Unicorse 🦄 | Tam Bölüm - 3. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Bluey uyuyamayınca Chilli bir uyku hikâyesine başlar, fakat bilerek sinir bozucu davranan Unicorse sürekli araya girer. Bluey ile Chilli ona tepki vermemeyi seçerek öyküyü bitirir; öyküdeki çözüm de başkasını ya da bütün dünyayı değiştirmektense kendi tepkimizi değiştirmenin daha kolay olabileceğini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Once upon a time, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: İngilizce masalların geleneksel açılış kalıbını tanıyın ve kurmaca bir öykünün başladığını hemen belirtmek için kullanın. Bu ifade, uyku öncesindeki aile sohbetinden kraliçe ile köyü anlatan iç öyküye geçişi takip etmeyi de kolaylaştırır. 2. Whiplash. Whiplash. Call my lawyer. — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Hafif bir dokunuşu boyun incinmesi, tazminat talebi ve avukatla ilişkilendiren abartılı şakayı anlayın. Böylece Unicorse’un gerçek bir sağlık acil durumunu bildirmediğini, kaza davalarının dilini taklit ettiğini fark edebilirsiniz. 3. instead of covering the whole kingdom in leather, why not just cover your feet? — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Aşırı kapsamlı bir planı daha basit bir seçenekle karşılaştırmak için instead of …, why not …? kalıbını kullanın. Bu yapı, tek cümlede bir eylemi reddedip onun yerine uygulanabilir bir çözüm önermenizi sağlar.
Bu derste
stay awake all night: bütün gece uyanık kalmak
Burada stay bir bağ fiil gibi çalışır ve awake devam eden durumu anlatan sıfattır. Stay awake, “uyanmak” değil, “uyanık kalmak; uykuya dalmamak” anlamına gelir. All night bu durumun ne kadar sürdüğünü, yani bütün geceyi belirtir. İfadenin tamamı, geceden sabaha kadar uyumamayı doğal biçimde anlatır.
Alıştırma
“Bütün gece uyanık kalmak” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: To watch the campfire safely, we had to ____.
Cevabı göster
stay awake all night
that's the way the world is: dünyanın düzeni böyle
That's the way the world is, “gerçeklik böyledir” anlamına gelir. Buradaki way, bir yol veya belirli bir yöntem değil, şeylerin durumunu ya da düzenini ifade eder. Bu cümle, bir durumu değiştirilmesi zor veya imkânsız genel bir gerçek olarak sunmak için kullanılır. Durumun yalnızca kabul edilmesi gerektiğini söyleyerek daha derin bir neden arayışını da sona erdirebilir.
Alıştırma
Bu cümlede that's the way the world is ifadesine en yakın anlam hangisidir?
- Dünyanın çevresinde belirli bir yol vardır.
- Gerçeklik basitçe böyledir.
- Dünya bir şey yapmak için o yöntemi kullanır.
Cevabı göster
Gerçeklik basitçe böyledir.
Well, I'm going to make it so that's not how the world is. Dilbilgisi
0:45O zaman ben de dünyanın böyle işlememesini sağlayacağım.
make it so + yan cümle: bir sonucu gerçeğe dönüştürmek
make it so + yan cümle yapısında make, “bir şeyin olmasını sağlamak” anlamına gelir; it ise fiziksel bir nesneyi değil, durumun tamamını ifade eder. so sonrasındaki yan cümle, konuşanın oluşturmak istediği sonucu belirtir. Burada that's, that is ifadesinin kısaltmasıdır. Konuşan, dünyanın az önce söz edilen şekilde artık işlememesi için onu değiştirmeyi amaçlıyor. Bu yapı, yeni bir durum oluşturmak amacıyla bir kuralın, düzenlemenin veya koşulun değiştirilmesini anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki hedef ifadeyle tamamlayın: We updated the game to ____ every player gets a turn.
Cevabı göster
make it so
might be tricky: zorlukla ilgili nazik bir uyarı
Might be tricky, “zor veya idare edilmesi güç olabilir” anlamına gelir. Might, zorluğu kesin bir gerçek yerine bir olasılık olarak sunar; tricky ise zeki veya hilekâr bir kişiyi değil, durumu tanımlar. Bu ifade çoğu zaman nazik bir uyarı veya çekince görevi görür. Konuşan doğrudan no ya da impossible demek yerine bazı engeller olabileceğini belirtir.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız “Can we finish the move by noon?” diye soruyor. Siz “That might be tricky.” diye yanıt veriyorsunuz. Büyük olasılıkla ne anlatıyorsunuz?
- Taşınma işinin kesinlikle kolay olacağını düşünüyorsunuz.
- Taşınma işini o saate kadar bitirmek zor olabilir, ancak bunun imkânsız olduğunu söylemiyorsunuz.
- İş arkadaşınızın hilekâr davrandığını düşünüyorsunuz.
Cevabı göster
Taşınma işini o saate kadar bitirmek zor olabilir, ancak bunun imkânsız olduğunu söylemiyorsunuz.
Well, I'll take everyone's bed to the dump. Kalıp ifadeler
0:51O zaman herkesin yatağını çöplüğe götüreceğim.
take ... to the dump: …ı çöplüğe götürmek
Yapı take + nesne + to the dump şeklindedir. Take, nesnenin taşınmasını; to the dump ise varış yerini belirtir. Burada dump, atıkların götürüldüğü bir yeri ifade eden isimdir; dump fiili değildir. Yapının tamamı çoğu zaman nesnenin artık istenmediğini ve atılacağını ima eder. Özellikle sıradan bir çöp kutusuna sığmayacak kadar büyük eşyalar için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi take ... to the dump yapısıyla tamamlayın: The old sofa is too large for the bin, so we'll ____ tomorrow.
Cevabı göster
take it to the dump
Sounds like a big job: büyük bir iş gibi görünüyor
Sounds like ... konuşmada kullanılan It sounds like ... ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Az önce duyulan bilgiye tepki verir ve konuşanın izlenimini ya da değerlendirmesini aktarır; gerçek bir sesi anlatması gerekmez. Burada a big job, önemli bir iş pozisyonunu değil, çok çaba gerektirecek büyük bir görevi ifade eder. Bu yapı bir plana, soruna veya hikâyeye hızlıca karşılık vermek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Birisi “I have to clean every room before lunch.” diyor. Hangi yanıt görevi doğal ve hızlı bir şekilde değerlendirir?
- I already cleaned my room.
- That vacuum makes a loud noise.
- Sounds like a big job.
Cevabı göster
Sounds like a big job.
You'll need a full night's sleep for that. Kalıp ifadeler
1:00Bunun için tam bir gece uykusuna ihtiyacın olacak.
a full night's sleep: tam bir gece uykusu
A full night's sleep, iyice dinlenmeye yetecek kadar eksiksiz bir gece uykusu demektir. Full, uykunun miktarını veya tamlığını anlatır; birden fazla geceyi anlatmaz. Night's içindeki kesme işareti ve s, tekil iyelik biçimini gösterir: bir gecenin uykusu. İsim öbeğinin tamamı need, get veya have gibi fiillerden sonra gelebilir.
