Bluey "Sessizlik Oyunu" TAM Bölüm! 🤫 | Kızlar Sessiz Kalıyor! | @disneyjr: İngilizce çalışma notları

Disney Jr.

Öğrenme zorluğu
818 kelime 175 kel/dk

Video özeti: Bluey ile Bingo sessiz kalma meydan okumasını kabul eder, ancak oyunları Babalarının Muffin’in istediği Moonlight Unicorn modelini bulmasını zorlaştırır. Çocukların hareketleri ve işe yeni başlayan mağaza görevlisinin dikkatli akıl yürütmesi doğru oyuncağı ortaya çıkarırken Baba, ailenin gürültüsünün de hoş karşılanabileceğini fark eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. got the hang of it. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu gündelik deyimin, birinin bir oyunun, aracın veya işlemin nasıl yapıldığını kavramaya başladığını ve artık başarıyla uygulayabildiğini belirttiğini; gerçek anlamda bir şeyi tutmaktan söz etmediğini anlayabilirsiniz. 2. It's not what you're writing, it's what you're writing with. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Birinin yorumunu düzeltmek ve dikkati eylemin görünen konusundan kullanılan araç ya da yönteme çevirmek için not what..., what... karşıtlığını tanıyıp kullanabilirsiniz. 3. music to my ears. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu sözü gerçek müzik olarak değil, duyulması çok sevindirici veya rahatlatıcı bir şey olarak yorumlayıp memnuniyet belirtmek için kullanabilirsiniz; burada ifade, Babanın çocukların gürültüsüyle ilgili önceki yakınmalarını mizahi biçimde tersine çevirir.

Bu derste

Mum!

0:08

Anne!

Dad!

0:14

Baba!

Bingo!

0:20

Bingo!

Bluey!

0:25

Bluey!

Ah.

0:28

Ah.

Oh man.

0:29

Aman be.

Peace and quiet. Kalıp ifadeler

0:31

Huzur ve sessizlik.

Kalıp ifadeler

Peace and quiet: kesintisiz huzur ve sessizlik

Peace and quiet, çok az gürültünün olduğu ve kimsenin sizi rahatsız etmediği sakin bir durumu anlatan kalıplaşmış bir isim öbeğidir. Burada memnuniyet bildiren tek başına bir ünlem gibi kullanılır: konuşan kişi sonunda rahatsız edilmeden kalmanın keyfini çıkarır. Bu günlük ifadede peace, ülkeler arasındaki barış değil, kişisel huzur demektir. İfadeyi tek bir anlam bütünü olarak düşünün; genellikle want, need, get veya enjoy gibi fiillerden sonra ve çoğunlukla some ile kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi gürültü veya kesinti olmadan sakin olma durumunu anlatan kalıpla tamamlayın: After the noisy guests left, Maya finally had some ____.

Cevabı göster

peace and quiet

Hey, here comes my big bum. Dilbilgisi

0:33

Hey, koca popom geliyor.

Dilbilgisi

Here comes + isim: birinin veya bir şeyin gelişini duyurmak

Here comes + tekil isim, biri ya da bir şey belirirken veya yaklaşırken onu dikkat odağına getirir; anlamı “Bak, ... geliyor” ifadesine benzer. Buradaki here yalnızca bir şeyin nerede olduğunu söylemez, sunum yapısının bir parçasıdır. comes fiili isimden önce gelir. Bu nedenle Here comes my big bum, konuşanın abartılı girişini şakacı bir şekilde duyurur. Çoğul isimle Here come + çoğul isim kullanılır.

Alıştırma

Yaklaşan bir tren görüyorsunuz ve gelişini bir isim öbeğiyle duyurmak istiyorsunuz. Hangi cümle doğaldır?

  1. Here comes the train.
  2. The train comes here.
  3. Here comes it.
Cevabı göster

Here comes the train.

Oh, sorry love. Wasn't me. Kelime

0:37

Oh, üzgünüm tatlım. Ben değildim.

Kelime

Sevgi dolu bir hitap sözü olarak love

Burada love, “canım” veya “sevgilim” gibi bir hitap sözüdür. Konuşulan kişiyi belirtir; duygu olarak sevgiden söz etmez ve bir aşk ilanı değildir. sorry sözcüğünden sonra kullanılması özrü daha yakın ve samimi gösterir. Bu kullanım özellikle günlük Britanya ve Avustralya İngilizcesiyle ilişkilidir; ancak doğal olup olmadığı bölgeye, ilişkiye ve ses tonuna bağlıdır.

Alıştırma

“Sorry, love” ifadesinde love ne işe yarıyor?

  1. Diğer kişiye sevgi dolu biçimde hitap eder.
  2. Konuşanın sevdiği bir şeyin adını söyler.
  3. Konuşanın romantik ilişkilerden söz ettiğini belirtir.
Cevabı göster

Diğer kişiye sevgi dolu biçimde hitap eder.

It was my big beanbag bum.

0:40

Koca puf popomdu.

Girls, it was nice and quiet in here.

0:44

Kızlar, içerisi ne güzel ve sessizdi.

Not anymore.

0:47

Artık değil.

Kids.

0:49

Çocuklar.

Okay, we'll go somewhere else.

0:50

Tamam, başka bir yere gideceğiz.

Hey, My big bum's stuck.

0:52

Hey, koca popom sıkıştı.

Kids, come on.

0:56

Çocuklar, hadi ama.

You're too noisy.

0:57

Çok gürültücüsünüz.

We're just playing.

0:58

Sadece oynuyoruz.

Well, can't you play a quieter game? Ton ve niyet

1:00

Peki, daha sessiz bir oyun oynayamaz mısınız?

Ton ve niyet

Baskılı bir istek olarak can't you play ...?

Bu cümlede can't you play ...?, dinleyenin oyun oynama yeteneği olup olmadığını tarafsızca soran bir soru değildir. Şikâyet etmek ve dinleyenden yaptığı şeyi değiştirmesini istemek için kullanılan olumsuz bir sorudur. Can't you + fiilin yalın hâli ...? kalıbı, konuşanın diğer kişinin istenen şeyi yapabileceğini veya yapması gerektiğini düşündüğünü sık sık ima eder. Bu varsayım, “Neden ... yapamıyorsun?” benzeri bir sabırsızlık veya suçlama ekler.

Alıştırma

Konuşan kişi bu cümlede “can't you play” ile esas olarak ne yapıyor?

  1. Şikâyet edip dinleyeni daha sessiz bir oyun seçmeye zorluyor.
  2. Dinleyenin oyun oynamayı bilip bilmediğini tarafsızca ölçüyor.
  3. Daha sessiz oyunların nereden alınabileceğini soruyor.
Cevabı göster

Şikâyet edip dinleyeni daha sessiz bir oyun seçmeye zorluyor.

Like what?

1:01

Ne gibi?

Oh, I know the best game ever.

1:02

Oh, gelmiş geçmiş en iyi oyunu biliyorum.

What?

1:04

Nedir?

You have to see how long you can go without making a single noise. Dilbilgisi

1:05

Hiç ses çıkarmadan ne kadar uzun süre dayanabileceğinize bakmalısınız.

Dilbilgisi

see how long you can go: bir mücadelede ne kadar dayanılacağını ölçmek

Buradaki see yalnızca “bakmak” değil, “deneyip sonucu öğrenmek” anlamına gelir. how long you can go yan cümlesi, bir şeyi yapmayı ya da yapmamayı ne kadar sürdürebileceğini sorar. Buradaki go bir yere gitmek anlamına gelmez. Bir durumda devam etmek veya o durumu sürdürmek demektir. Başka durumlara da aktarılabilen see how long + özne + can go kalıbı genellikle bir meydan okuma ya da dayanıklılık testi başlatır.

Alıştırma

Bu takım meydan okumasını tamamlarken see how long ... can go kalıbını aynen kullan: Let's ____ before taking a break.

Cevabı göster

see how long we can go

Dilbilgisi

without making a single noise: without + -ing kullanımı

Without bir edattır. Ardından fiil geldiğinde fiilin -ing biçimi kullanılır: without making. Bu yapı, bir eylem gerçekleşirken başka bir eylemden kaçınıldığını anlatır. a single noise ifadesinde single güçlü bir vurgu ekler. Without ile oluşan olumsuz anlam içinde yalnızca “bir” sayısını değil, “tek bir ses bile yok”, yani tamamen sessiz olmayı ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle tamamen sessiz bir eylemi anlatmak için fiilden önce without sözcüğünü doğru kullanır?

  1. She closed the door without making a single sound.
  2. She closed the door without make a single sound.
  3. She closed the door without to make a single sound.
Cevabı göster

She closed the door without making a single sound.

Oh, okay.

1:09

Oh, tamam.

You ready?

1:10

Hazır mısınız?

Yeah.

