Benitoit Değerli Taşları Neden Bu Kadar Pahalı | Çok Pahalı | Business Insider: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
1.000 kelime 174 kel/dk

Video özeti: Kaliforniya'da madenciler benitoit ararken oluşum, çıkarma, ayırma, kesim, renk ve optik özellikler taşın nadirliğini ve fiyatını açıklar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “one of the rarest in the world.” (Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları), bir şeyi tek mutlak uç yapmadan en uç gruba yerleştirir; öğrenci sıra dışı nesneleri doğru betimler. 2. “a bit of a guessing game.” (Deyimler ve Mecazlı İfadeler), az ipucuyla aramayı gerçek oyun değil belirsiz süreç olarak sunar; öğrenci temkinli kararları doğal anlatır. 3. “doubly refractive.” (Sözcük Anlamı ve Kullanım Düzeyi), ışığı iki ışına ayıran özelliktir; öğrenci taşın neden derin ve karmaşık göründüğünü anlar.

Bu derste

This small blue gemstone is one of the rarest in the world. Dilbilgisi

0:00

Bu küçük mavi değerli taş, dünyadaki en nadir taşlardan biridir.

Dilbilgisi

dünyadaki en nadirlerden biri

One of + the + en üstünlük derecesi, bir kişiyi veya nesneyi bir ölçeğin en uç noktasındaki küçük bir grubun içine yerleştirir. Burada değerli taş, dünyanın en nadir değerli taşlarından oluşan gruba dahildir; ifade onun tek başına en nadir taş olduğunu ileri sürmez. Grubu belirten isim açıkça kullanıldığında normalde çoğul olur: one of the rarest gemstones. Bu cümlede rarest sözcüğünden sonra gemstones anlaşılır olduğu için tekrar edilmemiştir.

Alıştırma

Cümleyi one of + the + superlative kalıbıyla tamamlayın: Organic chemistry is ____ courses in the program.

Cevabı göster

one of the most demanding

And because of the unique way it forms in the Earth,

0:05

Yerküre'de oluşma biçimi benzersiz olduğu için de

benitoite sparkles even brighter than diamonds,

0:08

benitoit elmastan bile daha parlak ışıldar;

making it incredibly expensive. Dilbilgisi

0:11

bu da onu inanılmaz derecede pahalı kılar.

Dilbilgisi

making it incredibly expensive: onu inanılmaz derecede pahalı hâle getirmek

Virgül + making yapısı, şimdiki zaman ortacıyla kurulan bir sonuç yan cümlesidir. Önceki durumun tamamının doğal sonucunu ekler: değerli taşın oluşumu ve parlaklığı onun son derece pahalı olmasına yol açar. İfade + making + nesne + tümleç kalıbında making, sürekli bir zaman oluşturmaz. Anlaşılan neden en yakındaki diamonds ismi değil, önceki ifadenin tamamıdır; yaklaşık olarak “bunun sonucunda bu, … yapar” anlamına gelir.

Alıştırma

Sonucu eklemek için cümleyi make fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The storm damaged the bridge, ____ it unsafe to cross.

Cevabı göster

making

A single carat can cost over $12,000. Kelime

0:14

Tek bir karatı 12.000 dolardan pahalı olabilir.

Kelime

a single carat: değerli taş ağırlığı

Carat, değerli taşların ağırlığını ölçmek için kullanılan bir kütle birimidir. Bir carat 0,2 grama eşittir. a single carat ifadesindeki single, ‘yalnızca bir’ anlamına gelir. Bu kadar az miktarda değerli taşın bile 12.000 dolardan pahalı olabileceğini vurgular. Burada carat, altının saflığını değil, değerli taşın ağırlığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki ‘yalnızca bir değerli taş ağırlık birimi’ anlamına gelen iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: Even a ____ of this rare gem can be valuable.

Cevabı göster

single carat

But you can only really find this gem in one place.

0:18

Ama bu taşı gerçekten bulabileceğiniz yalnızca bir yer vardır.

So why is benitoite so hard to find?

0:24

Peki benitoiti bulmak neden bu kadar zor?

And what makes it so expensive? Dilbilgisi

0:27

Onu bu kadar pahalı yapan nedir?

Dilbilgisi

What makes it so expensive?: make + nesne + sıfat

Burada make, ‘üretmek’ değil, ‘bir şeyi belli bir duruma getirmek’ anlamındadır. Kalıp What makes + object + adjective? şeklindedir. Cümlede what özne, makes fiil, it nesne, so expensive ise nesnenin ortaya çıkan durumunu anlatan bölümdür. What özne olduğu için fiil üçüncü tekil şahıs biçimi olan makes şeklini alır. Soru, yüksek fiyata neden olan etkeni sorar; bu yüzden genellikle belirli bir özellik ya da neden bekler.

Alıştırma

Özne soru kalıbında make fiilinin geniş zaman biçimini tek kelimeyle tamamlayın: What ____ this laptop so reliable?

Cevabı göster

makes

How is benitoite different from other gemstones? Kalıp ifadeler

0:34

Benitoitin diğer değerli taşlardan farkı nedir?

Kalıp ifadeler

Karşılaştırmada different from

Different from, different sıfatını karşılaştırma ölçütü olan şeye bağlar. Yaygın kalıp different from + isim ya da isim grubudur. Bu soruda other gemstones karşılaştırma grubudur. Buradaki from bir yeri veya kaynağı değil, karşılaştırmayı belirtir.

Alıştırma

Soruyu bölgeler arasında geçerli, standart iki sözcüklü karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: How is a tablet ____ a laptop?

Cevabı göster

different from

It has a brighter vitreous luster. Kelime

0:38

Camsı parlaklığı daha güçlüdür.

Kelime

vitreous luster: cam benzeri parlaklık

Vitreous luster, ışığı camı andıran bir şekilde yansıtan yüzeyler için kullanılan bir mineraloji terimidir. Luster, ışığın yüzeyde nasıl göründüğünü adlandırır; vitreous ise türünü açıklar. Bu ifade, değerli taşın camdan yapıldığını söylemez. Görünüşü açıklar; brighter ise bu cam benzeri parlaklığın ne kadar güçlü göründüğünü karşılaştırır.

Alıştırma

Bir mineral betimlemesinde vitreous luster ne anlama gelir?

  1. Yalnızca şeffaf taşlarda bulunan bir renk
  2. Yüzeyin ışığı cama benzer biçimde yansıtması
  3. Mineralin ne kadar sert olduğunun ölçüsü
  4. Mineralin camdan yapıldığının kanıtı
Cevabı göster

Yüzeyin ışığı cama benzer biçimde yansıtması

That means it looks like glass,

0:41

Yani cama benzer,

but brighter, shinier.

0:43

ama daha aydınlık ve daha parlaktır.

It also has a high dispersion or fire, Kelime

0:45

Ayrıca dispersiyonu, yani ateşi yüksektir;

meaning it can sparkle more than other gemstones.

0:48

bu da diğer değerli taşlardan daha fazla ışıldayabileceği anlamına gelir.

Kelime

high dispersion or fire: yüksek dispersiyon, yani ateş etkisi

Gemolojide dispersion, bir değerli taşın beyaz ışığı tayf renklerine ayırma yeteneğidir. Fire ise bu dispersiyonun oluşturduğu renkli parlamalardır; gerçek alev, ısı veya yalnızca kırmızı renk anlamına gelmez. Burada or, teknik bir terimi değerli taş ticaretinde kullanılan yaygın adıyla ilişkilendirir. İfade, birbiriyle ilgisiz iki niteliği değil, yakından ilişkili iki adla tek bir optik özelliği anlatır.

Alıştırma

Değerli taş açıklamasındaki fire sözcüğüne en uygun anlam hangisidir?

  1. Koyu kırmızı bir gövde rengi
  2. Değerli taşın içinde üretilen ısı
  3. Değerli taş beyaz ışığı ayırdığında oluşan renkli parlamalar
Cevabı göster

Değerli taş beyaz ışığı ayırdığında oluşan renkli parlamalar

So, here we are on the top of the mine.

0:57

İşte şimdi madenin tepesindeyiz.

This is a private mine.

1:03

Burası özel mülkiyete ait bir maden.