Alıştırma
Tam ve yeterli bir gecelik uykuyu anlatan hedef ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: Before the long drive, I need ____.
Cevabı göster
a full night's sleep
read you a story: read + alıcı + metin
Read you a story yapısında read iki nesne alır: you, dinleyen kişi olan alıcıdır; a story ise sesli okunan metindir. Kalıp read + kişi + metin şeklindedir. Bu yapı çoğu zaman read + metin + to + kişi olarak yeniden kurulabilir: I'll read a story to you. Aynı bilgi sırası tell someone a story ve send someone a message gibi ifadelerde de görülür.
Alıştırma
Hangi cümle öğretmenin bizim dinlememiz için bir şiiri sesli okuyacağı anlamına gelir?
- The teacher will read a poem about us.
- The teacher will read us a poem.
- The teacher will ask us to read a poem.
Cevabı göster
The teacher will read us a poem.
can't help it: elinde olmamak
Can't help it, onun daha önce sözü edilen davranışı veya tepkiyi kontrol edemediğini ya da önleyemediğini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. It, bilinen bu davranışa veya duruma gönderme yapar; help burada “yardım etmek” anlamına gelmez. Konuşan kişi bu ifadeyi, onun bunu bilerek yapmadığını açıklamak için kullanır. Genel olarak bir tepki, alışkanlık veya dürtü kişinin kontrolü dışındaymış gibi geldiğinde can't help it kullanılabilir.
Alıştırma
“She bites her nails when she is nervous; she can't help it,” cümlesindeki son ifade ne anlama gelir?
- Başka bir kişiye yardım edemiyor.
- Alışkanlığın ne olduğunu bilmiyor.
- Bu alışkanlığı kontrol edemiyor.
Cevabı göster
Bu alışkanlığı kontrol edemiyor.
I've got an idea: bir fikir sunmak
I've got an idea, aklınıza bir öneri veya plan geldiğini duyurmanın doğal ve konuşma diline uygun bir yoludur. Burada I've got, I have ile aynı anlama gelir; got fiziksel bir nesneyi almak veya elde tutmak anlamında değildir. Bu ifade konuşmayı da düzenler: sırada bir öneri olduğunu belirtir. Fikrin kendisi çoğu zaman yeni bir cümlede veya iki noktadan sonra gelir.
Alıştırma
I've got an idea konuşma kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: I've ____ an idea. Let's make a list first.
Cevabı göster
got
grumpy with someone: birine karşı huysuz olmak
grumpy with me ifadesinde grumpy biraz sinirli veya keyifsiz olmayı anlatır; with me ise bu kötü ruh hâlinin yöneldiği kişiyi belirtir. Soru, “Bana mı kızgınsın?” anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp be grumpy with someone şeklindedir.
Alıştırma
Kötü ruh hâli bir kişiye yöneldiğinde grumpy kelimesinden sonra kullanılan yaygın edatla cümleyi tamamlayın: Ella is grumpy ____ her brother because he woke her up.
Cevabı göster
with
Hikâye başlangıcı olarak Once upon a time
Once upon a time, masal ve geleneksel hikâyeleri başlatmak için kullanılan sabit bir ifadedir. Kesin bir tarih vermek yerine hikâyeyi belirsiz ve uzak bir geçmişe yerleştirir. Daha önemlisi, dinleyicinin beklentisini düzenler: Bir hikâyenin başladığını bildirir ve masalsı bir çerçeve kurar. once kelimesinin tarafsız bir alternatifi değildir.
Alıştırma
Cümleyi klasik masal başlangıcıyla tamamlayın: ____, a little owl found a golden map.
Cevabı göster
Once upon a time
This episode of Bluey, unfortunately, is called Unicorse.
1:33Ne yazık ki Bluey'nin bu bölümünün adı Unicorse.
Budge up: yer açmak için biraz kaymak
“Budge up”, yer açmak için yana kaymak veya birbirine biraz daha yaklaşmak anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Bu cümlede ifadenin tekrarlanması, isteği daha acil veya ısrarlı gösterir. Buradaki “budge”, küçük bir fiziksel hareketi anlatır. Bir tartışmada fikir ya da tutum değiştirmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki gündelik Britanya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: There is space for both of us. Could you ____ a bit?
Cevabı göster
budge up
Watch the horn: güvenlik uyarısı olarak watch
Burada “watch”, “bakmak” değil, “dikkat etmek” veya “kaçınmaya özen göstermek” anlamına gelir. “Watch the horn”, boynuzun birine çarpabileceğini ya da zarar verebileceğini bildiren acil bir uyarıdır. Uyarılarda Watch + isim kalıbı, yakındaki bir tehlikeyi belirten kısa bir emir yapısıdır. Watch your head ve Watch the step buna örnektir.
Alıştırma
Bir boynuz, birinin geçeceği yola doğru uzanıyor. “Watch the horn.” ne anlama gelir?
- Boynuza bir süre bak.
- Boynuza çarpmamaya dikkat et.
- Boynuzun sesini dinle.
Cevabı göster
Boynuza çarpmamaya dikkat et.
It's got ... in it: bir şeyin ne içerdiğini söylemek
It's got a unicorn in it cümlesinde It's got, it has veya it contains anlamına gelir; yani söz konusu şey bir şeye sahiptir ya da bir şeyi içerir. Got burada bir şeyi teslim almak anlamında değildir. It's got + şey + in it kalıbı bir nesnenin, kitabın, filmin veya yiyeceğin içinde ne olduğunu anlatır. Sondaki it, tarif edilen şeye gönderme yapar.
Alıştırma
Cümleyi It's got ... in it kalıbıyla tamamlayın: This activity book is fun because ____ lots of puzzles ____.
Cevabı göster
it's got · in it
I wish I could ...: şu anda yapamadığın bir şeyi dilemek
I wish I could + fiilin yalın hâli, şu anda mevcut olmayan bir yetenek veya fırsatla ilgili isteği ifade eder. Bu cümlede konuşan kişi okuyabilmek istiyor, ancak şu anda okuyamıyor. Could, dilekle şu anki gerçeklik arasındaki mesafeyi gösterir; burada yalnızca geçmiş zamanı belirtmez. Could sözcüğünden sonra fiilin yalın hâli kullanılır: read.
Alıştırma
Mia şu anda piyano çalamıyor. Dileğini tamamlayın: I wish I ____ play the piano.
Cevabı göster
could
Bluey is finding it a little hard to get to sleep, Dilbilgisi
1:54Bluey uykuya dalmakta biraz zorlanıyor,
find it a little hard to get to sleep: uykuya dalmayı biraz zor bulmak
find it + sıfat + to-infinitive kalıbı, bir kişinin bir eylemi belirli bir nitelikte hissettiğini veya değerlendirdiğini anlatır. Burada it biçimsel nesnedir; gerçekten değerlendirilen eylem to get to sleep kısmıdır. a little, hard ifadesini yumuşatır. Bu yüzden Bluey uykuya dalmakta biraz zorlanmaktadır; uyumanın imkânsız olduğunu söylememektedir. Şimdiki zaman yapısı is finding, bunun o andaki deneyimi olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi find it hard to ile tamamlayın: Even with clear instructions, I ____ assemble the shelf.
