Tembelliğin Bilimi: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Video, egzersiz isteğini dopaminle, koşmak üzere yetiştirilen farelerle ve etkinlikle bağlantılı bir gen mutasyonuyla ilişkilendiriyor. Çevrenin etkili olduğunu ve genlerin kaderi belirlemediğini vurguluyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "couch potato" (Deyimler ve mecazlı ifadeler): hareketsiz biri için kullanılan gündelik ifadeyi ve "couch potato gene." sözündeki mizahı anlayın. 2. "After 10 generations," ve "by 16 generations," (Dil bilgisi ve cümle kalıpları): geçen süre ile belirli son noktayı ayırarak farelerin koşu sonuçlarını doğru izleyin. 3. "it turns out" (Söylem, hikâye anlatımı ve retorik): kanıtlardan yeni ve bazen şaşırtıcı bir sonuca geçiş işaretini tanıyın.
Bu derste
It can feel good lounging around and doing nothing, Öbek fiiller
0:00Şöyle uzanıp hiçbir şey yapmamak insana iyi gelebilir,
lounging around: aylakça zaman geçirmek
Burada lounging around, genellikle bir plan veya yararlı bir iş olmadan çok rahat ve hareketsiz bir biçimde zaman geçirmek anlamına gelir. Around, öbeksi fiilin bir parçasıdır; bir yerde dolaşmak anlamına gelmez. Lounging around, doing nothing ile paralel olarak bağlanmıştır. İkisi de iyi hissettiren davranışı, yani bir süre keyifle hareketsiz kalıp çok az şey yapmayı anlatır.
Alıştırma
Cümleyi lounge around ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: After lunch, we spent an hour ____ on the sofa.
Cevabı göster
lounging around
Whether it's to avoid work or escape physical activity, Dilbilgisi
0:04İster işten ister fiziksel aktiviteden kaçmak için olsun,
Whether it's to A or B: alternatif amaçları sunmak
Whether it's to A or B, ana sonuçtan önce olası alternatif amaçları tanıtır. Bu cümlede to avoid work ve (to) escape physical activity iki alternatiftir; ikinci fiil ilk to sözcüğünü paylaşabilir. Bu yan cümle, evet veya hayır sorusu sormaz. Hangi amaç geçerli olursa olsun, ardından gelen we've all had those days ifadesinin doğru kaldığını belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, aynı sonucun iki amaç için de geçerli olduğunu göstermek üzere Whether it's to A or B yapısını kullanır?
- Whether it's to save money and reduce waste, carrying a reusable bottle is a smart choice.
- If it's to save money or reduce waste, carrying a reusable bottle is a smart choice.
- Whether it's to save money or reduce waste, carrying a reusable bottle is a smart choice.
Cevabı göster
Whether it's to save money or reduce waste, carrying a reusable bottle is a smart choice.
we've all had those days: hepimizin böyle günleri olmuştur
Bu cümlede we've all had those days, herkesin bazen az önce anlatılan türden günler yaşadığı anlamına gelir. Those, herkesin paylaştığı belirli tarihlere değil, burada işten veya fiziksel aktiviteden kaçınmak istenen türde bir güne gönderme yapar. Bu ifade dayanışma hissi yaratır. Yorgunluktan, hatalardan, isteksizlikten veya başka yaygın bir kötü deneyimden söz ettikten sonra, yaşananların normal ve anlaşılır olduğunu hissettirmek için kullanılabilir.
Alıştırma
İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz sürümü seçin. We ile all arasındaki /v/ sesine odaklanın.
- We all had those days.
- We've all had those days.
Cevabı göster
We've all had those days.
But why are some people way lazier than others? Dilbilgisi
0:08Peki neden bazı insanlar diğerlerinden çok daha tembel?
way + karşılaştırma biçimi: way lazier than others
Way lazier than others ifadesinde way, karşılaştırma sıfatı lazier'dan önce gelen, konuşma diline özgü bir derece zarfıdır. Much lazier, yani «çok daha tembel» anlamına gelir; buradaki way, yol veya yöntem demek değildir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp way + sıfatın veya zarfın karşılaştırma biçimi + than yapısıdır. Way faster than ve way more carefully than gibi ifadeler, günlük İngilizcede farkın büyük olduğunu güçlü biçimde vurgular.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için gündelik güçlendirici way ile slow sözcüğünün karşılaştırma biçimini kullanın: My old laptop is ____ than the new one.
Cevabı göster
way slower
Is there a couch potato gene that causes lazy behavior? Deyimler
0:11Tembel davranışlara yol açan bir “koltuk tembeli geni” mi var?
couch potato: hareketsiz biri için şakacı bir ad
Bu soruda couch potato, uzun süre oturan ve çok az hareket eden kişi anlamına gelir. Mizahi bir deyimdir; kanepenin üzerindeki gerçek bir patates demek değildir. Couch potato gene, birini daha az hareketli yapabilecek bir gene takılan şakacı bir addır. Resmî bir gen adı veya tıbbi tanı değildir.