1:10

Evet.

Okay, go.

1:11

Tamam, başlayın.

I think you've got the hang of it. Deyimler

1:15

Sanırım işi kaptınız.

Deyimler

got the hang of it: temel yöntemi kavramak

Get the hang of something, biraz pratik yaptıktan sonra bir şeyin nasıl yapıldığını öğrenmek demektir. you've got the hang of it ifadesinde konuşan kişi, karşısındakinin artık temel yöntemi anladığını ve etkinliği yapabildiğini düşünüyor. Burada hang, “asmak” anlamına gelmez. İfade bir bütün olarak anlaşılır; it ise öğrenilen etkinliği, aracı veya süreci belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “temel yöntemi öğrendi” anlamındaki deyimle tamamlayın: After practicing with the sewing machine for an hour, Nina finally ____.

Cevabı göster

got the hang of it

See if you can make it till your 13th birthdays. Notlar

1:16

Bakalım 13. yaş gününüze kadar dayanabilecek misiniz.

Ton ve niyet

See if you can ...: bir isteği meydan okuma olarak sunmak

See if you can + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapıp yapamayacağını dene ve gör” anlamına gelir. Bu kullanımda see, gözle bakmakla ilgili değildir. Bu yapı çoğu zaman bir isteği hafif bir meydan okumaya dönüştürür. Bu nedenle doğrudan bir emirden daha eğlenceli veya teşvik edici gelebilir. Yine de dinleyenden bir eylemde bulunması istenir.

Alıştırma

Dostça meydan okumayı dört kelimelik başlangıçla tamamlayın: ____ carry all three boxes in one trip.

Cevabı göster

See if you can

Kalıp ifadeler

make it till your 13th birthdays: bir zamana kadar dayanmak

make it till + bir zaman noktası, o noktaya kadar devam etmeyi, dayanmayı veya ayakta kalmayı başarmak demektir. Buradaki make it “bir şey yapmak” anlamında değildir; “dayanmayı başarmak” anlamındadır ve till bitiş noktasını gösterir. Konuşan kişi çocuklara, her birinin on üçüncü yaş gününe kadar dayanıp dayanamayacaklarını abartılı ve şakacı bir şekilde soruyor. Birden fazla çocuğa hitap edildiği için birthdays çoğuldur; her çocuğun kendi on üçüncü yaş günü vardır.

Alıştırma

Belirli bir zamana kadar devam etmek anlamında make it till kullanılan cümleyi seçin.

  1. I can make it to the station. İstasyona ulaşabilirim.
  2. I can make it till Friday. Cuma gününe kadar dayanabilirim.
  3. I can make it by Friday. Cuma gününe kadar bitirebilirim.
Cevabı göster

I can make it till Friday. Cuma gününe kadar dayanabilirim.

Bandit, you're a genius.

1:27

Bandit, sen bir dâhisin.

Honey, Madge just rang in sick. Kalıp ifadeler

1:29

Tatlım, Madge az önce hasta olduğunu bildirmek için aradı.

Kalıp ifadeler

rang in sick: iş yerini arayıp hastalık bildirmek

rang in sick + geçmiş zaman, iş yerine telefon edip hasta olduğunu ve işe gelemeyeceğini bildirmek demektir. Rang, ring fiilinin geçmiş zamanıdır; bu ifadede ring “telefon etmek” anlamındadır, zilin çalması anlamında değildir. Bu cümlede Madge işe gelemeyeceğini bildirmiştir. Dolayısıyla ifade yalnızca kendini hasta hissettiğini değil, iş yerine haber verme eylemini anlatır ve onun görevlerini başka birinin üstlenmesini gerektirir.

Alıştırma

rang in sick ifadesinin bir çalışanın hastalığını bildirmek için iş yerini araması anlamında kullanıldığı cümleyi seçin.

  1. Rosa rang in sick, so her manager found a replacement. Rosa hasta olduğunu bildirmek için aradı, bu yüzden yöneticisi yerine birini buldu.
  2. Rosa rang a bell because she felt sick. Rosa kendini hasta hissettiği için bir zil çaldı.
  3. Rosa was sick at home but never contacted work. Rosa evde hastaydı ama iş yeriyle hiç iletişime geçmedi.
Cevabı göster

Rosa rang in sick, so her manager found a replacement. Rosa hasta olduğunu bildirmek için aradı, bu yüzden yöneticisi yerine birini buldu.

I have to get to work.

1:31

İşe gitmem gerek.

I'll be on the couch.

1:32

Ben kanepede olacağım.

No, I need you to go and buy a birthday present for Muffin. Dilbilgisi

1:33

Hayır, gidip Muffin için bir doğum günü hediyesi almana ihtiyacım var.

Dilbilgisi

I need you to ...: gerekli bir görevi doğrudan vermek

I need you to + fiilin yalın biçimi, karşınızdaki kişinin bir şey yapmasını gerekli gördüğünüzü doğrudan anlatır. Bu cümlede hediyeyi gidip alması gereken kişi you ile belirtilmiştir; need fiziksel bir ihtiyacı anlatmaz. Bu yapı, eylemi gerekli bir iş olarak sunar ve görevi doğrudan verir. Esas olarak konuşanın isteğini belirten I want you to ... yapısından daha güçlü ve görev odaklıdır.

Alıştırma

Yönetici, Alex'e gerekli bir görevi doğrudan veriyor. Cümleyi need + kişi + to yapısıyla tamamlayın: I ____ Alex ____ send the report before noon.

Cevabı göster

need · to

Oh, Madge.

1:36

Oh, Madge.

Trixie said to get a Moonlight Unicorn.

1:37

Trixie bir Ayışığı Tekboynuzu almanı söyledi.

She collects them.

1:39

Onları biriktiriyor.

But don't get one she's already got, okay? Dilbilgisi

1:40

Ama onda zaten olanlardan alma, tamam mı?

Dilbilgisi

one she's already got: tekrarlanan tekil bir ismin yerine kullanmak

One, daha önce sözü edilen oyuncak veya model gibi tekil ve sayılabilen bir ismin yerini tutar. Açıklayıcı she's already got yan cümlesi anlamı onun zaten sahip olduğu bir nesneyle sınırlar. Nesne görevindeki that ilgi zamiri düşürülmüştür: one (that) she's already got. Burada she's, she has anlamındadır ve has got sahipliği belirtir; got bir şeyi edinme anını anlatmaz.

Alıştırma

Bir oyuncağın birkaç modelinden daha önce söz edildi. Cümleyi tekil ve sayılabilen ismin yerine geçen sözcükle tamamlayın: Don't choose ____ you've already got.

Cevabı göster

one

Or she'll go bananas. Deyimler

1:42

Yoksa çıldırır.

Deyimler

go bananas: aşırı heyecanlanmak veya kontrolünü kaybetmek

Go bananas, aşırı derecede heyecanlanmak, öfkelenmek veya kontrolünü kaybetmek anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Hangi duyguyu anlattığı bağlama göre belirlenir. Burada öfkeli ve kontrolsüz bir tepkiyi öngörür. Bananas sözcüğü meyveyi anlatmaz; deyimin tamamı birinin davranışındaki ani ve aşırı değişimi ifade eder.

Alıştırma

The crowd went bananas when the singer came back onstage cümlesinde went bananas ne anlama gelir?

  1. Kalabalık aşırı derecede heyecanlandı.
  2. Kalabalık sessizce ayrıldı.
  3. Kalabalık biraz meyve satın aldı.
Cevabı göster

Kalabalık aşırı derecede heyecanlandı.

Well, how do I know which one she's already got? Dilbilgisi

1:43

Peki, hangisinin zaten onda olduğunu nasıl bileceğim?

Dilbilgisi

how do I know which one she's already got? yapısında gömülü soru dizilişi

How do I know ...? dıştaki doğrudan sorudur. Which one she's already got ise bunun içine yerleştirilen soru içeriğidir. İç bölüm gömülü olduğu için düz cümle dizilişini kullanır: which one + she has already got. Buradaki she's, she has kısaltmasıdır. Bu kalıp, konuşanın cevabı hangi bilgiye veya dayanağa göre bilebileceğini sorar. Retorik de olabilir; bu cümlede konuşan, bilmek için yeterli bilgi olmadığını vurgular.

Alıştırma

How do I know sonrasındaki gömülü soruda düz cümle dizilişini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. How I know which bus you took?
  2. How do I know which bus did you take?
  3. How do I know which bus you took?
Cevabı göster

How do I know which bus you took?

The kids know.

1:45

Çocuklar biliyor.

Don't you girls?

1:46

Öyle değil mi kızlar?

See, they'll tell you.

1:48

Gördün mü, sana söyleyecekler.

Gotta go. Kalıp ifadeler

1:49

Gitmeliyim.