Cevabı göster
find it hard to
so we're actually trying to calm things down a bit. Öbek fiiller
1:56o yüzden aslında ortamı biraz sakinleştirmeye çalışıyoruz.
calm things down: ortamı sakinleştirmek
Calm things down, bir durumu veya ortamı daha az gergin, gürültülü, heyecanlı ya da karmaşık hâle getirmek demektir. Buradaki things fiziksel nesneleri değil, konuşanların çevresinde yaşananların genelini ifade eder. Bu geçişli kullanımda biri durumun sakinleşmesini sağlar. A bit, amaçlanan değişikliğin tam değil, küçük veya aşamalı olduğunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle partideki genel ortamı sakinleştirmemiz gerektiği anlamına gelir?
- We need to calm down before the party.
- The quiet party calmed me down.
- We need to calm things down at the party.
Cevabı göster
We need to calm things down at the party.
with me around: varlığın sonucu etkilemesi
with me around ifadesinde with durumu belirtir, me ise orada bulunan kişiyi gösterir. Around burada “yakında” veya “ortamda mevcut” demektir; “daireler çizerek hareket etmek” anlamına gelmez. Bu ifade sonucun neden değiştiğini açıklar: konuşan kişi orada olduğu için iş zor olacaktır. Genellenebilir with + kişi + around kalıbı, “o kişi yakındayken veya oradayken” anlamına gelir.
Alıştırma
Cümledeki with me around ne anlama geliyor?
- Ben orada olduğum için
- Etrafımda nesneler varken
- Benimle birlikte daireler çizerek hareket ederken
Cevabı göster
Ben orada olduğum için
So, how about you and your little mate jog on? Öbek fiiller
2:07Sen ve küçük arkadaşın yaylanmaya ne dersiniz?
jog on: gitmeyi söyleyen kaba bir emir
Britanya İngilizcesinde ve Avustralya İngilizcesinin bazı gayriresmî kullanımlarında jog on, “git” veya “ayrıl” demenin küçümseyici bir yoludur. Burada you and your little mate sözlerine yöneltildiği için konuşan kişi iki kişiyi de kovuyor; onlara koşuya çıkmayı önermiyor. How about ...? normalde bir öneri sunar. Ancak burada alaycı bir emri çerçeveler ve jog on ifadesini kibar hâle getirmez; ton sabırsız ve çatışmacı kalır.
Alıştırma
Konuşan kişi How about you and your little mate jog on? diyerek ne yapıyor?
- İki kişiye de kaba biçimde gitmelerini söylüyor
- Onlardan kibarca yavaşlamalarını istiyor
- İki kişiyi de koşuya davet ediyor
Cevabı göster
İki kişiye de kaba biçimde gitmelerini söylüyor
Ain't goin' nowhere, toots. ifadesindeki kaba ve meydan okuyan karakter sesi
İlk bölüm 'I'm not going anywhere.', yani “hiçbir yere gitmiyorum” anlamına gelir. Burada ain't ve nowhere standart dışı bir olumsuzluk uyumu oluşturur: iki biçim birlikte tek bir olumsuz anlam verir. Birbirlerini etkisiz hâle getirip cümleyi olumlu yapmazlar. Goin', going sözcüğünün gündelik yazımıdır. Toots, bir kadına hitap etmek için kullanılan eski moda bir sözdür ve çoğu zaman küçümseyici ya da hakaret edici duyulur. Standart dışı dil bilgisi, gündelik yazım ve bu hitap birlikte reddedişi meydan okuyan, kaba ve komik bir karakter sesi hâline getirir.
Alıştırma
Bu bağlamda Ain't goin' nowhere, toots. ifadesine en uygun açıklama hangisidir?
- Konuşan meydan okuyan ve kaba bir tonda ayrılmayacağını söylüyor.
- Konuşan yakında bir yere gideceğini söylüyor.
- Konuşan nereye gitmesi gerektiğini kibarca soruyor.
Cevabı göster
Konuşan meydan okuyan ve kaba bir tonda ayrılmayacağını söylüyor.
Yeah, that's what I said. ifadesinin savunmacı bir karşılık olarak kullanımı
Kelime anlamıyla that's what I said, birinin sözlerinizi doğru şekilde tekrar ettiğini onaylar. Ancak burada konuşan kişi yanlış adı söyledikten hemen sonra düzeltilmiştir; bu nedenle cümle samimi bir onay değildir. Konuşan kişi Yeah, that's what I said diye cevap vererek düzeltmenin kendisini doğruladığı izlenimini verir. Edimsel etkisi, hatayı kabul etmeyi komik ve savunmacı bir şekilde reddetmektir. Aynı sözlerin samimi bir onay mı yoksa böyle bir karşılık mı olduğunu bağlam ve ton belirler.
Alıştırma
Bir kişi 'Maya, not Mia.' diyor. Diğer kişi 'Yeah, that's what I said.' diye cevap veriyor. En olası etki nedir?
- Adın nasıl telaffuz edildiğini sorar.
- Adı yanlış söylememiş gibi şakayla davranır.
- Yanlış adı kullandığı için içtenlikle özür diler.
Cevabı göster
Adı yanlış söylememiş gibi şakayla davranır.
Please, can Unicorse stay? ile izin isteme
Bu soruda can bir yeteneği sormak için değil, izin istemek için kullanılır. Konuşan kişi, karşısındaki kişinin Unicorse'un kalmasına izin vermesini ister. Please, can + özne + fiilin yalın hâli...? kalıbı, kendiniz veya başka biri için günlük bir izin isteği oluşturur. Please sözcüğünü başa koymak, ricaya daha güçlü bir yalvarma tonu katar.
Alıştırma
Bu günlük izin isteğini can ile tamamlayın: Please, ____ Leo stay for dinner?
Cevabı göster
can
Bluey, he's the most annoying unicorn in the world. Dilbilgisi
2:22Bluey, o dünyanın en sinir bozucu tek boynuzlu atı.
the most annoying unicorn in the world: güçlü vurgu yapan üstünlük yapısı
Baştaki the, most annoying unicorn ile birleşerek the most + sıfat + isim biçiminde bir üstünlük bildiren isim öbeği oluşturur. In the world karşılaştırma alanını belirtir; bu nedenle yapı, sözcük anlamıyla bu tek boynuzlu atı diğerlerinin hepsinden daha sinir bozucu gösterir. Burada ölçülmüş bir dünya sıralaması değil, günlük bir abartı söz konusudur. Konuşanlar bu kalıbı övgü veya şikâyetlerini çok güçlü göstermek için kullanır.