Alıştırma
Uzun süre oturan ve çok az egzersiz yapan birini anlatan, bu dersteki iki kelimelik deyimle cümleyi tamamlayın: After spending every weekend in front of the TV, Ben became a ____.
Cevabı göster
couch potato
molded our brains and bodies: zaman içinde şekillendirilmek
Buradaki molded, uzun zaman içinde şekillendirilmiş veya etkilenmiş anlamına gelen bir benzetmedir. Evrim, beyni ve bedeni fiziksel olarak bir kalıba bastırmamıştır. mold + nesne yapısı neyin şekillendirildiğini gösterir: mold our brains and bodies. Deneyimlerin, kültürlerin veya alışkanlıkların insanları ya da fikirleri zamanla etkilemesini anlatmak için de kullanılabilir.
Alıştırma
“Moving often molded his view of home,” cümlesinde molded ne anlama gelir?
- Fiziksel bir kalıpla şekil verdi
- Küfle kaplandı
- Zaman içinde yavaş yavaş şekillendirdi veya etkiledi
Cevabı göster
Zaman içinde yavaş yavaş şekillendirdi veya etkiledi
Şaşkınlık belirten yankı soru olarak Wait, exercise?
Burada Wait, konuşmacının beklenmedik bir şey duyduğunu gösteren bir söylem belirtecidir; kelimenin gerçek anlamıyla durma veya erteleme talimatı değildir. Konuşmacı yalnızca şaşırtıcı anahtar sözcük exercise’ı kısa bir soru olarak tekrarlayarak önceki ifadeyi yankılar ve onay ister. Eksik cümle bağlamdan anlaşılabildiğinde İngilizcede Wait, + şaşırtıcı sözcük veya ifade? şeklindeki kısaltılmış kalıp sık kullanılır.
Alıştırma
Konuşmacı, exercise’ın bir ödül olarak sıralandığını duyduktan sonra Wait, exercise? diyerek ne yapıyor?
- Egzersiz yapmadan önce durma talimatı
- Şaşkınlık ve onay isteme
- exercise sözcüğünün tanımını isteme
Cevabı göster
Şaşkınlık ve onay isteme
Yep, the pleasure we experience comes largely from the dopamine system in our brain,
0:22Evet; yaşadığımız haz büyük ölçüde beynimizdeki dopamin sisteminden kaynaklanır,
which conveys these messages throughout the body, Dilbilgisi
0:26bu sistem de bu mesajları tüm vücuda iletir,
ultimately helping to ensure the survival of our species. Dilbilgisi
0:28ve sonuçta türümüzün hayatta kalmasını sağlamaya yardımcı olur.
which conveys these messages...: tanımlayıcı olmayan bir ilgi cümleciği
Virgül + which yan cümleciği, daha önce belirlenmiş olan the dopamine system in our brain öncülüne ek bilgi katar. which conveys these messages throughout the body içinde which, conveys fiilinin öznesi olarak görev yapar. Uzun cümleyi takip etmek için which’i anlamca uygun olan en yakın ad öbeğine, yani the dopamine system in our brain ifadesine bağlayın; daha uzaktaki pleasure sözcüğüne değil. Yan cümlecik bu sistemin ne yaptığını açıklar; özel bir haz türünü belirlemez.
Alıştırma
the dopamine system in our brain, which conveys these messages throughout the body ifadesinde which neye gönderme yapar?
- the dopamine system in our brain
- the survival of our species
- the pleasure we experience
Cevabı göster
the dopamine system in our brain
sonuç yan tümcesi olarak ultimately helping to ensure
Ultimately helping to ensure, önceki sürecin nihai sonucunu belirten tamamlayıcı bir -ing yan tümcesidir. Burada helping, dopamin sisteminin mesajları vücuda iletmesi sürecinden kaynaklanır; yardım eden, adı geçmeyen bir kişiyi anlatmaz. Ultimately, etkiyi bir zincirin sonuna yerleştirir. Help to ensure ise bir sonucu tek başına garanti etmekten ziyade sonucun güvence altına alınmasına katkıda bulunmak demektir. Bu yapı, açıklayıcı İngilizcede bir mekanizmayı uzun vadeli sonucuna kısa ve yoğun biçimde bağlar.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki dört sözcüklü sonuç ifadesiyle tamamlayın: Several safety checks happen before launch, ____ that the equipment works when needed.
Cevabı göster
ultimately helping to ensure
For many, the pleasure derived from exercise can become just as addictive as food and sex. Dilbilgisi
0:31Birçok insan için egzersizden alınan haz, yiyecek ve seks kadar bağımlılık yapabilir.
kısaltılmış edilgen ilgi yan tümcesi olarak derived from exercise
Derived from exercise ifadesinde derived, pleasure sözcüğünden sonra gelen ve onu niteleyen bir geçmiş zaman ortacıdır. Bu ifade, kısaltılmış edilgen bir ilgi yan tümcesidir: the pleasure which is derived from exercise. Egzersizin hazzın kaynağı olduğu anlamına gelir. which is ilgi sözcükleri atıldığı için derived cümlenin ana fiili değildir. Ana fiil can become ifadesidir. Bu kısaltma, yazılı İngilizcenin kaynak bilgisini doğrudan isimden sonra yoğun biçimde vermesini sağlar.
