Unicorse 🦄 | Tam Bölüm - 3. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
961 kelime 172 kel/dk

Video özeti: Bluey uyuyamayınca Chilli bir uyku hikâyesine başlar, fakat bilerek sinir bozucu davranan Unicorse sürekli araya girer. Bluey ile Chilli ona tepki vermemeyi seçerek öyküyü bitirir; öyküdeki çözüm de başkasını ya da bütün dünyayı değiştirmektense kendi tepkimizi değiştirmenin daha kolay olabileceğini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Once upon a time, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: İngilizce masalların geleneksel açılış kalıbını tanıyın ve kurmaca bir öykünün başladığını hemen belirtmek için kullanın. Bu ifade, uyku öncesindeki aile sohbetinden kraliçe ile köyü anlatan iç öyküye geçişi takip etmeyi de kolaylaştırır. 2. Whiplash. Whiplash. Call my lawyer. — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Hafif bir dokunuşu boyun incinmesi, tazminat talebi ve avukatla ilişkilendiren abartılı şakayı anlayın. Böylece Unicorse’un gerçek bir sağlık acil durumunu bildirmediğini, kaza davalarının dilini taklit ettiğini fark edebilirsiniz. 3. instead of covering the whole kingdom in leather, why not just cover your feet? — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Aşırı kapsamlı bir planı daha basit bir seçenekle karşılaştırmak için instead of …, why not …? kalıbını kullanın. Bu yapı, tek cümlede bir eylemi reddedip onun yerine uygulanabilir bir çözüm önermenizi sağlar.

Bu derste

Mum. Dad. Bingo.

0:05

Anne. Baba. Bingo.

Bluey.

0:22

Bluey.

Okay.

0:27

Tamam.

She's asleep.

0:27

Uyudu.

What do you want to watch tonight, babe?

0:29

Bu gece ne izlemek istersin bebeğim?

Do you watch TV after we go to sleep?

0:30

Biz uyuduktan sonra TV mi izliyorsunuz?

Bluey.

0:32

Bluey.

Not again.

0:33

Yine mi.

Come on.

0:34

Hadi ama.

Back to bed.

0:35

Yatağa geri dön.

I don't want to go to bed.

0:36

Yatağa gitmek istemiyorum.

Too bad, kid.

0:38

Çok yazık, ufaklık.

But why do we have to sleep?

0:39

Peki ama neden uyumak zorundayız?

Why can't we just stay awake all night? Kalıp ifadeler

0:41

Neden bütün gece uyanık kalamıyoruz?

Kalıp ifadeler

stay awake all night: bütün gece uyanık kalmak

Burada stay bir bağ fiil gibi çalışır ve awake devam eden durumu anlatan sıfattır. Stay awake, “uyanmak” değil, “uyanık kalmak; uykuya dalmamak” anlamına gelir. All night bu durumun ne kadar sürdüğünü, yani bütün geceyi belirtir. İfadenin tamamı, geceden sabaha kadar uyumamayı doğal biçimde anlatır.

Alıştırma

“Bütün gece uyanık kalmak” anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: To watch the campfire safely, we had to ____.

Cevabı göster

stay awake all night

Because that's the way the world is. Deyimler

0:43

Çünkü dünya böyle işliyor.

Deyimler

that's the way the world is: dünyanın düzeni böyle

That's the way the world is, “gerçeklik böyledir” anlamına gelir. Buradaki way, bir yol veya belirli bir yöntem değil, şeylerin durumunu ya da düzenini ifade eder. Bu cümle, bir durumu değiştirilmesi zor veya imkânsız genel bir gerçek olarak sunmak için kullanılır. Durumun yalnızca kabul edilmesi gerektiğini söyleyerek daha derin bir neden arayışını da sona erdirebilir.

Alıştırma

Bu cümlede that's the way the world is ifadesine en yakın anlam hangisidir?

  1. Dünyanın çevresinde belirli bir yol vardır.
  2. Gerçeklik basitçe böyledir.
  3. Dünya bir şey yapmak için o yöntemi kullanır.
Cevabı göster

Gerçeklik basitçe böyledir.

Well, I'm going to make it so that's not how the world is. Dilbilgisi

0:45

O zaman ben de dünyanın böyle işlememesini sağlayacağım.

Dilbilgisi

make it so + yan cümle: bir sonucu gerçeğe dönüştürmek

make it so + yan cümle yapısında make, “bir şeyin olmasını sağlamak” anlamına gelir; it ise fiziksel bir nesneyi değil, durumun tamamını ifade eder. so sonrasındaki yan cümle, konuşanın oluşturmak istediği sonucu belirtir. Burada that's, that is ifadesinin kısaltmasıdır. Konuşan, dünyanın az önce söz edilen şekilde artık işlememesi için onu değiştirmeyi amaçlıyor. Bu yapı, yeni bir durum oluşturmak amacıyla bir kuralın, düzenlemenin veya koşulun değiştirilmesini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki hedef ifadeyle tamamlayın: We updated the game to ____ every player gets a turn.

Cevabı göster

make it so

That might be tricky. Ton ve niyet

0:48

Bu biraz zor olabilir.

Ton ve niyet

might be tricky: zorlukla ilgili nazik bir uyarı

Might be tricky, “zor veya idare edilmesi güç olabilir” anlamına gelir. Might, zorluğu kesin bir gerçek yerine bir olasılık olarak sunar; tricky ise zeki veya hilekâr bir kişiyi değil, durumu tanımlar. Bu ifade çoğu zaman nazik bir uyarı veya çekince görevi görür. Konuşan doğrudan no ya da impossible demek yerine bazı engeller olabileceğini belirtir.

Alıştırma

Bir iş arkadaşınız “Can we finish the move by noon?” diye soruyor. Siz “That might be tricky.” diye yanıt veriyorsunuz. Büyük olasılıkla ne anlatıyorsunuz?

  1. Taşınma işinin kesinlikle kolay olacağını düşünüyorsunuz.
  2. Taşınma işini o saate kadar bitirmek zor olabilir, ancak bunun imkânsız olduğunu söylemiyorsunuz.
  3. İş arkadaşınızın hilekâr davrandığını düşünüyorsunuz.
Cevabı göster

Taşınma işini o saate kadar bitirmek zor olabilir, ancak bunun imkânsız olduğunu söylemiyorsunuz.

People like to sleep.

0:50

İnsanlar uyumayı sever.

Well, I'll take everyone's bed to the dump. Kalıp ifadeler

0:51

O zaman herkesin yatağını çöplüğe götüreceğim.

Kalıp ifadeler

take ... to the dump: …ı çöplüğe götürmek

Yapı take + nesne + to the dump şeklindedir. Take, nesnenin taşınmasını; to the dump ise varış yerini belirtir. Burada dump, atıkların götürüldüğü bir yeri ifade eden isimdir; dump fiili değildir. Yapının tamamı çoğu zaman nesnenin artık istenmediğini ve atılacağını ima eder. Özellikle sıradan bir çöp kutusuna sığmayacak kadar büyük eşyalar için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi take ... to the dump yapısıyla tamamlayın: The old sofa is too large for the bin, so we'll ____ tomorrow.

Cevabı göster

take it to the dump

Yeah, they'll probably just sleep on the couch.

0:54

Evet, muhtemelen kanepede uyurlar.

Well, I'll take the couches to the dump too.

0:55

O zaman kanepeleri de çöplüğe götürürüm.

Uh.

0:58

Ih.

Sounds like a big job. Kalıp ifadeler

0:59

Kulağa büyük bir iş gibi geliyor.

Kalıp ifadeler

Sounds like a big job: büyük bir iş gibi görünüyor

Sounds like ... konuşmada kullanılan It sounds like ... ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Az önce duyulan bilgiye tepki verir ve konuşanın izlenimini ya da değerlendirmesini aktarır; gerçek bir sesi anlatması gerekmez. Burada a big job, önemli bir iş pozisyonunu değil, çok çaba gerektirecek büyük bir görevi ifade eder. Bu yapı bir plana, soruna veya hikâyeye hızlıca karşılık vermek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Birisi “I have to clean every room before lunch.” diyor. Hangi yanıt görevi doğal ve hızlı bir şekilde değerlendirir?

  1. I already cleaned my room.
  2. That vacuum makes a loud noise.
  3. Sounds like a big job.
Cevabı göster

Sounds like a big job.

You'll need a full night's sleep for that. Kalıp ifadeler

1:00

Bunun için tam bir gece uykusuna ihtiyacın olacak.

Kalıp ifadeler

a full night's sleep: tam bir gece uykusu

A full night's sleep, iyice dinlenmeye yetecek kadar eksiksiz bir gece uykusu demektir. Full, uykunun miktarını veya tamlığını anlatır; birden fazla geceyi anlatmaz. Night's içindeki kesme işareti ve s, tekil iyelik biçimini gösterir: bir gecenin uykusu. İsim öbeğinin tamamı need, get veya have gibi fiillerden sonra gelebilir.

