Arkadaşlarla Takılırken Kullanılan İngilizce Deyimsel Fiiller (Phrasal Verbs): İngilizce çalışma notları
Ariannita la Gringa
Video özeti: Sunucu Chicago'da iki gezgin arkadaşıyla geziyor, kahve içiyor ve maça giderken doğal sosyalleşme İngilizcesini açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. hang out — Öbek fiiller: “asılmak” değil, insanlarla veya bir yerde rahatça vakit geçirmek olduğunu anlayın; davet ve gündelik planlarda kullanın. 2. What are you up to — Konuşma edimbilimi ve tutum: mevcut etkinlikleri veya planları soran samimi bir ifade olduğunu fark edin, sohbet başlatın ve kuşku anlamı yüklemeyin. 3. end up doing — Öbek fiiller: değişen veya belirsiz planlardan sonraki, bazen beklenmedik nihai sonucu anlatın ve birinin şehirde sonuçta ne yaptığını sorun.
Bu derste
it's Ariannita la Gringa and welcome back to my YouTube channel.
0:01ben Ariannita la Gringa ve YouTube kanalıma tekrar hoş geldiniz.
I'm going to teach all of you guys phrasal verbs about socializing.
0:06hepinize sosyalleşmeyle ilgili deyimsel fiilleri öğreteceğim.
And one of the most important phrasal verbs about socializing is hang out.
0:10Ve sosyalleşmekle ilgili en önemli deyimsel fiillerden biri hang out'tur.
hang out: Birlikte rahatça vakit geçirmek
Burada hang out, başka insanlarla rahat bir şekilde vakit geçirmek ya da bir yerde plansızca oyalanmak demektir. Genellikle resmî bir etkinlik veya kesin bir plan olmadığını düşündürür. Out, bu öbek fiilin bir parçasıdır; bu yüzden hang out ifadesini tek bir birim olarak anlayın. Bu anlamda hang, fiziksel olarak asılı durma eylemini anlatmaz.
Alıştırma
'Rahat bir şekilde vakit geçirmek' anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: After school, I like to ____ with my neighbors.
Cevabı göster
hang out
To hang out means to spend a lot of time in a place or with someone.
0:17To hang out, bir yerde veya biriyle çok zaman geçirmek anlamına gelir.
I'm all alone and I want to hang out with my friends.
0:23Yapayalnızım ve arkadaşlarımla takılmak (hang out) istiyorum.
So, let me call up my friends Mateo and Lisanna. Öbek fiiller
0:27O yüzden, arkadaşlarım Mateo ve Lisanna'yı arayayım.
call up: Birini telefonla aramak
Burada call up, iletişim kurmak için birine telefon etmek anlamına gelir. Up sözcüğü yön bildirmez; call up bir öbek fiil olarak çalışır. Call up ayrılabilen bir öbek fiildir: nesne bir isimse call up my friends veya call my friends up diyebilirsiniz. Bir zamirle ise zamiri ortaya koyun: call them up deyin, call up them demeyin.
Alıştırma
Call up ifadesini them zamirinin iki yanına yerleştirmek için iki boşluğu doldurun: I need to ____ them ____ before dinner.
Cevabı göster
call · up
Planları sormak için What are you up to?
What are you up to?, birinin ne yaptığını veya ne planladığını dostça ve gündelik bir şekilde sormanın yoludur. Today eklenince zaman belirlenir: konuşan kişi karşısındakinin o günkü planlarını öğrenmek ister. Bu soru çoğu zaman bir davet veya öneriden önce sohbet başlatır. Buradaki up to, yukarı doğru hareket anlamına gelmez; what + be + kişi + up to kalıbının bir parçasıdır.
Alıştırma
Gündelik soruyu yapmakta veya planlamakta olmak anlamındaki sabit iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: What are you ____ this weekend?
Cevabı göster
up to
Do you want to meet up at the Chicago Riverwalk? Öbek fiiller
0:38Chicago Riverwalk'ta buluşmak ister misiniz?
Gündelik ve planlı buluşmalar için meet up
Meet up, genellikle gündelik bir sosyal amaçla, kararlaştırılmış bir zamanda veya yerde biriyle buluşmak demektir. Burada at the Chicago Riverwalk buluşma yerini belirtir. Buluşacak kişiler zaten belliyse meet up tek başına kullanılabilir; kişiyi belirtirken meet up with + kişi kullanılır. Ayrıntıları eklemek için at + yer ve around/at + saat yapılarını kullanın.
Alıştırma
Cümleyi bir araya gelmek anlamındaki gündelik iki sözcüklü fiille tamamlayın: Let's ____ at the library after class.
Cevabı göster
meet up
Bir süre ayrı kaldıktan sonra How have you guys been?
How have you guys been? dinleyenlerin son görüşme veya konuşmadan bugüne kadar hayatlarının ya da durumlarının nasıl olduğunu sorar. Present perfect, geçmişteki bu dönemi şimdiki zamana bağlar. You guys, konuşanın birden fazla kişiye hitap ettiğini gösterir. Bu, uzun bir aradan sonraki sıcak bir selamlaşmadır; yalnızca tam o andaki duyguyu sormaz.
Alıştırma
Birkaç aydır görmediğiniz iki arkadaşınızla karşılaşıyorsunuz. Son görüşmenizden bugüne kadarki tüm dönemi sormak için en uygun selamlaşma hangisidir?
- How are you guys?
- How were you guys?
- How have you guys been?
Cevabı göster
How have you guys been?
check it out: anlamı ve zamirin yeri
Bu cümlede check it out, az önce sözü edilen yere gidip bakmak anlamına gelir. Yer ilginç geldiği için onu kendi gözünle görmeyi önerir. Check out ayrılabilen bir phrasal verb'dür. Nesne it gibi bir zamir olduğunda zamir check ile out arasına gelmelidir.
Alıştırma
It zamirini doğru yere koyan üç sözcüklü check out biçimiyle cümleyi tamamlayın: The new library sounds interesting. Let's ____.
