Catherine Çarkı - İnsanlık Tarihinin En Kötü Cezaları: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.088 kelime 199 kel/dk

Video özeti: Anlatı Catherine Çarkı efsanesini, Avrupa’daki halka açık infazlarda kullanımını ve adil ceza ile zulüm arasındaki sınırı ele alıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. flat out — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Bu gündelik pekiştiriciyi fiziksel konum değil, “tamamen” veya “açıkça” olarak anlayın ve vurgu için kullanın. 2. had her beheaded. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: have + kişi + geçmiş ortaç yapısını tanıyın; imparator kendisi yerine başkasına emretmiştir, böylece eyleyen kişi ters anlaşılmaz. 3. which leads to the question: — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Önceki kanıtı sonuç sorusuna dönüştürmek ve tartışmaya geçiş yapmak için ilgi cümleciğini kullanın.

Bu derste

There are many horrific devices of the distant past

0:00

Uzak geçmişte birçok korkunç cihaz vardı

that were intended to inflict unbearable pain Kalıp ifadeler

0:03

dayanılmaz acılar çektirmeyi

or flat out kill their target. Kelime

0:05

ya da hedefini doğrudan öldürmeyi amaçlayan.

Kalıp ifadeler

intended to inflict unbearable pain: amaç ve zararlı sonuç bildiren resmî eşdizim

Edilgen be intended to + fiil yapısı, bir şeyin hangi amaçla tasarlandığını veya planlandığını belirtir. Buradaki were intended to, aletlerin ne yapmak üzere üretildiğini gösterir. Inflict, birinin zararlı bir şey yaşamasına neden olmak anlamına gelir ve genellikle pain, damage, injury ya da punishment gibi nesnelerle kullanılır. Bu yüzden intended to inflict unbearable pain, dayanılması mümkün olmayacak kadar şiddetli acı vermek üzere tasarlanmış demektir.

Alıştırma

Bir aletin planlanan zararlı amacını resmî İngilizcede en doğal biçimde hangi cümle anlatır?

  1. The device was intended for giving severe pain.
  2. The device was intended to inflict severe pain.
  3. The device intended to hand severe pain.
Cevabı göster

The device was intended to inflict severe pain.

Kelime

kill önünde samimi bir pekiştirici olarak flat out

Bu cümlede flat out, kill fiilini niteleyen samimi bir pekiştiricidir. Tamamen veya doğrudan anlamını verir ve ikinci sonucu daha açık ve daha aşırı gösterir: aletler yalnızca acı vermekle kalmayıp hedefi düpedüz öldürebilirdi. Bu anlamı flat ve out sözcüklerinin ayrı ayrı gerçek anlamlarından çıkarmayın. Flat out ifadesinin birkaç deyimsel kullanımı vardır; bu nedenle nitelediği fiile ve çevresindeki duruma bakın.

Alıştırma

“The update did not just slow the app; it flat out stopped it,” cümlesinde flat out ne anlama gelir?

  1. Uygulamayı tamamen durdurdu.
  2. Uygulamayı düz biçimde yatırdı.
  3. Uygulamayı son hızla durdurdu.
Cevabı göster

Uygulamayı tamamen durdurdu.

Some of these,

0:07

Bunlardan bazıları,

such as the brazen bull,

0:08

kurbanın canlı canlı yakıldığı pirinç bir heykel olan

a brass statue in which the victim would be burned alive, Kalıp ifadeler

0:09

pirinç boğa gibi,

sound pretty terrifying.

0:12

kulağa oldukça korkutucu geliyor.

Kalıp ifadeler

burned alive: durum tümleci olarak alive

Burned alive, yakma başladığında kurbanın hâlâ hayatta olduğu anlamına gelir; bu idam bağlamında yakma eylemi kurbanı öldürür. Alive, eylem sırasında kurbanın durumunu anlatan bir durum tümlecidir; burned fiilinin nesnesi değildir. Bu yapı buried alive ve eaten alive gibi ifadelerde de görülür. Fiil + alive, eylem gerçekleşirken bir insanın veya hayvanın hayatta olduğunu vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede "the victim would be burned alive" ne anlama geliyor?

  1. Kurban hâlâ hayattayken yakılacak ve idam sonucunda ölecekti.
  2. Kurban hafif bir yanık aldıktan sonra hayatta kalacaktı.
  3. Ateş, yaşayan bir insanı temsil eden heykeli yok edecekti.
Cevabı göster

Kurban hâlâ hayattayken yakılacak ve idam sonucunda ölecekti.

The breast ripper

0:13

Göğüs sökücü

or pear of anguish

0:14

veya ızdırap armudu,

are other examples of things

0:16

asla başınıza gelmesini istemeyeceğinizi bildiğiniz

that you just know you wouldn't want to have happen. Dilbilgisi

0:17

diğer örneklerdir.

Dilbilgisi

wouldn't want to have ... happen yapısı

Things that you wouldn't want to have happen yapısında things, anlam bakımından have sözcüğünden sonra yer alır: you wouldn't want to have those things happen. Kalıp want + to have + nesne + fiilin yalın hâlidir; bu nedenle happen yalın biçimde kalır. Burada have, «sahip olmak» anlamına gelmez ve perfect yapısının yardımcı fiili değildir. Olayı kişinin izin verebileceği, ayarlayabileceği veya yaşayabileceği bir şey olarak çerçeveler; bu bağlamdaki olumsuzluk, bu korkunç olayları yaşamayı kesinlikle istemeyeceğiniz anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi have + nesne + fiilin yalın hâli kalıbıyla tamamlayın: A sudden engine failure is something you wouldn't want to ____ during a flight.

Cevabı göster

have happen

But say you were captive Dilbilgisi

0:20

Ama diyelim ki esir düştünüz

and those in charge threatened to bring out the wheel, Notlar

0:21

ve yetkililer tekerleği çıkarmakla tehdit etti,

the Catherine Wheel.

0:24

Catherine Tekerleği'ni.

Dilbilgisi

Say you were...: say ile varsayım başlatma

Bir düşünce deneyinin başında say, “varsayalım” veya “hayal et” anlamına gelebilir. Say you were captive, dinleyiciden esir olduğunu hayal etmesini ister; ondan bir şey söylemesini istemez. Buradaki were, durumu dinleyicinin gerçek hayatıyla ilgili bir iddia olarak değil, varsayım olarak sunar. Say + özne + geçmiş zamanlı yan cümle kalıbıyla hızlıca bir örnek durum kurulabilir.

Alıştırma

Düşünce deneyini burada öğretilen konuşma dilindeki varsayım girişiyle tamamlayın: ____ you were offered two jobs with the same salary. Which one would you choose?

Cevabı göster

Say

Kalıp ifadeler

Those in charge: karar verme yetkisi olan kişiler

Those in charge, “durumdan sorumlu ve durum üzerinde yetkisi olan kişiler” demektir. Burada, unvanları belirtilmese de bir esire emir verebilen kişileri ifade eder. Those bir grup insanın yerine kullanılır; in charge ise bu grubu tanımlar. Bu ifade, karar vericileri belirli bir unvanla değil, rolleriyle belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, teklifin nihai karar verme yetkisine sahip kişilere gönderildiğini ifade eder?