Alıştırma

Tam ve yeterli bir gecelik uykuyu anlatan hedef ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: Before the long drive, I need ____.

Cevabı göster

a full night's sleep

Yeah, I will.

1:01

Evet, olacak.

Night.

1:03

İyi geceler.

Hey, wait.

1:04

Hey, bekleyin.

No.

1:04

Hayır.

Uh.

1:05

Ih.

Come on.

1:05

Hadi ama.

I'll read you a story. Dilbilgisi

1:06

Sana bir hikaye okuyacağım.

Dilbilgisi

read you a story: read + alıcı + metin

Read you a story yapısında read iki nesne alır: you, dinleyen kişi olan alıcıdır; a story ise sesli okunan metindir. Kalıp read + kişi + metin şeklindedir. Bu yapı çoğu zaman read + metin + to + kişi olarak yeniden kurulabilir: I'll read a story to you. Aynı bilgi sırası tell someone a story ve send someone a message gibi ifadelerde de görülür.

Alıştırma

Hangi cümle öğretmenin bizim dinlememiz için bir şiiri sesli okuyacağı anlamına gelir?

  1. The teacher will read a poem about us.
  2. The teacher will read us a poem.
  3. The teacher will ask us to read a poem.
Cevabı göster

The teacher will read us a poem.

You know she can't help it. Kalıp ifadeler

1:08

Biliyorsun, elinde değil.

Kalıp ifadeler

can't help it: elinde olmamak

Can't help it, onun daha önce sözü edilen davranışı veya tepkiyi kontrol edemediğini ya da önleyemediğini anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. It, bilinen bu davranışa veya duruma gönderme yapar; help burada “yardım etmek” anlamına gelmez. Konuşan kişi bu ifadeyi, onun bunu bilerek yapmadığını açıklamak için kullanır. Genel olarak bir tepki, alışkanlık veya dürtü kişinin kontrolü dışındaymış gibi geldiğinde can't help it kullanılabilir.

Alıştırma

“She bites her nails when she is nervous; she can't help it,” cümlesindeki son ifade ne anlama gelir?

  1. Başka bir kişiye yardım edemiyor.
  2. Alışkanlığın ne olduğunu bilmiyor.
  3. Bu alışkanlığı kontrol edemiyor.
Cevabı göster

Bu alışkanlığı kontrol edemiyor.

I know.

1:10

Biliyorum.

Can you help me?

1:11

Bana yardım edebilir misin?

Oh, yeah.

1:12

Oh, evet.

I've got an idea. Kalıp ifadeler

1:12

Bir fikrim var.

Kalıp ifadeler

I've got an idea: bir fikir sunmak

I've got an idea, aklınıza bir öneri veya plan geldiğini duyurmanın doğal ve konuşma diline uygun bir yoludur. Burada I've got, I have ile aynı anlama gelir; got fiziksel bir nesneyi almak veya elde tutmak anlamında değildir. Bu ifade konuşmayı da düzenler: sırada bir öneri olduğunu belirtir. Fikrin kendisi çoğu zaman yeni bir cümlede veya iki noktadan sonra gelir.

Alıştırma

I've got an idea konuşma kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: I've ____ an idea. Let's make a list first.

Cevabı göster

got

Wait, is it a bad idea?

1:13

Bekle, bu kötü bir fikir mi?

Mum, are you grumpy with me? Kelime

1:15

Anne, bana kızgın mısın?

Kelime

grumpy with someone: birine karşı huysuz olmak

grumpy with me ifadesinde grumpy biraz sinirli veya keyifsiz olmayı anlatır; with me ise bu kötü ruh hâlinin yöneldiği kişiyi belirtir. Soru, “Bana mı kızgınsın?” anlamına gelir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp be grumpy with someone şeklindedir.

Alıştırma

Kötü ruh hâli bir kişiye yöneldiğinde grumpy kelimesinden sonra kullanılan yaygın edatla cümleyi tamamlayın: Ella is grumpy ____ her brother because he woke her up.

Cevabı göster

with

No, honey.

1:18

Hayır, tatlım.

I'm okay.

1:19

Ben iyiyim.

Come on.

1:20

Hadi gel.

Once upon a time, there was a village. Anlatım akışı

1:21

Bir zamanlar bir köy varmış.

Anlatım akışı

Hikâye başlangıcı olarak Once upon a time

Once upon a time, masal ve geleneksel hikâyeleri başlatmak için kullanılan sabit bir ifadedir. Kesin bir tarih vermek yerine hikâyeyi belirsiz ve uzak bir geçmişe yerleştirir. Daha önemlisi, dinleyicinin beklentisini düzenler: Bir hikâyenin başladığını bildirir ve masalsı bir çerçeve kurar. once kelimesinin tarafsız bir alternatifi değildir.

Alıştırma

Cümleyi klasik masal başlangıcıyla tamamlayın: ____, a little owl found a golden map.

Cevabı göster

Once upon a time

Are you sure you're not grumpy?

1:24

Kızgın olmadığına emin misin?

No, I just want you to go to sleep.

1:25

Hayır, sadece uyumanı istiyorum.

And in the village,

1:28

Ve köyün içinde,

Yay!

1:29

Yaşasın!

Unicorse.

1:30

Unicorse.

Oh, no.

1:31

Olamaz.

Not Unicorse.

1:31

Unicorse değil.

This episode of Bluey, unfortunately, is called Unicorse.

1:33

Ne yazık ki Bluey'nin bu bölümünün adı Unicorse.

Budge up, Budge up. Öbek fiiller

1:37

Yer açın, yer açın.

Öbek fiiller

Budge up: yer açmak için biraz kaymak

“Budge up”, yer açmak için yana kaymak veya birbirine biraz daha yaklaşmak anlamına gelen gündelik bir öbek fiildir. Bu cümlede ifadenin tekrarlanması, isteği daha acil veya ısrarlı gösterir. Buradaki “budge”, küçük bir fiziksel hareketi anlatır. Bir tartışmada fikir ya da tutum değiştirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi bu nottaki gündelik Britanya İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: There is space for both of us. Could you ____ a bit?

Cevabı göster

budge up

Watch the horn. Kelime

1:38

Boynuza dikkat et.

Kelime

Watch the horn: güvenlik uyarısı olarak watch

Burada “watch”, “bakmak” değil, “dikkat etmek” veya “kaçınmaya özen göstermek” anlamına gelir. “Watch the horn”, boynuzun birine çarpabileceğini ya da zarar verebileceğini bildiren acil bir uyarıdır. Uyarılarda Watch + isim kalıbı, yakındaki bir tehlikeyi belirten kısa bir emir yapısıdır. Watch your head ve Watch the step buna örnektir.

Alıştırma

Bir boynuz, birinin geçeceği yola doğru uzanıyor. “Watch the horn.” ne anlama gelir?

  1. Boynuza bir süre bak.
  2. Boynuza çarpmamaya dikkat et.
  3. Boynuzun sesini dinle.
Cevabı göster

Boynuza çarpmamaya dikkat et.

What are we reading?

1:39

Ne okuyoruz?

Well, it's a story.

1:40

Şey, bu bir hikaye.

Yawn!

1:42

Esneme!

Here read this.

1:42

Al, bunu oku.

It's got a unicorn in it. Kalıp ifadeler

1:43

İçinde bir tek boynuzlu at var.

Kalıp ifadeler

It's got ... in it: bir şeyin ne içerdiğini söylemek

It's got a unicorn in it cümlesinde It's got, it has veya it contains anlamına gelir; yani söz konusu şey bir şeye sahiptir ya da bir şeyi içerir. Got burada bir şeyi teslim almak anlamında değildir. It's got + şey + in it kalıbı bir nesnenin, kitabın, filmin veya yiyeceğin içinde ne olduğunu anlatır. Sondaki it, tarif edilen şeye gönderme yapar.

Alıştırma

Cümleyi It's got ... in it kalıbıyla tamamlayın: This activity book is fun because ____ lots of puzzles ____.

Cevabı göster

it's got · in it

I'm not reading that.

1:44

Bunu okumayacağım.

Fine.

1:46

İyi.

I'll read it.

1:46

Ben okurum.

On up on a Tim.

1:47

B-i-r z-a-m-a-n-l-a-r.

Oh, I wish I could read. Dilbilgisi

1:50

Ah, keşke okuma bilseydim.

Dilbilgisi

I wish I could ...: şu anda yapamadığın bir şeyi dilemek

I wish I could + fiilin yalın hâli, şu anda mevcut olmayan bir yetenek veya fırsatla ilgili isteği ifade eder. Bu cümlede konuşan kişi okuyabilmek istiyor, ancak şu anda okuyamıyor. Could, dilekle şu anki gerçeklik arasındaki mesafeyi gösterir; burada yalnızca geçmiş zamanı belirtmez. Could sözcüğünden sonra fiilin yalın hâli kullanılır: read.

Alıştırma

Mia şu anda piyano çalamıyor. Dileğini tamamlayın: I wish I ____ play the piano.