Kalıp ifadeler

Gotta go.: gayriresmî biçimde “Gitmem gerek” demek

“Gotta go.”, “Şimdi gitmem gerek” anlamına gelir. “I've got to go” ifadesinin kısaltılmış biçimi olarak anlaşılır: gotta, got to yapısının gündelik konuşma biçimidir; I ile have ise söylenmez. Bu ifade hem gitmenin gerekli olduğunu belirtir hem de ayrılmadan önce konuşmayı hızla bitirmeye yarar. Buradaki got, bir şeyi elde etmek veya ona sahip olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve gündelik ayrılma ifadesi gotta go bulunan cümleyi seçin.

  1. I've gotta go now.
  2. I've got a goal now.
  3. I've got to know the answer now.
Cevabı göster

I've gotta go now.

Hmm, it's quiet in here.

1:50

Hmm, içerisi sessiz.

Oh, biscuits. Deyimler

1:52

Oh, bisküviler.

Deyimler

Oh, biscuits.: hafif bir ünlem

Buradaki “Oh, biscuits.”; can sıkıntısı, hayal kırıklığı veya telaşı hafifçe anlatan, Oh, no ya da Darn benzeri bir ünlemdir. Bu kullanımda biscuits yiyecekten söz etmez. Daha sert bir küfür yerine sıradan bir yiyecek sözcüğü kullanmak, tepkiyi çocuklara uygun ve şakacı hâle getirir. Yoğun öfke için değil, küçük bir hata veya sorun için uygundur.

Alıştırma

İngilizce "Oh, biscuits—I forgot my keys," cümlesinde biscuits ne işe yarar?

  1. Konuşanın istediği bir yiyeceğin adını söyler.
  2. Bisküvi olup olmadığını sorar.
  3. Hafif bir can sıkıntısını ifade eder.
Cevabı göster

Hafif bir can sıkıntısını ifade eder.

This episode of Bluey is called The Quiet Game.

1:54

Bluey'nin bu bölümü Sessizlik Oyunu adını taşıyor.

Oh, well, at least it's still nice and quiet.

1:57

Oh, neyse, en azından hâlâ güzel ve sessiz.

Hey, you kids want some ice cream?

2:00

Hey, çocuklar dondurma ister misiniz?

Kids?

2:04

Çocuklar?

No?

2:05

Hayır?

Can't hear anything.

2:06

Hiçbir şey duyamıyorum.

All right,

2:07

Pekâlâ,

well, if you change your mind, just speak up. Notlar

2:07

eh, fikrinizi değiştirirseniz, sadece söyleyin.

Kalıp ifadeler

change your mind: önceki bir kararı değiştirmek

Change your mind, daha önce sahip olduğun bir kararı veya görüşü başka bir kararla ya da görüşle değiştirmek demektir. Bu cümlede dinleyen kişi sessiz kalmayı seçmiştir; bu seçimi değişirse bunu söyleyebilir. Buradaki mind, fiziksel beyin değil; düşünce, tercih veya karar anlamındadır. Bu ifade, bir kişi önceki seçimini yeniden değerlendirip değiştirdiğinde kullanılabilir.

Alıştırma

Maya daha önce gitmemeye karar vermişti. Sonra gitmeye karar verdi. Önceki kararını değiştirdiğini açıkça belirten cümle hangisidir?

  1. She changed her brain.
  2. She changed her mind.
  3. She made up her mind.
Cevabı göster

She changed her mind.

Öbek fiiller

speak up: düşündüğünü veya ihtiyacını söylemek

Bu cümlede speak up, sessiz kalmayı bırakıp ne istediğini söylemek anlamına gelir. Dinleyen kişi konuşmadığı için bu, sesini yükseltme isteği değil, değişen seçimini ifade etme davetidir. Bu öbek fiil, biri sizi duyamadığında daha yüksek sesle konuşmak anlamına da gelebilir. Sorunun ne olduğunu bağlamdan belirleyin: sessizlik veya söylenmemiş bir görüş bir şey söylemeye, düşük ses ise daha yüksek sesle konuşmaya işaret eder.

Alıştırma

"If you see a mistake in the report, speak up," cümlesinde speak up ne anlama gelir?

  1. Biri sorana kadar hiçbir şey söylememek.
  2. Kimse seni duyamadığı için daha yüksek sesle konuşmak.
  3. Sessiz kalmak yerine hatayı bildirmek.
Cevabı göster

Sessiz kalmak yerine hatayı bildirmek.

This is awesome.

2:11

Bu harika.

Good luck on your first day of work, Alfie. Kalıp ifadeler

2:12

İlk iş gününde bol şans, Alfie.

Kalıp ifadeler

Good luck on + belirli bir gün veya olay

Good luck on + belirli bir gün veya olay, birine o durumda başarı dilemek için kullanılır. Burada on your first day of work, Alfie'nin karşılaşmak üzere olduğu durumu belirtir. Sınav, mülakat, maç veya ilk gün gibi adı belirtilen bir durumdan önce on kullanılır. İfadenin tamamı destekleyici bir iyi dilektir; başarının yalnızca şansa bağlı olduğunu kelimesi kelimesine söylemez.

Alıştırma

Hangi cümlede Good luck on + belirli bir olay kalıbı doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Good luck to your presentation this afternoon.
  2. Good luck on your presentation this afternoon.
  3. Good luck by your presentation this afternoon.
Cevabı göster

Good luck on your presentation this afternoon.

You're gonna do great. Ton ve niyet

2:15

Harika iş çıkaracaksın.

Ton ve niyet

You're gonna do great: güven veren bir cesaretlendirme

You're gonna do great cümlesi, birini bir zorluktan önce sıcak ve güven veren bir şekilde cesaretlendirir. “Çok iyi performans göstereceğine inanıyorum” anlamına gelir; kişinin great adlı bir şey yapacağı anlamına gelmez. Gonna, going to ifadesinin gayriresmî konuşma biçimidir; do great ise çok iyi performans göstermek demektir. Good luck ile karşılaştırıldığında bu cümle, kişinin yeteneğine duyulan güveni daha doğrudan ifade eder.

Alıştırma

Bir arkadaşınız sunumdan önce gergin. Hangi cümle doğal, güven veren ve gayriresmî bir cesaretlendirmedir?

  1. You're gonna do greatly.
  2. You're gonna do great.
  3. You're gonna to do great.
Cevabı göster

You're gonna do great.

Trust me.

2:16

Bana güven.

How do you know I won't mess it all up? Öbek fiiller

2:17

Her şeyi berbat etmeyeceğimi nasıl biliyorsun?

Öbek fiiller

mess it all up: her şeyi berbat etmek

Mess ... up, bir şeyin kötü gitmesine neden olmak ya da onu mahvetmek demektir. Bu cümlede mess it all up, konuşanın bütün durumu mahvetmekten korktuğunu anlatır; up, öbek fiilin bir parçasıdır ve yön bildirmez. Mess up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne it zamiri olduğunda it, mess ile up arasına gelir: mess it up. mess it all up ifadesindeki all, söz konusu şeyin tamamını vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle doğal olarak “Her şeyi berbat edebilirim” anlamına gelir?

  1. I might mess it all up.
  2. I might make it all up.
  3. I might mess up it all.
Cevabı göster

I might mess it all up.

You won't.

2:19

Etmeyeceksin.

Just do your best and be as helpful as you can. Notlar

2:20

Sadece elinden gelenin en iyisini yap ve olabildiğince yardımcı ol.

Kalıp ifadeler

do your best: elinden gelenin en iyisini yapmak

Do your best, o durumda yapabildiğin en büyük çabayı göstermek demektir. Best, herkesten daha iyi olmayı ya da kusursuz bir sonucu garanti etmeyi değil, kendi çabanı anlatır. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: I do my best, she does her best ve they do their best. Burada Just, tavsiyeye güven veren bir ton katar: içtenlikle çabalamak yeterlidir.

Alıştırma

Teşvik cümlesini do your best ile tamamla: You cannot control every result, so just ____.

Cevabı göster

do your best

Dilbilgisi

as helpful as you can: mümkün olan en yüksek dereceye ulaşmak

Bu cümlede as helpful as you can, kişinin yapabildiği en yüksek ölçüde yardımcı olması anlamına gelir. Üst sınırı dinleyenin kendi kapasitesi belirler; dinleyen başka biriyle karşılaştırılmaz. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp as + sıfat veya zarf + as you can şeklindedir. Örnekler arasında as clear as you can, as carefully as you can ve as soon as you can bulunur.

Alıştırma

Cümleyi as ... as you can kalıbı ve parantezdeki sıfatla tamamlayın: Please make your answer ____. (clear)

Cevabı göster

as clear as you can

Okay, Mum.

2:22

Tamam, anne.

All right, toy section.

2:26

Pekâlâ, oyuncak reyonu.