Alıştırma
difficult sözcüğünün üstünlük biçimini tamamlayın: This is the ____ puzzle in the world.
Cevabı göster
most difficult
Guilty. ile tek kelimelik, şakacı bir kabul
Buradaki Guilty., “Evet, beni yakaladın” veya “Söylediğin doğru” anlamına gelen tek kelimelik bir yanıttır. Konuşan kişi önceki takılmayı bir suçlama gibi ele alıp şakayla kabul eder; bu, hukuki bir suç itirafı değildir. Tek başına kullanılan guilty, “I'm guilty” veya “Guilty as charged” ifadelerinin kısa biçimi olabilir. Yalnızca yes demekle kalmaz; kişinin kendisiyle dalga geçtiği bir mizah da katar.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “You always take the last cookie.” diyor. Hangi yanıt şakayla “Evet, beni yakaladın” anlamına gelir?
- I need a lawyer.
- I have no idea what you mean.
- Guilty.
Cevabı göster
Guilty.
But I can turn him into a nice unicorse. Kalıp ifadeler
2:26Ama onu iyi bir unicorse'a dönüştürebilirim.
turn him into a nice unicorse: turn + nesne + into + sonuç
turn him into a nice unicorse ifadesinde him değiştirilen nesnedir, a nice unicorse ise değişimin sonucudur. Yapı turn + nesne + into + sonuç şeklindedir ve birini ya da bir şeyi o sonuca dönüştürmek anlamına gelir. into sonrasında yeni bir şey, biçim, rol veya durum gelebilir. Into önemlidir, çünkü nesnenin neye dönüştüğünü gösterir.
Alıştırma
Dönüşüm yapısını tek kelimeyle tamamlayın: The magician turned the paper ____ a bird.
Cevabı göster
into
But we're reading this book, not yours. Ton ve niyet
2:35Ama senin kitabını değil, bu kitabı okuyoruz.
this book, not yours: net bir sınır koymak
A, not B kalıbı kabul edilen seçeneği belirtir ve diğer seçeneği doğrudan dışarıda bırakır. Burada this book okunan kitabı gösterirken not yours diğer kişinin kitabını eler. Böylece ayrı bir olumsuz cümle kurmadan bir seçim düzeltilebilir veya net bir sınır çizilebilir. Yours, your book ifadesinin yerine geçen bir iyelik zamiridir. Bu nedenle not yours, “senin kitabın değil” demektir; “sen değilsin” anlamına gelmez. But, diğer kişinin önerisi veya beklentisiyle karşıtlık kurup konuşmayı mevcut plana geri getirir.
Alıştırma
Şu anki seçimin bu kitap olduğunu ve diğer kişinin kitabı olmadığını açıkça anlatan cümle hangisidir?
- But we're reading this book, not yours.
- But we're not reading this book or yours.
- But we're reading this book and yours.
Cevabı göster
But we're reading this book, not yours.
live to regret that: gelecekteki pişmanlığa dair dramatik bir uyarı
Live to regret something, bir şeyin sonuçlarını gördükten sonra ileride ondan pişman olmak demektir. Bu cümlede that, az önce yapılan bir eylemi veya alınan bir kararı gösterir. Live to, yaşamanın amacının pişman olmak olduğu anlamına gelmez. You will live to regret that güçlü ve dramatik bir uyarıdır: Konuşan kişi, karşısındakinin eninde sonunda pişman olacağını iddia eder. İfade, kişinin ömrüyle ilgili gerçek bir tahminden çok, bilerek abartılı ve tehditkâr bir söylemdir.
Alıştırma
Dramatik bir hikâyede You will live to regret that ne anlama gelir?
- Daha sonra bundan pişman olacaksın.
- Bunu şimdi kutlamalısın.
- Ne olduğunu unutacaksın.
Cevabı göster
Daha sonra bundan pişman olacaksın.
And in the village, everyone walked around barefoot.
2:43Ve bu köyde herkes çıplak ayakla dolaşırmış.
“And why should I care?”: umursamaz bir retorik soru
Why should I care? bir neden sorusu gibi görünür, ancak burada retorik bir sorudur: konuşan kişi umursaması için hiçbir neden görmediğini söylüyor. Should, konuşanın umursamak için bir yükümlülüğü veya nedeni olduğu düşüncesine karşı çıkar. Baştaki And, bu cevabı hemen önce söylenenlere bağlar ve ona karşılık verme havası katar. Tekrarlanan bir slogan olarak bu ifade, açıklama istemek yerine diğer kişinin kaygısını başından savar.
Alıştırma
Bir karakter, kendisine bir şeyin önemli olduğu söylendikten sonra “And why should I care?” diyor. En olası niyeti nedir?
- Konuyu başından savmak ve umursamadığını göstermek
- Bu konuda yardım teklif etmek
- Kibarca ayrıntılı bir açıklama istemek
Cevabı göster
Konuyu başından savmak ve umursamadığını göstermek
If you block the words, Mum can't read the story. Dilbilgisi
2:54Kelimeleri kapatırsan, annem hikayeyi okuyamaz.
If ..., ... can't ... ile koşul ve sonucunu anlatma
“If you block the words” olası bir koşulu belirtir. “Mum can't read the story” ise sonucu verir. If + geniş zaman, ... can't + fiilin yalın hâli yapısı, koşul gerçekleştiğinde bir sonucun imkânsız hâle geldiğini açıklar. Buradaki if, zaman bildiren when değil, “şu koşulda” anlamındadır. Cümle, kelimelerin önünün kesinlikle kapatılacağını söylemeden bunun sonucuna dikkat çeker.
Alıştırma
Cümleyi If + present simple, ... can't ... yapısıyla tamamlayın: ____ you cover the map, we can't see the route.
Cevabı göster
If
Don't spoil the ending: sonu açıklamamasını istemek
Bu cümlede spoil the ending, biri henüz öğrenmek istemeden hikâyenin sonunda ne olduğunu açıklamak demektir. Sonun kendisi kötüleşmez; bilginin erken verilmesi şaşkınlığı veya alınan keyfi azaltır. Don't + fiilin yalın hâli, doğrudan bir olumsuz emirdir. Burada konuşan kişi karşısındakine sonu açıklamamasını söyler. Spoil bir hikâye, film veya başka bir deneyimle de kullanılabilir; for someone ise bundan etkilenen kişiyi belirtir.
Alıştırma
Sonu çok erken açıklayıp sürprizi bozmak anlamındaki hedef ifadeyi tamamlayın: Maya is still reading, so don't ____ the ending for her.
Cevabı göster
spoil
One day, the queen decided to get off her litter and have a walk around. Kültür
3:31Bir gün, kraliçe tahtırevanından inip yürüyüşe çıkmaya karar vermiş.