Alıştırma
Cümleyi derive fiilini ve belirtilen kaynağı kullanan kısaltılmış edilgen bir ilgi yan tümcesiyle tamamlayın: The evidence ____ supports a different conclusion. Kaynak: three independent studies.
Cevabı göster
derived from three independent studies
just as addictive as: eşit derece karşılaştırması
Eşleşen just as + adjective + as yapısı, iki şeyin bir özellik bakımından aynı derecede olduğunu belirtir. Burada egzersizin yemek ve seks kadar bağımlılık yapıcı olabileceği söylenir; just ise bu eşitlik iddiasını güçlendirir. Karşılaştırılan yalnızca bağımlılık yapma derecesidir. Cümle egzersiz, yemek ve seksin her bakımdan aynı olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi vurgulu eşitlik yapısı just as ... as ile tamamlayın: A good team can be ____ important ____ a talented leader.
Cevabı göster
just as · as
But while we're all up for more food and sex, Kalıp ifadeler
0:36Ama hepimiz daha fazla yiyecek ve sekse hayır demezken,
many struggle with the desire for physical activity,
0:38birçok kişi fiziksel aktivite yapma isteği duymakta zorlanır,
even though it's an essential part of human biology. Dilbilgisi
0:40oysa bu, insan biyolojisinin vazgeçilmez bir parçasıdır.
be up for something: kabul etmeye veya yapmaya istekli olmak
Be up for + isim veya -ing biçimi, birinin bir öneriyi ya da etkinliği kabul etmeye istekli, ilgili veya hazır olduğunu söylemenin gündelik bir yoludur. We're all up for more food and sex ifadesinde we're, we are anlamına gelir ve ifade insanların genellikle bunlardan daha fazlasına olumlu yaklaştığını belirtir. Bu ifade, Are you up for a walk? örneğindeki gibi çoğunlukla o anda sunulan bir seçeneğe karşılık verir. Kelimenin gerçek anlamıyla yukarı yönü anlatmaz ve birinin çoktan kaydolduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Dersteki gündelik ifadeyi kullanın: Mia suggested a board game, and I'm ____ playing with her.
Cevabı göster
up for
even though: olgusal bir karşıtlık sunma
Even though bir ödünleme yan cümlesi başlatır: ardından gelen yan cümle, normalde ana cümledeki durumu pek olası göstermeyecek bir gerçeği sunar. Burada fiziksel aktivite insan biyolojisinin temel bir parçasıdır, fakat birçok kişi yine de bunu yapmak için motivasyon hissetmekte zorlanır. Kalıp, ana cümle + even though + karşıtlık yaratan gerçek veya Even though + karşıtlık yaratan gerçek, ana cümle şeklinde olabilir. “Bu gerçeğe rağmen” anlamına gelir; “çünkü” anlamına gelmez.
Alıştırma
Yağmuru bir gerçek olarak sunup yürüyüşle karşıtlık kuran bağlacı seçin: We went for a walk, ___ it was raining.
- even though
- because
- even if
Cevabı göster
even though
Scientists studying mice have found an interesting genetic connection. Dilbilgisi
0:43Fareleri inceleyen bilim insanları ilginç bir genetik bağlantı buldu.
Scientists studying mice: kısaltılmış etken ilgi cümleciği
Scientists studying mice ifadesinde studying mice, Scientists sözcüğünü niteleyen bir -ing ortaç yan cümlesidir. Fareleri inceleyen bilim insanlarının hangileri olduğunu belirtir; Scientists, studying eyleminin örtük öznesi, mice ise nesnesidir. Bu kısa yapı, yani isim + -ing yan cümlesi, scientists who study mice gibi etken bir ilgi cümleciğinin yerini alabilir. Cümlenin temel fiili have found olduğundan studying temel fiil değildir.
Alıştırma
İlgi cümleciğini bir -ing yan cümlesiyle yeniden yazın: The scientists who were studying sleep published the report. The scientists ____ sleep published the report.
Cevabı göster
studying
those that chose to run on their wheel more often and those that decided not to run as much, Dilbilgisi
0:48yani çarklarında daha sık koşmayı seçenler ile daha az koşmayı seçenler karşılaştırıldığında,
separating mice into two groups: fareleri iki gruba ayırmak
Separate X into groups, tek bir bütün kümenin düzenlenip sonuçta birkaç grup oluşturmasını anlatır. Cümlede mice düzenlenen kümedir; two groups ise into ile sunulan sonucu adlandırır. Bu kalıp, fareleri önceden var olan iki gruptan uzaklaştırmak değil, farelerin kendisini kategorilere ayırmak anlamına gelir. Yeniden kullanılabilir yapı separate + X + into + groups şeklindedir.
Alıştırma
Katılımcıların sonuçta üç grup oluşturduğunu gösteren üç kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The researchers separated the participants ____ based on diet.