Cevabı göster
check it out
So, right now I'm at Trump Tower on Terrace 16 and I'm hanging out with my friends and enjoying the beautiful city,
1:09Yani, şu anda Terrace 16'daki Trump Tower'dayım ve arkadaşlarımla takılıp güzel şehrin tadını çıkarıyorum,
looking at all the beautiful buildings and skyscrapers around me.
1:16etrafımdaki tüm o güzel binalara ve gökdelenlere bakıyorum.
you can hang out at a place and I like to hang out at places that are free.
1:22bir yerde takılabilirsiniz ve ben ücretsiz yerlerde takılmayı seviyorum.
But you can also go to different places that are free like the park and you can just talk and catch up with your friends. Öbek fiiller
1:29Ancak park gibi ücretsiz olan farklı yerlere de gidebilirsiniz, arkadaşlarınızla konuşup arayı kapatabilirsiniz.
catch up with your friends: arkadaşlarla son gelişmeleri paylaşmak
Burada catch up with your friends, arkadaşlarla konuşup son uzun sohbetinizden beri neler olduğunu birbirinize anlatmak demektir. talk ve friends sözcükleri bunun bir yarış değil, dostça bir haberleşme olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede catch up with altyazıdakiyle aynı sosyal anlamda kullanılmıştır?
- I met Nora after a year to catch up with her over lunch.
- I ran faster to catch up with Nora before the gate closed.
- I spent Saturday catching up on my homework.
Cevabı göster
I met Nora after a year to catch up with her over lunch.
When you guys normally catch up with your friends and hang out with them,
1:39Siz normalde arkadaşlarınızla arayı kapatıp onlarla takılırken,
do you guys normally go to places that are free like strolling around a park or walking around the city or do you guys normally go to places that are expensive, maybe an expensive restaurant?
1:42genellikle parkta gezinmek veya şehirde yürümek gibi ücretsiz yerlere mi gidersiniz, yoksa genellikle pahalı yerlere mi, belki pahalı bir restorana mı gidersiniz?
We prefer to talk more with friends and spend time in free places rather than spend a lot of money. Dilbilgisi
1:55Çok para harcamaktansa arkadaşlarla daha fazla konuşmayı ve ücretsiz yerlerde vakit geçirmeyi tercih ediyoruz.
prefer to ... rather than spend: iki seçeneği karşılaştırmak
Prefer to ... rather than ... iki seçeneği karşılaştırır. prefer to sonrasındaki eylem, konuşanın daha çok istediği eylemdir; rather than sonrasındaki eylem ise daha az istenen seçenektir. İki eylemi paralel biçimde kullanın. Bu cümlede prefer to sonrasında talk ve spend, rather than sonrasında ise fiilin yalın hâli spend gelir. Bu yapıda rather than sonrasında to genellikle tekrarlanmaz.
Alıştırma
Cümleyi prefer to ... rather than ... ile tamamlayın: On rainy days, I ____ read at home ____ go outside.
Cevabı göster
prefer to · rather than
Maybe a little coffee, something to eat, but I would say more middle range,
2:01Belki biraz kahve, yiyecek bir şeyler ama daha çok orta sınıf diyebilirim,
I also do like to spend some money going out to eat, Dilbilgisi
2:15biraz para harcayıp yemeğe çıkmayı da severim,
do like ifadesindeki vurgulu do
Olumlu bir cümlede do vurgu ekler: I do like, “gerçekten severim” veya “evet, severim” anlamına gelir. Burada konuşanın hiç para harcamak istemediği yönündeki olası izlenimi düzeltir. Yapı do + fiilin yalın hâlidir: do like denir; do likes veya do liking denmez. Temel bir olumlu cümlede do zorunlu değildir, ancak karşıtlık ya da güçlü bir doğrulama anlamı ekler.
Alıştırma
Cümleyi vurgulu do ve like fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: I rarely buy sweets, but I ____ dark chocolate.
Cevabı göster
do like
I would rather walk 10 km instead of paying $100 for an attraction. Dilbilgisi
2:20Bir eğlence merkezi için 100 dolar ödemek yerine 10 km yürümeyi tercih ederim.
would rather ... instead of + -ing yapısı
Would rather, konuşanın tercih ettiği seçeneği tanıtır. Ardından fiilin yalın hâli gelir: would rather walk. Instead of, yerine başka bir şey seçilen veya reddedilen seçeneği tanıtır. Instead of bir edat olduğu için ardından gelen fiil normalde -ing alır: instead of paying. Bu iki bölüm birlikte seçimi çok açık biçimde gösterir.
Alıştırma
Tercih cümlesini cook ve order fiillerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: I would rather ____ dinner at home instead of ____ takeout.
Cevabı göster
cook · ordering
where do you guys normally like to hang out with your friends?
2:27sizler normalde arkadaşlarınızla nerelerde takılmayı seversiniz?
let's go ahead and stroll around the city because we have a lot to catch up on. Öbek fiiller
2:33hadi gidip şehirde biraz dolaşalım çünkü konuşup arayı kapatacağımız çok şey var.
a lot to catch up on: konuşulacak çok şey olması
Catch up on something, kaçırdığınız bilgi, iş ya da başka şeylerde güncel duruma gelmek için zaman ayırmak demektir. Bu arkadaşça konuşmada, arkadaşların ayrı kaldıkları sırada biriken haberleri ve deneyimleri paylaşmaları anlamına gelir. a lot to catch up on yapısında a lot, konuşulacak birçok şeyin yerini tutar. a lot, mastar grubundan önce geldiği için on edatı doğal olarak sonda kalır.
Alıştırma
Cümleyi catch, up ve doğru edatla tamamlayın: After vacation, I need to ____ my emails.
Cevabı göster
catch up on
we're in front of the coffee shop and I'm with my friend Lisanna and I think a coffee shop is a great way to go and catch up with your friends because you can hang out with them.
2:38kahvecinin önündeyiz ve arkadaşım Lisanna ile birlikteyim ve bence bir kahve dükkanı arkadaşlarınızla buluşup arayı kapatmak için harika bir yol çünkü onlarla takılabilirsiniz.