Uh, what's this thing called again, kids? Ton ve niyet

2:28

Ih, bu şeyin adı neydi çocuklar?

Ton ve niyet

what's this thing called again: unutulan bir adı sormak

What's this thing called? sorusunda called, bir şeye belirli bir ad verilmiş olması anlamına gelir; soru bir nesnenin adını sorar. Again, adın daha önce bilindiğini, duyulduğunu veya sorulduğunu ama şimdi unutulduğunu gösterir. Bu nedenle soru, Bunun adını bana hatırlat anlamına gelir; Bu nesneye ikinci kez ad ver anlamına gelmez.

Alıştırma

Dün bir mutfak aletinin adını duydunuz ama unuttunuz. En doğal soru hangisidir?

  1. What's this tool called again?
  2. Could you use this tool again?
  3. Should we give this tool another name?
Cevabı göster

What's this tool called again?

Moonbeam something?

2:30

Ayışını falan mı?

Kids?

2:32

Çocuklar?

Oh, yeah.

2:34

Oh, evet.

You're still playing the Quiet Game.

2:35

Hâlâ Sessizlik Oyunu oynuyorsunuz.

Okay, boop.

2:37

Tamam, bip.

I've paused the game so you can tell me what toy Muffin wants. Dilbilgisi

2:38

Muffin'in hangi oyuncağı istediğini söyleyebilmeniz için oyunu duraklattım.

Dilbilgisi

so you can tell me: amaç bildirmek için so kullanımı

so you can tell me ifadesindeki so, oyunu duraklatmanın amacını belirtir: duraklatma eylemi dinleyenlerin konuşabilmesi için fırsat yaratır. Yalnızca sonrasında ne olduğunu anlatmaz. Yaygın bir kalıp, amaçlı eylem + so (that) + özne + can/could + fiilin yalın hâli şeklindedir. Şimdi ya da daha sonra mevcut olan bir olanak için can kullanılır; amaç geçmişteki bir noktadan ele alındığında ise I moved closer so I could hear örneğindeki gibi could sıkça kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede so, bilinçli bir eylemin amacını tanıtıyor?

  1. Leo forgot his lunch, so he went home.
  2. I moved closer so I could hear the speaker.
  3. The road was icy, so the school closed.
Cevabı göster

I moved closer so I could hear the speaker.

Look, at least nod if I get it right. Notlar

2:43

Bakın, doğru bilirsem en azından başınızı sallayın.

Ton ve niyet

at least nod: kabul edilebilir en düşük tepkiyi belirlemek

At least nod, isteği kabul edilebilir en düşük tepkiye indirir. Konuşan kişi sözlü bir yanıtı tercih edebilir; ancak dinleyenin yapabildiği veya yapmak istediği yalnızca buysa başıyla onaylaması yeterlidir. Kullanılabilir kalıp at least + eylem şeklindedir. “Başka hiçbir şey yapmasan bile en azından bunu yap” anlamına gelir; burada bir miktar hesaplanmaz.

Alıştırma

If you don't want to speak, at least nod cümlesinde at least nod ne anlama gelir?

  1. Başla onaylamak sessiz kalmaktan daha az yararlıdır.
  2. Başla onaylamak kabul edilebilir en düşük tepkidir.
  3. Başla onaylamak herkesin yapmasına izin verilen en fazla şeydir.
Cevabı göster

Başla onaylamak kabul edilebilir en düşük tepkidir.

Kalıp ifadeler

get it right: doğru cevabı bulmak

Get it right, “doğru cevaba ulaşmak, doğru tahmin etmek veya bir şeyi doğru yapmak” anlamına gelir. Bu cümlede konuşan kişi, tahmini doğruysa karşısındakinin başını sallamasını istiyor. get + nesne + right yapısı, nesnenin ya da sonucun doğru olduğunu anlatır. it bir soruyu, adı, yönergeyi ya da bir şeyi anlayış biçimini gösterebilir; burada right “doğru” demektir, “sağ taraf” değildir.

Alıştırma

“If I get it right, nod” cümlesinde get it right ne anlama gelir?

  1. Doğru cevaba ulaşmak
  2. Bir şeyi sağa taşımak
  3. Nesneyi teslim almak
Cevabı göster

Doğru cevaba ulaşmak

Uh, what about this?

2:45

Ih, peki ya bu?

How about this one?

2:47

Buna ne dersiniz?

Oh, give me a clue. Kalıp ifadeler

2:49

Oh, bana bir ipucu verin.

Kalıp ifadeler

give me a clue: ipucu istemek

Give me a clue, “cevabı bulmama yardım edecek bir bilgi ver” anlamına gelir. A clue cevaba yönlendirir, ancak normalde cevabın tamamını açıklamaz. Yapı give + kişi + şey şeklindedir: me alan kişiyi, a clue ise istenen şeyi belirtir.

Alıştırma

Bir bulmaca için cevabın tamamını değil, küçük bir ipucu istediğinizde ne söylemelisiniz?

  1. Can you keep every clue from me?
  2. Can you give me a clue?
  3. Can you give me the answer?
Cevabı göster

Can you give me a clue?

Come on.

2:50

Hadi ama.

Uh, okay.

2:53

Ih, tamam.

Yep, Moon.

2:54

Evet, Ay (Moon).

Yes, I knew that one.

2:55

Evet, onu biliyordum.

Uh, Moon Roof?

2:57

Ih, Ay Çatısı (Moon Roof) mı?

No, Moon Ceiling.

2:59

Hayır, Ay Tavanı (Moon Ceiling).

Moon Sprinkler?

3:00

Ay Fıskiyesi (Moon Sprinkler) mi?

Hey mate, have you got a toy called a Moon Sprinkler? Notlar

3:01

Hey dostum, sizde Ay Fıskiyesi adında bir oyuncak var mı?

Kelime

Hey mate: resmî olmayan bir hitap

Buradaki mate, karşıdaki kişiye doğrudan seslenme sözüdür. Resmî olmayan Avustralya ve Britanya İngilizcesinde samimi ve rahat duyulabilir. Konuşanların yakın arkadaş olduğunu kanıtlamaz; tanımadığınız birine de söylenebilir. Hey mate, ricadan önce mağaza çalışanının dikkatini çeker ve konuşmaya resmî değil, rahat bir hava verir.

Alıştırma

Değerlendirin: Resmî bir iş görüşmesinde adayın görüşmeciye “Hey mate” diyerek söze başlaması genellikle doğal mıdır?

  1. Genellikle doğal değildir
  2. Genellikle doğaldır
Cevabı göster

Genellikle doğal değildir

Dilbilgisi

have you got ...?: mevcut sahipliği veya stoğu sormak

Have you got ...? yapısında have got, sahip olmak anlamına gelen bir bütün olarak çalışır. Mağazada bu soru, ürünün şu anda bulunup bulunmadığını sorar; got, ürünü edinme eyleminin tamamlandığını anlatmaz. Bu soru kalıbı günlük Britanya ve Avustralya İngilizcesinde özellikle yaygındır ve burada Do you have ...? ile aynı anlama gelir.

Alıştırma

Hangi soru, mağazada bu şarj cihazının siyah renginin şu anda bulunup bulunmadığını doğrudan sorar?

  1. Have you gotten the black chargers from the supplier yet?
  2. Did you get this charger yesterday?
  3. Have you got this charger in black?
Cevabı göster

Have you got this charger in black?

Uh, I don't know.

3:03

Ih, bilmiyorum.

Sorry.

3:05

Üzgünüm.

It's my first day today.

3:05

Bugün benim ilk günüm.

I can check out the back. Kalıp ifadeler

3:07

Arka tarafa bakabilirim.

Kalıp ifadeler

check out the back: mağazanın arka bölümünü kontrol etmek

Bu mağaza bağlamında check out, “gidip bakmak” veya “incelemek” anlamına gelir. The back, mağazanın müşteri alanının arkasında kalan ve genellikle stok ya da personel çalışma alanı olarak kullanılan bölümüdür. Konuşan kişi arka bölüme gidip orada ne olduğunu kontrol etmeyi teklif ediyor. Ödeme almaktan ya da bir ürünün arka yüzüne bakmaktan söz etmiyor.

Alıştırma

Bir mağazada “I can check out the back” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Bir ürünün arka yüzünü inceleyebilirim.
  2. Müşterinin ödeme yapmasına yardımcı olabilirim.
  3. Mağazanın arka tarafındaki stok veya çalışma alanına bakabilirim.
Cevabı göster

Mağazanın arka tarafındaki stok veya çalışma alanına bakabilirim.

Thanks, mate.

3:08

Sağ ol, dostum.

Okay, where was I? Ton ve niyet

3:09

Tamam, nerede kalmıştım?