Cevabı göster
into three groups
İki grup için those that ... and those that ... yapısı
Birbirine paralel those that ... and those that ... ifadelerinin her biri, daha önce sözü edilen farelerin bir alt grubunu temsil eder. İlki daha sık koşan fareleri, ikincisi ise daha az koşan fareleri belirtir. Those, tekrarlanacak çoğul ismin yerini alırken her that yan cümlesi hangi alt grubun kastedildiğini gösterir. and sözcüğünün iki yanında aynı yapının tekrarlanması açık bir karşılaştırma kurar ve uzun bir cümlenin izlenmesini kolaylaştırır.
Alıştırma
seedlings ismini tekrarlamadan ona gönderme yapan iki kelimelik yapıyı iki boşluğa da yazın: The seedlings fell into two groups: ____ grew in full sun and ____ grew in shade.
Cevabı göster
those that · those that
the running mice would run on their wheels 75% more often than the other group, Dilbilgisi
0:56koşucu fareler çarklarında diğer gruba göre %75 daha sık koşuyordu,
75% more often than the other group: göreli sıklık artışı
75% more often than the other group, koşucu farelerin çarklarını kullanma sıklığı ile diğer grubun sıklığını karşılaştırır. Yüzde, more often ifadesini niteler; than ise temel alınan grubu belirtir. %75 artış, ilk grubun bu eylemi karşılaştırma grubunun 1,75 katı sıklıkla yaptığı anlamına gelir. İlk grubun sıklığının diğer grubun yalnızca %75’i olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Ücretli üyelerin eylemi ücretsiz üyelerden %40 daha sık yaptığını anlatan karşılaştırma ifadesiyle cümleyi tamamlayın: “Last month, paid members opened the app 40% ____ free members.”
Cevabı göster
more often than
they were running 7 miles a day as opposed to the average 4 miles. Kalıp ifadeler
1:01günde ortalama 4 mil yerine 7 mil koşuyorlardı.
After 10 generations ... by 16 generations: sıralama ve son tarih
After 10 generations, gözlem yapılmadan önce on neslin tamamlandığını anlatır. Sonucu, deneyde bu kadar zaman geçtikten sonra gözlemlenen bir durum olarak sunar. By 16 generations, “en geç on altıncı nesilde” demektir. Sonraki sonuca ulaşılmış olan en geç noktayı belirtir; ilk sonuçtan sonra on altı nesil daha geçtiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Raporu, önce tamamlanmış bir süreden sonraki gözlemi, ardından en geç belirtilen son tarihte ulaşılan sonucu gösteren iki zaman sözcüğüyle tamamlayın: “____ four weeks, the plants showed new growth, and ____ week six, nearly all had flowered.”
Cevabı göster
After · by
as opposed to: doğrudan karşılaştırma
Bu cümlede as opposed to iki sayıyı doğrudan karşılaştırır: günde 7 mil ve ortalama 4 mil. Bu ifade, birinin dört millik ortalamaya etkin biçimde karşı çıktığı anlamına gelmez. Tekrar kullanılabilecek kalıp X as opposed to Y şeklindedir. X ve Y, iki miktar, plan veya tercih gibi biçim ve anlam bakımından karşılaştırılabilir olmalıdır.
Alıştırma
İki fiyatı doğrudan karşılaştıran ve opposed içeren üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The basic plan costs $10 a month, ____ $25 for the premium plan.
Cevabı göster
as opposed to
It seemed their motivation for physical activity was genetic. Dilbilgisi
1:05Fiziksel aktivite motivasyonları genetik kaynaklı görünüyordu.
It seemed (that) + yan cümle
It seemed, ardından gelen düşünceyi geçici bir çıkarım olarak sunar: kanıtlar bu izlenimi vermektedir, ancak konuşan kişi bunu kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmaz. Tam kalıp It seemed (that) + yan cümle şeklindedir. Örnekte, their motivation ile başlayan yan cümleden önce that kullanılmamıştır; yine de ardından gelen sözcükler tam bir yan cümle oluşturur. Buradaki It biçimsel öznedir ve belirli bir şeye gönderme yapmaz.
Alıştırma
Bu cümlede hem It hem de seemed sözcüğünü en iyi açıklayan yorum hangisidir? It seemed their motivation for physical activity was genetic.
- Doğru olduğu kesin biçimde kanıtlanmıştı.
- It sözcüğü özellikle physical activity ifadesine gönderme yapıyordu.
- Kanıtlar bunun doğru olduğunu düşündürüyordu, ancak kesin bir gerçek olarak sunulmamıştı.
Cevabı göster
Kanıtlar bunun doğru olduğunu düşündürüyordu, ancak kesin bir gerçek olarak sunulmamıştı.