Cevabı göster

could

Unicorse.

1:53

Unicorse.

Bluey is finding it a little hard to get to sleep, Dilbilgisi

1:54

Bluey uykuya dalmakta biraz zorlanıyor,

Dilbilgisi

find it a little hard to get to sleep: uykuya dalmayı biraz zor bulmak

find it + sıfat + to-infinitive kalıbı, bir kişinin bir eylemi belirli bir nitelikte hissettiğini veya değerlendirdiğini anlatır. Burada it biçimsel nesnedir; gerçekten değerlendirilen eylem to get to sleep kısmıdır. a little, hard ifadesini yumuşatır. Bu yüzden Bluey uykuya dalmakta biraz zorlanmaktadır; uyumanın imkânsız olduğunu söylememektedir. Şimdiki zaman yapısı is finding, bunun o andaki deneyimi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi find it hard to ile tamamlayın: Even with clear instructions, I ____ assemble the shelf.

Cevabı göster

find it hard to

so we're actually trying to calm things down a bit. Öbek fiiller

1:56

o yüzden aslında ortamı biraz sakinleştirmeye çalışıyoruz.

Öbek fiiller

calm things down: ortamı sakinleştirmek

Calm things down, bir durumu veya ortamı daha az gergin, gürültülü, heyecanlı ya da karmaşık hâle getirmek demektir. Buradaki things fiziksel nesneleri değil, konuşanların çevresinde yaşananların genelini ifade eder. Bu geçişli kullanımda biri durumun sakinleşmesini sağlar. A bit, amaçlanan değişikliğin tam değil, küçük veya aşamalı olduğunu anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle partideki genel ortamı sakinleştirmemiz gerektiği anlamına gelir?

  1. We need to calm down before the party.
  2. The quiet party calmed me down.
  3. We need to calm things down at the party.
Cevabı göster

We need to calm things down at the party.

Well, it's going to be hard with me around. Kalıp ifadeler

1:59

Eh, ben buradayken bu zor olacak.

Kalıp ifadeler

with me around: varlığın sonucu etkilemesi

with me around ifadesinde with durumu belirtir, me ise orada bulunan kişiyi gösterir. Around burada “yakında” veya “ortamda mevcut” demektir; “daireler çizerek hareket etmek” anlamına gelmez. Bu ifade sonucun neden değiştiğini açıklar: konuşan kişi orada olduğu için iş zor olacaktır. Genellenebilir with + kişi + around kalıbı, “o kişi yakındayken veya oradayken” anlamına gelir.

Alıştırma

Cümledeki with me around ne anlama geliyor?

  1. Ben orada olduğum için
  2. Etrafımda nesneler varken
  3. Benimle birlikte daireler çizerek hareket ederken
Cevabı göster

Ben orada olduğum için

Bingo's asleep.

2:03

Bingo uyudu.

I don't care.

2:05

Umrumda değil.

Well,

2:06

Şey,

I do!

2:07

Ben yaparım!

So, how about you and your little mate jog on? Öbek fiiller

2:07

Sen ve küçük arkadaşın yaylanmaya ne dersiniz?

Öbek fiiller

jog on: gitmeyi söyleyen kaba bir emir

Britanya İngilizcesinde ve Avustralya İngilizcesinin bazı gayriresmî kullanımlarında jog on, “git” veya “ayrıl” demenin küçümseyici bir yoludur. Burada you and your little mate sözlerine yöneltildiği için konuşan kişi iki kişiyi de kovuyor; onlara koşuya çıkmayı önermiyor. How about ...? normalde bir öneri sunar. Ancak burada alaycı bir emri çerçeveler ve jog on ifadesini kibar hâle getirmez; ton sabırsız ve çatışmacı kalır.

Alıştırma

Konuşan kişi How about you and your little mate jog on? diyerek ne yapıyor?

  1. İki kişiye de kaba biçimde gitmelerini söylüyor
  2. Onlardan kibarca yavaşlamalarını istiyor
  3. İki kişiyi de koşuya davet ediyor
Cevabı göster

İki kişiye de kaba biçimde gitmelerini söylüyor

Ain't goin' nowhere, toots. Kelime

2:10

Hiçbir yere gitmiyorum, fıstık.

Kelime

Ain't goin' nowhere, toots. ifadesindeki kaba ve meydan okuyan karakter sesi

İlk bölüm 'I'm not going anywhere.', yani “hiçbir yere gitmiyorum” anlamına gelir. Burada ain't ve nowhere standart dışı bir olumsuzluk uyumu oluşturur: iki biçim birlikte tek bir olumsuz anlam verir. Birbirlerini etkisiz hâle getirip cümleyi olumlu yapmazlar. Goin', going sözcüğünün gündelik yazımıdır. Toots, bir kadına hitap etmek için kullanılan eski moda bir sözdür ve çoğu zaman küçümseyici ya da hakaret edici duyulur. Standart dışı dil bilgisi, gündelik yazım ve bu hitap birlikte reddedişi meydan okuyan, kaba ve komik bir karakter sesi hâline getirir.

Alıştırma

Bu bağlamda Ain't goin' nowhere, toots. ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Konuşan meydan okuyan ve kaba bir tonda ayrılmayacağını söylüyor.
  2. Konuşan yakında bir yere gideceğini söylüyor.
  3. Konuşan nereye gitmesi gerektiğini kibarca soruyor.
Cevabı göster

Konuşan meydan okuyan ve kaba bir tonda ayrılmayacağını söylüyor.

My name is Chilli.

2:13

Benim adım Chilli.

Oh, I'm sorry.

2:14

Oh, özür dilerim.

Silly.

2:16

Silly.

Chilli.

2:16

Chilli.

Billy.

2:17

Billy.

Yeah, that's what I said. Ton ve niyet

2:18

Evet, ben de öyle dedim.

Ton ve niyet

Yeah, that's what I said. ifadesinin savunmacı bir karşılık olarak kullanımı

Kelime anlamıyla that's what I said, birinin sözlerinizi doğru şekilde tekrar ettiğini onaylar. Ancak burada konuşan kişi yanlış adı söyledikten hemen sonra düzeltilmiştir; bu nedenle cümle samimi bir onay değildir. Konuşan kişi Yeah, that's what I said diye cevap vererek düzeltmenin kendisini doğruladığı izlenimini verir. Edimsel etkisi, hatayı kabul etmeyi komik ve savunmacı bir şekilde reddetmektir. Aynı sözlerin samimi bir onay mı yoksa böyle bir karşılık mı olduğunu bağlam ve ton belirler.

Alıştırma

Bir kişi 'Maya, not Mia.' diyor. Diğer kişi 'Yeah, that's what I said.' diye cevap veriyor. En olası etki nedir?

  1. Adın nasıl telaffuz edildiğini sorar.
  2. Adı yanlış söylememiş gibi şakayla davranır.
  3. Yanlış adı kullandığı için içtenlikle özür diler.
Cevabı göster

Adı yanlış söylememiş gibi şakayla davranır.

Out!

2:19

Dışarı!

Oh, Mum.

2:20

Oh, Anne.

Please, can Unicorse stay? Ton ve niyet

2:20

Lütfen, Unicorse kalabilir mi?

Ton ve niyet

Please, can Unicorse stay? ile izin isteme

Bu soruda can bir yeteneği sormak için değil, izin istemek için kullanılır. Konuşan kişi, karşısındaki kişinin Unicorse'un kalmasına izin vermesini ister. Please, can + özne + fiilin yalın hâli...? kalıbı, kendiniz veya başka biri için günlük bir izin isteği oluşturur. Please sözcüğünü başa koymak, ricaya daha güçlü bir yalvarma tonu katar.

Alıştırma

Bu günlük izin isteğini can ile tamamlayın: Please, ____ Leo stay for dinner?

Cevabı göster

can

Bluey, he's the most annoying unicorn in the world. Dilbilgisi

2:22

Bluey, o dünyanın en sinir bozucu tek boynuzlu atı.

Dilbilgisi

the most annoying unicorn in the world: güçlü vurgu yapan üstünlük yapısı

Baştaki the, most annoying unicorn ile birleşerek the most + sıfat + isim biçiminde bir üstünlük bildiren isim öbeği oluşturur. In the world karşılaştırma alanını belirtir; bu nedenle yapı, sözcük anlamıyla bu tek boynuzlu atı diğerlerinin hepsinden daha sinir bozucu gösterir. Burada ölçülmüş bir dünya sıralaması değil, günlük bir abartı söz konusudur. Konuşanlar bu kalıbı övgü veya şikâyetlerini çok güçlü göstermek için kullanır.

Alıştırma

difficult sözcüğünün üstünlük biçimini tamamlayın: This is the ____ puzzle in the world.

Cevabı göster

most difficult

Guilty. Ton ve niyet

2:25

Suçlu.