It's part of Benitoite Mining Company,

1:05

Benitoite Mining Company'nin bir parçası

owned by John and Dave Schreiner. Dilbilgisi

1:07

ve şirket John ile Dave Schreiner'a ait.

Dilbilgisi

owned by John and Dave Schreiner: John ve Dave Schreiner'a ait

Owned by John and Dave Schreiner, Benitoite Mining Company ifadesinden sonra yer alan bir geçmiş zaman sıfat-fiil grubudur. Edilgen bir ilgi cümleciğinin kısaltılmış hâlidir: Benitoite Mining Company, which is owned by John and Dave Schreiner. İfade şirket adının hemen ardından geldiği için şirketin sahiplerini belirtir. Edilgen yapı, sahip olunan varlığın şirket olduğunu gösterir; şirketin John ve Dave'e sahip olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi "which is owned by two sisters" ifadesinin kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: The café, ____, closes at six.

Cevabı göster

owned by two sisters

The company is stationed here because facet grade benitoite can be found in only one location, Kelime

1:09

Şirketin burada olmasının nedeni, fasetlenebilecek kalitede benitoitin yalnızca tek bir yerde bulunabilmesi:

San Benito County, California.

1:15

California'daki San Benito County'de.

Kelime

facet grade benitoite: faset kesimine uygun benitoit

Burada facet grade, benitoite sözcüğünü niteleyen bir mücevher ticareti kalite terimidir. Benitoitin fasetli bir değerli taşa kesilip parlatılabilecek kadar iyi olduğunu belirtir ve onu esas olarak mineral numunesi olarak değer gören malzemeden ayırır. Bu ifade ham maddeyi sınıflandırır. Orada bulunan her parçanın bu kaliteye ulaştığını veya taşın zaten kesilmiş olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bir madencide değerli taşa dönüştürülebilecek kalitede ham benitoit var, ancak taş henüz kesilmemiş. En kesin İngilizce tanım hangisidir?

  1. benitoite suitable only as a mineral specimen
  2. facet-grade benitoite
  3. faceted benitoite
Cevabı göster

facet-grade benitoite

That's why it's the state's gem. Kültür

1:17

Bu yüzden benitoit, eyaletin resmî değerli taşıdır.

Kültür

the state's gem: eyaletin resmî simgesi

Bu cümlede the state's gem, eyaleti temsil etmek üzere resmen seçilen değerli taşı, yani burada Kaliforniya'nın değerli taşını ifade eder. ABD'deki birçok eyalet; eyalet kuşu, çiçeği veya değerli taşı gibi resmî simgeler belirler. Buradaki state's iyelik yapısı hukuki mülkiyeti değil, eyaletle olan ilişkiyi gösterir. Önemli nokta benitoitin simgesel konumudur: Kaliforniya'yı temsil eder.

Alıştırma

Kaliforniya'nın resmî simgeleriyle ilgili bir konuşmada the state's gem ne anlama gelir?

  1. Eyaleti temsil etmek üzere resmen seçilen değerli taş
  2. Eyalet yönetiminin sahip olduğu bir değerli taş
  3. Eyaletin herhangi bir yerinde çıkarılan tüm değerli taşlar
Cevabı göster

Eyaleti temsil etmek üzere resmen seçilen değerli taş

There have been um microscopic deposits found in Japan,

1:20

Japonya'da da, şey, mikroskobik yataklar bulundu,

but so far this is the only place where you can find it Kalıp ifadeler

1:25

ama şu ana kadar onu bulabileceğiniz tek yer burası;

where it's actually big enough to hold in your hand and to put in jewelry. Dilbilgisi

1:28

elde tutulacak ve takıda kullanılacak kadar büyük olduğu tek yer de burası.

Kalıp ifadeler

so far: bir iddiayı şu ana kadar sınırlandırmak

Bu cümlede so far, şu ana kadar anlamına gelir. İddiayı şu anla sınırlar: burası şu anda bilinen tek yerdir, ancak sonsuza kadar bulunacak tek yer olduğu söylenmez. Burada fiziksel mesafeyi değil, zamanı belirtir. Bu ifade, bir raporu daha temkinli yapar ve sonradan değişiklik olabileceğini açık bırakır. Buradaki is gibi mevcut bir sonucu ya da present perfect ile bildirilen bir sonucu niteleyebilir.

Alıştırma

So far, the survey has found no safety problems cümlesinde so far nasıl bir zaman sınırı ekler?

  1. Şu ana kadar ve sonuç hâlâ değişebilir.
  2. Fiziksel olarak çok uzak bir mesafede.
  3. Tüm alternatiflerden çok daha büyük bir derecede.
Cevabı göster

Şu ana kadar ve sonuç hâlâ değişebilir.

Dilbilgisi

big enough to: sıfat + enough + to mastarı

Big enough to, sıfat + enough + to + fiilin yalın hâli kalıbını izler. Big niteliği belirtir, enough bunun gerekli düzeye ulaştığını gösterir, to hold ve to put ise bu boyutun mümkün kıldığı eylemleri adlandırır. Enough bir sıfattan sonra gelir: big enough. Burada hem to hold in your hand hem de to put in jewelry aynı boyut koşuluna bağlıdır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için big ve enough sözcüklerini doğru sırada kullanın: The box is ____ to hold all the books.

Cevabı göster

big enough

Not knowing how rare it was, Dilbilgisi

1:33

Ne kadar nadir olduğunu bilmeyen

miners used to extract benitoite just like any other gem, Dilbilgisi

1:35

madenciler eskiden benitoiti diğer değerli taşlar gibi çıkarırdı:

with explosions and blunt force. Kalıp ifadeler

1:38

patlamalar ve kaba kuvvet kullanarak.

Dilbilgisi

Not knowing ... ile cümle başında neden belirtme

Not knowing how rare it was, cümlenin başında kullanılan bir -ing yan cümleciğidir. Madencilerin sonraki davranışının nedenini veya arka planını verir: nadirliğini bilmedikleri için benitoiti sıradan bir değerli taş gibi ele aldılar. Not, knowing ifadesini olumsuz yapar; kasıtlı olarak öğrenmemeyi seçtikleri anlamına gelmez. Not knowing... gibi cümle başındaki ortaç yapıları, örtük öznelerini genellikle ana cümlenin öznesiyle paylaşır. Burada bilmeyen kişiler, ana cümlenin öznesi olan miners sözcüğünün belirttiği madencilerdir. Bu yapı, bilgi eksikliğini ardından gelen eylem veya sonuçla kısa biçimde ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümleyi not + know kullanılarak oluşturulan bir cümle başı -ing yapısıyla tamamlayın: ____ that the library was closed, Priya walked there after school.

Cevabı göster

Not knowing

Dilbilgisi

used to extract ile geçmişteki bir uygulamayı anlatma

Used to extract, benitoitin bu şekilde çıkarılmasının geçmişte tekrarlanan veya alışılmış bir uygulama olduğu anlamına gelir. Bu yapıda used to ifadesinden sonra extract fiilinin yalın biçimi gelir. Bu yapı normalde uygulamanın artık geçerli olmadığını veya şimdiki durumla karşılaştırıldığını gösterir. Burada bu madencilik yöntemini geçmiş bir döneme yerleştirir ve geçmiş ile bugün arasındaki zaman akışını düzenler.

Alıştırma

Cümleyi used to + commute kullanarak tamamlayın: Before she moved closer, Lila ____ by train every day.

Cevabı göster

used to commute

Kalıp ifadeler

Blunt force: keskin olmayan fiziksel darbe

Blunt force, keskin olmayan bir nesne, alet veya yüzeyden kaynaklanan güçlü fiziksel darbeyi anlatan kalıplaşmış bir sözcük birlikteliğidir. Hasara keserek ya da delerek değil, vurarak yol açar. Burada explosions ile birlikte kullanılarak kaba ve şiddetli çıkarma yöntemleri aynı grupta toplanır. İfade, kullanılan fiziksel darbenin türüne odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi keskin olmayan bir nesnenin darbesini anlatan iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The doctor said the injury was caused by ____, not by a blade.

Cevabı göster

blunt force

And now the supply is finite. Kelime

1:42

Artık mevcut miktarı sınırlı.