  1. The proposal has gone to those being charged.
  2. The proposal has gone to those in charge.
  3. The proposal has gone to those responsible.
Cevabı göster

The proposal has gone to those in charge.

Öbek fiiller

bring out: bir şeyi kullanıma sunmak

Bu cümlede bring out, fiziksel bir nesneyi kullanılabilmesi için bulunduğu yerden alıp getirmek veya ortaya çıkarmak anlamına gelir. Yetkililer Catherine Çarkı'nı yalnızca sergilemekten değil, cezalandırmada kullanılmak üzere getirmekten söz ediyor. Bu somut anlamda bring out tek bir öbek fiil olarak işlev görür. Nesne öbekten sonra gelebilir (bring out the wheel) veya iki parçanın arasına girebilir (bring the wheel out); zamir ise mutlaka araya gelmelidir (bring it out).

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz, “bir şeyi kullanıma hazır olacak şekilde sunmak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: At dessert time, the staff will ____ the cake.

Cevabı göster

bring out

You might think, well,

0:25

Belki de 'eh, bu o kadar da

that doesn't actually sound so bad.

0:26

kötü gelmiyor kulağa' diye düşünebilirsiniz.

You'd be in for quite a shock. Kalıp ifadeler

0:28

Çok büyük bir şok yaşarsınız.

Kalıp ifadeler

You'd be in for quite a shock: yaklaşan bir deneyimi öngörmek

Burada You'd, you would anlamındadır; be in for ise “yakında bir şeyi yaşaması çok muhtemel veya kesin olmak” demektir. Ardından yaklaşan deneyimi adlandıran bir isim öbeği gelir: quite a shock. Quite, isim öbeğini güçlendirir ve şaşkınlığın büyük olduğunu gösterir. Cümlenin tamamı, dinleyicinin durumun hafif olduğuna dair beklentisinin yanlış olduğunu ve sıradaki şeyin çok daha rahatsız edici veya şaşırtıcı olacağını bildirir.

Alıştırma

Bu derste öğrendiğiniz, “yaşaması muhtemel olmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: If the last train is canceled, we're ____ a long wait.

Cevabı göster

in for

We'll explain why in this episode of the Infographics Show.

0:30

Nedenini Infographics Show'un bu bölümünde açıklayacağız.

The Catherine Wheel,

0:33

Catherine Tekerleği,

Worst Punishments.

0:34

En Kötü Cezalar.

According to legends, Anlatım akışı

0:35

Efsanelere göre,

the Catherine Wheel is named after Saint Catherine of Alexandria,

0:36

Catherine Tekerleği adını İskenderiyeli Aziz Catherine'den alır,

who is a patron to those academically or philosophically inclined

0:39

ki o akademik veya felsefi eğilimi olanların koruyucusudur

and prevents unexpected death.

0:43

ve beklenmedik ölümleri önler.

Anlatım akışı

Kaynak çerçevesi olarak According to legends,

According to legends bir kaynak çerçevesidir: ardından gelen iddianın anlatıcının doğrulanmış bilgisinden değil, geleneksel hikâyelerden geldiğini belirtir. According to bilginin nereden geldiğini gösterir; kaynağın doğru olduğunu kanıtlamaz. Burada tarihsel iddia sunulmadan önce kanıtın daha zayıf olduğu işaret edilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir iddiayı doğrulanmış gerçek olarak sunmadan geleneksel hikâyelere dayandırır?

  1. According to local legends, a hidden room lies under the library.
  2. I personally found a hidden room under the library.
  3. A hidden room definitely lies under the library.
Cevabı göster

According to local legends, a hidden room lies under the library.

Now, there's no mention of this individual before the 9th century,

0:45

Şimdi, 9. yüzyıldan önce bu kişiden hiç bahsedilmemiştir,

although she supposedly lived in the 4th. Kelime

0:48

her ne kadar 4. yüzyılda yaşadığı iddia edilse de.

Kelime

Supposedly ile doğrulanmamış bir iddiaya mesafe koyma

Supposedly, bir bilgiyi konuşanın doğruladığı bir gerçek olarak değil, insanların söylediği veya varsaydığı bir şey olarak işaretler. Çoğu zaman iddiayla araya mesafe koyar ve konuşanın iddiadan şüphe ettiğini ima edebilir. Burada lived fiilini niteler: gelenek onun 4. yüzyılda yaşadığını söyler, ancak yazılı kayıtların çok daha geç ortaya çıkması bu tarihi belirsiz kılar.

Alıştırma

İnsanlar kestirme yolun daha hızlı olduğunu söylüyor ama testler buna katılmıyor. Hangi cümle bu iddiayı kuşkuyla en iyi biçimde aktarır?

  1. I find the shortcut faster.
  2. The shortcut is supposedly faster.
  3. The shortcut is certainly faster.
Cevabı göster

The shortcut is supposedly faster.

So, it's suspected that she did not truly exist.

0:50

Bu nedenle, gerçekten var olmadığından şüphelenilmektedir.

Nevertheless, her story was a well-known one that began in Egypt.

0:53

Bununla birlikte, hikayesi Mısır'da başlayan oldukça iyi bilinen bir hikayeydi.

She was believed to be noble, if not a princess, Dilbilgisi

0:57

Eğer bir prenses olmasa bile soylu biri olduğuna

as well as very studious.

0:59

ve çok çalışkan olduğuna inanılırdı.

Dilbilgisi

noble, if not a princess: daha güçlü bir olasılık

Buradaki if not sıradan bir koşul kurmaz. “Daha zayıf bir tanım, if not daha güçlü bir tanım” kalıbında konuşan kişi daha zayıf tanımı kesin kabul eder ve daha güçlü tanımı gerçek bir olasılık olarak ortaya koyar. Dolayısıyla noble daha güvenli yargıdır; a princess ise daha güçlü ama daha az kesin yargıdır. İfade “en azından soyluydu, hatta belki prensesti” anlamına gelir; not onun prenses olduğunu inkâr etmez.

Alıştırma

Burada "noble, if not a princess" ne anlama geliyor?

  1. Ne soylu ne de prenses olabilirdi.
  2. Kesinlikle prenses olmadığı için soyluydu.
  3. En azından soyluydu, hatta bir prenses bile olabilirdi.
Cevabı göster

En azından soyluydu, hatta bir prenses bile olabilirdi.

However, some might consider it less than wise Deyimler

1:01

Ancak bazıları onun

that she rose up to protest the wrongs of the then Roman emperor of the time, Maxentius, Öbek fiiller

1:03

Hıristiyanlara acımasızca zulmeden dönemin Roma imparatoru Maxentius'un yanlışlarını

who was relentlessly persecuting Christians.

1:08

protesto etmek için ayaklanmasını pek de akıllıca bulmayabilir.