Ton ve niyet

Guilty. ile tek kelimelik, şakacı bir kabul

Buradaki Guilty., “Evet, beni yakaladın” veya “Söylediğin doğru” anlamına gelen tek kelimelik bir yanıttır. Konuşan kişi önceki takılmayı bir suçlama gibi ele alıp şakayla kabul eder; bu, hukuki bir suç itirafı değildir. Tek başına kullanılan guilty, “I'm guilty” veya “Guilty as charged” ifadelerinin kısa biçimi olabilir. Yalnızca yes demekle kalmaz; kişinin kendisiyle dalga geçtiği bir mizah da katar.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “You always take the last cookie.” diyor. Hangi yanıt şakayla “Evet, beni yakaladın” anlamına gelir?

  1. I need a lawyer.
  2. I have no idea what you mean.
  3. Guilty.
Cevabı göster

Guilty.

But I can turn him into a nice unicorse. Kalıp ifadeler

2:26

Ama onu iyi bir unicorse'a dönüştürebilirim.

Kalıp ifadeler

turn him into a nice unicorse: turn + nesne + into + sonuç

turn him into a nice unicorse ifadesinde him değiştirilen nesnedir, a nice unicorse ise değişimin sonucudur. Yapı turn + nesne + into + sonuç şeklindedir ve birini ya da bir şeyi o sonuca dönüştürmek anlamına gelir. into sonrasında yeni bir şey, biçim, rol veya durum gelebilir. Into önemlidir, çünkü nesnenin neye dönüştüğünü gösterir.

Alıştırma

Dönüşüm yapısını tek kelimeyle tamamlayın: The magician turned the paper ____ a bird.

Cevabı göster

into

I promise I can.

2:28

Söz veriyorum yapabilirim.

Right, Unicorse?

2:29

Değil mi, Unicorse?

Nah.

2:30

Yok.

Don't listen to him.

2:31

Onu dinleme.

Please, can he stay?

2:32

Lütfen, kalabilir mi?

Fine.

2:34

Peki.

But we're reading this book, not yours. Ton ve niyet

2:35

Ama senin kitabını değil, bu kitabı okuyoruz.

Ton ve niyet

this book, not yours: net bir sınır koymak

A, not B kalıbı kabul edilen seçeneği belirtir ve diğer seçeneği doğrudan dışarıda bırakır. Burada this book okunan kitabı gösterirken not yours diğer kişinin kitabını eler. Böylece ayrı bir olumsuz cümle kurmadan bir seçim düzeltilebilir veya net bir sınır çizilebilir. Yours, your book ifadesinin yerine geçen bir iyelik zamiridir. Bu nedenle not yours, “senin kitabın değil” demektir; “sen değilsin” anlamına gelmez. But, diğer kişinin önerisi veya beklentisiyle karşıtlık kurup konuşmayı mevcut plana geri getirir.

Alıştırma

Şu anki seçimin bu kitap olduğunu ve diğer kişinin kitabı olmadığını açıkça anlatan cümle hangisidir?

  1. But we're reading this book, not yours.
  2. But we're not reading this book or yours.
  3. But we're reading this book and yours.
Cevabı göster

But we're reading this book, not yours.

You will live to regret that. Deyimler

2:37

Buna pişman olacaksın.

Deyimler

live to regret that: gelecekteki pişmanlığa dair dramatik bir uyarı

Live to regret something, bir şeyin sonuçlarını gördükten sonra ileride ondan pişman olmak demektir. Bu cümlede that, az önce yapılan bir eylemi veya alınan bir kararı gösterir. Live to, yaşamanın amacının pişman olmak olduğu anlamına gelmez. You will live to regret that güçlü ve dramatik bir uyarıdır: Konuşan kişi, karşısındakinin eninde sonunda pişman olacağını iddia eder. İfade, kişinin ömrüyle ilgili gerçek bir tahminden çok, bilerek abartılı ve tehditkâr bir söylemdir.

Alıştırma

Dramatik bir hikâyede You will live to regret that ne anlama gelir?

  1. Daha sonra bundan pişman olacaksın.
  2. Bunu şimdi kutlamalısın.
  3. Ne olduğunu unutacaksın.
Cevabı göster

Daha sonra bundan pişman olacaksın.

Once upon a time, there was a village.

2:41

Bir zamanlar bir köy varmış.

And in the village, everyone walked around barefoot.

2:43

Ve bu köyde herkes çıplak ayakla dolaşırmış.

Yay!

2:46

Yaşasın!

Unicorse.

2:47

Unicorse.

I can't see the page.

2:48

Sayfayı göremiyorum.

And why should I care? Ton ve niyet

2:51

Ve neden umrumda olsun ki?

Ton ve niyet

“And why should I care?”: umursamaz bir retorik soru

Why should I care? bir neden sorusu gibi görünür, ancak burada retorik bir sorudur: konuşan kişi umursaması için hiçbir neden görmediğini söylüyor. Should, konuşanın umursamak için bir yükümlülüğü veya nedeni olduğu düşüncesine karşı çıkar. Baştaki And, bu cevabı hemen önce söylenenlere bağlar ve ona karşılık verme havası katar. Tekrarlanan bir slogan olarak bu ifade, açıklama istemek yerine diğer kişinin kaygısını başından savar.

Alıştırma

Bir karakter, kendisine bir şeyin önemli olduğu söylendikten sonra “And why should I care?” diyor. En olası niyeti nedir?

  1. Konuyu başından savmak ve umursamadığını göstermek
  2. Bu konuda yardım teklif etmek
  3. Kibarca ayrıntılı bir açıklama istemek
Cevabı göster

Konuyu başından savmak ve umursamadığını göstermek

Uh, I forgot about the catchphrase.

2:52

Ah, meşhur sözünü unutmuşum.

If you block the words, Mum can't read the story. Dilbilgisi

2:54

Kelimeleri kapatırsan, annem hikayeyi okuyamaz.

Dilbilgisi

If ..., ... can't ... ile koşul ve sonucunu anlatma

“If you block the words” olası bir koşulu belirtir. “Mum can't read the story” ise sonucu verir. If + geniş zaman, ... can't + fiilin yalın hâli yapısı, koşul gerçekleştiğinde bir sonucun imkânsız hâle geldiğini açıklar. Buradaki if, zaman bildiren when değil, “şu koşulda” anlamındadır. Cümle, kelimelerin önünün kesinlikle kapatılacağını söylemeden bunun sonucuna dikkat çeker.

Alıştırma

Cümleyi If + present simple, ... can't ... yapısıyla tamamlayın: ____ you cover the map, we can't see the route.

Cevabı göster

If

And why should I care?

2:58

Ve neden umrumda olsun ki?

Because stories are nice.

3:00

Çünkü hikayeler güzeldir.

My story was nice.

3:02

Benim hikayem de güzeldi.

It had a unicorn in it.

3:03

İçinde bir tek boynuzlu at vardı.

This one has zero unicorns.

3:05

Bunda sıfır tek boynuzlu at var.

And the ending's boring.

3:07

Ve sonu çok sıkıcı.

She just makes shoes.

3:09

Sadece ayakkabı yapıyor.

Don't spoil the ending. Kalıp ifadeler

3:10

Sonunu söyleyip berbat etme.

Kalıp ifadeler

Don't spoil the ending: sonu açıklamamasını istemek

Bu cümlede spoil the ending, biri henüz öğrenmek istemeden hikâyenin sonunda ne olduğunu açıklamak demektir. Sonun kendisi kötüleşmez; bilginin erken verilmesi şaşkınlığı veya alınan keyfi azaltır. Don't + fiilin yalın hâli, doğrudan bir olumsuz emirdir. Burada konuşan kişi karşısındakine sonu açıklamamasını söyler. Spoil bir hikâye, film veya başka bir deneyimle de kullanılabilir; for someone ise bundan etkilenen kişiyi belirtir.

Alıştırma

Sonu çok erken açıklayıp sürprizi bozmak anlamındaki hedef ifadeyi tamamlayın: Maya is still reading, so don't ____ the ending for her.

Cevabı göster

spoil

Why not?

3:12

Nedenmiş?

Because Bluey hasn't heard it.

3:13

Çünkü Bluey bunu daha önce duymadı.

And why should I care?

3:16

Ve neden umrumda olsun ki?

Unicorse,

3:17

Unicorse,

I'm trying to make you a nice unicorse.

3:18

Seni iyi bir unicorse yapmaya çalışıyorum.

Okay, okay, okay.

3:20

Tamam, tamam, tamam.

Please continue, Millie.

3:22

Lütfen devam et, Millie.

I won't spoil the ending.

3:23

Sonunu söylemeyeceğim.

Where she makes shoes.

3:26

Hani ayakkabı yaptığı yeri.

Unicorse.

3:27

Unicorse.

One day, the queen decided to get off her litter and have a walk around. Kültür

3:31

Bir gün, kraliçe tahtırevanından inip yürüyüşe çıkmaya karar vermiş.