İnsanlar tarafından taşınan koltuk anlamındaki litter
Burada a litter, insanlar tarafından taşınan bir koltuk veya sedir biçimindeki eski bir ulaşım aracıdır. Kraliçe yürüyebilmek için ondan iner. Hikâyenin kraliyet ortamı ve get off her litter ifadesi, bunun fiziksel bir araç olduğunu gösterir. Bu tarihî anlam çoğunlukla geçmiş toplumları anlatan hikâye ve metinlerde görülür.
Alıştırma
The queen got off her litter cümlesinde litter ne anlama gelir?
- Aynı anda doğan yavru hayvan grubu.
- İnsanlar tarafından taşınan bir koltuk veya sedir.
- Kamusal bir yerde bırakılmış çöp.
Cevabı göster
İnsanlar tarafından taşınan bir koltuk veya sedir.
Changed my mind: farklı bir karar vermek
“Changed my mind.”, gündelik konuşmada “I changed my mind.” cümlesinin kısaltılmış hâlidir. Konuşanın daha önce bir kararı veya planı olduğunu, ancak şimdi farklı bir seçim yaptığını belirtir. change one's mind ifadesindeki mind, fiziksel beyni değil; bir kararı, görüşü veya niyeti anlatır. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: she changed her mind; they changed their minds.
Alıştırma
Farklı bir karar verdiğinizi belirten kalıbı tamamlayın: I ____; I'll have the soup instead.
Cevabı göster
changed my mind
Up down, up down, up down, up down, up down, up down.
3:41Aşağı yukarı, aşağı yukarı, aşağı yukarı, aşağı yukarı, aşağı yukarı.
So is that: aynı şeyin geçerli olduğunu söylemek
so + be/auxiliary + subject yapısında so, “aynı şey bunun için de geçerli” anlamına gelir ve önceki cümlenin yüklemi tekrarlanmaz. So is that, “O da aynı özelliğe sahip” demektir; burada so, “bu nedenle” anlamına gelmez. Atlanan yüklem be kullandığı ve that tekil olduğu için is kullanılır. Well yanıtı başlatır ve konuşanın bir düzeltme veya karşı görüş eklediğini gösterebilir.
Alıştırma
heavy sözcüğünü tekrarlamamak için so + be + subject yapısını kullanın: The blue bag is heavy, and ____.
Cevabı göster
so is the red one
Shall we continue?: birlikte devam etmek için kibar bir öneri
Shall we + fiilin yalın hâli...? yapısı, konuşan kişiyle dinleyenin bir şeyi birlikte yapmasını önerir. Burada Shall we continue?, herkesi kibarca yeniden başlamaya veya devam etmeye davet eder; önceden belirlenmiş bir plan hakkında tarafsız bir soru değildir. Bu yapı sakin ve biraz resmî duyulabilir. Hikâyede cümleye törensel denebilecek ek bir kibarlık katar.
Alıştırma
Kısa bir aradan sonra sunucu herkesin yeniden başlamasını kibarca önermek istiyor. Bunu en iyi hangi cümle yapar?
- Shall we continue?
- Should we continue?
- Can we continue?
Cevabı göster
Shall we continue?
So, the queen walked a few steps and stood on a prickle. Kelime
3:55Böylece, kraliçe birkaç adım atmış ve bir dikenin üzerine basmış.
stood on a prickle: küçük ve sivri bir dikene basmak
stood on a prickle ifadesinde stood, stand fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kraliçe yürüdükten sonra kullanıldığı için ayağının bir şeyin üzerine geldiğini anlatır; prickle, dikenli bir bitkide bulunan türden küçük ve sivri bir çıkıntıyı belirten sayılabilen bir isimdir. Burada prickle, ayağının altındaki gerçek nesneyi adlandırır; yalnızca batma veya karıncalanma hissini anlatmaz.
Alıştırma
Hikâyede kraliçe "stood on a prickle" yaptığında ne oldu?
- Ayağı küçük ve sivri bir çıkıntının üzerine geldi.
- Dikenli bir bitkinin yanında bekledi.
- Hiçbir şeye dokunmadan karıncalanma hissetti.
Cevabı göster
Ayağı küçük ve sivri bir çıkıntının üzerine geldi.
How would you feel if you stood on a prickle? Dilbilgisi
4:03Sen dikenin üzerine bassan ne hissederdin?
How would you feel if ...?: varsayımsal duyguları sormak
How would you feel if + geçmiş zaman biçimi ...? birinden bir durumu hayal etmesini ve o durumda nasıl hissedeceğini söylemesini ister. Bu cümlede would hayal edilen sonucu belirtir; if sonrasındaki stood ise bunun geçmişte yaşanmış bir olayı anlatmadığını, varsayımsal bir durum olduğunu göstermeye yardımcı olur. Bu soru empati kurmaya da yöneltebilir: Dinleyen kişi cevap vermeden önce kendisini o durumda hayal eder.
Alıştırma
Varsayımsal duyguları soran kalıbı would ile tamamlayın: How ____ you feel if your best friend moved away?
Cevabı göster
would
You wouldn't dance. You'd be crying, like the queen.
4:09Dans falan etmezdin. Kraliçe gibi ağlıyor olurdun.
maybe ... should: öneriyi yumuşatmak
Should + fiilin yalın hâli, iyi bir fikir gibi görünen bir davranış hakkında tavsiye verir. maybe she should wear ifadesinde maybe tavsiyeyi daha az kesin ve daha az güçlü yapar: Konuşan kişi emir vermek yerine olası bir yöntem sunar. Bu yumuşatma, eleştiri hissini tamamen ortadan kaldırmaz. Başka birinin davranışı hakkında konuşurken ton ve bağlam, önerinin yine de iğneleyici duyulmasına yol açabilir.
Alıştırma
Öneriyi maybe ... should ile daha nazik hâle getirin: ____ we ____ ask for directions.
Cevabı göster
Maybe · should
Anyway, the queen discovered that her whole kingdom was covered in prickles. Anlatım akışı
4:16Her neyse, kraliçe tüm krallığının dikenlerle kaplı olduğunu fark etmiş.
Ana konuya dönmek için cümle başındaki Anyway,
Burada cümle başındaki Anyway, bir söylem belirtecidir. Bir araya girmeyi ya da konu dışına çıkmayı bitirir ve konuşanın ana hikâyeye döndüğünü gösterir. Bu konumda konuşmanın akışını düzenler: yan konuyu bırakıp devam etme işlevi görür. Her olası şekilde anlamına gelen sözcüğü sözcüğüne bir kullanım değildir.
Alıştırma
Bir yan konuşmadan sonra cümle başındaki Anyway, genellikle neyin işaretidir?
- Konuşan kişi ana konuya dönüyor.
- Konuşan kişi ilgisiz bir örnek veriyor.
- Konuşan kişi mümkün olan her yöntemi sıralıyor.
Cevabı göster
Konuşan kişi ana konuya dönüyor.
Hikâye tarzında bir ikilem sorusu olarak What was she to do?