I haven't seen my friend Lisanna in a while. Dilbilgisi
2:51Arkadaşım Lisanna'yı epeydir görmemiştim.
haven't seen ... in a while: bir süredir görmemek
Haven't + geçmiş zaman ortacı biçimindeki present perfect yapısı geçmişi şimdiye bağlar. Haven't seen, geçmişten şimdiye kadar devam eden bir süre boyunca o kişiyi görme ya da onunla karşılaşma durumunun gerçekleşmediğini belirtir. Olumsuz bir cümleden sonra in a while, bir süredir veya son zamanlarda anlamına gelir. Burada Lisanna'yı uzun süredir görmemeyi açıklar; konuşanın onu biraz sonra göreceği anlamına gelmez.
Alıştırma
"I haven't seen Maya in a while" cümlesi ne anlama gelir?
- Maya'yı yalnızca kısa bir süre gördüm.
- Kısa bir süre bekledikten sonra Maya'yı göreceğim.
- Maya'yı son zamanlarda görmedim.
Cevabı göster
Maya'yı son zamanlarda görmedim.
So, I'm going to ask her how her life is in Estonia inside the coffee shop.
2:53Bu yüzden, kahvecinin içinde ona Estonya'daki hayatının nasıl olduğunu soracağım.
Chit-chat: hafif ve gayriresmî sohbet
Chit-chat, önemli veya ciddi bir konu yerine günlük şeyler hakkında yapılan hafif ve samimi konuşma demektir. Bu cümlede arkadaşların kafede yapabileceği rahat sohbeti anlatır. We had a little chit-chat örneğindeki gibi isim veya bu cümlede can sonrasında olduğu gibi gayriresmî bir fiil olabilir: can chit-chat.
Alıştırma
chit-chat hangi durumda en doğal seçimdir?
- Bir komite resmî toplantıda güvenlik raporunu inceliyor.
- İki arkadaş otobüs beklerken rahatça sohbet ediyor.
- Bir doktor acil bir tedavi kararını açıklıyor.
Cevabı göster
İki arkadaş otobüs beklerken rahatça sohbet ediyor.
and enjoy the environment because it's pretty quiet.
3:01ve ortamın tadını çıkarabilirsiniz çünkü burası oldukça sessiz.
I think I might order a white chocolate mocha.
3:09Sanırım ben de beyaz çikolatalı mocha sipariş edeceğim.
So, let's go ahead and head on over to the coffee shop. Öbek fiiller
3:11O zaman hemen kahveciye doğru geçelim.
Head on over: rahatça başka bir yere gitmek
Head on over, rahat ve konuşma diline özgü bir biçimde başka bir yere gitmek demektir. Bu cümlede head, bir vücut bölümünü belirten isim değil, “bir yere doğru ilerlemek” anlamındaki fiildir. On, harekete başlama veya hareketi sürdürme hissi eklerken over başka bir yere yönelmeyi belirtir. Hedef yer normalde to sonrasında gelir: head on over to the coffee shop. Daha kısa olan head over to ve sade go to aynı temel hareketi anlatabilir, ancak head on over daha konuşma diline özgüdür.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve rahat bir biçimde “başka bir yere gitmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: “It's almost noon, so let's ____ to the café.”
Cevabı göster
head on over
Normally, when I invite my friends to hang out with me,
3:14Normalde, arkadaşlarımı benimle takılmaya davet ettiğimde,
Americans will just pay separately when they pay for their things.
3:23Amerikalılar kendi eşyaları için ödeme yaparken sadece ayrı ayrı öderler.
I'm going to treat my friends Mateo and Lisanna.
3:28arkadaşlarım Mateo ve Lisanna'ya ben ısmarlayacağım.
I'm going to pay for their cup of coffee and I'm going to ask them some questions about their life because I want to catch up with them and see what they've been up to.
3:30Onların kahvesini ben ödeyeceğim ve onlara hayatlarıyla ilgili bazı sorular soracağım çünkü onlarla hasret giderip neler yaptıklarını görmek istiyorum.
Because if you guys haven't seen their YouTube channel,
3:41Çünkü eğer onların YouTube kanalını görmediyseniz,
they are both travel vloggers and they go all around the world and they visit different countries,
3:43ikisi de seyahat vlogger'ı ve tüm dünyayı dolaşıyorlar ve farklı ülkeleri ziyaret ediyorlar,
and I'm sure they have a lot of good stories to tell me.
3:50ve eminim bana anlatacak çok güzel hikayeleri vardır.
one of the best, if not the best: iddiayı güçlendirme
one of the best, if not the best gibi bir yapıda ikinci bölüm iddiayı güçlendirir: söz konusu şeyin belki de tek başına en iyisi olduğunu belirtir. Buradaki if not, onun en iyisi olduğunu inkâr etmez. Konuşan kişi önce daha temkinli bir iddia ortaya koyar, ardından daha güçlü bir olasılık sunar. Böylece yorumlar ve ikna amaçlı ifadeler, az miktarda belirsizlik bırakırken güçlü ve vurgulu duyulabilir.
Alıştırma
Övgüyü “en komiklerden biri” düzeyinden “belki de en komiği” düzeyine çıkarmak için cümleyi if not + en üstünlük yapısıyla tamamlayın: That was one of the funniest shows this year, ____.
Cevabı göster
if not the funniest
I know this because I've been using the platform and I was impressed by how professional they are. Notlar
4:00Bunu biliyorum çünkü platformu kullanıyorum ve ne kadar profesyonel olduklarından etkilendim.
I've been using: şimdiye kadar devam eden deneyim
I've been using, present perfect continuous yapısındadır: have + been + fiil-ing. Kullanımın geçmişte başladığını ve şimdiye ya da yakın geçmişe kadar bir süre devam ettiğini gösterir. Bu cümlede, devam eden kullanım deneyimi konuşan kişinin şu anki değerlendirmesini destekler. Yapı, geçmişteki tek ve tamamlanmış bir kullanımdan çok devam eden etkinliğe ve bunun bugünle ilgisine odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi use fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: I ____ this app for three months, so I know its features well.