Kültür

İnsanlar tarafından taşınan koltuk anlamındaki litter

Burada a litter, insanlar tarafından taşınan bir koltuk veya sedir biçimindeki eski bir ulaşım aracıdır. Kraliçe yürüyebilmek için ondan iner. Hikâyenin kraliyet ortamı ve get off her litter ifadesi, bunun fiziksel bir araç olduğunu gösterir. Bu tarihî anlam çoğunlukla geçmiş toplumları anlatan hikâye ve metinlerde görülür.

Alıştırma

The queen got off her litter cümlesinde litter ne anlama gelir?

  1. Aynı anda doğan yavru hayvan grubu.
  2. İnsanlar tarafından taşınan bir koltuk veya sedir.
  3. Kamusal bir yerde bırakılmış çöp.
Cevabı göster

İnsanlar tarafından taşınan bir koltuk veya sedir.

Changed my mind. Kalıp ifadeler

3:35

Fikrimi değiştirdim.

Kalıp ifadeler

Changed my mind: farklı bir karar vermek

“Changed my mind.”, gündelik konuşmada “I changed my mind.” cümlesinin kısaltılmış hâlidir. Konuşanın daha önce bir kararı veya planı olduğunu, ancak şimdi farklı bir seçim yaptığını belirtir. change one's mind ifadesindeki mind, fiziksel beyni değil; bir kararı, görüşü veya niyeti anlatır. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: she changed her mind; they changed their minds.

Alıştırma

Farklı bir karar verdiğinizi belirten kalıbı tamamlayın: I ____; I'll have the soup instead.

Cevabı göster

changed my mind

Hey, wait.

3:37

Hey, bekle.

Changed it again.

3:37

Yine değiştirdim.

Actually, I will.

3:38

Aslında, yapacağım.

No, not today.

3:39

Hayır, bugün değil.

Up down, up down, up down, up down, up down, up down.

3:41

Aşağı yukarı, aşağı yukarı, aşağı yukarı, aşağı yukarı, aşağı yukarı.

Unicorse,

3:43

Unicorse,

that is bad behavior.

3:44

Bu kötü bir davranış.

Meemie me, meemie me, meemie me.

3:45

Mimi mi, mimi mi, mimi mi.

Well, so is that. Dilbilgisi

3:48

Şey, o da öyle.

Dilbilgisi

So is that: aynı şeyin geçerli olduğunu söylemek

so + be/auxiliary + subject yapısında so, “aynı şey bunun için de geçerli” anlamına gelir ve önceki cümlenin yüklemi tekrarlanmaz. So is that, “O da aynı özelliğe sahip” demektir; burada so, “bu nedenle” anlamına gelmez. Atlanan yüklem be kullandığı ve that tekil olduğu için is kullanılır. Well yanıtı başlatır ve konuşanın bir düzeltme veya karşı görüş eklediğini gösterebilir.

Alıştırma

heavy sözcüğünü tekrarlamamak için so + be + subject yapısını kullanın: The blue bag is heavy, and ____.

Cevabı göster

so is the red one

Meep, meep, meep, meep.

3:49

Bip, bip, bip, bip.

Shall we continue? Ton ve niyet

3:51

Devam edelim mi?

Ton ve niyet

Shall we continue?: birlikte devam etmek için kibar bir öneri

Shall we + fiilin yalın hâli...? yapısı, konuşan kişiyle dinleyenin bir şeyi birlikte yapmasını önerir. Burada Shall we continue?, herkesi kibarca yeniden başlamaya veya devam etmeye davet eder; önceden belirlenmiş bir plan hakkında tarafsız bir soru değildir. Bu yapı sakin ve biraz resmî duyulabilir. Hikâyede cümleye törensel denebilecek ek bir kibarlık katar.

Alıştırma

Kısa bir aradan sonra sunucu herkesin yeniden başlamasını kibarca önermek istiyor. Bunu en iyi hangi cümle yapar?

  1. Shall we continue?
  2. Should we continue?
  3. Can we continue?
Cevabı göster

Shall we continue?

Oh, yes.

3:53

Oh, evet.

Meep.

3:54

Bip.

So, the queen walked a few steps and stood on a prickle. Kelime

3:55

Böylece, kraliçe birkaç adım atmış ve bir dikenin üzerine basmış.

Kelime

stood on a prickle: küçük ve sivri bir dikene basmak

stood on a prickle ifadesinde stood, stand fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kraliçe yürüdükten sonra kullanıldığı için ayağının bir şeyin üzerine geldiğini anlatır; prickle, dikenli bir bitkide bulunan türden küçük ve sivri bir çıkıntıyı belirten sayılabilen bir isimdir. Burada prickle, ayağının altındaki gerçek nesneyi adlandırır; yalnızca batma veya karıncalanma hissini anlatmaz.

Alıştırma

Hikâyede kraliçe "stood on a prickle" yaptığında ne oldu?

  1. Ayağı küçük ve sivri bir çıkıntının üzerine geldi.
  2. Dikenli bir bitkinin yanında bekledi.
  3. Hiçbir şeye dokunmadan karıncalanma hissetti.
Cevabı göster

Ayağı küçük ve sivri bir çıkıntının üzerine geldi.

Ow.

3:58

Ah.

Unicorse,

4:01

Unicorse,

that's mean.

4:02

Bu çok kaba.

How would you feel if you stood on a prickle? Dilbilgisi

4:03

Sen dikenin üzerine bassan ne hissederdin?

Dilbilgisi

How would you feel if ...?: varsayımsal duyguları sormak

How would you feel if + geçmiş zaman biçimi ...? birinden bir durumu hayal etmesini ve o durumda nasıl hissedeceğini söylemesini ister. Bu cümlede would hayal edilen sonucu belirtir; if sonrasındaki stood ise bunun geçmişte yaşanmış bir olayı anlatmadığını, varsayımsal bir durum olduğunu göstermeye yardımcı olur. Bu soru empati kurmaya da yöneltebilir: Dinleyen kişi cevap vermeden önce kendisini o durumda hayal eder.

Alıştırma

Varsayımsal duyguları soran kalıbı would ile tamamlayın: How ____ you feel if your best friend moved away?

Cevabı göster

would

I'd feel good.

4:05

İyi hissederdim.

I'd feel so good, I'd dance.

4:06

O kadar iyi hissederdim ki dans ederdim.

You wouldn't dance. You'd be crying, like the queen.

4:09

Dans falan etmezdin. Kraliçe gibi ağlıyor olurdun.

Well, maybe she should wear some shoes. Ton ve niyet

4:12

Eh, o zaman belki ayakkabı giymelidir.

Ton ve niyet

maybe ... should: öneriyi yumuşatmak

Should + fiilin yalın hâli, iyi bir fikir gibi görünen bir davranış hakkında tavsiye verir. maybe she should wear ifadesinde maybe tavsiyeyi daha az kesin ve daha az güçlü yapar: Konuşan kişi emir vermek yerine olası bir yöntem sunar. Bu yumuşatma, eleştiri hissini tamamen ortadan kaldırmaz. Başka birinin davranışı hakkında konuşurken ton ve bağlam, önerinin yine de iğneleyici duyulmasına yol açabilir.

Alıştırma

Öneriyi maybe ... should ile daha nazik hâle getirin: ____ we ____ ask for directions.

Cevabı göster

Maybe · should

Unicorse.

4:15

Unicorse.

Anyway, the queen discovered that her whole kingdom was covered in prickles. Anlatım akışı

4:16

Her neyse, kraliçe tüm krallığının dikenlerle kaplı olduğunu fark etmiş.

Anlatım akışı

Ana konuya dönmek için cümle başındaki Anyway,

Burada cümle başındaki Anyway, bir söylem belirtecidir. Bir araya girmeyi ya da konu dışına çıkmayı bitirir ve konuşanın ana hikâyeye döndüğünü gösterir. Bu konumda konuşmanın akışını düzenler: yan konuyu bırakıp devam etme işlevi görür. Her olası şekilde anlamına gelen sözcüğü sözcüğüne bir kullanım değildir.

Alıştırma

Bir yan konuşmadan sonra cümle başındaki Anyway, genellikle neyin işaretidir?

  1. Konuşan kişi ana konuya dönüyor.
  2. Konuşan kişi ilgisiz bir örnek veriyor.
  3. Konuşan kişi mümkün olan her yöntemi sıralıyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi ana konuya dönüyor.

What was she to do? Dilbilgisi

4:21

Ne yapmalıymış?

Dilbilgisi

Hikâye tarzında bir ikilem sorusu olarak What was she to do?

What was she to do? zor bir durumda hangi eylemin mümkün veya doğru olduğunu sormanın edebî ya da hikâye tarzındaki bir yoludur. Çoğunlukla onun açıkça iyi bir seçeneği olmadığını ima eder. Burada was ... to do geçmişteki bir programı belirtmez ve onun gerçekte ne yaptığını sormaz. Soru, karakterin ikilemini ortaya koyar ve hikâyeyi ilerletir.

Alıştırma

Bir hikâye karakteri bütün çıkışların kilitli olduğunu fark ediyor ve açık bir çözümü yok. Onun ikilemini hikâye tarzında en iyi hangi soru anlatır?