We all inherit genes from our parents that play a key role in the development of our brains, Kalıp ifadeler
1:08Hepimiz ebeveynlerimizden beynimizin gelişiminde kilit rol oynayan genler alırız,
play a key role in: kilit rol oynamak
play a key role in kalıbı, bir sürecin veya sonucun ortaya çıkmasında, şekillenmesinde ya da desteklenmesinde “çok önemli olmak” anlamına gelir. Bu cümlede ebeveynlerden alınan genler, beynin gelişimine önemli ölçüde katkıda bulunur. Yapı “özne + play a key role in + isim veya -ing biçimi” şeklindedir. Buradaki play ve role, oyun oynamayı ya da oyunculuk yapmayı anlatmaz; birlikte önemli bir katkıyı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi “bir konuda çok önemli olmak” anlamındaki dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: Regular sleep can ____ healthy brain development.
Cevabı göster
play a key role in
and these genes can make some literally crave activity. Dilbilgisi
1:12ve bu genler bazılarımızın kelimenin tam anlamıyla hareket etmeyi arzulamasına neden olabilir.
make + nesne + yalın fiil: make some literally crave activity
make some literally crave activity ifadesinde make ettirgen bir fiildir ve “bir şeye neden olmak” anlamına gelir. Some, some people anlamındaki bir zamirdir; crave ise güçlü bir isteği anlatan fiilin yalın biçimidir. Aktarılabilir yapı “make + nesne + fiilin yalın biçimi” şeklindedir ve ikinci fiilden önce to kullanılmaz: make someone crave doğrudur, make someone to crave yanlıştır. Literally, bu isteğin yalnızca abartı değil, gerçek olduğunu vurgular.
Alıştırma
Ettirgen made fiilinden sonra laugh sözcüğünün doğru biçimini kullanın: The funny video made the children ____.
Cevabı göster
laugh
In fact, the brains of the running mice had larger dopamine systems and regions that deal with motivation and reward. Öbek fiiller
1:15Aslında koşucu farelerin beyinlerindeki dopamin sistemleri ile motivasyon ve ödülle ilgili bölgeler daha büyüktü.
deal with motivation and reward ifadesinin anlamı
Burada deal with, “işleme veya kontrol etme sürecinde rol almak” anlamındadır. Özne beynin bölgeleridir; motivasyon ve ödül ise bu bölgelerin üzerinde çalıştığı işlevlerdir. Deal with burada “çözmek” anlamına gelmez. Anlamı seçerken özneye ve nesneye birlikte bakın: Bir beyin bölgesi bir işlevle ilgilenebilirken bir kişi bir sorunla başa çıkabilir.
Alıştırma
“This part of the brain deals with memory,” cümlesinde deals with ne anlama gelir?
- hafıza hakkında anlaşma yapar
- hafızanın yol açtığı bir sorunu çözer
- hafızanın işlenmesinde rol alır
Cevabı göster
hafızanın işlenmesinde rol alır
They needed activity, otherwise their brains would react similar to a drug-addicted rodent when deprived of cocaine or nicotine. Notlar
1:21Harekete ihtiyaçları vardı; aksi takdirde beyinleri, kokain ya da nikotinden mahrum bırakılan uyuşturucu bağımlısı bir kemirgeninki gibi tepki veriyordu.
otherwise sözcüğünün “yoksa” anlamı
Otherwise, önceki ifadede belirtilen ihtiyaç karşılanmazsa ne olacağını açıklar. Gizli koşul “aktivite yapmazlarsa”dır: Aktivite olmazsa beyinleri anlatılan şekilde tepki verecektir. Bu kullanım, if ile kurulan tam bir koşul cümleciğini tekrarlamayı önler. “Bunu yap veya elde et” düşüncesini “yoksa bu sonuç ortaya çıkar” düşüncesine bağlar.
Alıştırma
“Bunu yapmazsan” anlamına gelen bağlayıcıyı seçin: Put the milk in the fridge; _____, it may spoil.
- for example
- however
- otherwise
Cevabı göster
otherwise
kısaltılmış edilgen cümle olarak when deprived of cocaine or nicotine
when deprived of cocaine or nicotine, kısaltılmış bir edilgen yan cümledir. Burada anlamca özne a drug-addicted rodent olduğu için yapı when a drug-addicted rodent is deprived of cocaine or nicotine biçiminde açılabilir. Kemirgenin hangi zamanda ya da koşulda tepki verdiğini belirtir. Fiil deprive someone or something of something kalıbını izler: bir şeyden mahrum bırakılan varlık edilgen cümlenin öznesi olur, of ise verilmeyen ya da alınan şeyi tanıtır. when + geçmiş zaman ortacı biçimindeki kısaltılmış cümleler bilgiyi yoğunlaştırır ve bilimsel metinlerle haberlerde yaygındır.
Alıştırma
deprive kullanarak kısaltılmış edilgen cümleyi tamamlayın: The patients became weak when ____ ____ sleep.
Cevabı göster
deprived · of
We also inherit genes responsible for our other traits,
1:30Diğer özelliklerimizden sorumlu genleri de miras alırız,
doğrudan ve gündelik vurgu olarak straight up laziness
Burada straight up, tamamen, açıkça ya da düpedüz anlamına gelen gündelik bir pekiştiricidir. Straight up laziness, son özelliği açık ve kesin biçimde gerçek tembellik olarak niteler; yukarı yönü anlatmaz. Bu ifade, daha tarafsız özellik listesinden doğrudan ve vurgulu bir yargıya bilinçli bir geçiş yaratır. Başka bağlamlarda straight up gerçek anlamda kullanılabilir; bu nedenle anlamı, neyi nitelediğine bağlıdır.