Ton ve niyet

where was I?: kesilen düşünceye geri dönmek

Where was I?, bir kesintiden veya düşünce akışını kaybettikten sonra kalınan noktayı bulmak için kullanılan günlük bir ifadedir. Buradaki where fiziksel bir yeri değil; bir hikâyede, açıklamada, görevde veya düşüncede ulaşılan noktayı belirtir. Konuşan kişi bunu başka birine sorabilir ya da kendi kendine söyleyebilir. Ardından “Oh, right...” gibi bir sözle devam edebilir.

Alıştırma

Hangi durumda “Where was I?” demek en uygundur?

  1. Bir hikâye anlatırken sözün kesildi ve şimdi devam etmek istiyorsun.
  2. Birinin sana şu anki fiziksel konumunu söylemesini istiyorsun.
  3. Başka birinin nereye gittiğini soruyorsun.
Cevabı göster

Bir hikâye anlatırken sözün kesildi ve şimdi devam etmek istiyorsun.

Moon.

3:12

Ay.

Moon Truck?

3:15

Ay Kamyonu (Moon Truck) mu?

Moon Headlight?

3:17

Ay Farı (Moon Headlight) mı?

Moon light?

3:18

Ay Işığı (Moon light) mı?

Moonlight!

3:19

Ayışığı (Moonlight)!

Horse.

3:21

At.

Um, horse.

3:23

Hm, at.

No, not horse.

3:24

Hayır, at değil.

That's a horn.

3:25

O bir boynuz.

Horses don't have horns.

3:27

Atların boynuzları olmaz.

Wait.

3:28

Bekle.

Unicorn.

3:29

Tekboynuz.

Moonlight Unicorn.

3:29

Ayışığı Tekboynuzu.

Boom.

3:31

Güm.

Okay, where are the Moonlight Unicorns?

3:32

Tamam, Ayışığı Tekboynuzları nerede?

There's thousands of them. Dilbilgisi

3:37

Burada binlercesi var.

Dilbilgisi

There's thousands of them: çoğuldan önce gayriresmî there's

There's, there is ifadesinin kısaltmasıdır. Bu cümlede çoğul thousands of them ifadesini tanıtır ve onlardan çok büyük sayıda bulunduğunu belirtir. Gündelik ve doğaçlama konuşmada bazı konuşurlar, ardından çoğul gelse bile there's kalıbını sabit bir giriş gibi kullanır. Düzenlenmiş standart İngilizcede çoğul uyumu There are thousands of them biçimini gerektirir.

Alıştırma

Örneğin kullanım düzeyiyle ilgili en doğru ifadeyi seçin.

  1. There's thousands of them gündelik konuşmada görülebilen gayriresmî bir kullanımdır; ancak resmî yazıda There are thousands of them tercih edilir.
  2. There's thousands of them, thousands sözcüğünü tekil bir ifadeye dönüştürür.
  3. There's thousands of them her kullanım alanında tek doğru biçimdir.
Cevabı göster

There's thousands of them gündelik konuşmada görülebilen gayriresmî bir kullanımdır; ancak resmî yazıda There are thousands of them tercih edilir.

And they're all different.

3:39

Ve hepsi birbirinden farklı.

Appledate. Pebbledasher.

3:40

Appledate. Pebbledasher.

Do you know which one Muffin wants?

3:43

Muffin'in hangisini istediğini biliyor musunuz?

Can you tell me?

3:45

Bana söyleyebilir misiniz?

No, you can't tell me.

3:46

Hayır, bana söyleyemezsiniz.

Can you point at it? Kalıp ifadeler

3:47

Onu işaret edebilir misiniz?

Kalıp ifadeler

point at it: parmağı bir hedefe yöneltmek

point at + kişi ya da nesne, parmağı, eli veya başka bir işaret aracını o hedefe doğru yöneltmek demektir. Can you point at it? cümlesinde konuşan kişi, nesneyi belirleyen bir hareket yapılmasını ister. at edatı hedefi tanıtır. Point it, “ona doğru parmakla işaret etmek” anlamına gelmez; point geçişli fiil olduğunda nesnesi genellikle yöneltilen şeydir. Örneğin Point the camera at the door.

Alıştırma

Hangi cümle birinden parmağını belirli bir resme doğru yöneltmesini doğal biçimde ister?

  1. Please point the picture you want.
  2. Please point on the picture you want.
  3. Please point at the picture you want.
Cevabı göster

Please point at the picture you want.

Look, kids, you win the Quiet Game, okay?

3:49

Bakın çocuklar, Sessizlik Oyunu'nu kazandınız, tamam mı?

Hooray.

3:52

Yaşasın.

Gold medal, gold medal.

3:53

Altın madalya, altın madalya.

You can talk now.

3:54

Artık konuşabilirsiniz.

Hooray.

3:56

Yaşasın.

Look, the Quiet Game isn't actually a real game.

3:57

Bakın, Sessizlik Oyunu aslında gerçek bir oyun değil.

I made it up cuz you kids were too noisy. Öbek fiiller

4:00

Siz çocuklar çok gürültücüsünüz diye uydurdum.

Öbek fiiller

made it up: gerçek olmayan bir şeyi uydurmak

Made it up, make something up ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada bir şeyi uydurmak veya gerçek olmayan bir şey yaratmak anlamına gelir. Konuşan kişi, sözde oyunun kendi uydurması olduğunu kabul eder. Bu anlamda make up ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim olan bir nesne sonda veya ortada kullanılabilir: make up a story ya da make a story up. Zamir ise ortada olmalıdır: made it up denir, made up it denmez.

Alıştırma

Cümleyi make something up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The excuse wasn't true; I ____.

Cevabı göster

made it up

I'm sorry.

4:04

Özür dilerim.

I'm a dodgy dad. Kelime

4:05

Ben uyanık bir babayım.

Kelime

dodgy dad: gayriresmî ve kendisiyle dalga geçen bir tanım

Dodgy dad ifadesindeki dodgy, güvenilmez, kuşkulu veya tam anlamıyla dürüst olmayan demektir. Konuşan kişi fiziksel açıdan tehlikeli olduğunu söylemiyor; baba olarak davranışlarının pek güvenilir olmadığını kabul ediyor. Kendisine dodgy dad diyerek kendisi hakkında olumsuz bir değerlendirmeyi hafif ve kendisiyle dalga geçen bir tonla yapıyor. Aynı sözler ciddi biçimde başka birine yöneltilse daha eleştirel duyulur.

Alıştırma

Hangi cümlede dodgy, güvenilmez bir kişi için gayriresmî ve kişinin kendisiyle dalga geçtiği bir etiket olarak kullanılmıştır?

  1. The babysitter dodged the ball before it hit her.
  2. I'm a dodgy babysitter—I forgot what time the children were supposed to go to bed.
  3. I'm a careful babysitter—I wrote down every instruction.
Cevabı göster

I'm a dodgy babysitter—I forgot what time the children were supposed to go to bed.

So, that means you can talk now?

4:07

Yani, bu artık konuşabileceğimiz anlamına mı geliyor?

Oh, forget this. Ton ve niyet

4:11

Oh, boş ver bunu.

Ton ve niyet

forget this: mevcut yöntemden vazgeçmek

Bu cümlede forget this, “bunu denemeyi bırak” ya da “bu yöntemden vazgeç” anlamına gelir; “bunu hafızandan sil” demek değildir. Konuşan kişi sinirlenmiştir ve mevcut yönteme devam etmemeye karar verir. Bu, bir denemeyi hızla sonlandıran ve çoğu zaman başka bir plana geçileceğini gösteren günlük bir ifadedir.

Alıştırma

“This method isn't working. Forget this—let's try another way” cümlesinde forget this ne anlama gelir?

  1. Aynı yöntemle devam etmek.
  2. Bu yöntemi dikkatle ezberlemek.
  3. Bu yöntemi kullanmayı bırakıp planı değiştirmek.
Cevabı göster

Bu yöntemi kullanmayı bırakıp planı değiştirmek.

Bramblehop. he'll do. Kalıp ifadeler

4:12

Bramblehop. Bu iş görür.

Kalıp ifadeler

he'll do: birini yeterli bir seçenek olarak kabul etmek

Burada he'll do, “amacımız için yeterince uygun” ya da “onu seçebiliriz” anlamına gelir. Do burada nesne almaz ve “yeterli olmak” demektir; onun bir eylemi gerçekleştireceği anlamına gelmez. Bu ifade çoğu zaman ideal olmayan ama işe yarayan pratik bir seçimi anlatır. Bir eşya için it'll do kullanılır: This box is small, but it'll do.

Alıştırma

Kabul edilebilir bir eşya için will do ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: The shelf isn't ideal, but ____ for now.

Cevabı göster

it'll do

So, Muffin gets a unicorn she's already got.

4:15

Yani, Muffin zaten sahip olduğu bir tekboynuzu alıyor.

