önceden var olan sepetlerin içine konduğunu anlatmaz.

Alıştırma

weave something into something kalıbının eksik iki parçasıyla cümleyi tamamlayın: At the craft table, they ____ narrow paper strips ____ a small mat.

Cevabı göster

weave · into

She says she wanted to help local women earn a living Kalıp ifadeler

2:08

Yöredeki kadınların geçinmesine yardım etmek istediğini söylüyor

Kalıp ifadeler

earn a living: günlük yaşamı sürdüren geliri kazanmak

Earn a living, genellikle çalışarak kişinin kendini geçindirmesi için gereken geliri elde etmesi anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki living, kişinin geçim kaynağını belirten bir isimdir. Bu ifade, işi günlük yaşamı sürdüren bir gelir kaynağı olarak öne çıkarır. Earn money daha geniştir; küçük veya tek seferlik bir kazanç dâhil her türlü para kazanmayı anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir işin kişiye kendini geçindirmesi için gereken geliri sağladığını anlatır?

  1. She earns a living by repairing bicycles.
  2. She enjoys living near the bicycle shop.
  3. She earns some money by selling her old bicycle.
Cevabı göster

She earns a living by repairing bicycles.

while dealing with the plant that makes their way of life more difficult. Öbek fiiller

2:11

ve yaşamlarını zorlaştıran bu bitkiyle de mücadele etmek istediğini.

Öbek fiiller

dealing with ... devam eden bir sorun

Burada dealing with, devam eden bir sorunu veya zor bir durumu ele almak için harekete geçmek anlamına gelir. Yapı deal with + sorun, konu, kişi veya durum şeklindedir. Bu cümlede bitki, ilgilenilmesi gereken sorun olarak sunuluyor. İfade, zorluğa aktif biçimde müdahale etmeyi anlatır; yalnızca katlanmak ya da bitkiyi alıp satmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede dealing with ifadesinin anlamını seçin: "The team is dealing with a broken elevator."

  1. asansörü alıp satmak
  2. sorunu ele almak için harekete geçmek
  3. düzeltmeye çalışmadan sorunu kabul etmek
Cevabı göster

sorunu ele almak için harekete geçmek

Many women they still live in the circle of grown up

2:15

Birçok kadın hâlâ büyüyüp yetişirken aynı döngünün içinde kalıyor

and get married in the young age. Dilbilgisi

2:20

ve genç yaşta evleniyor.

Dilbilgisi

in the young age. ... at a young age: doğru ifade

in the young age, bu anlamı ifade etmek için kullanılan standart İngilizce biçim değildir. Doğal ve kalıplaşmış ifade at a young age şeklindedir: at + a + young + age. Bir olayın kişi çok gençken gerçekleştiğini anlatır. Bir olay veya başarının hayatın erken döneminde gerçekleştiğini söylemek için at a young age kullanılır. a artikeli ifadenin bir parçasıdır; bu nedenle ifade başka bir dilden kelime kelime çevrilmemelidir.

Alıştırma

“Birinin çok genç olduğu zaman” anlamı için standart ifadeyi seçin.

  1. at a young age
  2. at young age
  3. in the young age
Cevabı göster

at a young age

I want them to be employed and to get some training.

2:22

Onların işe girmesini ve biraz eğitim almasını istiyorum.

Today,

2:27

Bugün

four weavers work for Rokhak.

2:28

Rokhak için dört dokumacı çalışıyor.

They can bundle as many as 200 hyacinth stalks at a time. Dilbilgisi

2:30

Tek seferde 200'e kadar su sümbülü sapını demetleyebiliyorlar.

Dilbilgisi

as many as 200 ... at a time: 200'e kadar ... bir seferde

as many as 200, 200 sayısının dikkat çekici derecede yüksek bir olası miktar olduğunu vurgular. Demetleyebilecekleri miktarın üst sınırını gösterir; tüm işlemin toplamını değil. at a time bu kapasiteyi tek bir partiyle veya tek bir işlemle sınırlar. İki ifade birlikte, tek bir partide 200'e kadar sap bulunabileceği anlamına gelir.