Deyimler

less than wise: ölçülü bir eleştiri

Less than wise sözcük anlamıyla bir eylemi akıllıca olma ölçütünün altına yerleştirir, ancak çoğunlukla hafifletilmiş bir anlatım olarak işlev görür. Konuşan kişi doğrudan unwise veya foolish demek yerine, açık bir olumsuz yargıyı daha yumuşak görünen bir ifadeyle aktarır. Bu cümlede ifade, onun protestosunu tehlikeli derecede kötü bir karar olarak çerçevelerken kontrollü ve muhtemelen kuru bir tonu korur. Tamamen akıllıca olmaktan yalnızca biraz daha aşağıda anlamında değil, bir eleştiri olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

"Ignoring the safety warning was less than wise," cümlesinde less than wise nasıl bir tutum ifade ediyor?

  1. Akıllıca bir karar için güçlü bir övgü.
  2. Karara yönelik ölçülü ama açık bir eleştiri.
  3. Uyarının var olup olmadığı konusunda belirsizlik.
Cevabı göster

Karara yönelik ölçülü ama açık bir eleştiri.

Öbek fiiller

Rose up: otoriteye açıkça direnmek

Bu cümlede rose up, rise up ifadesinin geçmiş zaman biçimidir ve “otoriteye açıkça direndi veya meydan okudu” anlamına gelir. Catherine bunu imparatorun haksızlıklarını protesto ederek yaptığı için ifade, yalnızca oturduğu yerden kalkmasını değil, karşı koymasını anlatır. to protest mastarı, direnişin hangi eylemle ortaya konduğunu veya amacını belirtir. Tarihî ya da siyasi anlatılarda rise up çoğu zaman halka açık ve kararlı bir direnişi ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi “açıkça direndi” anlamındaki iki sözcüklü geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: After years of repression, the citizens ____ against the regime.

Cevabı göster

rose up

Maxentius allegedly selected several scholars to engage in a battle of wits Deyimler

1:11

İddiaya göre Maxentius, genç Catherine ile bir zeka savaşına girmeleri için

with the young Catherine, but ultimately the wise men lost.

1:15

birkaç bilgin seçti ama sonuçta bilgeler kaybetti.

Deyimler

A battle of wits: zekâya dayalı mücadele

Bu cümlede a battle of wits, fiziksel güç yerine zekâ, tartışma veya strateji yoluyla yürütülen bir mücadele anlamına gelir. Bilginler ile Catherine tartıştığı için battle mecazidir ve wits hızlı, becerikli düşünmeyi ifade eder. a battle of wits kalıbı, iki tarafın bir tartışma, müzakere, oyun veya soruşturmada birbirinden daha akıllıca davranmaya çalışmasını anlatabilir. of wits bölümü, mücadelenin temelinde zihinsel becerinin bulunduğunu belirtir.

Alıştırma

İki müzakereci, birbirini zihinsel olarak alt etmek için sakin biçimde mantık ve strateji kullanıyor. Mücadelelerini en iyi hangi ifade anlatır?

  1. a battle of wills
  2. a battle of wits
  3. a war of words
Cevabı göster

a battle of wits

As a further insult, while she was in prison for her words,

1:18

Daha da büyük bir aşağılama olarak, sözleri yüzünden hapisteyken,

Catherine managed to convert many of Maxentius's soldiers

1:21

Catherine, Maxentius'un birçok askerini

and even his wife to the Christian religion.

1:24

ve hatta karısını bile Hristiyan dinine dönüştürmeyi başardı.

Needless to say, that didn't exactly sit well with Maxentius. Notlar

1:27

Söylemeye gerek yok, bu durum Maxentius'un pek hoşuna gitmedi.

Anlatım akışı

Needless to say: beklenen bir sonucu sunmak

Needless to say, ardından gelen ifadeyi önceki bağlamdan açıkça çıkan veya kolayca öngörülen bir sonuç olarak sunan bir söylem belirtecidir. Konuşan kişi sonucu yine de söyler; bu ifade, dinleyiciye sonucu önceki bilgiyle nasıl ilişkilendireceğini gösterir. Burada Maxentius'un olumsuz tepkisini tamamen öngörülebilir bir sonuç olarak sunar. Sonuç hiç şaşırtıcı olmadığında vurgu veya hafif bir ironi de katabilir.

Alıştırma

“Needless to say, the alarm caused everyone to leave,” cümlesinde Needless to say dinleyiciye ne anlatır?

  1. Konuşan kişi daha sonra ne olduğunu söylemeyi reddeder.
  2. Konuşan kişi sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinden emin değildir.
  3. Sonuç bağlamdan açıkça anlaşılır veya kolayca öngörülebilir.
Cevabı göster

Sonuç bağlamdan açıkça anlaşılır veya kolayca öngörülebilir.

Deyimler

sit well with: bir şeyin nasıl karşılandığını anlatmak

Sit well with someone, bir fikir, olay veya kararın bir kişi tarafından kabul edilebilir ya da rahatlatıcı bulunması anlamına gelen bir deyimdir. Değerlendirilen şey genellikle özne olur ve tepki veren kişi with sözcüğünden sonra gelir: This rule doesn't sit well with me. Altyazıdaki didn't exactly sit well with, olumsuz tepkiyi bilinçli olarak hafif ifade eder. Maxentius'un yalnızca biraz rahatsız olduğu anlamına gelmez; bağlam içinde onun çok hoşnutsuz olduğunu kuru bir üslupla sezdirir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “olumlu karşılanmadı” anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: The unexplained price increase didn't ____ customers.

Cevabı göster

sit well with

After torture in which she declared Jesus Christ her spouse,

1:30

İsa Mesih'i eşi olarak ilan ettiği işkenceden sonra,

she was sentenced to death. Kalıp ifadeler

1:33

ölüme mahkum edildi.

Kalıp ifadeler

Be sentenced to death: idama mahkûm edilmek

“Was sentenced to death” ifadesinde sentence, “birine resmî olarak hukuki bir ceza vermek” anlamındaki bir fiildir. Sabit yapı sentence someone to + punishment şeklindedir; burada to death, verilen cezanın ölüm cezası olduğunu belirtir. Edilgen yapı was sentenced, mahkemeyi veya yetkili makamı belirtmeyip kararı alan kişiye odaklanır. İfade, onun resmî olarak idama mahkûm edildiği anlamına gelir; tam o anda idam edildiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi “resmî olarak ölüm cezasına çarptırılmak” anlamındaki hukuk ifadesiyle tamamlayın: The court announced its judgment, and the prisoner was ____.

Cevabı göster

sentenced to death

This is when the wheel came into play, Deyimler

1:35

İşte tekerlek o zaman devreye girdi,

which was the executionary device.

1:36

ki o bir infaz cihazıydı.

Deyimler

Come into play: devreye girmek

“Came into play” ifadesinde come into play, “etki göstermeye başlamak” veya “önemli hâle gelmek” anlamındadır. Tekerlek zaten vardı, ancak anlatının bu aşamasında artık önemli olan mekanizma hâline gelir. Özne bir etken, kural, beceri, kaynak veya mekanizma olabilir. Come fiilini zamana göre comes into play ya da came into play şeklinde değiştirin; play sözcüğünü burada “eğlenmek” diye yorumlamayın.

Alıştırma

Cümleyi come into play ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: At first we discussed design, but once we reviewed the budget, cost ____.

Cevabı göster

came into play

The story goes that it shattered at her touch, Anlatım akışı

1:39

Hikayeye göre tekerlek onun dokunuşuyla paramparça oldu,

and so in desperation the emperor ultimately had her beheaded. Dilbilgisi

1:42

ve bu yüzden imparator çaresizlik içinde sonunda onun başını kestirdi.