Kelime

Supply is finite: sınırlı, tükenmiş değil

Supply is finite ifadesinde finite, kullanılabilecek toplam miktarın bir sınırı olduğu anlamına gelir. Arz sonsuza kadar devam edemez veya artamaz. Finite, exhausted demek değildir. Hâlâ bir miktar kalmış olabilir; önemli olan miktarın sınırlı olması ve kullanım sürdükçe azalabilmesidir.

Alıştırma

Bu cümlede finite ne anlama geliyor? “We still have some clean water, but the supply is finite.”

  1. Bir miktar kalmış olsa da toplam miktar sınırlıdır.
  2. Arz zaten tamamen tükenmiştir.
  3. Arz kendini sınırsız biçimde yenilemeye devam edecektir.
Cevabı göster

Bir miktar kalmış olsa da toplam miktar sınırlıdır.

Gemstones like benitoite are generally scattered,

1:45

Benitoit gibi değerli taşlar genellikle etrafa dağılmış hâldedir,

but sometimes there's a vein underground Kelime

1:48

ama bazen yer altında bir damar bulunur

where concentrated amounts of the gem collect.

1:51

ve taşın yoğun miktarları burada birikir.

Kelime

Jeolojide a vein

Jeolojide vein, minerallerin veya değerli taşların kayadaki bir çatlağı doldurarak yoğunlaştığı dar ve çoğu zaman levha biçimindeki bölgedir. Bu cümlede a vein, değerli taşların dağınık olmasıyla karşıtlık kurar: daha fazla değerli taş içeren ve yer altında izlenebilen bir banttır. Burada vein insan vücudundaki damar anlamında kullanılmaz. Konu kaya, madencilik, sondaj veya cevher olduğunda vein, kayanın içinde mineral taşıyan bir yapı olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Bir jeoloji raporunda 'a vein of sapphire' büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Safirin yoğunlaştığı dar bir kaya bölgesi.
  2. Bir insanın vücudundaki kan damarı.
  3. Yerde duran tek bir gevşek safir.
Cevabı göster

Safirin yoğunlaştığı dar bir kaya bölgesi.

Benitoite formed when an oceanic plate and a crustal plate came together.

1:55

Benitoit, bir okyanusal levhayla bir kabuk levhası buluştuğunda oluştu.

One plate slid under the other and water got trapped in the fault line. Dilbilgisi

1:59

Levhalardan biri diğerinin altına kaydı ve su fay hattında hapsoldu.

Dilbilgisi

Got trapped ifadesindeki get edilgeni

Got trapped bir get edilgenidir: get + geçmiş zaman ortacı. Su, hapsetme eylemini yapan taraf olmak yerine eyleme veya sonuca maruz kalır. Got, hapsolmamış durumdan hapsolmuş duruma geçişi belirtir; elde etti anlamına gelmez. Tarafsız be edilgenine kıyasla get edilgeni, bir olayı veya değişimi çoğu zaman daha doğrudan ya da konuşma diline yakın gösterir. Özellikle öznenin beklenmedik veya istenmeyen bir olaydan etkilendiği durumlarda yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi trap fiilinin konuşma dilindeki get edilgeniyle tamamlayın: During the storm, two hikers ____ behind a fallen tree.

Cevabı göster

got trapped

Magma then intruded into the fault line and mixed with the trapped water. Kelime

2:04

Ardından magma fay hattına girip hapsolan suyla karıştı.

Kelime

Jeolojide intruded into the fault line

Jeolojide intruded into, kayanın içinde zaten var olan bir boşluğa girip orayı kaplamak anlamına gelir. Burada magma, yer kabuğundaki bir kırılma bölgesi olan fay hattına girmiştir. Özne magma olduğu için intruded fiziksel bir süreci anlatır. Bir kişinin izinsiz girmesi veya söz kesmesi durumunda intrude fiilinin taşıdığı kabalık ya da yanlış davranış anlamını burada taşımaz.

Alıştırma

"Magma intruded into a crack in the rock," cümlesinde intruded into ne anlama gelir?

  1. jeolojik bir sürecin parçası olarak çatlağa girdi
  2. çatlağa girmeden soğudu
  3. bir konuşmayı kaba biçimde böldü
Cevabı göster

jeolojik bir sürecin parçası olarak çatlağa girdi

As cracks and veins formed in the surrounding rock,

2:08

Çevredeki kayada çatlaklar ve damarlar oluşurken,

the superheated mixture flowed into them.

2:11

aşırı ısınmış karışım bunların içine aktı.

Here, the rare element barium bound with titanium,

2:15

Burada nadir bulunan baryum elementi titanyum,

silica, and other elements.

2:18

silika ve diğer elementlerle bağ kurdu.

Together, they formed benitoite.

2:20

Hepsi birlikte benitoiti oluşturdu.

But finding the gem is a bit of a guessing game. Deyimler

2:24

Ancak bu taşı bulmak biraz tahmin oyununa benziyor.

Deyimler

Yumuşatılmış bir benzetme olarak a bit of a guessing game

Guessing game sözcükleri gerçek anlamda insanların tahminde bulunduğu bir oyunu anlatır, ancak burada bir benzetmedir. Değerli taşı bulmak, eksik ipuçlarına dayanarak karar vermeyi gerektirir; bu nedenle sonuç belirsizdir ama tamamen rastgele değildir. A bit of ifadeyi yumuşatır. Konuşan kişi güvenilir hiçbir yöntemin olmadığını kesin biçimde söylemek yerine, sürecin bir ölçüde tahmin oyununa benzediğini söyler. Bu ifade hafif bir hayal kırıklığı da gösterebilir.

Alıştırma

Dersteki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: With no map and only a few signs, choosing the right trail is ____.

Cevabı göster

a bit of a guessing game

And if John and Dave guess incorrectly,

2:27

John ile Dave yanlış tahminde bulunursa,

the cost is high.

2:30

bunun bedeli ağır oluyor.

To help them find where benitoite might be,

2:32

Benitoitin nerede olabileceğini bulmalarına yardımcı olması için

they look for this.

2:34

şuna bakıyorlar.

The white part of the rock is natrolite, and the dark part blueschist.

2:36

Kayanın beyaz kısmı natrolit, koyu kısmıysa mavi şisttir.

These are two minerals that surround and protect benitoite.

2:40

Bu iki mineral benitoitin etrafını sarıp onu korur.

If they see the white,

2:43

Beyaz kısmı görürlerse,

it may mean they've found a benitoite vein.

2:44

bu bir benitoit damarı buldukları anlamına gelebilir.

And when the vein breaks out onto the surface,

2:48

Damar yeryüzüne çıktığında da

it's referred to as an outcrop. Notlar

2:50

buna yüzlek denir.

Kalıp ifadeler

be referred to as + ad

Be referred to as, “belirli bir ad veya terimle anılmak” anlamına gelen edilgen bir adlandırma yapısıdır. Bu cümlede, damarın yüzeye ulaştığı bölüm için kullanılan teknik ad an outcrop ifadesini tanıtır. Kalıp özne + be + referred to as + ad/terim şeklindedir. İki edat da gereklidir: to, refer to kalıbının parçasıdır; as ise etiketi veya adı getirir.

Alıştırma

Cümleyi as içeren üç sözcüklük edilgen adlandırma ifadesiyle tamamlayın: “In the report, this surface feature is ____ an outcrop.”

Cevabı göster

referred to as

Kelime

an outcrop: yüzeyde açığa çıkan kayaç

Outcrop, normalde yer altında bulunan bir kaya, kaya tabakası veya maden damarının Dünya yüzeyinde doğal olarak açığa çıktığı yerdir. Bu cümlede damar yüzeyde görünür hâle gelir; bu nedenle açığa çıkan bölüme an outcrop denir. Bu sözcük, açığa çıkmış jeolojik oluşumun kendisini adlandırır; tarımsal ürün miktarını ya da insanların yere yığdığı bir cevher kümesini ifade etmez.

Alıştırma

Bir jeoloji raporunda “an outcrop” neyi ifade eder?