What's the worst that can happen? Deyimler

4:18

Olabilecek en kötü şey ne olabilir ki?

Deyimler

What's the worst that can happen? ile riski küçümseyen retorik soru

Biçim olarak olabilecek en kötü sonucu sorar, ancak burada What's the worst that can happen? retorik bir sorudur. Konuşan kişi, en kötü sonucun bile çok ciddi olmayacağını ima eder; bunu çoğu zaman kendini rahatlatmak ya da küçük bir risk almayı haklı göstermek için söyler. Hikâyelerde bu kendinden emin söz ironinin zeminini de hazırlayabilir: kişi riski küçümsediği için ardından sorun çıkabilir. Gerçek bir yanıt beklenip beklenmediğini bağlamdan anlayın.

Alıştırma

“I might sing in the talent show. What's the worst that can happen?” cümlesindeki son soru büyük olasılıkla ne yapıyor?

  1. Olası bütün felaketlerin eksiksiz bir listesini istiyor.
  2. Riski küçümsüyor ve konuşan kişiyi denemeye teşvik ediyor.
  3. En kötü sonucun çoktan gerçekleştiğini bildiriyor.
Cevabı göster

Riski küçümsüyor ve konuşan kişiyi denemeye teşvik ediyor.

Huh?

4:20

Ha?

Okay, you're Muffin.

4:25

Tamam, sen Muffin'sin.

Got it.

4:26

Anlaşıldı.

It's your birthday.

4:27

Bugün senin doğum günün.

You get your present.

4:28

Hediyeni alıyorsun.

You unwrap it.

4:30

Paketi açıyorsun.

It's Bramblehop.

4:31

Bu Bramblehop.

Oh, boy.

4:34

Oh, oğlum.

Oh.

4:36

Oh.

Oh, well, that's not good.

4:39

Oh, eh, bu iyi değil.

Wow.

4:45

Vay canına.

Can I help you? Ton ve niyet

4:46

Size yardım edebilir miyim?

Ton ve niyet

Can I help you? ile hizmet ortamında konuşmaya başlama

Bir mağazada, otelde veya hizmet bankosunda Can I help you?, çalışanların yardım sunmak ve müşteriyi neye ihtiyacı olduğunu söylemeye davet etmek için kullandığı yerleşik bir açılış sözüdür. Bu soru temel olarak çalışanın yardım etme becerisine sahip olup olmadığını sormaz. Sosyal işlevi “Sizin için ne yapabilirim?” ifadesine daha yakındır.

Alıştırma

Bir müşteri mağazanın içinde etrafına bakıyor ve ne yapacağından emin değil gibi görünüyor. Bir çalışanın yardım sunması için en doğal söz hangisidir?

  1. Can I help you?
  2. You must tell me what you want.
  3. Can you help me?
Cevabı göster

Can I help you?

I'll be right back. Kalıp ifadeler

4:48

Hemen döneceğim.

Kalıp ifadeler

I'll be right back: hemen döneceğini söylemek

I'll be right back, “çok kısa süre içinde döneceğim” anlamına gelir. Konuşan kişi yalnızca kısa süreliğine ayrılır ve aranın kısa olacağını söyleyerek dinleyeni rahatlatır. Burada right, back ifadesinin zaman anlamını güçlendirir: “hemen” veya “çok yakında” demektir; “sağ yön” anlamında değildir.

Alıştırma

Çok yakında döneceğinizi söylemek için bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: I need to answer the door. I'll be ____.

Cevabı göster

right back

Right, act out the name of the one Muffin wants and I'll guess it. Öbek fiiller

4:49

Pekâlâ, Muffin'in istediği şeyin adını canlandırın, ben tahmin edeyim.

Öbek fiiller

act out: bir şeyi hareketlerle göstermek

Bu cümlede act out, cevabı söylemek yerine hareketler, yüz ifadeleri veya kısa bir canlandırmayla göstermek anlamına gelir. Bu anlam tahmin oyunlarında, sınıf etkinliklerinde ve tiyatroda yaygındır. Act out ayrılabilen bir öbek fiildir: act out the word veya act the word out diyebilirsiniz. Nesne bir zamir olduğunda onu ortaya koyun: act it out.

Alıştırma

Tahmin oyunu talimatını bu dersteki öbek fiille tamamlayın: Do not say the answer. ____ the animal so we can guess it.

Cevabı göster

Act out

Uh, writing, writing bird book.

4:55

Ih, yazıyor, yazıyor kuş kitap.

Book bird.

4:58

Kitap kuş.

Book chicken.

4:59

Kitap tavuk.

Yes.

5:00

Evet.

No, not book chicken.

5:01

Hayır, kitap tavuk değil.

Hand, finger, finger chicken, chicken hands.

5:02

El, parmak, parmak tavuk, tavuk elleri.

Is it chicken hands?

5:05

Tavuk elleri mi?

Oh, Madge,

5:06

Oh, Madge,

Why can't you take better care of yourself? Kalıp ifadeler

5:08

Neden kendine daha iyi bakamıyorsun?

Kalıp ifadeler

take better care of yourself: kendine daha iyi bakmak

Take care of yourself, kendi sağlığınla, güvenliğinle, dinlenmenle ve günlük ihtiyaçlarınla ilgilenmek demektir. Better, kişinin şu anda bunu yeterince iyi yapmadığı ve durumunu iyileştirmesi gerektiği anlamını ekler. Why can't you...? yapısında bu, tarafsız bir bilgi sorusu değildir. Genellikle hayal kırıklığı veya suçlama ifade eder: Konuşan kişi, karşısındakinin kendine zaten daha iyi bakması gerektiğini düşünür.

Alıştırma

“Kendi sağlığına ve günlük ihtiyaçlarına daha dikkatli biçimde özen göstermek” anlamındaki hedef ifadeyle tavsiyeyi tamamlayın: You have been skipping meals and sleeping too little, so please ____.

Cevabı göster

take better care of yourself

Sorry, sir.

5:10

Üzgünüm, efendim.

We don't have any Moon Sprinklers.

5:11

Bizde hiç Ay Fıskiyesi yok.

I'm not actually sure they exist. Ton ve niyet

5:13

Aslında var olduklarından bile emin değilim.

Ton ve niyet

not actually sure they exist: var olduklarından emin olmamak

I'm not actually sure they exist, konuşan kişinin söz konusu şeylerin var olduğunu doğrulayamadığı anlamına gelir. Sure sözcüğünü they exist yan cümlesi izler ve tam olarak neyin belirsiz olduğunu gösterir; bu cümle, konuşan kişinin onların var olmadığından emin olduğu anlamına gelmez. Actually, önceki bir varsayımın düzeltildiğini gösterir: Birisi bu şeyleri gerçek kabul etmektedir ve konuşan kişi şimdi bu varsayımı sorgular. Temkinli anlam esas olarak I'm not sure ifadesinden gelir; bu nedenle düzeltme They don't exist kadar kesin değildir.

Alıştırma

Bir müşteri, görevlinin bulamadığı bir ürünü soruyor; ancak görevli ürünün hayal ürünü olduğunu doğrulamamış. Hangi yanıt müşterinin varsayımını temkinli biçimde sorgular?

  1. I'm sure that item exists.
  2. I'm not actually sure that item exists.
  3. That item definitely doesn't exist.
Cevabı göster

I'm not actually sure that item exists.

Forget the Sprinklers, I've got a new problem. Anlatım akışı

5:15

Fıskiyeleri unut, yeni bir sorunum var.

Anlatım akışı

Forget X ... I've got a new problem: odağı ve önceliği değiştirmek

Burada Forget the Sprinklers, “şimdilik fıskiyelere odaklanmayı bırak” demektir; gerçekten hafızadan silmek anlamına gelmez. Bu emir, eski konuyu o anki odağın dışına çıkarır. I've got a new problem yeni önceliği hemen ortaya koyar. Forget X; Y kalıbı, artık Y daha önemli olduğunda konuşmanın yönünü hızla değiştiren gündelik bir yoldur.

Alıştırma

Küçük bir yazıcı sorununun yerini acil bir sunucu arızası alıyor. Hangi cümle önceliği en doğal biçimde değiştirir?

  1. The printer forgot the server because it stopped working.
  2. Forget the printer for now; the server has stopped working.
  3. Keep talking about the printer; the server has stopped working.
Cevabı göster

Forget the printer for now; the server has stopped working.

Muffin wants a unicorn thing. Kelime

5:17

Muffin tekboynuzlu bir şey istiyor.

Kelime

unicorn thing: adını bilmediğiniz bir nesne için thing kullanmak

unicorn thing ifadesinde thing ana isimdir: konuşanın tam adını bilmediği, hatırlayamadığı veya söylemesine gerek olmayan bir nesneyi belirtir. Unicorn, anlamı tek boynuzlu atlarla ilgili bir şeyle sınırlar. İsim veya sıfat + thing kalıbı gündelik konuşmada yaygındır: a kitchen thing, that phone thing. Resmî bir ürün adı değil, geçici ve belirsiz bir etikettir.