Anlatım akışı

Aktarılan bir anlatıyı sunan “The story goes that”

“The story goes that”, bir hikâye, efsane veya anekdotta yaygın olarak anlatılan olay versiyonunu tanıtır. Buradaki goes fiziksel hareket değil, “böyle anlatılır” anlamındadır. Bu çerçeve, ardından gelen bilgiyi konuşanın doğrudan olgusal iddiası olarak değil, ortalıkta dolaşan bir anlatı olarak işaretleyip cümledeki bilgiyi düzenler. Böylece konuşan, her ayrıntının doğrulanmış olup olmadığı konusunda mesafesini koruyarak hikâyeyi aktarabilir.

Alıştırma

Bu cümlede “The story goes that” ne işe yarıyor?

  1. Ardından gelen iddiayı yaygın olarak anlatılan bir rivayet şeklinde sunar.
  2. Ardından gelen iddianın doğrulandığını kanıtlar.
  3. Hikâyenin fiziksel olarak bir yere gittiğini söyler.
Cevabı göster

Ardından gelen iddiayı yaygın olarak anlatılan bir rivayet şeklinde sunar.

Dilbilgisi

“had her beheaded”: have + nesne + geçmiş zaman ortacı

“Had her beheaded” ifadesinde had ettirgen kullanımdadır: have + nesne + geçmiş zaman ortacı, öznenin nesneye yönelik bir eylemi ayarladığı, emrettiği veya gerçekleşmesine neden olduğu anlamına gelir. Her, behead eylemine maruz kalan kişidir; eylemi gerçekten yapan kişi belirtilmez. Dolayısıyla imparator infazı mutlaka kendisi gerçekleştirmiş değildir; başkalarının yapmasına neden olmuştur. Eylemi yapan kişiden çok öznenin eyleme neden olma rolünün önemli olduğu durumlarda aynı kalıp kullanılabilir.

Alıştırma

Yöneticinin posterleri başka birine bastırdığını göstermek için cümleyi have + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısıyla tamamlayın: Yesterday, the director ____ before noon.

Cevabı göster

had the posters printed

She was then carried to Mount Sinai.

1:45

Daha sonra Sina Dağı'na taşındı.

Interestingly, later on,

1:47

İlginçtir ki, daha sonra,

Saint Joan of Arc identified Catherine's voice

1:49

Aziz Joan of Arc, Catherine'in sesini

as one of the several she heard.

1:51

duyduğu birkaç sesten biri olarak tanımladı.

So, what is this wheel that Catherine had miraculously escaped,

1:53

Peki, Catherine'in mucizevi bir şekilde kaçtığı,

but that went on to kill many of the less fortunate? Dilbilgisi

1:57

ancak daha sonra daha az şanslı birçok kişiyi öldürmeye devam eden bu tekerlek nedir?

Dilbilgisi

went on to kill: daha sonraki yeni bir sonuç

Bu cümlede went on to kill, Catherine tekerlekten kurtulduktan sonra tekerleğin daha az şanslı başka insanların ölümüne yol açtığı anlamına gelir. İfade, öldürme sonucunu daha sonraki bir aşamaya yerleştirir; hâlihazırda süren bir öldürmenin devam ettiğini söylemez. go on to + fiilin yalın hâli kalıbı, daha önceki bir olay veya aşamayı daha sonraki farklı bir eyleme, başarıya ya da sonuca bağlar. Burada went geçmiş zaman biçimidir ve to kill yeni sonucu tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi geçmiş zaman ifadesi went on to ve win fiiliyle tamamlayın: After her first film won praise, the director ____ an international award.

Cevabı göster

went on to win

Another name it's known by, the breaking wheel,

2:00

Bilinen diğer bir adı olan kırma tekerleği,

will probably give you some ideas.

2:02

size muhtemelen bazı fikirler verecektir.

It was a wheel made of wood,

2:04

Ahşaptan yapılmış bir tekerlekti,

similar if not the same as those used on carriages. Dilbilgisi

2:05

at arabalarında kullanılanlara aynı olmasa da benzerdi.

Dilbilgisi

similar if not the same as: temkinli karşılaştırma

Burada similar if not the same as, dereceli bir karşılaştırma yapar: tekerlek en azından at arabası tekerleklerine benziyordu ve gerçekte aynı türden bile olabilirdi. if not, aynılığı reddetmez; daha güçlü bir olasılık ortaya koyar. Yapısal olarak bu ifade, similar to those used on carriages, if not the same as those used on carriages biçiminin kısaltılmış hâli olarak okunabilir. Kalıp, konuşanın önce daha güvenli bir iddia ortaya koyup ardından bunu temkinli biçimde daha güçlü bir iddiaya yükseltmesini sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle yeni malzemenin eski malzemeye en azından benzediğini ve tamamen aynı olabileceğini söyler?

  1. The new material is similar if not the same as the old material.
  2. The new material is exactly the same as the old material.
  3. The new material is similar to the old material, but it is definitely not the same.
Cevabı göster

The new material is similar if not the same as the old material.

In addition to being made of hefty wood,

2:08

Sağlam ahşaptan yapılmasının yanı sıra,

these wheels were outfitted with a metal rim, Kelime

2:10

bu tekerlekler metal bir jantla donatılmıştı,

though sometimes they would be modified

2:12

ancak bazen çıkıntılı demir bıçaklarla

so that they could inflict further damage with protruding iron blades.

2:14

daha fazla hasar verebilmeleri için değiştirilirlerdi.

Kelime

Kurulu ekipmanı anlatan be outfitted with

Be outfitted with, “belirli ekipman veya özelliklerle donatılmış olmak” anlamına gelir. Buradaki edilgen ifade, metal çemberi tekerleklere takılmış bir parça olarak sunar; giysi anlamına gelmez. Kalıp be + outfitted + with + ekipman veya özellik şeklindedir. Basit have kullanımına göre bir şeyin belirli bir amaç için nasıl yapılandırıldığını daha çok vurgular ve genellikle daha teknik ya da açıklayıcı duyulur.

Alıştırma

Cümleyi, kurulu ekipmanı belirten bu dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: The rescue boat was ____ radar and two powerful searchlights.

Cevabı göster

outfitted with

These massive wheels would then be dropped on convicts all over their body,

2:18

Bu devasa tekerlekler daha sonra mahkumların vücutlarının her yerine düşürülür,

breaking bones upon impact. Dilbilgisi

2:22

çarpma anında kemiklerini kırardı.

Dilbilgisi

Sonuç öbeği olarak breaking bones upon impact

Virgülden sonraki breaking bones adlı -ing öbeği, önceki olayın doğrudan sonucunu verir: tekerlekler vücuda çarpar ve bu darbe kemiklerin kırılmasına yol açar. Breaking bir ortaçtır; kendi zamanı olan yeni bir çekimli fiil değildir. Upon impact, “çarpma anında” anlamına gelir. Yapının tamamı, bir olayı onun anlık sonucuna kısa biçimde bağlar: tam ana cümle, + sonuç bildiren -ing öbeği.