Alıştırma
Bu dersteki iki sözcüklü pekiştiriciyle gündelik cümleyi tamamlayın: Skipping every rehearsal was ____ irresponsible.
Cevabı göster
straight up
And it turns out our physical laziness may be linked to a couch potato gene, Notlar
1:37Anlaşılan fiziksel tembelliğimiz bir “koltuk tembeli geni”yle bağlantılı olabilir,
it turns out: sonradan keşfedilen bir sonucu tanıtmak
Burada it turns out, konuşanın kanıtlara baktıktan sonra bulunan bir sonucu açıklayacağını gösterir. Anlatımı hazırlık bölümünden sonuca taşır. Sonuç şaşırtıcı olabilir, ama olmak zorunda değildir. It belirli bir şeye gönderme yapmaz; it turns out (that)... kalıbının bir parçasıdır.
Alıştırma
Yeni keşfedilmiş bir sonucu tanıtan bu dersteki üç sözcüklük İngilizce ifadeyi aynen yazarak cümleyi tamamlayın: Everyone thinks the library is closed today, but ____ it is open until six.
Cevabı göster
it turns out
may be linked to: olası bir ilişkiyi temkinli biçimde belirtmek
Bu cümlede may be linked to, fiziksel tembellik ile bir gen arasında bağlantı olabileceğini belirtir. May olasılığı gösterir; be linked to ise bu olası bağlantıdaki diğer etkeni tanıtır. Bu ifade bir ilişkiyi temkinli biçimde bildirir. Tek başına, genin davranışa neden olduğunu veya tek neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Bir çalışma olası bir bağlantı buluyor, ancak nedeni kanıtlamıyor. Hangi cümle sonucu doğru biçimde bildirir?
- Poor sleep may be linked to late-night screen use.
- Poor sleep is caused by late-night screen use.
- Poor sleep has no connection to late-night screen use.
Cevabı göster
Poor sleep may be linked to late-night screen use.
or rather, a mutation in a normal gene which regulates activity levels. Anlatım akışı
1:41daha doğrusu, aktivite seviyelerini düzenleyen normal bir gendeki mutasyonla.
Anında düzeltme için “or rather”
Bu cümlede “or rather” ikinci bir seçenek sunmaz. Konuşanın önceki etiketi hemen daha doğru bir açıklamayla değiştirdiğini gösterir: söz konusu şey kelimenin tam anlamıyla özel bir “tembellik geni” değil, etkinlik düzeylerini düzenleyen normal bir gendeki mutasyondur. İlk ifade düzeltiliyor, daraltılıyor veya daha kesin hâle getiriliyorsa sonraki ifadenin önünde “or rather” kullanılır. Böylece kişi konuşmanın ya da yazının akışını bozmadan kendi sözünü düzeltebilir.
Alıştırma
Konuşanın ilk tahmini düzelttiğini en iyi hangi ifade gösterir? The route is five miles long, ___, just over four miles long.
- or
- or rather
- rather than
Cevabı göster
or rather
This gene is responsible for a type of dopamine receptor. Kelime
1:46Bu gen, bir tür dopamin reseptörünün üretilmesinden sorumludur.
Birleşik isim “dopamine receptor”
“Dopamine receptor”, kimyasal haberci dopamin sinyaline tepki veren bir reseptördür. Bu birleşik isimde ana isim “receptor”dır; “dopamine” ise reseptörün hangi sinyali aldığını belirtir. Bu ifade dopaminin başka bir adı değildir. Cümle, geni bir reseptör türüyle ilişkilendirerek genetik farklılıkların dopamin sinyallemesini nasıl etkileyebileceğini açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Kimyasal sinyali veya tüm ağı değil, sinyali alan proteini hangi terim adlandırır?
- dopamine
- dopamine system
- dopamine receptor
Cevabı göster
dopamine receptor
Without it, you're more likely to prefer sitting around and simply doing less than those who have the properly functioning gene. Dilbilgisi
1:49Bu gen olmadan, düzgün çalışan gene sahip kişilere kıyasla oturup daha az şey yapmayı tercih etme olasılığınız yükselir.
Without it, you're more likely to ...: o olmadan, ... olasılığın daha yüksektir
Without it önce bir koşul kurar: “onun” bulunmadığı durumu düşünün. Buradaki it, daha önce sözü edilen dopamin reseptörünü gösterir. You're more likely to prefer ... bu koşulda sonucun gerçekleşme ihtimalinin daha yüksek olduğunu anlatır. Kesinlikle gerçekleşeceği anlamına gelmez. Kalıp şöyledir: without + isim veya zamir, özne + be more likely to + fiilin yalın hâli.
Alıştırma
Cümleyi “gerçekleşme olasılığı daha yüksek olmak” anlamındaki üç kelimelik kalıpla tamamlayın: Without enough sleep, Maya is ____ feel tired tomorrow.