  1. What did she do?
  2. What was she going to do?
  3. What was she to do?
Cevabı göster

What was she to do?

Make shoes.

4:22

Ayakkabı yapmalıymış.

Bluey.

4:25

Bluey.

Oh, I know.

4:26

Oh, biliyorum.

Unicorse,

4:27

Unicorse,

what's your favorite food?

4:28

En sevdiğin yiyecek ne?

Children.

4:31

Çocuklar.

Oh.

4:32

Oh.

Just kidding. Ton ve niyet

4:33

Şaka yapıyorum.

Ton ve niyet

Just kidding. ile şakayı geri alma

Just kidding, I'm just kidding ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Dinleyiciye önceki sözün bir şaka olduğunu ve ciddiye alınmaması gerektiğini bildirir. Burada korkutucu cevap hemen geri alınır ve ortam yumuşatılır. Bu ifadede just, “az önce” değil, “yalnızca” veya “sadece” anlamındadır. Bu söz, takılmanın ardından tonu düzeltebilir; ancak gerçekten verilen zararı ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, bir arkadaşına önceki korkutucu sözü ciddiye almamasını açıkça belirtir?

  1. Your keys are gone. Just kidding—they're on the shelf.
  2. I found your keys a moment ago.
  3. Your keys are gone because I lost them.
Cevabı göster

Your keys are gone. Just kidding—they're on the shelf.

I like chicken bucket.

4:34

Kova tavuk severim.

Oh, great.

4:35

Oh, harika.

Look, here's some chicken bucket.

4:36

Bak, burada biraz kova tavuk var.

Oh, thank you.

4:38

Oh, teşekkür ederim.

Mighty kind. Kelime

4:40

Çok naziksin.

Kelime

Mighty kind.: “çok” anlamındaki mighty

Mighty kind. ifadesinde mighty, “çok” veya “son derece” anlamına gelen samimi bir zarftır; dolayısıyla ifade kabaca That's very kind anlamına gelir. Bu eksiltili bir cevaptır: That's ve of you gibi sözler bağlamdan anlaşılır. Bu zarf kullanımı, günümüz İngilizcesinin büyük bölümünde ifadeye eski moda, kırsal veya özellikle karakterize edilmiş bir hava verir. Mighty burada kind sözcüğünü fiziksel olarak güçlü diye nitelemez.

Alıştırma

Mighty kind. ifadesinde hangi açıklama hem anlamı hem de özel tonu korur?

  1. Fiziksel olarak güçlü ve nazik.
  2. Yalnızca az önce nazik.
  3. Eski moda veya kırsal bir havayla, çok nazik.
Cevabı göster

Eski moda veya kırsal bir havayla, çok nazik.

Okay, we're good to go. Kalıp ifadeler

4:41

Tamam, yola devam edebiliriz.

Kalıp ifadeler

we're good to go: başlamaya hazır olmak

We're good to go, gerekli hazırlıkların veya kontrollerin tamamlandığını; dolayısıyla grubun başlayabileceğini, yola çıkabileceğini ya da devam edebileceğini belirtir. Sıradaki eylemin ne olduğu bağlama göre anlaşılır. Buradaki good, durumun uygun ve hazır olduğunu anlatır; kimsenin karakteri hakkında ahlaki bir değerlendirme değildir.

Alıştırma

Cümleyi sabit ifade good to go ile tamamlayın: The final check is complete, so we're ____.

Cevabı göster

good to go

So, the queen had an idea.

4:43

Böylece, kraliçenin aklına bir fikir gelmiş.

She will cover the whole kingdom in leather. Kalıp ifadeler

4:45

Bütün krallığı deriyle kaplayacak.

Kalıp ifadeler

cover ... in ...: bir şeyi bir malzemeyle kaplamak

Cover A in B, B'yi A'nın yüzeyine yerleştirerek A'nın büyük bölümünü veya tamamını gizlemek ya da kaplamak anlamına gelir. cover the whole kingdom in leather ifadesinde A, the whole kingdom; B ise leather'dır. In edatı, nesnenin üzerinde kalan malzemeyi veya maddeyi belirtir; burada bir yer bildirmez. Aynı kalıp boya, toz, çamur, çikolata, çıkartma ve benzeri kaplama malzemeleriyle de kullanılır.

Alıştırma

Eksik edatı yazarak cover A in B kalıbını tamamlayın: The artist covered the wall ____ blue paint.

Cevabı göster

in

That way, no one will ever stand on the prickles again. Anlatım akışı

4:48

Böylece bir daha kimse dikenlerin üzerine basmayacakmış.

Anlatım akışı

That way: bir yöntemi sonucuna bağlamak

That way, hemen önce sözü edilen yöntem veya eyleme gönderme yapar. Cümlenin başında “bu yapılırsa” veya “böyle yaparak” anlamına gelir ve beklenen sonucu açıklar. Burada bilgiyi yöntem → sonuç şeklinde düzenler; fiziksel bir yönü göstermez.

Alıştırma

Hangi cümle That way ifadesini bir eylemi beklenen sonucuna bağlamak için kullanıyor?

  1. Charge the battery now. That way, the camera will be ready tomorrow.
  2. By the way, the camera will be ready tomorrow.
  3. The camera shop is that way, past the bank.
Cevabı göster

Charge the battery now. That way, the camera will be ready tomorrow.

So, she got to work. Öbek fiiller

4:53

Böylece işe koyulmuş.

Öbek fiiller

got to work: göreve başlamak

Buradaki got to work ifadesinde got, get fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve get to work “çalışmaya başlamak” veya “göreve başlamak” anlamına gelir. Work burada etkinliği belirtir; ifade onun bir iş yerine vardığını anlatmaz. Bir hikâyede bu ifade genellikle plan, gerekçe veya karardan eyleme geçişi gösterir. Başka bağlamlarda get to work iş yerine ulaşmayı da anlatabilir; bu yüzden çevresindeki cümle önemlidir.

Alıştırma

Hangi cümlede got to work açıkça “görevi yapmaya başladı” anlamında kullanılmıştır?

  1. After two months of searching, she got work at a cafe.
  2. The boxes were everywhere, so we got to work.
  3. We got to the office before nine.
Cevabı göster

The boxes were everywhere, so we got to work.

All day and night, the queen worked,

4:55

Gece gündüz, kraliçe çalışmış,

covering her whole kingdom in leather.

4:58

Tüm krallığını deri ile kaplamış.

Oh, can you please chew with your mouth shut? Kalıp ifadeler

5:00

Oh, lütfen ağzın kapalı çiğneyebilir misin?

Kalıp ifadeler

chew with your mouth shut: bir sofra adabı hatırlatması

Chew with your mouth shut, çiğnerken dudaklarını kapalı tutmak anlamına gelir. Belirli bir sofra adabını ifade etmenin yaygın bir yoludur. With your mouth shut ifadesindeki with, eyleme eşlik eden durumu belirtir. with + isim + sıfat veya geçmiş zaman ortacı kalıbı, bir kişinin bir şeyi hangi durumda yaptığını anlatabilir; burada kişi çiğnerken ağzı kapalı durumdadır.

Alıştırma

Öğrendiğiniz ifadeyle bu sofra adabı hatırlatmasını tamamlayın: Please chew ____.

Cevabı göster

with your mouth shut

I can chew with my mouth shut.

5:02

Ağzım kapalı çiğneyebilirim.

Of course, I can.

5:03

Tabii ki yapabilirim.

Thank you.

5:05

Teşekkürler.

The queen just

5:06

Kraliçe sadece

But I'm not going to.

5:06

Ama yapmayacağım.

That's it. Ton ve niyet

5:08

Bu kadar yeter.

I'm out.

5:09

Ben yokum.

Ton ve niyet

That's it. I'm out.: sınıra ulaşıp çekilmek

Burada That's it, “artık yeter” veya “bu iş burada biter” anlamına gelir ve konuşanın sabrının tükendiğini gösterir. Yalnızca “hepsi bu” anlamına gelmez. I'm out, konuşanın etkinlikten veya durumdan çekildiğini belirtir; fiziksel olarak dışarıda olduğu anlamına gelmez. Bu iki kısa cümle birlikte önce bir sınır çizer, ardından çekilmeyi bildirir ve genellikle hayal kırıklığı veya öfke taşır.

Alıştırma

Bir çalışma arkadaşınız resmî bir toplantıda yalnızca küçük bir hata yapıyor. "That's it. I'm out." tarafsız ve nazik bir tepki midir?

  1. Hayır
  2. Evet
Cevabı göster

Hayır

Catch you on the flip side, Willi. Deyimler

5:09

Sonra görüşürüz, Willi.

Deyimler

Şakacı bir vedalaşma olarak “Catch you on the flip side”

“Catch you on the flip side”, “Sonra görüşürüz” demenin samimi ve şakacı bir yoludur. Bu cümlede konuşan kişi Willi’ye veda ediyor. Buradaki “flip side” gerçek bir yeri belirtmez. İfadenin tamamını kendine özgü bir vedalaşma sözü olarak öğrenin; mizahi, teatral veya bilerek eski moda bir tınısı olabilir.