  1. Dünya yüzeyinde açığa çıkmış kaya veya maden damarı
  2. Taşınarak yer üstüne bırakılmış bir cevher yığını
  3. Bir tarladan hasat edilen ürün miktarı
Cevabı göster

Dünya yüzeyinde açığa çıkmış kaya veya maden damarı

A big vein or a big outcrop of benitoite was right here,

2:54

Tam burada büyük bir benitoit damarı ya da yüzleği vardı

and had fallen against the mountain.

2:58

ve dağa doğru çökmüştü.

That was dug out, Öbek fiiller

2:59

Orası kazılıp çıkarıldı,

Öbek fiiller

dug out: bir şeyi çevresindeki maddeden çıkarma

Bu cümlede dug out, dig out fiilinin edilgen biçimidir. Damarın veya açığa çıkmış mineral malzemenin kazılarak çevresindeki kayadan çıkarıldığını anlatır; out, içeriden ya da çevrili bir alandan dışarıya doğru hareket anlamı katar. Bu kalıp dig something out veya edilgen biçimde something is dug out olarak başka durumlara aktarılabilir. Gerçek anlamda kazıp çıkarmayı ve mecazen gömülü, saklanmış ya da ulaşılması zor bir şeyi bulup çıkarmayı anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi dig out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın ve zamiri doğal konumuna yerleştirin: The coin was buried in the mud, so we ____.

Cevabı göster

dug it out

dynamited,

3:01

dinamitle patlatıldı,

all the material off the top of it's gone.

3:01

üzerindeki malzemenin tamamı artık yok.

That doesn't mean there's not stones here. Dilbilgisi

3:03

Bu, burada taş olmadığı anlamına gelmiyor.

Dilbilgisi

doesn't mean there's not stones: iç içe olumsuzluğu ve sayı uyumunu yorumlama

doesn't mean içindeki dış olumsuzluk bir çıkarımı reddeder. Konuşmacı, önceki gerçeğin burada hiç taş kalmadığını kanıtlamadığını ve bazı taşların hâlâ bulunabileceğini söyler. Bu nedenle iki olumsuzluk, doğrudan birbirini götürüp olumlu bir iddiaya dönüşüyormuş gibi değil, kapsamlarına göre yorumlanmalıdır. Düzenlenmiş standart İngilizcede çoğul bir isim normalde there's not değil, there aren't ile kullanılır: That doesn't mean there aren't any stones here. Özgün cümle kendiliğinden gelişen konuşmayı yansıtır; ancak öğrenciler özenli konuşma ve yazmada standart sayı uyumunu kullanmalıdır.

Alıştırma

Hangi standart İngilizce cümle altyazının amaçlanan anlamını en iyi korur?

  1. That means there are some stones here.
  2. That doesn't mean there are stones here.
  3. That means there aren't any stones here.
  4. That doesn't mean there aren't any stones here.
Cevabı göster

That doesn't mean there aren't any stones here.

They're all over the place. Deyimler

3:05

Her yerdeler.

Deyimler

all over the place: her yana dağılmış veya düzensiz

Bu cümlede all over the place, “birçok farklı yere dağılmış” anlamına gelir. They, maden bölgesinin çeşitli yerlerine dağılmış taşları ifade eder; ifade, taşların tek bir yeri tamamen kapladığı anlamına gelmez. Aynı deyim, dağınık eşyaları, düşünceleri bir konudan diğerine atlayan bir konuşmacıyı veya öngörülemeyen biçimde değişen bir durumu da anlatabilir. Fiziksel dağılımı mı, düzensizliği mi yoksa istikrarsızlığı mı anlattığını belirlemek için çevresindeki isme ve duruma bakın.

Alıştırma

“After the kids finished the art project, crayons were all over the place,” İngilizce cümlesinde all over the place ne anlama gelir?

  1. Birçok farklı yere dağılmışlardı.
  2. Tek bir alanda düzenli biçimde sıralanmışlardı.
  3. Belirli bir yeri tamamen kaplamışlardı.
Cevabı göster

Birçok farklı yere dağılmışlardı.

Yet a benitoite vein hasn't been found here since the late 1990s. Dilbilgisi

3:08

Yine de 1990'ların sonundan beri burada bir benitoit damarı bulunamadı.

Dilbilgisi

hasn't been found ... since: present perfect edilgen yapı

Hasn't been found, olumsuz present perfect edilgen yapıdır: has + not + been + fiilin üçüncü hâli. Özne olan a benitoite vein keşfedilecek şeydir; keşfi yapan kişi ise önemsizdir veya bilinmemektedir. Since the late 1990s, şimdiye kadar devam eden bir dönemin başlangıç noktasını verir. Yapının bütünü, o başlangıçtan konuşanın şimdiki zamanına kadar hiçbir anda bir damar bulunmadığı anlamına gelir; yalnızca 1990'ların sonunda gerçekleşmiş tek bir geçmiş olayı bildirmez.

Alıştırma

Aramanın bugüne kadar sürdüğünü göstermek için raporu find fiilinin olumsuz present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: The missing painting ____ since it was stolen in 2015.

Cevabı göster

hasn't been found

So today, John and Dave are mining in a location they think has potential. Kalıp ifadeler

3:13

Bu yüzden John ile Dave bugün potansiyel gördükleri bir yerde madencilik yapıyor.

Kalıp ifadeler

has potential: umut verici ama henüz kanıtlanmamış

Bu cümlede has potential, konumun iyi bir sonuç verme ihtimali varmış gibi göründüğü anlamına gelir. Buradaki potential sayılamayan bir isimdir; kanıtlanmış bir damar ya da garanti edilmiş bir sonuç değil, umut vadeden bir olasılık belirtir. They think, değerlendirmenin kaynağının John ve Dave olduğunu gösterir; bu nedenle iddia kesin değildir. Farklı durumlarda da kullanılabilen have/has potential kalıbı, gelecekteki sonucu kesin göstermeden olumlu değerlendirme yapmayı sağlar.

Alıştırma

Örnek cümlede has potential ne anlama geliyor?

  1. Konumun değerli bir damar içerdiği kanıtlanmıştır.
  2. Konum iyi sonuçlar verebilir, ancak bu henüz kesin değildir.
  3. Konum, ekipman için fiziksel olarak yeterince büyüktür.
Cevabı göster

Konum iyi sonuçlar verebilir, ancak bu henüz kesin değildir.

They have to narrow down where they think the vein is, Öbek fiiller

3:18

Damarın bulunabileceğini düşündükleri alanı daraltmaları gerekiyor,

because excavating and drilling is expensive

3:21

çünkü kazı ve sondaj pahalı

and they can't afford to be wrong. Deyimler

3:24

ve yanılmayı göze alamazlar.

Öbek fiiller

narrow down: olasılık kümesini daraltmak

Narrow down, kanıt veya ölçüt kullanarak geniş bir seçenek kümesini ya da arama alanını kademeli biçimde daha az olasılığa indirmek demektir. Burada John ve Dave, damarın bulunabileceği yerlerin kapsamını daraltmaya çalışıyor. Ardından narrow down the candidates örneğindeki gibi bir isim öbeği veya narrow down where the leak begins örneğindeki gibi bir wh-yan cümlesi gelebilir. Odak noktası eleme sürecidir ve süreçten sonra birden fazla olasılık kalabilir.

Alıştırma

“Geniş bir kümeyi daha küçük bir kümeye indirdi” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: After two interviews, we ____ the candidate list to three people.

Cevabı göster

narrowed down

Deyimler

can't afford to be wrong: yanılmayı göze alamamak

Bu cümlede can't afford to be wrong, yanlış bir değerlendirme yapmanın sonuçlarının kabul edilemeyecek kadar ağır ve maliyetli olacağı anlamına gelir. Yalnızca paralarının yetersiz olduğunu söylemez; sondaj pahalı olduğu için bir hata gerçek bir mali risk oluşturur. can't afford to + fiil kalıbı, maddi yeterlilik fikrini zaman kaybı, zarar veya başarısızlık gibi kabul edilemez her türlü bedele genişletebilir. Bir eylemden ya da sonuçtan neden kaçınılması gerektiğini açıklar.

Alıştırma

Hatanın sonuçlarının kabul edilemez olduğunu belirten ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: The safety team ____ be wrong about the pressure reading.