Cevabı göster
more likely to
prefer sitting around and simply doing less: oturup az şey yapmayı tercih etmek
Prefer sonrasında -ing biçimi, birinin seçtiği etkinliği veya davranışı adlandırabilir. Sitting around hareketsiz biçimde zaman geçirmek, doing less ise ikinci davranıştır; simply sözcüğü “yalnızca” anlamını ekler. İki tümleç and ile bağlandığı için aynı biçimi kullanır: sitting ... and doing .... Bunlar isim görevindeki gerund biçimleridir; önlerinde be olmadığı için şimdiki zamanın sürerlik yapısı değildir.
Alıştırma
Parantez içindeki fiillerin -ing biçimlerini kullanarak aynı yapıdaki iki etkinliği tamamlayın: On rainy days, Mia prefers ____ at home and ____ books. (stay, read)
Cevabı göster
staying · reading
So, the truth is, your desire for activity may not be entirely up to you. Notlar
1:54Yani gerçek şu ki hareket etme isteğiniz tamamen sizin kontrolünüzde olmayabilir.
Ana sonucu öne çıkaran the truth is,
The truth is, konuşanın dinleyicinin temel gerçek veya en önemli sonuç olarak görmesini istediği ifadeyi tanıtır. Burada önceki kanıtları tek bir noktada toplar; daha önce söylenen her şeyin yanlış olduğunu ileri sürmez. Bu çerçeve çoğunlukla açıklamalardan, seçeneklerden veya karmaşık durumlardan sonra gelir. “Dürüstçe yüzleşmemiz gereken temel nokta bu” mesajını verir ve ardından gelen ifadeyi özellikle vurgular.
Alıştırma
Şu cümlede the truth is neyi belirtir: “We considered several plans, but the truth is, none fits our budget.”?
- Tamamen dinleyiciye bırakılan bir seçim.
- Önceki tüm ifadelerin yalan olduğunun kanıtı.
- Konuşanın açık sözlü ana sonucu.
Cevabı göster
Konuşanın açık sözlü ana sonucu.
not be entirely up to you: kısmi kontrol
Be up to someone yapısında up to, kararın, sorumluluğun veya kontrolün kimde olduğunu belirtir. Your desire for activity özne olduğunda be up to you, “sizin tarafınızdan belirlenmek veya kontrol edilmek” anlamına gelir. May not be entirely ifadesinin kapsamı dikkatle sınırlandırılmıştır: may olasılık, not entirely ise “tamamen değil” anlamını verir. Cümle, kişisel seçimin hâlâ önemli olduğunu kabul ederken başka etkilerin de bu isteği etkileyebileceğini söyler.
Alıştırma
Bir miktar etkiniz olduğunu ancak tam kontrole sahip olmadığınızı belirten hedef ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: Because the landlord must approve the date, the timing may ____.
Cevabı göster
not be entirely up to you
But many environmental factors are also at play, Deyimler
1:59Ancak birçok çevresel etken de işin içinde,
“Bir durumu etkin biçimde etkileyen” anlamında “at play”
Bu cümlede at play, “etkin biçimde işliyor veya sonucu etkiliyor” anlamına gelir. Çevresel etkenler oyun oynamaz; bir kişinin ne kadar aktif olma eğiliminde olduğunu şekillendiren nedenler arasındadır. be + at play kalıbı genellikle factors, forces veya mechanisms gibi çoğul bir özneden sonra gelir. Bir durumun tek ve basit bir açıklaması değil, birbiriyle etkileşen çeşitli nedenleri olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “durumu etkin biçimde etkileyen” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Several social and economic factors are ____.
Cevabı göster
at play
which means you aren't doomed to a life of laziness. Kelime
2:01bu da ömür boyu tembelliğe mahkûm olmadığınız anlamına geliyor.
Kaderci bir yargı olarak “be doomed to a life of laziness”
be doomed to + isim öbeği veya be doomed to + fiilin yalın hâli yapısı, kötü bir sonucu kaçınılmazmış gibi sunar. Burada doomed to a life of laziness, kişinin hayatı boyunca tembel kalmaya mahkûm olduğu varsayımını ifade eder. Cümlede aren't doomed dendiği için bu kaderci sonuç reddedilir: Genetik bir eğilim kişinin geleceğini belirlemez. Bu ifade, yalnızca tembelliğin mümkün olduğunu söylemekten kasıtlı olarak daha güçlüdür.
Alıştırma
Bir arkadaşınız tek bir hatanın geleceğini kalıcı olarak mahvettiğini düşünüyor. Hangi cevap hedef ifadeyi kullanarak bu kaderci düşünceyi reddeder?
- One mistake means you're likely to fail.
- One mistake doesn't mean you're doomed to fail.
- One mistake guarantees that you will fail.
Cevabı göster
One mistake doesn't mean you're doomed to fail.
Although making a change will be harder for some, knowledge is power. Notlar
2:03Değişiklik yapmak bazıları için daha zor olsa da bilgi güçtür.
Although making a change will be harder for some, ... (Değişiklik yapmak bazıları için daha zor olsa da...)