Alıştırma

Yüksek bir sayıyı vurgulayan ve onu tek bir partiyle sınırlayan iki ifadeyle cümleyi tamamlayın: This printer can handle ____ 80 cards ____.

Cevabı göster

as many as · at a time

They bring them back onto shore

2:35

Bunları kıyıya çıkarıp

to dry in the sun for up to 2 weeks. Kalıp ifadeler

2:37

iki haftaya kadar güneşte kurutuyorlar.

Kalıp ifadeler

up to 2 weeks: 2 haftaya kadar

up to 2 weeks en uzun süreyi belirtir: kurutma iki hafta sürebilir, ancak daha erken bitebilir. up to + sayı, miktar veya süre kalıbı, kesin ya da en düşük bir değer değil, üst sınır belirtir. Burada iki hafta, garanti edilen süre değil, beklenen en uzun kurutma süresidir.

Alıştırma

Bir onarım duyurusunda “The work may take up to 10 days.” yazıyor. Bu ne anlama gelir?

  1. Tam olarak 10 gün sürecektir.
  2. 10 günden az sürebilir, ancak 10 günden uzun sürmemesi beklenir.
  3. En az 10 gün sürecektir.
Cevabı göster

10 günden az sürebilir, ancak 10 günden uzun sürmemesi beklenir.

Then,

2:40

Ardından

they wash them.

2:40

bunları yıkıyorlar.

The women lay the stems out on top of this wooden platform Öbek fiiller

2:52

Kadınlar sapları bu ahşap platformun üzerine seriyor

Öbek fiiller

Lay the stems out: ayrılabilen öbek fiil lay out

lay the stems out ifadesinde lay out, sapları bir yüzeyin üzerine yayılmış veya düzenlenmiş biçimde koymak anlamına gelir. Genellikle birden fazla nesneyi kurutma, inceleme, sergileme ya da sonraki bir işlem için hazırlamayı anlatır. lay out ayrılabilen bir öbek fiil olduğu için isim olan nesne iki konumda da bulunabilir: lay the stems out veya lay out the stems. Zamir, fiil ile parçacığın arasına gelmelidir: lay them out denir, lay out them denmez.

Alıştırma

İsim olan the maps nesnesini lay ile out arasına yerleştirerek cümleyi tamamlayın: Before the meeting, please ____ on the table so everyone can compare them.

Cevabı göster

lay the maps out

and steam the plants over charcoal

2:55

ve bitkileri odun kömürü ateşinde buharda pişiriyorlar;

to kill bacteria and get the right color.

2:57

böylece bakterileri öldürüp doğru rengi elde ediyorlar.

After the steaming,

3:00

Buharda pişirme işleminden sonra

our weavers would select the size of water hyacinth stem.

3:02

dokumacılarımız su sümbülü saplarını boyutlarına göre seçiyor.

They use small stems for coasters

3:07

Küçük sapları bardak altlığı yapmak için,

and medium ones for bags and baskets. Dilbilgisi

3:09

orta boylarıysa çanta ve sepetlerde kullanıyorlar.

Dilbilgisi

Medium ones: stems yerine kullanılan ones

medium ones ifadesinde ones, daha önce geçen çoğul sayılabilir isim stems yerine kullanılır. medium sıfatı hangi sapların kastedildiğini belirtirken ones tekrarı önler: small stems ... medium stems, small stems ... medium ones olur. Tekil sayılabilir isim için one, çoğul sayılabilir isim için ones kullanın. Çevredeki sözcükler, çıkarılan ismin ne olduğunu açıkça göstermelidir; burada ones, insanları veya bir sayısını değil, orta boy sapları ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi folders yerine geçen çoğul isim ikamesiyle tamamlayın: We recycled the damaged folders and kept the blue ____.