Alıştırma

Hangi cümle, ilk olayın doğrudan sonucunu göstermek için bir -ing öbeğini doğru kullanır?

  1. The crate fell from the shelf, damaged the table below.
  2. The crate fell from the shelf, to damaging the table below.
  3. The crate fell from the shelf, damaging the table below.
Cevabı göster

The crate fell from the shelf, damaging the table below.

Another approach was to tie a person to the wheel

2:24

Başka bir yaklaşım, bir kişiyi tekerleğe bağlamak

and hit his or her limbs with iron hammers or bars

2:26

ve tekerlek döndürülürken uzuvlarına

while the wheel was rotated.

2:29

demir çekiçler veya çubuklarla vurmaktı.

As long as the bones were shattered,

2:31

Kemikler parçalandığı sürece,

that was all that mattered.

2:32

önemli olan tek şey buydu.

The exact amount of wheel drops or hammer hits were already determined beforehand.

2:34

Tekerleğin düşme veya çekicin vurma sayısı tam olarak önceden belirlenirdi.

This would depend on the extent of the convicts' crimes, Kalıp ifadeler

2:38

Bu, mahkumların suçlarının boyutuna bağlıydı,

such as if they committed acts of robbery or murder. Kalıp ifadeler

2:41

örneğin soygun mu yoksa cinayet mi işledikleri gibi.

Kalıp ifadeler

depend on the extent of: sonucu dereceye göre değiştirmek

Bu cümlede depend on the extent of, sonucun hükümlülerin suçlarının ne kadar ciddi veya kapsamlı olduğuna göre belirlendiği anlamına gelir. Buradaki extent fiziksel alanı değil, dereceyi veya kapsamı ifade eder. X depends on the extent of Y kalıbı, X’in Y’nin ne kadar büyük olduğuna göre değiştiği durumlarda kullanışlıdır. Belirleyici unsurun derece olduğunu gösterdiği için depend on Y ifadesinden daha kesindir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki 'bir şeyin ne kadar büyük veya ciddi olduğuna göre belirlenmek' anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The repair cost will ____ the damage.

Cevabı göster

depend on the extent of

Kalıp ifadeler

committed acts of: yanlış eylemler için resmî eşdizim

Bu cümlede committed acts of, soygun veya cinayet eylemlerini gerçekleştirmiş olmak anlamına gelir. Commit, bir suçu veya başka ciddi bir yanlış eylemi işlemek için kullanılan bir fiildir; burada “söz vermek” anlamına gelmez. commit acts of + isim yapısı, acts of violence veya acts of fraud örneklerinde olduğu gibi davranışları türlerine göre gruplandırmanın resmî bir yoludur. Doğrudan commit a crime ifadesiyle karşılaştırıldığında, eylemleri daha geniş bir kategori içindeki örnekler olarak öne çıkarır.

Alıştırma

Raporu, 'örneklerini gerçekleştirdi' anlamındaki üç kelimelik resmî ifadeyle tamamlayın: The audit found that several contractors had ____ fraud.

Cevabı göster

committed acts of

For the worst offenders,

2:43

En kötü suçlular için,

efforts were made to better match their punishment to the crimes. Kalıp ifadeler

2:44

cezalarının suçlarına daha iyi uyması için çaba gösterilirdi.

Kalıp ifadeler

match their punishment to the crimes: match A to B yapısı

match A to B yapısında A, tür, düzey veya amaç bakımından B'ye uyacak şekilde seçilir ya da ayarlanır. Burada ceza, suçlarla yarışmak için değil, suçlarla orantılı olacak şekilde tasarlanır. Bu yapı, bir şeyin bir ölçüte veya ihtiyaca uyması gerektiğinde kullanışlıdır: match resources to demand, a plan to a goal veya a response to the seriousness of a problem.

Alıştırma

Cümleyi match A to B yapısıyla tamamlayın: The judge tried to ____ the sentence ____ the seriousness of the offense.

Cevabı göster

match · to

For example, sharp pieces of wood would sometimes be set underneath the victim

2:48

Örneğin, daha fazla işkence getirmek için

to bring yet further torture.

2:52

bazen kurbanın altına keskin tahta parçaları yerleştirilirdi.

On the other hand, for those they wanted to spare the worst, Anlatım akışı

2:53

Öte yandan, en kötüsünden bağışlamak istedikleri kişiler için,

they could deliver a fatal blow during the wheel dropping Kalıp ifadeler

2:56

tekerleğin düşme

or iron hitting process

2:59

veya demirle vurma sürecinde

or right after it was over.

3:00

ya da biter bitmez ölümcül bir darbe indirebilirlerdi.

Anlatım akışı

On the other hand: gerçek bir karşıtlık sunmak

On the other hand, gerçek bir karşıtlığın ikinci tarafını tanıtır. Burada anlatım, bazı kişiler için cezayı daha acı verici hâle getirmekten başkalarının daha çabuk ölmesini sağlamaya geçer. Bu ifade, dinleyiciye aynı konu altındaki iki farklı yaklaşımı karşılaştırmasını söyler. İlk taraf On the one hand ile tanıtılabilir, ancak önceki bağlamdan zaten anlaşılmış da olabilir.

Alıştırma

Karşıtlığın ikinci tarafını doğal biçimde tanıtan bağlacı seçin: The apartment is small. _____ it is close to campus.

  1. For example,
  2. On the other hand,
  3. On the contrary,
Cevabı göster

On the other hand,

Kalıp ifadeler

deliver a fatal blow: ölümcül veya belirleyici bir darbe indirmek

Bu cümlede deliver a fatal blow, birine ölümüne yol açacak biçimde vurmak anlamına gelir. Deliver, blow ile birlikte kullanıldığında bir şeyi taşımak değil, bir darbe “indirmek” veya “vurmak” demektir. Burada ifade gerçek anlamıyla kullanılmıştır. Aynı eşdizim mecaz anlamda da kullanılabilir: a fatal blow, kimse fiziksel olarak darbe almasa bile bir planı, kuruluşu veya umudu yok eden bir olay olabilir. Fatal, zararın kesin veya telafi edilemez olduğunu vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle bir mahkeme kararının bir planın başarı şansını sona erdirdiğini doğal biçimde anlatır?

  1. The court's decision delivered the plan to a fatal blow.
  2. The court's decision delivered a fatal blow to the plan.
  3. The court's decision delivered a fatal blow about the plan.
Cevabı göster

The court's decision delivered a fatal blow to the plan.

Unfortunately, most were not so lucky

3:01

Ne yazık ki, çoğu o kadar şanslı değildi

and the bone breaking was only the beginning

3:04

ve kemik kırma sadece bir başlangıçtı

or step one of two or three.

3:06

veya iki ya da üç adımın ilk adımıydı.

Following step one,

3:08

Birinci adımın ardından,

bodies were typically threaded through the spokes of another wheel.

3:09

bedenler genellikle başka bir tekerleğin telleri arasından geçirilirdi.

While this would be difficult to do with a normal person,

3:12

Bunu normal bir insanla yapmak zor olsa da,

it was much easier once their limbs were broken.

3:15

uzuvları kırıldıktan sonra çok daha kolaydı.