Although bir ödünleme anlatır: değişmenin bazı insanlar için daha zor olabileceğini kabul eder. Although yan cümlesinde making a change, will be harder ifadesinin öznesi olan bir ulaç grubudur. Although yan cümlesi konuşanın ana düşüncesini vermez. Dinleyiciyi, zorluğa rağmen geçerli kalan knowledge is power ana cümlesine hazırlar. Bu yapı, gerçek bir engeli kabul ettikten sonra o engelin geçersiz kılmadığı bir sonuç belirtmenizi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle bir zorluğu kabul edip ardından ana düşünceyi belirtmek için although sözcüğünü doğru kullanır?
- Although learning to swim may be hard for some.
- Although learning to swim may be hard for some, practice can help.
- Although learning to swim may be hard for some, but practice can help.
Cevabı göster
Although learning to swim may be hard for some, practice can help.
knowledge is power: bilgi güçtür
Knowledge is power atasözüne benzeyen bir ifadedir. Burada önemli gerçekleri anlamanın insanlara bir durumu değerlendirme, iyi seçimler yapma ve harekete geçme konusunda daha fazla imkân verdiği anlamına gelir. Bu, bilgiyi güçle sözcüğü sözcüğüne eşitlemez ve bir şeyi bilmenin otomatik olarak değişim yaratacağını vaat etmez. Bu cümlede kısa ve tanıdık ifade, bilgiyi cesaret verici bir sonuca dönüştürür: daha iyi anlamak, insanların bundan sonra ne yapacakları üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmalarını sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede knowledge is power ifadesinin en yakın anlamı nedir?
- Bilgi bir tür fiziksel güçtür.
- Gerçekleri anlamak, insanların daha iyi seçimler yapmasına ve harekete geçmesine yardımcı olabilir.
- Bir gerçeği bilmek sorunu otomatik olarak çözer.
Cevabı göster
Gerçekleri anlamak, insanların daha iyi seçimler yapmasına ve harekete geçmesine yardımcı olabilir.
So, if you think you're genetically lazy, get off the couch and fight your DNA. Notlar
2:07Bu yüzden genetik olarak tembel olduğunuzu düşünüyorsanız koltuktan kalkın ve DNA'nıza karşı koyun.
If you think..., get... and fight...: bir koşulun ardından gelen iki emir
if yan cümlesi olası bir durumu sunar: Tembelliğinin genlerinden kaynaklandığını düşünüyorsun. Bu, konuşanın bunun doğru olduğunu bildiği anlamına gelmez. Ana cümle, paralel iki emir fiiliyle doğrudan iki eylem verir: get off the couch ve fight your DNA. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp If + geniş zamanlı cümle, emir... şeklindedir: önce koşulu belirt, sonra ne yapılacağını söyle.
Alıştırma
Hangi cümle, bir if koşulunun ardından paralel iki emir eylemini doğru biçimde kullanıyor?
- You want to catch the bus if leave now and take the shortcut.
- If you want to catch the bus, you left now and taking the shortcut.
- If you want to catch the bus, leave now and take the shortcut.
Cevabı göster
If you want to catch the bus, leave now and take the shortcut.
fight your DNA: kalıtsal bir eğilime karşı koymayı anlatan güçlü bir mecaz
Fight your DNA güçlü bir mecazdır. DNA kalıtsal özellikleri temsil eder; dolayısıyla ifade, genlerden gelebilecek bir eğilime karşı hareket etmek anlamına gelir. Bu cümlede söz konusu eğilim hareketsiz kalmaktır. DNA'ya fiziksel olarak saldırmak veya onu değiştirmek anlamına gelmez. Konuşan kişi son tavsiyeyi güçlü ve akılda kalıcı yapmak için bir savaş görüntüsü kullanır.
Alıştırma
Bu cümlede fight your DNA ne anlama geliyor?
- Vücudundaki DNA'ya fiziksel olarak zarar vermek.
- Genlerin hiçbir etkisi olmadığını kanıtlamak.
- Kalıtsal bir eğilime karşı hareket etmek.
Cevabı göster
Kalıtsal bir eğilime karşı hareket etmek.
Check out our past videos on the science of productivity,
2:14Verimlilik bilimiyle ilgili önceki videolarımıza göz atın,
which might help you improve your motivation and fight that laziness.
2:17motivasyonunuzu artırmanıza ve o tembellikle savaşmanıza yardımcı olabilirler.
And if you'd like to learn more about the amazing science behind extraordinary athletic performance,
2:20Olağanüstü atletik performansın ardındaki şaşırtıcı bilim hakkında daha fazlasını öğrenmek isterseniz,
which was a major source for this episode.
2:28Bu kitap, bu bölümün başlıca kaynaklarından biriydi.
It's a great read and you can get a copy of it using the link in the description below.
2:30Harika bir kitap; aşağıdaki açıklamada yer alan bağlantıyı kullanarak bir kopyasını edinebilirsiniz.
And subscribe for more weekly science videos.
2:34Her hafta yeni bilim videoları için kanalımıza abone olun.