Cevabı göster
have been using
was impressed by: …den olumlu biçimde etkilenmek
Was impressed by, bir şeyin konuşan kişide güçlü ve olumlu bir görüş oluşturduğunu anlatır. Bu cümlede bu tepkinin nedeni onların ne kadar profesyonel olduğudur. Kalıp be impressed by + kişi, şey veya özellik şeklindedir. Tepkiyi hisseden kişi özne olur; tepkiye neden olan unsur by’dan sonra gelir.
Alıştırma
Hangi cümle Mia’nın ekibin çalışması hakkında çok olumlu bir görüş edindiğini doğru biçimde anlatır?
- The team was impressed by Mia's work.
- Mia was impressed by the team's work.
- Mia impressed the team with her work.
Cevabı göster
Mia was impressed by the team's work.
I have also seen how many of their students have significantly improved their English in a short time.
4:05Ayrıca ne kadar çok öğrencilerinin İngilizcelerini kısa sürede önemli ölçüde geliştirdiğini gördüm.
I personally recommend it since their teachers are native speakers like me and they have helped me improve my way of teaching English.
4:10Benim gibi anadili İngilizce olan öğretmenleri olduğu ve İngilizce öğretme şeklimi geliştirmeme yardımcı oldukları için bunu şahsen tavsiye ederim.
They also have very flexible schedules since they have classes 24/7 and you can access them from any device at any time.
4:197/24 dersleri olduğu için çok esnek programları var ve onlara istediğiniz zaman herhangi bir cihazdan erişebilirsiniz.
So, you will have the opportunity to practice your English and improve your pronunciation.
4:29Böylece İngilizcenizi pratik etme ve telaffuzunuzu geliştirme fırsatınız olacak.
go and click on the link in my description to start becoming more bilingual every day.
4:34her gün daha çok iki dilli olmaya başlamak için açıklamandaki bağlantıya tıklayın.
miss out on: bir fırsatı kaçırmak
Miss out on, bir şeyi elde etme, yapma veya ondan keyif alma fırsatını kaçırmak demektir. Bu genellikle fırsat sona erdiğinde ya da zamanında harekete geçilmediğinde olur. Don't miss out on it cümlesindeki it, önerilen fırsatı anlatır. Kalıp miss out on + isim, zamir veya -ing biçimi şeklindedir: miss out on the trip, miss out on it, miss out on meeting the team. Buradaki miss, yanında olmayan birini özlemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle bir arkadaşı etkinliğin keyfini çıkarma fırsatını kaçırmaması için uyarır?
- Don't miss out on the concert.
- I miss my friend.
- Don't miss the last train.
Cevabı göster
Don't miss out on the concert.
I just bought my cup of coffee and I gave Lisanna a cup of coffee for free because she's my friend.
4:39Kahvemi az önce aldım ve arkadaşım olduğu için Lisanna'ya bedavaya bir fincan kahve verdim.
And I also bought us a Bundt cake for us to share. Kültür
4:45Ve ayrıca paylaşmamız için bize bir Bundt keki aldım.
Bundt cake: adını halka biçimli kalıbından alan kek
Bundt cake, ortasında delik bulunan özel ve halka biçimli bir kalıpta pişirilen kektir. Bu ad esas olarak kekin tadını değil şeklini belirtir; bu yüzden Bundt keklerinin pek çok farklı tadı olabilir.
Alıştırma
Bundt cake adı kek hakkında esas olarak neyi belirtir?
- Halka biçimli bir kalıpta pişirilmiştir.
- Mutlaka çikolata tadındadır.
- Her türlü kek için kullanılan başka bir addır.
Cevabı göster
Halka biçimli bir kalıpta pişirilmiştir.
You want to cut out the sugar from your diet. Öbek fiiller
4:57Diyetinden şekeri kesmek istiyorsun.
cut out: bir şeyi tüketmeyi tamamen bırakmak
Burada cut out, bir şeyi yemeyi veya içmeyi tamamen bırakmak anlamına gelir. Şeker, beslenme düzeninden çıkarılan bir şey olarak ele alınır; ifade makasla kesmek anlamına gelmez. Bu yapıda cut out sugar ya da cut sugar out of your diet denebilir.
Alıştırma
Cümleyi bu derste geçen ve tüketmeyi tamamen bırakmak anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Because caffeine keeps Leo awake, he needs to ____ coffee completely.
Cevabı göster
cut out
a small and a medium: siparişte boyut sözcüklerini isim gibi kullanma
Bu siparişte “a small and a medium”, bir küçük boy içecek ve bir orta boy içecek anlamına gelir. Small ve medium normalde boyutu belirtir, ancak ürünün kahve olduğu zaten belli olduğu için burada isim gibi tek başlarına kullanılırlar. Sipariş verirken bu tür bir eksiltme yaygındır: ürün belli olduktan sonra a veya an ile boyut sözcüğü, o boyuttaki bir ürünü gösterebilir.
Alıştırma
Önce küçük, ardından orta boy bir içecek siparişini tamamlayın. Her boyuttan önce a kullanın, onları and ile bağlayın ve ürün adını atlayın: “I'll have ____, please.”
Cevabı göster
a small and a medium
Do you guys think that's expensive or do you guys think it's cheap?
5:07Sizce bu pahalı mı yoksa sizce ucuz mu?
And I also think that this is a pretty cheap price for me because you can sit down with your friends,
5:11Ve bunun benim için oldukça ucuz bir fiyat olduğunu düşünüyorum çünkü arkadaşlarınızla oturabilir,
So, I'm going to ask Mateo and Lisanna some questions about their life because they are both travel vloggers that travel all around the world.
5:20Bu yüzden, Mateo ve Lisanna'ya hayatları hakkında bazı sorular soracağım çünkü ikisi de tüm dünyayı dolaşan seyahat vlogger'ları.