The wheel was then attached to a pole and displayed for all to see, Kalıp ifadeler

3:17

Tekerlek daha sonra bir direğe bağlanır ve herkesin görmesi için sergilenirdi,

much like those who had undergone crucifixion.

3:20

tıpkı çarmıha gerilme cezasına çarptırılanlara çok benzer şekilde.

Kalıp ifadeler

for all to see: herkesin görebileceği şekilde açık

Bu cümlede for all to see, tekerleğin ilgili topluluktaki herkesin görebilmesi için halka açık biçimde sergilendiği anlamına gelir. All, halkı bir grup olarak ifade eder; her bireyin onu gerçekten gördüğünü iddia etmez. Yapı for + kişi veya grup + to + fiil şeklindedir. Burada all, see fiilinin anlamca öznesidir ve ifade displayed ile anlatılan amaçlı kamusal görünürlüğü açıklar.

Alıştırma

Hangi cümle insanlardan form üzerinde bir şey yapmalarını istemek yerine formun herkesin görebileceği şekilde bırakıldığını söyler?

  1. The form was placed on the table for all to see.
  2. The form was placed on the table for all to complete.
  3. The form was placed on the table for all to sign.
Cevabı göster

The form was placed on the table for all to see.

At this point, some would be cut apart or strangled,

3:23

Bu noktada, bazıları parçalara ayrılır veya boğulurdu,

which would finally, though painfully, end their suffering.

3:26

bu da nihayetinde, acı verici olsa da, acılarına son verirdi.

Others would be placed above a blazing fire

3:29

Diğerleri alev alev yanan bir ateşin üzerine yerleştirilir

or alternatively thrown directly in one.

3:31

veya alternatif olarak doğrudan içine atılırdı.

It was even possible for the individual to be hung while on the wheel,

3:34

Kişinin tekerlek üzerindeyken asılması bile mümkündü,

though this option was generally reserved for those Kalıp ifadeler

3:37

gerçi bu seçenek genellikle

who had been found guilty of either the very worst crimes Kalıp ifadeler

3:39

en kötü suçlardan veya birden fazla ciddi suçtan

or multiple serious offenses.

3:42

suçlu bulunanlar için ayrılmıştı.

Kalıp ifadeler

be reserved for: belirli bir kişi, grup veya amaçla sınırlı

Bu cümlede was generally reserved for, söz konusu cezalandırma yönteminin normalde yalnızca belirli bir suçlu grubu için ayrıldığı anlamına gelir. for, bu seçeneğin uygulanabileceği kişileri veya durumları belirtir; rezervasyonu kimin yaptığını anlatmaz. Aktarılabilir kalıp be reserved for + kişi, grup, amaç veya durum şeklindedir. Tahsisin ya da uygunluğun kısıtlı olduğunu belirtir ve kurallarda, hizmetlerde ve kurumsal açıklamalarda sık görülür.

Alıştırma

Cümleyi “yalnızca ... için ayrılmış” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Access to the archive is ____ senior researchers.

Cevabı göster

reserved for

Kalıp ifadeler

be found guilty of: resmî bir hukuki suçluluk hükmü

Bu cümlede had been found guilty of, bir mahkemenin veya jürinin söz konusu kişilerin of sonrasında belirtilen suçları işlediğine resmen karar verdiği anlamına gelir. found, find fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve burada sıradan “keşfetmek” anlamında değil, hukuki olarak “hüküm yoluyla belirlemek” anlamında kullanılır. Aktarılabilir kalıp find someone guilty of + suç şeklindedir ve çoğunlukla edilgen be found guilty of biçiminde kullanılır. Yalnızca bir suçlama ya da kişisel görüşü değil, hukuki bir kararın sonucunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “işlediğine resmen hükmedilmiş” anlamındaki üç sözcüklü İngilizce hukuk ifadesiyle tamamlayın: After the trial, the defendant was ____ fraud.

Cevabı göster

found guilty of

The executioners in charge had no mercy,

3:44

Görevli cellatların hiç acıması yoktu,

even upon the souls of those they had killed.

3:46

öldürdükleri kişilerin ruhlarına bile.

Bodies were simply left where they had been thrown or hung up

3:49

Cesetler fırlatıldıkları veya asıldıkları yerde öylece bırakılır

to be eaten away by the beaks, teeth, and claws of wild animals.

3:52

vahşi hayvanların gagaları, dişleri ve pençeleri tarafından yenip bitirilirdi.

Many believed that this would prevent the souls from ever finding eternal peace. Dilbilgisi

3:55

Birçoğu bunun ruhların sonsuz huzuru bulmasını sonsuza dek engelleyeceğine inanırdı.

Dilbilgisi

prevent ... from ever finding: prevent + nesne + from + -ing

Prevent + nesne + from + -ing, nesnenin bir eylemi yapmasını veya yaşamasını engellemek anlamına gelir. Bu cümlede the souls isim öbeği, prevent ile from arasındaki nesnedir. From bir edat olduğu için ardından -ing biçimindeki finding gelir. Ever, zaman aralığını mümkün olan herhangi bir ana genişletir. Prevent ile birlikte sonucu özellikle kesin hâle getirir: ruhlar sonsuz huzuru hiçbir zaman bulamayacaktır.

Alıştırma

Hangi cümle prevent + nesne + from + -ing yapısını doğru kullanıyor?

  1. The fence prevented from the children entering the construction site.
  2. The fence prevented the children to enter the construction site.
  3. The fence prevented the children from entering the construction site.
Cevabı göster

The fence prevented the children from entering the construction site.

It would also serve as a gruesome warning to others. Kalıp ifadeler

3:59

Aynı zamanda diğerleri için korkunç bir uyarı işlevi görürdü.

Kalıp ifadeler

serve as a gruesome warning: işlev ve güçlü ton

Serve as + isim öbeği, bir şey işlevi görmek veya o etkiyi yaratmak anlamına gelir. Burada olayın bir uyarıya dönüşmesi amaçlanmaktadır; serve yemek sunmak veya hizmet vermek anlamında değildir. A warning to others, olanları gören kişilerin aynı davranıştan kaçınmasını amaçlayan bir mesajdır. Gruesome, uyarının yalnızca ciddi değil, dehşet verici ve sarsıcı olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “işlevi gördü” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The damaged bridge ____ a warning to inspect the others.

Cevabı göster

served as

But there was one little hope for those sentenced to death by the Catherine Wheel,

4:02

Ancak Catherine Tekerleği ile ölüm cezasına çarptırılanlar için küçük bir umut vardı,

and that was if they somehow became disengaged

4:06

o da bir şekilde kurtulurlarsa

or if the wheel in some way failed to do its job.

4:09

veya tekerlek bir şekilde işini yapamazsa.

In these circumstances, it was seen as divine intervention, Kültür

4:11

Bu koşullarda, ilahi bir müdahale olarak görülür

and the convict's life would ultimately be spared.

4:14

ve mahkumun hayatı sonunda bağışlanırdı.