Cevabı göster

ones

The largest stems will become rugs.

3:11

En büyük saplar kilime dönüşüyor.

Our weaving is based on our traditional weaving. Kalıp ifadeler

3:14

Dokuma tekniğimiz geleneksel dokumamıza dayanıyor.

Kalıp ifadeler

be based on: dayanak veya kaynağı belirtmek

Burada is based on, “bir şeyi dayanak veya kaynak olarak kullanmak” anlamına gelir. Dokuma yöntemi geleneksel dokumadan yararlanır; ifade, dokumanın fiziksel bir yüzey üzerinde yapıldığını anlatmaz. Aktarılabilir kalıp X + be + based on + dayanak veya kaynak biçimindedir. be özneye ve zamana göre değişir, ancak on ifadenin sabit bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The new safety rules ____ evidence from recent inspections.

Cevabı göster

are based on

You can see from our weaving style

3:18

Bunu dokuma tarzımızda

and also the fabric that we use.

3:20

ve kullandığımız kumaşta görebilirsiniz.

This one we made for one of the apartments in Siem Reap.

3:23

Bunu Siem Reap'teki apartman dairelerinden biri için yaptık.

One rug can take three women over a month to weave. Dilbilgisi

3:29

Üç kadının tek bir kilimi dokuması bir aydan uzun sürebiliyor.

Dilbilgisi

take + kişiler + süre + to do: gereken emeği tahmin etmek

Bu cümlede one rug, take fiilinin öznesidir. Kalıp, bir kilimin tamamlanmasının üç kadının bir aydan uzun süre çalışmasını gerektirebileceğini anlatır; take burada birini götürmek değil, gerektirmek veya kaynak tüketmek demektir. Aktarılabilir yapı şey veya görev + take + kişi ya da kişiler + süre + to-infinitive biçimindedir. Ürünü veya projeyi öne çıkarır, ardından tamamlamak için gereken insan emeğini ve süreyi sayısal olarak belirtir. Can, her durum için kesin bir sonuç değil, mümkün veya tipik bir tahmin sunar.

Alıştırma

“One rug can take three women over a month to weave.” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Bir kilimin tamamlanması üç kadının bir aydan uzun süre çalışmasını gerektirebilir.
  2. Üç kadın bir kilimi bir aydan uzun süre boyunca etrafta taşır.
  3. Bir kadın bir ayda üç kilim dokuyabilir.
Cevabı göster

Bir kilimin tamamlanması üç kadının bir aydan uzun süre çalışmasını gerektirebilir.

But at Rokhak,

3:33

Ancak Rokhak'ta

women can make up to $300 for a finished product, Kelime

3:34

kadınlar tamamladıkları bir üründen 300 dolara kadar kazanabiliyor;

Kelime

make up to $300: garanti değil, kazancın üst sınırı

Bu kazanç bağlamında make, “para kazanmak” anlamındaki yaygın ve nispeten gündelik bir kullanımdır. Yapı make + up to + miktar şeklindedir: make fiildir, up to ise ulaşılması mümkün olan en yüksek miktarı belirtir. Burada miktar, bitmiş bir ürün için geçerlidir. Up to $300, kadınların ürüne veya koşullara bağlı olarak 300 dolara kadar kazanabileceği anlamına gelir. Herkesin 300 dolar kazandığını, ortalamanın 300 dolar olduğunu ya da 300 doların garanti edildiğini söylemez. Burada make up birlikte bir öbek olarak alınmamalıdır; bu cümlede make up öbek fiili kullanılmamıştır.

Alıştırma

“women can make up to $300” ne anlama gelir?

  1. 300 dolara kadar kazanabilirler, ancak 300 dolar garanti değildir.
  2. Bitmiş her ürün için tam olarak 300 dolar kazanırlar.
  3. Bitmiş her ürün için ortalama 300 dolar kazanırlar.
Cevabı göster

300 dolara kadar kazanabilirler, ancak 300 dolar garanti değildir.

more than what the average Cambodian earns in a month.