So, both of my friends are not from the United States. Dilbilgisi
5:27Yani, her iki arkadaşım da Amerika Birleşik Devletleri'nden değil.
both of my friends are not ...: olumsuzluğun belirsiz kapsamı
Bu bağlamda “both of my friends are not from the United States” ile anlatılmak istenen, A arkadaşının Amerika Birleşik Devletleri'nden olmadığı ve B arkadaşının da oradan olmadığıdır. Ancak not sözcüğünü both sözcüğünden sonra koymak, olumsuzluğun kapsamında belirsizlik yaratabilir. Bazı dinleyiciler bunu “not both”, yani iki arkadaşın ikisinin birden Amerika Birleşik Devletleri'nden olmadığı şeklinde anlayabilir. İkisinden hiçbiri oradan değilse “neither of my friends is ...” daha açıktır.
Alıştırma
Hangi cümle iki arkadaştan hiçbirinin Amerika Birleşik Devletleri'nden olmadığını en açık biçimde söyler?
- Neither of my friends is from the United States.
- Both of my friends are not from the United States.
- Not both of my friends are from the United States.
Cevabı göster
Neither of my friends is from the United States.
Argentina ve Argentinian: ülke ve milliyet
Argentina bir ülke adıdır. from sözcüğünden sonra ülke adı kullanılır: He's from Argentina. Argentinian milliyet bildiren sözcüktür. He's Argentinian cümlesinde be fiilinden sonra gelen bir sıfattır. Bir kişiyi belirten isim olarak kullanıldığında genellikle artikel gerekir: He's an Argentinian.
Alıştırma
Hangi seçenek ülke adını ve milliyet sözcüğünü doğru kullanıyor?
- Leo is from Argentinian. He's Argentina.
- Leo is from Argentina. He's Argentinian.
- Leo is Argentina. He's from Argentinian.
Cevabı göster
Leo is from Argentina. He's Argentinian.
Do you guys think you'll live there your whole life or since you're traveling so much,
5:43Tüm hayatınız boyunca orada yaşayacağınızı düşünüyor musunuz yoksa çok seyahat ettiğiniz için,
do you think you'll move to a different place?
5:46farklı bir yere taşınacağınızı düşünüyor musunuz?
What country have you guys traveled to lately? Dilbilgisi
5:53Son zamanlarda hangi ülkelere seyahat ettiniz?
Yakın geçmiş deneyimleri için have ... traveled ... lately?
Bu soru present perfect yapısını kullanır: have + traveled biçimindeki geçmiş zaman ortacı. Yakın geçmişten şimdiye uzanan bir dönemdeki seyahat deneyimini sorar. Lately, “yakın geçmişten şimdiye kadar” anlamına gelir. Zaman aralığını açık bırakır; bu nedenle seyahatin tam tarihi odak noktası değildir.
Alıştırma
Yakın geçmiş deneyimini soran present perfect sorusunu tamamlayın: What good books ____ you read lately?
Cevabı göster
have
we've been to maybe Lisanna remembers more than me.
5:57gittiğimiz yerler... belki Lisanna benden daha iyi hatırlar.
What are your favorite types of food or what is the best food you've had in these countries or countries in South America?
6:05En sevdiğiniz yemek türleri nelerdir ya da bu ülkelerde veya Güney Amerika ülkelerinde yediğiniz en iyi yemek nedir?
the best one is ceviche from Peru and also I love beans,
6:12en iyisi Peru'dan ceviche ve ayrıca fasulyeyi de çok severim,
The most delicious thing recently that I tried was Japanese tomato ramen.
6:20Son zamanlarda denediğim en lezzetli şey Japon domatesli rameniydi.
And I know both of you travel around the world and you guys work with YouTube.
6:25Ve ikinizin de dünyayı gezdiğini ve YouTube ile çalıştığınızı biliyorum.
it's that I have a lot of fun and I do this job because I can have fun.
6:34çok eğlenmem ve bu işi yapmamın sebebi eğlenebiliyor olmam.
So, if I want to wake up at 10:00 a.m. and start my day later, Dilbilgisi
6:41Yani, sabah 10'da uyanıp günüme daha geç başlamak istersem,
if I want to ... I can do it: gerçek bir koşul ve mümkün bir seçim
Bu gerçek koşul cümlesinde if I want to, gerçekten mümkün olan bir koşulu belirtir. Seçim gelecekle ilgili olsa bile if sözcüğünden sonraki fiil geniş zamanda kullanılır. I can do it, bu koşul altında mümkün olan sonucu belirtir: konuşan kişi daha geç uyanıp güne daha geç başlama özgürlüğüne veya olanağına sahiptir. Buradaki it, yalnızca bir fiile değil, planlanan eylemin tamamına gönderme yapar.
Alıştırma
Hangi cümle gerçekçi biçimde mümkün bir koşulu ve kullanılabilir bir seçeneği anlatır?
- If Maya wants to play outside, she can put on her shoes and go.
- If Maya wanted to play outside, she can put on her shoes and go.
- If Maya will want to play outside, she can put on her shoes and go.
Cevabı göster
If Maya wants to play outside, she can put on her shoes and go.
you're your own boss: kendi işini kontrol etmek
You're, you are ifadesinin kısaltmasıdır; your ise iyelik bildirir: you are your own boss. Be your own boss ifadesi genellikle mecazidir. Başka biri tarafından doğrudan yönetilmek yerine kendi işini ve programını kontrol etmek anlamına gelir. Yasal olarak bir şirkete sahip olmayı veya çalışanları yönetmeyi gerektirmez; temel fikir bağımsızlıktır.
Alıştırma
Kendi iş kararlarını kontrol etmek anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: When you work for yourself, you can ____.
Cevabı göster
be your own boss
But you're also having fun and traveling the world.
6:55Ama aynı zamanda eğleniyor ve dünyayı geziyorsun.
So, I think that's such a cool job that you guys have.
6:58Bu yüzden çok havalı bir işiniz olduğunu düşünüyorum.
It also has the negative sides like any kind of other job.