Alıştırma

Bu vedada “Catch you on the flip side” ne anlama gelir?

  1. Benimle odanın diğer tarafında buluş.
  2. Sonra görüşürüz.
  3. Bu nesneyi ters çevir.
Cevabı göster

Sonra görüşürüz.

Wait, no.

5:12

Bekle, hayır.

I'm done, Bluey.

5:12

Ben bittim, Bluey.

I can handle this, Mum.

5:13

Bunu halledebilirim, Anne.

Unicorse.

5:15

Unicorse.

Ow.

5:16

Ah.

My back.

5:16

Sırtım.

My neck.

5:17

Boynum.

My back and my neck.

5:18

Sırtım ve boynum.

I just tapped you on the shoulder. Kalıp ifadeler

5:19

Sadece omzuna dokundum.

Kalıp ifadeler

“tap someone on the shoulder”: dikkat çekmek için omza hafifçe dokunmak

“Tap someone on the shoulder”, genellikle dikkatini çekmek için birinin omzuna kısa ve hafifçe dokunmak demektir. Burada “tapped” yumuşak bir hareketi anlatır; vurmak değildir. Yaygın yapı tap + kişi + on the + vücut bölümü şeklindedir: “tap me on the shoulder”. İngilizcede bu tür hareketlerde genellikle önce kişi, sonra vücut bölümü söylenir.

Alıştırma

Vurgulanan yapıyı doğru edatla tamamlayın: Noah was facing away, so I tapped him ____ the shoulder.

Cevabı göster

on

Whiplash. Kültür

5:21

Boyun incinmesi.

Whiplash.

5:22

Boyun incinmesi.

Call my lawyer.

5:23

Avukatımı ara.

Kültür

Whiplash ... Call my lawyer: yaralanmayı abartan bir şaka

Whiplash, boynun aniden öne ve arkaya hareket etmesiyle oluşan ve sık sık trafik kazalarıyla ilişkilendirilen bir yaralanmadır. Call my lawyer sözü ise birini suçlama veya tazminat isteme fikrini ortaya çıkarır. Burada konuşana yalnızca hafifçe dokunulmuştur, ancak o ciddi bir kaza olmuş gibi davranır. Tıbbi terimle avukat çağırma talebinin bir araya gelmesi, abartılı bir yaralanma ve tazminat şakası yaratır; bu gerçek bir teşhis veya ciddi bir dava açma planı değildir.

Alıştırma

Çok hafif bir dokunuştan sonra Whiplash. Call my lawyer. denmesi neden komiktir?

  1. Konuşan avukattan yeni bir kelimeyi açıklamasını istiyor.
  2. Küçük bir dokunuş ciddi bir kaza ve hukuki tazminat talebi gibi ele alınıyor.
  3. Konuşan sakin biçimde doğru bir tıbbi teşhis koyuyor.
Cevabı göster

Küçük bir dokunuş ciddi bir kaza ve hukuki tazminat talebi gibi ele alınıyor.

Look, Bluey.

5:25

Bak, Bluey.

Good on you for trying, but you can't change Unicorse. Kelime

5:25

Denediğin için aferin, ama Unicorse'u değiştiremezsin.

Kelime

Good on you for trying: gösterilen çabayı övmek

Good on you for trying, “Çaba gösterip denediğin için övgüyü hak ediyorsun” anlamına gelir. Good on you onay belirten kalıplaşmış bir ifadedir; for + -ing ise hangi davranışın övüldüğünü gösterir. Tam cümlede konuşan kişi, but ile bir sınırlama eklemeden önce Bluey'nin denemesini över. Böylece deneme sonucu değiştirmeyecek olsa bile kişinin çabası takdir edilmiş olur.

Alıştırma

Övgüyü Good on you kalıbıyla tamamlayın: You kept practising every day. ____ working so hard.

Cevabı göster

Good on you for

Uh.

5:29

Ih.

I think you're right.

5:29

Sanırım haklısın.

I'm not sure you can change anyone very much. Ton ve niyet

5:31

Kimseyi çok fazla değiştirebileceğini sanmıyorum.

Ton ve niyet

I'm not sure ... ile yargıyı yumuşatma

Bu cümlede I'm not sure yalnızca emin olmamayı bildirmez. Bir insanın başka birini büyük ölçüde değiştirmesinin muhtemelen mümkün olmadığı yönündeki yargıyı yumuşatır. I'm not sure + yan cümle kalıbı; karşı çıkma, kuşku veya öğütleri kesin bir olumsuz ifadeden daha dolaylı biçimde sunar. Konuşanın gerçekten emin olup olmadığını ya da nazik davranmaya çalıştığını bağlam ve ton gösterir.

Alıştırma

Planın başarılı olup olmayacağını en nazik biçimde sorgulayan cümle hangisidir?

  1. I'm not sure this plan will work.
  2. I don't know what the plan is.
  3. This plan will not work.
Cevabı göster

I'm not sure this plan will work.

Well, what can we change?

5:33

Peki, neyi değiştirebiliriz?

Well, we can stop letting Unicorse annoy us. Dilbilgisi

5:35

Şey, Unicorse'un bizi sinir etmesine izin vermeyi bırakabiliriz.

Dilbilgisi

stop letting ... annoy us: etkisini sona erdirmek

Bu yapının iki katmanı vardır. stop + -ing bir eylemi veya tekrarlanan durumu sona erdirmek anlamına gelirken let + nesne + fiilin yalın hâli, birinin ya da bir şeyin bir eylemi yapmasına izin vermek demektir. Birlikte stop letting + nesne + fiilin yalın hâli yapısını oluştururlar. Burada stop letting Unicorse annoy us, Unicorse'un davranışının bizi üzmesine artık izin vermeyecek şekilde tepkimizi değiştirmek anlamına gelir. Unicorse'dan bizi rahatsız etmesini istemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için let fiilinin doğru biçimini kullanın: We should stop ____ the noise bother us.

Cevabı göster

letting

Really?

5:38

Gerçekten mi?

How?

5:38

Nasıl?

Maybe we ignore him?

5:39

Belki onu görmezden geliriz?

He's pretty hard to ignore.

5:40

Onu görmezden gelmek oldukça zor.

Let's give it a go. Kalıp ifadeler

5:43

Bir deneyelim.

Kalıp ifadeler

Let's give it a go: denemeyi rahat bir dille önermek

Give it a go, try it veya bir kez denemek anlamına gelen kalıplaşmış ve gündelik bir ifadedir. Bu ifadede a go, hareket etmeyi değil bir denemeyi anlatır. Let's, ifadeyi konuşanın başkalarını birlikte denemeye çağırdığı kapsayıcı bir öneriye dönüştürür. Cümlenin tamamı rahat ve cesaretlendirici duyulur.

Alıştırma

Cümleyi go içeren gündelik deyimle tamamlayın: This game looks fun. Let's ____.

Cevabı göster

give it a go

The queen just couldn't do any more.

5:45

Kraliçe artık dayanamıyormuş.

She was too tired.

5:47

Çok yorulmuştu.

Now, here he comes. Anlatım akışı

5:49

İşte geliyor.

Anlatım akışı

Now, here he comes: yeni bir gelişi haber vermek

Now, sahnedeki bir sonraki anı belirtir ve dinleyenin dikkatini oraya yöneltir. Here he comes, bir erkeğin yaklaşmakta veya görünmekte olduğunu o anda bildiren canlı bir uyarıdır. Here sözcüğünü başa getirerek konuşan kişi, gelişi hemen fark edilmesi gereken bir olay olarak sunar. Bu yapı, here sözcüğünün varış yerini belirttiği ve çoğu zaman tekrarlanan bir eylemi anlattığı He comes here ile aynı değildir.

Alıştırma

Size doğru yürüyen bir erkek görüyorsunuz. Hangi cümle onun şu anda yaklaşmakta olduğunu canlı biçimde haber verir?

  1. Here comes he.
  2. Here he comes.
  3. He comes here every day.
Cevabı göster

Here he comes.

Remember, just ignore him.

5:50

Unutma, sadece onu görmezden gel.

Are you Willi Heeler?

5:52

Sen Willi Heeler mısın?

I'm Chilli Heeler.

5:54

Ben Chilli Heeler'ım.

Mum.

5:55

Anne.

Oh, yes.

5:56

Oh, evet.

Sorry.

5:56

Özür dilerim.

But then the jester said to the queen,

5:57

Ama sonra soytarı kraliçeye demiş ki,

Your majesty, instead of covering the whole kingdom in leather, Dilbilgisi

5:59

Majesteleri, tüm krallığı deriyle kaplamak yerine,

why not just cover your feet?

6:03

neden sadece ayaklarınızı kaplamıyorsunuz?