Alıştırma

Lambanın yanındaki küçük nesnenin adını bilmiyorsunuz. Hangi cümlede thing doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Can you pass me that little metal thing beside the lamp?
  2. Can you pass me that little metal idea beside the lamp?
  3. Can you pass me that little metal person beside the lamp?
Cevabı göster

Can you pass me that little metal thing beside the lamp?

These kids know which one.

5:19

Bu çocuklar hangisi olduğunu biliyor.

I need you to figure it out. Öbek fiiller

5:20

Bunu senin bulmana ihtiyacım var.

Öbek fiiller

figure it out: düşünerek çözmek veya anlamak

Bu cümlede figure it out, düşünerek, gözlemleyerek veya deneyerek durumu anlamak ya da cevaba ulaşmak demektir. Figure out tek bir phrasal verb olarak çalışır; out burada dışarıya doğru hareket bildirmez. Figure out ayrılabilen bir phrasal verb'dür. Nesne bir zamirse figure ile out arasına gelir: figure it out denir, figure out it denmez. İsim olan bir nesne ise figure out the answer örneğindeki gibi yapının tamamından sonra gelebilir.

Alıştırma

Figure out ifadesini doğru kelime sırasıyla kullanarak cümleyi tamamlayın: I can't open the lock yet, but I'll ____.

Cevabı göster

figure it out

Why don't you just ask them? Ton ve niyet

5:22

Neden onlara sormuyorsunuz?

Ton ve niyet

Why don't you just + fiil: doğrudan bir öneri

Why don't you + fiilin yalın hâli, çoğu zaman gerçekten bir neden sormaktan çok öneri yapmak için kullanılır. Burada konuşan kişi, doğrudan onlara sormayı öneriyor. Just, eylemi basit veya açık bir çözüm gibi göstererek “Neden sadece bunu yapmıyorsun?” anlamı katar. Tonlama ve bağlama göre öneri yardımcı, biraz sabırsız ya da küçümseyici gelebilir.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız toplantı odasını bulamıyor ve resepsiyon görevlisine sormanın en basit çözüm olduğunu düşünüyorsunuz. Hangi cümle bu doğrudan öneriyi yapar?

  1. Why didn't you ask the receptionist?
  2. Why don't you just ask the receptionist?
  3. Why do you never ask the receptionist?
Cevabı göster

Why don't you just ask the receptionist?

Look, Alfie, you'll understand one day.

5:24

Bak, Alfie, bir gün anlayacaksın.

Can you help me?

5:26

Bana yardım edebilir misin?

Yes, I can help you.

5:29

Evet, size yardım edebilirim.

Good man, Alfie. Ton ve niyet

5:31

Aferin, Alfie.

Ton ve niyet

“Good man, Alfie.” ile samimi onay

Burada Good man, Alfie yardım etmeyi kabul ettikten sonra ona yöneltilen kısa ve sözlü bir övgü ya da onay ifadesidir. Anlamı “Aferin” veya “İşte böyle”ye yakındır; onun ahlaken iyi biri olduğuna dair ciddi bir değerlendirme değildir. Alfie doğrudan hitaptır. İfade onun verdiği cevabı veya yaptığı davranışı över. Kısa oluşu konuşanı teşvik edici gösterirken biraz daha kıdemli ya da kontrolü elinde tutan biri gibi de gösterebilir.

Alıştırma

Erkek bir arkadaşınız birkaç kutuyu taşımanıza yardım etmeyi kabul etti. Hangi cevap Good man ifadesini doğal bir biçimde samimi onay olarak kullanıyor?

  1. Good man, Leo. Thanks for helping.
  2. Good man, Professor Chen. Your formal evaluation will now begin.
  3. You are a good man, Leo; people trust your honesty.
Cevabı göster

Good man, Leo. Thanks for helping.

All right, action.

5:31

Pekâlâ, motor.

See, that one's writing.

5:34

Bakın, şu kız yazıyor.

I think it's book,

5:35

Sanırım o kitap (book),

but I can't see any starting with book.

5:36

ama book ile başlayan hiçbir şey göremiyorum.

You're definitely writing something, but not a book.

5:39

Kesinlikle bir şey yazıyorsun, ama bu bir kitap değil.

It's not what you're writing, Anlatım akışı

5:43

Yazdığın şey değil,

it's what you're writing with.

5:45

neyle yazdığın.

Anlatım akışı

It's not what ..., it's what ... with: odağı değiştirmek

It's not X, it's Y kalıbı dinleyicinin odaklandığı noktayı düzeltir: ilk bölüm varsayılan odağı reddeder, ikinci bölüm ise gerçek odağı verir. Burada what you're writing yazılan içeriği, what you're writing with ise kullanılan aracı ifade eder. what you're writing with içinde what, with edatının nesnesi olarak anlaşılır. Edatın günlük İngilizcede sonda kalması doğaldır ve burada atılamaz. with olmadan iki bölüm de ne yazıldığını sorar.

Alıştırma

İpucu resim değil, boyama aracıdır. Hangi cümle odağı doğru biçimde değiştiriyor?

  1. It's not what Nina painted; it's where she painted with.
  2. It's not what Nina painted with; it's what she painted.
  3. It's not what Nina painted; it's what she painted with.
Cevabı göster

It's not what Nina painted; it's what she painted with.

Pen.

5:48

Kalem (Pen).

Yeah.

5:49

Evet.

Good one, Alfie.

5:50

İyiydi, Alfie.

Now, what about you?

5:52

Peki ya sen?

See, I thought it was a chicken or some sort of pheasant, Kalıp ifadeler

5:54

Bakın, ben onun bir tavuk ya da bir tür sülün olduğunu düşünmüştüm,

maybe a partridge.

5:56

belki bir keklik.

Kalıp ifadeler

some sort of pheasant: belirsiz bir kategori

some sort of pheasant ifadesindeki some sort of, konuşanın hayvanı genel bir kategoriye yerleştirebildiğini ancak tam olarak adlandıramadığını gösterir. Burada sort, “tür” veya “çeşit” anlamındadır. some sort of + isim yapısı, sınırlı bilgiye dayanarak kabaca tahminde bulunmak için kullanışlıdır. Yalnızca it was a pheasant demekten daha az kesinlik ifade eder.

Alıştırma

Karanlıkta tanımadığınız bir hayvan görüyorsunuz ve yalnızca kabaca tahmin edebiliyorsunuz. Bu belirsizliği en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. It was definitely a sparrow.
  2. I liked the bird.
  3. It was some sort of bird, but I couldn't identify it.
Cevabı göster

It was some sort of bird, but I couldn't identify it.

Is there a pen partridge?

5:57

Hiç kalemli keklik var mı?

Shh.

5:59

Şşşt.

Oh, yeah.

5:59

Oh, evet.

Sorry.

5:59

Üzgünüm.

You've got wings like a bird, Dilbilgisi

6:01

Kuş gibi kanatların var,

Dilbilgisi

like a bird: benzer özellikleri karşılaştırmak

like a bird ifadesinde like, karşılaştırmada kullanılan şeyi tanıtır. Bu ifade wings sözcüğünü niteler ve kanatları bir kuşun kanatlarına benzetir; birinin kuşu sevdiği anlamına gelmez. Birinin ya da bir şeyin görünüş, ses veya hareket biçimi bakımından benzer olduğunu söylemek için like + isim veya zamir kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “rolünde” değil, “benzer” anlamına gelen karşılaştırma sözcüğüyle tamamlayın: The dancer moved ____ a bird across the stage.

Cevabı göster

like

but they're big wings.

6:04

ama bunlar büyük kanatlar.

Come on, Alfie.

6:06

Hadi, Alfie.

You have to be helpful.

6:07

Yardımcı olmalısın.

Oh, you're squawking.

6:09

Oh, gaklıyorsun.

No, no, that's not squawking.

6:11

Hayır, hayır, bu gaklama değil.

That's breathing fire. Kalıp ifadeler

6:14

Bu ateş püskürtmek.

Kalıp ifadeler

breathing fire: ejderhanın ateş püskürtmesini anlatan kalıp

Bu cümlede breathing fire, ağızdan alev çıkarmak anlamına gelir. Ejderhaların ve benzer fantastik yaratıkların yaptığı eylemi anlatan standart İngilizce ifadedir; ateşin yanında normal biçimde nefes almak anlamına gelmez. Breathing, breathe fiilinin -ing biçimidir. That's (That is) ifadesinden sonra canlandırılan eylemi gösterir; bu nedenle hareket, ejderhayı bulmaya yarayan bir ipucudur.