Kültür

divine intervention: ilahi müdahale

Divine intervention, bir tanrının veya ilahi gücün doğrudan harekete geçerek normalde gerçekleşecek sonucu değiştirmesi demektir. Burada o dönemin insanları, mahkûmun beklenmedik biçimde ölümden kurtulmasını böyle bir müdahale olarak yorumlamıştır. İfade onların inancını aktarır; ilahi bir gücün gerçekten müdahale ettiğini olgu olarak ileri sürmez.

Alıştırma

Cümlede the event was seen as divine intervention denmesi ne anlama gelir?

  1. Yetkililer olayı dinî bir törenin parçası olarak planlamıştı.
  2. Anlatıcı, bir tanrının olay yerinde fiziksel olarak göründüğünü kanıtlıyor.
  3. İnsanlar ilahi bir gücün beklenen sonucu değiştirdiğine inanıyordu.
Cevabı göster

İnsanlar ilahi bir gücün beklenen sonucu değiştirdiğine inanıyordu.

However, this was highly unlikely.

4:17

Ancak, bu oldukça düşük bir ihtimaldi.

It happened so rarely that when it did, Dilbilgisi

4:19

O kadar nadir olurdu ki, olduğunda,

it would become the subject of religious paintings depicting the miracle.

4:22

mucizeyi tasvir eden dini resimlerin konusu olurdu.

Dilbilgisi

so rarely that ... when it did: derece-sonuç ve did ile tekrarın önlenmesi

so + zarf + that kalıbı, aşırı bir dereceyi bunun sonucuna bağlar. Burada so rarely that, olayın o kadar nadir olduğunu ve gerçekleştiğinde resimlere konu hâline geldiğini belirtir. when it did ifadesindeki did, happened fiilinin yerine geçer. İngilizcede tüm fiil öbeğini tekrar etmemek için yardımcı fiil bu şekilde kullanılır: when it did, when it happened anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi rarely kullanarak so ... that derece-sonuç kalıbıyla tamamlayın, ardından failed yerine geçen yardımcı fiili kullanın: The machine failed ____ the engineers were surprised when it ____.

Cevabı göster

so rarely that · did

More often than not, those given the sentence never made it into the works of art. Notlar

4:25

Çoğu zaman, cezayı alanlar sanat eserlerine asla giremezlerdi.

Kalıp ifadeler

More often than not: genellikle ne olduğunu söylemek

More often than not, “çoğu durumda” veya “genellikle” anlamına gelir. Bir sonucun her zaman gerçekleştiğini iddia etmeden onu olağan bir örüntü olarak sunar; normalde kesin olarak ölçülmüş bir yüzdeyi de bildirmez. Cümlenin başında yer alıp virgülle ayrıldığında bütün ifadeyi genel bir eğilim olarak çerçeveler: çoğu durumda, bu cezayı alan kişiler sanat eserlerine konu olmadı.

Alıştırma

“Çoğu durumda” anlamındaki kalıplaşmış sıklık ifadesini tamamlayın: ____, checking the route before you leave saves time.

Cevabı göster

More often than not

Deyimler

made it into the works of art: dâhil olmayı başarmak

Burada made it into, “bir şeyde yer almayı başardı” veya “sonunda bir şeye dâhil edildi” anlamına gelir. make it ifadesi zor, seçici ya da dikkate değer bir sonuca ulaşmayı çağrıştırır; into ise ulaşılan yeri veya ortamı belirtir. Cümle, bu kişilerin veya hikâyelerinin genellikle sanat eserlerine konu olmadığını söylüyor. Birinin onları fiziksel olarak sanat eserine dönüştürdüğü anlamına gelmiyor.

Alıştırma

Cümleyi “dâhil olmayı başardı” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Of the fifty photographs submitted, only eight ____ the exhibition.

Cevabı göster

made it into

Further, their suffering could drag on seemingly endlessly before they died. Öbek fiiller

4:29

Dahası, ölmeden önceki acıları görünüşte sonsuza dek uzayabilirdi.

Öbek fiiller

drag on: istenmeyecek kadar uzun sürmek

Bu cümlede drag on, “uzun süre, özellikle istenenden veya beklenenden daha uzun süre devam etmek” anlamına gelir. Kurbanların acılarının uzadığını ve bir türlü sona ermediğini anlatır. Burada drag sözcüğü gerçek anlamıyla kullanılmaz. on parçacığı devam etme fikrini ekler; öbek fiilin bütünü ise konuşanın bu süreye yönelik olumsuz tutumunu taşır.

Alıştırma

Cümleyi drag on öbek fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Last year, the negotiations ____ for months with no agreement.

Cevabı göster

dragged on

There are stories of a murderer in the 14th century

4:34

14. yüzyılda bir katilin

who held on for three days before he expired. Öbek fiiller

4:37

ölmeden önce üç gün dayandığına dair hikayeler var.

Öbek fiiller

held on: aşırı tehlikeye rağmen hayatta kaldı

Burada held on, “hayatta kalmayı ve dayanmaya devam etmeyi başardı” anlamına gelir. İfade, katilin hemen ölmediğini ve üç gün daha hayatta kaldığını anlatır. Süre bildiren for three days ve ardından gelen before he expired bölümü bu anlamı seçtirir. Hold on yaygın olarak birkaç farklı anlama gelir; bu nedenle çevresindeki sözcükler ve durum çok önemlidir.

Alıştırma

“Despite severe blood loss, the patient held on until surgery,” cümlesinde held on ne anlama gelir?

  1. Hasta hayatta kaldı ve dayanmaya devam etti.
  2. Hasta bir nesneyi fiziksel olarak sıkıca tuttu.
  3. Hasta birinden beklemesini istedi.
Cevabı göster

Hasta hayatta kaldı ve dayanmaya devam etti.

Another time, a man by the name of Bona Dies

4:40

Başka bir seferinde, Bona Dies adında bir adam

lasted for four full days and nights.

4:42

tam dört gün dört gece dayandı.

A more questionable account of a German serial killer in the 1500s

4:44

1500'lerde Alman bir seri katilin daha şüpheli bir kaydı

claimed that he remained alive with the help of alcohol

4:48

alkol yardımıyla hayatta kaldığını iddia ediyordu

for as many as nine days. Dilbilgisi

4:51

tam dokuz gün boyunca.

Dilbilgisi

as many as nine days: şaşırtıcı derecede yüksek bir sayıyı vurgulama

as many as nine days ifadesinde as many as, nine days miktarının önünde gelir ve dokuz sayısını beklenmedik derecede büyük gösterir. Temel süre yine dokuz gündür; ifade, konuşanın vurgusunu ekler. Burada iki eşit miktar karşılaştırılmaz. Aktarılabilir kalıp as many as + sayı + sayılabilen isim şeklindedir ve şaşırtıcı derecede yüksek bir sayıyı öne çıkarmak için kullanılır. Bu söyleyiş, iddiadaki miktarı büyütür; iddianın güvenilirliğini değil.

Alıştırma

800 sayısını beklenmedik derecede yüksek gösteren ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: The local internship program received ____ 800 applications in one week.

Cevabı göster

as many as

But again, more likely than not, this last account is just another legend. Kalıp ifadeler

4:52

Ama yine, büyük ihtimalle, bu son kayıt sadece bir başka efsanedir.