Dilbilgisi

instead of ..., why not ...? ile alternatif önerme

Instead of + isim veya -ing biçimi, seçilmeyen planı belirtir. Ardından why not + fiilin yalın hâli alternatif öneriyi sunar. Burada bütün krallığı kaplama fikri reddedilir ve yalnızca kraliçenin ayaklarını kaplamak daha basit bir çözüm olarak sunulur. Bu kalıbı büyük ya da zor bir planı daha uygulanabilir bir planla değiştirmek için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Alternatif önerme kalıbını tamamlayın: ____ buying another printer, ____ repair the one we have?

Cevabı göster

Instead of · why not

Stop that reading.

6:05

Okumayı bırakın.

This is a very serious matter.

6:06

Bu çok ciddi bir mesele.

One of you karate chopped my client. Kültür

6:07

İçinizden biri müvekkilime karate vuruşu yaptı.

Kültür

my client: avukatın temsil ettiği kişi

Hukuki bir bağlamda my client, avukatın temsil ettiği veya hukuki danışmanlık verdiği kişiyi ifade eder. Client hukuki ilişkiyi belirtir; burada mağazadaki bir müşteri anlamına gelmez. Resmî bir rol ifadesi olan my client, konuşan kişiyi bir dava hakkında konuşan avukat gibi gösterir. Bu sahnede, kişinin avukat rolü yaptığını da belli eder.

Alıştırma

Hukuki bir bağlamda avukat my client derken kimi kasteder?

  1. Mağazadan bir şey satın alan müşteri
  2. Avukatın temsil ettiği kişi
  3. Davaya bakan hâkim
Cevabı göster

Avukatın temsil ettiği kişi

Karate chopped?

6:09

Karate vuruşu mu?

Bluey.

6:11

Bluey.

Oh, yeah.

6:11

Oh, evet.

Sorry.

6:12

Özür dilerim.

So, the queen cut two little bits of leather

6:12

Böylece kraliçe iki küçük parça deri kesmiş

and made them into shoes.

6:15

ve onlardan ayakkabı yapmış.

Hey, I'm talking to you.

6:17

Hey, sizinle konuşuyorum.

Yeah, listen to him.

6:19

Evet, onu dinleyin.

So, the people could walk anywhere they wanted Dilbilgisi

6:20

Böylece insanlar istedikleri yere yürüyebilirmiş

and the prickles couldn't hurt them.

6:23

ve dikenler onlara zarar veremezmiş.

Dilbilgisi

could walk ... ve couldn't hurt ...: paralel iki sonuç

Geçmiş zamanda anlatılan bu hikâyede could walk, çözüm sayesinde ortaya çıkan yeni bir yeteneği ya da olanağı gösterir: insanlar artık istedikleri yere gidebiliyordu. Bu, yalnızca daha önceden sahip oldukları genel bir yeteneği anlatmaz. couldn't hurt buna karşılık gelen olumsuz sonucu verir: dikenler artık onlara zarar veremiyordu. İki kiplik yan cümleyi and ile bağlamak, sonucun iki yönünü birlikte sunar — daha fazla özgürlük ve daha az tehlike.

Alıştırma

İki sonucu could veya couldn't ile tamamlayın: After the gate was fixed, the dog ____ play safely in the yard, and cars ____ reach him.

Cevabı göster

could · couldn't

Stop reading.

6:25

Okumayı bırak.

Unicorse,

6:26

Unicorse,

let me handle this. Ton ve niyet

6:27

bırak bunu ben halledeyim.

Ton ve niyet

Let me handle this: bir sorunun çözümünü üstlenmek

Let me + fiilin yalın hâli, konuşanın bir şeyi yapmasına karşıdaki kişinin izin vermesini ister. Let me handle this ifadesinde konuşan, sorunu devralmayı teklif eder ve çoğu zaman kontrolün kendisine bırakılmasını kararlı biçimde ister. Buradaki handle, bir şeyi fiziksel olarak tutmak değil, “yönetmek veya ilgilenmek” anlamına gelir. Bu ifade, konuşanın sorumluluk alacağını göstererek karşıdaki kişiyi rahatlatabilir; aynı zamanda onun geri çekilmesi gerektiğini de belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir ekip arkadaşınıza acil bir sorunu devralmak istediğinizi doğal biçimde söyler?

  1. Let me hold this box for you.
  2. Let me handle this; I've dealt with this issue before.
  3. I can handle difficult calls.
Cevabı göster

Let me handle this; I've dealt with this issue before.

Yeah, watch it, mate. Ton ve niyet

6:28

Evet, dikkat et, dostum.

Ton ve niyet

Watch it, mate: doğrudan bir uyarı

Burada watch it, bir şeye bakmak anlamına gelmez. Karşıdaki kişiye davranışına dikkat etmesini veya daha ileri gitmeden durmasını söyleyen doğrudan bir sözlü uyarıdır. Yeah, karşıdakinin söylediğine karşılık verir; ancak cümlenin temel işlevi uyarmaktır. Mate, Britanya İngilizcesinde yaygın olan samimi bir hitap biçimidir. Dostça duyulabilir; fakat watch it gibi bir uyarıdan sonra sert veya meydan okuyucu da gelebilir. Hangi anlamı taşıdığını ilişki ve ses tonu belirler.

Alıştırma

Birisi sizi bilerek sürekli itiyor. Ona sınırı aşmayı bırakmasını doğrudan söyleyen cümle hangisidir?

  1. Watch it, mate.
  2. Watch this, mate.
  3. Watch out, mate.
Cevabı göster

Watch it, mate.

Or I'll have to get a little pokey.

6:29

Yoksa biraz dürtmem gerekecek.

Okay, as your lawyer, I

6:31

Tamam, avukatın olarak, ben

Here I come!

6:32

Geliyorum!

Hey, you're going to get it. Deyimler

6:34

Hey, gününü göreceksin.

Deyimler

You're going to get it: deyimsel bir tehdit

Burada it herhangi bir nesneye gönderme yapmaz. You're going to get it, dinleyenin birazdan cezalandırılacağı, azar işiteceği, yakalanacağı veya başka bir sorunla karşılaşacağı anlamına gelen samimi bir deyimdir. Be going to, sonucu yakın veya beklenen bir şey olarak gösterir. Kesin sonucun ne olacağı bağlama bağlıdır; bu nedenle cümle bir kovalamaca sırasında şakacı bir tehdit de, gerçek bir çatışmada ciddi bir tehdit de olabilir. Kendiliğinden fiziksel şiddet anlamına gelmez.

Alıştırma

Şakacı bir kovalamacada veya öfkeli bir uyarıda, belirli bir nesne söylenmiyorsa You're going to get it. genellikle ne anlama gelir?

  1. Bir fikri anlamaya başlıyorsun.
  2. Belirli bir nesne almak üzere.
  3. Cezalandırılmak veya başın derde girmek üzere.
Cevabı göster

Cezalandırılmak veya başın derde girmek üzere.

And they all lived happily ever after. Anlatım akışı

6:35

Ve sonsuza dek mutlu yaşamışlar.

Anlatım akışı

And they all lived happily ever after: bir masal sonu

Cümlenin tamamı, masalları bitirmek için kullanılan geleneksel bir kalıptır. Baştaki And, mutlu sonucu daha önce olan her şeyin nihai sonucu olarak sunar. Ana çatışmanın çözüldüğünü ve artık yeni olaylar anlatılmasına gerek kalmadığını gösterir. ever after içindeki after, 'o andan itibaren' anlamına gelir. Bu nedenle lived happily ever after, karakterlerin o andan sonra da mutlu yaşamaya devam ettiğini anlatır; ever after, 'sonsuza dek arkada' demek değildir.

Alıştırma

Geleneksel masal sonunu tamamlayın: And they all lived ____.

Cevabı göster

happily ever after

Shall we leave them to it? Kalıp ifadeler

6:39

Onları yalnız bırakalım mı?

Kalıp ifadeler

leave them to it: müdahaleyi bırakıp devam etmelerine izin vermek

Leave someone to it, yardım etmeyi veya müdahale etmeyi bırakıp kişinin bağlamdan bilinen bir etkinliğe ya da soruna devam etmesine izin vermek demektir. leave them to it ifadesinde them kişileri, it ise onların yaptığı şeyi belirtir; it bir yeri göstermez. Shall we...? cümleyi ortak bir eylem için nazik bir öneriye dönüştürür ve karşıdaki kişinin onayını ister. Burada konuşan kişi, 'bizim' geri çekilip 'onlara' devam etmeleri için alan vermemizi önerir.

Alıştırma

Hangi cümle, insanların zaten çalıştığını ve onları bölmeyi bırakmamız gerektiğini ifade eder?

  1. Let's leave it to them.
  2. Let's leave them to it.
  3. Let's leave with them.
Cevabı göster

Let's leave them to it.

Yeah, I'm tired.

6:41

Evet, çok yoruldum.

You're gonna get it now, mate!

6:43

Şimdi gününü göreceksin, dostum!

Yeah.

6:56

Evet.