Cevabı göster

can't afford to

Core drilling alone will cost them $200,000. Kelime

3:28

Yalnızca karotlu sondaj onlara 200.000 dolara mal olacak.

Kelime

Core drilling: silindirik kaya numunesi alma yöntemi

Core drilling, içi boş bir matkap ucuyla karot adı verilen silindirik bir numunenin kesilip çıkarıldığı yöntemdir. Jeologlar yer altındaki kayaçları ve mineralleri öğrenmek için bu numuneyi inceleyebilir. Burada sıradan bir delik açma işlemini değil, araştırma amaçlı bir numune alma aşamasını adlandırır. Kazıdan önceki yüksek maliyeti önemlidir çünkü alınan numune, damarın yeri hakkındaki belirsizliği azaltmaya yardımcı olur.

Alıştırma

“Core drilling alone will cost them $200,000,” İngilizce cümlesinde core drilling neyi ifade eder?

  1. Yer altındaki kayaçları haritalamak için kullanılan bilgisayar işlemi
  2. Yalnızca bir sahanın tam merkezinden yapılan sondaj
  3. Analiz için silindirik kaya numuneleri çıkaran sondaj
Cevabı göster

Analiz için silindirik kaya numuneleri çıkaran sondaj

Funding is always an issue.

3:32

Finansman her zaman bir sorun.

Um mining is not a cheap venture.

3:34

Şey, madencilik ucuz bir girişim değil.

Normally, that's what's holding us back, Öbek fiiller

3:36

Normalde bizi geride tutan şey

just having the funds to actually move forward.

3:38

gerçekten ilerlememizi sağlayacak paraya sahip olmamak.

Öbek fiiller

hold us back ... move forward: engellenmek ve ilerlemek

Bu cümlede hold us back, “ilerlememizi engellemek veya geciktirmek”; move forward ise “ilerlemeye devam etmek” anlamına gelir. Engel, yeterli finansmanı bulmaktır; kimse fiziksel olarak geriye çekilmiyor veya öne doğru yürümüyor. Bu iki ifade, yönü ilerleme için bir mecaz olarak kullanır. back ilerlemenin engellendiğini, forward ise bir sonraki aşamaya geçilebildiğini gösterir. Aynı karşıtlığı projeler, öğrenme veya kariyer planları için de kullanabilirsiniz.

Alıştırma

İlerlemeyi anlatan iki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Old software is ____, but the upgrade will help us ____.

Cevabı göster

holding us back · move forward

So as they work up to that funding,

3:42

Bu yüzden gerekli finansmanı sağlamaya çalışırken

they're also working to confirm exactly where the vein is.

3:44

damarın tam olarak nerede olduğunu da doğrulamaya çalışıyorlar.

After they load all the material they excavated,

3:48

Kazdıkları tüm malzemeyi yükledikten sonra,

they can begin processing it to see if there's a concentration of benitoite.

3:51

içinde yoğun miktarda benitoit olup olmadığını görmek için işlemeye başlayabilirler.

That starts with sorting. Kalıp ifadeler

3:55

Bu süreç ayırmayla başlıyor.

Kalıp ifadeler

start with + -ing: starts with sorting

Starts with sorting, sorting işleminin daha büyük bir sürecin ilk adımı olduğunu belirtir. Buradaki sorting bir ulaçtır: with sözcüğünden sonra isim gibi işlev gören -ing biçimi. Yeniden kullanılabilir kalıp start with + isim veya -ing biçimidir. with sonrasında isim görevi gören bir ifade kullanılır; to + fiil kullanılmaz.

Alıştırma

brainstorming etkinliğinin ilk adım olduğunu söylemek için start with + -ing yapısını kullanın. Cümleyi start fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The workshop ____.

Cevabı göster

starts with brainstorming

This is the first stage of the wash plant. Kelime

3:59

Burası yıkama tesisinin ilk aşaması.

Kelime

wash plant: endüstriyel bir işleme tesisi

Madencilikte wash plant, malzemeyi ayırmak ve temizlemek için su, eleme ve ilgili işlemleri kullanan endüstriyel ekipmanlar bütünüdür. Buradaki plant, canlı bir bitki değil, fabrika veya işleme tesisi anlamına gelir. Wash ismi tesisin amacını açıklar. Wash plant ifadesini, çıkarılan malzemeyi yıkayan ve işleyen bir tesis anlamındaki tek bir birleşik isim olarak okuyun.

Alıştırma

Bir madencilik raporunda wash plant en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Çıkarılan malzemeyi yıkayan ve ayıran endüstriyel bir tesis
  2. Yalnızca çamaşır yıkamak için kullanılan bir makine
  3. Bitkilere su püskürtülen bir bahçe
Cevabı göster

Çıkarılan malzemeyi yıkayan ve ayıran endüstriyel bir tesis

Um right over here is where the material gets dumped in originally.

4:02

Şey, malzeme ilk olarak tam şuraya dökülüyor.

So everything above an inch and a half Dilbilgisi

4:07

Bir buçuk inçten büyük olan her şey

uh gets stopped right there.

4:09

tam orada tutuluyor.

Dilbilgisi

inch and a half: bir birim ve yarısı

An inch and a half, 1,5 inç anlamına gelir. Kalıp a/an + tekil sayılabilir birim + and a half şeklindedir. Inch ünlü bir sesle başladığı için an kullanılır ve bu kalıpta inch tekil kalır. Bu yapı, an hour and a half örneğinde olduğu gibi başka birimlerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak a/an + birim + and a half kalıbıyla tamamlayın: The gap is ____ wide.

Cevabı göster

an inch and a half

After this, John can locate larger specimens that need to be acid-etched, Kelime

4:11

Bundan sonra John, asitle aşındırılması gereken daha büyük numuneleri bulabiliyor;

Kelime

acid-etched: asitle işlenmiş

Acid-etched birleşik bir sıfattır. Burada, örneğin yüzeyindeki veya çevresindeki malzemenin kimyasal olarak çözünmesi ya da giderilmesi için asitle işlenmiş anlamına gelir. Yalnızca üzerine yazı veya resim kazınmasını değil, bir örneği açığa çıkarmak ya da biçimlendirmek için kullanılan bir işleme yöntemini anlatır. Bu birleşik sözcük acid ile geçmiş zaman ortacı etched sözcüklerini birleştirir. Bu nedenle an acid-etched specimen, asitle dağlanmış bir örnektir.

Alıştırma

“The museum displayed an acid-etched metal plate,” cümlesinde acid-etched büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Malzemenin bir kısmını kimyasal olarak gidermek için asitle işlenmiş
  2. Aside dayanıklı bir boya tabakasıyla kaplanmış
  3. Elle parçalara ayrılmış
Cevabı göster

Malzemenin bir kısmını kimyasal olarak gidermek için asitle işlenmiş

where acid is used to carefully break off the benitoite from its surroundings. Notlar

4:16

bu işlemde benitoiti çevresindeki maddelerden dikkatle ayırmak için asit kullanılıyor.

Dilbilgisi

be used to + fiilin yalın hâli: amaç belirtme

Acid is used to carefully break off... ifadesinde is used edilgendir: Asit, belirli bir amaç için kullanılan şeydir. to break off mastarı bu amacı belirtir, carefully ise break off ifadesini niteler. Yapı be + used + to + fiilin yalın hâlidir. Bu, bir şeye alışkın olmak anlamındaki yapı değildir. be used to something veya doing something yapısında to bir edattır ve ardından bir isim ya da -ing biçimi gelir.

Alıştırma

Cümleyi edilgen amaç yapısı olan be used to + fiilin yalın hâli ile tamamlayın: “This small key ____ open the battery compartment.”

Cevabı göster

is used to

Öbek fiiller

break off A from B: A'yı B'den koparmak

break off A from B yapısında break off, A'yı kırarak, kopararak veya fiziksel bağlantısını başka bir şekilde keserek B'den ayırmak anlamına gelir. Off, A'nın artık bağlı olmadığını vurgularken from, A'nın bağlı veya gömülü olduğu B'yi belirtir. Burada A benitoit, B ise onu çevreleyen mineral ve kayalardır. İfade, değerli taşı yalnızca başka bir yere taşımayı değil, bu malzemeden dikkatlice kurtarmayı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi break off ... from ile tamamlayın: The technician used pliers to ____ the damaged clip ____ the plastic housing.