Kalıp ifadeler

more likely than not: temkinli bir olasılık değerlendirmesi

More likely than not, bir iddianın doğru olma ihtimalinin yanlış olma ihtimalinden daha yüksek olduğunu, yani kabaca muhtemelen doğru olduğunu belirtir. Cümlede anlatıcının bu kaydı bir efsane olarak değerlendirdiğini gösterir, ancak bu sonucu kesinmiş gibi sunmaz. Bu ifade, konuşanın belirsizliğe yer bırakırken en olası sonucu belirtmesini sağlar. Bir iddianın doğru olup olmama ihtimaliyle ilgilidir; bir olayın ne sıklıkla gerçekleştiğiyle değil.

Alıştırma

Kayıp bir anahtarın nerede olduğuna ilişkin temkinli bir olasılık değerlendirmesi yapıyorsunuz. Hangi cümle uygundur?

  1. More often than not, the missing key is still in the office.
  2. More likely than not, the missing key is still in the office.
Cevabı göster

More likely than not, the missing key is still in the office.

The Catherine or breaking wheel was quite a horrible device.

4:57

Catherine veya kırma tekerleği oldukça korkunç bir cihazdı.

It was used as a method of public execution in Europe

5:00

Avrupa'da halka açık bir infaz yöntemi olarak kullanıldı

from antiquity to early modern times,

5:03

antik çağlardan erken modern zamanlara kadar,

but very few utilized it until it was outlawed in 1813,

5:06

ancak 1813'te yasaklanana kadar çok azı kullandı,

and its suspected last use was in Prussia as late as 1841. Dilbilgisi

5:09

ve şüpheli son kullanımının en geç 1841'de Prusya'da olduğu düşünülüyor.

Dilbilgisi

as late as 1841: 1841 gibi şaşırtıcı derecede geç bir tarih

As late as + bir zaman ifadesi, bir olayın şaşırtıcı derecede geç bir tarihte gerçekleştiğini veya bir durumun o zamana kadar sürdüğünü anlatır. Burada, uygulama daha önce yasaklanmış olmasına rağmen tahmin edilen son kullanımın 1841'de gerçekleştiği vurgulanıyor. Bu ifade yalnızca olayın zamanını belirtmez; dinleyiciyi 1841'i daha erken olması beklenen bir bitiş noktasıyla karşılaştırmaya yönlendirir. Bir şeyin varlığını sürdürmesi, devam etmesi, son kayıtları veya gecikmiş değişimler anlatılırken sık kullanılır.

Alıştırma

Şaşırtıcı derecede geç bir tarihi vurgulayan üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The custom survived ____ 1950.

Cevabı göster

as late as

We are all too thankful, as our modern-day criminals,

5:13

Modern günümüz suçluları gibi bizler de çok minnettarız ki,

that over time it lost favor with most societies, Kalıp ifadeler

5:16

zamanla çoğu toplumda gözden düşmüştür,

which leads to the question: Anlatım akışı

5:19

bu da şu soruyu akla getiriyor:

Kalıp ifadeler

lost favor with: bir grubun onayını kaybetmek

Lost favor with, birinin veya bir şeyin artık eskisi kadar onay, destek ya da kabul görmemesi demektir. Bu cümlede ceza zamanla çoğu toplum için kabul edilemez hâle gelmiş ve daha az kullanılmış ya da terk edilmiştir. Kalıp lose favor with + kişi veya grup şeklindedir. Özne bir kişi, ürün, politika, fikir veya uygulama olabilir; with ifadesi de tutumu değişen kişi ya da grubu belirtir.

Alıştırma

'… tarafından daha az kabul edilir hâle geldi' anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: After repeated delays, the proposal ____ local residents.

Cevabı göster

lost favor with

Anlatım akışı

Sonraki meseleyi “which leads to the question:” ile açmak

“Which leads to the question:” önceki düşüncenin tamamını, ardından gelen sorunun sorulma nedeni hâline getirir. Buradaki which, yalnızca yakındaki most societies isim öbeğine değil, cezanın zamanla gözden düştüğü yönündeki daha geniş olguya gönderme yapar. Bu ifade, o ana kadarki açıklamayı tamamlayıp tartışılacak temel meseleyi açar. İki nokta, asıl sorunun hemen ardından geleceğini gösterir.

Alıştırma

Örnekte “which leads to the question:” içindeki which esas olarak neye gönderme yapıyor?

  1. Yalnızca “most societies” isim öbeğine
  2. Cezanın zaman içinde gözden düştüğüne ilişkin önceki olgunun tamamına
  3. Ardından gelen soruya
Cevabı göster

Cezanın zaman içinde gözden düştüğüne ilişkin önceki olgunun tamamına

In the case of convicted murderers who have taken the lives of others, Deyimler

5:20

Başkalarının hayatını almış mahkum katiller söz konusu olduğunda,

what punishment is just and what is going way too far? Deyimler

5:23

hangi ceza adildir ve hangisi çok ileri gitmektir?

Deyimler

“taken the lives of others,” ifadesini resmî bir örtmece olarak anlamak

“Murderers who have taken the lives of others” ifadesinde taken, have taken yapısındaki geçmiş zaman ortacıdır. Take the life of someone veya take someone's life kalıbı, kill someone demenin resmî ve dolaylı bir yoludur; çoğul lives, others ile uyumludur. Anlatıcı, hukuki ve ahlaki bir tartışma için ölçülü ve ciddi bir ifade seçer. İfadenin kendisi ölümlere yol açıldığını belirtir; bu kişilerin hükümlü katiller olduğunu ise çevredeki bağlam bildirir.

Alıştırma

Örnekteki “have taken the lives of others” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Başka insanları ciddi şekilde tehdit ettiler ancak ifade kimsenin öldüğünü söylemiyor.
  2. Başka insanların yaşam tarzlarını ellerinden aldılar ama ölümlerine neden olmadılar.
  3. Başka insanların ölümüne neden oldular; bu, resmî ve ölçülü bir dille ifade ediliyor.
Cevabı göster

Başka insanların ölümüne neden oldular; bu, resmî ve ölçülü bir dille ifade ediliyor.

Deyimler

Going way too far: kabul edilebilir bir sınırı fazlasıyla aşmak

Burada going way too far mecazi anlamdadır. Fiziksel olarak bir noktadan daha uzağa gitmek değil, ahlaki veya makul bir sınırı aşmak demektir. Soru, hangi cezaların kabul edilemeyecek kadar aşırı hâle geldiğini soruyor. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp go too far ifadesidir. Too aşırılık bildirir, way ise bunun derecesini güçlendirir. Bu nedenle go way too far, bir şeyin sınırı büyük ölçüde aştığına dair güçlü bir yargı belirtir. is going way too far yapısında go, is sonrasında -ing biçimi olan going olarak kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi go way too far ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: A lifetime ban for one minor mistake ____.

Cevabı göster

goes way too far

Also, be sure to check out our other video called

5:27

Ayrıca, adlı diğer videomuzu da mutlaka izleyin

Most Horrifying Punishments in the History of Mankind.

5:29

İnsanlık Tarihindeki En Korkunç Cezalar.

Thanks for watching, and as always,

5:32

İzlediğiniz için teşekkürler ve her zamanki gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

5:33

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

5:36

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.