What was she to do? zor bir durumda hangi eylemin mümkün veya doğru olduğunu sormanın edebî ya da hikâye tarzındaki bir yoludur. Çoğunlukla onun açıkça iyi bir seçeneği olmadığını ima eder. Burada was ... to do geçmişteki bir programı belirtmez ve onun gerçekte ne yaptığını sormaz. Soru, karakterin ikilemini ortaya koyar ve hikâyeyi ilerletir.
Alıştırma
Bir hikâye karakteri bütün çıkışların kilitli olduğunu fark ediyor ve açık bir çözümü yok. Onun ikilemini hikâye tarzında en iyi hangi soru anlatır?
- What did she do?
- What was she going to do?
- What was she to do?
Cevabı göster
What was she to do?
Just kidding. ile şakayı geri alma
Just kidding, I'm just kidding ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Dinleyiciye önceki sözün bir şaka olduğunu ve ciddiye alınmaması gerektiğini bildirir. Burada korkutucu cevap hemen geri alınır ve ortam yumuşatılır. Bu ifadede just, “az önce” değil, “yalnızca” veya “sadece” anlamındadır. Bu söz, takılmanın ardından tonu düzeltebilir; ancak gerçekten verilen zararı ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, bir arkadaşına önceki korkutucu sözü ciddiye almamasını açıkça belirtir?
- Your keys are gone. Just kidding—they're on the shelf.
- I found your keys a moment ago.
- Your keys are gone because I lost them.
Cevabı göster
Your keys are gone. Just kidding—they're on the shelf.
Mighty kind.: “çok” anlamındaki mighty
Mighty kind. ifadesinde mighty, “çok” veya “son derece” anlamına gelen samimi bir zarftır; dolayısıyla ifade kabaca That's very kind anlamına gelir. Bu eksiltili bir cevaptır: That's ve of you gibi sözler bağlamdan anlaşılır. Bu zarf kullanımı, günümüz İngilizcesinin büyük bölümünde ifadeye eski moda, kırsal veya özellikle karakterize edilmiş bir hava verir. Mighty burada kind sözcüğünü fiziksel olarak güçlü diye nitelemez.
Alıştırma
Mighty kind. ifadesinde hangi açıklama hem anlamı hem de özel tonu korur?
- Fiziksel olarak güçlü ve nazik.
- Yalnızca az önce nazik.
- Eski moda veya kırsal bir havayla, çok nazik.
Cevabı göster
Eski moda veya kırsal bir havayla, çok nazik.
we're good to go: başlamaya hazır olmak
We're good to go, gerekli hazırlıkların veya kontrollerin tamamlandığını; dolayısıyla grubun başlayabileceğini, yola çıkabileceğini ya da devam edebileceğini belirtir. Sıradaki eylemin ne olduğu bağlama göre anlaşılır. Buradaki good, durumun uygun ve hazır olduğunu anlatır; kimsenin karakteri hakkında ahlaki bir değerlendirme değildir.
Alıştırma
Cümleyi sabit ifade good to go ile tamamlayın: The final check is complete, so we're ____.
Cevabı göster
good to go
cover ... in ...: bir şeyi bir malzemeyle kaplamak
Cover A in B, B'yi A'nın yüzeyine yerleştirerek A'nın büyük bölümünü veya tamamını gizlemek ya da kaplamak anlamına gelir. cover the whole kingdom in leather ifadesinde A, the whole kingdom; B ise leather'dır. In edatı, nesnenin üzerinde kalan malzemeyi veya maddeyi belirtir; burada bir yer bildirmez. Aynı kalıp boya, toz, çamur, çikolata, çıkartma ve benzeri kaplama malzemeleriyle de kullanılır.
Alıştırma
Eksik edatı yazarak cover A in B kalıbını tamamlayın: The artist covered the wall ____ blue paint.
Cevabı göster
in
That way, no one will ever stand on the prickles again. Anlatım akışı
4:48Böylece bir daha kimse dikenlerin üzerine basmayacakmış.
That way: bir yöntemi sonucuna bağlamak
That way, hemen önce sözü edilen yöntem veya eyleme gönderme yapar. Cümlenin başında “bu yapılırsa” veya “böyle yaparak” anlamına gelir ve beklenen sonucu açıklar. Burada bilgiyi yöntem → sonuç şeklinde düzenler; fiziksel bir yönü göstermez.
Alıştırma
Hangi cümle That way ifadesini bir eylemi beklenen sonucuna bağlamak için kullanıyor?
- Charge the battery now. That way, the camera will be ready tomorrow.
- By the way, the camera will be ready tomorrow.
- The camera shop is that way, past the bank.
Cevabı göster
Charge the battery now. That way, the camera will be ready tomorrow.
got to work: göreve başlamak
Buradaki got to work ifadesinde got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve get to work “çalışmaya başlamak” veya “göreve başlamak” anlamına gelir. Work burada etkinliği belirtir; ifade onun bir iş yerine vardığını anlatmaz. Bir hikâyede bu ifade genellikle plan, gerekçe veya karardan eyleme geçişi gösterir. Başka bağlamlarda get to work iş yerine ulaşmayı da anlatabilir; bu yüzden çevresindeki cümle önemlidir.
Alıştırma
Hangi cümlede got to work açıkça “görevi yapmaya başladı” anlamında kullanılmıştır?
- After two months of searching, she got work at a cafe.
- The boxes were everywhere, so we got to work.
- We got to the office before nine.
Cevabı göster
The boxes were everywhere, so we got to work.
Oh, can you please chew with your mouth shut? Kalıp ifadeler
5:00Oh, lütfen ağzın kapalı çiğneyebilir misin?
chew with your mouth shut: bir sofra adabı hatırlatması
Chew with your mouth shut, çiğnerken dudaklarını kapalı tutmak anlamına gelir. Belirli bir sofra adabını ifade etmenin yaygın bir yoludur. With your mouth shut ifadesindeki with, eyleme eşlik eden durumu belirtir. with + isim + sıfat veya geçmiş zaman ortacı kalıbı, bir kişinin bir şeyi hangi durumda yaptığını anlatabilir; burada kişi çiğnerken ağzı kapalı durumdadır.
Alıştırma
Öğrendiğiniz ifadeyle bu sofra adabı hatırlatmasını tamamlayın: Please chew ____.
Cevabı göster
with your mouth shut
That's it. I'm out.: sınıra ulaşıp çekilmek
Burada That's it, “artık yeter” veya “bu iş burada biter” anlamına gelir ve konuşanın sabrının tükendiğini gösterir. Yalnızca “hepsi bu” anlamına gelmez. I'm out, konuşanın etkinlikten veya durumdan çekildiğini belirtir; fiziksel olarak dışarıda olduğu anlamına gelmez. Bu iki kısa cümle birlikte önce bir sınır çizer, ardından çekilmeyi bildirir ve genellikle hayal kırıklığı veya öfke taşır.
Alıştırma
Bir çalışma arkadaşınız resmî bir toplantıda yalnızca küçük bir hata yapıyor. "That's it. I'm out." tarafsız ve nazik bir tepki midir?