Cevabı göster

break off · from

They also screen for everything under an eighth-inch, and the sorted material goes up a long conveyor belt to be washed in the trommel. Kelime

4:20

Ayrıca sekizde bir inçten küçük olan her şeyi eliyorlar ve ayrılan malzeme, tamburlu elekte yıkanmak üzere uzun bir taşıma bandından yukarı çıkıyor.

Kelime

screen for: hedef boyut kategorisini taramak

Malzeme işlemede fiil olarak screen, malzemeyi incelemek veya çoğu zaman bir elekten geçirerek ayırmak anlamına gelir. screen for X yapısında for, aranan hedef kategoriyi belirtir. Burada X, everything under an eighth-inch, yani sekizde bir inçten küçük tüm parçacıklardır. İfade, bir ekrana bakmayı değil boyuta göre ayırmayı anlatır.

Alıştırma

Altyazıdaki screen for everything under an eighth-inch ne anlama geliyor?

  1. Sekizde bir inçten küçük malzemeleri kontrol edip ayırmak
  2. Tüm malzemeyi koruyucu bir ağla örtmek
  3. Malzemeyi elektronik bir ekranda göstermek
Cevabı göster

Sekizde bir inçten küçük malzemeleri kontrol edip ayırmak

Kelime

the trommel: döner bir yıkama ve ayırma makinesi

Trommel, kaya veya cevher gibi malzemeleri yıkamak ve ayırmak için kullanılan büyük, döner, silindirik bir makinedir. Tambur dönerken su malzemeyi temizler, tamburdaki açıklıklar ise parçaların boyutlarına göre ayrılmasına yardımcı olur. Bu cümlede ayrıştırılmış malzeme, yıkanmak üzere taşıma bandıyla trommele gider. Trommel bir malzemenin, mineralin veya odanın değil, makinenin adıdır.

Alıştırma

Bu işleme açıklamasında trommel neyi ifade ediyor?

  1. Kayalardan ayrılan mineral
  2. Malzemenin depolandığı oda
  3. Malzemeyi yıkayan ve ayıran döner silindirik bir makine
Cevabı göster

Malzemeyi yıkayan ve ayıran döner silindirik bir makine

The trommel shakes and cleans the rocks before they hit the black light room. Kelime

4:28

Tamburlu elek, kayaları siyah ışık odasına ulaşmadan önce sallayıp temizliyor.

Kelime

hit the black light room: bir süreçte “ulaşmak” anlamındaki hit

Burada hit + bir yer, bir rota veya süreç sırasında o yere “ulaşmak”, “varmak” ya da oraya girmek anlamına gelir. Kayaların fiziksel olarak odaya çarpması anlamına gelmez. before they hit the black light room iki aşamayı düzenler: önce trommel kayaları temizler, ardından kayalar inceleme odasına taşınır. Günlük İngilizcede hit, cansız bir özne bir makine tarafından taşınıyor olsa bile, varış noktaları veya süreçteki duraklar için sık sık bu anlamda kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz ve “ulaşır” anlamına gelen günlük fiille tamamlayın: Once the shipment ____ the warehouse, the team will scan it.

Cevabı göster

hits

Benitoite is fluorescent, Kelime

4:33

Benitoit floresan özelliğine sahip olduğu için

so the Schreiners use UV light to identify the gem without damaging it.

4:34

Schreiner ailesi taşı zarar vermeden belirlemek amacıyla UV ışığı kullanıyor.

Kelime

Fluorescent: UV altında görünür ışık yayma

Bu cümlede fluorescent, benitoitin morötesi enerjiyi emip uyarıldığı sırada hızla görünür ışık yayması anlamına gelir. Yalnızca “çok parlak” demek değildir. so sözcüğünden önceki bölüm, UV ışığının taşı kesmeden veya başka bir şekilde ona zarar vermeden tanımlamayı neden mümkün kıldığını açıklar. Daha genel olarak X is fluorescent, bir malzemenin etkinleştirici ışık altında görünür hâle gelen özelliğini anlatır.

Alıştırma

Örnekteki fluorescent sözcüğüne en uygun açıklama hangisidir?

  1. Tüm ışık kaldırıldıktan sonra uzun süre parlamaya devam eder.
  2. Etkinleştirici bir kaynak olmadan her zaman doğal olarak parlaktır.
  3. UV ışığıyla uyarılırken görünür ışık yayar.
Cevabı göster

UV ışığıyla uyarılırken görünür ışık yayar.

After he screens and washes all the fluorescent pieces and collects the best ones.

4:39

Ardından floresan parçaların hepsini eleyip yıkıyor ve en iyilerini topluyor.

There's one of them.

4:45

İşte onlardan biri.

That is a benitoite.

4:50

Bu bir benitoit.

Even though John found some good pieces of benitoite,

4:54

John birkaç iyi benitoit parçası bulmuş olsa da

today's excavation was just okay. Ton ve niyet

4:57

bugünkü kazı ancak orta karar geçti.

This is good.

5:02

Bu iyi.

Um we've done better.

5:03

Şey, daha iyisini yaptığımız oldu.

Ton ve niyet

Just okay ... we've done better: ölçülü hayal kırıklığı

Just okay, kabul edilebilir ancak etkileyici değil demektir. just, okay sözcüğünü yeterliliğin alt sınırına yaklaştırır; bu nedenle ifade tarafsız bir onaydan çok hafif bir hayal kırıklığı aktarır. We've done better, bugünkü sonucu grubun geçmişteki daha güçlü sonuçlarıyla karşılaştırır. Present perfect, önceki deneyimi şimdiki değerlendirmeye bağlar. Burada dolaylı bir olumsuz yargıdır: konuşan kişi bugünün kötü olduğunu doğrudan söylemek yerine, sonucun beklentinin altında kaldığını göstermek için bilinen bir ölçüt kullanır.

Alıştırma

Bir yönetici 'The launch was just okay. We've done better.' diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Lansman kabul edilebilirdi ancak takımın olağan standardının altındaydı.
  2. Lansman mükemmeldi ve önceki tüm lansmanlardan daha iyiydi.
  3. Lansman tamamen başarısız oldu ve kabul edilebilir hiçbir sonuç vermedi.
Cevabı göster

Lansman kabul edilebilirdi ancak takımın olağan standardının altındaydı.

Still, he and Dave remain hopeful.

5:05

Yine de John ile Dave umutlarını koruyor.

They're confident that they're getting really close to locating that vein. Dilbilgisi

5:08

O damarın yerini bulmaya çok yaklaştıklarından eminler.

Dilbilgisi

Getting Really Close to Locating: close to + -ing yapısı

getting really close to locating that vein ifadesinde get, getting biçiminde süreklilik yapısında kullanılır; yani yakınlık derecesi giderek artmaktadır. really, close sözcüğünü güçlendirir: Konuşanlar ileri bir aşamada olduklarını düşünür, ancak damar henüz bulunmamıştır. Kalıp get close to + isim veya -ing biçimidir. Burada to bir edattır; locating ise yaklaşılan olayı adlandıran bir gerund biçimidir. close to locate değil, close to locating kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için solve sözcüğünün doğru biçimini kullanın: After several successful tests, the engineers are getting really close to ____ the battery problem.

Cevabı göster

solving

Finding another benitoite vein would be outstanding. Dilbilgisi

5:13

Başka bir benitoit damarı bulmak olağanüstü olurdu.

It would change a lot of things.

5:16

Pek çok şeyi değiştirirdi.

Dilbilgisi

Finding Another Vein Would Be: gerund özne + varsayımsal would

Finding another benitoite vein, özne görevi gören bir gerund öbeğidir: Başka bir damarı keşfetme olasılığını bir olay olarak adlandırır. Finding öncesinde be biçimi bulunmadığı için süreklilik bildiren bir fiil değildir. Would be outstanding, değerlendirmeyi henüz gerçekleşmemiş bu olayın varsayımsal sonucu olarak sunar. Will yerine would kullanılması belirsizliği korur: Damar bulunursa sonuç olağanüstü olacaktır. It would change a lot of things cümlesindeki it, damarı bulma olayının tamamına gönderme yapar ve aynı varsayımsal bakış açısını sürdürür.