7:01Tabii her işte olduğu gibi bunun da olumsuz yanları var.
so far: şimdiye kadar
Burada so far “şimdiye kadar” demektir. Geçmişteki bir noktadan bugüne uzanan zaman aralığını belirtir; dolayısıyla cümle, konuşanların bu süre boyunca yaptıkları işi sevdiklerini söyler. Fiziksel mesafeden söz etmez. So far, görüşü nihai bir sonuçtan çok güncel bir değerlendirme gibi de gösterir: Şu anda işler iyi gidiyor, ancak sonra değişebilir. “We have enjoyed it so far,” örneğindeki gibi present perfect ile sık kullanılır; konuşma dilinde ise özgün cümlede olduğu gibi şimdiki bir durumu anlatan ifadenin ardından da gelebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede so far “şimdiye kadar” anlamında kullanılmıştır?
- The park is so far from our house.
- The new game has been fun so far.
- This is by far the hardest level.
Cevabı göster
The new game has been fun so far.
What do you think are the negatives to working with social media and online?
7:08Sosyal medya ve internet üzerinden çalışmanın olumsuzlukları sence neler?
Uh, I would say that you have to be online the whole time and then that drains your energy a lot. Deyimler
7:11Hımm, her zaman çevrimiçi olmanız gerektiğini ve bunun enerjinizi çok fazla tükettiğini söyleyebilirim.
drains your energy: gücünü tüketir
Drains your energy bir benzetmedir. Bir kabı drain etmek, içindeki sıvıyı boşaltmak demektir; burada enerji, boşaltılan sınırlı bir kaynak gibi düşünülür. Bu ifade, bir şeyin zihinsel veya fiziksel gücü yavaş yavaş tüketip kişiyi çok yorgun bırakması anlamına gelir. Özne, yorgunluğa neden olan şeyi belirtir: “Being online the whole time drains your energy.” Nesne ise kimin enerjisinin etkilendiğini gösterir; bu yüzden drains my energy, drains her energy veya drains our energy şeklinde değişebilir.
Alıştırma
Cümleyi “gücünü tüketir ve seni yorar” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: Staying alert through a long online meeting ____.
Cevabı göster
drains your energy
you have to travel from one country to another all the time. Kalıp ifadeler
7:18sürekli bir ülkeden diğerine seyahat etmek zorundasınız.
from one country to another: aynı grup içindeki hareket
from one + tekil sayılabilen isim + to another kalıbı, bir grubun bir üyesinden aynı gruptaki farklı bir üyeye hareket etmeyi veya geçmeyi anlatır. Bu cümlede all the time, ülkeler arasındaki hareketin tekrar tekrar gerçekleştiğini gösterir. İsimlerin kategorisi paralel olmalıdır: from one country to another, from one task to another. Another, another country veya another task ifadesinin yerine geçer; neyi anlattığı belliyse ikinci isim söylenmeyebilir.
Alıştırma
Cümleyi room sözcüğü ve from one ... to another sabit kalıbıyla tamamlayın: During the tour, we walked ____.
Cevabı göster
from one room to another
you want to stay at home and have a normal routine instead of just keep changing the places all the time. Dilbilgisi
7:23sürekli yer değiştirmek yerine evde kalıp normal bir rutininizin olmasını istiyorsunuz.
instead of just keep changing ifadesini düzeltme
Instead of bir edattır. Ardından bir fiil geldiğinde fiilin -ing biçimi kullanılır. Vurgulanan bölümde yalın fiil biçimi keep kullanıldığı için standart İngilizcede instead of just keep changing olarak bırakılamaz. Bu cümledeki en açık düzeltme instead of just changing places all the time biçimidir. Devam etme anlamını da korumak için instead of just keeping on changing places denir: keeping, instead of ifadesinden sonra; changing ise keep on ifadesinden sonra gelir.
Alıştırma
Cümleyi change fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Instead of ____ plans every day, Leo chose one plan and followed it.
Cevabı göster
changing
especially traveling all around the world.
7:33özellikle de dünyanın dört bir yanına seyahat ediyorsan.
adjusting to the food if you've never tried the food before.
7:42daha önce o yemeği hiç tatmadıysanız yemeğe uyum sağlamak zor olabilir.
zamana ve yemeğe alışmak
Adjust to, yeni bir duruma zamanla alışmak demektir. Burada adjusting to the time ve adjusting to the food, seyahat ederken zor gelebilecek iki değişikliği belirtir. adjust to + isim veya -ing biçimi yapısında to bir edattır: adjust to the time, adjust to the food veya adjust to waking up early. Adjusting to ifadesinin tekrarlanması iki zorluğu aynı yapıyla sıralar.
Alıştırma
Cümleyi adjust to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya is still ____ her new school schedule.
Cevabı göster
adjusting to
I think it's great that you guys have more positives than negatives about your job because you guys wouldn't be doing it right now. Dilbilgisi
7:44Bence işiniz hakkında olumsuzluklardan çok olumluluklara sahip olmanız harika bir şey çünkü aksi takdirde şu an bunu yapıyor olmazdınız.
wouldn't be doing it right now: hayal edilen şimdiki sonuç
Wouldn't be doing, basit bir geçmiş olayı değil, şimdiye ilişkin hayal edilen bir sonucu anlatır. Eylem gerçekte şu anda gerçekleşmektedir; ancak konuşan kişi, koşullar farklı olsaydı gerçekleşmeyeceğini söyler. Burada koşul bağlamdan anlaşıldığı için açıkça söylenmez: işin olumlu yönleri olumsuz yönlerinden daha fazla olmasaydı bu işi hâlâ yapıyor olmazlardı. Bu yapı, şimdiki bir olgudan geriye doğru neden çıkarımı yapmayı sağlar.
Alıştırma
"They wouldn't be doing it right now," cümlesinde wouldn't be doing neyi gösterir?
- Bu işi şu anda yapmadıklarını doğrudan belirten bir ifade.
- Geçmişte tamamlanmış bir eylem.
- Bağlamdan anlaşılan bir koşula dayalı, hayal edilen şimdiki sonuç.
Cevabı göster
Bağlamdan anlaşılan bir koşula dayalı, hayal edilen şimdiki sonuç.