- Hayır
- Evet
Cevabı göster
Hayır
Şakacı bir vedalaşma olarak “Catch you on the flip side”
“Catch you on the flip side”, “Sonra görüşürüz” demenin samimi ve şakacı bir yoludur. Bu cümlede konuşan kişi Willi’ye veda ediyor. Buradaki “flip side” gerçek bir yeri belirtmez. İfadenin tamamını kendine özgü bir vedalaşma sözü olarak öğrenin; mizahi, teatral veya bilerek eski moda bir tınısı olabilir.
Alıştırma
Bu vedada “Catch you on the flip side” ne anlama gelir?
- Benimle odanın diğer tarafında buluş.
- Sonra görüşürüz.
- Bu nesneyi ters çevir.
Cevabı göster
Sonra görüşürüz.
“tap someone on the shoulder”: dikkat çekmek için omza hafifçe dokunmak
“Tap someone on the shoulder”, genellikle dikkatini çekmek için birinin omzuna kısa ve hafifçe dokunmak demektir. Burada “tapped” yumuşak bir hareketi anlatır; vurmak değildir. Yaygın yapı tap + kişi + on the + vücut bölümü şeklindedir: “tap me on the shoulder”. İngilizcede bu tür hareketlerde genellikle önce kişi, sonra vücut bölümü söylenir.
Alıştırma
Vurgulanan yapıyı doğru edatla tamamlayın: Noah was facing away, so I tapped him ____ the shoulder.
Cevabı göster
on
Whiplash ... Call my lawyer: yaralanmayı abartan bir şaka
Whiplash, boynun aniden öne ve arkaya hareket etmesiyle oluşan ve sık sık trafik kazalarıyla ilişkilendirilen bir yaralanmadır. Call my lawyer sözü ise birini suçlama veya tazminat isteme fikrini ortaya çıkarır. Burada konuşana yalnızca hafifçe dokunulmuştur, ancak o ciddi bir kaza olmuş gibi davranır. Tıbbi terimle avukat çağırma talebinin bir araya gelmesi, abartılı bir yaralanma ve tazminat şakası yaratır; bu gerçek bir teşhis veya ciddi bir dava açma planı değildir.
Alıştırma
Çok hafif bir dokunuştan sonra Whiplash. Call my lawyer. denmesi neden komiktir?
- Konuşan avukattan yeni bir kelimeyi açıklamasını istiyor.
- Küçük bir dokunuş ciddi bir kaza ve hukuki tazminat talebi gibi ele alınıyor.
- Konuşan sakin biçimde doğru bir tıbbi teşhis koyuyor.
Cevabı göster
Küçük bir dokunuş ciddi bir kaza ve hukuki tazminat talebi gibi ele alınıyor.
Good on you for trying, but you can't change Unicorse. Kelime
5:25Denediğin için aferin, ama Unicorse'u değiştiremezsin.
Good on you for trying: gösterilen çabayı övmek
Good on you for trying, “Çaba gösterip denediğin için övgüyü hak ediyorsun” anlamına gelir. Good on you onay belirten kalıplaşmış bir ifadedir; for + -ing ise hangi davranışın övüldüğünü gösterir. Tam cümlede konuşan kişi, but ile bir sınırlama eklemeden önce Bluey'nin denemesini över. Böylece deneme sonucu değiştirmeyecek olsa bile kişinin çabası takdir edilmiş olur.
Alıştırma
Övgüyü Good on you kalıbıyla tamamlayın: You kept practising every day. ____ working so hard.
Cevabı göster
Good on you for
I'm not sure you can change anyone very much. Ton ve niyet
5:31Kimseyi çok fazla değiştirebileceğini sanmıyorum.
I'm not sure ... ile yargıyı yumuşatma
Bu cümlede I'm not sure yalnızca emin olmamayı bildirmez. Bir insanın başka birini büyük ölçüde değiştirmesinin muhtemelen mümkün olmadığı yönündeki yargıyı yumuşatır. I'm not sure + yan cümle kalıbı; karşı çıkma, kuşku veya öğütleri kesin bir olumsuz ifadeden daha dolaylı biçimde sunar. Konuşanın gerçekten emin olup olmadığını ya da nazik davranmaya çalıştığını bağlam ve ton gösterir.
Alıştırma
Planın başarılı olup olmayacağını en nazik biçimde sorgulayan cümle hangisidir?
- I'm not sure this plan will work.
- I don't know what the plan is.
- This plan will not work.
Cevabı göster
I'm not sure this plan will work.
Well, we can stop letting Unicorse annoy us. Dilbilgisi
5:35Şey, Unicorse'un bizi sinir etmesine izin vermeyi bırakabiliriz.
stop letting ... annoy us: etkisini sona erdirmek
Bu yapının iki katmanı vardır. stop + -ing bir eylemi veya tekrarlanan durumu sona erdirmek anlamına gelirken let + nesne + fiilin yalın hâli, birinin ya da bir şeyin bir eylemi yapmasına izin vermek demektir. Birlikte stop letting + nesne + fiilin yalın hâli yapısını oluştururlar. Burada stop letting Unicorse annoy us, Unicorse'un davranışının bizi üzmesine artık izin vermeyecek şekilde tepkimizi değiştirmek anlamına gelir. Unicorse'dan bizi rahatsız etmesini istemek anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için let fiilinin doğru biçimini kullanın: We should stop ____ the noise bother us.
Cevabı göster
letting
Let's give it a go: denemeyi rahat bir dille önermek
Give it a go, try it veya bir kez denemek anlamına gelen kalıplaşmış ve gündelik bir ifadedir. Bu ifadede a go, hareket etmeyi değil bir denemeyi anlatır. Let's, ifadeyi konuşanın başkalarını birlikte denemeye çağırdığı kapsayıcı bir öneriye dönüştürür. Cümlenin tamamı rahat ve cesaretlendirici duyulur.
Alıştırma
Cümleyi go içeren gündelik deyimle tamamlayın: This game looks fun. Let's ____.
Cevabı göster
give it a go
Now, here he comes: yeni bir gelişi haber vermek
Now, sahnedeki bir sonraki anı belirtir ve dinleyenin dikkatini oraya yöneltir. Here he comes, bir erkeğin yaklaşmakta veya görünmekte olduğunu o anda bildiren canlı bir uyarıdır. Here sözcüğünü başa getirerek konuşan kişi, gelişi hemen fark edilmesi gereken bir olay olarak sunar. Bu yapı, here sözcüğünün varış yerini belirttiği ve çoğu zaman tekrarlanan bir eylemi anlattığı He comes here ile aynı değildir.
Alıştırma
Size doğru yürüyen bir erkek görüyorsunuz. Hangi cümle onun şu anda yaklaşmakta olduğunu canlı biçimde haber verir?
- Here comes he.
- Here he comes.
- He comes here every day.
Cevabı göster
Here he comes.