Alıştırma

Hibe henüz onaylanmadı. Hibenin onaylanmasını olası bir olay, sonucunu da varsayımsal olarak en iyi hangi cümle sunar?

  1. Receiving the grant would allow us to hire two researchers.
  2. Receive the grant would allow us to hire two researchers.
  3. Receiving the grant will allow us to hire two researchers.
  4. We are receiving the grant would allow us to hire two researchers.
Cevabı göster

Receiving the grant would allow us to hire two researchers.

Um that is the direction we're going in and that we want to go in.

5:18

Şey, ilerlediğimiz ve ilerlemek istediğimiz yön bu.

It's uh financially uh hindering,

5:22

Bu, maddi açıdan, şey, bizi engelliyor,

but we are getting there. Deyimler

5:26

ama hedefe yaklaşıyoruz.

Deyimler

getting there: bir hedefe doğru ilerlemek

Burada getting there, bir yere doğru yolculuk etmek anlamına gelmez. Bir hedefe doğru ilerlemek ve başarıya yaklaşmak anlamına gelir. Bu ifade, hedefe henüz ulaşılmadığını da belirtir. But bir karşıtlık kurar: süreç zor veya tamamlanmamış olsa da ilerleme devam etmektedir.

Alıştırma

Cümleyi “hedefe doğru ilerlemek” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The project isn't finished yet, but we're ____.

Cevabı göster

getting there

But even if John and Dave find a vein, Dilbilgisi

5:30

Ancak John ile Dave bir damar bulsa bile

it doesn't mean all the benitoite they excavate can be sold for top dollar. Deyimler

5:32

çıkardıkları tüm benitoiti en yüksek fiyata satabilecekleri anlamına gelmez.

Dilbilgisi

even if ... it doesn't mean ...: A olsa bile B sonucuna varmamak

Even if, gerçekleşebilecek veya gerçekleşmeyebilecek bir koşul sunar ve o durumda da sonraki noktanın geçerli olduğunu belirtir. Burada bir damar bulmak kesin değil, olası bir durum olarak ele alınır. It doesn't mean, bu koşuldan otomatik olarak bir sonuç çıkarılmasını engeller. Even if A, it doesn't mean B kalıbı, A doğru olsa bile yalnızca A'nın B'yi kanıtlamaya yetmediğini anlatır.

Alıştırma

A'yı kabul eden ancak B'yi otomatik bir sonuç olarak reddeden iki parçalı kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ the team wins today, ____ they will win the championship.

Cevabı göster

Even if · it doesn't mean

Deyimler

Be sold for top dollar: çok yüksek bir fiyata satılmak

Can be sold for top dollar ifadesinde for, satıcının aldığı fiyatı belirtir. Top dollar, alıcıların ödemeye razı olduğu aralığın üst sınırına yakın, çok yüksek bir fiyat anlamına gelen bir deyimdir; bir para birimi değildir. İfade, yalnızca yüksek fiyatlandırmayı hak edecek kalitedeki malzemenin bu değere sahip olduğunu ima eder. Mutlak bir fiyat rekoru anlamına gelmez; başka bağlamlarda sell for top dollar, bir şeyin olağanüstü yüksek bir piyasa fiyatına satıldığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “çok yüksek bir fiyata” anlamına gelen üç kelimelik deyimle tamamlayın: The rare comic attracted several collectors, so it sold ____.

Cevabı göster

for top dollar

Benitoite is a naturally small gem, like diamonds.

5:37

Benitoit, elmas gibi doğası gereği küçük bir değerli taştır.

So most of the rocks they find can't be faceted into a clean clear gem. Kelime

5:41

Bu nedenle buldukları taşların çoğu, temiz ve berrak bir taşa dönüştürülecek şekilde fasetlenemez.

Kelime

Be faceted into a gem: fasetlenerek değerli taşa dönüştürülmek

Can't be faceted into a clean clear gem ifadesinde faceted edilgen bir fiildir. To facet a stone, taşın üzerinde planlanmış bir dizi düz yüzeyi kesip parlatmak demektir; into ise ham kayadan değerli taşa geçişte ortaya çıkan bitmiş sonucu belirtir. Fasetleme, yalnızca kesmekten veya kırmaktan daha özel bir işlemdir. Taşa biçim veren ve ışığı yansıtma şeklini etkileyen düzenli yüzeyler oluşturur. Bu nedenle cümle, kayaların çoğunun bu tür bitmiş değerli taş işlemesine uygun olmadığını ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen, mücevher işlemeyle ilgili iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: With skilled cutting and polishing, the rough sapphire can be ____ a bright oval gem.

Cevabı göster

faceted into

On average, you lose about 80% of the stone during the cutting process.

5:45

Kesim sırasında taşın ortalama yüzde 80'i kaybedilir.

It also depends on how clean you want the stone to be. Dilbilgisi

5:48

Bu, taşın ne kadar kusursuz olmasını istediğinize de bağlıdır.

Dilbilgisi

depends on + how clean you want the stone to be

Burada depends on, sonucun seçilen ölçüte göre değiştiğini belirtir. Clean, taşın görsel berraklığını—ne kadar az görünür kapanım içerdiğini—anlatır; hijyen açısından temiz olmasını değil. how clean you want the stone to be, on’dan sonra gelen bir dolaylı soru yan cümlesidir. Dolaylı soru yan cümlesinde düz cümle dizilişi kullanılır: how clean + you want + the stone + to be; how clean do you want... denmez.

Alıştırma

Dolaylı soru yan cümlesini tamamlamak için sözcükleri doğru sıraya koyun: The final price depends on ____. (how / large / you / want / the poster / to be)

Cevabı göster

how large you want the poster to be

But the remarkable and highly valuable properties of benitoite

5:51

Ancak benitoitin olağanüstü ve son derece değerli özellikleri

make all this work worth it. Kalıp ifadeler

5:54

tüm bu emeğe değmesini sağlıyor.

Kalıp ifadeler

worth it: sonuç harcanan emeğe değdiğinde

Worth it, elde edilen yararın veya sonucun harcanan zaman, para ve emeği ya da çekilen sıkıntıyı karşıladığı anlamına gelir. Buradaki it, daha önce sözü edilen zor ve pahalı işlerin tamamını özetler; belirli bir taşı göstermez. be worth it yapısı bir maliyet-fayda değerlendirmesi bildirir. make all this work worth it ifadesindeki make, “bir duruma getirmek” anlamındadır; yani değerli özellikler yapılan işi haklı ve değer bulmaya yeter hâle getirir.

Alıştırma

Sonucun harcanan çabayı haklı çıkardığını belirten iki sözcüklük kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: Repairing the old bicycle took all afternoon, but the smooth first ride made the work ____.

Cevabı göster

worth it

What's also very unique about benitoite is that it is doubly refractive. Notlar

5:59

Benitoitin bir diğer eşsiz özelliği de çift kırılmalı olmasıdır.

Dilbilgisi

What's ... about X is that Y odak kalıbı

“What's ... about X is that Y” kalıbı önce X'in dikkat edilmesi gereken yönünü belirtir, ardından belirli özelliği that yan cümlesiyle açıklar. Buradaki also, daha önce sözü edilen özelliklere bir yenisini ekler; very unique ise bu özelliği özellikle ayırt edici olarak sunar. Doğrudan “Benitoite is doubly refractive.” demekle karşılaştırıldığında bu kalıp, konudan odağa doğru bir bilgi akışı kurar: X konu olarak tanıtılır, Y ise temel bilgi olarak verilir. Açıklamalarda, karşılaştırmalarda ve sunumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “What's ... about X is that Y” kalıbını ve surprising sözcüğünü kullanarak tamamlayın: ____ the new schedule is that it gives everyone Fridays off.

Cevabı göster

What's surprising about

Kelime

doubly refractive: çift kırılma gösteren

“Doubly refractive”, “çift kırılma gösteren” anlamına gelen teknik bir sıfat öbeğidir. Işık böyle bir malzemeye girdiğinde farklı biçimde ilerleyen iki ışına ayrılabilir; bu nedenle malzemenin içinden görülen çizgiler veya görüntüler çift görünebilir. “Doubly”, “refractive” sözcüğünü niteler ve iki kırılmış ışının oluşturduğu etkiyi anlatır. Taşın ışığı iki kez yansıttığı anlamına gelmez; çünkü refraction, ışığın bir malzemenin içinden geçerken kırılması ve iletilmesidir, reflection ise ışığın bir yüzeyden geri dönmesidir.