3:38

bu, ortalama bir Kamboçyalının bir ayda kazandığından daha fazla.

There are millions of people around the world struggling with water hyacinths,

3:42

Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan su sümbülleriyle mücadele ediyor

and they've found all kinds of solutions.

3:47

ve her türden çözüm bulmuş durumdalar.

In Bangladesh,

3:50

Bangladeş'te

locals farm on top of mats made from the invasive plant. Kültür

3:52

yöre halkı bu istilacı bitkiden yapılan hasırların üzerinde tarım yapıyor.

Kültür

farm on top of mats made from the invasive plant: yüzen yataklarda tarım yapmak

Burada farm, “ürün yetiştirmek” anlamında bir fiildir. İfade yüzen tarımı anlatır: yerel halk, sıradan kuru toprak yerine suyun üzerinde duran kalın yataklar veya hasırlar üzerinde ürün yetiştirir. Bu yataklar su sümbülü gibi istilacı bitkilerden elde edilen işlenmiş malzemeden yapılır ve ürünleri taşıyan yetiştirme katmanı görevi görür. Bu nedenle mats küçük ev paspaslarını ifade etmez; made from ise bitki malzemesinin yatakları yapmak için kullanılıp dönüştürüldüğünü gösterir.

Alıştırma

Cümle nasıl bir fiziksel yetiştirme düzenini anlatıyor?

  1. İnsanlar ürün ekmeden önce kuru toprağın üzerine küçük ev paspasları serer.
  2. İstilacı bitkiler, tamamlanmış ticari hasırların üzerinde yetiştirilir.
  3. Ürünler, suyun taşıdığı bitki malzemesinden yapılmış yüzen yataklarda yetiştirilir.
Cevabı göster

Ürünler, suyun taşıdığı bitki malzemesinden yapılmış yüzen yataklarda yetiştirilir.

Mechanical harvesters on Lake Victoria in Kenya keep the plants in check,

3:57

Kenya'daki Victoria Gölü'nde mekanik hasat makineleri bitkileri kontrol altında tutuyor

but they're expensive to operate.

4:02

ama bu makineleri çalıştırmak pahalı.

Local entrepreneurs there have found success Kalıp ifadeler

4:05

Oradaki yerel girişimciler başarılı oldu;

helping the weeds break down into biogas for cooking Öbek fiiller

4:08

otların parçalanarak yemek pişirmede kullanılan biyogaza

Kalıp ifadeler

have found success helping: find success + -ing yapısı

Bu cümlede have found success helping, “yardım ederek iyi sonuçlar elde ettiler” anlamına gelir. Present perfect yapıdaki have found, şu ana kadar elde edilmiş ve mevcut durumla hâlâ ilgili olan bir başarıyı bildirir. find success ifadesinden sonra gelen -ing yapısı, iyi sonucu sağlayan etkinliği veya yöntemi gösterebilir: find success doing something. Burada helping the weeds break down başarıya götüren yöntemdir; girişimciler success adlı bir şeyi gerçek anlamda bulmuş değildir.

Alıştırma

Cümleyi find success ifadesinin present perfect biçimiyle tamamlayın. Ardından gelen -ing etkinliğini koruyun: The small studio ____ making short educational videos.

Cevabı göster

has found success

Öbek fiiller

break down into biogas: ayrışma ve sonuç

Burada break down, “ayrışmak” anlamına gelir: yabani otlar doğal veya biyolojik bir süreçle değişir. Into biogas ortaya çıkan maddeyi belirtir; dolayısıyla break down into X, “ayrışarak X'e dönüşmek veya X üretmek” demektir. Özne, bu süreci geçiren maddedir. Buradaki anlam bir makinenin “bozulması”, bir kişinin “duygusal kontrolünü kaybetmesi” veya bir şeyin elle küçük parçalara kesilmesi değildir.