Alıştırma

Breathe fire ifadesini şimdiki zamanda kullanarak cümleyi tamamlayın: The dragon is ____.

Cevabı göster

breathing fire

Pen Dragon. Yes. Deyimler

6:18

Kalem Ejderhası (Pen Dragon). Evet.

Deyimler

Pen Dragon: pen + dragon ile bir ad oluşturmak

Burada Pen Dragon, canlandırılan iki ipucu olan pen ve dragon sözcüklerini birleştirerek hedeflenen oyuncak adını oluşturur. Pen ve dragon ayrı ipucu parçalarıdır; Yes ise bu birleşimin doğru cevap olduğunu onaylar. İfadeyi kalemi olan veya kalem kullanan bir ejderhanın sıradan bir betimlemesi olarak okumayın. Bu ipucu oyunundaki kelime oyunu, bir adı anlamlı İngilizce parçalara ayırıp her parçayı canlandırdıktan sonra parçaları yeniden birleştirmeye dayanır.

Alıştırma

Bu ipucu oyununda Pen Dragon nasıl anlaşılmalıdır?

  1. Pen ve dragon ipuçlarını birleştirerek hedeflenen adı oluşturur.
  2. Kalem kullanan bir ejderhayı betimler.
  3. Her oyuncak ejderha için kullanılan sıradan İngilizce terimdir.
Cevabı göster

Pen ve dragon ipuçlarını birleştirerek hedeflenen adı oluşturur.

Yes.

6:20

Evet.

We got it. Kalıp ifadeler

6:21

Bulduk.

Kalıp ifadeler

We got it.: “Cevabı bulduk”

Burada We got it, “Anladık” ya da “Cevabı bulduk” anlamına gelir. Geçmiş zaman biçimi got, grubun başarıya zaten ulaştığını gösterir; bir nesneyi teslim aldıkları veya yerden aldıkları anlamına gelmez. it zamiri, konuşmada hangi problemden veya cevaptan söz edildiği zaten belli olduğu için onu temsil eder. Başka bir bağlamda get it; anlamak, teslim almak veya elde etmek anlamına gelebilir. Bu yüzden amaçlanan anlamı çevredeki duruma göre belirleyin.

Alıştırma

Bir takım az önce bir bulmacayı çözdü. Hangi cümlede We got it, “cevabı bulduk” anlamında kullanılmıştır?

  1. We got it! The answer is twelve.
  2. We got it from the top shelf.
  3. We got it in the mail this morning.
Cevabı göster

We got it! The answer is twelve.

Bingo, you spoke.

6:23

Bingo, konuştun.

So did you. Dilbilgisi

6:24

Sen de.

Dilbilgisi

So did you.: “Sen de yaptın”

So did you, “Sen de aynı şeyi yaptın” demektir. so + yardımcı fiil + özne düzenini izler. Did, daha önce sözü edilen geçmiş zamandaki eylemin yerini alır; bu nedenle fiil grubunun tamamını tekrar etmeye gerek yoktur. Bu konuşmada cümle, eylemi yeniden diğer kişiye yöneltir. Bu yüzden kısa bir cevap veya hafif bir karşılık olarak kullanılır. Buradaki so, “bu yüzden” değil, “de” anlamındadır.

Alıştırma

Alex, “You laughed at the joke.” diyor. Hangi cevap “Sen de güldün” anlamına gelir?

  1. So you did.
  2. So did you.
  3. So do you.
Cevabı göster

So did you.

Oh, I did.

6:25

Oh, evet.

Alfie, you rock star. Deyimler

6:27

Alfie, sen bir rock yıldızısın.

Deyimler

you rock star: coşkulu ve mecazlı övgü

Bu cümlede you rock star, Alfie’ye doğrudan seslenmek için kullanılan bir isim öbeğidir. Onu heyecan veren ve hayranlık duyulan bir sahne sanatçısına benzeterek “Harika iş çıkardın” ya da “Çok yardımcı oldun” anlamını verir. Bu, coşkulu bir övgüdür; onun gerçekten müzisyen olduğu söylenmez. Tam cümle olan You are a rock star ifadesinden farklı olarak bu kısa kalıp, You genius! örneğindeki gibi you + övgü bildiren isim yapısını doğrudan hitap olarak kullanır. Kısa biçim, övgünün anlık ve canlı duyulmasını sağlar.

Alıştırma

Zor bir sorunu sizin için hızla çözen bir arkadaşınızla konuşuyorsunuz. Hangi karşılık sıcak ve şakacı bir övgüdür?

  1. You rock star!
  2. Your performance is satisfactory.
  3. You are literally a rock musician.
Cevabı göster

You rock star!

Alfie, Alfie, Alfie.

6:29

Alfie, Alfie, Alfie.

Hey mate, are you his boss?

6:32

Hey dostum, onun patronu musun?

Yes.

6:34

Evet.

Well, he's a legend.

6:35

Eh, o bir efsane.

Yay.

6:36

Oley.

Wrapping Muffin's present.

6:39

Muffin'in hediyesini sarıyoruz.

Oh, we need some more sticky tape. Kelime

6:42

Oh, biraz daha banda ihtiyacımız var.

Kelime

sticky tape: yapışkan bant için Britanya ve Avustralya İngilizcesindeki terim

Sticky tape, Britanya ve Avustralya İngilizcesinde yapışkan bant için kullanılan günlük bir terimdir ve çoğunlukla hediye paketlemek veya kâğıt yapıştırmak için kullanılan şeffaf bandı anlatır. Bu cümlede some more sticky tape, bu banttan biraz daha gerektiği anlamına gelir; tape burada sayılamayan isimdir. Tape başka bağlamlarda kayıt yapılmış bir ortamı da ifade edebilir, ancak hediye paketleme bağlamı burada yapışkan bant anlamını açıkça gösterir.

Alıştırma

Günlük Britanya veya Avustralya İngilizcesinde şeffaf yapışkan bant istemenin en doğal yolu hangi cümledir?

  1. Please pass me the sticky tape.
  2. Please pass me the recording tape.
  3. Please pass me the sticky notes.
Cevabı göster

Please pass me the sticky tape.

Oh, here's some more.

6:44

Oh, işte burada biraz daha var.

Thank you.

6:46

Teşekkürler.

I'm back.

6:48

Ben geldim.

Our mother is back.

6:49

Annemiz döndü.

How's Madge?

6:51

Madge nasıl?

Wow, it's loud in here.

6:53

Vay canına, burası çok gürültülü.

We like it loud.

6:55

Biz gürültüyü seviyoruz.

Well, maybe just a little quieter for your poor Dad. Ton ve niyet

6:57

Eh, zavallı babanız için belki biraz daha sessiz olabilirsiniz.

Ton ve niyet

maybe just a little quieter: sesi azaltmayı nazikçe istemek

maybe just a little quieter, mevcut ses düzeyini biraz azaltmayı isteyen yumuşatılmış bir rica ifadesidir. Karşılaştırma bildiren quieter, “şimdikinden daha sessiz” demektir; maybe pazarlık payı bırakır, just a little ise değişikliği küçük gösterir. Bu cümlede maybe kararsızlık anlatmaz; emrin sertliğini azaltır. for your poor Dad ile birlikte, çocuklardan Be quiet kadar doğrudan bir emir vermeden biraz daha sessiz olmalarını ister.

Alıştırma

Ailenizden sesi biraz azaltmasını istiyorsunuz ama sert bir emir vermek istemiyorsunuz. Hangi cümle bu yumuşatılmış kalıbı en iyi kullanır?

  1. Be quiet right now.
  2. Turn the music down.
  3. Maybe just a little quieter, please.
Cevabı göster

Maybe just a little quieter, please.

Uh, I'm fine.

7:00

Ih, ben iyiyim.

It's music to my ears. Deyimler

7:02

Kulaklarıma müzik gibi geliyor.

Deyimler

music to my ears: duyduğunuz şeyden mutlu olmayı anlatmak

music to my ears, duyduğunuz bir şeyin sizi çok mutlu ettiğini veya rahatlattığını anlatan bir deyimdir. Hoş bir ses, iyi bir haber, bir onay ya da bir söz için kullanılabilir; gerçekten müzik çaldığı anlamına gelmez. Burada It's music to my ears, çocukların gürültüsünü babanın duymaktan hoşlandığı bir şeymiş gibi mizahi biçimde yeniden çerçeveler. Olumlu bir tepki gösterir ve daha önceki sessizlik isteğini tersine çevirir.

Alıştırma

Yöneticiniz ekibin bugün erken çıkabileceğini söylüyor. Haberden çok memnun olduğunuzu doğal biçimde gösteren yanıt hangisidir?

  1. That news is hard to hear.
  2. That's music to my ears.
  3. I can hear music in the office.
Cevabı göster

That's music to my ears.