We are really thankful to have this life and job.
7:51Bu hayata ve işe sahip olduğumuz için gerçekten çok müteşekkiriz.
I know both of you are so intelligent and you guys speak so many languages.
7:55İkinizin de çok zeki olduğunu ve pek çok dil konuştuğunuzu biliyorum.
Do you guys think English is necessary to travel all around the world?
8:07Tüm dünyayı gezmek için İngilizcenin gerekli olduğunu düşünüyor musunuz?
I would say that English is not important anymore. Anlatım akışı
8:12İngilizcenin artık sadece önemli olmadığını söyleyebilirim.
English is not important anymore ... it's essential: iddiayı güçlendirmek
Bu iki cümle, konuşma sırasında yapılan bir düzeltme oluşturur. İlk cümle, konuşanın “İngilizce artık önemli değil” şeklindeki nihai görüşü değildir. Sonraki cümlede important yerine daha güçlü olan essential kullanılır; important, konuşanın gerçek görüşünü anlatmak için yetersiz kalır. Amaçlanan anlam “İngilizce yalnızca önemli değil, vazgeçilmezdir” şeklindedir. Daha açık bir ifadede bu karşıtlığı göstermek için normalde just veya merely eklenir. Konuşan kişi bir tanımı hemen daha güçlü bir tanımla değiştirirse, önceki sözleri bu düzeltmeye göre yorumlayın.
Alıştırma
İki cümleyi de dinledikten sonra hangi anlam konuşanın son görüşünü en iyi yansıtır?
- İngilizceye önemli demek yeterince güçlü değildir; İngilizce vazgeçilmezdir.
- İngilizce önemlidir ama gerekli değildir.
- İngilizce artık önemli değildir.
Cevabı göster
İngilizceye önemli demek yeterince güçlü değildir; İngilizce vazgeçilmezdir.
open the doors: fırsatlar yaratmak
Open the doors, fırsatlara, deneyimlere veya seçeneklere erişim sağlamak anlamında kullanılan bir benzetmedir. Bu cümlede İngilizce, daha geniş dünyayı erişilebilir kılan bir araç olarak sunulur; gerçek kapılardan söz edilmez. İfade, fırsatlardan genel olarak söz ederken open doors biçiminde, belirli bir olasılık içinse open the door to + isim veya -ing biçimiyle kullanılabilir. Çoğul doors genellikle birden fazla fırsat türünü düşündürür.
Alıştırma
Hangi cümlede fırsat benzetmesi en doğal şekilde kullanılmıştır?
- Learning another language can open the doors of jobs abroad.
- Learning another language can open doors to jobs abroad.
- Learning another language can open doors at jobs abroad.
Cevabı göster
Learning another language can open doors to jobs abroad.
will improve and get better if you speak English.
8:27İngilizce konuşursan gelişecek ve daha iyiye gidecektir.
I think also because it's an international language and not only it allows you to travel, Dilbilgisi
8:29Bence ayrıca uluslararası bir dil olduğu için sadece seyahat etmene değil,
Yan tümce başında not only ... but also ve devrik yapı
Burada anlatılmak istenen, bu dilin seyahat, eğitim ve iş gibi birden fazla yarar sağlamasıdır. not only bir yan tümcenin başında olduğunda İngilizcede genellikle özne ile yardımcı fiilin yeri değişir: not only does it allow you to travel. Ek bilgi but (also) ile açıkça bağlanmalı ve bölümler paralel olmalıdır: but it also allows you to study and work. Doğal bir düzeltme şöyledir: Not only does it allow you to travel, but it also allows you to study and work.
Alıştırma
Hangi cümlede yan tümce başındaki not only ... but also doğru kullanılmıştır?
- Not only this app saves time, but it also reduces mistakes.
- Not only does this app save time, but it also reduces mistakes.
- Not only does this app save time, but it also reducing mistakes.
Cevabı göster
Not only does this app save time, but it also reduces mistakes.
Now that I have caught up with my great friends, Dilbilgisi
8:40Harika arkadaşlarımla arayı kapattığıma göre,
Now that + tamamlanmış veya kesinleşmiş bir durum
Now that, bir durumun zaten gerçek olduğunu veya yeni gerçekleştiğini gösteren tam bir yan tümce başlatır. Bu cümlede I have caught up with my great friends, henüz tamamlanmış olan durumdur. Bu durum, ardından gelen olayın nedeni veya zaman çerçevesi olur. Bu ifade çoğu zaman yalnızca şu anda değil, durum artık böyle olduğuna göre anlamını taşır.
Alıştırma
Hangi cümlede now that, yeni kesinleşmiş bir durumu sonraki eylemin temeli olarak sunar?
- The library is open now, and we can return the books.
- When the library opens, we can return the books.
- Now that the library is open, we can return the books.
Cevabı göster
Now that the library is open, we can return the books.
She is too and we're going to share this Bundt cake together.
8:45O da içecek ve bu Bundt kekini birlikte paylaşacağız.
I just got done drinking my cup of coffee with my friends, Dilbilgisi
8:49Arkadaşlarımla kahvemi içmeyi yeni bitirdim,
“got done drinking” ifadesinde get done + -ing
Gündelik Amerikan İngilizcesinde get done + -ing yapısı “bir işi bitirmek” anlamına gelir. Burada got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir; drinking ise biten etkinliği belirtir. Just, bitişin çok yakın zamanda olduğunu vurgular: konuşan kişi kahvesini konuşmadan kısa bir süre önce bitirmiştir.
Alıştırma
Gündelik Amerikan İngilizcesindeki get done + -ing yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: I just ____ my coffee.
Cevabı göster
got done drinking
and I had a great time chit-chatting with them, Dilbilgisi
8:53ve onlarla sohbet ederken çok iyi vakit geçirdim,
“had a great time chit-chatting” ifadesinde have a great time + -ing
Have a great time + -ing biçimi, “bir etkinliği yaparken keyif almak” anlamına gelir. Had geçmiş zamanı gösterir; chit-chatting ise keyif alınan etkinliği belirtir. Chit-chat, hafif konular üzerine yapılan samimi ve gündelik konuşmadır. Cümle, yalnızca konuşmak için yeterli zaman olduğunu değil, konuşmanın kendisinin eğlenceli olduğunu söyler.