Your majesty, instead of covering the whole kingdom in leather, Dilbilgisi
5:59Majesteleri, tüm krallığı deriyle kaplamak yerine,
instead of ..., why not ...? ile alternatif önerme
Instead of + isim veya -ing biçimi, seçilmeyen planı belirtir. Ardından why not + fiilin yalın hâli alternatif öneriyi sunar. Burada bütün krallığı kaplama fikri reddedilir ve yalnızca kraliçenin ayaklarını kaplamak daha basit bir çözüm olarak sunulur. Bu kalıbı büyük ya da zor bir planı daha uygulanabilir bir planla değiştirmek için kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Alternatif önerme kalıbını tamamlayın: ____ buying another printer, ____ repair the one we have?
Cevabı göster
Instead of · why not
my client: avukatın temsil ettiği kişi
Hukuki bir bağlamda my client, avukatın temsil ettiği veya hukuki danışmanlık verdiği kişiyi ifade eder. Client hukuki ilişkiyi belirtir; burada mağazadaki bir müşteri anlamına gelmez. Resmî bir rol ifadesi olan my client, konuşan kişiyi bir dava hakkında konuşan avukat gibi gösterir. Bu sahnede, kişinin avukat rolü yaptığını da belli eder.
Alıştırma
Hukuki bir bağlamda avukat my client derken kimi kasteder?
- Mağazadan bir şey satın alan müşteri
- Avukatın temsil ettiği kişi
- Davaya bakan hâkim
Cevabı göster
Avukatın temsil ettiği kişi
So, the people could walk anywhere they wanted Dilbilgisi
6:20Böylece insanlar istedikleri yere yürüyebilirmiş
could walk ... ve couldn't hurt ...: paralel iki sonuç
Geçmiş zamanda anlatılan bu hikâyede could walk, çözüm sayesinde ortaya çıkan yeni bir yeteneği ya da olanağı gösterir: insanlar artık istedikleri yere gidebiliyordu. Bu, yalnızca daha önceden sahip oldukları genel bir yeteneği anlatmaz. couldn't hurt buna karşılık gelen olumsuz sonucu verir: dikenler artık onlara zarar veremiyordu. İki kiplik yan cümleyi and ile bağlamak, sonucun iki yönünü birlikte sunar — daha fazla özgürlük ve daha az tehlike.
Alıştırma
İki sonucu could veya couldn't ile tamamlayın: After the gate was fixed, the dog ____ play safely in the yard, and cars ____ reach him.
Cevabı göster
could · couldn't
Let me handle this: bir sorunun çözümünü üstlenmek
Let me + fiilin yalın hâli, konuşanın bir şeyi yapmasına karşıdaki kişinin izin vermesini ister. Let me handle this ifadesinde konuşan, sorunu devralmayı teklif eder ve çoğu zaman kontrolün kendisine bırakılmasını kararlı biçimde ister. Buradaki handle, bir şeyi fiziksel olarak tutmak değil, “yönetmek veya ilgilenmek” anlamına gelir. Bu ifade, konuşanın sorumluluk alacağını göstererek karşıdaki kişiyi rahatlatabilir; aynı zamanda onun geri çekilmesi gerektiğini de belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir ekip arkadaşınıza acil bir sorunu devralmak istediğinizi doğal biçimde söyler?
- Let me hold this box for you.
- Let me handle this; I've dealt with this issue before.
- I can handle difficult calls.
Cevabı göster
Let me handle this; I've dealt with this issue before.
Watch it, mate: doğrudan bir uyarı
Burada watch it, bir şeye bakmak anlamına gelmez. Karşıdaki kişiye davranışına dikkat etmesini veya daha ileri gitmeden durmasını söyleyen doğrudan bir sözlü uyarıdır. Yeah, karşıdakinin söylediğine karşılık verir; ancak cümlenin temel işlevi uyarmaktır. Mate, Britanya İngilizcesinde yaygın olan samimi bir hitap biçimidir. Dostça duyulabilir; fakat watch it gibi bir uyarıdan sonra sert veya meydan okuyucu da gelebilir. Hangi anlamı taşıdığını ilişki ve ses tonu belirler.
Alıştırma
Birisi sizi bilerek sürekli itiyor. Ona sınırı aşmayı bırakmasını doğrudan söyleyen cümle hangisidir?
- Watch it, mate.
- Watch this, mate.
- Watch out, mate.
Cevabı göster
Watch it, mate.
You're going to get it: deyimsel bir tehdit
Burada it herhangi bir nesneye gönderme yapmaz. You're going to get it, dinleyenin birazdan cezalandırılacağı, azar işiteceği, yakalanacağı veya başka bir sorunla karşılaşacağı anlamına gelen samimi bir deyimdir. Be going to, sonucu yakın veya beklenen bir şey olarak gösterir. Kesin sonucun ne olacağı bağlama bağlıdır; bu nedenle cümle bir kovalamaca sırasında şakacı bir tehdit de, gerçek bir çatışmada ciddi bir tehdit de olabilir. Kendiliğinden fiziksel şiddet anlamına gelmez.
Alıştırma
Şakacı bir kovalamacada veya öfkeli bir uyarıda, belirli bir nesne söylenmiyorsa You're going to get it. genellikle ne anlama gelir?
- Bir fikri anlamaya başlıyorsun.
- Belirli bir nesne almak üzere.
- Cezalandırılmak veya başın derde girmek üzere.
Cevabı göster
Cezalandırılmak veya başın derde girmek üzere.
And they all lived happily ever after: bir masal sonu
Cümlenin tamamı, masalları bitirmek için kullanılan geleneksel bir kalıptır. Baştaki And, mutlu sonucu daha önce olan her şeyin nihai sonucu olarak sunar. Ana çatışmanın çözüldüğünü ve artık yeni olaylar anlatılmasına gerek kalmadığını gösterir. ever after içindeki after, 'o andan itibaren' anlamına gelir. Bu nedenle lived happily ever after, karakterlerin o andan sonra da mutlu yaşamaya devam ettiğini anlatır; ever after, 'sonsuza dek arkada' demek değildir.
Alıştırma
Geleneksel masal sonunu tamamlayın: And they all lived ____.
Cevabı göster
happily ever after
leave them to it: müdahaleyi bırakıp devam etmelerine izin vermek
Leave someone to it, yardım etmeyi veya müdahale etmeyi bırakıp kişinin bağlamdan bilinen bir etkinliğe ya da soruna devam etmesine izin vermek demektir. leave them to it ifadesinde them kişileri, it ise onların yaptığı şeyi belirtir; it bir yeri göstermez. Shall we...? cümleyi ortak bir eylem için nazik bir öneriye dönüştürür ve karşıdaki kişinin onayını ister. Burada konuşan kişi, 'bizim' geri çekilip 'onlara' devam etmeleri için alan vermemizi önerir.
Alıştırma
Hangi cümle, insanların zaten çalıştığını ve onları bölmeyi bırakmamız gerektiğini ifade eder?
- Let's leave it to them.
- Let's leave them to it.
- Let's leave with them.
Cevabı göster
Let's leave them to it.