Alıştırma

Cümleyi, özellikle ayrışmayı belirten ve sonucu yapıya bağlayan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: In a compost bin, dry leaves slowly ____ compost.

Cevabı göster

break down into

and compost for growing crops.

4:12

ve mahsul yetiştirmede kullanılan komposta dönüşmesini sağlıyorlar.

In Nigeria,

4:15

Nijerya'da

a startup similar to Rokhak also employs women to make handicrafts.

4:16

Rokhak'a benzer bir girişim de el işi ürünler yapmaları için kadınları istihdam ediyor.

One thing we have to remember about all of these uses Anlatım akışı

4:21

Tüm bu kullanım alanlarıyla ilgili unutmamamız gereken bir şey var:

is they're probably not sustainable, Kelime

4:25

Bunlar muhtemelen sürdürülebilir değil,

Anlatım akışı

Çekince sunmak için One thing we have to remember about ... is ... yapısı

One thing we have to remember about X is Y yapısı önce X hakkında önemli bir noktayı bildirir, ardından asıl hatırlanması gereken bilgiyi Y bölümüne yerleştirir. Bu cümlede Y, bu kullanımların muhtemelen sürdürülebilir olmadığıdır. Dolayısıyla konuşmacı yeni bir kullanım eklemek yerine önceki kullanımların tümüne bir çekince getirir. Bu yapı, olumlu örneklerden genel değerlendirmeyi etkilemesi gereken bir sınırlamaya geçmek için kullanışlıdır. Have to remember, noktanın önemli olduğunu belirtir; unutulmuş bir bilgiyi gerçekten hatırlama talimatı değildir. Gündelik konuşmada they're önündeki that atılabilir; daha açık biçim is that they're probably not sustainable şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi One thing we have to remember about ... is that ... yapısını kullanarak tamamlayın: '____ the plan ____ it may leave too little time for testing.'

Cevabı göster

One thing we have to remember about · is that

so they're only short-term solutions to the problem of this invasive species.

4:28

dolayısıyla bu istilacı tür sorununa yalnızca kısa vadeli çözümler sunuyorlar.

Kelime

probably not sustainable: uzun vadeli uygulanabilirlik

Burada sustainable, bir çözümün uzun vadede çalışmaya devam edebilmesi anlamına gelir. Mesele, ortaya çıkan ürünlerin sadece çevre dostu olup olmadığı değil, bu kullanımların istilacı türü kontrol altında tutmayı sürdürüp sürdüremeyeceğidir. Probably, değerlendirmeyi kesin bir yargı yerine temkinli bir yargıya dönüştürür: konuşmacı uzun vadeli başarısızlığı olası görür, ancak kesin olduğunu iddia etmez. Ardından bunların yalnızca short-term solutions olarak tanımlanması bu anlamı doğrular.

Alıştırma

Cümleyi “uzun vadede başarıyla devam edebilen” anlamındaki sözcükle tamamlayın: 'The program helps now, but without stable funding it is not ____.'

Cevabı göster

sustainable

Because if we create an industry using this species, Dilbilgisi

4:32

Çünkü bu türü kullanan bir sektör kurarsak

then we're going to create a demand for this species. Kalıp ifadeler

4:35

bu türe talep de yaratmış oluruz.

Dilbilgisi

Bir sanayi kurarsak ... bu tür için talep yaratmış olacağız

if X, then Y yapısı bir koşulu beklenen sonucuna bağlar. Burada koşul, bu türü kullanan bir sanayi kurmaktır; sonuç ise bu tür için talep yaratmaktır. Buradaki be going to, önceden planlanmış bir olayı değil, mevcut durumun mantığından çıkarılan sonucu anlatır. Konuşmacı, böyle bir sanayinin bu türü kullanmaya devam etmek için bir piyasa teşviki yaratabileceği konusunda uyarıyor.