Alıştırma

Bir mineral, gelen tek bir ışık ışınını iki ışına ayırıyor. Bu özelliği hangi cümle doğru biçimde açıklar?

  1. It is highly reflective.
  2. It is doubly refractive.
  3. It absorbs both rays.
Cevabı göster

It is doubly refractive.

So when the light enters the stone,

6:06

Işık taşın içine girdiğinde

it splits into two rays.

6:08

iki ışına ayrılır.

This creates a doubling effect,

6:10

Bu bir çift görünüm etkisi yaratarak

giving benitoite a complex internal appearance.

6:12

benitoite karmaşık bir iç görünüm kazandırır.

Yet on the surface,

6:16

Yine de yüzeyde,

it looks like light bounces off the gem on all sides. Öbek fiiller

6:17

ışık taşın her yanından yansıyormuş gibi görünür.

Öbek fiiller

bounces off: bir yüzeyden sekmek veya yansımak

bounces off ifadesinde bounce, temastan sonraki hareketi veya yansımayı anlatır; off ise yüzeyden uzaklaşma yönünü belirtir. Burada özne light olduğu için ifade, ışığın mücevherin yüzeylerinden uzağa yansıyor gibi göründüğü anlamına gelir; zıplayan şey mücevher değildir. X bounces off Y yapısı; ışığın, sesin veya hareket eden bir cismin bir yüzeye çarpıp geri dönmesini ya da yön değiştirmesini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “bir yüzeyden uzağa yansımak” anlamındaki iki kelimelik phrasal verb ile tamamlayın: In the mirrored room, light ____ every wall.

Cevabı göster

bounces off

The depth these qualities create is enriched by the stone's color,

6:21

Bu özelliklerin yarattığı derinlik, taşın rengiyle daha da zenginleşir

which shows in the price. Kelime

6:24

ve bu da fiyatına yansır.

Kelime

shows in the price: bir niteliğin fiyata yansıması

shows in the price ifadesinde show, “göstermek” değil, “fark edilir veya belirgin hâle gelmek” anlamındadır. Taşın rengi görsel derinliği zenginleştirir ve bu katkı taşın fiyatına yansır. Aktarılabilir X shows in Y yapısı, bir niteliğin, nedenin veya çabanın fiyat, ölçüm, performans ya da davranış gibi görünür bir sonuç aracılığıyla anlaşılabildiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “... içinde belirgin olmak” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Her careful preparation ____ the clarity of her presentation.

Cevabı göster

shows in

In a color gemstone, is color.

6:27

Renkli bir değerli taşta önemli olan renktir.

Color, color, color is the first and last and most important factor affecting value in a color gemstone. Anlatım akışı

6:29

Renk, renk, renk; renkli bir değerli taşın değerini etkileyen ilk, son ve en önemli faktördür.

Anlatım akışı

“Color, color, color” tekrarıyla vurgu

color sözcüğünün üç kez yinelenmesi, dinleyicinin dikkatini hemen renge çeker. Bu, üç farklı renkten söz etmek değil, tek bir düşünceyi retorik vurgu için yinelemektir. Bu tekrar aynı zamanda güçlü bir ritim kurar ve rengi, değerli taşın değerini belirleyen baskın etken olarak öne çıkarır. Cümlenin devamındaki first and last and most important ifadesi de aynı vurguyu sürdürür.

Alıştırma

“Safety, safety, safety must come first” cümlesindeki üçlü tekrar ne yapar?

  1. Konuşanın bir sonraki sözcüğü hatırlayamadığını gösterir.
  2. Üç farklı güvenlik türünü adlandırır.
  3. Güvenliğin en önemli öncelik olduğunu güçlü biçimde vurgular.
Cevabı göster

Güvenliğin en önemli öncelik olduğunu güçlü biçimde vurgular.

And depth also holds the color.

6:36

Derinlik de rengi korur.

Like, a deeper stone can have a deeper color and that makes it more valuable. Kelime

6:39

Örneğin daha derin bir taşın rengi daha yoğun olabilir ve bu da onu daha değerli kılar.

Kelime

“a deeper stone” ve “a deeper color” ifadelerinde deeper sözcüğünün iki anlamı

Burada deeper sözcüğünden sonra gelen isim, sözcüğün nasıl anlaşılacağını belirler. İlk ifade taşın fiziksel bir özelliğini, ikinci ifade ise rengin ne kadar yoğun göründüğünü anlatır. Bu, bağlama bağlı çok anlamlılıktır: aynı sıfat, farklı sıfat-isim birleşimlerinde birbiriyle ilişkili ama farklı anlamlar taşıyabilir. İki ifadeye de tek ve sabit bir anlam yüklemeyin.

Alıştırma

“We chose a deeper bowl and a deeper green” cümlesindeki iki deeper sözcüğü ne anlama gelir?

  1. Kâse daha koyu görünür ve yeşilin fiziksel kalınlığı daha fazladır.
  2. Kâsenin fiziksel derinliği daha fazladır ve yeşil daha yoğun veya koyu görünür.
  3. Hem kâse hem de yeşil yerin daha altında bulunur.
Cevabı göster

Kâsenin fiziksel derinliği daha fazladır ve yeşil daha yoğun veya koyu görünür.

The darker the color, the more valuable the stone typically is. Dilbilgisi

6:43

Renk koyulaştıkça taş genellikle daha değerli olur.

Dilbilgisi

The darker... the more valuable...: eşleştirilmiş karşılaştırmalar

the + comparative..., the + comparative... kalıbı birlikte değişen iki değişkeni ilişkilendirir. İlk bölüm bir ölçek ya da koşul kurar, ikinci bölüm ise buna karşılık gelen değişimi verir. Burada renk koyulaştıkça taşın değeri artma eğilimindedir. İki the de normal belirli tanımlık değil, bu yapının sabit işaretleyicisidir ve iki bölümde de karşılaştırma biçimi kullanılır. Typically, ilişkiyi istisnasız bir kural olarak değil, genel bir eğilim olarak sınırlar.

Alıştırma

Bağlantılı bir değişimi göstermek için cümleyi more ve easier ile tamamlayın: ____ you practice, ____ the presentation becomes.

Cevabı göster

The more · the easier

It is amazing.

6:47

Bu inanılmaz.

Anytime you look at something like this and you think,

6:49

Böyle bir şeye her baktığınızda şunu düşünürsünüz:

how in the world did this ever happen Deyimler

6:52

Bu nasıl gerçekleşti de

Deyimler

how in the world: how sorularını güçlendirme

how in the world did this ever happen ifadesinde in the world, how sözcüğünü güçlendirir. Yoğun şaşkınlık ya da inanamama duygusu verir; yaklaşık olarak “bu nasıl mümkün olabilir?” anlamındadır ve bir yer sormaz. Belirli duygu bağlama göre ortaya çıkar. Burada hayranlıkla karışık şaşkın bir merakı ifade eder; başka bir durumda aynı kalıp şok ya da hayal kırıklığı anlatabilir.

Alıştırma

“How in the world did you solve that so quickly?” cümlesinde in the world ne işe yarar?

  1. Konuşanın bunun nasıl yapıldığına ilişkin şaşkınlığını güçlendirir.
  2. Çözümün dünyanın neresinde gerçekleştiğini sorar.
  3. Soruyu daha resmî ve duygusal açıdan tarafsız yapar.
Cevabı göster

Konuşanın bunun nasıl yapıldığına ilişkin şaşkınlığını güçlendirir.

that I could be holding something in my hand that represents

6:56

elimde, şunu temsil eden bir şey tutabiliyorum:

such a major amazing geological formation and event

7:01

böylesine büyük ve şaşırtıcı bir jeolojik oluşumu ve olayı,

and what had to happen for all of this to occur.

7:07

ve tüm bunların gerçekleşmesi için neler yaşanmış olmalı?