Alıştırma
Konuşan kişilerin gündelik bir sohbetten keyif aldığını doğal biçimde belirten cümle hangisidir?
- We had a great time to chit-chat after lunch.
- We had time to chit-chat after lunch.
- We had a great time chit-chatting after lunch.
Cevabı göster
We had a great time chit-chatting after lunch.
getting to know them: giderek daha yakından tanımak
Getting to know them, birlikte zaman geçirerek, konuşarak veya ortak deneyimler yaşayarak o kişileri giderek daha yakından tanımak demektir. Burada konuşanın iki arkadaşını eskisinden biraz daha iyi anladığını gösterir. Kalıp get to know + kişi şeklindedir. Get, zamana göre getting to know veya got to know biçimini alır; to sonrasındaki know ise yalın fiil biçiminde kalır. Bu ifade, bir kişi hakkında tek bir bilgi edinmeyi değil, tanışıklığın gelişme sürecini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi get to know ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: I am ____ my new classmates better each day.
Cevabı göster
getting to know
and hearing the stories they have from around the world.
8:56ve dünyanın dört bir yanından sahip oldukları hikayeleri dinledim.
I'm going to meet up with my friends and hang out with them again.
9:00arkadaşlarımla buluşup onlarla tekrar takılacağım.
We are going to the NBA game where the Chicago Bulls are going to play against the Brooklyn Nets.
9:03Chicago Bulls'un Brooklyn Nets ile oynayacağı NBA maçına gideceğiz.
My friends just left and I'm all alone right now because they went to explore the city of downtown Chicago because it's their first time here.
9:14Arkadaşlarım az önce ayrıldı ve şu an yapayalnızım çünkü buraya ilk gelişleri olduğu için Chicago şehir merkezini keşfetmeye gittiler.
Also, I told them that I'm going to meet up with them later.
9:22Ayrıca, onlara daha sonra onlarla buluşacağımı söyledim.
That means that I'm going to see them at a specific time or location and I'm going to meet up with them at the NBA stadium.
9:28Bu, onları belirli bir saatte veya yerde göreceğim anlamına geliyor ve onlarla NBA stadyumunda buluşacağım.
Also, let me know down below what questions you guys normally ask to your friends when you meet up with them.
9:36Ayrıca, arkadaşlarınızla buluştuğunuzda normalde onlara ne gibi sorular sorduğunuzu aşağıda yorumlarda bana bildirin.
What did you guys end up doing while you were in downtown Chicago? Öbek fiiller
9:52Chicago şehir merkezindeyken sonunda neler yaptınız?
end up doing: sonunda ortaya çıkan sonuç
End up doing, belirsiz, değişken veya beklenmedik bir sürecin ardından sonunda bir şey yapmak demektir. Soru, grubun başta ne planladığını değil, şehir merkezinde sonuç olarak ne yaptığını sorar. Kalıp end up + fiil-ing şeklindedir: end up eating, ended up walking. End zamana göre değişirken sonraki eylem -ing biçimini alır. Bu ifade sonucu bildirir; bir etkinliği tamamlamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zamanı ve eat fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: We had no plan, so we ____ at a small cafe.
Cevabı göster
ended up eating
not too bad: hafif olumlu bir değerlendirme
Bu cümlede not too bad, yalnızca biraz kötü değil, kabul edilebilir veya oldukça iyi anlamına gelir. Konuşan kişi havanın soğuk ve rüzgârlı olduğunu kabul eder, ancak genel olarak hafif olumlu bir değerlendirme yapar. Bu olumsuz anlatım, övgüyü sakin ve ölçülü gösterir. İfadenin anlamı, sözcüğü sözcüğüne olumsuz yorumdan daha olumludur; ancak great veya excellent kadar coşkulu değildir.
Alıştırma
Burada not too bad büyük olasılıkla ne anlama geliyor?
- Kabul edilebilirdi ve biraz olumluydu, ancak mükemmel değildi.
- Konuşan kişinin sakin tonuna rağmen korkunçtu.
- Mükemmeldi ve daha iyi olamazdı.
Cevabı göster
Kabul edilebilirdi ve biraz olumluydu, ancak mükemmel değildi.
We went to visit the What was the name of the Navy Pier?
10:06Biz şu yeri ziyaret etmeye gittik... Neydi o Navy Pier'in adı?
Well, I'm glad we met up and we're finally at the NBA stadium.
10:13Eh, buluştuğumuza sevindim ve nihayet NBA stadyumundayız.
We're going to watch the Chicago Bulls play basketball. Dilbilgisi
10:16Chicago Bulls'un basketbol oynamasını izleyeceğiz.
watch + nesne + yalın fiil: watch the Chicago Bulls play
watch the Chicago Bulls play yapısında the Chicago Bulls, watch fiilinin nesnesidir ve aynı zamanda play eylemini yapan ögedir. watch + nesne yapısından sonra play, to almayan yalın fiil biçiminde kalır. Bu kalıp, takımın hareketini izlenen olay olarak sunar ve çoğu zaman olayı bir bütün olarak ya da tarafsız bir bakışla gösterir: watch someone do something. Spor, gösteri ve gözlemlenen diğer eylemler için kullanılabilir.
Alıştırma
watched sözcüğünden sonra perform fiilinin yalın biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: We watched the dancers ____ onstage.
Cevabı göster
perform
Let me know down below if you guys in the future want me to go to an NBA stadium and record a video teaching you guys English at a basketball stadium.
10:20Gelecekte bir NBA stadyumuna gidip size bir basketbol stadyumunda İngilizce öğreten bir video kaydetmemi isteyip istemediğinizi aşağıda yorumlarda bana bildirin.
because they are travel vloggers and they speak Spanish too.
10:32çünkü onlar seyahat vlogger'ı ve İspanyolca da konuşuyorlar.