Alıştırma

Bir kasaba bir sulak alanı kaldırmayı düşünüyor. En uygun yapıyı seçin: If the town removes the wetland, ____ create a flood risk for nearby homes.

  1. then it created
  2. when it is going to
  3. then it is going to
Cevabı göster

then it is going to

Kalıp ifadeler

Bu tür için talep yaratmak

Create a demand for, bir piyasanın veya insanların bir şeyi istemeye ya da ona ihtiyaç duymaya başlamasına yol açmak demektir. For kelimesinden sonraki isim, talep edilmeye başlayan şeyi gösterir; bu ifade o şeyin zaten sağlandığı anlamına gelmez. Bu cümlede, bu türü kullanan bir sanayi insanların onu ham madde olarak aramasına neden olacak bir sebep yaratır. İfade ekonomik bir teşviki ve istenmeden ortaya çıkabilecek bir sonucu anlatır.

Alıştırma

Yeni bir fabrika insanların daha fazla yerel konut istemesine yol açabilir. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The factory could ____ local housing.

  1. reduce a demand for
  2. create a demand for
  3. meet a demand for
Cevabı göster

create a demand for

Rokhak's weavers say they're making an impact on the environment, Kalıp ifadeler

4:39

Rokhak'ın dokumacıları çevre üzerinde bir etki yarattıklarını söylüyorlar,

despite their small workforce. Dilbilgisi

4:43

çalışan sayıları az olmasına rağmen.

Kalıp ifadeler

making an impact on: fark edilir bir etki yaratmak

Make an impact on + isim, on’dan sonra belirtilen kişi, sistem, yer veya konu üzerinde “fark edilir bir etki yaratmak” anlamına gelir. Bu cümlede dokumacılar, yaptıkları işin çevreyi anlamlı bir şekilde etkilediğine inanıyor. Impact sözcüğü tek başına etkinin olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğunu belirtmez. Buradaki bağlam bunu bir iyileşme olarak sunar, ancak başka bir bağlamda zararlı bir etkiyi de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “üzerinde fark edilir bir etki yaratmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Even with only three volunteers, the project is ____ local recycling habits.

Cevabı göster

making an impact on

Dilbilgisi

despite + isim öbeği: beklenmedik bir karşıtlık belirtmek

Despite, normalde ana cümledeki sonucun gerçekleşme olasılığını azaltacak bir gerçeği tanıtır. Bu cümlede çalışan sayısının az olmasının dokumacıların etkisini sınırlaması beklenebilir; buna rağmen onlar etki yarattıklarını söylüyor. Despite bir edattır; bu nedenle burada ardından their small workforce isim öbeği gelir. Genel olarak ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelir; öznesi ve fiili olan tam bir cümlecik doğrudan gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “bu engele rağmen” anlamındaki hedef edatla tamamlayın: The outdoor event continued ____ the heavy rain.

Cevabı göster

despite

But the hyacinths reproduce far faster Dilbilgisi

4:55

Ancak su sümbüllerinin üreme hızı,

than the company's four employees can harvest them.

4:58

şirketin dört çalışanının hasat edebileceği hızın çok üzerinde.

Dilbilgisi

far faster than ... can ...: ... yapabileceğinden çok daha hızlı

Bu cümlede far, karşılaştırma biçimi olan faster sözcüğünü güçlendirir. Burada “uzakta” değil, “büyük bir farkla” anlamına gelir; bu yüzden far faster hız farkının büyük olduğunu vurgular. A happens far faster than B can do something kalıbı, bir sürecin hızını başka bir kişinin veya grubun kapasitesiyle karşılaştırır. Burada çoğalma hızı, dört çalışanın bitkileri toplama kapasitesini aşar.

Alıştırma

Hangi cümle, bir sürecin hızının ekibin başa çıkabileceği düzeyi büyük ölçüde aştığını doğal biçimde gösterir?

  1. Requests arrived far fast than the support team could answer them.
  2. Requests arrived very faster than the support team could answer them.
  3. Requests arrived far faster than the support team could answer them.
Cevabı göster

Requests arrived far faster than the support team could answer them.

Still,

5:02

Yine de

Hor Sounsrors has succeeded in one part of her mission,

5:02

Hor Sounsrors misyonunun bir bölümünü gerçekleştirmeyi başardı:

to give the women of Tonle Sap an opportunity Kalıp ifadeler

5:06

Tonle Sap'taki kadınlara

to support their families.

5:09

ailelerini geçindirme fırsatı verdi.

Kalıp ifadeler

give someone an opportunity to do something: birine bir şey yapma fırsatı vermek

give someone an opportunity to do something kalıbı, bir kişinin harekete geçebilmesi için yararlı bir fırsat oluşturmak anlamına gelir. Give sözcüğünden sonra fırsatı alan kişi, ardından an opportunity ve son olarak to + fiilin yalın biçimi gelir. Bu cümlede fırsatı alanlar kadınlardır ve to support their families, bu fırsatın onlara ne yapma imkânı verdiğini açıklar. Hor Sounsrors’un aileleri kendisinin geçindirdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi give someone an opportunity to do something hedef kalıbıyla tamamlayın: The new science club will ____ build their own robots.

Cevabı göster

give students an opportunity to

I used to question myself Dilbilgisi

5:10

Eskiden kendi kendime sorardım:

how to be independent like when I grown up.

5:13

Büyüdüğümde nasıl bağımsız olabilirim?

Dilbilgisi

used to question myself: geçmişte tekrarlanan bir alışkanlık

used to question myself ifadesinde used to + yalın fiil question, kişinin kendisini sorgulamasını geçmişte tekrarlanan zihinsel bir alışkanlık olarak gösterir. Myself, sorgulamanın konuşanın kendisine yöneldiğini belirtir. Used to aynı zamanda bugünle bir karşıtlık kurar: bu soru o dönemde tekrar tekrar akla geliyordu, ancak konuşanın düşünceleri veya koşulları şimdi farklı olabilir. used to sonrasında fiilin yalın hâli kullanılır: used to question; used to questioned kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle kişinin kendisini sorgulamasının geçmişte tekrarlanan bir alışkanlık olduğunu ve şimdi durumun değiştiğini anlatır?

  1. I use to question myself before every major decision.
  2. I used to question myself before every major decision.
  3. I am used to questioning myself before every major decision.
Cevabı göster

I used to question myself before every major decision.

This is what I would like to see Ton ve niyet

5:18

İşte bunu görmek istiyorum,

in the other women.

5:20

diğer kadınlarda da.

Ton ve niyet

This is what I would like to see: güncel bir beklentiyi nazikçe ifade etmek

This is what ... kalıbında this az önce belirtilen bir düşünceye geri gönderme yapar, what yan cümlesi de bu düşünceyi istenen sonuç olarak tanımlar. Bu cümlede konuşan, kadınların bağımsız ve ailelerini destekleyebilecek durumda olması düşüncesine geri dönmektedir. Would like to see, şu anki bir umudu veya beklentiyi daha yumuşak ve saygılı bir biçimde ifade eder. Yaklaşık olarak “Görmeyi umduğum sonuç bu” anlamına gelir; konuşanın bunu geçmişte görmekten hoşlandığı veya geçmişten bakılan bir geleceği anlattığı anlamına gelmez.

Alıştırma

This is what I would like to see bu bağlamda ne ifade ediyor?

  1. Konuşan, bu sonucun kesinlikle gerçekleşeceğine söz veriyor.
  2. Konuşan, bu sonuca ilişkin güncel umudunu nazikçe ifade ediyor.
  3. Konuşan, bu sonucu geçmişte gördüğünü bildiriyor.
Cevabı göster

Konuşan, bu sonuca ilişkin güncel umudunu nazikçe ifade ediyor.